Ana Sayfa Blog Sayfa 5375

Yarın’dan itibaren Avrupa, Arnavut ve Bosnalı’dan vize istemeyecek

0

Türkiye’nin vize muafiyetine ilişkin taleplerine soğuk bakan AB’nin İçişleri Bakanlarının, yarın yapacağı toplantıda demokratişleşme yolunda sınırlı bir ilerleme sağlamalarına rağmen Arnavutluk ve Bosna vatandaşlarına uygulanan vizeyi kaldırması bekleniyor.

Türkiye’nin vize muafiyetine ilişkin taleplerini soğuk bakan Avrupa Birliği’nin, demokratikleşme yolunda sınırlı bir ilerleme göstermesine karşın Balkan ülkelerinden Arnavutluk ve Bosna Hersek vatandaşlarına vize zorunluluğunu kaldırıyor. AB İçişleri Bakanlarının, yarın yapacağı toplantıda alması beklenen ve Schengen bölgesinde geçerli olacak kararın, Noel’e kısa bir süre kala uygulamaya konulacağı belirtiliyor.

AB İçişleri Bakanlarının yarın yapacağı toplantıda Arnavutluk ve Bosna vatandaşlarına uygulanan vizeyi kaldırması bekleniyor. Noel’e kısa bir süre kala yürürlüğe gireceği belirtilen karar, Schengen Antlaşması taraf ülkeler için geçerli olacak. Böylece, karar, İngiltere ve İrlanda dışındaki tüm AB ülkeleri ile üye olmamakla birlikte Schengen tarafı olan İsviçre, İzlandiya ve Norveç tarafından uygulanacak.

Kararla Arnavutluk ve Bosna vatandaşlarının Schengen ülkelerinde üç aya kadar vizesiz kalabileceklerine dikkat çekiliyor.

AB, geçen yıl benzer bir karar, Balkan ülkelerinden Sırbistan, Makedonya ve Karadağ için de vermiş ancak Arnavutluk ve Bosna’yı kapsam dışı bırakmıştı.

Bu arada, EUObserver, bu konudaki haberinde Arnavutluk ve Bosna için vize zorunluluğunu kaldırma kararının bu iki ülkede “demokratikleşme ile örgütlü suçlar ve yolsuzluklar ile mücadeledeki sınırlı ilerlemeye rağmen” verileceğine dikkat çekti.

Haberde Salı günü Avrupa Komisyonunca açıklanacak olan yıllık İlerleme Raporları’nın da Arnavutluk ve Bosna için pek övgü içermediğine işaret edildi.

Öte yandan, Fransa ve Hollanda gibi bazı Schengen devletlerinin böyle bir adım atılmasından yana olmadıkları ancak, kararın kalifiye çoğunlukla alınacağı için her iki ülke “hayır” oy kullansa veya çekimser kalsa da sonucu etkilemeyeceği ifade ediliyor.

-TÜRKİYE’NİN DURUMU

Buna karşın, 1999’dan beri resmi aday, 2005’ten ise üyelik müzakerelerini sürdüren Türkiye’nin sık sık tekrarladığı vize muafiyeti talepleri kabul edilmiyor. AB, bu konudaki olumsuz tutumunda yasa dışı göç faktörü ön plana çıkarıyor.

Brüksel, Türk vatandaşları için vize zorunluluğunun kaldırılmasına, Türkiye’nin AB ile, toprakları üzerinden AB’ye geçen yasa dışı göçmenlerini geri almasını öngören Geri Kabul Anlaşmasını yapmasını şart koşuyor.

AB, halen Balkan ülkelerinden sadece Hırvatistan ile resmi üyelik müzakerelerini yürütüyor. Avrupa Komisyonu, Makedonya ile müzakerelerin başlatılmasını Avrupa Konseyi’ne önermiş ancak bu yönde bir karar alınmasına Yunanistan engelliyor.(ANKA)

Bakan Eroğlu’ndan espri: ‘Biz sözde değil özde çevreciyiz’ (Hem de HES töreninde!)

Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, “Sözde değil özde çevreciyiz, farkımız bu. Şu anda çevrecilik deyince çevreciliği bilen biziz” dedi.

Sakarya nehri üzerine yapılacak HES’in temel atma töreninde konuşan Bakan Eroğlu, Sakarya Nehri üzerine kurulacak hidroelektrik santralinin (HES) ile yılda 49 ile 50 milyonkilovat saat arasında enerji üretileceğini belirtti.

Santrali yapan Sakarya Büyükşehir Belediyesi Adapazarı Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin (ADASU) enerji sarfiyatının 55 milyon kilovatsaat olduğunu anlatan Eroğlu, santralin tamamlanmasının ardından ADASU’nun ihtiyacı olan enerjinin yüzde 95’ini buradan elde edeceğini kaydetti.

