Ana Sayfa Blog Sayfa 5103

Fukuşima’da deprem: 6.8

Mart ayında meydana gelen 8.9’luk büyük depremin ardından Japonya bir kez daha sallandı. Bu sabaha karşı Mart ayında meydana gelen 8.9 büyüklüğündeki depremin olduğu yerde 6.8 büyüklüğünde bir yer sarsıntısı daha oldu.

Depremin ardından tsunami alarmı verildi.

 

Bir isyanın hiç de romantik olmayan anatomisi 1 – Ece Temelkuran

Çeteler, polis ve uyuşturucu çemberinde Londra’nın arka sokakları – 1

“TANRI-KENT filmini izlemiş miydin? İşte hikâye de o filmdeki gibi.”

Ne adını ne de fotoğrafını görebileceğiniz dev siyah adam böyle başladı konuşmaya. Arka sokakların en dip köşesindeki bir binanın içinde başlayan konuşma referanslarım sağlam olduğu için hiç dolandırılmadan sadede geldi. “Politik isyan”, “gençliğin öfkesi”, “yoksulların ayaklanması”… Londra’da olup bitenlerin nedeni sadece bunlar olamazdı. Eğer arka sokaklarda şehrin geri kalanı için görünmez olan, bayraklarını, silahlarını ve kodlarını sadece “içeride” olanların bildiği bir savaş sürüyorsa bu isyanın o sürmekte olan savaşla bir ilgisi olmalıydı. “Ne oldu?” dedim, “Çeteler arasında ne oldu?”

Dev adam soruyla karşılık verdi: “Sence niye Türk ve Kürt dükkânlarının hiçbiri zarar görmedi?” “Korumuşlar, öyle diyorlar.” “Hadi canım sen de!”

Gerçek hikâyelerin başladığı anlar vardır, dev adam öyle bir başlangıç için biraz susup bekledi. “24 saat açık Türk-Kürt bakkallarını biliyorsun değil mi? Onlar niye 24 saat açık? Mesela … Bakkalı. Çünkü her ay bir perşembe gecesi o bakkalın önüne dev bir kamyon park eder. Sonra telefonlar çalışmaya başlar. Arabalar gelir, her arabaya kamyondan bir kutu verilir. Kutuların üzerinde elbise kutuları vardır, ama niyeyse o elbiseler hiçbir yere gitmez. O caddede o gece hiç polis olmaz. … Çetesi bu işlere bakar. Baybaşin’i duydun mu? Bu Türkler-Kürtler bölümü. Siyahlar için başka bir dağıtım ağı vardır.”

Dev adam uyuşturucu trafiğini her bir dükkânın adını, yerini vererek anlatıyor. Siyahların hangi berberden uyuşturucuyu dağıttıklarını, Türklerin, Kürtlerin hangi dükkânları merkez yaptıklarını… Ve sonra İngiliz basınında hiç kimsenin yazmadığı esas hikâyeyi anlatmaya başlıyor: “Bu olaylarda niye hiç polis yoktu? O gün Tottenham (olayların merkezi) takımının maçı vardı. Normalde maç günü polis olur. Bir tane polis yoktu. Böyle olmasını istediler. Niye istediler? Çünkü Smiley Culture (asıl adı David Victor Emmanuel) olayında yeterince protesto çıkmadı.” Hepinize çok tanıdık gelecek olan Smiley Culture olayı şu:

Polis, uyuşturucu gerekçesiyle bir arama yapıyor ve Smiley Culture’ın evine giriyor. Sonra ne oluyorsa adam ölüyor. Polisin açıklaması: Kendisini ekmek bıçağıyla öldürdü! Dev adam devam ediyor:

“Takip edebiliyor musun? Smiley Culture olayında bir isyan beklediler. Çünkü isyan hep aynı şekilde çıkar. Manchester, Liverpool, diğer Londra isyanları… Hepsi bir adamın polis tarafından öldürülmesiyle başlar. Bunda da öyle olunacağı hesaplandı. Ama olmadı. Onlar da Mark Duggan’ı öldürdüler Tottenham’da ve olaylar başladı. Polis olaylar başladıktan çok sonra geldi ve hiç müdahale etmedi.

