Ana Sayfa Blog Sayfa 5124

Sokak köpekleri için fotoğraf yarışması

HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu ve Koza Yönetim ve Servis A.Ş. sokak köpeklerine dikkat çekmek amacıyla fotoğraf yarışması düzenliyor…

Sokakta yaşayan köpeklere dikkat çekmek amacıyla HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu ve Koza Yönetim işbirliğiyle hayata geçen ‘Sokak Köpekleri’ konulu fotoğraf yarışması 09 Eylül’e kadar her yaştan amatör ve profesyonelin başvurularını bekliyor. Yarışmada dereceye giren 12 fotoğraf, 2012 takviminde yer alacak ve takvimin satışından elde edilen gelir HAYTAP’ın sokak hayvanları için geliştireceği projelerde kullanılacak. Sokak hayvanlarının sorunlarına dikkat çeken sinema eleştirmeni Ömür Gedik’in de yer aldığı jüri kararını 30 Eylül’de açıklayacak, ödül töreni ve sergi Dünya Hayvanları Koruma Günü olan 4 Ekim’de Koza Plaza’da yapılacak.
HAYTAP Hayvan Hakları Federasyonu, Koza Yönetim ile başlattığı işbirliğiyle fotoğraf yarışması düzenliyor. Sokak hayvanlarının insanlar kadar yaşam hakkı olduğunu toplumla paylaşma amacıyla düzenlenen yarışma, sokak köpekleri fotoğrafları ile toplumsal farkındalığı artırmayı amaçlıyor.
Her yaş grubundan amatör ve profesyonellere açık olan yarışmaya başvurular 1 Ağustos – 09 Eylül tarihleri arasında yapılacak. Birincinin bin 500 TL, ikincinin bin TL, üçüncünün 500 TL kazanacağı yarışmada 4 ve 12. sıraları paylaşan katılımcılar 250 TL ile ödüllendirilecek.
Jüri kararını Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde açıklanacak
Jüri, hayvan hakları için yaptığı çalışmalarla dikkat çeken sinema eleştirmeni Ömür Gedik, fotoğraf sanatçıları Ömer Burhanoğlu, Bülent Kahraman ve Yılmaz Bulut,  Akademi İstanbul Grafik Bölümü Öğretim Görevlisi Deniz Şensöz,  Koza Yönetim Genel Müdürü Levent Alatlı, HAYTAP Yönetim Kurulu Başkanı Av. Ahmet Kemal Şenpolat ile İletişim ve Yönetim Danışmanı Can Çağdaş’tan oluşuyor.
Yarışmaya katılmak isteyenler fotoğraflarını Koza Yönetim ve Servis A.Ş. Tekstilkent Koza Plaza, B Blok Asma Kat 34235 Esenler / İstanbul adresine posta ile veya elden teslim edebilir.

‘En güzel mesajların fotoğraf yoluyla verileceğine inandık”

‘Sokak köpekleri’ fotoğraflarıyla sokak hayvanları ile ilgili farkındalığı artırmayı amaçladıklarını söyleyen Koza Yönetim Genel Müdürü Levent Alatlı, “Sokak köpeklerinin de onuru var. Sokak köpeklerinin bir kısmı terk edilmiş ev hayvanlarından oluşuyor. Tüm sokak köpeklerinin de insanlar kadar yaşam hakkı olduğunu toplumla paylaşmak ve sokak köpeklerinin estetiğini ön plana çıkarmak bu yılki amacımız” dedi. Alatlı, HAYTAP ile başlayan işbirliğinin sadece yarışma ile sınırlı kalmayacağının altını çizdi.

Milliyet

Köylüler ağaçlara kendini zincirledi

Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesine bağlı Ömeraltı köyünün sakinleri, bir maden ocağının ormanlarındaki ağaçları kesmesini engellemek amacıyla kendilerini ağaçlara zincirledi.