Belediye başkanından santralin yapılacağı bölgeyi fotoğraflamalarını ve santral tamamlandığında sonraki haliyle karşılaştırmalarını isteyen Eroğlu, yapımın ardından bölgenin muhteşem bir mesire alanı olacağını ifade etti.

Eroğlu, Türkiye’de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan önce bütün suların boşa aktığını anlatarak, “Türkiyedeki en büyük çevre yatırımlarının temelini Başbakanımızla birlikte ben attım. İstanbul’da ağaç yoktu, baştan aşağıya ağaçla donatan biziz. Çöp dağları vardı, çöp dağlarını kaldırıp ilk defa düzenli depolama, yakma tesislerini, tıbbi atıkları ayrı toplayıp bertaraf eden tesisleri kuran biziz. Haliç’i kurtaran biziz. Sözde değil özde çevreciyiz, farkımız bu. Şuanda çevrecilik deyince çevreciliği bilen biziz” dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da çevre konusunda çok hassas olduğunu belirten Eroğlu, “Türkiye’de bütün çöpler oraya buraya atılıyordu. Şuanda çöp bertaraf tesislerinin sayısı arttı. Daha önce yaklaşık 20 milyon kişinin çöpleri toplanırken, şuanda 41 milyon kişinin çöpleri toplanmaya başlandı. İnşallah 2012 yılı sonuna kadar katı atık dediğimiz çöplerle ilgili bertaraf tesislerinin büyük bir kısmı, yani yerleşim alanlarının tamamı, 59 milyon nüfusun katı atık bertaraf tesisleri kurulacak” diye konuştu.

“7 YILDA 70 YILDAN FAZLA ÇEVRE YATIRIMI YAPTIK”

Eroğlu, atıksu arıtma tesislerinin de kendileri döneminde artırıldığına dikkati çekerek, kendilerinin her 100 metreküp suyun 73 metreküpünü toplayıp arıttıklarını anlattı.

Fidan üretiminin de geçmişe kıyasla 5 kat arttığını anlatan Eroğlu, “Geçmişte sadece 70 bin hektarlık alanda ağaçlandırma yapılıyordu. Biz geçen sene tam 501 bin hektar yani 7 kat fazla ağaçlandırma yaptık. Farkımız bu. İster ağaçlandırmaya bakın, ister hava kirliliğinin önlenmesine, ister atık suların toplanmasına bakın 7 yılda geçmişteki 70 yılda yapılandan fazla çevre yatırımı yapılmıştır. Bunu iddia ediyorum, ispat etmeye de hazırım. 7 yılda 70 yıldan fazla çevre yatırımı yaptık” dedi.

HES’lerin enerji için gerekli olduğunu vurgulayan Eroğlu, şu şekilde konuştu:

“Bunları yapmazsak ne olur? Buraya ya termik santral kuracaksanız, kömürlerden çıkan baca gazları veya dışarıdan doğalgaz alıp doğalgaz çevrim santrali ile elektrik vereceksiniz. Bunlar mı daha çevreci? Yoksa doğaya ve suya hiç bir kirlilik vermeyen hidroelektrik santraller mi çevreci? Bunu vatandaşların taktirine bırakıyorum” (aa)

Yunanistan yerel seçimler için sandık başında

0
Eski PASOK millevekili Yiannis Dimaras, bağımsız aday olarak seçimlere katılıyor.

Başbakan Yorgo Papandreu liderliğindeki hükümet için güven oylaması olarak değerlendirilen yerel belediye seçimleri bugün yapılıyor.

Yorumculara göre Yunan seçmenlerin bugünkü seçimlerdeki tavrı, sosyal demokrat PASOK hükümetinin uygulamaya koyduğu tasaruf önlemlerinin halk tarafından ne şekilde algılandığını da ortaya koyacak.

Hükümetteki PASOK’un yerel seçimlerden yenilgiyle ayrılması durumunda erken genel seçimlere gitmesi ihtimali bulunuyor.

Erken seçim olasılığı

PASOK şu an parlementoda yeterli çoğunluğa sahip ve bir sonraki genel seçimlere üç yıl süre var.

Ancak Başbakan Papandreu’nun yerel seçimler öncesinde yaptığı açıklamalar, başarısız sonuçlanacak yerel seçimlerin erken genel seçime gidilebileceği yönünde.

Bu durumda, ekonomik krizden çıkma çabası veren ülkenin istikrardan uzaklaşması ihtimali, uluslararası pazarlarda endişeyle takip ediliyor.

Tepki oyları

Yunanistan’daki BBC muhabiri Malcolm Brabant’a göre, Başbakan Papandreu’nun erken seçimle ilgili kararını etkileyecek temel etmenlerden biri, Atina’yı da kapsayan ve Yunanistan nüfusunun yaklaşık yarısının yaşadığı Attica bölgesinden çıkacak sonuç olacak.

