Ana Sayfa Blog Sayfa 5394

Yine Fazıl Say’ı kullanıyorlar

AKP İzmir İl Örgütü’nde Genel Başkan Yardımcısı Bülent Delican’ın Fazıl Say’ı düzenleyecekleri senfoni orkestrası konserine davet etmeyi düşündükleri açıklamasına il başkanı Ömür Kabak’ın karşı çıkmasıyla başlayan tartışma gazetelere yansırken Fazıl Say’ın konuyla ilgili herhangi bir davet almadığı ve olayı basından öğrendiği ortaya çıktı.

Dünyaca ünlü piyanist ve besteci Fazıl Say konuyla ilgili olarak  “Bana AKP İzmir daveti gelmedi. Kimse beni aramadı. Araştırdım , menejerime de bir telefon gelmemiş. Ben de bu açıklamayı ve gazeteleri dün sabah medya takipten ögrendim. 27 gazete haberi çıkmıştı, beni aramadan gazetecilerle konuşmuşlar. Mesele beni davet etmek miydi, gazeteye haber olmak mıydı?” diye sordu.

Fazıl Say açıklamasında kendisini arayan gazetecilere 31 Ekim’de Berlin’de konseri olduğu için gidemeyeceğini, ama dostane el uzatılmasını iyi karşıladığını, boş olsaydı gitmeyi düşünebileceğini söylediğini de belirtti.

AKP il başkanı Ömür Kabak başkan yardımcısına karşı basına demeç vererek “Bizim gündemimizde Fazıl Say’ı davet etmek yok. Fazıl Say’a bir şeyleri ispat etmek gibi bir amacımız yok. Fazıl Say’ın insanları müzik anlayışlarına göre kategorize ettiğine işaret ediyor. Kendisi çok iyi bir sanatçı olabilir. Ama entelektüel düzeyinin gelişmiş olduğunu söyleyemem. Bu polemikleri kendisi başlattı. İnsanlara hakaretler etti. Bizde birer AK Partili olarak yüzümüze tokat atana diğer yanağımızı dönecek değiliz. Aslında Fazıl Say’ın topluma bir özür dileme borcu var. Özeleştiri yapmasını tavsiye ediyorum.” demişti.

Fazıl Say kendisi davet tarzının yanlışlığına rağmen Delican’ın sözlerini olumlu bulduğunu söylediği halde AKP il başkanının bu tür sözlerle tekrar kendisine saldırmasını ise şöyle yorumladı:

“Arada kalan yine, ezilen bir kişi oluyor. Bir il başkanı ve  yan odasındaki il başkan yardımcısı, 30 saniye birbirleriyle konuşmuyor.İkisi gazetelere ayrı ayrı demeçler veriyorlar. Birisi, gelsin dinlesin, çalsın, biz kıro değiliz filan diyor  durduk yerde. Öbürü, gelmesin, o kötü, gitsin, defolsun, kovulsun, dışlansın, uzaklaşsın, diyor kısaca… Bu ikisinin toplam gazetelere düşme durumu, 50 gazete. Bu gazetelerdeki haber altı yorumlarıyla beraber, beni rencide edecek ve üzecek  400’den fazla  okur yorumu var… Kim olsa üzülür bazı şeylere, insan olmamak lazım üzülmemek için. Ben insanım, sadece vatandaşım. Bir il başkanı, sadece vatandaş olan birine herhangi bir sebeple, herhangi bir şekilde, herhangi bir ülkede, bu İzmir AKP il başkanının dediği hiçbir lafı etmezdi. Edemezdi…”
Fazıl Say, kendisini davet etmeyi düşündüğünü açıklayan kişinin “Fazıl Say, bizi sanat düşmanı olarak gösteriyor. Öyle olmadığını kanıtlamak için kendisini birlikte konser izlemeye davet ediyoruz. Biz de klasik müzik dinliyoruz. Üstelik kendisi bize piyano çalarsa çok mutlu oluruz” sözlerindeki “gelsin dinlesin, isterse çalsın” üslubunun da kendilerinin etik anlayışının çok dışında olduğunu, ama buna takılmadığını söyledi.

Yeşil Gazete


Batman’da çok dilli müzik topluluğu kuruldu

0

Batman Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi tarafından Batman ve yöresinde konuşulan Arapça, Kürtçe, Türkçe, Zazaca, Süryanice, Ermenice ve Farsça dillerinde yakılmış türkülerin, bestelenmiş şarkıların, nefeslerin ve ilahilerin söylendiği Çok Dilli Müzik Topluluğu kuruldu.

