Köşe YazılarıManşetYazarlar

Pandemiyle artan yoksullaşma ve dayanışmanın yakıcılığı

Covid-19 pandemisinin ilk zamanlarında ekonomisi hızla kötüye giden insanlarla birçok kentte ciddi bir dayanışma örgütlenmiş ve pandeminin karşılıklı yardımlaşmayı arttıracağına dair bir umut doğmuştu. Neden karşılıklı yardımlaşma dediğimi yazının ilerleyen kısmında açacağım kaydıyla devam edelim.

Bireyler, gıda toplulukları, kooperatifler, sendikalar, otonom ve başka siyasi oluşumlar önemli bir çaba içerisine girmiş, hatta uluslararası düzlemde birçok yazar ve sosyolog krizin başka bir toplum özlemini açığa çıkarabileceğine dair hepimize iyi gelen öngörülerde bulunmuştu. Krizin üzerinden bir yıl geçtiği şu andan tabloya baktığımızda üzülerek bu beklentilerin gerçekleşmediğini söylemeliyim. İflah olmaz bir ütopist olduğum halde bu durum bende ruhsal darlığa yol açtı diyebilirim. Başlangıçta iyimser beklentileri olan Slavoj Zizek de yakın zamanda şu serzenişte bulunmak zorunda kaldı:

“Üçüncü dalga bir akıl hastalığı dalgası olacak… Toplum iğrenç bir barbarlığa sürükleniyor.” Evet ne yazık ki dayanışma artacağı yerde bireycilik ve bencillik artarak aşının bile karaborsası oluşmuş durumda.”

Zihnimi ve duygularımı toparlayıp bu durum üzerine düşünmeye başladım: Yine nerede hata yapıyoruz? Ya da aşırı iyimser beklentilere mi girdik? Sonra fark ettim ki kendiliğinden bir öfke ve isyan hali mümkünken bir dayanışma ve başka türlü bir yaşam olasılığı çok zor. Çünkü dayanışma için bütün çabasını ortaya koyanlar zaten pandemi öncesinde de bunun için durmaksızın çaba sarf eden bireyler ve topluluklardı. Buna yeni birey ve topluluk oluşumları ya da var olan toplulukların büyümesi şeklinde bir şey eklenmemişti. Bunun cevabını sosyologlar ve siyaset bilimciler daha iyi verecektir, ancak şunu söyleyebilirim ki kapitalizmin bireylerin empâti yeteneğini kötürümleştirmekte ustaca kullandığı “ben ve ailem” bencilliği sandığımızdan daha çok işliyor. Diğerkâmlık neredeyse toplumsal algıdaki “saf” insanların uğraşı.  Bir nevi “kamusal insanın çöküşü” hali. Tabii bu olumsuz tabloya dayanışma isteğinde olan insanların kendi ekonomilerinin de çok kötüye gittiğini eklemek lazım.

Kapitalizm öldürür dayanışma yaşatır!

Bütün bu cümleleri enseyi karartmaktan çok yine yeniden ne yapabiliriz bunu birlikte anlamaya çalışalım diye kurdum. Olumlu örneklerimizi hatırlayalım ve çoğaltalım diye. Geçtiğimiz aylarda koronavirüsle ilgili Hong Kong halkının yöneticilere şöyle bir tepkisi olmuştu:

“Normal zamanlara dönelim demeyin. Zaten bizi bu hale normal zamanlar getirdi.”

