Ana Sayfa Blog Sayfa 5285

”Derbentliyi artık nakliye araçları uyandırıyor”

0

Derbentliler polis zoruyla evlerinden atılmaya karşı başbakan nerde diye soruyor, limonla gaza karşı korunmaya çalışıyor; CHP milletvekili Sevingen de olayı Meclise taşıyacak.

Derbent Bölgesi sakinleri sabah saatlerinde mahalleyi çevreleyen polis kuşatmasına direnmeye devam ediyor. Takviye çevik kuvvet ekibinin gelişini ise kalabalıktan bir kadın polise çıkışıyor: ”Hoş geldiniz yavrum. Evlat yetiştiriyoruz, gelip bizi dövsün diye”.

Mahalle sakinlerinin attıkları sloganlar ise “Derbent bizimdir bizim kalacak”, “Barınma hakkimiz engellenemez”, “Tayyip sonun Mübarek olsun”.

Mecliste mühimmatı masaya dizecek

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul milletvekili Mehmet Sevigen çevik kuvvetin mahalledeki varlığıyla ilgili olarak bianet’e “Polis ve halkın karşı karşıya getirilmesi çok üzücü,” dedi.

“Ceplerim mahallelilere karşı kullanılan mühimmat ile dolu. Yarın mecliste hepsini teker teker dizeceğim kürsüye ve diğer vekillere bunlardan mı korkuyorsunuz diye soracağım. Bunlar elli yıldır yan yana oturan aileleri, komşuları birbirlerine düşürüyorlar. İnsanların zayıf tarafı neresiyse oradan vuruyorlar, garibansa para verelim hastaysa hastaneye götürelim diyorlar. Mahalleli birbirine girdi. ”

Derbentli başbakanı arıyor

Adını vermek istemeyip kendisi için “Derbent Gazisi” diyen bir Derbentli “Ey halk size sesleniyorum. Başbakan dediğimiz gidip başka ülkedekilere ‘One minute’ diyeceğine gelsin kendi halkını dinlesin ve buradaki rantçılara ‘One minute’ desin ” sözleriyle iktidara sesleniyor.

Üniversite öğrencisi Seher Engül ve Nazan Engül, evlerini satıp mahalleden nakliye araçlarıyla ayrılanlara atıf yaparak,Nakliye araçları ile uyandık. Artık saatlerimizi kurmuyoruz, bunlar uyandırıyorlar sağ olsun,” diyorlar.

” Biz öğrenciyiz ama okula bile gitmiyoruz, ailemiz evimiz ne olacak diye meraktan. Orantısız bir güç ile savaşıyoruz burada, savunma araçlarımız bir gazdan etkilenmemek için taktiğimiz şallarımız bir de şişe limon suyu.” .

Mahalleli Cemile Çakmak da “Hani başbakan nerede? Bizler 40 senedir buradayız. Mısır’ı kurtaracağına gelsin bizi kurtarsın,” ditye araya g,ir,yor.

“Madem burası bizim değil neden okul var neden sağlık ocağı var? Depremden sonra değer kazandı burası tabi, dertleri de bizleri sürüp para kazanmak. Biber gazı bizde artık bağışıklık yaptı.”.

Bu arada bir mahalleli de gaz bombası “koruyucusu” olarak bir file dolusu limonu etraftakilere dağıttıyordu. (Elvan Kısmet-Bia)

Edemir’e savcı tahliye istedi, mahkeme reddetti

Savcı, silahlı örgüt üyesi olduğu iddiasyla bir yıldır tutuklu yargılanan ODTÜ’lü Edemir’in tahliyesini istediyse de mahkeme, tutuklu kalmasından yana karar verdi. Duruşmada Edemir’in ODTÜ’den hocaları ve arkadaşları da vardı. Avukat Aslan’a göre, Edemir, “nedensiz tutuklu”.

Yüksek lisans öğrencisiyken, Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi (DHKP-C) üyesi olduğu iddiasıyla gözaltına alınan ve bir yıldır tutuklu yargılanan Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) yüksek lisans öğrencisi Hüseyin Edemir için savcı, tahliye talep etti, mahkeme hapiste tutulmasına karar verdi.

Beşiktaş’taki 10. Ağır Ceza Mahkemesinde bugün (8 Şubat) görülen davaya tutuklu sanık Edemir katılırken, hakkında yakalama kararı çıkarılan sanık İlker Alcan yakalanamadığı için duruşmada yoktu.

Mahkeme heyeti ve savcısının değiştiği bugünkü 6. celsede savcı Kasım İlimoğlu,  iddianamede Edemir’e yönelik isnatların 12 Ekim 2001 tarihinden  tutuklandığı 24.02.2009 tarihine kadar uzandığını ifade ettikten sonra “Bu dönemde örgüt ile bağlantısını ortaya koyacak herhangi bir delil yok” diyerek Edemir’in tahliyesini talep etti.