Çalışmalarına başlayan müzik topluluğunda, Batman Üniversitesi’nin değişik birimlerinde görev yapan Arap, Kürt, Türk, Süryani, Zaza, Yezidi kökenli öğretim elemanlarının ve öğrencilerin görev aldığı belirtildi. Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Sedat Cereci tarafından yönetilen müzik topluluğunda, tür farkı gözetilmeksizin halk müziği, sanat müziği, tasavvuf müziği, pop müzik tarzında yapıtların çalışma konusu olduğu dile getirildi.

Anadolu’da yüzyıllardır söylenegelen ve halkın kulaklarında yer etmiş ezgilerin seçildiği çalışma repertuarında Ermenice sözlerle söylenen “Sarı Gelin” (Sari Naxçik) adlı türküden Kürtçe müziğin sıkça dillendirilen şarkılarından “Ağir ketye dil-a min” adlı parçaya; Sezen Aksu’nun ünlendirdiği “İkinci Bahar” adlı şarkıdan Alevi nefesi “Ben melamet hırkasını kendin giydim eynime” adlı ilahiye, Süryani halk ezgisinden Barış Manço şarkısı “Dağlar dağlar”a kadar değişik dil ve türlerde ezgilerin yer aldığı bildirildi.

Yaklaşık 40 kişiden oluşan Çok Dilli Müzik Topluluğu’nda farklı ana dilleri konuşan öğrencilerin yanı sıra profesör, doçent, yardımcı doçent, araştırma görevlisi, öğretim görevlisi düzeyinde öğretim elemanlarının da etkin olarak bulunduğu öğrenildi. Güzel Sanatlar Fakültesi Çok Dilli Müzik Topluluğu’nu kuran ve yöneten Dekan Prof. Dr. Sedat Cereci, Türkiye’de çok az kentin sahip olduğu çok kültürlülüğü ve çok dilliliği bir şans olarak değerlendirerek tasarladıkları, demokrasiye ve uygarlığa kapılar açan sanat etkinliğinin resmi kurumlar başta olmak üzere sivil toplum örgütleri ve tüm Batman halkı tarafından sahiplenildiğini, yıllardır barış ve huzur özlemi içinde bulunan yöre halkının barışın ve demokrasinin felsefesiyle oluşan bu etkinliğe kucak açtığını vurguladı. Batman Üniversitesi’nde çalışmalarına devam eden topluluğun, çalıştıkları müzik yapıtlarını ortaya çıkış öyküleri ve felsefeleriyle birlikte öğrendikleri, bu kapsamda topluluğa katılanların farklı kültürler ve diller hakkında ayrıntılı bilgilere de ulaştıkları dile getirildi.

Danışmanı Yrd. Doç. Dr. Bahattin İşcan’la birlikte, Batman yöresinde halkın belleğinde yer etmiş ezgileri araştırarak hazırladıkları repertuarda daha çok aşk şarkıları ve türkülerinin yer aldığını belirten Prof. Dr. Cereci, farklı kültürel unsurların Anadolu’da bir arada barış içinde yaşadığı dönemlerde aşkın en yoğun duygu olduğunu vurguladı. “Bir tel çektim Mardin’den”, “Caney” veya “Makaram sarı bağlar” gibi birden fazla dilde söylenen ezgilerin, aynı ezgiyi farklı dillerde paylaşmanın nedenlerinin ve Anadolu’yu çok kültürlülük ve çok dillilikle uygarlığa taşıyan toplulukların tarihlerinin de tartışıldığı Çok Dilli Müzik Topluluğu’nun çalışmalarında, farklı dilleri konuşan toplulukların kültürlerinin biçimlenmesi konularının da anlatıldığı bildirildi. İnsanların, birbirlerini tanımadan birbirlerini anlayamayacaklarını, birbirlerini anlayamadan da birbirlerine saygı duyamayacaklarını dile getiren Dekan Prof. Dr. Sedat Cereci, Türkiye’nin çok kültürlü ve çok dilli renkli ortamında insanların birbirlerini tanımaları ve anlamaları için sayısız ortam ve fırsat bulunduğunu, barış için tek yolun bu ortamları ve fırsatları görmek ve değerlendirmek olduğunu belirtti. (ANF, İnternet Haber)

Sarkozy’ye tepki, muhabiri yaktı

Fransız France 2 televizyon kanalında başkent Paris’teki grevler ile ilgili haber bülteninde yayınlanan bir röportajda Sophie Brunn adlı muhabirin arkasında gözüken pankart günün en çok konuşulan konusu oldu. France 2 muhabirinin arkasında bulunan bir kadın eylemcinin elinde tuttuğu parkartta Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin eşi Carla Bruni’ye ilginç bir mesaj iletiliyordu. Pankartta: “Carla biz de senin gibiyiz, biz de Cumhurbaşkanı tarafından s…” yazıyordu. Pankart tüm röportaj boyunca ekranda okunabilir durumda kaldı.

