Ana Sayfa Blog Sayfa 5374

Taksim’de çevik kuvvet taşınıyor

Taksim’deki saldırı sonrası Çevik Kuvvet polisi taşınıyor. Çevik Kuvvet’in yeni yeri Taksim Gezi Parkı.

Taksim’de önceki Pazar günü patlamanın yaşandığı nokta, 11 yıl önce yine canlı bomba eylemine sahne olmuştu.

27 Mart 1999’da bir kadın terörist Çevik Kuvvet otobüsünün yakınına gelerek üzerindeki bombayı patlatmış, saldırıda 3’ü polis 10 vatandaş yaralanmıştı.

Bu saldırıdan sonra Çevik Kuvvet Gümüşsuyu’na konuşlandırıldı. 10 Eylül 2001’de ise Çevik Kuvvet noktasına yaklaşan terörist, panzer ve polis minibüsünün arasına girerek üzerindeki bombaları patlattı. Saldırıda 2 polis şehit düştü, 13’ü polis 20 kişi yaralandı.

2001’deki saldırıdan sonra Çevik Kuvvet yeniden Taksim Meydanı’na döndü. Ama terör onları yine hedef aldı. 31 Ekim Pazar günü canlı bomba Vedat Acar, Çevik Kuvvet otobüsüne girmeye çalışırken üzerindeki bombayı patlattı. 15’i polis 32 kişi yaralandı.

Akşam gazetesinin haberine göre; son olayın ardından Çevik Kuvvet yine yer değiştirecek. Olası saldırılarda sivillerin de hedef olmasının önüne geçmek için polise yeni yer aranıyor.

Emniyet müdürlüğü yetkililerinin ilk tespitlerinin ardından müsait alan olarak Taksim Gezi Parkı belirlendi. Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’ın onay vermesi halinde, polis Taksim Gezi Parkı’na taşınacak.

Rüzgar Gibi Geçti! “Avrupa’daki Türkiye” toplantısından izlenimler…

Sevil, Selda, Sevin ve Erdem’in gün boyu hazırladıkları nefis, çeşit çeşit kanepeler eşliğinde güzel şaraplar yudumlandı, sohbetler edildi. İngilizcemin yetersizliği nedeniyle pek katılamadığım, Almanları da sohbetten ayırıp birkaç çift laf edemediğim gecede kendimi pek de iyi hissetmediğimi itiraf etmeliyim.  Ama su gibi İngilizce konuşan arkadaşlarımızın sayısı az değildi, onlarla gurur duydum.  Konuklarımız da memnun görünüyorlardı.

AB Yeşillerinin “Yeşil Ev” çıkartması, Türkiye Yeşilleri olarak derdimizi anlatmak için tek fırsat oldu, sonraki iki gün büyük toplantılarda küçük parti olarak kaybolacaktık, eğer görkemli standımız ve Ümit Şahin’in etkileyici ve çok alkış alan konuşması olmasaydı… Ön sıralarda arkamız dönük oturduğumuzdan, söz isteyenleri göremediğim için ve ayıp olmasın (kendimizi biraz ev sahibi gibi hissediyordum) diye, hemen söz istemediğim için maalesef konuşma hakkımı kullanamadım. Divan, zaman daralınca söz haklarımızı toplantıya katılan Türkiye milletvekillerinin lehine kullandı.

1 Kasım, sabah oturumu, Yuvarlak Masa Toplantısı pek de yuvarlak değildi. Konuk konuşmacılar ve moderatörler sahnede, biz davetli konuşmacılar ise aşağıda okul sıralarında dizilip oturduk.  Avrupalı Yeşillerin ve davetli konuşmacıların sayıca çokluğu, zamanın kısıtlılığı, dinleyici sıralarındakilere söz verilmemesi toplantıyı biraz gerdi. Bu durum diğer açık oturumlarda da devam etti. Kürsüde oturanlar hazırladıkları bildirileri rahat rahat sundular tabii, ama moderatörler, salondaki konuşmacılara zamanlarının dolduğunu hatırlatıp sürekli müdahale ettiler.