Bu bölgedeki PASOK adayının, bağımsız aday Yiannis Dimaras tarafından geçilmesi ihtimali var.

Çünkü eski bir PASOK milletvekiliyken, ülkenin imzaladığı IMF yardım paketine karşı çıktığı için Başbakan Papandreu tarafından görevine son verilen Dimaras, büyük halk desteğine sahip bir aday.

Normalde PASOK seçmeni olan birçok Yunanlı’nın, ülkede uygulamaya konulan tasaruf önlemlerine yönelik tepkisi sebebiyle Dimaras’ı destekleyebileceği tahmin ediliyor.

Ekonomik kriz ve sonrası

Geçtiğimiz yıl Yunanistan ekonomisi ülkenin dış borcuna bağlı olarak ciddi bir sarsıntı yaşamıştı.

Sosyal demokrat Papandreu hükümeti geçtiğimiz yıl iktidara gelip, kapsamlı bir ekonomik önlemler paketi uygulamıştı.

Yunanistan’a yönelik Avrupa Birliği kaynaklı yardımın ön koşulu olan önlemler Yunanistan’da büyük protestolara yol açmıştı. (BBC)

Akkuyu’ya nükleerden önce güneş enerjisi girdi

Rusya’nın tasarladığı VVER-1200 reaktör tasarımının kullanılacağı santralın 50 yıl sonra ömrünü tamamlayacağını ama çevreye vereceği zararın geri dönülmeyecek kadar yıkıcı olacağını savunan Greenpeace, bölgeye nükleerden önce girerek halkı yanına çekti.

3 günlük eğitim verecekler

Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarına dikkat çekmek ve nükleerin tehlikelerini anlatmak isteyen Greenpeace gönüllüleri, Akkuyu Nükleer Santralı’nın yapılacağı alanın 4 kilometre yakınındaki Büyükeceli Köy Camii’ne güneş enerji sistemi kurmaya başladı.

Güneş Enerjisi Sanayicileri Derneği (GENSED) ile işbirliği yapan çevre kuruluşu, güneş enerji sisteminin ne kadar kolay ve ekonomik olduğunu yöre halkına gösterdi. Cami cemaatine kullanılacak enerjinin nasıl elde edileceği yönünde bilgi verilirken, bölgede işsiz olan gençlere güneş enerjisi sektöründe iş bulmaları için 3 günlük eğitim sunulacak.

Nükleer santralda çalışma umudu olan işsiz gençlere, güneş enerji sistemi kurmayı öğreten Greenpeace ve GENSED, Büyükeceli beldesindeki genç nüfusuna bu sektörde nasıl iş bulabilecekleri konusunda da yardım edecek.

Greenpeace Proje Koordinatörü Alidost Numan, şunları söyledi: “Nükleer santral nedeniyle 20 yıldır ekonomik geleceği belirsizleşen halk, tek kurtuluşun santralda vasıfsız işlerde çalışmak olduğunu düşünüyor. Biz temiz enerji kaynaklarının kullanımıyla hem doğanın korunacağına hem de iş olanaklarının artacağına dikkat çekmek istedik.

Nükleer santral bölgede daha iyi iş olanaklarının önündeki en büyük engel. Son on yılda Almanya’da yenilenebilir enerji sahasında 340 bin kişiye yeni iş yaratıldı. Nükleerde ise sadece 30 bin kişi çalışıyor. Güneş enerjisi açısından Avrupa’nın ikinci en büyük potansiyeline sahibiz. Hükümet bu santral yerine güneş sistemlerine teşvik verse 120 bin kişiye temiz, vasıflı iş yaratılacağını hesaplıyoruz.”

Yöre halkı güneşi sevdi

“Akkuyu’da, gözden çıkarılmak istenen yer bence ülkemizin en güzel koyudur” diyen Büyükeceli Belediyesi Başkanı Mehmet Kale ise, şöyle konuştu: “Dünyada hiçbir gelişmiş ülkenin yanaşmadığı nükleer santralı yapmak doğru değil. Yabancı turist tatil yapacağı yörenin tüm özelliklerini öğrendikten sonra hareket eder. Bu santral başta Antalya, Adana olmak üzere tüm Akdeniz bölgesinin turizmini ve üretim pazarını etkileyecek. Bölgemize turist gelmeyecek, ürettiğimiz sebze meyve ve balığımız radyasyonlu diye tüketilmeyecek. 9 ay güneşin bulunduğu bir coğrafyada güneş enerjisinden faydalanmamak büyük kayıp. Kurulumu pahalı ama işletimi çok daha ucuz. Tabiatımızı yok ettirmek istemiyoruz, Rusya’ya bağlı bir santral bize büyük zarar vereceği için Greenpeace’in çabasına destek veriyoruz.” (Milliyet)