İsveç seçim sonuçlarına Korsan Cephe’den bir bakış

Dünya değişiyor. Politika da değişiyor. Sanırım politika umduğumuz kadar hızlı değişmiyor.

Avrupa genelinde Yeşiller yükselişte. Ardarda güzel seçim haberleri veriyoruz. Fakat aynı şeyi Korsanların kalesi olan İsveç’teki Korsan Partisi için söylemek zor.

Korsanların Yükselişi

2006 Yılında kurulan İsveç Korsan Partisi, İnternet’in özgürleşmesi, telif haklarının reformu, bireysel mahremiyetin korunması ve devletin şeffaflaşması konularını ele alan ve klasik sol-sağ ayrımını reddeden bir hareket. Gençlerin yoğun ilgisi sayesinde kısa sürede hızla büyüyen bu hareket 2009 yılında İsveçte en çok üyesi olan 3. parti konumuna geldi.

2009 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde İsveçten Korsan Partisi 2 sandalye kazanarak tarihi bir başarıya imza attı. Bu parlamenterler AP’de Yeşiller grubuna katıldılar.

Seçim Sonuçları

İsveç genel seçimleri bir ay önce, 19 eylül 2010’da gerçekleşti. %4 seçim barajı uygulanan İsveçte 8 parti barajı geçerek mecliste yer almayı başardı. Seçime güç birliği yaparak giren iki gruptan merkez sağ “Birlik” %49.27 oy alarak 173 sandalye kazandı. Ancak merkez sağ “Birlik” 2 sandalye farkı ile meclis çoğunluğunu oluşturamadı.  Muhalefette kalan “Kırmızı-Yeşil” ise %43.6 oy alarak 156 sandalyeye sahip oldu.  20 sandalyeye sahip olan ve iki grup içinde de yer almayan İsveç Demokrat partisi meclisteki oylamaların kilit adresi olmayı garantiledi.

Barajı geçen 8 partiden Sosyal demokratlar %30.66, Merkez sağın “Ilımlı” partisi ise %30.06 oy aldılar (birinci lig). Geriye kalan ve içinde Yeşiller’in (%7.34) de bulunduğu 6 parti ise %5.6 ile %7.34 arasında değişen oylar aldılar (ikinci lig). Barajı geçen partilerin aldığı oyların toplamı geçerli oyların %98.57’si ediyor.

Barajı geçemeyen partilerden Korsan Partisi %0.65, Feminist İnsiyatif %0.4, Yaşlılar partisi ise %0.19 oy aldı (üçüncü lig). Geriye kalan partiler ise pek bir varlık gösteremedi.

Bu sonuçlara bakarak çıkartılacak çok önemli sonuçlar var.

  • %4 barajın varlığının çok net olarak sonuçlarda kendini gösterdiğini ve mecliste yer alan kimsenin şans eseri orada olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz.
  • Merkezde konumlanan ve vasat sayılabilecek politik söylemlerin populerliği yadsınamaz.
  • Düşük baraj yüksek temsiliyet oranı getiriyor.

Bu seçimde Sosyal Demokratlar ve Sol parti  sırasıyla %4.33 ve %0.24 oy kaybederken, Yeşiller partisi oylarını %2.09 arttırdı.

Korsan parti oylarını %0.02 oranında arttırdı ve meclis dışındaki en büyük küçük-partilerden biri olarak yerini sabitledi. Maalesef Korsan parti küçük partiler için önemli olan %1 seviyesinde kazanılan basım yardımı ve %2.5 seviyesinde kazanılan parti yardımlarının ikisinden de yaralanamadı.