Edemir’in Adli Kontrol kararı verilerek tahliye edilmesini isteyen İlimoğlu ayrıca, Edemir’in iddia edilen örgüt üyeliği ile ilgili delillerin geçerliliğinin, hukuka uygunluğunun ve Edemir ile ilişkisinin sorgulanmasını talep etti.

Mahkeme heyeti başkanı Ali Alçık ve üyeler Hadi Çağdır ile İbrahim Balık ise,  Edemir’in tutukluluk halinin devamına karar verdi; sanık Alcan’ın yakalanmasının beklenmesine karar verdi. Yargılamaya 8 Mart’ta devan edilecek.

Aslan: Savcının tahliye talebi gerekçesiz reddedildi

Duruşmadan sonra bianet’e konuşan Edemir’in avukatı Oya Aslan, mahkemenin delil araştırması yapılmasına karar vermediğine dikkat çekti ve şöyle dedi:

“Buna benzer davalarda delil araştırması yapılıyor. 2001 yılından bu yana Edemir’in örgütle ilişkisini ispatlayacak hiçbir delil olmaması sebebiyle tahliye isteyen savının haklı talebi reddedildi. Üstelik mahkeme bu talebi hiçbir gerekçe göstermeden reddetti.”

ODTÜ’den arkadaşları ve hocaları da duruşmadaydı

Duruşmadan önce Edemir’in ODTÜ’den arkadaşları ve ailesi Beşiktaş Adliyesi önünde bir basın açıklaması yaptı.

Edemir’in nişanlısı Sevgi Göğülter’in okuduğu açıklamada, Edemir hakkındaki tek delilin on yıl önce hukuka aykırı olarak yapılan bir aramada elde edildiği söylenen bir bilgisayar çıktısına dayandığı iddia edildi ve Edemir’in beraatı ve kayıplarının telafisi talep edildi.

Edemir’in ODTÜ’den arkadaşları, Tayfun Altay ve Ferdan Ergut‘un da aralarında olduğu hocalarının da katıldığı basın açıklamasında, “Hüseyin Edemir’e özgürlük”, “Hüseyin Edemir’e tanığız”, “Hüseyin Edemir adalet arıyor” dövizleri taşındı. Edemir’in ağabeyi Murat Edemir ve Ardahan’dan gelen anne ve babası da duruşmadaydı.

Davayı takip eden Almanya’dan Die Linke milletvekili Kadriye Karcı, Edemir’e destek olmaya geldiğini belirtti ve “Edemir’in tahliye edilerek adaletin yerine gelmesini umuyorum.” dedi. (Elif Gençkal)

Mısır’daki hareketler -Samir Amin

Mısır, gezegen üzerindeki ABD denetimi planının köşe taşıdır. Washington, Mısır’ın, Filistin’den arta kalan toprakları sömürgeleştirme planlarını sürdürmek için İsrail tarafından da zorunlu sayılan biçimde kendisine topyekûn tabi olmaktan uzaklaşacak herhangi bir girişimde bulunmasını hoşgörüyle karşılamayacaktır. Washington’un “yumuşak bir geçiş” süreci örgütleme “çabasının” yegane hedefi budur. Bu bakımdan ABD, Hüsnü Mübarek’in istifa etmesi zorunluluğunu dikkate alabilir. Bu durumda yeni atanan devlet başkanı yardımcısı, ordu istihbaratı başkanı Ömer Süleyman başa geçirilecektir. Ordu ise baskı ile özdeşleşmeyip imajını korumaya çalışmak konusunda oldukça itinalı davranmaktadır.

Muhammed El Baradey bu noktada devreye girmektedir. Kendisi hala ülkede tanındığından daha çok Mısır dışında tanınıyor olsa da, bu durumu hızla düzeltebilir. Kendisi “liberal”dir, ülkede mevcut olan ekonomik gidişata hâkim olandan başka herhangi bir yaklaşıma sahip değildir ve yaşanmakta olan toplumsal yıkımın kökeninde tam bu ekonomik yaklaşımın bulunduğunu anlayamamaktadır. “Gerçek seçimlerin” yapılmasını ve hukuka saygı gösterilmesini (tutuklamaların ve işkencenin son bulmasını) talep etmek anlamında demokrattır ancak bundan daha ileri bir fikriyata sahip değildir.

Geçişin yeni ortağının Baradey olması olanaksız değildir. Yine de ordu ve ülke istihbarat sistemi ülke üzerindeki egemen konumlarını terk etmeyeceklerdir. El Baradey bunu kabul edebilir mi?