Galata köprüsünde 2 milyon İstanbullu eylemi

6 Kasım 2010 – Galata köprüsü üzerinde üçüncü köprüye karşı 2 milyon İstanbullu eyleminden fotoğraflar.

(Fotoğraflar: Ali Alper Akyüz)

İki milyon İstanbullu Galata köprüsünde

06.11.2010/İstanbul

Yeşiller Partisi’nin, İstanbul Boğazı’na üçüncü köprü projesini protesto amacıyla başlattığı ”2 Milyon İstanbullu” kampanyası kapsamında Galata Köprüsü’nde toplanan bir grup, yapılmasına karşı oldukları 3’üncü köprünün 2 milyon ağacın yok olmasına neden olacağını söyleyerek Galata Köprüsü üzerinde eylem yaptı.

Süperiletken @ my joint

Bir süperiletken muammam var.

Anlatsam inanmazsınız, akla hayale sığmaz accayip fena.. Belli aralıklarla kafamı kurcalar durur. Lise yıllarımdan beri aklımda olan bu teknolojik olayı ekolojik düşünceyle bağdaştırmaya çalışınca işin içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Ayrıca çoook-çok uzun mesele, o sebeple ayrıntılara hiç giremeden “direkt fizik dersi muhabeti”nde komplomu ortaya koyacam.  Belki sadece meraklısına demek gerekir.

İlk olarak lisede (SENE – 95) Kadir Çetin Hoca’m aklıma soktu bunu. Bir elektronik dersinde süperiletkenden bahsetti. Eğer süperiletken madde yapılırsa, bir maddeyi bir yerden bir yere taşımak mümkün olurmuş. Hatta Kadir Hoca’ya göre günümüzde de maddeler bir yerden bir yere elektrik aracılığıyla taşınabiliyormuş –ama  altın gönderildiğinde, kum biçiminde ya da kimyasal anlamda bozuk altın çıkıyormuş. Bunlar hep aslında iletim yollarının aslında bir miktar yalıtkan olmasından kaynaklanıyormuş. Eğer süper iletken yapılırsa; bu kayıplar ortadan kalkacak ve değil aynı madde, mesela insan bile taşınabilir olacakmış.

O yıllarda tabi woww dedik gitti. Çünkü süperiletken çook uzaklardaki imkansız bir masal. Süperiletkenin yapılabilmesi için -273 C derece yani 0 Kelvin mutlak sıcaklığa ulaşılması gerekir-di. !! Olayın elektronik ve fizikten ayrı kimyasal boyutları falan var, karışık.

(SENE – 98) Liseden yeni mezun olmuşmuyumneyim,  bir belgesel izliyorum, mutlak sıcaklıkla ilgili. Belgeselin üçte birini süperiletkene ayırmışlar. Eğer mutlak sıcaklığa ulaşılırsa süperiletkenin mümkün olabileceği ve böylelikle neler yapılabileceğinin içeriğiyle dolu. Tam da kafamı kurcalayan meseleler. Kadir Hoca uydurmuyormuş haklıymış. Vay be diyorum sonra, acaba biz görür müyüz?

(SENE -2001) Hoop bi dergide –Focus’tu yanılmıyorsam, mutlak sıcaklığa zaten ulaşılmış olduğunun haberini alıyorum. Hatta haber öyle ilginç ki aynı işle meşgul bilim insanlarının daha önceki -120 C derecelik rekorlarını egale ederek, -80 C derecede, mutlak sıcaklık koşullarını sağlamayı başarabildiklerini anlatıyordu.

Yani teorik olarak daha önceleri yalnızca matematik – mühendislik hesaplarında kullanılan süperiletkenin, pratik olarak yapılması başarılmış buna karşılık gündelik hayatlarımıza teknolojik anlamda giremeyen, ama dikkat, hani neredeyse girecek gibi duruyor.!  – 80 C ’de.

-E diyorum o zaman, ışık hızı da tamam.

Bir zamanlar ışık hızına çıkılabilmesi olayına “daha süperiletken yokkene nereyee?” denirdi. Haklılardı aslında. Ama artık süperiletken var. -80 derecede, 2 tane dolap tutabilsen birinden adamı yollayıp birinden alabilirsin.

Hatta bu örnek bile yetersiz.

Süperiletkenle;

enerji kaynağından gelen enerjinin iletim sırasındaki kayıplarını sıfırlarsınız. Burası zaten tamam –ki bu durum enerjiden çok büyük ölçülerde kazanç sağlamanız anlamına gelir. Göreli olmakla beraber yanılmıyorsam %30 kadar..

Tamam ama şimdi dikkat!