Özel bir şirkete ait krom maden ocağının, ayrıştırma tesisi yapmak istediği ormanlık alandaki ağaçları kesmesi, bölge halkının tepkisine yol açtı.

“Ömeraltı köylüleri ağaçlarından vazgeçmeyecek”, “Uzay zaten siyah, bırakın dünya yeşil kalsın”, “Kurt yürüdü izi kaldı, artık kurt da evsiz kaldı” yazılı pankartlarla ormana gelen köylüler, kendilerini ağaçlara zincirledi.

Uzun bir süre bu şekilde kalan köylüler, kendilerini çözdükten sonra yürüyüşe geçti. Köylüler, ormanlık alanda “Orman bizimdir bizim kalacak”, “Ormanına sahip çık” sloganlarıyla yürüyerek, eylemi sonlandırdı.

Ağaçların kesilmesine tepki gösteren bazı köylüler, ormanda çıkan yangınları kendilerinin söndürdüğünü, canlarını tehlikeye attıklarını belirtti, gözyaşlarına hakim olamadı.

Köylüler adına açıklama yapan Yoldaş Seki, ağaçların kesilmesini istemediklerini ifade ederek, “Bizler köyümüzü ve ormanları korumakta kararlıyız. Bunun için gereken yasal, hukuksal ve eylemsel girişimlerimizi her gün daha da artan azim ve kararlılıkla sürdüreceğimizi duyururuz” dedi.

Ormanda yaşayan ayı, kurt gibi yabani hayvanların ineklerine saldırıp zarar vermesine rağmen yaşadıkları ortama zarar verilmesine ellerinden geldiğince engel olacaklarını anlatan Seki, kurulacak tesisi istemediklerini kaydetti.

Köy muhtarı Mehmet Kurt da kesilmek istenen bin civarındaki ağacın 300 yaş üstü ağaçlardan oluştuğunu, olaydan sorumlu tuttukları ilgililer hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi. (Ajanslar)

Hayvan hakları için 600 km yürüyecekler

Bağımsız Yaşam Hakkı Savunucuları Platformu hayvan haklarını savunmak için İstanbul’dan İzmir’e 600 km yürüyecek.

Platformun kurucularından Emrah İlhan,”Her Yerde Kan Var” sloganıyla gerçekleştireceği yürüyüşe, 01 Ağustos Pazartesi günü Tuzla’daki Doğal Yaşam Parkı’nı ziyaret ederek başladı. İlhan, güzergah üzerindeki tüm hayvan barınak merkezlerini ziyaret edeceğini ve yürüyüş sırasında sokak hayvanlarına mama ve su dağıtacağını söyledi.

Proje ile ilgili bilgi veren Emrah İlhan, hayvan tecavüzlerine ve işkencelerine karşılık verilen cezaların caydırıcı olmadığını, dikkate alınacak cezaların uygulanması gerektiğini anlatarak, hayvan sevgisini topluma aşılayabilmek, mevcut yasanın düzenlenmesi ve halkın hayvan hakları konusunda daha bilinçli olmasını sağlamak için bu eyleme başladıklarını belirtti. İlhan sözlerine şöyle devam etti:

“Bugüne kadar sayısız eyleme imza attık, yüz binlerce imza topladık. Toplumda farkındalık oluşturmayı amaçladık. Şimdi bir de böyle anlatalım istedik. Adım adım şehir şehir yürüyerek, yüz yüze görüşerek hayvanlarında hakları olduğunu bir kez daha anlatacağız. Bu kapsamda İstanbul – İzmit – Yalova – Bursa – Balıkesir – Manisa illerine de uğrayıp yürüyüşü İzmir’de sonlandıracağız” dedi.

Yürüyüşün yedi gün sürmesi bekleniyor.

(Yeşil Gazete, Ajanslar)

Yiğidin hakkı yiğide – Eren Keskin

Coğrafyamızda adeta “yer yerinden oynuyor.”

Türkiye’nin o çok övündüğü ‘ordusu’ çok zor günler geçiriyor.