Konuşmacılarsa çoğu zaman moderatöre boş verip sözlerini bitirmeye savaştılar. İki günün sonunda hiçbir konuda derinlemesine konuşulamadı. Zihin açıcı sorular, sonuçlar, ilginç öneriler pek azdı.

AB’den kalabalık bir heyetin geldiği, programında önemli isimlerin yer aldığı, mekanın görkemli, ikramın bol, katılımın, konuşmacıların, davetlilerin kalabalık olduğu, büyük görüntü veren bu toplantıdan çıkarılacak dersler neler oldu?

İki gün süren toplantıda benim için konuşmacıların ne dediklerinden çok  (yeni bir şey yoktu çünkü) dinleyicilerin soruları, katkıları ve salondaki alkışların ifade ettikleri ilginçti. Alkışlar ideolojik koşullanmalarımızın barometresi gibiydi. Türkiye’nin ideolojik ve siyasi bölünmüşlüğünü kısmen de olsa yansıtıyordu. Bazı konuşmacıları bir kısım dinleyici, bazılarını diğerleri alkışlıyordu. Tüm salonun alkışladığı konuşmalar ise hangi sorunların bizi o salonda bir araya getirdiğini gösteriyordu: En başta çevre, doğa, ekolojik yıkıma karşı duyarlılık; temel haklar ve özgürlükler (herkes biraz farklı algılıyor olsa da); AB’ye olan güvenin azalmış olmasına karşın (adeta AB’yi AB’ye şikayet ettik, bununla kalmadık, Hükümeti de bol bol şikayet ettik) hala AB üyeliğine gönüllü olmamız, AB değerlerini, standartlarını hala hedef olarak görmemiz. Ortak bileşen için hiç de az değil. Demek ki, farklılıklarımızla birlikte olabilir, birlikte mücadeleye devam edebiliriz.

Peki, Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu, Türkiye AB ilişkileri konusunda, ne mesajlar verdi? Kürt sorununu, Alevi sorununu çözün, yeni bir Anayasa yapın. İfade özgürlüğü konusunda geriye gidiş var, dikkat edin!

AB, Türkiye ile müzakereleri durduramaz (oylama yapılacak olması nedeniyle), ama Türkiye isterse durdurabilir (eksen kayması mı var, yoksa?). Ekonominiz iyi gidiyor, dış politikanız başarılı, ama Türkiye AB ile ilişkisini keserse Ortadoğu’daki etkisi azalır! Zaten yatırımların çoğu da AB üyesi ülkelerden geliyor. Aslında, AB de Türkiye’ye muhtaç, ama Türkiye’nin üyeliği konusunda AB lokomotif olmaktan çıktı. Bundan böyle, Türkiye lokomotifi daha etkili olacak.

Diğer yandan, 3 Kasım’da Cezayir Lokantasında yapılan Türkiye-Rusya enerji anlaşmalarının arka planı nedir? başlıklı toplantının, gerçek bir yuvarlak masa toplantısı olarak yararlı olduğunu söylemeliyim. Bizden iki önemli uzman, Necdet Pamir ve Arif Künar, Rus uzman Sergej Agibalov ve Ecodefans örgütünden Vladimir Slivjak’ın sunumlarının ardından, Türkiye ve Rusya antinükleer hareketi ile işbirliği niyetlerinin dile getirilmesi; Türkiye’de antinükleer mücadele için güç birliği yapma konusunda bir dizi önerinin konuşulmasıyla verimli bir toplantı oldu.

Sonuç olarak, Türkiye’den rüzgar gibi bir AP Yeşiller Parlamento Grubu geldi geçti. Toplantılardan tatmin olmasak da, kanlı canlı, somut insanlar olarak Avrupalı Yeşillerle birarada olmak bana, dünya yeşil hareketinin bir parçası olduğumuzu hissettirdiği için mutlu oldum.