Peki arkada ne oluyordu? Çünkü polis uyuşturucu işi yapan bir çeteye izin verdi, İstediğinizi yapın’ dedi. Sonra zaten insanlar yapabildikleri için yağma yaptılar. Saçları örgülü radikal Yahudiler marketlere dalıyordu. Ayrıca bu nasıl bir basın? Mark Duggan’ın ölümünde bir taksi şoförü var. Adamı takside öldürdüler? O şoför nerede?”

Bir önceki gün Kürt bir şoförün bana verdiği bilgiye göre Mark Duggan’ın şüpheli ölüm olayındaki taksi şoförü saklanıyor, çünkü korkuyor. Dev adam da aynısını söylüyor. Dev adam her şey birbirine karışmasın diye basitleştiriyor hikâyeyi:

“Polis, devlet bir isyan çıkmasını istediler. Çıktı. Sonra da 1500 kadar tutuklama oldu. Niye? Çünkü burada temizlik yapmak istiyorlar. Niye sence?” Dev adam durup başka bir yerden devam ediyor:

“Nottinghill Karnavalı’nı duydun mu. Rio Festivali kadar büyük bir karnaval. Eskiden o karnavalın alanı olayların çıktığı yerleri de kapsardı. Şimdi küçülttüler. Bu sene yine yapılacak. Ağustosun son haftası. Bütün buradaki gençler orada olacak. Orada insanlar dar sokaklarda sıkışık halde olacak. Fareleri labirente sokuyorlar yani. Bana sorarsan orada da olay çıkacak ve bu sefer polis hazır olacak. Temizlik niye peki?” SORUNUN CEVABI YARINA…

Habertürk, 18 Ağustos 2011

Yorum: Beşiktaş Avrupa’ya en doğudan başladı

Türkiye’de futbolun en temel problemlerinden bir tanesi rakibi analiz etmek ve bu analize göre rakibin gücüne uygun olarak oynamak olmalı. Böyle bir problemimiz olduğu için ve bu analizi yapamadığımız için de ezber cümlelerle konuşuyoruz kaçınılmaz olarak. “Rakibi hafife almamak gerek!” bu ezber cümlelerin en çok telaffuz edileni.

Beşiktaş da Alania maçına çıkarken bu sözü defalarca söyledi(k)! Rakip, Rusya’da ikinci lig’de oynuyor olabilirdi, adını çok büyük bir kesim ilk defa duymuş olabilirdi, hiçbir futbolcularını tanımıyor olabilirdik ama rakibi de hafife almamak gerekirdi!! Tamamen ezber analizler sonucunda ortaya çıkan bir sonuç! Şimdi, eğer Alania takımı hakkında gerçekten bir analiz yapılsaydı, bu takımın nasıl kötü ve sıradan bir takım olduğu görülürdü. Eğer bunu görmezseniz, rakibi hafife almayacağız diyerek, Beşiktaş dizginlersiniz ve farkı ikiye çıkarmak için hakemin yarattığı bir penaltıya ihtiyaç olur. İyi bir analiz sonucunda bu fark(lar) çok daha çabuk olurdu. Bir Avrupa Kupası maçında rakibi hafife almayacağız diye, aradaki sıklet farkını sahaya yansıtmaktan çekinmek kadar yanlış bir şey olamaz!

Maça gelirsek, maçın bir “ilk” maç olduğu çok belliydi. Özellikle ilk yarı,  Holosko’nun katkısıyla da maçın genelinde, Beşiktaş orta sahası ezbere atılması ve alınması gereken paslarda hatalar yaptı. Bu durum da takımın hücuma çıkmasını engelledi doğal olarak. Bu tip hatalar da kısa sürede düzelirse, geçen seneden daha etkili bir takım ortaya çıkacağı mutlak. Maç içerisinde bile bu gelişme izlendi. En organize atağın 89. dakikada gerçekleşmesi (ve Almeida’nın golü bulması) buna bir kanıt.