Müslüman Kardeşler ise “başarı” elde edilmesi ve “seçimlere” gidilmesi halinde, parlamentodaki en büyük güç olacaktır. ABD bunu selamlamakta ve Müslüman Kardeşler’i “ılımlı” olarak nitelemektedir. Bunun anlamı, uslu durmak ve İsrail’in elini Filistin işgalini sürdürmesini sağlayacak biçimde serbest bırakarak ABD stratejisine tabi olmayı kabul etmektir. Müslüman Kardeşler ayrıca tamamıyla dışa bağımlı olan mevcut “piyasa” sisteminin sürmesinden de yanadır. Aslında, aynı zamanda, egemen “komprador” sınıfın da bir parçasıdır. İşçi grevlerine ve toprak üzerindeki mülkiyetini sürdürmek amacıyla köylü mücadelelerine düşmanca bir tutum takınmaktadır.

Mısır’a dair ABD planı Pakistan modelini çok andırmaktadır ki bu model, “siyasal İslam” ile ordu istihbaratının bileşiminden oluşmaktadır. Müslüman Kardeşler, Kıptilere [Mısır’ın yerli Hıristiyan halkına] yönelik tutumlarında hiç de “ılımlı” davranmayarak, böylesi bir siyasetle ittifaka girmesini telafi edebilecektir. Böyle bir sistem demokrasi “sertifikası” alır mı?

Mısır’da sokakta olan hareket, eğitimli orta sınıfların ve demokratların kimi kesimlerince de desteklenen kentli gençliğin, özellikle de işsiz diplomalıların hareketidir. Yeni rejim belki de -örneğin devlet aygıtındaki istihdam olanaklarını genişletmek gibi- bazı tavizler verebilecek olsa da, daha fazlası mümkün değildir.

Kuşkusuz işçi sınıfı ve köylü hareketlerinin devreye girmesi halinde işler değişebilir. Ancak bu da pek gündemde gibi görünmemektedir. Elbette ekonomik sistem “küreselleşme oyunun” kurallarına göre yönetilmeye devam edildiği sürece, protesto hareketiyle sonuçlanan sorunların hiçbirisi gerçekten çözülmeyecektir.

[Zcommunications’taki İngilizce orijinalinden Sendika.Org tarafından çevrilmiştir]

Sudan resmen bölündü

Güney Sudan’da geçen ay yapılan referandumda halkın yüzde 98,83’ünün bağımsızlık yönünde oy kullandığı açıklandı. Cumhurbaşkanı Ömer el Beşir, bir kararnameyle referandumun sonuçlarını kabul ettiğini duyurdu.

Afrika’nın en büyük ülkesi Sudan’ın bölünmesiyle ortaya çıkacak yeni ülkenin adının ne olacağı, nasıl yönetileceği şu aşamada belli değil. Ancak bölünmenin 9 Temmuz’da gerçekleşmesi bekleniyor.

Sudanlılar kimliklerini yeniden tanımlayacak

Bunun ardından da Cuba merkezli yeni hükümetin, yıllar süren ihmal ardından kapsamlı bir kalkınma programına ihtiyacı olacak.

Bölünme ardından güneyliler, kuzeydeki devlet dairelerindeki işlerinden ayrılmak durumunda kalacak. Ordunun yeniden bölünmesi, başta petrol olmak üzere ekonomik gelirlerin nasıl paylaşılacağının netleşmesi gerekecek.

Bölünme referendumu, bölgede 20 yıl süren iç savaşı sona erdirmek üzere 2005’te imzalanan barış antlaşmasının şartları arasındaydı.

Ömer el Beşir, referandum öncesi yaptığı açıklamalarda uzlaşmacı bir tutum benimsemiş, “Biz Hartum’da bizden istenen her şeyi sunmaya hazırız; teknik ya da lojistik destek, danışmanlık, uzmanlık, eğitim, vesaire. Güneyde yeni bir devlet kurulursa teknik, lojistik ve her türlü desteğe ihtiyaç duyacağını biliyoruz. Dünyada bunu sağlamaya bizden çok hakkı olan kimse yok” demişti.

Sömürge döneminden bu yana ayrı çizgilerde gelişen güney ve kuzey din, kültür, etnik köken açısından da farklı yapılarda.

Kuzeyliler ağırlıklı olarak Arap ve Müslümanken, güneyde Afrika kabileleri ve animizm inancını benimseyenler daha yoğun. (BBC)

Sahaya fırlatılan şişe 10 yaşındaki çocuğu ağır yaraladı

0

TT Arena Stadı’nda oynanan Galatasaray-Eskişehirspor maçında 10 yaşındaki çocuk bir meşrubat şişesinin başına isabet etmesi sonucu ağır yaralandı.