YAÇEP, Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu toplantısında

0

Yalova Çevre Platformu üyeleri, hafta içinde Harbiye’deki İstanbul Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilen AP Yeşiller Grubu Genişlemiş Büro toplantısına katıldı. İstanbul’da “Avrupa’daki Türkiye” konferansı çerçevesinde 1-2 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilen AP Yeşiller/Avrupa Hür İttifakı Grubu’nun Genişlemiş Büro toplantısının, ‘Türkiye ve AB’de enerji güvenliği’ konu başlığındaki görüşmelerini izleyen YAÇEP, konferansta Yeşiller Partisi Eşbaşkanı ‘Kızıl Dany’ lakaplı Daniel Cohn-Bendit, AB Karma Parlamentosu eski eşbaşkanı Joost Lagendijk, Nevin Sungur, Yeşiller Partisi MYK Eşsözcüsü Yüksel Selek gibi isimlerle temaslarda bulundu.

YAÇEP, Yalova’da termik santral ve VOPAK riskini ikili temaslarla anlattı

Toplantılara katılan Greenpeace, 2 milyon İstanbullu Hareketi, Heinrich Böll Vakfı gibi çevre örgütleriyle de görüş alışverişinde bulunduklarını belirten YAÇEP Dönem Sözcüsü Özlem Akyüz Bayrı, Yalova’da yapılmak istenen kimyasal depolama terminali ve kömürlü termik santralin yaşatacağı çevresel sorunları, yaptıkları ikili görüşmelerde dile getirdiklerini söyledi. Toplantılarda, Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Ümit Şahin, “Tabiatı Koruma Kanunu, Meclis’e geldi ve AB’ye uyum ve Çevre faslı içinde ele alınıyor. Buna göre 1234 SİT alanı ortadan kaldırılacak, sıfırlanıp yeni statü verilecek. Bu alanlara yalnız HES’ler değil, çimento fabrikaları, termik santraller ve altın madenleri sokulacak. Hükümetin çevrecilere karşı hasmane bir tutumu var. Taksim’deki patlamayı bile Başbakan çevrecilere bağlamaya çalışıyor” diyerek yaptığı yerinde tespitlere katıldıklarını belirten Bayrı, Yalova’da yaşanan sorunların ülkenin pek çok yerinde de geçerli olduğunu söyledi. Bayrı, “VOPAK olsun, termik santral konuları olsun, Yalova’da bir çevre mücadelesinin sürekli olarak verilmesi gerektiğine işaret ediyor. Yalovalılar olarak Ankara’dan yaşadığımız şehre biçilmek istenen, ‘İzmit ve İstanbul’un sanayi uzantısı kent’ rolünü, YAÇEP olarak reddediyoruz ve gelecek için yeşil bir Yalova istiyoruz” dedi.

Yeşiller’in Berlin adayı Renate Künast

Alman siyasetinde giderek iddialı hale gelen Yeşiller Partisi, gözünü Berlin eyalet seçimlerine dikti. Yeşiller’in en popüler isimlerinden, partinin Meclis Grup Başkanı Renate Künast, Berlin’e hükümet eden Belediye Başkanlığı için aday olarak belirlendi. Künast, 18 Eylül’de yapılacak seçimlerde, Berlin’in hükümet eden Belediye Başkanı, Sosyal Demokrat Parti üyesi Klaus Wowereit’a karşı zafer elde etmek için yarışacak. Kamuoyu anketlerinde, Almanya genelinde yüzde 22’lere varan oy oranı ile tarihinin en yüksek düzeyine çıkan Yeşiller, Berlin seçimlerinde başarı kazanmaları durumunda, ilk kez bir eyalette iktidarı elde edecek. Berlin’de yapılan kamuoyu anketleri, Yeşiller’in bu eyalette yüzde 30’lara varan bir desteğe sahip olduğunu gösteriyor.