Bugüne dek Türk halkının en çok güvendiği kurum olan ordu, hiç tartışılmayan, denetlenmeyen ordu, ‘başsız’ kalmış durumda.

Genelkurmay yetkililerinin Jandarma Komutanı dışında, istifa etmiş ya da ‘hafif deyimi ile’ emekliliklerini istemiş olmalarının ardında yatan nedir?

Tabii ki, böylesine ‘tabu’ olan bir kurumda meydana gelen gelişmeler önemli ve şaşırtıcıdır.

Ancak bu bir süreçtir.

Yakın tarihi iyi takip edenler, resmi tarih dışı okumalara başvuranlar, zaten sistemin ‘iflas’ noktasında olduğunu söylüyorlardı.

Evet, TC’nin Türk-İslam Sentezci resmi ideolojisi iflas etmiştir.

Ve çözümü yine kendi içinde, birtakım ‘sahte kahramanlar’ yaratarak çözmeye çalışmaktadır.

Ancak şunu göreceğiz ki, bu ‘sahte kahramanlar’ da krizi çözmek konusunda yetersiz kalacaklardır.

Bu çok tarihli, çok dilli, çok dinli coğrafya artık kendisine dayatılan ‘tekçi bakış açısı ve uygulamalar’a isyan etmektedir.

Kendisini Kürtler, Ermeniler, Süryaniler, Yahudiler, Êzidîler ve diğer tüm etnik ve dinsel kimlikleri yok etmeye yönelik geliştirmiş Türk militer sistemi, kurduğu ‘çürük çatı’nın altında kalmamak için direnmektedir.

Ama çabalar boşunadır ve çöküş başlamıştır.

Bugüne dek, tüm katliamlara, yakıp yıkmalara, gözaltında kayıp etmelere, tecavüzlere ve akla gelmeyecek denli baskılara rağmen, bu çöküşün temel dinamiği de Kürt hareketi olmuştur.

Beğensinler, beğenmesinler coğrafyamızda barış, demokratikleşme ve sivilleşme isteyen herkesi, tabiri caiz ise, ‘yiğidin hakkını, yiğide vermelidirler.’

Kürt hareketi, TC devletinin yarattığı tüm ezberleri bozmuştur.

Tabii ki, bu süreçte dünyadaki gelişmelerin, insan hakları ve dayanışmanın, ‘Küreselleşmesi’nin de etkileri olmuştur.

Her şeyin ortaya çıkığı böyle bir dönemde, artık ‘kandırmaca’ya yer olmamalıdır.

Örneğin, Jandarma Komutanı olup istifa etmeyen tek Genelkurmay yetkilisi Orgeneral Özel’in adeta bir ‘demokrasi fetihi’ olarak sunulması esaslı bir kandırmacadır.

Sahi, görev süresinin büyük bölümünü, Kürdistan’da süren savaşta geçiren Orgeneral Özel, şu soruya ne cevap verecektir merak ediyorum!

JİTEM nedir? İşlediği suçlar nelerdir?

Hatta JİTEM var mıdır, yok mudur?

İşte bu sorulara vereceği gerekçeli cevaplar, Orgeneral Özel için bir imtihan niteliğindedir.

Eren Keskin – Özgür Gündem

Trans birey cinayeti ve hak haberciliği! – Ebru Tönel

Trans bireylere yönelik nefret cinayetlerine, ne yazık ki, her yeni gün bir tane daha ekleniyor. Her cinayet, onu oluşturan olay çerçevesinde öyküselleştirilerek, medyada yer alıyor.

Yani, medya trans birey cinayetlerine yalnızca ortadaki ‘cinayet’ nedeniyle ‘haber değeri’ atfediyor ve tüm bu cinayetlerin ardındaki olgunun, trans bireylere yönelik nefret politikasının üstünü örtüyor.

