Ana Sayfa Blog Sayfa 5102

Ayvansaray’da yıkıma karşı açıklama yapıldı

İstanbul Ayvansaray‘da gerçekleştirilmesi planlanan kentsel dönüşüm sebebiyle, o bölgede oturan insanların evlerinin yıkılacak olması bir basın açıklamasıyla protesto edildi.

BM Habibat Zorla Tahliyeler Üzerine Danışmanlar (ARFE) üyesi Cihan Baysal‘ın, Yıldız Teknik Üniversitesi‘nden Doç. Dr. Asuman Kürkün‘ün ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul milletvekili Melda Onur‘un katılımıyla gerçekleşen açıklamada, “kentsel dönüşüm adıyla gerçekleşecek olayların sonuçları için Londra’ya bakmak gerekli” denildi.

Açıklamada söz alan Cihan Baysal mahallede yetişmiş bir Başbakan’ın mahalle kültürünü bitiren hükümet olarak tarihe geçeceğini söyledi.

Baysal sözlerini, “Türkiye İstanbul üzerinden parala küresel kent yaratma hayalinden vazgeçsin. Zorla tahliyeler insan hakkı ihlali. Buna dünyada küresel salgındır. Belediyeler küresel kent modelini örnek aldığımız Londra’yı görmeliler; sokakları yoksullaştırılmış, ayrıştırılmış nüfusların isyanıyla dolu, İstanbul’u da bu hale mi çevirmek istiyorlar? Turistlere yönelik finansal sermayeye yönelik marka kent gibi dizayn etmek istiyorlarsa buyurun Londra’ya bakın.” diyerek tamamladı.

Kentsel dönüşüm üzerine çalışmalarıyla tanınan Yıldız Teknik Üniversitesi’nden Doç. Dr. Asuman Kürkün ise,

“Kentsel dönüşüm tüm dünyada var ama Türkiye’deki kadar vahşice uygulananı çok az yer var. Dünyada mahalleliyi de içine alarak, yaşam standartlarını iyileştiren başarılı projeler var. Bunlar örnek alınarak,  insanların tahliyesi ile  değil, farklı yöntemlerle yaşayanları içinde barındırarak İstanbul’un mahalleleri yenilenebilir.”

Sulukule’den Taşoluk’taki TOKİ’lere gidenlerden sadece iki aile orada barınabildi. Ayazma ve Tepeüstü’nden Bezirganbaşı’ndaki TOKİ’lere giden 1400 kişiden yarısı iki yıl önce dönmüştü.

Oraya taşınmak için edilen masrafların yanında, işyerlerinden uzaklaştırılan insanların orada barınma olanağı yoktur. Dar gelirli aileler kentsel dönüşüm ve TOKİ ile ya mülksüzleşyor, kiracı olarak kente geri dönüyor ya da yoksullaşıyor.

Tahliyelere sonuna kadar karşıyım ama eğer insanlara yaşacakları konut verilecekse bunun koşulları yaratılmalı. Özellikle böyle Ayvansaray gibi tarihi mahallelerdeki tahliye buranın dokusunu bitirir.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili Melda Onur ise, insana rağmen kentsel dönüşüm olamayacağını, eğer hukuki düzenlemeler gerekiyorsa bunun yapılacağını, konuyu Ankara’da gündeme getireceğini söyledi.

(Bianet, Yeşil Gazete)

Yeşiller Partisi’nden Erdoğan’a ve Davutoğlu’na çağrı

Yeşiller Partisi, Eş Sözcüleri Yüksel Selek ve Ümit Şahin imzasıyla bugün bir açıklama yayınlayarak Başbakan Erdoğan’a ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na bir çağrıda bulundu. Açıklamada, Türkiye’nin on yıl boyunda üstlendiği En Az Gelişmiş Ülkelerin sözcülüğü görevine atıf yapılarak, Somali’ye olan yaklaşımın yardım ya da insaniyet çerçevesinde değil, bu sözcülüğe uygun olarak küresel adalet çerçevesinde olması gerektiği vurgulandı.