Hastaneye kaldırılan Batuhan kafatasında kırıkların oluştuğu belirlendi. Hemen ameliyata alınan minik taraftar için hayati risk oluşturan kemik parçası çıkarıldı. Batuhan’ın tedavisi sürüyor. Sağır ailesinin anlattığına göre olay şöyle gelişti; Bir Galatasaray taraftarı olan Batuhan babasının karne hediyesi olarak dün gece oynanan Galatasaray – Eskişehirspor maçına amcası Ersin Sağır’la birlikte gitti.

Batuhan muhteşem stadın keyfini çıkarıp maçın başma saatini tribünde beklerken amcası da onun bu heyecanını cep telefon kamerasına kaydediyordu.

KANLAR İÇİNDE YERE DÜŞTÜ
Maçın başlamasıyla hareketlenen Galatasaray tribünlerinde ilk golün atılmasının ardından müthiş bir görsel şölen yaşanıyordu. Galatasaray’ın ikinci golü tribünlerini uçurdu ama o ses patlamasının yanında minik taraftar Batuhan’ın acı çığlığı duyulmadı bile. Nereden ve nasıl geldiği anlaşılamayan, kimin attığı bilinmeyen ama o tribünlerde olmaması gereken bir gazoz şişesi Batuhan’ın başına isabet etmiş ve onu kanlar içinde yere sermişti. Batuhan’a ilk müdahale stadda bulunan sağlık görevlileri tarafından yapıldı. Sağlık görevlileri tarafından kafasına tampon yapılan minik Galatasaray taraftarı hızla, Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesinin Acil Servisine kaldırıldı.

“BOYNUNDAKİ ATKIYLA TAMPON YAPTIM”
Hastanede beyin tomografisi çekilen 10 yaşındaki Batuhan’ın kafasının sağ tarafındaki kemiğin parçalandığı belirlendi. Tomografinin ardından ameliyata alınan Batuhan, 2.5 saat boyunca ameliyatta kaldı.Ameliyatta Batuhan’ın kırılan kafatası kemiği çıkarıldı. Ameliyattan çıkınca bir süre yoğun bakımda tutulan Batuhan, daha sonra Beyin Cerrahi Servsinde özel odaya alındı. Ailenen anlattığına göre 6 ay boyunca doktor gözetiminde tutulması gereken Batuhan’ın en ufak bir çarpma ya da düşmede beyin kanaması geçirme riski yüksek.

Olay sırasında yeğeninin yanında olan amca Ersin Sağır yeğeninin kafasına isabet eden şişeyi gördüğünü ama atanı görmediğini söyledi. Sağır, ” Arka tarafımızda bizim balkon diye hitap ettiğimiz asmalı yerden rakip taraftarı koydukları yerden, rastgele şişeyi sallıyorlar; şişe de yeğenimin kafasına geliyor. ” dedi. Yeğeni yaralandıktan sonra yeğeninin boynundaki atkıyla tampon yaptığını kaydeden amca Ersin Sağır, stadda görevli sağlık ekibi tarafından ilk müdahalenin yapıldığını ardından da staddaki ambulansla Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine geldiklerini kaydetti.

Burada 2.5 saatlik bir ameliyat geçiren yeğeninin kafasındaki kırık kemiğin alındığını anlatan amca Sağır, Batuhan’ın kafasındaki kemiğin alınmasıyla çökme meydana geldiğini de belirtti. Eskişehirspor taraftarlarının olaydan sonra hastaneye geldiğini ve sabaha kadar beklediğini dile getiren Sağır, Galatasaray yönetiminden böyle bir hassasiyet göremediklerini kaydetti.

“BİR ŞİŞENİN STADDA NE İŞİ OLABİLİR?”
Baba Soner Sağır da oğlunun başından ayrılmadı. Oğlunun ilk altı ay durumunun kritik olduğuna dikkat çeken baba Soner Sağır, altı ay sonunda doktorların çocuğun ikinci bir ameliyat olma olasılığı olabileceğini söylediklerini belirtti. Olayı duyduğu sırada işte olduğunu söyleyen baba, çocuğunun ameliyatından bu yana Galatasaray yönetiminden herhangi bir özür almadıklarını belirtti. Baba Sağır, ” Biz buraya başkanı beklemiyoruz ama bir çaycısı dahi gelmedi. Ben çocuğumu, karne hediyesi olsun diye aşık olduğu takımın maçına gönderiyorum benim çocuğumun verilmiş sadakası varmış. İyi kurtardı şimdilik. Bundan sonraki çocukların canı yanmasın. Analar babalar ağlamasın. Daha kötüsü olabilirdi. Allah’a şükrediyorum” dedi.

Oğlunun çok koyu bir Galatasaray taraftarı olduğunu söyleyen baba Soner Sağır, “Üstündeki elbiseler kan revan içindeydi. Gittik pijama aldık, onu bile Galasaray renklerinde istedi. Sarı kırmızı üstüne giydirdik ” diye konuştu. Baba Sağır oğlu maça gitmek isterse bundan sonra, gönderip göndermeyeceği sorusuna ise, “Bundan sonra aklımda hep soru işareti olacak. Anne olan, baba olan, çocukları olan bir insan nasıl gönderebilir ki? ” diye konuştu.”