Oysaki çoğu durumda, medya toplumun ‘öteki’ kimliklerine yönelik nefret politikasının örücülüğünü yapmaktadır. Yani, medya söylemi ‘öteki’yi, önyargılar, ırkçılık, şovenizm, ayrımcılık, cinsiyetçilik ve homofobi içerisinde kurar; ‘öteki’nin temsilini tüm bu atıflar üzerinden gerçekleştirir.

Şunu söylemek gerekir ki, kadın, trans, etnik kimlikler gibi tüm ‘öteki’ kimlikler, medyada kendi sesleri içerisinde varolamazlar. Dolayısıyla da, trans birey cinayetleri medyada niceliksel bir secele olmanın ötesine taşamıyor.

Vicdan, ne kadar kolektif ne kadar bireysel bir şey bilmiyorum ama burada şunu iddia etmek istiyorum ki, vicdan oldukça politik bir şeydir. Yani ardında, politik bir tercihi barındırır. Hak haberciliği de bu politik tercihe, vicdana dayanıyor.

Hak haberciliği yapmak, en azından tüm bu medya söylemi dışına taşmayı istemektir, ‘taşmak’ belki de daha kolektif hak haberciliği biçimleri içerisinde gerçekleşebilecektir.

Ne kadın cinayetleri ne de trans bireylere yönelik cinayetler birer ‘asayiş’ olayı değillerdir. Tüm bunlar arkasında ataerkillik ideolojisini (bu ideolojiye cinsiyetçilik, homofobi, milliyetçilik, militarizm, şiddet eklemlenmiş vaziyettedir) barındırırlar.

İdeolojiler, oldukça kaygan, kaypak ve görünmez biçimlerde hayatımıza nüfuz ediyor ve onların devamlılığına hizmet etmemiz yönünde bizleri araçsallaştırıyor.

Ataerkillikten doğan mağduriyetlerin önüne geçmek için onu deşifre etmemiz gerekiyor. Bu da, ancak mağdurların dili olabilmekten, mağdurların sesinden geçiyor. Bunun içinse hak haberciliğine ihtiyacımız var.

Hak Haberciliği Nasıl Yapılabilir?

Öncelikle ‘haber değeri’ kriterini ötekileştirilenlerin lehine esnetmek gerekiyor. Yalnızca, başat olanın sesine değil, onun dışladığının sesine, kimliğine yer açılmalıdır.

Bu açıdan kimlik vurgusu ve kişinin/kurumun kendi sesinden kendini kurması oldukça önemlidir. Dolayısıyla da doğrudan ve uzun alıntılara yer verilmelidir. Başka bir seçenekse, pozitif ayırım yapmaktan geçebilir.

Dil, kendi başına ‘nesnel’ bir olgu değildir. Dil, içerisinde bulunduğu ideolojilerden beslenir ve son tahlilde eril bir yapıya, ‘öteki’ olana dair ırkçı, cinsiyetçi, homofobik kalıplara sahiptir. Bunun farkına varmak ve dili kullanırken de politik tercihi ortaya koymak gerekir.

Yani, “kocasından dayak yiyen kadın” yerine “şiddete maruz kalmış kadın” veyahut “trans birey” deme tercihini koymak, hak haberciliği yapmanın koşullarındandır.

Bunu, yapılan habere dair kullanılan fotoğrafın tercihi de takip ediyor. Çocukların fotoğraflarını kullanmamak, mağdur yerine faili fotoğraflamak ya da kan, silah, tank, füze fotoğraflarına yer vermemek ‘yeni’ biçimler olabilir.

Bu konuda ‘öteki’nin bakış açısından görmek oldukça önemlidir.

Önceki akşamki trans birey cinayetinde kullanılan fotoğrafı burada yeniden okumak istiyorum.

Seks işçisi A.Ç., bir sosyal paylaşım sitesi üzerinden müşteri olarak tanıştığı asker firarisi Ö.F.K. tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Fail Ö.F.K’nın asker firarisi olması, ona dair detayların haberde kullanması önünde engeldir.