Eğer makineniz süperiletkenden yapılırsa!! Enerji kayıpsız tamamlanır. Ya da sonrasında kayıpsızlık sağlanabilir. Yani çamaşır makineniz süperiletken olursa kullandığınız enerji aynı biçimde geri çıkar. Eğer makineler süper iletkenden yapılırsa tek makineyi döndürecek  enerjiyi, süperiletkene hapsederek, milyon kez kullanabilirsiniz. Biraz ayrıntıdan girmek gerekirse; süperiletken artık bir madde değil, saf elektromanyetik alandır. Bu alan içinde çamaşır makinenizin istediğiniz biçimde dönmesi için gerekli enerji, bu elektromanyetik havuzda rastgele gerçekleşiyormuşcasına dolanıp duruyorla -aynıdır. Ampul için bilemiyorum (çünkü ampul direnç meselesi ve ısıyla, kayıp yaratarak var olur) ama her türlü motorda kayıpsızlık söz konusudur. Ya da aynı teknoloji dönen motordan elde edilen enerjiyi tekrar manyetik alan enerjisine dönüştürmeye kabiliyetlidir. Ya da şöyle söylemek gerekir belki; elektrikle çalışan bir arabanın tekerleklerinden elde edilen enerji harcananla eştir. Yani tekerleklerin birkez dönmesiyle dünyanın etrafını dört dönebilirsiniz.

Bilmem anlaşıldı mı? Olay fena acayip…

Yine mesela; eğer süperiletken bir kondansatör (elektrik depolayıcı) yaparsanız, içine bir baraj elektrik doldurup, milyon yıl sonrasında açıp o elektriği kullanabilirsiniz.

Ya da süperiletken bir uzay aracı yaparsanız -ki varsayalım bir gözlem aracı, uzaya gönderdiğinizde, o sonsuza kadar çalışacak demektir. Sinyal alır, yollar, fotoğraf çeker, taş toplar onları mükemmel biçimde ölçer tartar.  Hatta fotoğraflarını mükemmel fotoğraf makinesiyle çeker, kimyasal ölçümleri kusursuzdur falan.

2001 senesinden sonra patlayan telekomünikasyon devrimi işi iyicene karışırıyor. Çünkü elektirik artık sadece enerji taşımakla değil bilgi taşımakta da kullanılıyor. Artık bütün dosyalarımız, fotoğraflarımız, videolarımız elektrik.

Süperiletken sayesinde kayıpsız elektrik iletiminden ve böylelikle kayıpsız bilgi paylaşımından bahsederken bir de baktık fiberoptik kablolar çıkmış. Süper iletkenle “kayıpsız elektrik hızında” bilgi paylaşabilecekken fiberoptik kablolarla zaten kayıpsız, hem de ışık hızında paylaşmaya başladık bile. Bu ne hızz… Henüz her bilgisayar için geçerli olmamakla birlikte; gerçektende şu anda dünyanın tüm kıtaları birbirine fiberoptik kablolarla bağlı. Gerçekten online!! %100.

Eğer ışık hızında online olursanız sıfır arşivle tüm elektronik ortamdaki bilgilere aynı anda sahip olabilirsiniz anlamına gelir.

(SENE – 2007) Bir belgesel izliyorum. Süperiletken hakkında. Trt’de yayımlanıyor ve programı bir zamanların Keloğlan rolünden tanıdığımız Rüştü Asyalı sunuyor. Süperiletken yapıldığından beri hayatlarımızda nelerin değiştiğini anlatıyor. 2004 yılından itibaren ilk olarak askeri-uzay teknolojisinde, şimdilerde ise yavaş yavaş tıp alanında kullanılmaya başlandığını anlatıyor. Zaman geçtikçe gündelik hayatlarımıza kadar girecek gibi duruyor. Ama önce süperiletkenin ne yapabildiğine dair tıp alanından bir örnek.

Henüz her hastanede var mı bilmiyorum ama gidip, içine girdiğimiz silindir (yanılmıyorsam NRG) -eğer süperiletkenden yapılmış olursa, mükemmel yalıtımlı elektromanyetik alanın içine giriyorsunuz demektir. Orası, uzaydan elektromanyetik anlamda soyutlanmış bir yerdir. Ve vücudunuza enjekte edilen izotopların hareketini mükemmel biçimde izleyebilirsiniz.  Bu yalıtılmış elektromanyetik alan ile insan anatomisinin mükemmel haritasına ulaşabilirsiniz. –ki ulaşıldı.

Aklıma geldi bak. 80’li yıllarda dünyanın iklim haritasını çıkarmak isteyen bilimadamları 3o yıllık iş demişler. Proje şimdi tamamlanmış..

Şimdi bi adım daha ötesi.

Eğer süperiletkenden yapacağınız bir makine ile örneğin tv üretirseniz. O televizyon mükemmel televizyon olur. Tabi mükemmel ne demek!? Şöyleki, mühendislik hesabında nasıl bir tv istenmişse makine aynen onu vermiştir. Yani süperiletkenle süper makine üretebilirsiniz. Daha da açmak gerekirse eskiden hesapta olan ama pratiğe geçemeyecek teknolojiler, artık aynen hesaplandıkları gibi gerçek olabilirler. Işık hızı mevzusuylada buradan bağlanıyor zaten, süperiletken teknolojisi fizikçilere, “siz hesaplayın gerisi kolay” diyerek usta misali göz kırpıyor.

