Köşe Yazıları

“Rabarba, vermeseler de istemektir”

0

Şimdi ben işe girdim. İşe girdim dediysem, yeri-yurdu-düzeni-mayışı belli bi’ işe girdim, anlamında. “Hayata işte şimdi başlayacaksın çocuk” diyorlardı hep. “Hee tam da öyle oldu” desem büyük yalan olur,  ama yeni alışkanlıklar edindim hakikaten. Haftanın beş günü sabah bilmemne akşam bilmemne saatlerinde aynı yolları tepince insan, yeni rutinler de yaratıyor kendi kendine.

Hergün en az ikişer saat kitap okuyorum yolda, misal.

***

Bi’ de radyo dinlemenin o nostaljik ve tatlı keyfiyle tanıştım yeniden. Her sabah trende Radyo Eksen’le girişiyorum kitap-müzik ikilisine. Kapağı metrobüse attığımda da Açık Radyo‘da Ömer Madra-Mahir Ilgaz’lı Açık Gazete veya Rock FM’de Mesut Süre ve konuğuyla Rabarba’ya transfer oluyorum. Rabarba sularına girdiğimde gülmelere doyamıyorum, yandan yandan dikizleniyorum “Deli mi ne?” minvalinde.

Buradan Mahir’e sesleniyorum yalnız. Açık Radyo’nun yayın sesi fazla kısık, duyamıyorum.

***

Radyo demişken, yine Açık Radyo’da her salı 15:30-16:00 arası yayınlanan Balık Gözü ‘nü tavsiye ederim. Yeni medya ve medyada nefret söylemini konu alan bir program. 8 Kasım programında da -aralarında benim de olduğum- Alternatif Medya Şenliği düzenleyicileri ve Yeşil Gazete’yle yaptığı röportajı yayınlamıştı Seçil Türkkan.

Selen’in blogu var bi’ de, agroekoloji ve organik tarımla ilgilenenler için. Sımsıcak. Yeni başlayanına da, “ben bu işin kitabını yazdım”cısına da yararlı.

***

Böyle şeyleri gördükçe umutlanıyorum ben be! Bi’ de geçen gün gittiğim kırsal kalkınma konferansında bi’ bakanlığın güzide bi’ müsteşar yardımcısının ağzından, hem de bakanı da toplantıda hazır ve nazırken, “GSMH’yi yükseltme anlayışı geçmişte kaldı artık” cümlesini duyuyorum ya bizzat, “bu memleketten ümit kesilmez” diyerek bi’ keyif sigarası yakasım geliyor.

Sonra gerçi, Şerzan Kurt için “Eyleme gitmeseydi vurulmazdı” gibi bi’ savunma veren İçişleri Bakanlığı’nı okuyorum, yakmadığım sigarayı söndüresim geliyor ekşimiş bir suratla.

***

Metrobüs fena değil. Evet kalabalık, ve evet insanlar yerlerde sürünme tehlikesiyle kucak kucağa hamle ediyorlar kapılara, ama iyimser olmak lazım. Misal iki el de kitapta olunca, ayaklar ve ayak uçları ve topuklarla yaptığın denge dansı insanı snowboard, ya da ne bileyim, dalga sörfü şampiyonasına hazır etmeye yeter tek başına.

“Dalga sörfü şu hayatta yapmak isteyip de henüz yapamadığım tek şey” diyorum bazı bazı, ortalıkta, çok ukala geliyor sanki kulağa. Kendimden utansam mı, “Ne var yani, azmettik gerçekleştirdik hayallerimizi, tırnaklarımızla kazıya kazıya” diye arkasında mı dursam dimdik, bilemiyorum.

***

Akşamları iş çıkışında da Radyo 24 var dinlediğim. 3-4 gazeteci-radyocu gündemi değerlendiriyor. Yarı geyik – yarı ciddi. Telefonla bağlanıyor insanlar, güzel muhabbet oluyor. Ben de bağlansam diyorum ara sıra, ama telefon numaralarını bilmiyorum. Bi’ de metrobüste ses olur arka fonda, “Bu ne kardeşim, kapat kapat” diyip hattan alırlar diye korkuyorum.

Gazeteport haber sitesinin “Türkiye’nin en az baskı gören gazetesi” diye bi’ sloganı var. Şimdi işlerine karışmak gibi olmasın lakin ben Türkiye’nin en az baskı gören gazetesi olsam utanır, söyleyemem ortalıkta. Gazeteport gururla ve mağrur bir sesle tekrarlıyor bunu, şaşırıyorum.

***

Dersim’di, katliamdı, değildi, başbakan özür diledi, samimi değildi ama, Kılıçdaroğlu ne yapacak, Sivas katliamı sanıkları ortalıkta ama!, falan derken… Seviniyorum ben ufaktan. Nedeni ve sonucu ve başlatanı ve nihayetinde fayda sağlayanı kim ve ne olursa olsun, tartışılması yasak mevzular konuşuluyor yavaş yavaş. Biz ki hiç alışık değiliz, devletumuzun özür dilediğini duyuyoruz öyle ya da böyle. Tartışma-konuşma sırası 1915 “olaylarından” tut Süryanilere kadar bilimum muhabbete gelir, umuyorum. Her şeyi geçtim, ufuk açar-vizyon katar-misyon tazeler.Türkiye demokratikleşiyor mu yoksa?

Derken 500 öğrenci hala kopyala-yapıştır formatında iddianamelerle o-bu-şu örgüt üyeliğinden tutuklu. “KCK operasyonları” dalga ve dalga ve dalga. Millet seneler oldu, iddianame bekliyor mapuslarda. Toprağına-suyuna elinde zeytin dalı üstünde incir yaprağıyla sahip çıkanlar karşılarında mahkeme duvarı, robokop biber gazı ve su-ama-tazyikli buluyorlar.

***

Gerze’de bu haftasonu, cumartesi, miting var termiğe karşı. Otobüs falan da kalkıyor, hani niyetin varsa…

***

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Avrupa Birliği için “sefil bir birlik” mi demiş geçen gün, bana mı öyle geldi?

***

Bedelliyi bu arada, tam zamanında çıkardılar. Hem kafadan en az bi’ kaç yüz bin insanın sempatisini aldılar, hem de ekonominin en kırılgan zamanında havadan nakit soktular hazineye. Kafadan ve havadan. İşi biliyolar ağbi. Adil bir vicdani ret düzenlemesini de umut (ki fakirin ekmeği oluyor kendisi) ile bekliyoruz helecanla. Hadi 3-5 anarşist komünizanı memnun etmek ya da temel bi’ insan hakkını teslim etmek o kadar önemli değil de, Sadullah Ergin’in yüzünü kara ve sözünü boş çıkarmayın en azından, bence.

Olmasa da boşver, istemeye devam. Vermeyenin iki yüzü.

 

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.