Ana Sayfa Blog Sayfa 566

Eşcinsel olduğu için öldürülen Ahmet Yıldız için 15 yıldır adalet gelmedi

Ahmet Yıldız’ın eşcinsel olduğu için babası tarafından 2008 yılında öldürülmesinin ardından açılan dava, bugün (28 Şubat 2023) İstanbul Kartal Anadolu Adliyesi’nde 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam etti.

Kaos GL‘den Gözde Demirbilek‘in aktardığına göre; Mahkeme dosyaya gizlilik kararı geldiğini söyleyerek basını ve izleyicileri duruşmaya almadı. 13 yıldır süren davada hala bulunamayan katil baba Yahya Yıldız, bu duruşmada da sanık sandalyesinde değildi.

HEVİ LGBTİ+’nın takip ettiği davanın bir önceki duruşmasında mahkeme LGBTİ+ derneklerinin tanıkların dinlenmesi talebini kabul etmişti. Tanıkları dinleyen mahkeme davayı 4 Temmuz 2023 tarihine 13:30’da görülmek üzere erteledi.

15 yıllık adalet arayışı…

Dava 2009’da açılmıştı. 26 yaşındaki Marmara Üniversitesi öğrencisi Yıldız yönelimi nedeniyle öldürüleli 14 yıl oldu. Yıldız öldürüldüğünde olay sırasında başka bir kişi daha yaralanmıştı. Yaralanan kişinin şikayeti üzerine 8 Eylül 2009’da başlayan dava süreci hala sonuçlanamadı. 

Ahmet Yıldız öldürülmeden iki ay önce BeaRGi dergisinde yayımlanan yazısında şu sözleri kaleme almıştı:

“Görüşmemizden sonra da silahlar doğrultuldu. SMS’ler geldi, aramaların ardı arkası kesilmedi. Ben ailemi kazanmak istiyordum. Dostum olarak yaşamımda olmalarını istiyordum. Ama sanırım vazgeçmek daha doğru. Onların bu konudaki düşüncelerini değiştirmek istemem ne kadar haklı bir istekti ki onlar da aynısını benden isterken? Bir taraf vazgeçmeyecek, vazgeçmemelerimiz ise sadece huzursuz görüşmeler yaşatacak bize. Sanırım yine zamanın gücüne inanmak ve görüştükçe ağlatan iletişimlerimizi azaltmak zorundayım. Evet, inanıyorum zaman halledecek. Bir süre daha AİLESİZ kalmalıyım.”

Ahmet Yıldız’ın, 15 Temmuz 2008’de, İstanbul’da sokak ortasında vurularak öldürülmesinin üzerinden geçen on dört yılı aşkın sürede firari katil baba Yahya Yıldız’ı adalete teslim edilen kimse olmadı.

Maraş depreminde can kaybı resmi rakamlara göre 45 bin 89’a yükseldi

Türkiye 6 Şubat’ta Kahramanmaraş‘ın Pazarcık ve Elbistan ilçelerinde meydana gelen 7,7 ve 7,6 büyüklüğündeki çifte depremlerle sarsıldı. On binlerce yurttaşın hayatını kaybettiği depremden 11 kent etkilendi, on binlerce kişi evsiz kaldı.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı‘ndan(AFAD) 01.32 itibarıyla yapılan son açıklamaya göre, Kahramanmaraş, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Adana, Adıyaman, Osmaniye, Hatay, Kilis, Malatya ve Elazığ illerinde toplam 45 bin 89 kişi yaşamını yitirdi.

AFAD’dan yapılan açıklamada şunlar kaydedildi:

“358 bin 37 çadırın kurulumu gerçekleştirilmiştir. 11 ilimizdeki 332 noktada çadırkentler oluşturulmuştur. 10 il ve 162 noktada konteyner kent kurulumları devam etmektedir. Afet bölgesinde ve afet bölgesi dışında; çadır, konteyner, GSB yurtları, oteller, kamu misafirhaneleri, MEB tesisleri ve diğer tesislerde barınma hizmeti sunulan kişi sayısı 1 milyon 915 bin 687’dir.”

EYT düzenlemesi TBMM’de kabul edildi

Emeklilikte Yaşa Takılanlarla (EYT) ilgili düzenlemeleri içeren Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.

Meclis Genel Kurulu’nda Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşüldü. Teklif, Genel Kurul’da bulunan AKP, CHP, HDP, MHP ve İYİ Partili 395 milletvekilinin oybirliğiyle kabul edildi.

Kanuna göre; 8 Eylül 1999 öncesinde sigortalı olup kadınlarda 20, erkeklerde 25 yıl sigortalılık süresini tamamlayanlar emekli olabilecek. Emekli olabilmek için, işe başlama tarihine göre 5 bin ila 5 bin 975 gün arasında değişen prim günü şartının da tamamlaması gerekiyor.

Genel Kurulda kabul edilen teklif, dört maddeden oluşuyor.

Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na eklenen geçici maddeyle, ilgili kanunlara göre, teklifin yürürlük tarihinden sonra aylık bağlanması talebinde bulunanlardan yaşlılık veya emekli aylığı bağlanacak olanlar, söz konusu hükümlerde yaş dışındaki diğer şartları taşımaları halinde yaşlılık veya emekli aylığından yararlanacak.

Bu hüküm esas alınarak geriye dönük herhangi bir ödeme yapılmayacak ve geriye dönük hak talep edilemeyecek.

İlk kez yaşlılık veya emekli aylığı bağlananlardan, yaşlılık veya emekli aylığı talebi nedeniyle işten ayrılış bildirgesi verilenlerin işten ayrılış tarihini takip eden 30 gün içinde en son çalışılan özel sektör iş yerinde sosyal güvenlik destek primine tabi çalışmaya başlamaları halinde, çalışılmaya başlandığı tarihten itibaren, sosyal güvenlik destek primi işveren hissesinin 5 puanlık kısmına isabet eden tutar Hazinece karşılanacak.