Yeşiller, atılması gereken adımları ise şu şekilde sıraladı:

1-    Afrika’da yaşanan kuraklık ve açlık felaketinin bir talihsizlik olmadığını, bu trajedinin iklim değişikliğinin en ağır sonuçlarından biri olduğunu açıklayın. Dünyanın görmezden geldiği bu gerçeği herkese hatırlatın. İklim borcunu kabul etme konusunda uluslararası topluluğa öncülük yapın, iklim borçlarını ödemeleri için zengin ülkeler üzerinde baskı kurun.

2-    İklim değişikliğini durdurmak için acil ve kararlı önlemlerin alınması konusunda dünyaya öncülük yapacağınızı, Türkiye’nin ekonomi politikalarını fosil yakıtlara bağımlı olmaktan çıkaracağınızı ve karbon dioksit emisyonlarını düşüreceğinizi açıklayın.

3-    Somali’ye yapılacak yardımların günü kurtaracak yardımlarla sınırlı kalmamasını, iklim değişikliğine uyum için gerekli uzun vadeli tedbirlerin ağırlık taşımasını ve bu ekonomik desteğin sürekli olmasını sağlayın.

4-    Kopenhag  2009 ve Cancun 2010 iklim zirvelerinde yoksul ülkelerin iklim değişikliğinden en az zarar görmelerini sağlamak için gerekli uyum politikalarının uygulanmasında harcanmak üzere dünya ülkelerinin oluşturması gereken yılda 100 miyar ABD doları büyüklüğündeki fonun kağıt üzerinde kalmaması ve fonun yönetiminin  yardımdan yararlanacak yoksul Güney ülkeleri tarafından yapılması için uluslararası camiada öncülük yapın.

Açıklamanın tam metni şu şekilde:

Başbakan Erdoğan’a ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na Çağrı

Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu bugün kalabalık bir heyetle Somali’ye gittiler. Bu ziyaret Dünya ve Türkiye kamuoyunun dikkatlerini Doğu Afrika’da yaşanan trajediye daha fazla yöneltmeleri için önemli bir girişimdir. Ancak bu girişimin, medyada ziyaret öncesinden başlayarak yaratılan havanın hissettirdiği gibi bir gösteriye dönüşmesi engellenmelidir.

Türkiye, Dünya’nın en az gelişmiş 48 ülkesinin küresel adalete olan ihtiyacını vurgulama konusunda sözcülük görevini üstlenmiş durumda. Hem de bunu bu yıl Birleşmiş Milletler En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı’nın ev sahipliğini yaparak, önümüzdeki 10 yıl için üstlendi. Bu görevin getirdiği sorumluluk konunun ciddiyetine uygun girişimlerde bulunmayı gerektirir.

Kuraklık ve açlığın çoğu çocuk milyonlarca insanın hayatını tehdit ettiği Somali ve Etiyopya da, Türkiye’nin özel bir sorumluluk üstlendiği bu en az gelişmiş ülkeler arasında. Demek ki, Türkiye bu ülkelerin yaşamsal sorunlarına insaniyet çerçevesinde veya yardım hisleriyle yaklaşmakla yetinemez. Konuyu küresel adalet çerçevesinde dünya gündemine getirmek gibi ağır bir sorumluluğu vardır. Ve bu sorumluluğu yerine getiririken tutarlı olmak zorundadır.

Başta Somali olmak üzere, yoksul Afrika ülkelerini yaşanmaz yerler haline getiren kuraklığın en önemli nedeni iklim değişikliğidir. Bu ülkelerdeki açlığın derinleşmesine bu ülkelerdeki eski sömürge geçmişinin, mevcut iç karışıklıkların ve yönetim boşluğunun payı elbette son derece önemli. Ancak iklim değişikliği durdurulmadığı sürece, kuraklık da, açlık da derinleşecek ve başlı başına birer iklim felaketinin sonucu olan bugünkü trajediler ağırlaşacaktır. Bu nedenle günü kurtaran yardımların sorunu çözmesi mümkün değildir. Dünya’nın yapması gereken şey, meseleye küresel iklim adaleti çerçevesinde yaklaşmaktır.

