Ana Sayfa Blog Sayfa 5386

Çevreciler vatan hainliğine devam ediyor hala – Yunus Muluk

Köylü milletin efendisidir. Efendisidir efendisi olmasına da efendiliğin de bir sınırı var elbet. Öyle köyünden filan çıkamazsın, konuşamazsın da. Hukuk filan da bilmemelisin. Karadenizli köylüler gibi HES’lere karşı olursan,  Bergamalı ve Ulukışlalı gibi siyanürlü altın aranmasına karşı olursan, Gerzeli, Erzinli köylüler gibi termik santrallere karşı olursan; Hasankeyfli köylüler gibi Ilısu Barajına karşı olursan; Kaz dağlarındaki köylüler gibi maden şirketlerine karşı gelirsen Allah muhafaza köylülükten çıkarıverirler. Bir bakarsın ÇEVRECİ olmuşsun. Hele Munzurlu veya Hasankeyfli isen TERÖRİST bile oluverirsin. Bir adım sonra da VATAN HAİNİ yaparlar insanı. Efendilikle vatan hainliği arasındaki böyle ince bir çizgide gezer yurdum köylüsü.

Çevre Bakanı Eroğlu dün, daha önce defalarca yapıldığı gibi çevrecileri “vatan sevmezlik”, “Enerji bağımsızlığı istemezi” ve “rüşvetçilik” ile suçladı… Bakanın açıklamaları belli ki bazı çağrışımlar yaptırmaya yönelikti. Ben de onun çağrıştırdıklarının peşinden gitsem çevreci yanım ne der acaba?  Açıklamar iki soru getirdi aklıma. İlki “kim bu çevreciler?” Bakanın çağrıştırdığı cevap:  Hani Türkiye’nin enerji bağımsızlığını istemeyen insanlar olduklarına göre ajan filan olmalılar ya da ajanların kandırdığı Hemşinli, İkizdereli köylüler…vb. Aslında, biz yanlış yapmıyoruz, bizim yaptığımız tüm politikalar doğru biz doğayı yok etmiyoruz. Hatta çevrecilere çevrecilik dersi verecek kadar doğaya özen gösteriyoruz ama bizim enerji bağımsızlığımız dış güçler tarafından engelleniyor. Görüldüğü üzere sorunun kaynağı ülke dışındadır. Çevreci yanım biliyor ki bu insanlar ne ülke dışından geldi ne de uzaydan. Sadece yüz yıllardır atasından öğrendiği doğayla barışık yaşamı korumaya çalışan yurdum insanları. Soru iki: Ne yapmış bu çevreciler? Çevre Bakanı öyle bir çıkış  yapıyor ki sanırsınız HES inşaatlarını sabotajlamışlar ya da hukuk dışı yöntemler kullanmışlar. Hükümetlerin politikalarından en çok zarar görmesine rağmen bu bağımlılığından hiç vazgeçmemiş Türkiye  köylüsü ile şiddet karşıtı çevreci politikalar bir araya gelince ne yapmış olabilir ki diye düşünüyorum. Tasavvuru bile felaket: Hukuki yöntemleri kullanmışlar. Kültür ve Tabiat Varlıkları Konuma Bölge Kuruluna başvurmuşlar, bir de üstüne üstlük kurul taleplerini uygun bulmuş. Kesin kurulu etkilemişleridir. Yapar bu vatan hainleri herşeyi yapar…

Çevrecilerin daniskaları 1700’den fazla HES projesinin, 50 civarı termik santralin, en az 2 nükleer santralin yapımına soyunmuş, sayısız maden arama girişimini desteklerken, Hasankeyf, Allionai gibi binlerce arkeolojik alan barajların altında bırakırken, GDO’lu ürünlerin kullanımında tüm yasal engeller kaldırırken, 3. köprü projesi ile 2 milyon ağacı yok ederken, kısacası Cumhuriyet tarihinin en büyük doğa saldırısını gerçekleştirirken susmasını istiyor köylüsünün. Yoksa bir bakarsınız Başbakan’ın dediği gibi boş vakit geçiren çevreci, Çevre Bakanı’nın dediği gibi de vatansevmez ve rüşvetçi olmuşlar.