Renate Künast 1998-2005 yılları arasında Tarım Bakanı olarak kızıl-yeşil koalisyon hükümetinde görev yapmıştı.

Yeşiller ve çevreciler nükleer atık trenine geçit vermiyor

Almanya’nın Gorleben nükleer atık deposuna ilerleyen trenin yolu, protestocular tarafından sık sık kesiliyor. Tren güzergâhında protestocular ile polis arasında arbede yaşandı, en az 12 kişi yaralandı.

Fransa’dan aldığı yaklaşık 123 tonluk nükleer atığı Almanya’nın kuzeyindeki Gorleben nükleer atık deposuna taşıyan tren, yoğun protestolar nedeniyle gecikmeli olarak seferini sürdürüyor.

Yaklaşık 50 protestocunun sabah güzergâh üzerindeki Morschen kasabasında bir köprüde düzenlediği eylem, nükleer atık taşıyan trenin 2,5 saat beklemesine yol açtı.

Tren yolu güzergâhında polisle çatışan gruptan 12 kişi yaralandı. Polis, raylara zarar vermek isteyen grubu biber gazı kullanarak dağıtmaya çalıştı. Kendini demiryoluna zincirlemek isteyen yaklaşık 16 çevreci ise gözaltına alındı.

Protestolar şiddetleniyor

Nükleer atıkları taşıyan özel konteynırlar, Gorleben deposuna 20 kilometre uzaklıktaki Dannenberg istasyonuna ulaştıktan sonra burada kamyonlara yüklenecek. Polis karayolunda geniş güvenlik önlemleri alırken, protestocular yolu işgal ederek atık sevkiyatını durdurmayı hedefliyor.

Cumartesi günü Gorleben kentinde yaklaşık 20 bin kişinin katıldığı protestolar, Pazar günü daha da şiddetlendi. Sevkiyatı engellemek isteyen gruplara polis, biber gazı, cop ve tezyikli su kullanarak müdahale ediyor.

Güzergâh üzerinde yaklaşık 16 bin polis görev yapıyor. Aşağı Saksonya Eyaleti Emniyet Müdürü Hans-Werner Wargel, otonom grupların protesto gösterilerini şiddet eylemlerine dönüştürmesinden endişe ettiklerini söyledi.

Hükümete tepki büyük

Almanya’da önceki hükümet döneminde alınan karar, 2020 yılında tüm nükleer santrallerin kapatılmasını öngörüyordu. Ancak Angela Merkel liderliğindeki muhazakar-liberal koalisyon hükümeti, nükleer santrallerin kullanım sürelerini ortalama 12 yıl daha uzattı. Bu karara tepki gösteren çevreciler için son nükleer atık sevkiyatı daha da önem kazanmış durumda.

Eylemciler, Gorleben kentindeki nükleer atık deposunun artık kapatılmayacağı, kalıcı bir tesise dönüşmekte olduğu endişesini taşıyor. Fransa’dan gelen nükleer atıkların, bugüne kadarki en tehlikeli radyoaktif atıklar olduğunu belirten çevreciler, Gorleben tesisinin bunların depolanması için uygun yer olmadığını vurguluyor.

Kamuoyu anketleri, Alman halkının büyük bölümünün nükleer enerjiye olumsuz baktığını gösteriyor. Almanya halen enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 23’ünü, ülkedeki 17 nükleer reaktörden sağlıyor.

Deutsche Welle Türkçe)

Yunanistan’da erken seçim rafa kalktı

0

Yunanistan’da kritik önemde görülen yerel seçimlerde partisi yenilgi almayan Başbakan Papandreu, erken seçim tehdidine son verdi.

Başbakan Yorgos Papandreu’nun partisi PASOK’a verilen desteğin, halkın kemer sıkma önlemlerine destek verdiği anlamına geldiğini söyledi.