2009 Avrupa Parlamentosu seçimlerinde İsveçte Yeşiller %11, Korsan partisi %7, Feminist insiyatif ise %2 civarında oy almışlardı. Bu oyların tamamı 2010’da gerçekleşen ulusal seçimlerde elde edilen oylardan daha yüksek. Korsanlar için aradaki yüzdelik farklar dışında, kaç oy alındığı da çok dramatik bir tablo oluşturuyor. 2009 AP seçimlerinde (üç milyon geçerli oy içinden) 225,915 oy alan Korsanlar, 2010 genel seçiminde (altı milyon geçerli oy içinden) ancak 38,491 oy alabildiler.

Nasıl oldu da böyle oldu?

Bir kaç neden sayılabilir. Bunlardan ilki Korsan Partisi hareketinin ortaya çıkışındaki dayanaklarından biri olan The Pirate Bay isimli sitesinin satın alınmak istenmesi ve belirlenen bedelin 6 milyon Amerikan Doları olması. The Pirate Bay sitesinin sahipleri hakkındaki “Fikri mülkiyet devrimcisi” imajının yerini “paragöz fırsatçı” imajının alması Korsan Partisi’ni de etkiledi.

İkinci ve bence en önemli neden ise Korsan Partisi’nin hızlı yükselişi sırasında kendine sağlam mevziler edinememiş ve politik duruşunu geliştirememiş olmasıdır.

Korsan politikanın konuları geleceğin siyasi fay hatlarını oluşturacaktır ve çok önemlidir. Ama günümüzde seçim sonuçlarını belirleyen işsizlik, göçmen politikaları, küresel ekonomik kriz, savunma bütçesi gibi klasik konularda siyaset yapmamayı bilinçli olarak seçmiş bir partinin ülkeyi kimin yöneteğine karar verilen bir seçimde başarısız olması da şaşırılacak bir şey olmasa gerek.

Bu durumun tam zıttı olarak, güncel politik kararlar almak yerine uzun vadeli ve yönlendirici ilkeler belirleyen bir kurum olan Avrupa Parlamentosu seçimlerinde Yeşiller, Korsanlar ve Feministler’in yüksek oy alması da anlaşılabilir.

Peki biz ne yapalım?

İnternet sansürüne maruz kalan, telif haklarına kafayı takmış kurumların her geçen gün daha da zıvanadan çıktığı, yasakçılıkla vatan sevgisinin eş anlamlı olduğu bir ülkede yaşayan bizler tabii ki mücadele edeceğiz. Yeşil bireyler olarak ülkemizdeki Korsan hareketlerine mutlaka destek vermeliyiz. Küçük partilere yaşam şansı vermeyen seçim sistemimiz ve siyasi partiler yasamız sağolsun, biz Yeşiller’in yaşadığı zorlukları partileşmek isteyen Korsanlar da aynen yaşayacaktır.

Yeşiller Partisi’nin farklılıkları zenginlik olarak gören yapısını bir de partinin Korsan Cephe‘sinin olduğunu hatırlatır; “teklif var, ısrar yok” diyerek sözü bağlar; esenlikler dilerim.

Efe Göktoğan – 19/10/2010

Yeşil Gazete

Tüketiciler KGS’de yeni alt sınıra tepkili

Köprü ve otoyollardan geçişi sağlayan Kartlı Geçiş Sistemi (KGS) kartına en az 50 TL yükleme zorunluluğunun getirilmesi tüketicileri isyan ettirdi.

Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Nazım Kaya, köprü ve otoyollardan geçişi sağlayan Kartlı Geçiş Sistemi (KGS) kartına en düşük 50 liralık yükleme yapma zorunluluğunun kaldırılması gerektiğini söyledi. Kaya, köprü ve otoyolları kullanan sürücülerin edindiği KGS’ye 50 liranın altında yükleme yapılamadığını belirtti.

Kamyoncuların, özellikle yurt dışından gelip de 1-2 kez geçiş yapacakları kartlara 50 lira yüklemeden köprüden geçemediğini, otoyolları kullanamadığını ifade eden Kaya, şöyle konuştu:

“Köprüden geçiş 4 lira, otoyollarda ise en kısa süreli geçiş 1,5 liradan başlıyor. Yani bir sürücü, yaz tatiline çıktığı gün kısa süreli geçiş yapacağı otoyolu kullanmak için 50 lira ödüyor. Bunun 5-10 lirası geçişlerde gidiyor. Geriye kalan 40 lira, bir daha tatile çıkacağı döneme kadar kartta kalıyor. Tüketicinin parasına uzun süreli ipotek konuluyor. Hizmetlerin en düşük birimiyle satılabilmesi şartı vardır. Bir geçişlik imkan tanıyacak yüklemeler yapılabilmeli ya da satışlar olmalı. Bozuk paraya dönüşmemesi için 5-10 liralık yüklemeler yapılabilmelidir.”