Tesla Küresi - Nikolai Tesla, dünyayı öncelikle "iletken" olarak tanımlıyordu. Esas amacı, bu iletken dünya içinde süperiletkeni yaratmaktı.

Tabi süperiletkenin öncelikle uzay ve askeri alanlarda kullanıma girdiğini unutmayalım.

“Paşam süperiletken yaptık, artık dünyadaki tüm bilgileri koyabileceğimiz sonsuz depomuz var.”

“Tamam ozaman herkesin tüm bilgilerini toplayın.”

“Ama nasıl? Kim yazacak?”

“Siz bırakın insanlar kendileri yazarlar!”

İnternet hayatlarımıza girdiğinden beridir herkes hiç durmadan kendi bilgilerini sanal dediğimiz aleme  büyük bir hızla aktarıyor.

Facebook, “tüm bilgilerinizi kaydedecek teknolojiye hakim değiliz” diyor ya hani. İnanmam. Süperiletken çıkmış daha ne olsun be yahu!

Bilenler hatırlayacaktır. Stanley Kubrick’in 2001 Uzay Macerası’nda, hikayenin zamanına göre eskilerden kalma bir insan vardır bir de onun ses ya da yazılım denebilecek arkadaşı H.A.L. vardır. Kubrick’in H.A.L. ismini I.B.M. den esinlenerek koyduğu söylenir.  Harfler alfabede bir öncekine denk düşer. Tam onun gibi ama çok daha fazlası.

Eğer bu teknolojiyle telefon dinlemek isterseniz, bu her anın, an ve an dinlenebileceği anlamına gelir. Hani öyle tüm görüşmelerde bazı kelimelere odaklanıp taranabildiğini zaten biliyoruz ama eğer bu teknoloji süperiletkense tüm kelimelerin aynı anda tüm biçim ve olasılıklarıyla birlikte taranabileceği anlamına gelir. Dahası bunu geçmiş içinde yapabilir. Bu durum ise Batman filminde Joker’in her an, her yerde olma olasılığına karşılık geliştirilen teknolojik aygıta benziyor.  Bu akla hayale sığmaz teknolojiyle, sanırım dünyanın tamamı, tam anlamıyla kontrol altında olmasa bile (artık) denetim altındadır.

95 yılında uzak gelecekte var olması muhtemel süperiletken teknolojisini tahayyül etmeye çalıştığımı ve “çılgınlık”, “kıyamet” ya da “cehennem” dediğimi hatırlıyorum. Şimdi ise duruma öyle bakmıyorum. Tek bir şey var aklımda. Esas meselemi işte şimdi soruyorum. Gelmek istediğim yere sonunda geldim.

Sayın Packard Bell yetkilileri bu makineyi aldığımda 160 Gb bellek diyordu. İçinden 140 Gb çıktı. Hani ya süperiletken falan? Nerde benim 20 Gb? Yakışıyor mu bu çağda?

( : Namaste, Happy Diwali…

Zibidiler devrimi

Kendini tanımlamak için birincil sıfat olarak “müslüman”ı seçen bir arkadaşımla, bir kaç sene önce, toplumun dışladığı kesimler üstüne konuşuyorduk. Kadınların, eşcinsellerin, dini ve etnik azınlıkların dışlanması hakkında yakın fikirlere sahiptik. Fakat travestiler, transeksüeller, marjinal görünümleri seçenler ve din değiştirenler konusunda anlaşamıyorduk. Ona göre bu “tercihler” kişilerin nasıl bir toplumda olduklarını bile bile yaptıkları tercihlerdi. Türban kullanmanın da aynı şekil bir seçim olabileceğini söyleyince anlaşmazlığımız tam bir çıkmaza girmişti.

16 yaşımdan beri küpe takıyorum. 19 yaşımdan itibaren genelde uzun saçlıyım. Defalarca neden küpe taktığım, ibne mi yoksa satanist mi olduğum gibi  sorulara maruz kaldım. İyi niyetli olduğunu düşünen bazı insanlar “benim gibi zeki bir gence yakıştıramadıklarını” söylediler yüzlerce kez. Onlarca kez direk hakarete uğradım, 3 kez kılığım yüzünden dövüşmek zorunda kaldım.

Ben de “kaşınanlardan” biriyim anlayacağınız. Tıpkı türban takanlar, aleviler, transeksüeller, piercingli/dövmeli/rastalı insanlar, Kürtler, hristiyan misyonerler ve tüm diğer farklı olanlar, haddini bilmezler gibi… İşte bu haddini bilmezler bu ülkeyi tamamen değiştirecekler.