Yunus Muluk

Danıştay’dan Munzur’da yürütmeyi durdurma

Tunceli’de Munzur Vadisi Milli Parkı içinde yapılmak istenen Konaktepe Barajı Hidroelektrik Santrali 1 ve Konaktepe Hidroelektrik Santrali 2 için Danıştay yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Tuncelili Çevreci Avukat Barış Yıldırım tarafından gerekli izinler alınmadığı, Munzur Vadisi Uzun Devreli Gelişme Planı onaylanmadığı gerekçesiyle Danıştay’da Munzur Vadisi Milli Parkı’nda yapımı planlanan Konaktepe Barajı HES 1 ve HES 2 için Konaktepe Elektrik Üretim A.Ş. ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu hakkında yürütmenin durdurulması istemiyle dava açılmıştı.

Davayı görüşen Danıştay 13’üncü Dairesi, 2010/995 esas nolu kararıyla Avukat Yıldırım’ın gerekçelerini haklı bularak oy birliğiyle her iki baraj için yürütmeyi durdurma kararı verdi. Yürütmeyi durdurma kararının duyulmasından sonra, aralarında Belediye Başkanı Edibe Şahin, davayı açan Avukat Barış Yıldırım, ilçe belediye başkanları ve çok sayıda Tuncelili’nin bulunduğu bir grup basın açıklaması yaparak kararı kamuoyuna açıkladı.

Kışla Meydanı’ndaki Seyit Rıza Heykeli önünde düzenlenen basın açıklamasında konuşan avukat Barış Yıldırım, Danıştay’ın yıllardır süren hukuksuzluğu durdurduğunu söyledi. Yıllardan beri Bakanlar Kurulu kararıyla başlayan bir hukuksuzluk olduğunu belirten Avukat Yıldırım, “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü hukuka aykırı bir şekilde su kullanım hakkı anlaşması imzaladı. Konaktepe A.Ş. ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu da izin verdi. Sonuç olarak Danıştay 13’üncü Dava Dairesi, yıllardır Munzur Vadisi Milli Parkı’nda yürütülen bu hukuksuzluğa, açık bir şekilde ‘dur’ dedi ve Konaktepe şirketine verilen elektrik üretim lisansını durdurdu” dedi.

Davanın devam ettiğini kaydeden Yıldırım, “Fakat Danıştay açıkça çevre mevzuatı yönünden değerlendirme yapılmadığını, uzun devreli gelişme planının onaylanmadığını, bakanlığın izin vermediğini, Maliye Bakanlığı’nın Milli Parkı tahsis etmediğini ifade etti. Bu hukuksuzluğa dur dedi” diye konuştu.

Kararın, kent sınırları içerisinde yapılması düşünülen diğer barajlar için de emsal teşkil edeceğini vurgulayan Yıldırım, “Bu Konaktepe Barajı HES 1 ve HES 2’ye ilişkin. Milli Parkta, Dersim’de yapımı düşünülen başka barajlar da var. Bu karar, Milli Park sahalarındaki durumu tespit ettiği için diğer HES’ler için de emsal niteliğinde. Danıştay hakimlerine şükranlarımızı sunuyoruz. Halkımıza hayırlı olsun” dedi.

Kararın hukuksuzluğun vesikası olma niteliği taşıdığını ve oy birliğiyle alındığını söyleyen Avukat Barış Yıldırım, yetkilileri konunun gereğini yapmaya davet etti. Kalabalık grup daha sonra yaptığı kısa bir yürüyüşle, alınan kararı Tuncelilere iletti.

KAYNAK: Milliyet

TUNCELİ’de Munzur Vadisi Milli Parkı içinde yapılmak istenen Konaktepe Barajı Hidroelektrik Santrali 1 ve Konaktepe Hidroelektrik Santrali 2 için Danıştay yürütmeyi durdurma kararı verdi.

Tuncelili Çevreci Avukat Barış Yıldırım tarafından gerekli izinler alınmadığı, Munzur Vadisi Uzun Devreli Gelişme Planı onaylanmadığı gerekçesiyle Danıştay’da Munzur Vadisi Milli Parkı’nda yapımı planlanan Konaktepe Barajı HES 1 ve HES 2 için Konaktepe Elektrik Üretim A.Ş. ve Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu hakkında yürütmenin durdurulması istemiyle dava açılmıştı.