Evet sorun yukarıda belirttiğimiz gibi tam da normal zamanlarda ne yaptığımızla ilgili. Ancak şimdilerde normal zamanlarda yaptığımızdan daha büyük bir özveri ve çaba içerisinde olmamız gerekiyor. Zira temel ihtiyaçları olan yoksullar ve mülteciler her zamankinden daha fazla ve durum acil. Kentlerin mahallelerinin şu anki yaşamına nüfuz ettiğinizde görüyorsunuz ki işsizlik, geçim ve beslenme kaygıları en az korona virüs kaygıları kadar önem taşıyor. Bütün bireyleri işsiz kalan aileler, kirasını ve kredi kartı borcunu ödeyemeyenler, dükkânını kapatmak zorunda olanlar ve bir hafta bile yetecek gıdadan yoksun olan insanların sayısı oldukça fazla. İşin bu boyutuna ağıt yakmaktan çok ne yapabiliriz onu tartışmak ve hızla hayata geçirmek zorundayız.

Gıda toplulukları, kooperatifler ve yerel üreticiler

Hali hazırda temiz ve adil gıdaya erişimin herkesin hakkı olduğunu, toprağın ve suyun temiz kalması gerektiğini, hayvan sömürüsü ve cinsiyet eşitsizliğinin önüne geçilmesi gerektiğini düşünen ve bunu hayata geçirme çabası içerisinde olan topluluklara içinden geçtiğimiz olağanüstü süreçte büyük sorumluluklar düşüyor.

Bu topluluklar gönüllülük esasına göre çalışıp doğrudan demokrasiye yaşam buldurmak için azami çaba gösterdiği için de insanların en çok güvenebileceği ve kendini var edebileceği topluluklardır. Düzenli gıda dağıtım organizasyonları ve düzenli toplantılar yaptıkları için de yerel – doğal üreticiyle organik bir bağ içerisindeler. Bu durum markete bireysel stoklama yapmak için oluşan saldırı kültürünün dışında kalabilmek ve diğerkâmcı davranışı toplumsala yayabilmek açısından önemli bir avantajdır. Yerel üreticinin koronavirüsle gelen ekonomik krizden etkilenmemesi için ayrıca destekleyici bir durum da kendiliğinden oluşacaktır. Yerel üreticinin bu süreçte desteklenmesi önemlidir çünkü insanlardaki olağan refleks maalesef doğrudan markete gitmek şeklinde olmaktadır.

Yardım değil dayanışma

Topluluk veya kooperatifler gıda teminini dayanışma fonlarıyla ve kendi imkânlarıyla sağladıktan sonra en önemli kısım olan paylaşım sorununu iyi örgütlemek zorundadır. Neden mi? Toplumda yaygın olan dilencilik ve ulufe dağıtma kültürünün önüne geçmek için.

Ekonomisi çeşitli sebeplerden dolayı size göre çok zayıf olan birisine acıdığınız veya haline üzüldüğünüz için yardım ettiğinizde eşit bir ilişki kurmamış olursunuz. Ve bunun bir sürdürülebilirliği de yoktur zaten, bugün yardım ettiğiniz insanı yarın unutup gitmeniz çok olasıdır. Tıpkı insani duygularla birkaç kez yardım edip sonra unutup gittiğimiz ve cesetleri sahillerimize vuran mültecilerin durumunda olduğu gibi.

Oysa hepimiz bugün yardım eden konumundayken yarın yardım alan, bugün evimizdeyken yarın iklim veya savaş mültecisi konumunda olabiliriz. Yani işin özü kapitalizm bir gün hepimizi şu veya bu sebeple mağdur edecektir. Topluluk olarak dayanışmak ve ihtiyacı olan her bireyi kolektifin bir parçası olarak görmek ise bir yandan yoksulluktan utanma duygusunu ortadan kaldırırken bir yandan da o insanda aidiyet ilişkisi geliştirip geleceğe güvenle bakmasını sağlayacaktır.

 Neden Dayanışma Ağı?