Şu ana kadar yüzde 45’i sayılan oylara göre, PASOK’un da Yeni Demokrasi Partisi’nin de 13 bölgeden 6’sında önde gidiyor ve sonuçların birbirine yakın seyrediyor.

Yerel seçim, hükümetin ekonomik krizle mücadelede attığı adımlar ve kemer sıkma paketleri üzerine bir referandum olarak görülüyordu.

Papandreu, partisi PASOK’un seçimlerde ağır yenilgi alması halinde parlamentoyu feshedeceğini söylemişti.

Oy kullanma saatinin ardından konuşan Papandreu, reformlara devam etme sözü vererek, erken seçime gideceği yolundaki spekülasyonlara da son vermiş oldu.

BBC’nin Atina muhabiri Malcolm Brabant, Yunanistan’da siyasi krizin sürmesinden endişelenen Uluslararası Para Fonu’nun bu sonuçlardan memnun olacağını söylüyor.

Ülkede seçimin ikinci turu ise 14 Kasım’da yapılacak.

Hükümetteki PASOK’un yerel seçimlerden yenilgiyle ayrılması durumunda erken genel seçimlere gitmesi ihtimali bulunuyordu.

Dün yapılan yerel seçimin ilk turunda yaklaşık 10 milyon kişinin oy kullanma hakkı bulunurken, katılım oranının yüzde 60’larda kaldığı belirtiliyor.

Tepki oyları

BBC muhabirine göre, Başbakan Papandreu’nun erken seçimle ilgili kararını etkileyecek temel etmenlerden biri, Atina’yı da kapsayan ve Yunanistan nüfusunun yaklaşık yarısının yaşadığı Attica bölgesinden çıkacak sonuç olacak.

Bu bölgedeki PASOK adayının, bağımsız aday Yiannis Dimaras tarafından geçilmesi ihtimali var.

Çünkü eski bir PASOK milletvekiliyken, ülkenin imzaladığı IMF yardım paketine karşı çıktığı için Başbakan Papandreu tarafından görevine son verilen Dimaras, büyük halk desteğine sahip bir aday.

Normalde PASOK seçmeni olan birçok Yunanlı’nın, ülkede uygulamaya konulan tasaruf önlemlerine yönelik tepkisi sebebiyle Dimaras’ı destekleyebileceği tahmin ediliyor.

Ekonomik kriz ve sonrası

Geçtiğimiz yıl Yunanistan ekonomisi ülkenin dış borcuna bağlı olarak ciddi bir sarsıntı yaşamıştı.

Sosyal demokrat Papandreu hükümeti geçtiğimiz yıl iktidara gelip, kapsamlı bir ekonomik önlemler paketi uygulamıştı.

Yunanistan’a yönelik Avrupa Birliği kaynaklı yardımın ön koşulu olan önlemler Yunanistan’da büyük protestolara yol açmıştı. (BBC)

Dünyayı bekleyen nükleer tehlike

0

Nükleer atıkların çevreye verdiği zarar göz ardı edilemez. Yüzbinlerce yıl doğadan kaybolmayan atıkların yerin yüzlerce metre altına gömülmesi gerekiyor.

İngiltere 2050 yılına kadar ülkedeki karbondioksit salınım oranını yüzde 80 azaltmayı hedefliyor. Öte yandan, ülkenin artan enerji ihtiyacını ise nükleer enerji olmadan sağlamak güç. Tabii nükleer santrallerin çevreye verdiği zarar da gözardı edilemez. Bu nedenle İngiliz yönetimi eski reaktörleri yeni nesil reaktörlerle değiştirmeye karar verdi. Bu konuda da Fransız enerji devi EDF’den yeni reaktörlerin inşaatı için yardım alınması kararlaştırıldı. İngiltere Başbakanı Gordon Brown’ın kardeşi Andrew’in, EDF’nin medya ilişkiler direktörü olduğunu da belirtmeden geçmeyelim. Tabii bu projenin nasıl finanse edilip yönetileceği ise henüz belli değil.