Davayı görüşen Danıştay 13’üncü Dairesi, 2010/995 esas nolu kararıyla Avukat Yıldırım’ın gerekçelerini haklı bularak oy birliğiyle her iki baraj için yürütmeyi durdurma kararı verdi. Yürütmeyi durdurma kararının duyulmasından sonra, aralarında Belediye Başkanı Edibe Şahin, davayı açan Avukat Barış Yıldırım, ilçe belediye başkanları ve çok sayıda Tuncelili’nin bulunduğu bir grup basın açıklaması yaparak kararı kamuoyuna açıkladı.

Kışla Meydanı’ndaki Seyit Rıza Heykeli önünde düzenlenen basın açıklamasında konuşan avukat Barış Yıldırım, Danıştay’ın yıllardır süren hukuksuzluğu durdurduğunu söyledi. Yıllardan beri Bakanlar Kurulu kararıyla başlayan bir hukuksuzluk olduğunu belirten Avukat Yıldırım, “Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü hukuka aykırı bir şekilde su kullanım hakkı anlaşması imzaladı. Konaktepe A.Ş. ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu da izin verdi. Sonuç olarak Danıştay 13’üncü Dava Dairesi, yıllardır Munzur Vadisi Milli Parkı’nda yürütülen bu hukuksuzluğa, açık bir şekilde ‘dur’ dedi ve Konaktepe şirketine verilen elektrik üretim lisansını durdurdu” dedi.

Davanın devam ettiğini kaydeden Yıldırım, “Fakat Danıştay açıkça çevre mevzuatı yönünden değerlendirme yapılmadığını, uzun devreli gelişme planının onaylanmadığını, bakanlığın izin vermediğini, Maliye Bakanlığı’nın Milli Parkı tahsis etmediğini ifade etti. Bu hukuksuzluğa dur dedi” diye konuştu.

Kararın, kent sınırları içerisinde yapılması düşünülen diğer barajlar için de emsal teşkil edeceğini vurgulayan Yıldırım, “Bu Konaktepe Barajı HES 1 ve HES 2’ye ilişkin. Milli Parkta, Dersim’de yapımı düşünülen başka barajlar da var. Bu karar, Milli Park sahalarındaki durumu tespit ettiği için diğer HES’ler için de emsal niteliğinde. Danıştay hakimlerine şükranlarımızı sunuyoruz. Halkımıza hayırlı olsun” dedi.

Kararın hukuksuzluğun vesikası olma niteliği taşıdığını ve oy birliğiyle alındığını söyleyen Avukat Barış Yıldırım, yetkilileri konunun gereğini yapmaya davet etti. Kalabalık grup daha sonra yaptığı kısa bir yürüyüşle, alınan kararı Tuncelilere iletti.

Dersimli Ermeniler derneklerini kurdular

29 Temmuz ile 1 Ağustos 2010 tarihleri arasında düzenlenen 10. Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nde, Dersim’in merkezinde bulunan Sanat Sokak’ında açılan stantlar arasında, Dersim Ermenileri Derneği’ni kurma hazırlığında olan Mirhan Prgiç Gültekin’in standı da yer almıştı. Bugün, Dersimli Ermeniler tarihlerinde ilk kez dernek kurarak örgütlenme çabalarını yasallaştırdı. Dersim Ermenileri İnanç ve Sosyal Yardımlaşma Derneği, Dersimli Ermenileri’nin yaşadıkları acılara rağmen kendi kimliklerini öğrenmeleri ve zenginleştirerek sürdürmeleri amacıyla çalışmalarına başladı. Dernek, Türkiye’de halkların bir arada yaşamasının sağlanmasını savunuyor. Halkların kendi kültür ve inanç değerlerinin yaşatılmasının sağlanması yolunda adımlar atılmasının önemine de dikkat çekmeyi misyon olarak kabul ediyor.
25 Ekim’de Miran Pirgiç Gültekin, Haydar Çolak, Kenan Karagöz, Cemil Polat, Umut Devletli, Erdal Ceviz, Eyüp Sultan Demirçivi’den oluşan  yönetim kurulu ile Dersim Ermenileri İnanç ve Sosyal Yardımlaşma Derneği, kuruluşunu resmi olarak bildirdi.
İletişim – Miran Pirgiç Gültekin 0537-709-37-98