Ancak burada,  A.Ç.’nin ismine, kimliğine dair bir sınırlama yapmak ve onu ‘seyirlik hale getirmemek’ bir hak haberciliği tercihi olabilirdi.

Aksine, Radikal Gazetesi’nin internet sitesinde, haberi çarpıcı hale getirmek üzere, A.Ç.’nin bir sandalyeye ters oturmuş ve göğüsleri oldukça açık bir biçimdeki fotoğrafına yer verildi.

Burada şunu eklemek istiyorum, A.Ç., gerek bireysel tercihi, gerekse yaptığı iş sebebiyle kendisini bu şekilde sunabilir. Ancak, mağdur olan bir trans bireyi bu fotoğrafı aracılığıyla sunmak, onun bu mağduriyeti hak ettiği mesajını üretir.

Bununla beraber, kullanılan fotoğraf, trans bireyleri yalnızca seks içsisi olarak görme biçimini yeniden güncelleştirir; bu da trans bireylerin hayatın ‘doğal’ alanları dışına itilmesine görsel katkıyı sunar.

Tüm bunlardan ötürü vicdana, bir politik tercihe ihtiyacımız var! Hak haberciliği ise, bu tercihin bireysel ve kolektif vicdanla en içe geçtiği alanlardan biri.

Hak haberciliği yapmakla beraber, bireysel vicdan kolektif vicdana daha büyük yerler açıyor ve direnişi yeşertiyor içerisinde.

Ebru Tönel – Bianet.org

Beşiktaş’ta yeni teknik direktör Carvalhal

0

Beşiktaş’ta, şike soruşturmasında tutuklu bulunan teknik direktör Tayfur Havutçu dönene kadar teknik direktörlük görevine Portekizli Carlos Carvalhal getirildi.

Beşikteş şike soruşturmasında tutuklanan Teknik Direktör Tayfur Havutçu’nun yerine Portekizli Carlos Carvalhal’ı göreve getirdi.

Carvalhal Tayfur Havutçu dönene kadar görevde kalacak. Tayfur Havutçu takımın başına geçtiğinde ise Carvalhal’in yardımcı antrenör görevini üstleneceği öğrenildi.

45 yaşındaki teknik adam, 2009-2010 yıllarında Portekiz’in Sporting Lizbon takımında görev yapmıştı. Carvalhal geçen yıl hiçbir takımı çalıştırmamıştı.

KCK Davası boykotla başladı

Seçilmiş belediye başkanları ve BDP’li siyasetçilerin de aralarında bulunduğu 152 kişi hakkında açılan KCK Davası’nın 24. duruşması başladı. Sanık avukatlarının boykotu devam etti. BDP’li vekiller davayı hukuk dışı olarak niteledi.

104’ü tutuklu 152 kişi hakkında açılan KCK Davası’nın 24. duruşması bugün başladı. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen celsede, önceki celselerde mahkeme tarafından talepleri kabul edilmeyen ve en son müvekkillerinin gruplar halinde mahkemeye getirilme kararını protesto eden avukatların boykot kararı, bu celsede de devam etti.

Duruşmaya, BDP Grup Başkanı Selahattin Demirtaş ile BDP’li Vekiller Nazmi Gür, Hasip Kaplan, Altan Tan, Bengi Yıldız, Nursel Aydoğan, Sebahat Tuncel, Gülten Kışanak, Adil Kurt, Erol Dora, Ayla Akat Ata ile CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu ile CHP İzmir Milletvekili Oğuz Oyan katıldı.

(Yeşil Gazete)

Kütahya’da arsenik değil şeker aranmış!

Vücutlarında arsenik çıktığı için hastaneye yatan gümüş işçileri, “Daha önceki tahlillerde hep kolesterol, şekere bakılıyordu” dedi.