İklim değişikliğine sanayileşmiş zengin Batı ülkelerinin başlattığı karbon dioksit salımları neden oldu. Kömür ve petrole dayalı yaşam biçiminin ve kalkınma anlayışının yayılması, zengin ülkelerin bu aşırı sanayileşmiş fosil yakıt bağımlısı ekonomik sistemden taviz vermemeleri ve hızlı büyüyen ülkelerin bu kervana katılması iklim değişikliğini geri dönülmez hale getiriyor. Türkiye de hızlı büyüyen bir ülke olarak iklim değişikliğinin artmasından giderek daha fazla sorumlu hale geliyor. İklim değişikliğinin ortaya çıkmasında hiçbir kabahati olmayan yoksul ülkelerin ağır bedeller ödemeleri küresel adaletsizliğin en çirkin yüzüdür.

Yaşanan kuraklığın ortadan kaldırılması için yapılması gerekenler günlük yiyecek yardımlarından ibaret olamaz. Uzun vadeli tedbirler için dünyanın acilen harekete geçmesi ve bu ülkelerin iklim değişikliğinin yarattığı olumsuz etkilere karşı uyum sağlaması için yatırımlar yapılması gerekir. Su, gıda, tarım, hayvancılık ve yerleşim yerleri küresel ısınmanın yarattığı yeni şartlara uyum sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmelkidir. Bunun için gereken büyük finansmanı başta ABD, Japonya ve Avrupa Birliği ülkeleri olmak üzere Türkiye de dahil iklim değişikliğinden sorumlu olan bütün dünya ülkeleri ödemek sorundadır. Buna iklim borcunun ödenmesi denir.

Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu, küresel adalet kavramını Türkiye’nin dış politikasında ilk kez telaffuz ederek ve En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı’nın ev sahipliğini üstlenerek önemli bir adım atmıştır. Ama iklim değişikliği ve iklim felaketleri görmezden gelindiği, iklim borcu reddedildiği, uluslararası iklim zirvelerinde en az gelişmiş ülkelerin haklarını savunma konusunda öncülük yapılmadığı sürece hem küresel adalet konusundaki duyarlık, hem de en az gelişmiş  ülkelerin sözcülüğü iddiası sözde kalacaktır.

Bu nedenle Türkiye hükümeti olarak Somali girişiminizle birlikte aşağıdaki adımları atmanız çağrısında bulunuyoruz:

1-    Afrika’da yaşanan kuraklık ve açlık felaketinin bir talihsizlik olmadığını, bu trajedinin iklim değişikliğinin en ağır sonuçlarından biri olduğunu açıklayın. Dünyanın görmezden geldiği bu gerçeği herkese hatırlatın. İklim borcunu kabul etme konusunda uluslararası topluluğa öncülük yapın, iklim borçlarını ödemeleri için zengin ülkeler üzerinde baskı kurun.

2-    İklim değişikliğini durdurmak için acil ve kararlı önlemlerin alınması konusunda dünyaya öncülük yapacağınızı, Türkiye’nin ekonomi politikalarını fosil yakıtlara bağımlı olmaktan çıkaracağınızı ve karbon dioksit emisyonlarını düşüreceğinizi açıklayın.

3-    Somali’ye yapılacak yardımların günü kurtaracak yardımlarla sınırlı kalmamasını, iklim değişikliğine uyum için gerekli uzun vadeli tedbirlerin ağırlık taşımasını ve bu ekonomik desteğin sürekli olmasını sağlayın.

4-    Kopenhag  2009 ve Cancun 2010 iklim zirvelerinde yoksul ülkelerin iklim değişikliğinden en az zarar görmelerini sağlamak için gerekli uyum politikalarının uygulanmasında harcanmak üzere dünya ülkelerinin oluşturması gereken yılda 100 miyar ABD doları büyüklüğündeki fonun kağıt üzerinde kalmaması ve fonun yönetiminin  yardımdan yararlanacak yoksul Güney ülkeleri tarafından yapılması için uluslararası camiada öncülük yapın.

Sayın Başbakan ve sayın Dışişleri Bakanı’nı Somali girişimleri boyunca siyasi şovdan uzak durmaya, uzun vadeli, gerçekçi ve küresel gerçeklere uygun bir dille dünyaya öncülük yapmaya çağırıyoruz. Bugünkü Somali ziyaretinizin anlamlı bir sonuç vermesi başka türlü mümkün değildir.

19 Ağustos 2011
Ümit Şahin – Yüksel Selek
Yeşiller Partisi Eşsözcüleri

Dün hedef gösterildi, bugün Can Yücel’in mezarı parçalandı

Türkçe edebiyat usta şairi Can Yücel’in Muğla’nın Datça İlçesi’ndeki mezarı, kimliği belirsiz kişi ya da kişilerin saldırısına uğradı.