(Yeşil Gazete)

İzmir’de sivil toplum örgütlerini güçlendirme eğitimi

Sivil Toplum Güçlendirme Merkezi (STGM), İzmir’de Sivil Toplum Örgütlerinin (STÖ) Karar Verme Süreçlerine Katılımlarının Güçlendirilmesi Eğitimi düzenliyor. Eğitime Denizli, Muğla, Uşak, Isparta, Burdur, Aydın, Antalya, Manisa, Çanakkale ve Balıkesir illerinden de başvurular kabul ediliyor. Çalışmalar kapsamında özellikle hak temelli sivil toplum örgütlerinin katılım süreçlerinde dönüştürücü özelliklerinin güçlendirilmesini hedefleniyor. Organizasyon 25 Kasım’da başlayacak ve 28 Kasım’da sona erecek.  İzmir dışından eğitime katılacak katılımcıların yol ve konaklama masrafları STGM tarafından karşılanacak.

Eğitim ile ilgili ayrıntılı bilgi için: http://www.stgm.org.tr/tr/icerik/detay/sto-lerin-karar-verme-sureclerine-katilimlarinin-guclendirilmesi-egitimi-izmir-4

(Yeşil Gazete)

AİHM’den Türkiye’ye rekor ceza

Kıbrıslı Rumların mülkiyet davalarında Türkiye 15 milyon Euro ödemeye mahkum edildi.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kıbrıslı Rumlar tarafından Ankara’ya karşı açılmış 19 davada rekor miktarda tazminata hükmetti.

Kararlar, 1990-1999 yılları arasında açılmış davaları kapsıyor. Davacıların çoğunluğunu Maraş, Girne ve Lefkoşa’daki tapulu mülklerini 1974 ylından bu yana kullanamadıkları için şikayette bulunan Rumlar oluşturuyor.

Mahkeme, tüm bu davalarda 2009 yılında açıkladığı ilk kararlarda, söz konusu Rum davacılara hak vermiş ve Ankara’nın bu davacıların mülkiyet hakkını ihlal ettiğine hükmetmişti.

Mahkeme o tarihte, davacıların tazminat talepleriyle ilgili kararını ileri bir tarihte açıklayacağını duyurmuştu.

Tazminatla ilgili kararlarını bugün açıklayan AİHM, Ankara’yı, davacı Rumlara 3 ay içinde toplam 15 milyon bin 498 Euro maddi ve manevi tazminat ödemekle cezalandırdı. Ankara ayrıca davacılara 160 bin 375 Euro mahkeme masrafı ödeyecek.

AİHM, KKTC’de Rumların mülkiyet sorunları konusunda oluşturulan Taşınmaz Mal Komisyonu’nu geçen yıl aldığı bir kararla iç hukuk yolu olarak kabul etmişti. Ancak, bu karardan önce kabul edilebilir ilan ettiği Rum davalarını kendisi karara bağlıyor. Bugün açıklanan kararlar da, daha önceden mahkemenin kabul edilebilir ilan ettiği başvurulardan oluşuyor.

Mahkeme, Ankara’ya karşı bugüne kadar tek bir seferde bu denli yüksek miktarda tazminata hükmetmemişti. (Ntv)

Fransa’daki isyan neyin habercisi? – Kayhan Karaca

Emeklilik reformuna karşı başlatılan eylemler yaşamı felç etti. Toplu ulaşım, havalimanları ve enerji sektörü kilitlendi. Yer yer sokak çatışmaları ve yağma olayları yaşanıyor.

Fransa’da emeklilik reformu yeni bir tartışma konusu değil. Tartışma, 1981 yılında sosyalist Cumhurbaşkanı François Mitterrand döneminde oylanan ve emeklilik yaşını 60, emekli olabilmek için prim ödeme süresini de 37 buçuk yıl olarak kararlaştıran tarihi yasanın yürürlüğe girşinden bu yana devam ediyor.