Sosyal güvenlik destek primi işveren hissesi indiriminden yararlanılan sigortalının işten ayrılması halinde, bu indirimden tekrar yararlanılamayacak.

Kamu kurum ve kuruluşlarında kadroya alınan işçiler, il özel idareleri ve belediyeler ile bağlı kuruluşlarında ve bunların üyesi olduğu mahalli idare birliklerinde, birlikte veya ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlası il özel idareleri, belediyeler ve bağlı kuruluşlarına ait şirketlerde işçi statüsüne geçirilenlerin; emeklilik, yaşlılık veya malullük aylığı almaya hak kazanmaları halinde, çalıştırıldıkları kamu kurum ve kuruluşları veya şirketlerce iş sözleşmelerinin feshedilmesini zorunlu tutan düzenlemeler yürürlükten kaldırılacak.

EYT

5 bin gün sayısı reddedildi

TBMM’de görüşmelerinde Emeklilikte Yaşa Takılanlar kanun teklifine ilişkin, kademeli prim gün sayısının 5 bin gün olarak düzenlenmesine yönelik CHP, İYİ Parti ve HDP’nin verdiği önergeler, AKP ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

Teklifin kabul edilmesinin ardından, TBMM Başkanvekili Haydar Akar, birleşimi, saat 14.00’da toplanmak üzere kapattı. Yasa, Resmi Gazete‘de yayımlandıktan sora yürürlüğe girecek ve başvurular alınacak.

Yasadan beş milyon kişi etkilenecek

Halihazırda 4.8 milyon kişi, borçlanma hakkı ile birlikte ise toplam yaklaşık beş milyon kişi yasadan etkilenecek. Etki analizine göre, düzenlemede 2.25 milyon kişi hemen ya da 2023 içinde emekli olabilecek. Düzenlemenin ilk yıl için bütçeye maliyeti ise 194 milyar TL olarak öngörülüyor.

Türkiye’nin 1999 yılında ekonomik krizden çıkmak için sosyal güvenlik sisteminde yaptığı değişiklik sonucu, emekli olabilmek için gerekli şartlara yaş sınırı da eklenmişti. Meslek ve tabi olunan kanunlara göre emeklilik yaşı değişiyor olsa da, SGK düzenlemelerine göre ağırlıklı olarak kadınlarda 58, erkeklerde 60 yaşından önce emekli olunamıyor. Halbuki yasa değişikliği öncesi Eylül 1999 öncesi sigorta girişi olanların emekli olabilmesi için yaş şartı bulunmuyordu.

Düzenlemeden ilk etapta 2 milyon 250 bin kişinin yararlanması bekleniyor. Başvuru süreci ise düzenlemenin Resmi Gazete‘de yayımlanmasının ardından başlayacak.

Kimleri kapsıyor?

EYT düzenlemesiyle 8 Eylül 1999 öncesinde sigortalı olup kadınlarda 20, erkeklerde 25 yıl sigortalılık süresini tamamlayanlar emekli olabilecek.

Emekli olabilmek için işe başlama tarihine göre 5 bin ile 5 bin 975 gün arasında değişen prim günü şartını da tamamlamak gerekiyor.

Milyonlarca vatandaşa emeklilik yolu açan EYT düzenlemesinin yürürlüğe girmesiyle beraber hak sahipleri, emeklilik başvurusunda bulunabilecek.

İlk etapta yaklaşık 2 milyon 250 bin kişinin emekli olmasını sağlayacak düzenlemenin çıkmasının ardından başvuru yapılmasıyla birlikte maaş hakkı da kazanılmış olacak.

SGK veya e-Devletten başvurulabilecek

EYT başvuruları, kanun teklifinin Meclis’ten geçmesi ve Resmi Gazete’de yürürlüğe girmesiyle birlikte başlayacak. Koşulları yerine getirenler, Süre sınırı olmaksızın, SGK ve e-Devlet‘ten başvuru yapabilecek.

EYT düzenlemesinden yararlanmak isteyenler emeklilik için başvuru dilekçesi verecek. Koşulları yerine getirenler, Süre sınırı olmaksızın, SGK ve e-Devlet’ten başvuru yapabilecek. EYT düzenlemesinden yararlanmak isteyenler emeklilik için başvuru dilekçesi verecek.

EYT başvuru süreci

  1. e-Devlet sistemine giriş yaptıktan sonra ‘gelir, aylık ödenek talep belgesinin verilmesi belgesi’ne tıklayın.
  2. Ardından sayfada çıkan yeni başvuru sekmesine tıklayın.
  3. Tahsis talep türü olarak ise ‘yaşlılık aylığını” seçin.
  4. SSK kapsamında aylık talep edeceklerin ‘4A’, Bağkur kapsamına girenlerin ise ‘4B’ seçeneğini işaretlemesi gerekiyor. Seçim yaptıktan sonra ‘başvur’ butonu tıklayın.
  5. Maaş ödemesinin yapılacağı bankayı seçtikten sonra açıklama kısmına maaşınızı almak istediğiniz şubeyi yazın.
  6. Diğer iletişim bilgilerini de doldurun.
  7. ‘Aylık alıyor mu?’ sorusunu da “evet” veya “hayır” olarak yanıtlayın.
  8. Son aşamada ‘ileri’ butonu ardından ‘başvur’ butonuna basılarak bilgiler SGK’ye gönderilmiş olacak.

‘Çadır satışları araştırılsın’ önergesi AKP ve MHP oylarıyla reddedildi

CHP,‘Kızılay’ın deprem sonrası acil bir kamu hizmeti olarak halka ulaştırması gereken yiyecek ve çadırları sattığı’ iddialarının araştırılmasına yönelik Meclis araştırma önergesinin diğer önergelerin önüne alınarak bugün TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmesine ilişkin grup önerisi verdi.