“Bir şişenin stadda ne işi olabilir?” diye soran Sağır, “Sular bile pet bardaklarla dağıtılırken, gazoz şişesi stada nasıl giriyor? Yeni bir stad herşeyiyle tam bir stad denildi. Bu kadar kolay geçmemesi lazım. Bunları sokan insanların vardır bir köstebeği. Bu kadar kolay mı? ” diye sordu.

“BU İŞİN SORUMLUSU KİMSE OĞLUMUN HAKKINI ARAYACAĞIM”
Anne Gülay Sağır ise, olayı evde haber aldığını ve apar topar hastaneye oğlunun yanına geldiğini anlattı. Büyük bir şokla evden çıktığını söyleyen anne, “Çocuğumu yürüyerek gönderip hastanede bir sedye üzerinde kan revan içinde buldum” dedi. Oğlunu ameliyat sonrasında sabah gördüğünü söyleyen anne Sağır, ” Şu anda durumu iyi; ancak durumu iyi olsa bile şu anda kafatasında kemik eksikliği var. Altı ay içinde tekrar bir ameliyat olacak. Bu altı ay içinde doktor çok iyi korunması gerektiğini söyledi.

En ufak bir darbede beyin kanaması geçirebileceğini söylüyor doktor” dedi. Kardeşi Orçun Sağır’ın Batuhan’ın durumunu bilmediğini de söyleyen Gülay Sağır, gözyaşları içinde ” Üzüldüğüm şey, bu kadar yalnız bırakılmamız. Bir telefon açabilirlerdi bize. Dün akşamdan beri onunla birlikte öldüm öldüm dirildim ” şeklinde konuştu. Şikayetçi olduğunu, stada, Galatasaray Kulübüne ve şişeyi atana dava açmayı düşündüğünü söyleyen anne Sağır, “Bu işin sorumlusu kimse ben oğlumun hakkını aracayacağım” dedi. Üzüntülü anne, “Ben çocuğumu kaybetseydim buraya akın ederlerdi; çok ciddi birşey mi olması gerekiyordu ? Benim onu kaybetmem mi gerekiyordu birilerinin bana teselli verebilmesi için?” diye sordu. (DHA)

Soruşturma var ‘isim’ yok

Aralarında eski İstanbul Valisi Muammer Güler ve eski İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah hakkında Hrant Dink cinayeti nedeniyle görevi ihmalden savcılık tarafından soruşturma açılıp açılmadığı tam bir bilmeceye dönüştü.

Gün boyu gelen açıklamalar kafaları karıştırırken İçişleri Bakanı Beşir Atalay ‘Soruşturma yok’ dedi. Dink ailesinin avukatı Cem Halayurt ise savcıyla görüştüklerini ve soruşturmanın açıldığını belirtti. Halayurt’un verdiği bilgiye göre soruşturma açılan kişilerin isimleri savcılar tarafından ‘gizlilik’ nedeniyle açıklanmadı

ATALAY’IN AÇIKLAMASI
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, 95. Dönem Kaymakamlık Kursu kapanış törenine ve kura çekiminin yapılacağı Crowne Plaza’ya gelişinde basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Atalay, gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin davada, idare olarak kendilerine gelen herhangi bir konu olmadığını bildirerek şöyle konuştu: “Bu konuda epey bir bilgi kirliliği ve karışıklık var. Şu anda idare olarak bize gelen herhangi bir konu yok. Bu konunun yeniden gündeme gelmesi de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği karar ve ailenin avukatlarının savcılığa başvurusu ile gündeme geldi. Savcılığa başvurudur bu, henüz soruşturma da başlatılmış değildir. Savcılık bundan sonra ne yapacak onu beklemez lazım.” DİNK AİLESİNİN AVUKATI KONUŞTU: VAR
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin ‘bazı kamu görevlileri’ hakkında soruşturma açıldığı haberlerinin yalanlanması üzerine Dink ailesinin avukatı Cem Halavurt açıklama yaptı.
Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne gelerek soruşturma savcısı Mustafa Çavuşoğlu ile görüşen Avukat Cem Halavurt, gazetecilere açıklamalarda bulundu. Bazı kamu görevlileri ile ilgili 17 Ocak’ta yaptıkları başvuru üzerine 25 Ocak’ta 2011/192 sayılı soruşturma açıldığını savcı Çavuşoğlu tarafından teyit edildiğini belirten Halavurt, “Soruşturma ile ilgili Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) sistemine sadece müşteki isimleri girilmiş. Şüpheli isimleri girilmemiş UYAP’a. Soruşturma bürosundan da 2011/192 sayılı bir soruşturma açıldığını teyit ettim. Şüpheli olarak kimsenin adını geçmemişler. Soruşturma sürecinde verdiğimiz isimlerin tümü veya bir kısmını UYAP sistemine girebilirler” dedi.