Dün geceyarısı meydana geldiği sanılan saldırıda Yücel’in mezarı, paramparça edildi. Bekçisi bulunmayan belediye mezarlığında, Datça Emniyet Amirliği ekipleri, inceleme başlattı. Polis, saldırganların olayı önceden planlayıp, yanlarında getirdikleri balyoz benzeri sert bir cisimle mezarı parçaladıkları ihtimali üzerinde duruyor.

Tüm dünyada ’hoşgörü mezarlığı’ olarak bilinen Datça Mezarlığı’nda Müslüman kabirlerinin yanı sıra Hıristiyan ve Yahudi kabirlerinin bulunduğunu hatırlatanlar, olaya sert tepki gösterdi.

Yücel’in geçen cuma günü olan ölüm yıldönümünde, bazı kişiler tarafından vasiyeti gereği mezarına şarap dökülmüştü. Dün açıklama yapan AKP İlçe Başkanı Ahmet Sedat Deniz de bu şaraplı anmaya tepki göstermişti.

Napoli’de maç gibi antrenman

0

İtalya Serie A‘da geçtiğimiz sezonun flaş takımı Napoli‘nin, San Paolo Stadı‘nda yaptığı antrenmanı 27 bin taraftarı takip etti.

Serie A takımlarından Napoli’nin dün San Paolo Stadı’nda yaptığı antrenmanı 27 bin taraftar takip etti.

Ligin başlangıcına 10 gün kala yapılan idmanda, başarılı bir sezon geçirerek Şampiyonlar Ligi’ne katılma hakkı kazanan Napoli’yi görmek isteyen taraftarlar sıcağa rağmen stada akın etti.

İspanya’da Pazartesi günü Barcelona ile hazırlık maçı yapacak olan Napoli, lige 27 Ağustos’ta sahasında oynayacağı Genoa maçıyla başlayacak.

ABD’nin en büyük bankası 3500 kişiyi çıkarıyor

ABD’nin en büyük bankası Bank of America, bu çeyrekte 3 bin 500 kişiyi işten çıkaracak.

Wall Street Journal‘ın haberine göre, Bank of America, bu çeyrekte 3 bin 500 çalışanını işten çıkaracak ve Eylül ayına kadar tamamlanması öngörülen işten çıkarmalar, bankanın faaliyetlerinin bulunduğu tüm ülkeleri kapsayacak.

”Yeni Bank of America Projesi” olarak adlandırılan yeniden yapılanma kapsamında yaklaşık 10 bin çalışanın daha üç yıl içinde işten çıkarılmasının değerlendirildiği belirtiliyor.

Küresel bankaların bu yıl açıkladıkları işten çıkarmaların 50 bini geçtiği ifade ediliyor.

İngiliz bankaları HSBC 2013 yılına kadar 30 bin kişiyi, Lloyds Banking 2014 yılına kadar 15 bin çalışanını, Barclays bu yıl içinde 3 bin çalışanını, İsviçre bankası Credit Swiss 2 bin çalışanını, İtalyan bankası Intesa Sanpaolo 2013 yılına kadar 3 bin çalışanını, ABD bankası Lazard ise 1.500 çalışanını işten çıkaracağını açıklamıştı. (Ajanslar)

Rock festivalinde facia

Belçika‘nın Hasselt kentinde 26 yıldır düzenlenen müzik festivaline katılan binlerce genç, fırtına sürprizi ile karşılaştı. Dev ekranları ve çadırları yıkan, ağaçları köklerinden söken fırtına can aldı.

Belçika’nın Hasselt kentindeki ”Pukkelpop” rock festivalinin düzenlendiği alanda dün akşam kopan şiddetli fırtına 5 kişinin ölümüne sebebiyet verdi, en az 40 kişi de yaralandı.

Hafta sonuna kadar sürmesi planlanan festivali izlemek üzere biraraya gelen yaklaşık 40 bin müziksever, fırtınanın başlamasıyla paniğe kapıldı.