Maçın en etkili oyuncuları olarak, Mustafa Pektemek, Fernandes ve Ernst gösterilebilir. Etkisiz olarak da Holosko, İsmail ve Guti. Ernst’in hem topla, hem de topsuz olarak takımı iyi yönlendirdiği görülüyor. Kanatlarda bomboş bekleyen oyunculara top atılmadığında, gidip alıp attı Alman oyuncu.

Son söz olarak taraftara gelmek gerekirse, sahanın dolup dolmayacağı önemli bir gösterge olacaktı. Beşiktaş’ın üzerinde de kara bulutlar dolaşıyor ve buna karşı taraftarın göstereceği tepki önemliydi. Tribünler doluydu, ilk maçın şaşkınlığını çok çabuk attı taraftarlar ve goller geldikçe de coştular.

ABD’de nükleer santralden sızıntı

ABD’nin Vermont eyaletinde yaşanan radyoaktif sızıntı nedeniyle, yakındaki Connecticut nehrinde radyasyon tespit edildiği bildirildi.

Associated Press’in haberine göre Vermont sağlık yetkilileri nehrin Vermont Yankee nükleer santrali yakınındaki kıyılarından alınan su örneklerinde hidrojenin radyoaktif bir formu olan trityum saptandığını açıkladı.

Vermont valisi Peter Shumlin durumun kaygı verici olduğunu ve nehirden daha fazla örnek alınacağını söyledi.

Bu arada lisans uzatma başvurusunda bulunan nükleer santrali işleten Entergy Corp şirketi, nükleer santralin kapatılmasını isteyen Vermont eyaletini mahkemeye veriyor. 620 MW kurulu gücü olan Vermont Yankees nükleer santrali 1972’de işletmeye alınmıştı. (PilotOnline.com)

Yeşil Gazete

TBM: Türkiye Halkı savaşa dur demeli

Türkiye Barış Meclisi, son dönemde ölen askerler ve Kandil‘in bombalanması üzerine düzenlediği toplantıda, savaş dili kullanan hükümetin ve medyanın bundan vazgeçerek bir an önce barışın sağlanması istendi.

Türkiye Barış Meclisi, son dönemde ölen askerler ve  Kandil’e hava saldırısı düzenlenmesinin ardından, “barışın sesini” yükseltmek için basın toplantısı gerçekleştirdi.

Toplantıya İstanbul milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Hakan Tahmaz, Nuray Mert, Osman Kavala, Deniz TürkaliMurat Çelikkan, Feryal Öney, Aydın Çubukçu, Erol Katırcıoğlu, Vedat Yıldırım, Veysi Sarısözen, Ali Kenanoğlu, Ahmet Tonak, Tayfun Mater, Ferda Keskin‘in aralarında olduğu birçok kişi katıldı.

Barış meclisi üyesi Hakan Tahmaz, son iki yılda Türkiye’de hiçbir dönem olmadığı kadar çok kişinin “barış” için “savaşa yeter artık” demek için bir araya geldiğini bu dönemde savaşın eşiğine gelinmesinin çok üzücü olduğunu söyledi.

Tahmaz, hükümetin barış fırsatlarını değerlendirmeyerek, bedeli çok ağır olacak bir “savaş” ilan ettiğini, medyanın da geçmişten ders çıkarmayarak eski “savaş diline” geri dönerek savaş çığırtkanlığı yaptığını söyledi.

Sırrı Süreyya Önder, meclise ancak “onurumuzu portmantoya asmadan gidebiliriz” dedi.

“Biz milletten yetki aldık. Ancak halk bize, gasp edilen haklarımızı geri almadan, vicdanımızı portmantoya asarak meclise gidelim diye yetki vermedi. ‘Meclise tıpış tıpış gelecekler, tükürdüklerini yalayacaklar’ diyenlerle haklarımızı pazarlık konusu ettirmeyiz. Başbakan daha yeni ama sosyal hakları için mücadele verenlerin tarihi çok eski. Hapishaneyse hapishane barış için gereken her şeyi yapacağız”

Erol Katırcıoğlu (akademisyen): Seçimler umutla bitti, ancak son yaşananlar umudumuzu tüketti. Seçilmiş vekillerin barış için mecliste yer almalarını istiyoruz.