Öte yandan, İngiltere hükümeti üç yıl önce Nükleer Atıkları Tasfiye Kurumu adlı bir birim oluşturdu. Fizikçiler ve planlama yöneticilerinden oluşan ekip, nükleer atık problemine çözüm bulabilmek amacıyla çalışmalara başladı. Kurumun teknik müdürü Bruce McKirdy, nükleer atıkla ilgili gerçekleri şöyle açıklıyor: “Yeni reaktörlerin inşaa edilip edilmemesi bir yana şu anda 500 bin metreküp radyoaktif atık bulunuyor. Bununla başa çıkılması gerekli. Bu maddelerin yüzbinlerce yıl boyunca tehlikeli olduğunu göz önüne alırsak, uzun vadeli bir uzman yönetimi gerekiyor.“

Nükleer atıklar 1 kilometre derinliğe gömülmeli

İngiltere 1950’lerden bu yana nükleer enerji üretiyor. 19 nükleer santral faaliyet halinde.  26 santral ise kapatıldı. McKirdy, nükleer atıkların nasıl depolandığını şu sözlerle dile getiriyor: ”Radyoaktif atık yük konteynerı gibi, Uluslararası Standardizasyon Kurumu’nun konteynerları gibi, bir çeşit büyük çelik konteynerlara konuyor, çimentoyla örtülüyor ve sıkıca kapatılıyor. Daha sonra bunlar bir mahzene konuyor ve dolduğu zaman mahzen mühürleniyor.”

Daha az zararlı nükleer atıklar için yer altında depolar mevcut. Çimento ya da camla kapatılan orta ve yüksek tehlike arzeden nükleer atıklar ise 300 ila bin metre derinlere gömülmesi gerekiyor. Ancak McKirdy şu anda bunun için gerekli depoların mevcut olmadığını belirtiyor: “Hayır, hayır, şu anda değil. Şu anda bir alan bulabilmek için arama sürecindeyiz. Hükümet bu Haziran ayında jeolojik atıkların nasıl ortadan kaldırılacağını anlatan bu Beyaz Kitap’ı yayınladığında, aynı zamanda yerel yetkililere de bu süreçle ilgilenmeleri konusunda çağrı yaptı.”

Yüzbinlerce yıl süren tehlike

McKirdy, hem Nükleer Atıkları Tasfiye Kurumu’nun hem de İngiliz hükümetinin gönüllülük ilkesine büyük önem verdiğini söylüyor: “Bu tarz büyük bir proje içeriye dönük yatırım ve istihdam getirir. Fakat özel olarak, jeolojik atıklarla ilgili Beyaz Kitap’ta tanımlanan iki paket bulunuyor. İlki yükümlülük paketi. Bu, toplumun kendi uzmanlarını tutmaları sürecinde gerekli para desteğini sağlıyor. Kamu toplantıları yapmalarına yardımcı oluyor. Kısaca çalışabilmeleri için onlara bütçe sağlıyor.”

Bruce McKirdy, bir kez daha nükleer atık için en güvenli yerin yüzeyin bir kilometre kadar altı olduğunu ifade ediyor: “Biliyorsunuz yüzbinlerce yıl boyunca bu maddeler tehlike arz ediyor. Ve bu süre boyunca bir toplumun durağan kalacağını da düşünemezsiniz. Sadece on yıllar içinde toplumlar parçalanabiliyor. Oysa yer bilimciler ve jeologlar milyarlarca yıllık hesaplamalar yapmaya alışkın ve bu zaman dilimlerini anlayabiliyorlar. Bu bizim için kısıtlayıcı bir etken.”