Tophane’de taşlanan sanat galerisinin beni ilgilendirdiği gibi, yılan hikayesine dönen türban takma özgürlüğü/yasağı da ilgilendiriyor. Ancak son günlerde Radikal’in haber yaptığı küpeli sınıf öğretmeni Cuma Toygar’ın başından geçenler farklı bir şekilde beni ilgilendiriyor. Küpe taktığı için para cezası verilen ve çalıştığı okuldan sürülen bu öğretmenin hikayesi türban hikayesinin tam simetriğini oluşturuyor.

Türban sorununu bir özgürlük sorunu olarak gördüğünü açıklamış AKP’li veya diğer partilerden tüm vekillerin artık yeni bir görevi var. Yasa ve yönetmeliklerde küpe takmaya dair engelleyici bir hüküm olmadığı halde cezalandırılan bir devlet memurunun küpe takma özgürlüğünü savunmak, artık türban konusunda görüşünü özgürlükten yana açıklamış tüm milletvekillerinin görevidir. Bu artık bir samimiyet testidir. Umarım milletvekillerimiz beni yanıltır, ancak deneyimlerimiz bize statükonun ağır basacağını ve kimsenin bu konuda kılını kıpırdatmayacağını söylüyor.

AB süreci tartışılırken muhafazakarları kışkırtmak için “evinin karşısına kilise açılsa mutlu olur musun?” diye sormayı severim. AB karşıtı olduğum için değil, muhafazakar kesimde sık sık gördüğüm AB sürecini tek yönlü algılama eğilimini deşmek için sorarım bu soruyu. Avrupalıların kendi memleketlerinde oturmaya devam edip bizim AB’nin tüm ticari damarlarına sızacağımız  fantazisini kuran şark kurnazı vatandaşlarımızı rahatsız etmek bana tarifi zor bir mutluluk veriyor.

Türbanı kastederek, özgürlükler hakkında konuşmaya doyamayıp da devlet memurlarının 70ler Türk filmlerinden fırlamış gibi görünmeye ve davranmaya devam edeceğini düşünmek, aynı biz Avrupaya giderken Avrupalıların evlerinde oturacağını zannetmek kadar fantastik.

Hayır efendim sizin umduğunuz gibi olmayacak! Namazını aksatmayan oğlunuz yüksek lisans için gittiği ülkede bir hristiyanla aşk yaşayacak. Çocuğunuzu piercingli, metalci doktorlar doğurtacak. Türbanlılar üniversitede okuyacak da, akademisyen de olacak. Ne andımız kalacak ortada ne de zorunlu din dersi. Öğretmenler sakal da bırakacak, küpe de takacak. Eşcinsel imamlar ve subaylar cinsel yönelimlerini açıklayacaklar.  Zorunlu askerlik kötü bir anı, başlık parası ile çocuk evlendirmekse yasadışı olacak. Devlet hizmetleri halkın istediği dilde verilecek; en bilinmeyen dillerde bile!

Tüm bunlar ve daha fazlası olacak; çünkü Türkiye yaşayamadığı bir kültürel devrime ve demokratikleşmeye gebe. Çünkü bu ülkede gençliğinde doyasıya öpüşemediği için kahrolan milyonlar var.

Bu ülkeyi tanıyamayacağınız hale getirene kadar durmayacağız!

Tesadüf: KPSS’yi iptal ettirenlerin tercihi TRT

KPSS’nin iptal edilmesine neden olanlardan yedisinin mülakatla eleman alacak olan TRT’ye başvurduğu ortaya çıktı. Başvurularda, Bayındırlık Bakanı Mustafa Demir, 119 net yapan Harun Aydın’ın referansı oldu.

Vatan gazetesinin haberine göre,  KPSS’de 120 tam net yapan 7 kişi TRT’nin 18 Ekim ve 1 Kasım arasında çeşitli meslek gruplarından açtığı 185 kişilik personel alımına başvurdu.

Ankara’dan Abdullah Sakallı, Harun Aydın, Halil İbrahim Baran, Tayfun Tayfur Tosun, İstanbul’dan Melike Sevinç Güngör, Kahramanmaraş’tan Burçin Güler ve İzmir’den Harun Bayat, KPSS’de Genel Kültür ve Genel Yetenek bölümlerinden aldıkları P3 puanıyla TRT’ye başvurdular. Sınıf Öğretmenliği mezunu Tayfun Tayfur Tosun 95, Sınıf Öğretmeni Harun Bayat 88, Türkçe Öğretmeni Halil İbrahim Baran 91, Moda Tasarımı mezunu Melike Sevinç Güngör 80, Fizik mezunu Harun Aydın 92 ve Elektrik Elektronik Mühendisliği mezunu Burçin Güler 83 puanla Yapım-Yayın Görevlisi kadrolarına başvururken, Türk Dili ve Edebiyatı mezunu Abdullah Sakallı 88 puanla Spikerliğe başvurdu.