Ahmet Tonak (akademisyen): Vekiller yemin etsin etmesin, bu süreçte aktif rol oynamalı. Cumhurbaşkanı düzeyinde, uluslararası düzlemde Avrupa Birliği be Birleşmiş Milletler nezdinde, Kandil’de başlatılan savaş durdurulmalı.

Feryal Öney (müzisyen): Dün sosyal paylaşım sitelerinde, sanatçıların savaş çığırtkanlıklarını gördüm. Bunun çok tehlikeli olduğunu düşünüyorum, buradan tüm sanatçılara barış çağrısı yapması için sesleniyorum.

Murat Çelikkan (gazeteci): Bugün barış isteyenler hedef haline getirilerek tehdit altında. Bu savaş şantajı kabul edilemez. Önce Kürtsüz siyaset yapmaktan vazgeçilmeli. Bu savaşın sonuçlarını tüm Türkiye yaşayacak.

Nuray Mert (yazar): Başbakan’ın sözleri medyanın “Bu sefer ABD hayır demeyecek” şeklindeki savaş dili endişe verici. Ortadoğuda’ki pazarlığa Kürt meselesi de katılmak isteniyor. ABD hiçbir zaman savaşa hayır demez, bunu diyecek olan barış savunucuları. Türkiye bir mezar eve dönüşmemeli.

Aydın Çubukçu (yazar): Türk medyası savaş istiyor. Caniler ölsün, Kürt sorunu çözülür diyorlar. Barıştan yana herkes hedef gösteriliyor. Somut çözüm için vekiller meclise dönmeli. Medya da bu sorunun  ancak barış ile çözüleceğini halka anlatmalı.

Ferda Keskin (akademisyen): Bu süreçten çıkmanın somut adımları vardır. Kürt halkının hakları yeni anaysada güvence altına alınmalı, KCK tutukluları serbest bırakılmalı, Blok vekillerinin meclise gelmesi için zemin oluşturulmalı. Hükümet sözümüz bitti dedi, şimdi bizim sözümüz başlamalı.

Deniz Türkali (tiyatrocu) : Kimse benden soğuk kanlı olmamı beklemesin. Dün sosyal paylaşım sitelerinde aynı siyasi duruşa sahip arkadaşlarımın bile inanılmaz militarist mesajlar attığını gördüm. Ben çok korkuyorum, korktuğum için de utanmıyorum asıl bizi korkutanlar korkaktır.

Türkiye Barış Meclisi, açıklamadan sonra  süreçle ilgili ne yapılacağına dair basına kapalı bir toplantı gerçekleştiriyor.

(Bianet)

Kentsel dönüşüm intihara yol açtı

İstanbul’un Ayvansaray Mahallesi’nde gerçekleştirilmesi planlanan kentsel dönüşüm sonucunda Ayvansaray’dan göç ettirilmek istenen 60 yaşındaki bir erkek intihar girişiminde bulundu. Şu an sağlığı yerinde.

Kentsel dönüşüme tabi tutulmak istenen mahalle yaklaşık 35 haneden oluşuyor. Mal sahibi olanlar genellikle üç kuşaktır orada yaşıyor; 50 yıl önce mahalleye gelenler de var. Geri kalanlar da son yıllarda gelen kiracılar. Mahalleli genelde esnaf. Mahallenin bir bölümü mülkünü satmış bulunurken, kalanlar değerinden aşağıya satmamak için direnmekte.

Mülkünü satmakta belediye ile anlaşamayan ve iki gün önce (16 Ağustos) bıraktığı  notla intihar girişiminde bulunan kişi de mülkünü satmayan gruba dahil. Notta  “Savcılığa suç duyurumdur; Son zamanlardaki baskı ve zülüme artık dayanamıyorum” yazdığı iddia edildi.

