Köşe Yazıları

Radyo Günleri

Radyo benim için hayat demektir. Güne radyo ile başlıyorum, gün boyu kulağım radyomda ve uykuya geçmeye çalışırken yine radyom baş ucumda.

İkisi de radyo tutkunu!

Hele bir tanesi var ki 20 senedir resmen hayatıma hükmediyor. Adını söylemeyeceğim. Siz tahmin edin. Bütün programcıları despot. Radyonun başına insanı adeta mıhlıyorlar. Bağımlılık yaratıyor ve tedavisi de bir süre sonra imkânsız hale geliyor. Başlangıçta önlemini almalıydım ama nasıl olduysa oldu, artık kaçmanın- kurtulmanın bir yolu da kalmadı. Artık iflah olmam!

Bendeki bu radyo hastalığı rahmetli dedemden kalma. Çocukluğumuzu bize zehir eden bu tonton ihtiyar “Ajans haberleri” başlayınca oyun oynamamıza izin vermezdi. Kuzenlerimle birlikte dedemin dizinin dibine oturup, o büyülü kutudan seslenen kadınların- erkeklerin henüz ne anlama geldiğini bilmediğimiz laflarına kulak kabartırdık.

Televizyonların henüz olmadığı 1960’ lı yılların sonunda, TRT’nin orta dalgada yayımlanan radyo programları vardı. Sevgili dedemin başlangıçta beni kızdıran ısrarlarıyla radyo tutkusu yavaş yavaş beni de sarıp sarmalamaya başlamıştı. Türküler, fasıllar, ajans haberleri, arkası yarın, radyo tiyatrosu derken…

https://www.youtube.com/watch?v=2j6aW7v-sH0&feature=youtu.be

TRT’nin yayınları bir saatten sonra bitince radyonun ön panelinde gezinerek, uzak diyarlara doğru yolculuğa çıkmanın hazzını da bir gün keşfetmiştim. Dünyanın sadece bizim evden ve köyümden ibaret olmadığını öğrenmek, parazit cızırtıları arasında başka bir evrenden geliyormuşçasına odaya dolan sesleri, müzikleri yakalamaya çalışmak çocuk ruhumda tarifi imkânsız bir keyif duygusu yaratıyordu.

Yıllar geçtikçe bu duygum pekişti. Aklım bir şeylere ermeye başlayıp da başka bir dünyanın mümkün olduğunu söyleyen fikirlerle tanışınca bu kez kulağım her gün belirli saatlerde Avrupa’dan yayımlanan TKP’ nin Sesi radyosunu bekler olmuştu. Bu çok daha zahmetli bir işti. Biraz para biriktirip kısa dalga frekansı daha güçlü bir radyo edinmek en büyük arzumdu. Birgün o da oldu. Radyo kapandığında çok üzülmüştüm. Dün gibi anımsıyorum.

Sonra FM kanalı üzerinden birçok radyo yayımlanmaya başladı ve bir bakıma o büyü de bozuldu. Birbirine benzeyen radyolarla yeknesak günler geçerken yeni bir radyonun yayıma başlayacağı haberi kulaktan kulağa yayılmaya başladı. Radyo yayınlarına başladı. Dinlemeye başladım. Bir süre sonra da müdavimi oldum. Her gün her saat ne diyecekler merakı bendeki o çocukluk duygusunu yeniden canlandırmıştı.

Başka bir dünyanın mümkün olduğunu bir sis çanı gibi ısrarla vurgulayan sesler, sözler bugün olduğu gibi her zaman umudumu taze tuttu. Yeşil Düşünce ile tanışmamı da onlara borçluyum.

Bazen radyonun cızırtılı sesini de özlemiyor değilim. Buradan hemen bir dünya radyosunu size önermek isterim: Radyo Garden http://radio.garden/live/

Açık Radyo’ ya ara verdiğim zamanlarda soluğu bu radyoda alıyorum. Radyo Garden’ in ana sayfasında yer alan yer küre haritasında yeşil noktacıklarla işaretli binlerce radyo var. Kutup bölgesinden, Büyük Sahra civarına; Sibirya’ nın uçsuz bucaksız düzlüklerinden, Arjantin Pampa’ larına; Zapatista bölgesinden, Moğolistan bozkırlarına, And Dağları’ nın yüksekliklerine, Pasifik adalarına kadar binlerce radyo parazit cızırtıları arasında emrinize amade. Tek yapacağınız şey yeşil noktacıklara tıklamak.

13 Şubat Dünya Radyo Günü. Bütün radyofillerin ve radyo emekçilerinin günü kutlu olsun.

Özellikle Açık Radyo emekçilerine her zaman olduğu gibi, bugün de geleceğe dair umudumu diri tuttukları için teşekkür ediyorum. Onların da Radyo Günü kutlu olsun. Yayınları sonsuza kadar daim olsun.

 

Ercüment Gürçay