“İçinde bulunduğumuz zamanda insanlar iyice atomize olmuş ve kendi dar alanlarına çekilmiş durumda. Oysa ilksel toplumlardan günümüze insanın karşılıklı yardımlaşma ve beraberlik konusunda müthiş bir deneyimi var. İstiyoruz ki bencillik ve yalnızlık yerine dayanışmacı ve paylaşımcı bir yaşantımız olsun! Tüm yeryüzünün sağlığını düşünen bireylerden oluşan bir toplumda yaşamak için küçük de olsa bir adım atalım. Unuttuğumuz güzel özelliklerimizi birlikte hatırlayalım. İnanıyoruz ki sağlıklı toplumu oluşturan sağlıklı bireyler, halkalar gibi birbirine bağlı olduğunun bilincinde olan, birbiriyle dayanışan bireylerdir. Siz bir üreticinin hasatına yardım edersiniz o size adil gıda üretir. Yardım ettiğiniz yaşlı bir insanın gülüşü içinizi ısıtır. Evde yokken çiçeklerinizi sular. Biri akıtan musluğunuzu tamir der, biri fazla giysisini paylaşır. Biri size türkü söyler. Böylece hem coşkulu ve paylaşımcı bir hayatınız olur hem tüketim endüstrisinin gönüllü bir parçası olmazsınız hem de havanın suyun ve toprağın kirlenmesine katkınız çok az olur. O nedenle neyin varsa elinden ne geliyorsa fazlanı getir ihtiyacını götür diyoruz. Elinden gelen bir şey yoksa da bir şey getirmeden olanı al. Çünkü paylaşmak ve dayanışmak bir tercih değil insan olmanın en temel sorumluluğudur.” [1]

Bu alıntı yukarıda sorduğumuz neden karşılıklı yardımlaşma diyoruz meselesine yeterince cevap içeriyor. İşin teorik boyutunu tartışmak bu yazının sınırlarını aşacağı için hepimizin yüreğine su serpen bir anekdotla bitirmek istiyorum:

2 Şubat’ta İzmir’deki sel baskınında on dokuz bin kitabını kaybeden Exlibris Sahaf ile bir dayanışma kampanyası başlatılmıştı. Gerek bireyler bazında gerekse kitabevleri ve yayınevleri bazında müthiş bir dayanışma örneği sergilendi. Kısa sürede hem sahafın yeniden fiziki ortamını oluşturması için maddi destek hem de içerik için kitap desteği sağlandı. Kampanya devam ederken Exlibris Sahaf “artık kampanyayı durdurabilirsiniz bu kadarı bizim için yeterli” şeklinde bir açıklama yaptı. Sahaflar Derneği bu organizasyonu yaptı ve anında karşılık buldu. Bu da bize gösteriyor ki toplumda halen önemli bir dayanışma ruhu var. Yeter ki insanlara güven veren, samimi, etik sahibi ve empâtik adımlar atalım.

Güzel bir dünyaya olan inancımızı ve ütopyalarımızı elden bırakmadan 2020 yılında Catherine O’Meara‘nın yazdığı, halimize çok hitap eden ve dileğimizi yerine getiren “Ve insanlar evde kaldılar” başlıklı şiirden şu dizelerle bitirelim:  

Ve insanlar evde kaldılar,
Kitap okudular ve dinlediler,
Dinlediler, egzersiz yaptılar,
Sanat yaptılar, oyun oynadılar
Ve yeni varoluş yollarını öğrendiler,
Durdular
Daha derinden dinlediler,
Biri meditasyon yaptı,
Biri dua etti
Biri dans etti,
Biri kendi gölgesini keşfetti,

İnsanların düşünceleri değişti,
İyileştiler,
Cahilce, tehlikeli, anlamsız ve vicdansız yaşayan
İnsanların yokluğunda,
Dünya iyileşmeye başladı,
Ve tehlike sona erdiğinde insanlar ölüleri için ağladılar
Ve yeni kararlar aldılar,
Yeni bir dünya hayal ettiler,
Yeni yaşam biçimleri yarattılar,
Dünyayı tamamen iyileştirdiler,
Tıpkı kendileri iyileştikleri gibi…

*

[1]Doğu Antalya Gıda Topluluğu’nun Kurduğu Dayanışma Ağı’nın bildirisinden.