Hem intihar olayı, hem de kentsel dönüşüm çerçevesinde Ayvansaray’da yaşananlarla ilgili cuma günü (19 Ağustos) saat 11.00’de Tokludede Mahallesi’nde basın açıklaması yapılacak.

(Bianet, Yeşil Gazete)

İsrail’de peşpeşe saldırılar

İsrail‘de Mısır sınırı yakınlarında Eylat kentine yaklaşık 28 kilometre uzaklıkta iki otobüse art arda ateş açılmasından dakikalar sonra Berşeba kentinde patlama yaşandı. En az 6 can kaybı var.

İsrail Ordu Radyosu’nun haberine göre 6 can kaybının yanında, 14 de yaralı var.

Otobüslere ateş açılmasının ardından İsrail güvenlik güçleriyle saldırganlar arasında çatışma çıktığını ve saldırıyı düzenlediklerinden kuşkulanılar 3 kişinin arandığı bildirildi.

Ynet haber sitesine göre, savunma yetkilileri, saldırıların Mısır tarafından gelen bazı kişilerce düzenlendiğini tahmin ediyor.

Otobüslere yapılan saldırılardan sonra Mısır sınırı yakınında İsrail askerlerinin bulunduğu alanda da bir bombanın patladığı kaydedildi. İsrail ordu sözcüsü, patlamada askerlerin hedef alındığını, ölüler olduğunu açıkladı.

Saldırılarda en az 6 kişi hayatını kaybetti.

(Yeşil Gazete, Ntv, Cumhuriyet)

Hoşça kal ey barış! – İbrahim Genç

Karanlık fırtınalar yüzlerimize çarpıp gözlerimize efsunlu tozları doldururken kaybettik seni. Seni, uçurumlara düşen yolların felaket uğultularında… Dünya sallanıp da bilmediğimiz insanların açlığını gördüğümüzde kendimizi unutarak kaybettik seni. Seni, silahlarımızın göklere yıldırım düşüren sesinde… Saraylarına yerleşip de fakirin bir lokmacık emeğine göz koyanların hırsında kaybettik seni. Seni, devletlerine sadakat (!) adına yıllarca insanları katledenlerin soğuk yüreklerinde…Köşelerine çekilip de kalemlerini iktidarın hizmetine sunanların satılmışlığında kaybettik seni. Seni, gencecik insanları bile bile ölüme gönderenlerin acımasızlığında…

Oysa bu ülkeye ne çok yakışırsın sen ey Barış!

Kuzey’de başlarını bulutların arasına uzatan yemyeşil dağlarımızla… Doğu’da dağların doruklarında gökyüzüne kurulmuş saklı cennetlerle… Çukurova’nın bereketli topraklarıyla… Ege’nin bağrında filozofları uyutan tarihiyle… Sen ey Barış; ülkemin her kilometre taşına yakışırdın, her rüzgarına türkü olurdun, her bahçesine bir gül…

Şimdi sen böyle çekip gidiyorsun ey Barış!

Bütün gölgelerimize bu denli karanlıkların saplanması bu yüzdendir. Bu yüzdendir ki sokaklarımıza çocuk neşesi dolmuyor; çünkü her an bir ölümü bekliyoruz ya da bir ölüm haberinin çığlıklara karışmasını… Yıllardır sensizliğimizdi bizi acıdan bir kale yapan. Artık o kadar çok alıştık ki sevdiklerimizi yitirmeye… Ah, timsah göz yaşları ve de biraz hamaset… Sevdiklerimizi onurlandırmak ve de ardından başka bir nesli ölüme sürmek için “ya şehit ya gazi”…  Yıllarca bunu dedik ey Barış! Ve “savaş”lar yarattık, sonu gelmeyecek savaşlar. Hatta içinde düşmanın bile olmadığı savaşlar…

Seni bu topraklardan sürdüler ey Barış!