10 dakika süren fırtınada festival alanı yerle bir oldu. 2 konser sahnesi çöktü, kurulan çadırlar, devasa projeksiyon perdeleri, metal iskeleler ve etraftaki ağaçlar yıkıldı.

Festival organizatörleri bu sabah festivalin iptal edildiğini ve yas içinde olduğunu duyurdu.

26 yıldır düzenlenen açık hava festivalinde bu yıl da Skunk Anansie, die Foo Fighters ve Eminem gibi birçok ünlü sanatçı yer alacaktı.

(DW)

Demirtaş: PKK iyi yapmıyor

Son dönemde giderek artan şiddet olayları nedeniyle açıklama yapan Selahattin Demirtaş, “PKK bana göre iyi yapmıyor, eylem yapmamalı. Devlet de yapmamalı… Silahlar susmalı” dedi.

BDP Grup Başkanı Selahattin Demirtaş, Hakkari’nin Çukurca ilçesinde 1 korucu ve 8 askerin şehit olduğu saldırıyla ilgili açıklamalarda bulundu.

“Şehit askerlerin savaş kurbanı olduklarını” söyleyen Demirtaş, “Ölümlerden çözüm üretmeyen siyaset sorumludur” dedi.

Hürriyet gazetesine konuşan Selahattin Demirtaş, özetle şunları söyledi:

“O tabutların içinde yatanlar sadece onların çocukları değil hepimizin vicdanı, ruhu ve kardeşidir. Onlar bu savaşın kurbanıdır, sorumlusu değil. Sorumlu olan çözüm üretemeyen siyasettir. Başta AKP olmak üzere hepimizin.

O nedenle bütün ailelerimizin acısını yürekten ve samimiyetle paylaşıyorum. Ancak onların acılarını dindirecek şey daha fazla PKK’lı öldürmek olmamalı. Bu ülkeye barışı, demokrasiyi getirmek onların acısına ve kaybettiğimiz çocuklarımızın anısına haklı ve onurlu bir bağlılık olur.

Güvenlik güçlerinin ateşkese rağmen saldırıları PKK’yı alarm durumuna getirdi. Oysa güvenlik güçlerinin saldırıları sonucu ölen PKK’lıların da bir hayat hikâyesi var. Hayatını kaybeden askerin, polisin de bir hayat hikâyesi var ve onlar tüm Türkiye’nin acısı haline geliyor. Oysa PKK’lıların hikâyesi sadece bu bölgeye ait kalıyor. Türkiye’nin batısı burada olanları anlayamıyor. Bu noktaya hükümet adım adım getirdi. Yoksa PKK iyi mi yapıyor? Bana göre iyi yapmıyor, PKK eylem yapmamalı. Devlet de yapmamalı. Silahlar susmalı.

Başbakan ‘Ramazan sonrası’ ya da ‘Bıçak kemiğe dayandı’ diyor. Oysa ben de diyorum ki savaşın bir çözüm olacağına inanmıyorum. Silahın çözümü getireceğine inanmıyorum. Buna inansam samimiyetle söylerdim. Siyasete inandığım için buradayım, inanmasam zaten bugüne kadar başka yerde olurdum.”

‘İmamın ordusu’ dedin mi demedin mi…?

Metin Lokumcu’nun polis müdahalesiyle hayatını kaybettiği Hopa olaylarını protesto için İzmir’de 1 Haziran’da eylem düzenleyen çok sayıda kişiye soruşturma açıldı. Polis ifade aldığı kişilere “İmamın ordusu yıldıramaz bizleri” şeklinde slogan atıp atmadıklarını sordu.

Hopa’da başbakanın mitingi öncesi çıkan olayları protesto etmek için 1 Haziran’da İzmir’de eylem düzenleyen çok sayıda kişiye İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talimatıyla soruşturma açıldı. Toplumsal Olaylar Büro Amirliği’ne çağrılanlar arasında Halkevleri, ÖDP, SDP ve Öğrenci Kolektifi üyeleri bulunuyor.

Emniyet, tam olarak kaç kişiye soruşturma açıldığını belirtmezken, çağrı tutanakları bazı kişilere sivil polisler tarafından tebliğ edildi. Polisin tebliğde bulunduğu kişilere “eyleme katılan kaç arkadaşınız varsa hepsini getirin” dediği belirtiliyor.