İNCELEME DİYE BİR ŞEY YOK
Bir gazetecinin, “Şüpheli isimlerinin tamamı soruşturma açılırken UYAP’a yazılmaması normal bir durum mu?” diye sorması üzerine Avukat Halavurt, “Normalde kayıt sistemine hepsi girmeli ancak savcılık gizlilik sebebiyle veya başka bir sebeple isimlerin tamamını girmemiş. Ancak önemli olan şu: Verdiğimiz isimler ve taleplerimiz üzerine başlatılmış bir soruşturmadır bu. İkincisi de bu soruşturma bir suç olgusunun varlığını kabul anlamına gelir. Soruşturma açılmasına yeter bir şüphe var. İnceleme diye bir şey yok. İnceleme idari soruşturmalarda olabilir. Bu hazırlık soruşturmasıdır” diye yanıt verdi.

SAVCILARI BASKI ALTINA ALMAYA YÖNELİK AÇIKLAMA
İçişleri Bakanı Beşir Atalay’ın ‘soruşturma yok’ yönündeki açıklamasını da değerlendiren avukat Halavurt, “Bu savcıları baskı altına alma ve işin üstünü kapatmaya dönük açıklamalardır. Sulandırmaya yöneliktir. Biz bakandan, ‘AİHM kararının ardından eksik hususların giderilmesi için olumlu bir adımdır. Kamu görevlisi kim olursa olsun yargı önünde hesap verebilir durumundadır.’ diye bir açıklama beklerdik.” dedi. (Radikal)

Erdoğan işkence mi gördü? – Can Dündar

Baştan şunu söyleyeyim: Başbakan’ın Cumartesi Anneleri ile buluşmasını önemsiyorum.
Elbette bu bir ihsan değil. Yıllardır görmezden gelinen horlanan, coplanan ama yılmayan bir hareketin başarısı…
Zaferi demiyorum; zafer, ancak onlar kaybettikleri yakınlarının kemiklerine ve faillerine kavuştuklarında kutlanacak.
Yine de Başbakan’ın kabulü, devletin nihayet bu sese kulak vermesi açısından bir dönüm noktası sayılmalıdır.

Buzlu suda bir gece
Başbakan o görüşmede kendisinin de 1979’da, öldürülen iki arkadaşının cenazesine katıldığı için gözaltına alındığını söylemiş. Bir gece Metris’te kaldığını anlatmış. “Orada işkence gördüm” demiş.
Anlattığına göre soğuk bir hücrede Erdoğan’ın ayaklarını, dizlerine kadar buzlu su dolu bir kovada saatlerce tutmuşlar. Çıkarıldıktan sonra da eroin bağımlılarının bulunduğu sıcak bir odaya almışlar.
Başbakan’ın kayıp yakınlarının derdini dinlemesi çok iyi de, bu kadar acı çekmiş bir kitlenin önünde “Ben de işkence gördüm” deyip bir gece ayağını soğuk sudan sıcak suya soktuğunu anlatması biraz yakışıksız olmuş. Düşüncelerinden dolayı hapse girdiğini hatırlatsa yeterdi.
İsterseniz şu “işkence” olayına yakından bakalım:

1979 mu, 1980 mi?
Metris mi, Davutpaşa mı?
Sanırım doğru tarih, 1979 değil 1980 olacak.
Nisan ayı…
İstanbul’da Sıkıyönetim dönemi…
Erdoğan, Erbakan’ın MSP’sinin Gençlik Kolları Başkanı…
O günlerde solun kalesi olarak bilinen Kâğıthane’de Akıncılardan Necip Kural öldürülmüş. Gençlik Kollarına mensup gençler, Kanarya’daki cenazeden dönüyorlar. Aksaray’a varınca slogan atarak yürümeye başlıyorlar. Polis ve jandarma bu korsan gösteriye müdahale ediyor. Fatih’e geldiklerinde etrafları çevriliyor. O sırada akşam ezanı okunuyor. Gençler ceketlerini yola serip namaz kılmaya başlıyor. Namaz bitince hepsi askerler tarafından cemselere bindiriliyor ve Davutpaşa Kışlası’na götürülüyorlar.