O günden bu yana, özellikle de 1993 yılından itibaren, sağcı hükümetler yeni bir emeklilik reformu gerçekleştirmeye çalışsalar da başarılı olamadılar. Emeklilik reformuna gerekçe olarak, yaşlanan nüfus, prim ödeyen aktif sayısındaki düşüş ve mevcut sistemdeki bütçe açığı gösteriliyor.

32 milyar Euro’luk açık

Fransa’da bugün iktidarda olan ve yeni bir emeklilik reformu deneyen sağcı hükümet de yine bu çerçevede, 1945-1950 döneminde doğan “baby-boom” kuşağının 2010 yılında emekliye ayrılmasının, Sosyal Sigorta Kurumu’ndaki bütçe açığını 32 milyar Euro’ya çıkaracak olmasını gerekçe gösteriyor. Hükümetin hazırladığı yeni reform paketi, emekli olabilmek için yaş sınırının 60’dan 62’ye, prim ödeme süresinin ise 43,5 yıla çıkarılmasını öngörüyor.

Sendikalar ve sol partiler ise nüfusla ilgili tespitlere karşı çıkmamakla birlikte, sorunun ülkede yaratılan zenginliğin paylaşımındaki eşitsizlikten kaynaklandığını savunuyorlar. Bu kesimler, zenginlere yüz milyonlarca euro tutarında vergi aidesi yapıldığı bir dönemde, bazı emeklilik haklarından vazgeçme talebinin kabul edilemeyeceğini söylüyorlar.

Soğuk Savaş’ın bitişinden bu yana yeni soluk arayışında olan sendikalar, reforma karşı tüm iş sektörlerinde eyleme başlamış durumdalar. Sendikaların eylemlerine son günlerde lise ve üniversite öğrencileri de destek olmakta. Lise öğrencilerinin gösterilerinde yaşanan sokak çatışmaları ve yağma olayları ise eylemleri gölgeleyici nitelikte.

Eylemler felç etti

Eylemler nedeniyle rafinerilerden akaryakıt istasyonlarında düzenli akaryakıt nakliyatı yapılamıyor. Ülkedeki 12 bin 500 benzin istasyonundan yaklaşık 4 bininde benzin yok. Enerji sektöründeki grevler nedeniyle, nükleer santralleriyle ünlü Fransa elektrik ithal edecek konuma geldi. Belediye temizlik işçilerinin grevi nedeniyle ülkenin üçüncü büyük kenti olan Marsilya açıkhava çöplüğüne dönüşmüş durumda. Çöpler dünden itibaren sivil koruma ekiplerine toplatılıyor. Toplu ulaşım ektöründeki grevler nedeniyle metro, banliyö ve şehirler arası tren seferlerinin hangi gün ve saatte düzenli gerçekleşeceği önceden bilinemez hale geldi. Marsilya havalimanı bu sabah habersiz bir grev nedeniyle üç saat ulaşıma kapatıldı.

Fransa’da sosyal ve ekonomik yaşamı özellikle son iki haftadır olumsuz etkilenmeye başlayan eylemler karşısında en çok merak edilen konu cumhurbaşkanı Sarkozy ve hükümetinin bundan sonra nasıl davranacakları. Reform paketi Senato’da onaylanma aşamasına gelmiş durumda. Sendikalar hükümetin paketi yeniden müzakere etmesini istiyor. Ancak gerek Sarkozy gerekse hükümeti, reformu geçireceklerini söyleyerek daha şimdiden bu seçeneği saf dışı bırkamış durumdalar.

Son aylarda kamuoyu anketlerinde adeta dibe vuran Sarkozy’nin, grevin Fransızlarda bıkkınlık yaratması ve böylelikle sokağın desteğini kaybedecek sendikaların eylemlerinin sona ermesi  hesapları yaptığı söyleniyor. Böyle bir senaryo Sarkozy’nin, son 15 yıldır dokunulamayan emeklilik reformu gerçekleştirip 2012 yılı cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasına reformcu imajıyla girmesini sağlayabilir.

Fransa kime ait?