Önergenin gerekçesini açıklayan CHP Ankara Milletvekili Tekin Bingöl, “Bütün yurttaşlarımız ayaktaydı ve ne yaparız arayışı içerisindeydi. Yurttaşlarımız ayaktaydı, Kızılay ve AFAD yönetimi uykudaydı. Bugün konuşacağımız Kızılay ile ilgili konuda Kızılay emekçilerinin asla eleştirilecek bir yanı yoktur. Onlar canları pahasına her felakette müthiş bir özveriyle çalışarak hayat kurtarmaya adeta kendilerini adamış insanlar. Onları yürekten kutluyorum. Ve onları kesinlikle bu tartışmanın dışında tutuyoruz. Tartışma dışında tuttuğumuz ikinci önemli kurum Kızılay’ın kendisi. Kızılay, asla tartışma konusu yapılamaz. Bizim konuşacaklarımız Kızılay’ı yönetenlerle yönetim anlayışından ibaret” dedi.

ANKA‘nın aktardığına göre; Kızılay’ın deprem sonrası çadır, gıda satışının ortaya çıktığını belirten Bingöl, “Kızılay yöneticilerinin sabıkaları o kadar kalabalık ki… Çadır ve gıda satma bu dönemde deşifre oldu. Şimdi Kızılay’da vergi kaçakçılığı yapılıyor, şartlı bağışlarla. Bir kişi, bir şirket neden bir kurum üzerinden şartlı bağış yapar? Eğer gerçekten gönlünden geçiyorsa gider bağış yapacağı kuruma bağışı yapar. Kızılay’ın üzerinden şartlı bağış yapıyor. Ben Kızılay’a bağış yapacağım, ama sen bu bağışı kullanamayacaksın… Peki ne yapacağım? O bağışı benim öngördüğüm vakfa, cemaate, tarikata ya da kuruma vereceksin. Kızılay vergiden muaf olduğu için vergi kaçakçılığı…” diye konuştu.

‘Kimin malını kime satıyorsunuz’

Kızılay’ın çadır satışına değinen Bingöl, “Kerem Kınık (Kızılay Genel Müdürü) açıklıyor. Diyor ki; ‘Bu hatalı bir davranış. Haberi yokmuş. Ya Allah’tan kork ya. Sen bu şirketin yönetim kurulu başkanısın. Sadece AHBAP’a değil, birçok özel şirkete, birçok sivil toplum kuruluşuna çadır satmışsın. Diyor ki ‘Birleşmiş Milletler’in siparişi…’ Eee, sen bu çadırı deprem bölgesine gönderdiğinde Birleşmiş Milletler senin yakana yapışıp benim siparişimi niçin gönderdin mi diyecek? Aksine Birleşmiş Milletler, o gün ‘Suriye ve Türkiye’ye yardım yapın’ diye çağrı yaptı tüm dünyaya” dedi.

İYİ Parti Aksaray Milletvekili Ayhan Erel ise “Tarihin en köklü kurumlarından biri olan Türk Kızılayı’nda yolsuzluk, usulsüzlük, adam kayırmacılık gibi birtakım iddialarla gündeme gelmektedir. Bu yaşadığımız acılı günlerde de Kızılay’ın deprem bölgesinde çadır ve konserve satışını üzülerek ve hayretle takip etmekteyiz. Kimin malını kime satıyorsunuz. Milletten aldığınızı millete hangi yüzle pazarlıyorsunuz” diye tepki gösterdi.

‘Kızılay Genel Müdürü’nün aldığı maaş 98 bin TL’

HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, “Kızılay Genel Müdürü’nün aldığı maaş 98 bin TL. Genel Müdür Yardımcıları 76 bin TL alıyor. Bu maaşlarla çalışanlar afet zamanında yurttaşların çadır, gıda ihtiyaçlarını karşılamak yerine ellerindeki malzemeleri satmak için beklemiş. Önce AHBAP Derneği’ne 2 bin 50 çadırı 46 milyon TL’ye sattıkları ortaya çıktı. Sonrasında deprem bölgesinde ilaç dağıtmak isteyen Türk Eczacılar Birliği’ne beş adet çadır 800 bin TL’ye satılmış. Başta bu satışları yasal, akılcı ve ahlaki bulan Kızılay Başkanı Kerem Kınık, dün akşam bu satışlardan haberinin olmadığını söyledi. Bugün [28 Şubat] gazeteci Murat Ağırel, Opet, Michelin Lastik, Arçelik gibi şirketlerin Kızılay’dan yardım için çadır satın aldığını belgeleriyle yayınladı. Başkanın bu satışlardan da mı haberi yoktu” diye sordu.

‘Çadır sattı, gıda sattı, kan sattı. Daha ne satacaktı, bizi mi satacaktı’

Kerestecioğlu, “Satışlar sadece çadırla da sınırlı değil. Konserve gıdaları, hatta yardım için gönderilen ikinci el eşyaları da satmışlar. Kızılay’ın 2021 yılı faaliyet raporuna göre 2019 yılında 1 milyon; 2020 yılında 759 bin ikinci el eşya satışı yapılmış. Şimdi soruyorum size; 99 depreminden sonra milyonlarca dolar tutarında vergileri topladınız mı? Topladınız, ne yaptınız halkın vergilerini? Çadır niye stoklamadınız? Konteyner, ilaç niye stoklamadınız? Mazot niye stoklamadınız? Ordunun lojistiğini niye seferber edip milyonlarca insana ekmek yedirmediniz? Her şeyi satmaya ve kar elde etmeye odaklanmışsınız. Sormazsınız. Çünkü siz talimat almadan istifa bile edemezsiniz. Ne yaptınız bu kurumu? Çadır sattı, gıda sattı, kan sattı. Daha ne satacaktı, bizi mi satacaktı” diye tepki gösterdi.

