Köşe Yazıları

Politik İletişim

Selçuk Özbek IMF başkanına ayakkabı fırlattı. Fırlatılan ayakkabı IMF ve DB karşıtı, antikapitalist arkadaşların düzenlediği etkinlikleri, yazılan makaleleri, oluşturulan alternatif ekonomi modellerini sollayarak IMF başkanına doğru uçtu. Her ne kadar fiziken başarılı bir atış olmasa da eylem amacına ulaştı ve gündemi onikiden vurdu. Milyonlarca insan olaydan haberdar oldu, hatta tüm dünya Türkiye’de IMF karşıtları olduğunu anlamış oldu.

Bu esnada hepimizi kedere boğan ve öfkeden kudurtan bir haber geldi. Lice’de çoban Ceylan 12 yaşında kaynağı hala “belirsiz” olan bir patlayıcı ile öldürüldü. Biz de olayın vahametine biraz geç hükmederek de olsa Yeşil Gazete’de Ceylan’ın ölmünü haber yaptık. Dilaver Demirağ’ın Yeşiller Partisinin Eşsözcüsü sıfatıyla Radikal gazetesinde konuya ilişkin derinlikli bir açıklaması yayınlandı.

Ancak bu yazılar geç kaldığı için Ceylan’ın ölümünden etkilenen pek çok arkadaşımız “neden Yeşiller bu konuda hiç bir şey yapmıyor?” diye isyan ettiler. Haklıydılar. Ancak henüz Diyarbakırda ve komşu illerde yerel örgütü bile olmayan bir partiden de bu konuyla ilgili olarak açıklama yapmaktan öte ne beklenebilir bilmiyorum.

Durum bana bu memlekette aklı selimin ve empatinin ne kadar ender olduğunu gösteriyor. Ufacık bir destek bile acılı zamanlarda büyük anlamlar taşıyabiliyor. Fırlatılan ayakkabının tersine böyle durumlarda yazılar geniş kitlelere ulaşmak için değil, gözleri o yazıyı arayan bir kaç kişi için yazılıyor.

Bugün Taksim meydanında polisin yarattığı vahşet ise bambaşka bir tartışma başlattı. Polis aşırı güç kullandı kullanmasına, ancak polisin ayarsızlığına cam çerçeve  indirerek yanıt veren bazı küçük sol grupların eylemcileri ise IMF ve DB karşıtı eylemleri, etkinlikleri vs. düzenleyen herkesin çabasını boşa çıkarttı. Çünkü o camlar indikten sonra bir kaç esnaf (provakatörlerin de katkısıyla) eylemcilere saldırdı. Çünkü televizyonda eylemcilerin ne kadar medeniyetsiz olduğundan bahsetmek isteyenler var. Çünkü benim ömrüm içinde kadar cama taş atarak halktan sempati toplayabilen olmadı.

Biz durmadan Yeşil Gazeteye bir şeyler yazıyoruz. Peki kim okuyor bizi ve ne anlıyor? İnternet ortamında yayınlanmayan ve genelde kalabalık caddeler üzerinde gençler tarafından satılan, görselliği yıllardır değişmemiş örgüt yayınlarını kimler okuyor? Bu yayınları okuyup harekete ilgi duyan oluyor mu acaba?

Mitingler düzenliyoruz. Binlerce insan bir meydana toplanıyor, sloganlar atıp,  pankartlar taşıyoruz. Çevreden bize bakan insanların ne kadarı sloganlarımızı anlıyor? Orada toplanmış olmamız insanları nasıl etkiliyor?

Son günlerde olup bitenler işte bu sorular üstüne düşünüp durmama neden oldu. Kesinlikle yazı yazmanın veya miting düzenlemenin gereksiz olduğunu düşünmüyorum. Ancak bu uğraşların (özellikle de mitinglerin) etkisini ölçemiyoruz. Randy Shaw’un Aktivistin El Kitabı’nda uzun uzun anlattığı gibi; eylemler bir bağlama oturunca işlev kazanıyorlar. Yoksa sadece gaz soluduğumuzla kalıyoruz.