Sarkozy’nin kabinedeki sadık dostu İçişleri bakanı Brice Hortefeux’nün, Çarşamba günü Lyon kentine düzenlediği ziyaret sırasında “Fransa, yağmacılara değil, çalışmak isteyen dürüst insanlara aittir” sözleri de bu stratejiyi doğrular nitelikte.

Her akşam televizyonda grev haberleri seyretmekten bıkan, benzin olmadığı için haftasonu tatilini kaçırmaktan korkan veya sabah işine gitmek için tren bulamayan Fransızlar ve bu Fransızların, okulu yarın sonbahar tatiline gireceği için sokak eylemlerini iki haftalığına unutacak çocukları, emeklilik reformu konusunda hükümetin güvencesini oluşturuyor. Ancak, sokak grevlerden bıktığı gibi Sarkozy ve hükümetinin vaat ve ekonomik politikalarından da usanmış durumda. Bu da sendikalar ve sol partilerin en önemli silahını oluşturuyor.

Sonuç olarak, sosyal ve ideolojik bir mücadele olan emeklilik reformunu aynı zamanda, hem Sarkozy ve hükümeti hem de sol muhalefet partileri ve sendikalar için 2012 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine hazırlık provası perspektifiyle düşünmekte fayda var.

Çevrecilerle bakan savaşı kızışıyor

Çevre Bakanı’nın ‘rüşvetçilik’le suçladığı HES karşıtları karşılık verdi: Çevre Bakan enerji şirketlerinin taşeronu oldu.

Hidroelektrik santrallara (HES) karşı çıkanları ‘rüşvet almak’la ve vatana ihanetle suçlayan Çevre Bakanı’na çevrecilerden aynı sertlikte yanıt geldi: “Çevre Bakanın enerji şirketlerinin taşeronu oldu.”

Doğa Derneği Başkanı Güven Eken: Çevrecileri vatan haini olarak suçlaması Türkiye’de olan bitenden habersiz olduğunun en güzel kanıtı. Yüzeysel ve gerçekdışı argümanlarla işin içinden çıkmaya çalışıyor. Bakan enerji diyor, suyun boşa aktığını söylüyor. O sular karnımızı doyuran tarım alanları için kullanılıyor. HES’ler Türkiye’deki toplam enerji ihtiyacının yüzde 5’ini karşılayacak. Yüzde 5’lik enerji için 2 bin dereyi yok ediyoruz. Bakan uluslararası enerji sektörünün taşeronu haline geldi. HES şirketlerinin paravanlığını yapıyor. 2 bin dereyi satarken kimden görüş aldı?

Derelerin Kardeşliği Platformu Sözcücü Ömer Şan: Bu tür suçlamaları yaparken kimleri kastediyorsa o çevreci kuruluşların isimlerini belirterek yapsın. Aksi takdirde suç işliyor. Kamuoyunu ve çevreye gönül bağlayanları yanıltıyor. Bakan da yabancı şirketlerin hamiliğini yapıyor.

İkizdere Derneği Başkanı Musa Yılmaz: Yapılan açıklamalar iftira ve terbiyesizlik. Onurlu bir mücadele veriyoruz. HES rantı peşinde koşsaydık, “HES’leri bize verin biz yapalım” derdik. Biz zararlarını konuştuk. Veysel Eroğlu kendisi yabancı sermayeyle işbirliği içinde olduğundan kendi yaptığını bizlerin üstüne atıyor.
TEMA Vakfı Rize Temsilcisi Nevzat Özel: Çevreciler ve yöre halkı kendi mağduriyetlerine rağmen İkizdere’nin sit alanı ilan edimesi için çabalıyor. Kısa vadeli çıkarları reddederek, doğa korunsun istiyorlar. İnsanlar ineğini satıp mahkeme masraflarını ödüyor. Çevreciler şirketlere ufak bir taviz verse halkın yüzüne bakamazlar.