Vücutlarında başta arsenik olmak üzere ‘ağır metal’ çıkan Kütahya’daki Eti Gümüş çalışanlarının tedavileri Ankara Keçiören Meslek Hastalıkları Hastanesi’nde devam ediyor. Hastanenin kapasitesi yeterli olmadığından ağır metal oranı ‘diğerlerine göre az olanlar’ evlerine gönderildi.

Eti Gümüş A.Ş.’nin siyanürlü atık çamur havuzunda 7 Mayıs’ta meydana gelen kazanın ardından, bölgede uzun yıllardır devam eden çevre ve sağlık sorunları bir bir ortaya çıkıyor. Son yaşanan gelişmelerden biri de sağlık taramasında işçilerin vücutlarında saptanan yüksek orandaki ağır metaller.

Ankara’daki hastanede kan ve saç örnekleri verdikten sonra evine dönen işçilerden biri isyan bayrağını açmış durumda:
“Fabrikada iki yıldır çalışıyorum, daha önce de test yapmışlardı. Ancak Ankara’da öğrendik ki, bizde sadece böbrek, kalp, şeker, kolesterol gibi şeyleri araştırmışlar. Ağır metale hiçbir zaman bakılmamış.”

25 gün raporlu olduğunu belirten işçi, “Bu süre içinde yeni bir iş aramayı düşünüyorum. Geri dönmek istemiyorum. Başka bir yerde çalışmıyorum. Ne de olsa sağlık. Sağlık olmayınca hiçbir şey olmuyor. Herkes aynı şeyleri düşünüyor. Hastanede başhekim, ‘Merdivenin birinci basamağındasınız. Genç yaşlarda bunu yenebilirsiniz ancak 40’ından sonra bu sizi yıkar’ dedi. Yıkılmak istemiyorum” dedi.

Aynı işçi Eti Gümüş’te tehlikeli bir yerde çalıştığını da söyledi:
“Zaten tedirgindik. Biraz masraf edilip insan hayatı düşünülebilirdi. Fırınların orada çalışıyorduk. Duman altındaydık. Doktor, ‘Cıvayı buhar haldeyken çekmişsiniz’ diyor. Biz zaten cıvayı görüyorduk. Hatta elimizle tutmaya kalkıyorduk. Bacalar tıkandığında görüyorduk. Arkadaşlarla şakalaşıyorduk. Hadi tut filan diyorduk. Eldivenle tutuyorduk da. Bu kadar tehlikeli olduğunu bilmiyorduk. Bize eğitim verilmedi.”

Hastanede tedavisi süren başka bir işçi de raporu bittikten sonra ne yapacağını bilmiyor: “İşçi arkadaşların en büyük üzüntüsü Ankara’da iken yanımıza hiçbir şirket yetkilisinin gelmemesi oldu. Şirketin merkezi Ankara’da. Ben en riskli yerde, en son gümüşün ve ağır metallerin çıktığı yerde çalışıyorum. Bizden sonra olay bitiyor, gümüş yüzde 99.9 saflık düzeyine çıkıp İstanbul’a sevk ediliyor. 33 yaşındayım. Kimi arkadaşlar işi bırakmayı, kimi işyerinin düzeltilmesini istiyor.”

Kütahya’daki Eti Gümüş tesislerinde yaklaşık 800 işçi çalışıyor. Bir kısmı taşeron, bir kısmı da kadrolu çalışan işçiler 600-800 TL maaş alıyor. Sağlık Bakanlığı’nın talebi üzerine 800 işçiden yaklaşık 140 kişide idrar analizi yapıldı. 20 Temmuz’da sonuçları çıkan işçilerden 97’sinde normal sınır değerlerin çok üzerinde ağır metal tespit edildi. İşçilerin hastaneye gitmeleri istendi. İşçilerin tedavileri, 50 hasta kapasiteli Ankara’daki Meslek Hastalıkları Hastanesi’nde devam ediyor.

“Nükleer’in dumanı yok isi yok! Temiz!”