“Savaş” ve Barış”… Sizler bu ülkeyi yönetenlerin iki dudağı arasına hapsoldunuz. Kocaman halklar iki kötü dudaktan dökülecek sözcüklerle ya barışı yaratacaktı ya da savaşı… Ama ne acıdır ki o iki dudak, savaştan yana çizdi iki halkın kaderini. Şimdi savaşın dili hükmediyor kafatasımızda düşüncelerimize. Duygularımızı sandıklara kaldırdık kefen niyetine. Ölülerimizi gömmeye bekliyoruz şimdi mavi mehtap gecelerde. Kötülüğün yağmuruna savuruyoruz saçlarımızı. Sen ey Barış, iyiliği de aldın giderken. Bizi savaş ve kötülük sularında can yeleksiz bıraktın. Oysa çocuklar aşkına haykırmalıydık “Babalar çıkarmayın onları akıldan / Analar koruyun bebeklerinizi / Susturun susturun söyletmeyin / Savaştan yıkımdan söz ederse biri/…

Bize anlat tekrar o simgesel öyküyü ey Barış!

Ateşler yakalım geniş göğümüzün altında. Yıldızlar gökte kırparken gözlerini bize, biz sana kulak kesilelim ey Barış. Burada Türklüğümüz de sensin, Kürtlüğümüz de… Anlat hadi! Yaşlı Bilge’nin neden birbiriyle sürekli boğuşan siyah ve beyaz iki köpeği beslediğini torununun ona sorduğunu ve yaşlı Bilge’nin “Bu iki köpekten beyaz olanı iyiliği, siyah olanı kötülüğü simgeliyor” deyişini. “Peki hangisi kazanacak? diye sorulduğunda Yaşlı Bilge’nin “Ben hangisini daha iyi beslersem” cevabındaki hikmeti… Anlat bize ey Barış! Biliyoruz, biz bu topraklarda iyiliği iyi besleyemedik ve seni yitirdik sonuçta. Ülkemi yönetenler “Bedel ödetirken, misliyle cevap verecekken…” sen nasıl bu topraklarda barınabilirdin ki zaten?

Giderken bize bir avuç “umut” bırak ey Barış!

Taraflar silahlarını çekip gençler bir bir toprağa düşerken… Dağlar, bombalar altında alev alev yanarken… Başkanlar, liderler, reisler daha fazla kan dökeceklerini ilan ederken… Biz Türkler ve Kürtler… Seni bekleyeceğiz “umut”la…

Şimdi sen ey Barış!

Böyle çekip giderken Enigma’nın haykırışları kulağımda çınlıyor:

“I’m asking why / Nobody gives an answer / I’m just asking why / Why it has to be like this… / l’m asking you why…”

 

İbrahim Genç – Yüksekova Haber

‘Şanson’ların komünist ozanı öldü

Fransız sanatçı Allain Leprest 57 yaşında intihar ederek hayatına son verdi. ‘Şanson’un komünist ozanı bir süredir akciğer kanseriyle mücadele ediyordu. Fransız Komünist Partisi üyesi sanatçı son olarak geçen yıl FKP yayın organı L’Humanité’nin Ferrat’ya adanan geleneksel şenliğinde ve yine gazeteyle bir dayanışma konserinde sahne almıştı. Leprest’in intiharına geniş yer ayıran Fransız gazeteleri L’Humanite ve Libération, şarkıcının ölümünün sürpriz olmadığını, Leprest’nin bir süredir acılı günler geçridiğini yazdı. Leprest 2004 yılında da kariyerinin 25. yılını sanatçı dostlarıyla kutlamıştı. Leprest, Le Temps De Finir La Bouteille, Donne Moi De Mes Nouvelles, La Gitane gibi şarkılarıyla biliniyordu.

Ahmet Şık için çok konuşulacak şerh gerekçeleri

Ergenekon soruşturması kapsamında Odatv’de yapılan aramalar sonucu tutuklanan gazeteci Ahmet Şık’ın da aralarında olduğu 5 kişinin tahliye talepleri reddedildi.