AKP Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker, “Kızılay’ın elinde düzenli akar olarak sadece maden suyu imtiyazı bulunmaktadır. Kızılay, sürdürülebilir finans ihtiyacını karşılamak için yüzde 100 sermayesi Kızılay’a ait olan yatırım grubunu oluşturmuştur” dedi.

CHP’nin önerisi, AKP ve MHP’li milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

Depremin üçüncü gününde Bakanlık altın derdindeymiş

Sivas, Yıldızeli ilçesine bağlı Avcıpınar Köyü’ne 10 Şubat’ta maden ocağı ve atık tesisi için ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verildiği duyuruldu. ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verildiğinde tarih 8 Şubat 2023’tü; 10 ilde enkazda kalan vatandaşların yardım çığlığı attığı ancak yeterli ekip olmadığı için henüz kurtarılmadığı gündü. Hemen hemen herkesin gündemi enkaz altında kalan vatandaşların kurtarılmasıyken, deprem bölgesine yakın bir bölgede altın da dahil birçok madenin çıkarılması için böylesi bir karar verilmiş olmasının nasıl hissettirdiğini sorduğumuz Avcıpınar Savunması‘ndan Kaya Tanış, şunları söylüyor:

“Karşımızda bir düşman var bizim. Karşımızdaki düşman da devlettir. Bunun başka bir açıklaması olamaz. ‘Büyük felaket’ diye anılıyor ama aslında felaket falan değil deprem, büyük bir zulüm. İktidarın yaptığı bir şey aslında. Zulmü devam ettirmeye o kadar meyilli ki 6’sında deprem oluyor ama dört gün içerisinde birdenbire depremin çok yakınındaki bir yerde -ya da uzak olsun ne fark eder, aynı memleketin içerisinde- herkes can havlindeyken, hatta herkes gerçekten hiç olmadığı kadar panik halindeyken dibinden bir yeri peşkeş çekmeye çalışıyor. Bu öfkelendiriyor, şaşırtmıyor. Sadece öfkelendik. Bunun bilinçli yapıldığı çok belli. Arada kaynayacağı düşünüldü büyük ihtimalle. Belki hesaplıydı, belki değildi. Ama işte hesap öyle olmuyor.” avcıpınar köyü, altın

Bir maden şirketi alışkanlığı: ÇED’in sınırlarında dolaşmak

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, duyuruyu 10 Şubat’ta Avcıpınar Köyü Muhtarlığı’na gönderdi. Vatandaşlar köye yapılacak olan projeden de bu tarihte haberdar oldu. AVC Anatolis Resources Mad. San. Tic. A.Ş.’nin projesi olan “Kompleks Cevher Ocağı ve Cevher Zenginleştirme Tesisi ile Maden Atık Depolama Tesisi”yle köyün 22,96 hektarlık bir kısmında 2.600,00 ton/yıl kapasite ve patlatmasız açık işletme yöntemi ile ayrıca olmak üzere, 25 hektarlık bir kısmında da 2 milyon 800 bin ton/yıl maden ocağı yapılması planlanıyor.

Bu hektar sınırlaması oldukça manidar çünkü ÇED Yönetmeliği’ne göre 25 hektarın altında kalan araziler için ÇED gerekliliği aranmıyor.

avcıpınar köyü'nde yapılması planlanan tesisin tanıtım raporu
Kaynak: Avcıpınar Köyü’nde yapılması planlanan tesisin tanıtım raporu

Müdürlüğün gönderdiği yazıya göre; köydeki bin 192 hektar sahanın 22,96 hektarında iki bin 600 ton/yıl kapasite ve patlatmasız açık işletme yöntemi ile ayrıca 25 hektarlık bölümünde 200 bin ton/yıl kapasite ile yeraltı işletmesi yöntemi ile olmak üzere 2 milyon 800 bin ton/yıl maden ocağı ve 70 bin 313 ton/yıl konsantre cevher tesisi yapılması planlanıyor.

Ayrıca projede “kompleks cevher” denilen madenler arasında Altın (Au), Kurşun (Pb), Çinko (Zn), Bakır (Cu) ve Gümüş (Ag) bulunuyor.

Altın madenciliğinde kullanılan siyanürlü ayrıştırma yöntemleri ise canlı sağlığı için tehlike arz ediyor. En ufak ihmalde dahi siyanürün doğaya karışması gibi bir ihtimalin olduğu gerçeği ise en son Erzincan, İliç Altın Madeni’nde yaşanan siyanür solüsyonlu borunun kırılması olayında kamuoyu tarafından birçok kez dile getirilmişti.

avcıpınar köyü, altın

Vatandaşlar enkaz altındayken üç köyü etkileyen madene onay

Madene onay verilen köyde çoğunlukla hayvancılık ve tarım yapılıyor. Eskiden bir Ermeni yerleşimi olan köyde tesisin yapılmak istendiği alanda ayrıca bir de kilise bulunuyor. Avcıpınar köyünden ulaştığımız Onur Tanış, şunları söylüyor:

“Daha çok hayvancılığı etkileyecek düzeyde. Burada o alanda bir çalışma var, çalışmanın içerisindeki alanda da kilise bulunuyor. Eski Ermeni yerleşimi burası. Sadece burayı değil, Sandal Köyü‘nü de etkiliyor. Muhtarlarla da teyakkuzdayız” diyor. Avukat Nazan Türkdoğan, açılacak davanın gönüllü avukatı olacak. Vatandaşlar dava açılması için yarın (29 Şubat) imza toplayacak.