Su dolu koridorda ayakta
Öykünün devamını Erdoğan, ”Bir Liderin Doğuşu” kitabında (Hüseyin Belsi, Ömer Özbay, Meydan, 2010) şöyle anlatıyor:
“Metris’teki ilk gecemizin büyük bir kısmını koridorda ve ayakta dikilerek geçirdik. Zaten istesek de oturamazdık, çünkü yerler su içindeydi. Vakit gece yarısına yaklaştığı halde hiçbir şey yememiştik. El ayak çekilip ortalık sakinleştiğinde bir onbaşı geldi yanımıza… Asker tayınından arta kalan bayat ekmekleri toplamış, bir kazan da çorba kaynatmış, bizi yemeğe çağırıyordu. Nasıl makbule geçti anlatamam. Bir süre sonra yatacak yer gösterdiler. Herkes bir köşeye kıvrılıp yattı.”
Erdoğan, daha sonra Selimiye’ye sevk edildiklerini, birkaç gün sonra savcıya çıkarıldıklarını, suçsuz oldukları anlaşılınca da serbest bırakıldıklarını söylüyor.
Daha 3 ay önce yayınlanan bu biyografide “işkence”den hiç söz edilmiyor.

“Kötü muamele yapılmadı”
Olayın bir tanığı daha var. Son dönem TV tartışmalarında sıkça rastladığımız bir isim:
Mehmet Metiner…
O ise anılarında (“Yemyeşil Şeriat, Bembeyaz Demokrasi”, Karakutu, 2008) şöyle anlatıyor olayı:
“Toplu namazdan sonra askerler tarafından derdest edilip Davutpaşa Kışlası’na götürüldük. Hiçbirimize kötü muamele yapılmadı. İfadelerimiz alındı. Ertesi gün hepimiz salıverildik. Bırakılmadan önce açık havada komutanın da bulunduğu bir esnada toplu bir görüşme yapıldı. Bu görüşmede Erdoğan muhatap kişi olarak ön plandaydı.”

Erdoğan-Komutan şakalaşması
2008’de yazdığı anılarında “Davutpaşa’ya götürüldük” diyen Metiner 2010’da Star’da, (11.11.2010) götürüldükleri yeri Metris diye yazdı. (Odatv de hatırlattı: Metris, 12 Eylül’den sonra açılmamış mıydı?)
Metiner, o yazıda Komutanla Erdoğan’ın ayrılış sahnesine ilişkin yeni ayrıntılar da verdi:
“Komutanın yanında Erdoğan gayet neşeli görünüyordu. Yanlış hatırlamıyorsam, ufak tefek şakalaşmalar da yapılıyordu. Meydanda da bazı gençlerimiz güreşe tutuşturulmuşlardı.”

Eeee? Hani işkence?
1980 döneminde “anarşist” olarak içeri düşüp de komutanla şakalaşarak, arkadaşlarla güreşerek salıverilmek kime nasip olmuş?
İşin aslı şu:
Solcular işkencede öldürülürken İslamcı hareketin sırtının sıvazlanacağı, önünün açılacağı, iktidara taşınacağı bir dönem başlıyordu.
Yine de askerle enseye tokat görünmemek, “Biz de işkence tezgâhlarından geçtik” diyebilmek gerekiyordu.
Bu efsane de o zamandan başladı.
Dün kütüphaneye girip Ruşen Çakır’la, Fehmi Çalmuk’un kitabında (“Bir Dönüşüm Öyküsü”, Metis, 2001) atıf yapılan habere baktık:
21 Nisan 1980 tarihli Sebil Gazetesi, olayları ele aldığı yazısına Erdoğan’ın fotoğrafını basmış ve şu notu düşmüş:
“Şehitlerin defin merasiminde zorla ihdas edilen hadiseler sebebiyle gözaltına alınıp sonra Örfi İdare Mahkemesi’nce serbest bırakılan MSP Gençlik Kolları Başkanı ve İslamcı gençliğin gerçek liderlerinden Tayyip Erdoğan…”
Ah Mehmet Metiner; hiç yazmayacaktın şu şakalaşma işini…

(Milliyet)

Yeni ayrılıkçı Bask partisi şiddete karşı

0

İspanya’nın Bask bölgesindeki ayrılıkçı hareket, yeni bir parti kurulduğunu açıkladı.

Bask bölgesi için bağımsızlık talebinde bulunan, ancak şiddet kullanılmasına açıkça karşı duracağı söylenen partinin ismi henüz açıklanmadı.

Yeni parti, ETA bağlantısı sebebiyle İspanyol Anayasa Mahkemesi tarafından 2003’te yasaklanan Batasuna partisinin devamı olarak görülüyor.

Bask ayrılıkçı hareketinin önemli isimlerinden Rufi Etxeberria tarafından dün yapılan açıklamada yeni kurulan partinin ETA’nınki de dahil olmak üzere her türlü şiddet eylemine karşı olduğu belirtildi.

Etxeberria bunun şiddetin açıkça reddedilmesi olarak anlaşılması gerektiğini söyledi.