Tebligatı eline ulaşıp emniyete ifadeye gidenlere polis “İmamın ordusu yıldıramaz bizleri” sloganını atıp atmadıklarını sordu.

Hopa’da 31 Mayıs’ta Metin Lokumcu’nun ölümüyle sonuçlanan olaylar sonrası İzmir muhalefeti 1 Haziran’da sokağa çıkmış, eylemcilere polisin saldırmasıyla 5 kişi yaralanarak hastaneye kaldırılmıştı. İzmir’deki eylemde TKP üyesi Turgut Eraslan da gazdan etkilenerek kalp krizi geçirmiş, yoğun bakımda tedavi edilmişti.

Hopa olayları nedeniyle yüze yakın kişiye dava açıldı, bugüne kadar toplam 37 kişi tutuklandı.

(sendika.org)

“İstifamı gerektiren birşey olsaydı, istifa ederdim”

ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir, katıldığı televizyon programında soruları yanıtladı.

Demir, CNN Türk’te yayınlanan Eğrisi Doğrusu programına katılarak Taha Akyol’un sorularını yanıtladı.

LYS yerleştirme sonuçlarına ilişkin bir soru üzerine Demir, ”Bildiğiniz gibi 27 Mart 2011’de yaptığımız Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) ve 18-19 ve 25-26 Haziran 2011 tarihlerinde yaptığımız LYS sınavları bir bütün halinde idi. Önce adaylar YGS’ye, ardından LYS’ye girdiler. Bu sınavlarda aldıkları puana göre geçtiğimiz hafta içerisinde üniversite tercihlerini bize illetiler” diye konuştu.

Bu süreçte 1 milyon 688 bin 804 adayın tercih yapma hakkının olduğunu, ancak bunlardan 1 milyon 58 bin adayın üniversite tercihi yaptığını söyleyen Demir, bu adayların aldıkları puana göre sıralamasının ve yerleştirmelerinin yapıldığını belirtti.

Türkiye’deki üniversitelerde toplam 655 bin 941 kontenjanın söz konusu olduğunu belirten Demir, açıköğretim fakültelerine 200 bin kadar olmak üzere toplam 680 bin adayı yerleştirme imkanı olduğunu kaydetti.

Demir, ”597 bin 508 adayımızı yarın üniversiteli yapacağız. 191 bin 659 adayımız da açıköğretim fakültesinin değişik programlarına yerleştirildi” diye konuştu.

Bir miktar kontenjanın açık kaldığını ifade eden Demir, bu kontenjanlara ek yerleştirmelerle doldurduklarını söyledi. Demir, yaklaşık 60 bin kadar kontenjanın boş olduğunu belirtti.

Demir, ”Maalesef mali boyut söz konusu olduğu için vakıf üniversitelerimizde bir miktar boş kontenjanlar var” dedi.

“Anayasa Mahkemesi bizden raportör yardımcılığı sınavını yapmamızı istedi”

ÖSYM’nin yaptığı sınavlara ilişkin bir soru üzerine Demir, kurumun 40’a yakın sınav yaptığını, geçtiğimiz yıl sınavlara 10 milyona yakın adayın girdiğini söyledi.
Demir, ”Anayasa Mahkemesi bizden raportör yardımcılığı sınavını yapmamızı istedi. Biz de memnuniyetle kabul ettik. Onu da yapacağız” dedi.

-YGS’DE ŞİFRE İDDİALARI-

”YGS’deki şifre iddialarıyla ilgili basın toplantısında ‘şifre yok’ dediniz. Adaylara gönderdiğiniz mektupta ‘sehven şifre olduğu’ ifadesini kullandınız. Neden çelişkili bir açıklama yaptınız?” sorusunu Demir, ”Aslında çelişki diye bir şey söz konusu değil” şekilinde yanıtladı.

Sınav güvenliğinin birinci öncelikleri olduğunu vurgulayan Demir, ”Bütün bunlara rağmen tüm Türkiye çapında değişik yerlerde sınav yaptığımızdan dolayı toplu kopyayı, ikili kopyayı kısmen engelleyemiyorsunuz. Bunu engellemenin tek yolu, bulabildiğimiz ve öngördüğümüz tek yol her adaya farklı soru kitapçığı oluşturmaktı” diye konuştu.