avcıpınar köyü, altın

Göleti, kilisesi, SİT alanı ve merası var ama yine ÇED’e gerek görülmedi

100’ün üzerinde nüfusu bulunan köyün bir de göleti var. 2018’de göletinde yarılma olan köyün, bölgedeki zengin kelebek türlerine de işaret edilerek “eko turizm”e açılması yönünde bir de projesi duyurulmuş. Avcıpınar Göleti‘ne ilişkin de konuşan Onur Tanış “Gölette bir yarılma var; su kaçırıyor. O yapılacaktı, kapalı sisteme geçilecekti. İptal edildi. Kapalı tesise geçip yanına da tesisler yapılması planı vardı. Maden ocağı ise köyün alt kısmında bulunuyor. Diğer köyle de sınır. Burada doğrudan etkileyeceği üç köy var: Avcıpınar, Sandal Köyü ve Kavak Köyü” ifadelerini kullanıyor.

https://twitter.com/avcipinarisavun/status/1630260620556730368?s=61&t=PW7oVq3Ckwtb6FF4hOekXA

Benzer işler: Daha önceki bakır madeni ve götürdükleri

Avcıpınar Savunması’ndan Kaya Tanış ise ‘ÇED Gerekli Değildir‘ kararına kesinlikle karşı olduklarını belirterek köyün geçmişindeki bakır madenini, bu madenin ardından köyde bitmeyen otları anlatıyor:

“1980’lerde bakır madeni vardı. Bundan kaynaklı 1990’lar tamamen akciğer kanseriyle geçmişti. Hatta maden bu köyle sınır olan Sandal Köyü’nü de etkileyecek. Sandal’da da, bizim köyde de çok ciddi bir şekilde akciğer kanseri vakası vardı. 1990’larda bakır madeni kapatılmıştı. Şimdi ot çıkmıyor. O yüzden buna tamamen karşı çıkıyoruz.”

avcıpınar köyü, altın

“Asıl dertlerinin altın olduğunun farkındayız” diyen Tanış, maden ocağının yapılacağı mevkinin 200 metre altından doğalgaz boru hattı geçtiğini, altın madenciliğiyle birlikte gelen siyanür gerçeğini, meralık alana yapılacak tesisin ekonomik olarak da köyü tehlikeye atacağını söylüyor ve ekliyor:

“Madenin sınır olduğu yerlerde tarlalar var. Köylülerin daima ekim yaptığı yerler… Bitki örtüsünü bitirdiği gibi hayvancılığı da bitirecektir. Kültürel bir boyutu da var. Köyün asıl sahipleri Ermeniler idi. Madenin 380 metre ötesi, Kilise Tepesi olarak adlandırılan bir mevki ve SİT alanı. Köyün içerisinde burası. 1700 metre ama köy arazisi. Diğer köylerin de sınırı ve onları da çok kötü bir şekilde etkileyecek. O madene giderken köyün yolunu kullanacaklar. Proje 10 yılllık. Bu da köy yolunun zaten kullanılamayacak bir hale gelmesi anlamına geliyor. 10 km ilçeye tek bir yol var. İlçeyle köylünün bağı da tamamen kesilmiş olacak. Burayı sadece maden arama değil, aynı zamanda atık deposu haline getirecekler. Karar bunun için de çıkmış. Bu Avcıpınar’ı değil, neredeyse bütün bir bölgeyi mahvedecek bir proje.”

Köydeki vatandaşlar köyün derneklerinin üyeleri tarafından bilgilendirilmiş durumda ve Onut Tanış, “Bilgilendirme sağlandı. Arazilerin herhangi biri ulaştığında bu kişilere satılmaması adına herkesin haberi var. Çalışma yapılacak bölgenin yanında bulunan arsaların sahiplerine de haber verdik” diyor.

‘Azgın bir canavar var, dayanışmadan daha önemli hiçbir şey yok’

Son olarak Kaya Tanış ise dayanışmaya ihtiyaç duyduklarını belirterek şu çağrıda bulunuyor:

“Memlekette işlerin nasıl yürüdüğü de bizi korkuttuğu için haliyle bizim umutlu olduğumuz şey diğer köylülerin de karşı olması ama yine de karşımızda bir canavar var. Onun farkındayız. Dayanışma ve destek istiyoruz herkesten. Bu memleketin her yeri delik deşik ediliyor, edilecek de. Bu durmuyor. Azgın bir canavar var. Dayanışmadan daha önemli hiçbir şey yok.”

Bakan Kurum: İstanbul’da 1,5 milyon konut rezerv alanlara taşınacak

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Antakya AFAD‘da Proje Alanları Koordinasyon Toplantısının ardından yaptığı açıklamalarda İstanbul‘daki riskli yapılara da değindi.

İstanbul’da dönüşmesi gereken 1,5 milyon bağımsız bölümün olduğunu ve  bunların acilen dönüşmesi gereken 300 bininin bir an önce dönüştürülmesine ilişkin sadece bakanlığın devam ettiği 94 bin bağımsız bölümden oluşan projeleri olduğunu belirten Kurum, “Riskli 1,5 milyon konutu dönüştüreceğimiz iki rezerv alanı var. İstanbul’da şehrin içindeki 1,5 milyon riskli konutu hem Anadolu hem Avrupa yakasında belirlediğimiz iki rezerv alana taşıyacağız” dedi.

Kentsel dönüşüm projelerine tüm deprem bölgelerinde devam edeceklerini vurgulayan Kurum, ulusal, mekânsal strateji planlarının tamamlandığını, bu plan çerçevesinde yeni lojistik güzergahlarıyla sanayi alanlarını da depreme karşı güçlendirecek adımları atacaklarını kaydetti: “Tüm bu çalışmaları 780 bin kilometrekare vatan toprağı içinde eş zamanlı yürüteceğiz.”

Rezerv alanları nerede olacak?

Rezerv alanı;  kanun uyarınca yeni yerleşim alanı olarak kullanılmak üzere, Toplu Konut İdaresi Başkanlığının veya İdarenin talebine bağlı olarak veya resen, Maliye Bakanlığının da uygun görüşü alınarak Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nca belirlenen alanlar olarak tanımlıyor.