Yeni partinin Mayıs ayında yapılacak bölgesel seçimlere katılıp katılmayacağı ise henüz belli değil.

Madrid ümitli

Dünkü basın toplantısında eski ETA militanı Eugenio Etxebeste’nın da aralarında bulunduğu on ayrılıkçı isimle birlikte konuşan Etxeberria, partinin İspanyol içişleri bakanlığına başvurusunu Çarşamba günü yapacağını söyledi.

Yeni partinin şiddeti açıkça reddetmesi, Madrid’de olumlu karşılanırken, partinin yasal olarak savcıların incelemelerinden sonra kurulabileceği açıklandı.

İçişleri bakanı Alfredo Perez Rubalcaba yaptığı açıklamada Batasuna’nın kaptılmasına yol açan ETA terörünün ilk kez dışlanmış olduğunu söyledi.

Muhalefetteki Halk Partisi ise yeni partiyi şüpheyle karşıladı.

Halk Partisi’nden yapılan açıklamada yeni partinin ancak ETA dağıtılıp, silah bırakması durumunda önceki ayrılıkçı partilerden farklı olacağı söylendi.

Ayılıkçı Bask örgütü ETA geçen ay kalıcı ateşkes ilan etmiş, ancak İspanyol hükümeti ateşkesi yeterli görmemişti.

Madrid, ETA’ya bir adım daha atıp silahları bırakma çağrısında bulunmuştu. (BBC)

Balyoz’da tarih ‘sehven’ yanlış yazılmış

Emniyet Genel Müdürlüğü, Balyoz Planı’nın güncellendiği iddiasına neden olan tespit tutanağındaki 19 şubat 2008 ibaresinin yer aldığı son kaydedilme tarihinin sehven yazıldığını, belgenin son kaydedilme tarihinin 19 şubat 2003 olduğunu bildirdi.

İbrahim Fırtına, Özden Örnek ve Çetin Doğan’ın da aralarında bulunduğu 196 sanıklı davanın 10. duruşması başladı.

Duruşma, TRT spikerlerinin iddianameyi okumasıyla devam ediyor.

Savcılıkça mahkemeye gönderilen bir yazıda, Gölcük Donanma Komutanlığı’nda el konulan belgelere ilişkin hazırlanan tespit tutanağındaki sehven yapıldığı belirtilen yanlışların düzeltildiği belirtildi.

Yazıda, Balyoz Planı’na ilişkin belgenin 5 Şubat 2003 tarihinde Namık Sevinç isimli kullanıcı tarafından oluşturulduğu ve bir kullanıcı tarafından 19 Şubat 2008’de son kez kaydedildiği yönündeki tutanağın yanlış olduğu bildirildi.

Savcılık, son kez kaydedilen belgelerin kaydetme tarihinin 19 Şubat 2003 olduğunu bildirdi. (Ntv)

Lambdaistanbul oryantasyon atölyesi düzenliyor

Lambdaistanbul yıllardır gücünü bünyesine yeni katılan, örgütlenen, beraber eğlenen, eyleyen ve beraber üreten gönüllülerden alıyor. Bu süreç içerisinde Lambda’ ya bir şekilde eklemlenen ya da kendini Lambdalı hisseden yüzlerce kişi ve kuruluş oldu.

Lambdaistanbul, bu deneyimleri pekiştirerek kalıcılaştırmak, ve beraber çalışmak isteyenler için kolaylaştırıcılık sağlamak için bir atölye çalışması düzenliyor.

Atölye Lambda’nın çalışma yapısını ve ilklerini tanımak veya beraber çalışmak isteyen tüm kişilerin katılımına kimlik/statü farkı gözetmeksizin açıktır.

Çalışma, 13.02.2011 Pazar günü, saat 13:00 ile 19:00 arasında Lambdaistanbul Kültür Merkezi’nde olacak. Katılım sayısı sınırlı. Bu yüzden, [email protected] adresine; 0 536 705 93 31 numaralı Lambda telefonuna ya da Lambda ofis nöbetçisine bildirimde bulunabilirsiniz.

Oryantasyon programı

13:00 : Tanışma

13:15 : Lambdaistanbul nereden nereye ?

13:45 : Buz Kırıcı

14:00 : Grup Çalışması : Başvurular

15:00 : Atıştırma arası

15:30 : Politik gündem ve Lambda

16:45 : Ara

17:00 : Danışma Hattı ve nöbetçilerin karşılaşlaştıkları durumlar üzerine

17:45 : Internet iletişimi, e-mail Canavarlığı ve Pasif Agresyon

18:00 : Aktüel bilgilendirme: Yasal statü, Komisyonlar ve Kampanyalar

18:45 : Değerlendirme

19:00 : Gullüm

www.lambdaistanbul.org

[email protected]

(Yeşil Gazete)