Skandal başvurularda en çarpıcı nokta ise kopya çektiği iddia edilen Ankara’dan Harun Aydın adlı adayın referansında Bayındırlık ve İskan Bakanı Mustafa Demir’i göstermesi. Eşi Seval Aydın ile birlikte KPSS’de kopyacı çiftler oldukları iddia edilen Harun Aydın’ın, TRT’ye başvurusunda daha önce hangi kurumlarda çalıştığını da belirttiği ortaya çıktı. Buna göre Gazi Üniversitesi Fizik bölümü mezunu olan Aydın, 2000 ile 2003 yılları arasında Özel Maltepe Dershaneleri’nde çalıştı. 2003’ten beri de Ankara’daki Özel Samanyolu İbrahim Avcı İlköğretim Okulu’nda çalışıyor. Öte yandan Türkçe Öğretmeni Halil İbrahim Baran’a da AKP Sivas Milletvekili Osman Kılıç’ın referans olduğu ortaya çıktı. VATAN’ın ulaştığı Abdullah Sakallı adlı aday, itirafta bulunarak Pazar günü gerçekleştirilen KPSS’nin Eğitim Bilimleri sınavına kendisi gibi 120 net yapan eşi Nur Sakallı ile birlikte girmediklerini söyledi. Sakallı, bunun nedeni olarak zorunlu olarak İstanbul’da girmeleri gerektiğini bu nedenle sınava girmekten vazgeçtiklerini söyledi. TRT’ye neden başvurdunuz sorumuza ise imkanları daha iyi cevabını veren Sakallı şöyle konuştu: “Daha iyi bir yere geçmek için TRT’ye başvurdum. Şu anda özel bir bankada ayda 1600 TL’ye çalışıyorum. Ama TRT’ye geçersem 2 bin TL’den daha yüksek aylık alacağım.”  (Vatan)

İngiltere’de 2018 Dünya Kupası zora girdi

0

FIFA İcra Komitesi’nin iki üyesiyle ilgili İngiliz basınında çıkan haberlerin, 2018 Dünya Kupası’na ev sahipliği yapma mücadelesinde İngiltere’ye büyük zarar verdiği belirtildi.

İcra Komitesi’nin bir üyesi daha önce İngiltere’ye karşı bir tepki olmayacağını söylemişti.

Ancak, Sunday Times’ın komitenin iki üyesiyle ilgili haberi, 2 Aralık’taki oylama öncesi, büyük bir engel oluşturuyor gibi görünüyor.

Kampanya ekibinin üst düzey bir üyesi BBC’ye yaptığı açıklamada, haberler için ‘İngiltere’ye büyük zarar verdi’ dedi.

Oylamaya dört hafta kala, kampanya ekibi umutlarını tamamen kaybetmiş değil.

Ancak, ileride yapılacak bu tür haberlerin ve BBC’nin Panorama programında yayımlanması muhtemel bir dosyanın İngiltere’nin şansına büyük bir darbe vurabileceği kaydediliyor.

Bir kampanya yetkilisi, ‘FIFA üyeleri, kendilerini İngiliz medyasının soruşturmasına uğruyor gibi hissediyor’ dedi.

Değerlendirilen hamlelerden biri, tüm ulusal gazete ve televizyon editörlerinden FIFA’ya mektup yazıp, İngiltere’nin 2018’de ev sahibi olmasını desteklediklerini söylemesi.

Etik komitesi toplantısı

FIFA Etik Komitesi’nin 15-17 Kasım arasında toplanıp, Sunday Times’ın haberinde adı geçen üyeler hakkında ne yapılacağına karar vermesi bekleniyor.

Sunday Times’ın haberinde Nijeryalı üye Amos Adamu ve Tahitili Reynald Temarii suçlanmıştı.

Adamu’nun, kendilerini Dünya Kupası’nı ABD’nin almasını isteyen Amerikalı şirketler adına çalışan lobiciler olarak tanıtan gazetecilerden, ülkesinde 4 suni çimli futbol sahası için 500 bin sterlin istediği belirtilmişti.

Aynı zamanda Okyanusya Futbol Federasyonu Başkanı olan Temarii’nin ise, bölgede bir spor akademisi kurulması için 1 milyon 500 bin sterlin istediği kaydedildi.

Her iki üye de suçlamaları reddediyor.

Etik Komitesi, eski FIFA Genel Sekreteri Michel Zen Ruffinen’in iddialarını da inceleyecek.

Raffinen, İspanya ve Portekiz kampanya ekibinin, 2022’deki şampiyona için Katar’la bir oy anlaşması yaptığını iddia etmişti. (BBC)