Ancak Bakan Kurum’un İstanbul’un Avrupa ve Anadolu yakalarındaki rezerv alanlar ifadeleriyle nereleri kast ettiği henüz netlik kazanmış değil.

İstanbul’da Eylül 2021’de deprem risklerinin azaltılmasına yönelik kentsel dönüşüm için yeni yerleşme (rezerv alanı) olarak seçilen ancak 2014 yılı başında iptal edilen rezerv alan ilçeleri ile onların 20 mahallesi, Kanal İstanbul güzergahı için en uygun alan olarak belirlenmişti.

2019 ve 2020 yıllarında da Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle Plan Değişikliği Açıklama Raporu‘nda yer alan rezerv alan, Kanal çevresindeki yapılması planlanan yapılaşma projelerine denk geliyor.

Rezerv plan, son olarak 1 No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 1/2. Maddesi uyarınca 16.03 2021 tarihinde onaylanmıştı. Konuyla ilgili daha önce de iki kararname çıkarıldı.

‣ Kanal İstanbul kapsamındaki Yenişehir’ in planları revize edildi: TMMOB dava açıyor‘
‣ Kanal İstanbul’un riskleri ve muhtemel sonuçları toplumla paylaşılmalı’
‣ Kanal İstanbul için yeni imar onayları: Berat Albayrak’ın ‘tarlası’ da imara girdi

Harita: 07.04.2020 tarih ve 105645 sayılı olur ile ilan edilen Rezerv Yapı Alan sınırı, İstanbul. Kaynak: Plan Değişikliği Açıklama Raporu, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı.Kanal İstanbul projesi için yapılan beş farklı güzergah seçeneği çalışmaları sonucunda, Marmara Denizi kıyısı, Küçükçekmece Gölü, Sazlıdere Baraj Havzası, Sazlıbosna Köyü, Dursunköy‘ün doğusu, Baklalı Köyü, Terkos Gölü‘nün batısı ve Karadeniz kıyısı şeklinde oluşturulan alanın Kanal İstanbul Projesi için en uygun güzergâh olduğu belirlenmişti.

Deprem ‘sansürü’nde üçüncü hafta: Soruşturmalar ve ilk tutuklamalar

6 Şubat’ta meydana Kahramanmaraş merkezli iki depremin üçüncü haftası geride kalırken, 27 Şubat’ta Osmaniye’den iki gazeteci şehirde depremzedelere ayrılan çadırların akıbeti ile ilgili paylaşımları gerekçe gösterilerek “yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” iddiasıyla tutuklandı.

Bu gelişmeyle birlikte 6 Şubat-27 Şubat arası depremle ilgili haberleri nedeniyle iki gazeteci tutuklanırken, beş gazeteci de gözaltına alındı, dört gazeteciye yönelik soruşturma başlatıldı. Bu sürede en az 11 gazeteciye yönelik 12 fiziksel saldırı veya saldırı girişimi olurken, 14 gazeteci ise deprem bölgesinde çalıştıkları bölgelerde kolluk kuvvetlerinin müdahalesiyle engellendi. En az üç gazeteci hükümet yanlısı basın mensuplarınca hedef gösterildi; üç televizyon kanalı ceza aldı.

27 Şubat’ta Osmaniye’de Mutlu Şehir Osmaniye internet sitesinin yöneticisi gazeteci Ali İmat ve kardeşi gazeteci İbrahim İmat, depremzedelere yardım için gelen çadırların bekletildiğine ilişkin yaptıkları paylaşımlar gerekçe gösterilerek gözaltına alındı.

Sulh Ceza Hakimliğine çıkarılan Ali ve İbrahim İmat hakkında, Türk Ceza Kanununun “Yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu” başlığını taşıyan ve sansür yasası olarak bilinen 217A maddesi kapsamındaki suçu işledikleri gerekçesiyle tutuklama kararı verildi.

26 Şubat’ta gazeteci Ceyda Bostancı, deprem bölgesinde çadır ihtiyacı sürerken Kızılay‘ın çadırları Ahbap Derneğine satmasına yönelik Kadıköy’de düzenlenen protestoyu takip ederken gözaltına alındı.

Aynı eylemde haber takibinde bulunan gazeteci Emre Orman ise polislerce engellendi.

Aynı eylem bir polisi memuru İleri Haber’den gazeteci İzel Sezer’in boğazını sıktı.

https://twitter.com/ilerihaber/status/1629883368459386882?s=20

23 Şubat tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Hatay’da Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından hırsızlık yaptığı öne sürülerek gözaltında alınan Ahmet Güreşçi’nin Altınözü Jandarma Komutanlığında işkenceyle öldürüldüğü iddiasını haberleştiren Halk TV muhabiri Seyhan Avşar hakkında soruşturma başlattı.

İşkence iddiasına değil haber yapan muhabire soruşturma

23 Şubat’ta bir kişi, Malatya’da bulunan Halk TV muhabiri Ferit Demir’e canlı yayında saldırı girişiminde bulundu. Ferit Demir’i tehdit eden kişinin elinde çekiç olduğu görüldü. Bu, gazetecinin deprem bölgesinde karşılaştığı ikinci fiziksel tehdit oldu.

‣ Halk TV ekibine çekiçli saldırı: ‘Hükümete bir şey söylemeyeceksiniz’

22 Şubat tarihinde Kahramanmaraş’ta bulunan T24 Ankara Temsilcisi Gökçer Tahincioğlu asbestli molozların dere yatağı ve havzasına döküldüğü alanı yine T24’ten Özgür Zeren ile birlikte görüntülerken askerlerin kendilerine müdahale ettiğini ve çekimi sonlandırdığını paylaştı.