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Şeref Akçay, karara muhalefet ederek şüphelilerin tahliyesi yönünde görüş bildirdi. Akçay Balyoz davasındaki muhalefet şerhleriyle de diğer hakimlerle ayrı düşmüştü.

İşte karara katılmayan İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Şeref Akçay’ın konuşulacak gerekçeleri:

1- “Yapılan soruşturma bağımsız, tarafsız, adil ve insan vicdanına uygunluk  kıstaslarına uygun değil ”

2- “Şüphelilerin emniyetteki delilleri nasıl karartacakları izah edilmemiştir”

3-  “Kitabı daha yayınlanmamıştır bile. Buna rağmen yayınlama düşüncesinde olduğunu belirterek bu kişiyi örgütle irtibatlandırmak hukuken mümkün değildir”

4- ” Bugüne kadar hiçbir yayıncı hakkında veya yazan kişi hakkında örgüt üyesi olduğu gerekçesi ile ülkemizde verilmiş tek bir karar yoktur”

Üye hakimler Metin Özçelik ve Birol’in tutukluluk halinin devamı yönünde görüş bildirdiği kararda, şüphelilerin üzerlerine atılı suçun niteliği ve atılı suç için ceza yasasında öngörülen ceza süresi, dosyada yapılan aramalarda ele geçenlerle ilgili arama ve el koyma tutanakları ile bunlara ilişkin tespit tutanakları içerikleri, dosyadaki iletişim tespit tutanakları içeriklerinin göz önüne alındığı belirtildi. Şüpheliler açısından kuvvetli suç şüphesinin var olduğu, ayrıca şüphelilerin delilleri karartma ve yeni delil elde edilmesine engel olma tehlikesinin bulunduğu, şüpheliler hakkında bu aşamada adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı ifade edilen kararda şüphelilerin tutukluluk hallerinin devamına hükmedildi.

Ancak Mahkeme Başkanı Şeref Akçay bu karara muhalefet ederek, Ahmet Şık’ın da aralarında olduğu 5 şüphelinin tahliyesi yönünde oy kullandı. Başkan Akçay, soruşturma ile ilgili tüm dosyaların gönderilmesi için savcılığa yazı yazıldığını ancak toplamda 27 klasörün gönderildiğini belirtti.

Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan Ahmet Şık’ın “İmamın Ordusu” adlı bir kitap yazma düşüncesinde olduğu ve bu konuda hazırlık yaptığı, kitabın taslağını hazırladığı ve bu hazırlama aşamasında ODA TV ile irtibatlı olduğu iddiasıyla gözaltına alındığına vurgu yapan Akçay, şüphelilerin tek faaliyetlerinin yayın yapmak, kitap yazmak ve benzeri faaliyetler olduğunu ifade etti.

Şüphelilerin Ergenekon davasında yargılanan sanıklarla birlikte hareket ettiğine dair herhangi bir iddia olmadığını belirten Başkan Akçay, “İddia 2009 yılından sonra bu örgütün amaçları doğrultusunda yayın yapma iddiasıdır. Özellikle Ahmet Şık’ın yazmak istediği kitabın bir an yayınlandığını düşünelim ve burada da Ergenekon örgütünü en şiddetli bir şekilde övdüğün düşünelim. Mahkememizde görülen davalarda yasadışı bölücü terör örgütü PKK, Sol örgütlerden DHKP, MLKP, TİKKO gibi örgütlerle ilgili yazılan pek çok kitaptan dolayı CMK 250. Madde ile Yetkili Mahkemelerde pek çok dava açılmıştır ve bu kitapların pek çoğunda da belirtilen örgütlerin eylemleri çok net bir şekilde övülmüş, militanlarından yine övgülerle bahsedilmiştir. Ancak bu yayınlarla ilgili açılan davalar “örgüt propagandası yapmak” suçundan açılmıştır. Bugüne kadar hiçbir yayıncı hakkında veya yazan kişi hakkında örgüt üyesi olduğu gerekçesi ile ülkemizde verilmiş tek bir karar yoktur. Tümü 3713 Sayılı Yasaya muhalefetten ceza almıştır veya beraat etmiştir. Kaldı ki şüphelinin kitabı daha yayınlanmamıştır bile. Buna rağmen yayınlama düşüncesinde olduğunu belirterek bu kişiyi bu örgütle irtibatlandırmak hukuken mümkün değildir” dedi.