Karayolları Genel Müdürlüğünün uzun vadede verilecek hizmetin ücretini kısa vadede aldığını ileri süren Kaya, “Birçok turnikede nakit kullanımının olmaması nedeniyle ‘ya ödeyeceksin ya da orada kalacaksın’ deniliyor. En düşük birimiyle, en bölünebilir haliyle hizmet sunulması gerekiyor. Otoyollar, iyi hizmet sunulması amacıyla yapıldı. Ticari kazanç olarak bakılmamalıdır. OGS, ‘otoyol geçişlerinde soygun’ olmamalıdır” dedi.

Araba satılsa da cihaz elden çıkartılamıyor

Kaya, KGS dolumu yapılan gişelere gidildiğinde sürücülerin şikayetlerinin daha açık görülebileceğini vurgulayarak, bunun yanı sıra eksi bakiye ile geçişlerde kartın ya da araca takılan optik okuyuculu cihazın kullanıma kapatıldığını anlattı. Ayrıca, eksi bakiye durumlarında cezalı geçiş yapıldığı gerekçesiyle 10 kat ceza ödendiğini öne süren Kaya, şunları kaydetti:

“Kamu hizmeti mantığına ters bir uygulama. Manyetik kart 3 liraya, optik okuyucu cihaz ise 40 liradan satılıyor. Fabrika çalışanlarına işe giriş ve çıkışları için verilen kartlardan para alınması gibi garip bir durum. Sürücü, aracını sattığında ya da bir daha kullanmayacağı durumlarda geri veremiyor. 40 liralık cihazı evine götürüyor. İlgili kurumun, kendi kurduğu takip sistemini satması çok ilginçtir.”  (aa)

Dink’in ‘Doğrular Parkı’nda ağacı oldu

İtalya’daki “Doğrular Parkı”na suikaste kurban giden gazeteci Hrant Dink anısına ağaç dikildi. Törende Rakel Dink’e “Doğruluk” plaketi verildi.

Padova Belediyesi tarafından 3 yıl önce açılışı yapılan, her yıl da dünya genelinde soykırımla mücadele edenler anısına 10 ağacın eklendiği “Doğrular Parkı”na suikast sonucu hayatını kaybeden Agos gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink anısına bir ağaç dikildi.

Törende Rakel Dink’e de yine eşi anısına “Doğruluk” plaketi takdim edildi.

Dink, parkı “Ülkenin hafızasını uyanık tutmak açısından çok önemli bir çalışma olarak” değerlendirdi. Rakel Dink, bu nedenle İtalya’ya teşekkür etti.

Açılışta ayrıca bir konuşma yapan Rakel Dink, eşinin “Sadece Ermenilerin değil, bütün azınlıkların maruz kaldığı adaletsizlikleri yazdığını” dile getirdi.

Rakel Dink, “Eşim ülkede yapılması gerekeni yaptı” dedi. (NTV)

HSYK’da Bakanlık ve Hükümet Egemenliği

HSYK’nın yeni yapısında çoğunluğu oluşturacak 16 üye için yaklaşık 11 bin hakim ve savcı sandık başına gitti. 199 adayın yarıştığı seçimde Adalet Bakanlığı’nın desteklediği tüm adayların girdiği kurula, YARSAV listesinden giren olmadı.
Türkiye genelinde 10 bin 739 hakim ve savcı, HSYK’ya girecek 10’u asil 6’sı yedek 16 üyeyi belirlemek için sandık başına gitti.

YARSAV’ın listesi ve Adalet Bakanlığı’nın desteklediği iddia edilen listenin çekişmesine sahne olması beklenen seçimlerde, YARSAV, yapısı değiştirilen HSYK’ya tek bir adayını bile sokamadı.

199 adayın yarıştığı ve dün akşam saat 17.00 itibariyle sona eren seçimin, YSK Başkanı Ali Em tarfından açıklanan resmi olmayan sonuçlarına göre, Türkiye genelinde en fazla oyu Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı İbrahim Okur aldı.

İdari yargıdan HSYK’ya giren bir başka bürokrat ise Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü Birol Erdem oldu. Adalet Akademisi Eğitim Merkezi Müdürü Ahmet Kaya da HSYK’da yer almayı başardı.