Çevre Bakanı Eroğlu, İkizdere kararı için öfkelenmişti
HES karşıtları ile hükümet arasındaki tansiyon giderek yükselirken HES meselesi de kördüğüm haline geliyor. Çevre Bakanı Veysel Eroğlu ve Enerji Bakanı Taner Yıldız daha önce çeşitli vesilelerle HES karşıtlarının Türkiye’nin enerjide dışa bağımlılığını sürdürmek isteyen ‘enerji lobilerinin etkisi altında’ hareket ettiklerini öne sürdü. Ancak çevrecilerin büyük tepkisini çeken bu iddialar söylendiğiyle kaldı. Somut iz, belge, bilgi gündeme gelmedi. Son olarak HES’lerle doldurulmak istenen Rize İkizdere’nin koruma kurulu tarafından doğal sit alanı ilan edilmesine öfkelenen Bakan Eroğlu, önceki gün kararı mahkemeye götüreceğini açıklarken çevrecilere çattı. “Türkiye’de ülkesini seven, vatansever çevreciler de var” diyen Eroğlu, HES’lere karşı çıkanların enerji pastasından pay almak isteyenlerden maddi destek aldığını savunurken HES karşıtlarını da ‘vatansevmezlik’le suçladı.

Ünlü ahtapot Paul öldü!

0

Güney Afrika’da gerçekleştirilen 2010 Dünya Kupası’nın yıldızlarından biri olan ve doğru tahminleriyle adı ‘Kahin Ahtapot’a çıkan Paul öldü!..

Dünya Kupası’ndaki tahminleri ile tüm dünyanın dikkatlerini üzerinde çeken Almanya’nın Oberhausen kentindeki ahtapot Paul’un bu sabah öldüğü, yakılacağı, küllerinin ziyarete açılacağı açıklandı.

Güney Afrika’da düzenlenen Dünya Kupası boyunca 8 maçın sonucunu doğru tahmin eden ‘Paul’ adlı ‘falcı ahtapot’un bulunduğu bulunduğu Oberhausen kentindeki ‘Sea Life’ adlı akvaryumun sözcüsü Tanja Munzig, geçen Temmuz ayında sevimli hayvanın emekliye ayrıldığını açıklamıştı.

Paul’ cinsindeki küçük ahtapotların aynı cinsteki hayvanlardan kısa yaşadığı belirtildi. 2.5 yaşında olan Paul ile aynı cinsteki ahtapotların en fazla 3.5 ile 4 yıl yaşadığı belirtildi. ‘Sea Life’ isimli akvaryumun sözcüsü dünya çapında üne ve hayrana sahip Paul’un önümüzdeki günlerde yakılacağını, küllerini kendisini simgeleyen bir heykelin yanında sergileneceğini bildirdi.

Dünya Kupası maçları için yaptığı başarılı tahminlerle herkesi şaşırtan Kahin Ahtapot Paul, kendisine güvenen bahisçilere turnuva boyunca 1’e, 336 kazandırdı. Aynı dönemde piyasadaki yatırım araçlarına yönelenlerin karları ise yüzde 6’yı geçememişti. (aa)

Fransa’da eylem sırası öğrencilerde

Fransa’da öğrenciler bugün, hükümetin emeklilik reformuna karşı yürütülen harekete destek vermek için, ülke çapında gösteriler düzenleyecek.

12 petrol rafinerisinde işçilerin grevlere son vermesi ve Marsilya’da çöp toplayıcılarının grevi askıya alma kararından sonra, eylemlere katılım düzeyinin hareket açısından önemli bir sınav olacağı belirtiliyor.

Parlamentonun yarın oylanması bekleniyor.

Perşembe günü içinse, ülke genelinde grev çağrısında bulunulmuştu.

Oylamada, minimum emeklilik yaşını 60’dan 62’ye çıkartan reformun onaylanması bekleniyor.

Paris’teki BBC Muhabiri Christian Fraser, öğrencilerin sömestr tatilinde olmalarına karşın reforma karşı ülke çapında gösteriler planladığını söylüyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, tasarının yasalaşması ve 10 günlük okul tatiliyle gösterilerin ivme kaybetmesini umuyor.

Önemli sınav

Ancak muhabirimiz, öğrencilerin Sarkozy’nin umutlarını boşa çıkarmaya çalışacağını ve katılım düzeyinin muhalif hareket için önemli bir sınav olacağını belirtiyor.

Dün, ülkedeki 200 yakıt deposunun tümündeki grevlere son verdirilmişti.