Nükleer santrallar ile ilgili açıklama yapan AKP’li İl Genel Meclisi üyesi Gül, ”Dünyadaki en temiz enerji kaynağı nükleer santrallar. İnternetten geniş bir araştırma yaptım. Bunların dumanı yok, isi yok” diye konuştu.

AKP’li Mersin İl Genel Meclisi üyesi İbrahim Gül, nükleer santral konusunda bilen bilmeyen herkesin yorum yaptığını, çevrecilerin halkı yanlış bilgilerle yanılttığını ileri sürerek “Dünyadaki en temiz enerji kaynağı nükleer santrallar. Bunların dumanı yok, isi yok” dedi. Gül, “Siz nükleer konusunda bilgiyi nereden edindiniz” sorusuna “İnternetten araştırma yaptım” yanıtını verdi.

Rusya’nın Mersin’in Gülnar ilçesinde kuracağı nükleer santralla ilgili çalışmalar sürüyor. Personelini Silifke’de bir otele yerleştiren şirket, protestoların da hedefi oldu. Nükleer Karşıtı Platform ve Greenpeace üyeleri, Rus personelin kaldığı otelin önünde protesto gösterisi düzenledikten sonra, Bozyazı ilçesindeki belediye sahilinde “nükleere karşı direniş için çadır kampı” kurdu. AKP’li il genel meclisi üyeleri de konuyla ilgili bir basın toplantısı düzenledi.

Gül, nükleer santralda iki bin kişinin çalışacağını da ileri sürdü, kontrolün Rusya’da olmasınıysa şöyle yorumladı: “Akkuyu nükleer santralının kontrolü Rusya’da olacak, çünkü biz o konuda, teknik açıdan yeterli değiliz. Kamyon aldık, kullanmayı bilmiyoruz diyelim. Şoförün yanına oturacağız, çıraklık ve kalfalık dönemini atlattıktan sonra kamyonu biz süreceğiz.”

İl genel meclisi üyesi Gül, bir gazetecinin, “Nükleer santral hakkında bu kadar ayrıntılı bilgiye nasıl ulaştınız? Partiniz ya da Enerji Bakanlığı eğitim mi verdi” şeklindeki sorusu üzerine ise “Partimiz ya da bakanlığımız eğitim vermedi. Ben iktisat mezunuyum. Ama araştırmacı bir yönüm var. İnternetten araştırdım. Nükleer projesine körü körüne inanmak yerine internetten geniş bir araştırma yaptım” dedi.

Evans 2014’e kadar BMC’de

0

Fransa Bisiklet Turu şampiyonu Cadel Evans, takımı BMC ile olan sözleşmesini 2014′ e kadar uzattı. Seneye profesyonel kariyerindeki 18. sezonunu geçirecek olan 38 yaşındaki George Hincapie de takımla olan anlaşmasını 2012’e kadar uzattı.

BMC’nin resmi sitesinden yapılan açıklamada genel menajer Jim Ochowicz, “İki liderimiz ve kaptanımız, seneye de bu organizasyona önderlik etmeye ve başarılarımızı arttırmaya devam edecekler” dedi.

Özellikle Hincapie’nin tecrübesiyle Taylor Phinney ve Greg Van Avermaet gibi gençlere yol göstermeye devam edeceğini vurgulayan Ochowicz, “Herkes için, Fransa Bisiklet Turu’nda ve Bahar Klasikleri’nde liderlik yapmayı sürdürecek” açıklamasında bulundu.

Takımla olan sözleşmesini 2014’e kadar uzatan son Fransa Bisiklet Turu şampiyonu Cadel Evans ise, “Takım olarak başarımızı her sene daha fazla arttırdığımızı ve arttıracağımızı düşünüyorum. Bugüne kadar olan süreç çok keyifli ve eğlenceliydi. Şimdi önümüze bakacağız. Çalışmaya ve geleceğe doğru olumlu adımlar atmaya devam etmeliyiz” dedi.

(Eurosport)