Bu arada Hakimler Savcılar Yüksek Kurulu seçimindeki ağır yenilgi öncesinde, YARSAV’dan da olağanüstü genel kurul haberi geldi. Tek bir adayını bile kurula sokamayan YARSAV, 5 Aralık’ta yeni yönetimini belirleyecek.

ADLİ YARGI

Asil üyeler:
Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı İbrahim Okur
Yargıtay 10. Ceza Dairesi Tetkik Hakimi Teoman Gökçe
Rize Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ömer Köroğlu
Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Nesibe Özer
Adana Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Hüseyin Serter
Türkiye Adalet Akademisi Eğitim Merkezi Müdürü Ahmet Kaya
Edirne Hakimi İsmail Aydın

Yedek üyeler:
Ankara Cumhuriyet Savcısı Harun Kodalak
Üsküdar Cumhuriyet Savcısı Celal Avar
Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimi Hayrettin Türe
İzmir Asliye 7. Hukuk Mahkemesi Hakimi Ali Öztürk

İDARİ YARGI

Asil üyeler:
Danıştay 6. Daire Tetkik Hakimi Ahmet Berberoğlu
Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü Birol Erdem
İstanbul 5. İdare Mahkemesi Üyesi Resul Yıldırım

Yedek üyeler:
Ankara Bölge İdare Mahkemesi Üyesi Halil Koç
Danıştay Savcısı İbrahim Topuz

İTİRAZ HAKKI VAR

Öte yandan YSK Başkanı Ali Em, bu sonuçların kesin olmadığını, itiraz süresi içerisinde sonuçlara itiraz edilmesi halinde itirazların değerlendirileceğini ve gelecek hafta başı üyeliklere seçilen kişilere mazbatalarının verileceğini bildirdi.

Em, seçim sonuçlarını illerden faks yoluyla aldıklarını ifade ederek, geç saatte açıklama yapmasının sebebinin sonuçların illerden geç gelmesi olduğunu söyledi. (Açık Gazete)

KCK davasında savunmalar Kürtçe yapılacak

Diyarbakır’da başlayan KCK davasında yargılanan 151 kişinin sözcüsü, eski milletvekili Hatip Dicle savunmalarını Kürtçe yapmak istediklerini söyledi.

Aralarında belediye başkanları, BDP’li siyasetçiler, İnsan Hakları Derneği üyelerinin de bulunduğu, 103’ü tutuklu yargılanan kişilerin çoğu mahkemede kimlik tespiti yapıldığı sırada adları okunduğunda Kürtçe yanıt verdiler.

İlk operasyonun 2009 yılı Nisan ayında yapıldığı KCK davasında tutukluluk süresinin uzunluğu ve yargılamaların gecikmesi tepki çekiyordu.

Savcılık sanıkları Abdullah Öcalan’ı lideri olarak kabul eden bir örgütlenmenin üyesi olmakla suçluyor.

Sanıkların avukatları ise, müvekkillerinin yıllardır yasal siyaset içinde faaliyet yürüttüklerini savunuyor.

Duruşma sırasında, söz alıp tutuklu tüm sanıklar adına konuştuğunu söyleyen Hatip Dicle, “Kürt halkının siyasi temsilcileri faaliyet yürüttükleri için sanık sandalyesinde.” dedi.

300 savunma avukatı adına söz alan Diyarbakır Barosu Başkanı Mehmet Emin Aktar da, duruşmalarda savunmaya daha çok yer verilmesi için 7 bin 500 sayfalık iddianamenin tümünün okunarak zaman kaybedilmemesini istedi.

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı iddianamede sanıklara “devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma”, “terör örgütü üyesi ve yöneticisi olma”, “terör örgütüne yardım ve yataklık etme” gibi suçlamalar getiriliyor.

KCK nedir?

Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK), savcılık iddianamesinde ve kendi sözleşmesinde, PKK’yı da içine alan ve devlete alternatif olarak kurulan bir şemsiye örgütlenme olarak ifade ediliyor.

Örgüt, PKK’nın Türkiye’nin yanı sıra, Irak, İran ve Suriye için de önerdiği “Demokratik Konfederalizm” ve “Demokratik Özerklik” projelerinin kurumlaşmış hali olarak tasarlanıyor.

Çerçevesi tam olarak netleştirilmemiş olan sistemde, merkezi devlet kurumlarının bazılarının varlıklarını sürdürürken, bazılarının işlevlerinin ise yerel örgütlenmeler tarafından devralınması öngörülüyor.