Sendikalar da, Marsilya’daki çöp toplayıcılarının iki haftadır süren grevlerine bugün son vermeyi kararlaştırdığını duyurdu.

Ancak Fraser, yedi petrol rafinerisinin hala kapalı, yedek petrol ve mazot stoklarının da tükenmek üzere olduğunu söylüyor, rafineriler açılmadan da ülkenin haftasonuna doğru daha ciddi bir yakıt kriziyle karşı karşıya kalabileceğini belirtiyor.

Hükümet, grevlerin ülkenin ekonomik krizden çıkışına zarar verdiğini savunuyor.

Maliye Bakanı Christine Lagarde grevlerin ekonomiye günde 400 milyon Euro’ya mal olduğunu söyledi.

Sarkozy ise, ülkenin yaşlanan nüfusu ve büyüyen bütçe açığı nedeniyle emeklilik reformunun ‘kaçınılmaz olduğunu’ savunuyor. (BBC)

Tarık Aziz idam cezasına çarptırıldı

0

Irak’ta Saddam Hüseyin döneminin dışişleri bakanı ve başbakan yardımcısı olan Tarık Aziz idam cezasına çarptırıldı.

Cezası asılarak infaz edilecek olan 74 yaşındaki Aziz, dini partilere baskı ve zulüm uygulamak iddialarından suçlu bulundu.

Tarık Aziz daha önceki yargılamalarda da bazı işadamlarının haksız kazanç elde ettikleri gerekçesiyle 1990’ların başında idam edilmesine ilişkin davadan da hapis cezasına çarptırılmıştı.

Irak rejiminin uluslararası yüzü olarak görülen Aziz, hapiste bulunduğu dönemde inme geçirmişti.

Kendisi Hıristiyan olan Aziz’in sağlık durumunun kötü olduğu bildiriliyor.

Irak televizyonunda duyurulan Yüksek Mahkeme açıklamasında ”Aziz hakkında dini partileri ortadan kaldırılmasındaki rolü nedeniyle idam cezasına hükmedildiği” kaydedildi.

Yetkililer, eski İçişleri Bakanı Sadun Şakir ve Saddam Hüseyin’in eski özel sekreteri Abid Hamud’un da idam cezasına çarptırıldıklarını söylüyor.

Saddam Hüseyin, 1980 ve 1990’larda kendisine rakip siyasi grupların ortaya çıkmasını engellemek için sert önlemler almıştı.

Devrik liderin özellikle şimdiki Başbakan Nuri el Maliki’nin lideri olduğu Dava’nın da aralarında bulunduğu Şii partileri hedef aldığı kaydediliyor.

Mahkeme sözcüsü cezanın ne zaman infaz edileceğine ilişkin herhangi bir açıklama yapmadı. Aziz’in temyiz hakkı var.

Cezanın infaz edilmesi için ayrıca Cumhurbaşkanlığı tarafından da onaylanması gerekiyor.

Wikileaks gündemini değiştirme arayışı

Tarık Aziz, ağustos ayında Guardian gazetesine verdiği mülakatta, Saddam Hüseyin’i savunarak, ”tarih, kendisinin ülkesine hizmet ettiğini gösterecektir” dedi.

Aziz, aynı mülakatta ABD Başkanı Barack Obama’yı Irak’tan asker çekme planlarıyla ”ülkeyi kurtlara terketmekle” suçlamıştı

BBC’nin Bağdat’taki muhabiri Jim Muir, Aziz’in eleştirilerinin ABD’ye yönelik eleştirilerinin Iraklıların çoğu tarafından paylaşıldığını söylüyor.

Kararı değerlendiren tarık Aziz’in oğlu, Ziyad Aziz, ”Beklenen bir karar. Eski hükümette görev yapan herkesi öldürmeye çalışıyorlar. 1981’de kendisini öldürmeye çalışan Dava partisinin mağduru olduğunu herkes biliyor. Ellerine kan bulaşmış değil. Medyayla ilgileniyordu, güvenlik konusu kendi dışındaydı” dedi.

Ziyad Aziz, kararın Wikilieks belgeleri nedeniyle baskı altında olan Irak hükümetinin gündem değiştirme çabası olduğunu da kaydetti. (BBC)