Üçüncü haftada kurumlara yönelik engellemeler

Üçüncü haftada, hükümet yanlısı yayın yapmayan medya kuruluşları da hedef alındı.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, deprem sonrasındaki koordinasyonun yetersiz olduğu ve yardımların geç kaldığı yönünde haberler yapan ve aralarında Deutsche Welle’nin de bulunduğu yayın kuruluşlarını ve gazetecileri “yalancılık” ve “iftira” ile itham etti.

22 Şubat’ta Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Halk TV, Tele1 ve Fox TV’ye depremle ilgili haberleri nedeniyle üst sınırdan beşer kez program durdurma ve idari para cezası verdi.

‣ Eksikliklere dikkat çeken deprem yayınlarına RTÜK’ten ceza yağmuru

Marmara Denizi’nde bozulan ekosistemin sonuçları: Hamsiler yeterince beslenemiyor

Marmara Denizi’nde son dönemde avlanan hamsilerin, boyları yeterli olmasına karşın çok zayıf olduklarını ve kondisyonlarının düşük olduğunu belirten İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Balıkçılık ve Su Ürünleri İşleme Teknolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Firdes Saadet Karakulak, denizin ekosisteminde değişiklikler olduğunu ve balıkçılığın mutlaka azaltılması gerektiğini söyledi.

Tarım ve Orman Bakanlığı, ekosistemin korunması amacıyla 21 Şubat’tan itibaren Marmara Denizi ile İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki hamsi avcılığının durdurulmasına karar vermişti. Kararın gerekçesinde; hem gözlem ve denetimlerde hem de araştırma kuruluşlarının izleme çalışmalarında, Marmara Denizi ile İstanbul ve Çanakkale boğazlarında avlanan ve yasanın izin verdiği boy uzunluğu kriterlerini taşımayan hamsilerin oranında artış ve et verimliliklerinde düşüklük tespit edildiğine vurgu yapılmıştı.

Marmara Denizi ve boğazlarda hamsi avcılığı durduruluyor

Kararı olumlu karşılayan  Karakulak, “Ekosistemin kendi kendine yenilenmesini beklemememiz lazım. Bütün Marmara Denizi’ndeki insan kaynaklı baskıların azaltılması, deniz kirliliğine yol açan arıtma sistemlerinin ileri biyolojik sistem olması gerekiyor” dedi.

Sular ısınıyor, kaliteli planktonlar azalıyor

‘Endüstriyel balıkçılık kısıtlanmalı’

Karakulak, hamsi avlama yasağının da doğru bir karar olduğunu belirtti:

“En azından balıklar deniz ortamında bırakılırsa, gelecek yıl kendilerini toparlayabilirler. 0-1 yaş küçük balıkların da avlandığı söyleniyor. Onları korumak açısından böyle bir karar alındı. Aslında Marmara Denizi’nde balıkların geneli için sıkıntı var. Av miktarlarının seneler içinde düştüğünü görüyorsunuz. Bütün balıklarda; palamut, lüfer, istavrit, kefal, sardalya, dil, pisi, hepsinde bir düşüş söz konusu. Bu bozulan sistemde öncelikli olarak kirliliğin azaltılması lazım.”

Deniz canlılarının stres altında olduklarını ve stokların giderek azaldığını aktaran Karakulak, alınabilecek önlemleri şöyle sıraladı:

“Endüstriyel balıkçılığı kısıtlamamız lazım, Marmara Denizi’nde trol balıkçılığı yasak, gırgır balıkçısı da istavriti, sardalyayı, hamsiyi yoğun bir şekilde avlıyor. O yüzden sınırlamaların getirilmesi, avcılıkta mutlaka kota sisteminin olması lazım. Bir teknenin avlayacağı miktarı belirlememiz gerekiyor. Maalesef bu uygulamalar olmadığı için denize çıkan balıkçımız aşırı avcılık yapıyor, bu da stokların daha da azalmasına yol açıyor. Gırgır balıkçıları sadece Marmara Denizi’nde değil Karadeniz, Ege ve Akdeniz‘de de avcılık yapıyor. Aslında bizim balıkçılıkta az gelişmiş ülkelerle, özellikle Afrika ülkeleriyle ikili anlaşmalar yaparak büyük balıkçılarımızı buraya yönlendirmemiz lazım. Artık tüm dünyada ülkeler kendi balıkçılık filosunu azaltma eğilimindeler.”

‘Hassas, narin türler yok olabilir’

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Hidrobiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muharrem Balcı da, Marmara Denizi’nin uzun yıllara dayalı kirliliğinin devam ettiğini belirterek, “Çevresel koşullarda insan etkisiyle yaratılan, doğal olmayan değişimler, bazı agresif türlerin, rekabetçi türlerin öne çıkmasına sebep oldu. Bu ortamda oluşan stresle bazı hassas, narin türler yok olabilir” uyarısı yapt.

Kirliliğin besin zincirinde bozulmaya neden olabileceğine işaret eden Balcı, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Besin piramidinin temelini oluşturan birincil üreticilerde bir sıkıntı yaşandığı zaman mutlaka üst basamakları etkileyecektir. Bazı mikroorganizmalar aşırı artış gösterdiğinde balıklar için toksik olabilir, kimisinin solungaçlarını tıkayabilir. Zincirin bir halkasında ufak bir değişiklik olsa av ve avcı ilişkilerinde mutlaka kademeli olarak besin zinciri etkilenecektir.”

İnsan etkisi nedeniyle ekosistemin kırılgan hale geldiğini aktaran Balcı, sözlerini şöyle tamamladı:

“Bazı balıklar üremek için Ege’den Marmara’ya ya da Karadeniz’e doğru göç ederler. Marmara, Çanakkale ve İstanbul Boğazı geçiş ve göç yolu. Buradaki sıkıntılar diğer denizleri etkileyecektir. Besin zincirindeki bozulmanın türlerin popülasyonunu etkilemesi mümkün. Ya ortadan kalkmalarına ya da başka bir yere gidip yerleşmelerine sebep olacak, başka bir yere gidemiyorsa yok olacak.”