PKK, “Toplum Kongreleri” şeklinde örgütlenmeye başlayan projenin, devletlerin toprak bütünlüğünü kabul ettiğini ve sınırları değiştirme hedefi olmadığını savunuyor.

KCK devletin tümüne bir alternatif olarak sunulmasa da devletin yürütme, yasama ve yargı yetkilerini kısmen devralmayı hedefliyor.

Türkiye’de Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde başlatılan örgütlenmenin birimlerinin etnik temelli olması gerekmediğine de vurgu yapılıyor.

İddianamede, KCK Türkiye Meclisi’nin bir dönem Avrupa’da bulunan PKK’nın üst düzey yöneticisi Sabri Ok’a bağlı olduğu ifade ediliyor.

Bu nedenle davanın bir numaralı şüphelisi Sabri Ok.

Son iki yılda yapılan KCK operasyonlarının ‘demokratik açılım’ gibi Kürt sorununda çözüm inisiyatiflerinin gündeme geldiği dönemlerde kritik etkileri olmuştu.

KCK ile bağlantılı operasyonlarda bugüne kadar binin üzerinde kişi tutuklandı.

Duruşmaya ilgi yoğun

Yüksek güvenlik önlemleri altında gerçekleşen duruşma, gazeteciler, sanık yakınları ve yabancı heyetler tarafından da izleniyor.

Mahkeme salonuna sanık ve avukatların yanında alından 90 kişinin 10’u gazeteci.

Duruşmayı izlemeye gelen yabancı heyetler arasında Uluslararası İnsan Hakları Federasyon (FIDH) Başkanı Souhayr Belhassen da var.

Çoğunluğu tutuklu yargılanan şüpheliler arasında 12 belediye başkanı, İHD Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erbey ve eski DEP milletvekili Hatip Dicle de bulunuyor.

Sanıklar için 15 yıl ile ağırlaştırılmış müebbet arasında değişen hapis cezaları isteniyor. (BBC)

Fransa’da Protestolar Büyüyor

Sarkozy hükümetinin ’emeklilik reformu’ Fransızları ayağa kaldırdı. Geçen haftadan bu yana süren protestolara şiddet de karıştı. Paris’in batısındaki bir banliyöde öğrenciler polisle çatıştı.

Fransa’da emeklilik yaşının yükseltilmesini öngören tasarıya yönelik protestolar büyüyerek devam ediyor. Paris banliyölerinde öğrenciler polisle çatışrken, göstericiler araçları ateşe verdi.

Paris’in bir başka bölgesinde de gençler yine sokaktaydı. Rafinerilerdeki eylemler nedeniyle ülkenin birçok bölgesindeyse yakıt sıkıntısı başgösterdi. Pompalar önünde kuyruklar oluşuyor.

Fransız hükümeti ise ülkede yeteri kadar petrol rezervi bulunduğunu söyleyerek paniği yatıştırmaya çalışıyor.

Emeklilik yaşını 60’dan 62’ye çıkartan tasarı Senato’da Çarşamba günü oylanacak. Bu oylamadan bir gün önce çalışanlar en geniş katılımlı genel greve hazırlanıyor.

Sivil Havacılık Dairesi bir günlük grev nedeniyle havayolu şirketlerinin tarifeli seferlerini azaltmasını istedi.

Demiryolu çalışanlarının grevi tren seferlerini olumsuz etkilerken, kamyon şöförleri de protestoya katıldı.

Paris ve Lille başta olmak üzere bazı kentlerin girişlerinde de uzun araç kuyrukları oluştu.

Greve giden işçileri desteklemek isteyen liseliler, ülkenin ikinci büyük kenti Lyon’da DA olay çıkardı. Polis, Lyon kent merkezinde çıkan olaylarla ilgili 16 genci gözaltına aldı.

Yaklaşık bin civarındaki lise öğrencisinin yaptığı izinsiz gösteride beş otomobil ve çöp bidonları ateşe verilirken, otobüs durakları da tahrip edildi.

Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi eyleme çağırıyor

Bildirilerinde Animal Liberation Front (ALF) logosu da kullanan Türkiyeli hayvan hakları aktivistleri, yaklaşan kurban bayramı öncesinde dayanışma ve ortak eylemlilikte bulunma çağrısı yaptı.