Anayasa, Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi ve AİHM kararlarından düşünce özgürlüğü ile ilgili maddelere de yer veren Akçay, “Yazılan kitabın içeriğini beğenmeyebilirsiniz. Doğru değildir. Abartılıdır. Yalandır diye düşünülebilir. Ama sonuçta şüphelinin kendi fikir ve düşünceleridir. İnsanlar bir kitabı yazarken başkalarından da yardım alabilirler. Bu kitapta alınmış mıdır? Alınmamış mıdır? Şu anda bir şey söylemek mümkün değildir. Bir an için yardım alındığım kabul etsek sonuç değişir mi? Değişmez. Çünkü bir insanın bir kitabı yazarken araştırma yapması, başka insanlardan yardım alması doğaldır ve herhangi bir suç oluşturmaz. Bir habercilik ve yayıncılık insanlarla ilişkiye girmeden, haber toplamadan nasıl yapılabilir?

Mahkemenin “delilleri karartma ve yeni delil elde edilmesini engelleme” şeklindeki ret gerekçesi için Başkan, şüpheliler hakkında üç tane emniyete yazılan yazı dışında toplanması gereken delil olmadığını söyleyerek, “Şüphelilerin emniyetteki delilleri nasıl karartacakları izah edilmemiştir” dedi. Mahkeme Başkanı muhalefet şerhini şu şekilde tamamladı:

“Şüphelilerin tutuklu yargılanması mı gerekir sorusuna cevap vermek lazımdır. Şüpheli kim olursa olsun, hangi dilden hangi dinden, hangi siyasi görüşten, hangi ırktan olursa olsun bağımsız, tarafsız, adil ve insan vicdanına uygun bir şekilde soruşturulması ve yargılanması gerekir. Bu insanın doğal hakkıdır. Bu nedenle yapılan soruşturmanın bu kıstaslara uygun olmadığı, gerek tutuklama kararlarında gerek tahliye taleplerinin reddi kararlarındaki gerekçeleri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve CMK açısından yeterli ve yerinde olmadığı, bu nedenle şüphelilerin yurt dışı yasağı konmak ve gün aşırı polise imza vermek koşuluyla tahliyeleri gerektiği görüşünde olduğumdan üye hakimlerin yeterli gerekçe taşımayan talebin reddine ilişkin kararına katılmıyorum.”

Tahliye talebini oy çokluğu ile reddeden mahkeme, ODA Tv soruşturmasındaki bazı şüphelilerin kısıtlama kararının kaldırılmasını talep etti. Ancak bu talep de oy çokluğu ile reddedildi. Başkan Akçay , bu karara da muhalefet etti ve gerekçesinde ‘şike soruşturmasını’ gösterdi. Başkan Akçay, “Günümüzde şike dosyası olarak bilinen ve yine kısıtlama olması nedeniyle şüphelilerin ve vekillerinin inceleyemediği dosyadaki bir kısım evrakların Türkiye Futbol Federasyonu’na verilmiş ve daha sonra da kısıtlama kararı kısmen kaldırılarak şüphelilerin ve vekillerinin dosyayı inceleme imkanı sağlanmıştır. Burada dikkat edilmesi gereken husus tüm dosya hakkında gizlilik kararı varken ve tüm dosya futbol federasyonuna verilmediği halde kısıtlama kararının kaldırılmış olmasıdır. Uygulamada yasal olarak bu tür tasarruflarda bulunulma imkanı olduğuna göre bundan her şüphelinin ve her şüpheli vekilinin eşitlik kuralı gereğince yararlanması gerekir” dedi ve kısıtlama kararının kaldırılması yönünde oy kullandı.

(Cumhuriyet, CnnTurk)