(Ritta Stade / Deutsche Welle)

İzmir’de nefret suçları protesto edildi

Siyah Pembe Üçgen LGBTT Derneği ve Amargi İzmir grubunun oluşturduğu Nefrete Bahane Çok İnisiyatifi, Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde işlenen nefret suçlarına karşı oturma eylemi yaptı. İnisiyatif adına basın açıklamasını okuyan Deniz San, şunları söyledi:

“25- 27 Nisan 2010 tarihleri arasında İzmir’de, kırk sekiz saat içerisinde üç kadın öldürüldü. Esra, Ayşe Selen ve Azra… Birbirinden çok farklı yaşamlara sahip bu üç kişinin ortak yanı, kadın olmaları ve gece sokakta bulunma cesaretini göstermiş olmalarıydı.

Elini kolunu sallayarak kadınları pervasızca öldüren katillere bu rahatlığı veren nedir? Katillerin erkek, öldürülenlerin kadınlar olduğu “Dünya Erkek Düzeni”nde, ölenlerin türlü bahanelerle neredeyse kabahatli çıkarılmaları olabilir mi? Medya çalışanlarının, kolluk güçlerinin, yargı mensuplarının tutumları olabilir mi? Ya ataerkil ahlak anlayışının yaygınlaştırdığı; erkek olmayana, kadına yönelmiş kültürel aşağılama ve nefret katil adaylarına güç veriyor olmasın? Kadına yönelik şiddetin normalleştirildiği, tecavüzün teşvik edildiği popüler dizilerden güç alarak daha kaç erkek, bir kadına saldırma hakkını kendinde görecek? Ataerkil zihin dünyasının önyargılarıyla erkekler tarafından kadın cinsinin hedef alındığı saldırılar ve işlenen cinayetler de birer Nefret Cinayetidir. Öyle ki katilden çok öldürülenler neredeyse kabahatli çıkarılırlar: Gece sokakta yürümek, tayt giymek, ahlaksızlık iddiası, arkadaşlık teklifini reddetmek, travesti olmak, kadın başına kendi yaşamı üzerine söz söylemek gibi “suçlama”larla… Erkeklerin öldürmek için bahanesi çok…

Peki bu şiddet karşısında önleme, koruma sorumluluğu olan devlet kurumları neler yapıyor; gittiğimiz karakollarda şikayetlerimizi kağıt üzerinde bırakıyor, tehdit edilen kadın müstakbel katiline teslim ediliyor; cinayet sonrası failler ya yakalanamıyor ya da yakalansalar bile yargılama sonucunda haksız tahrik indirimleri ile adeta ödüllendiriliyorlar. Yürütülen yargılamalar bizlerin vicdanını rahatlatmıyor, yeniden yaralıyor.

Erkekler itaat etmemizi istiyor bizden… Biz kadınlar “böyle gelmiş, böyle gitmeyecek” diyoruz. Bize yaşatılan manevi ve fiziksel erkek tacizlerine ve şiddetine boyun eğmiyoruz. Saldırgan erkekleri kollayan yasa uygulayıcılarına, cinsel saldırı mağdurlarını yeniden ve süresiz mağdur eden Adli Tıp Kurumu’na, cinsiyetçi nefretin bin bir bahanesine, haksız tahrik indirimlerine rağmen; Cinsiyetçiliği ve homofobiyi kültürel norm haline getiren Ataerkil sisteme karşı: Vazgeçmiyoruz, terk etmiyoruz, bir aradayız…”

Basın açıklamasının ardından mum yakıp oturma eylemi yapan topluluk cinsiyetçiliği ve homofobiyi sloganlarla protesto etti.

Papa ‘3 çocuk’ istedi, eşcinseller öpüşerek protesto etti

0

İspanya’yı ziyaret eden Katolik dünyasının ruhani lideri Papa 16. Benediktus, burada kürtaj ve ötanaziyi kınadı, Avrupa ülkelerindeki hükümetlerden doğumu teşvik edici yasalar çıkartmalarını istedi.