ALF, 1976 yılında radikal hayvan hakları eylemcileri tarafından kurulan aktivist bir örgüt. Şu anda dünyanın kırktan fazla ülkesinde üye, destekçi ve sempatizana sahip. Çeşitli ülkelerde gerçekleştirdikleri eylemler ile kendilerinden söz ettiren ALF, Türkiye gündemine en son Avusturya’da “terörist” suçlaması ile tutuklu bulunan ALF üyelerinin salıverilmesi için İstanbul’daki Avusturya Başkonsolosluğu önünde yapılan yasal eylem ile gelmişti.

ALF ile ilgili daha detaylı bilgi almak için: http://www.animalliberationfront.com/ ve http://tr.wikipedia.org/wiki/Hayvan_Kurtulu%C5%9F_Cephesi adreslerine başvurulabilir.

Bugün Türkçe olarak Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi tarafından duyurulan açıklama ise şöyle:

Hayvanların kurtuluşundan yana olan tüm bireylere çağrımızdır!

Kurban Bayramı yaklaşıyor. Kurbanlık olarak yetiştirilen, doğumlarından ölümlerine kadar çektikleri acı ve zulüm göz ardı edilen milyonlarca hayvan, katliam günleri için pazarlanmaya hazırlanıyor. Medya, her sene olduğu gibi ekonomik krizin vurduğu kurbanlık satışlarından ve kurban günlerindeki kanlı görüntüleri işaret ederek daha modern katletme biçimlerinden dem vuracak olsa da bizler önceki senelerde olduğu gibi bu sene elimiz kolumuz bağlı oturmayacağımızı ifade etmek istiyoruz.

Hayvanların kurtuluşundan yana ve onların hakları olduğuna inanan tüm bireyleri, kurban günlerinde eve kapanmamaya, sokağa çıkıp insanlara bu kültürün ne kadar acımasız ve zalim olduğunu hatırlatmaya çağırıyoruz. Bayram sabahı uyandıklarında insanlara, o günün kendileri için bayram olduğunu, ama hayvanlar için aslında bir kıyamet günü olduğunu hatırlatmak, katledilen hayvanlar için ağlayıp sızlamaktan daha etkilidir.

Kurbanları kesimden kurtarmak her ne kadar yapılacak en doğrudan eylem olsa da, potansiyellerimizi bilerek hareket etmemiz daha dürüst bir tavır olurdu. Şu an bu çağrıyla, birçok eylemde olduğu gibi az da olsa risk barındıran, ancak herkes için uygulanabilir olan başka bir eyleme sizleri davet ediyoruz.

Birkaç gün öncesinden başlayarak bayram günlerinde de devam eden bir kampanyayı sizlere öneriyoruz. Bizler, İstanbul’un birçok semtinde, mahallesinde ve ana arterlerde kurbanın aslında bir zulüm ve katliam olduğunu duvarlara yazacağız, hayvan boğazlamayı ve boğazlatmayı öven, teşvik eden pankartları tahrip edeceğiz.

O günlerde mahallelerde, semtlerde ve ana arterlerdeki duvarlarda bu zulmü teşhir eden ne kadar çok yazılama olursa ve katliamın reklamını yapan dokunaklı pankartlar ne kadar çok tahrip edilirse hayvanların kurtuluşu yönünde etkinin daha fazla olacağını düşünüyoruz. Elbette ki aynı oranda karşı tepkiyi, muhafazakar kesimden de alacağımızı düşünüyoruz, ancak hiçbir gerekçe bu zulme seyirci kalmamızı haklı gösteremez.

Şayet daha etkili başka bir öneriniz yoksa, sizleri o günlerde kurban katliamına karşı eş zamanlı tepki vermeye ve güçlü bir etki yaratmaya davet ediyoruz. Eylemimiz çok karmaşık veya zorlu süreçleri içermiyor. İhtiyacımız olan şeyler sadece; zulme karşı öfke, birkaç sprey boya, bir maket bıçağı ve tercihen birlikte hareket edebileceğimiz insanlar…

Sabah uyandıklarında mahalle duvarlarında “Kurban Katliamdır!” yazılamalarıyla karşılaşan insanların üzerindeki şok etkisini düşünün! Ve bunun bütün şehre yayılmış olduğunu düşünün! Olumlu veya olumsuz, bir şok etkisi ve bir tepkiyi yaratacağından şüphe yok!

Katliam günlerinde evlere kapanıp 3 maymunu oynamaktansa, sokakta, hayvanlara yaşatılan zulme karşı yapabileceğimiz daha hayırlı işler olduğuna inanıyoruz. Bu konuda yapılacak her türlü faaliyet ve eylemi destekliyoruz.