Demir, ”Şunu net bir şekilde söylüyorum, birinin bildiği ve bununla bir menfaat sağladığı anlamında bir şifre YGS’de, LYS’de ve KPSS’de asla söz konusu değildir. Bunu bütün samimiyetimle, bütün kalbimle söylüyorum” dedi.

”Sınav öncesinde mod-medyan formülünün yayılmasını neye bağlıyorsunuz?” sorusu üzerine Demir, ”Bu da bence o dönemde basının bir miktar çarpıtmasıydı. Dikkatli bakıldığı zaman YGS’deki tartışmalar gündeme gelinceye kadar aranan bir şey değil” diye konuştu.

Demir, ”YGS ile ilgili çok ciddi tereddütler oluştu sonrasında” değerlendirmesi üzerine, ”Ama tereddütlerin büyük bir kısmı maalesef o dönemdeki hassasiyetlerden kaynaklandı. Dikkat edin o dönemde bir seçim atmosferi söz konusuydu. Bu konu da çok gereksiz bir şekilde o atmosferde kullanıldı” dedi.

ÖSYM Başkanı Demir, ”YÖK Başkanı’nın adaya özgü kitapçık uygulamasından vazgeçilmesi yönünde bir tavsiyesi oldu mu?” sorusunu Demir, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan ile görüştüklerini, değerlendirmeler yaptıklarını, tavsiyeler aldıklarını söyledi. Demir, buna ÖSYM’nin Yürütme Kurulu’nun karar verdiğini belirtti.

“YÖK Başkanı ile görüştüm”

”YÖK Başkanı ‘Ben olsaydım istifa ederdim’ dedi. Bunu nasıl yorumladınız ve neden istifa etmediniz?” sorusu üzerine Demir, ”Bütün bu süreçte istifamızı gerektiren en küçük bir şey olsaydı istifa ederdik. İstifamızı gerektirecek hiçbir olay söz konusu değil. Türkiye’de hak edenin, hak ettiği şekilde değerlendirileceği bir ÖSYM oluşturma yönündeki çalışmalarımıza devam ediyoruz” diye konuştu.

”Bunu YÖK Başkanı’na anlattınız mı?” sorusunu Demir, ”Kesinlikle” diyerek yanıtladı.
Demir, ”YÖK Başkanı idareten soruluşturulmanız gerektiği yönünde görüşü olduğunu ve istifa etmeniz gerektiğine dair mesajlar verdi. O arada YÖK Başkanı ile bir görüşmeniz oldu mu?” sorusu üzerine Demir, şunları söyledi:
”Bizi bu süreçte en rahatsız eden konu budur. Güya ben YÖK Başkanı ile pazarlık etmişim, soruşturmayı açmayın ben istifa edeceğim demişim. Böyle bir şey asla mümkün değil, böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Maalesef basınımız nereden buluyor bu haberleri, kullanıyor. Hem kurum olarak ÖSYM, hem YÖK hem de kişisel olarak bizler yıpranıyoruz. Sayın Başkan ile ben bu demeçlerinden önce de görüştüm sonra da görüştüm. Bana hiçbir şekilde istifayı gündeme getiren bir şey söz konusu etmedi. Kendi taktirleri. Doğrusu basın aracılığıyla bunların konuşulması değil, karşılıklı konuşmamızdır. Ama neden öyle bir taktir kullandığını bilmiyorum. Ama konuştuk, konuşuyoruz da.”

”Neden istifa etmem gerektiğini düşünüyorsunuz diye sordunuz mu?” sorusunu Demir, ”Sormadım” diyerek yanıtladı.

Demir, ”Sayın Başkan siz öyle diyorsunuz ama benim istifa etmemi gerektiren hiç bir sebep yok, diye bir şey deme gereğini duydunuz mu” sorusu üzerine ”Doğrusu duymadım” dedi.

(Cumhuriyet)

Ulusal Kanal ve Aydınlık’ta arama

İstanbul Beyoğlu’nda bulunun Aydınlık Dergisi ve Ulusal Kanal‘da polis arama yapıyor.

Sabah saatlerinde Aydınlık dergisi ve Ulusal Kanal’ın bulunduğu binaya gelen Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri aramalarını sürdürüyor.

Polis, binanın bulunduğu sokakta geniş güvenlik önlemleri aldı.