Hatay’da valiliğin çadır kenti tahliye kararına halk tepkisi: Biz enkaz altındayken neredeydiniz?

Afetin 23’üncü gününde Hatay’ın Defne ilçesine gelen Vali Yardımcısı Harun Kaya, beraberindeki “Terörle Mücadele” polisleri ve AFAD görevlilerinin yer aldığı bir grup, Sevgi Parkı’nda Halkevleri Dayanışma ve Koordinasyon Merkezi’nin de aralarında bulunduğu gönüllü yardım noktalarının ve çevrede depremzedelerin kaldığı çadırların bugün hemen tahliye edilmesi gerektiğini söyleyince tartışma çıktı.

Vali Yardımcısı Kaya’nın “20 gün sonra gelip, ‘burayı boşaltın’ diyorsunuz. Bu insanlar hemen nereye, nasıl gidecek. Ne koşuldalar, haberiniz var mı?” şeklindeki itirazları dinlememesi, polisin gönüllülere ve depremzedelere yönelik saldırgan ve tacizkâr tutumu depremzedeler tarafından tepkiyle karşılandı.

Polis: Ben seni akşam söküp atacağım oradan!

Polis Halkevleri Dayanışma Koordinasyon noktasındaki gönüllülerden birine “Ben seni akşam söküp atacağım oradan. Görürsün akşam” şeklinde tehditler savurunca gerilim yükseldi. Aynı polis daha sonra dönüp o anları görüntüleyen Sendika.org muhabirinin telefonunu zorla elinden aldı.

‘Biz enkaz altındayken neredeydiniz? Bize şiddet uygulamaya hakkınız yok’

Halk, Vali Yardımcısı Kaya ve beraberindeki polislere “Biz enkaz altındayken neredeydiniz”, “Bize bunlar yardım ediyor. Siz devletsiniz bize şiddet uygulamaya hakkınız yok. Bizim evlerimiz yıkıldı. Bize yardım eden bunlar, yardım ediyor, yemek veriyorlar” diye tepki gösterdi. Vali Yardımcısı daha sonra depremzedelerin “Hadi gidin, istemiyoruz sizi” seslenişleri arasında Sevgi Parkı’nı terk etti.

‘Söz veriyoruz, halkı yalnız bırakmayacağız!’

Halkevleri’nden yapılan açıklamada, depremzedelerle birlikte kurulan Sevgi Parkı Yaşam Meclisi’nden bir heyetin Valiliğe gittiği belirtildi.

Heyet, halkın gönderilmesi istenen Dursunlu bölgesinde henüz altyapı çalışmalarının bile tamamlanmadığını, ayrıca parkta kalan insanların durumları, ihtiyaçları ve isteklerinin ne olduğu gözetilmeden bir tahliye yapılamayacağını söyledi. Vali Yardımcısı Kaya ise net bir yanıt vermekten kaçındı.

Halkevleri’nin sosyal medya hesaplarından yapılan açıklamada, “AFAD 23 gün sonra Hatay’da dayanışma noktalarının acil tahliyesini istiyor. Halka gösterilen yerde temel ihtiyaçların henüz altyapısı oluşmuş değil. Halkın sağlığından ve haklarından tarafız. Söz veriyoruz; halkı yalnız bırakmayacağız!” denildi.

‘Bizi göndereceklerini söyledikleri yerden bize çadır talebi geliyor’

Valilikle yapılan görüşmenin ardından Sevgi Parkı Yaşam Meclisi’nin toplantısında konuşan Hatay Halkevi yöneticisi Eylem Mansuroğlu, depremzedelere “buraya gideceksiniz” denilen Dursunlu bölgesinde hala çadır sorununun sürdüğünü, tahliye girişiminin insani durumla değil politik durumla ilgili olduğunu söyledi.

Mansuroğlu, bu tacizlerin ve gerilim çıkarma çabalarının birkaç gündür yükselen toplumsal tepki ve itirazı bastırmaya yönelik olduğunu, bu girişimler karşısında 23 gündür olduğu gibi bundan sonra da halkı hayatta tutma çabasına ve dayanışmaya devam edeceklerini söyledi.

Kuraklık: Bir ayda 5,2 kg yağış düştü, Meriç ve Tunca’da su seviyeleri kritik düzeyde

Meteoroloji Genel Müdürlüğünün Standart Yağış Rejimi Metodu‘na göre kasım, aralık ve ocak aylarını orta kuraklıkta geçiren Edirne‘de, sonbaharda olduğu gibi beklenen kış yağışları da istenen düzeyde gerçekleşmedi.

Şubat ayı yağış yıllık ortalaması 35,3 kilogram olan kentte bu yıl şubat ayı neredeyse yağışsız geçti. Bu ay Edirne’ye 5,2 kilogram yağmur düştü.

Yağışların azalması  yer altı suları kadar nehirleri de etkiledi.

Geçen yıl aynı dönem saniyede 27 metreküp ölçülen Tunca Nehri debisi, bu yıl saniyede 6 metreküp seviyelerine düştü.

kuraklık

Kentin içinden geçen diğer nehir Meriç‘te de geçen yıla oranla 4 kat düşüş var. Geçen yıl 277 metreküp/saniye seviyelerindeki nehir, bu yıl 69 metreküp/saniye seviyelerinde akıyor.

kuraklık

Sağanak yağış bekleniyor

Tarımsal sulamada da kullanılan nehirlerin debisinin düşmesi özellikle çeltik üretimi yapan çiftçiyi de düşündürüyor.

Meteorolojik tahmine göre bugün ve yarın kentte sağanak bekleniyor. Beklenen sağanağın kuraklık yaşanan bölge için can suyu olması bekleniyor.