Papa 16. Benediktus, İspanya ziyaretinin ikinci ve son gününde Barcelona’da dünyaca ünlü Kutsal Aile tapınağında bir ayini yönetti.

Dünyanın önemli mimarlarından biri olarak gösterilen Antonio Gaudi’nin 1882 yılında yapımına başladığı ve halen tamamlanamayan Kutsal Aile tapınağındaki ayinde Papa, Katolik Kilisesinin her zaman savunduğu ahlaki ve sosyal değerleri bir kez daha gündeme getirdi.

28 yıl sonra ilk kez

Papa, kürtaj ve ötanaziyi kesin bir dille kınadı. Avrupa hükümetlerinden “yasal, sosyal ve ahlaki değer açısından doğumu teşvik etmelerini” isteyen Papa, ayrıca geleneksel aile yapısını savunarak, “kadının ev ve iş sahibi olabilmesi için alınacak ekonomik ve sosyal önlemlerin devletler tarafından desteklenmesi” çağrısında bulundu.

16. Benediktus’un bu çağrılarını, son yıllarda çıkardığı yasalarla kürtajın haklarını genişleten, eşcinseller arasında evliliği resmen tanıyan, okullarda dini sembolleri kaldıran ve din derslerinin statüsünde değişiklik yapan Sosyalist Zapatero hükümetinin iktidarda olduğu İspanya’da yapması dikkat çekti.

Ayinde, Başbakan Zapatero olmasa da, İspanyol hükümetinden birkaç bakan da yer aldı. 28 yıl sonra ilk kez bir Papa Kutsal Aile’yi ziyaret ederken, bugünkü tören sırasında 16. Benediktus, “21. Yüzyılın katedrali” olarak tanımladığı tapınağı takdis etti.

58 bin kişi izledi

Papa’nın yönettiği ayini tapınak içinden aralarında İspanya Kralı Juan Carlos ve Kraliçe Sofia’nın da bulunduğu 8 bin kişi, tapınak dışından da yaklaşık 50 bin kişi izledi. Papa, ayin sırasında Katalanca da konuştu.

Barcelona havaalanında İspanya Başbakanı Jose Luis Rodriguez Zapatero ile kısa bir görüşme yapacak olan papa, daha sonra Roma’ya hareket edecek.

Bu arada Barcelona’daki eşcinsel dernekleri, Papa’yı protesto eden bir eylem düzenledi.

Papa’nın, bu sabah özel korumalı aracıyla Kutsal Aile tapınağına doğru gittiği güzergahın bir noktasında toplanan yüzlerce eşcinsel öpüşerek, Katolik Kilisesi’nin eşcinsellere karşı olan tutumunu ve son yıllarda Vatikan’ın yaşadığı pedofili skandallarını protesto etti. (aa)

İstanbul Barosu’nun yeni başkanı Kocasakal

İstanbul Barosu Genel Kurulu, Haliç Kongre Merkezi’nde yapıldı. Genel Kurul, 26 bin 97 avukattan 19 bin 816’sı oy kullandı.

Önce İlke Çağdaş Avukatlar Grubu’nun iki adayla katıldığı seçimlerde oy verme işleminin tamamlanmasının ardından sayıma geçildi.

Sonuçların salonda bulunan ekranlarda yansıtıldığı seçimlerde, Ümit Kocasakal 6 bin 80 oyla yeni Baro Başkanı oldu.

İlke Çağdaş Avukatlar Grubu’nun diğer adayı İstanbul Barosu Başkanı Muammer Aydın ise 4 bin 520 oy alırken, Hukukun Üstünlüğü Platformu adayı Satılmış Şahin 4 bin 55, Çağdaş Avukatlar Grubu Adayı Kemal Aytaç 3 bin 247, Katılımcı Avukatlar Grubu Adayı Mustafa Kemal Güngör 1.236, Özgürlükçü Hukuk Platformu adayı Feyzi Çelik 678 oy aldı. (aa)