Ana Sayfa Blog Sayfa 5082

60 watt’lık akor ampullere yasak!

Avrupa Birliği‘nin enerji tasarrufu ve küresel ısınma ile mücadelede aldığı karar kapsamında bugünden itibaren 60 watt’lık akkor ampullerin üretim ve satışı yasaklandı. Akkor ampuller yerine LED ampuller satılıp, kullanılabilecek.

Avrupa Birliği’nin enerji tasarrufu ve küresel ısınma ile mücadelede aldığı kademeli karar kapsamında önce100, ardından 75 watt’lık akkor ampullerin üretim ve ithal edilmesi yasaklandı.

Hazırlanan program uyarınca 1 Eylül 2011 tarihinden itibaren 60 watt’lık akkor ampuller yasak kapsamına alındı. Gelecek yılın Eylül ayına kadar piyasadaki bütün klasik akkor ampulleri yasaklamayı hedefleyen Avrupa Birliği’nin yasak ile birlikte yılda 40 milyar kilovat- saat enerji tasarrufunda bulunacağı ayrıca bu sayede karbondioksit emisyonunun yılda 15 milyon ton düşürülmesi amaçlandı.

Bunun yanı sıra tüketicilerin de her konutta 25-50 Euro tutarında tasarruf edeceği hesaplandı. Klasik akkor ampullerin kullandığı enerjinin sadece yüzde 5’lik bölümünü ışığa dönüştürdüğü, kalan büyük bölümü ise ısıya çevirdiği açıklandı. (CnnTurk)

Nijerya’da sel felaketi en az 100 can aldı

Nijerya’da sel felaketinden ölenlerin sayısının en az 102’ye yükseldiği bildiriliyor.

Nijerya Kızılhaçı’nın verdiği bilgiye göre, ülkenin güney batısındaki Ibadan kenti içi ve çevresindeki sel felaketinin kurbanlarının çoğu çocuk.

Geçen hafta Cuma günü başlayan yağmurların yol açtığı seller nedeniyle üç köprü yıkıldı, bir baraj taştı ve kent içindeki birçok bina sular altında kaldı.

Kızılhaç yetkilisi Umar Mairiga, kent merkezindeki evlerin birçoğunun tahrip olduğunu tahmin ettiklerini söyledi.

Kentteki kurbanların çoğu da sel sularına evlerindeyken yakalananlar.

Nijerya’da yağmur mevsiminde barajlarda sık sık taşma görülüyor ancak bu yıl özellikle fazla yağış düşmesi nedeniyle tahmin edilenin üzerinde tahribat yaşandı.

Geçen yıl seller nedeniyle ülke çapında 500 bin kişi yerinden edilmişti.

Hafta sonu başlayan seller Ibadan’da kanalizasyon sisteminin de çöpler ile tıkanmasına yol açtı.

Kentte şimdiye kadar iki bin kişi evsiz kaldı. (BBC)

Wikileaks’le Guardian arasında ‘sızdırma gerilimi’

0

İnternette belge sızdırma sitesi Wikileaks, belgelerin elden geçirilmeden, ham şekliyle sızdırıldığını, bundan da Guardian Gazetesi’nin sorumlu olduğunu söylüyor.

Gazete hakkında yasal girişimde bulunduğunu açıklayan Wikileaks, belgeleri önce inceleyip, sonra da bazı isimlerin üzerlerini, güvenlik nedeniyle karartıp yayına veriyor.

Guardian ise, iddiaları reddederek, sorunun güvenlik açığından kaynaklandığını duyurdu.

Wikileaks, Twitter üzerinden yayımlanan açıklamasında, ”Guardian’dan bir gazeteci, daha önce tespit edilememiş bir ihmal ya da kötü niyetle, Wikilieaks’in cablegate’le ilgili şifresini yayınladı. Dışişleri Bakanlığı’nı konuyla ilgili olarak bilgilendirdik ve yasal girişim başlattık” dedi.

Amerikan büyükelçilikleriyle Dışişleri Bakanlığı arasındaki yazışmalar, Aralık 2010’dan bu yana, aralarında Guardian ve New York Times’ın bulunduğu bazı gazetelerde yayımlanıyor.

Belgelerin ham halinin, internetteki dosya paylaşım sitelerinde bulunduğu, bu dosyalara girişi sağlayan bir şifrenin de, bir Guardian muhabirinin yazdığı kitapta yayımlandığı öne sürüldü.

Guardian, şifrenin varlığını doğruladı; ancak kitapta dosyaların internette nerede olduğuna ilişkin herhangi bir bilgi bulunmadığını savundu.

Gazete, ayrıca Wikileaks’in kurucusu Julian Assange’ın, kendilerine, “şifrenin geçici olduğunu, bir kaç saat içinde silineceğini” söylediğini de aktardı.

Guardian, Şubat 2011’de yayımlanan kitap konusunda Wikileaks’ten kendilerine herhangi bir uyarı ya da kaygı iletilmediğini de kaydetti.

Amerikalı yetkililer ise, belge ve bilgilerin dışarı sızmasının, büyükelçiliklerinin haber kaynaklarının yanısıra, insan hakları savunucuları ve belgelerde anlatımlarına yer verilen kişiler için tehlike yaratacağı uyarısında bulunuyor. (BBC)

Sızan BM Raporu: İsrail askerleri kendilerini korudu

Mavi Marmara baskınını soruşturan BM komisyonunun henüz açıklanmayan raporuna New York Times ulaştı. Gazetenin aktardığı içeriğe göre, Türkiye’nin 3 şartından sadece biri tavsiye olarak raporda yer alıyor.

New York Times, İsrail‘in, 9 Türkiye vatandaşının hayatını kaybetmesine yol açan Mavi Marmara baskınıyla ilgili BM raporunun içeriğine ulaştığını iddia etti.

Türkiye, baskın sonrası İsrail’le kopma noktasına gelen ilişkilerin normale dönmesi için şartlarını özür, tazminat ve Gazze ablukasının kalkması olarak açıklamıştı.

NYT’ın haberine göre, BM raporunda özür yerine üzüntü, Gazze ablukasının hukuki olduğu ifadeleri yer alırken, tazminat tavsiyesinde bulunuluyor.

Gazetinin haberine göre, raporda, İsrail’in Gazze Şeridi’ne uyguladığı ablukanın uluslararası hukuk açısından yasal olduğu ifade edilmekte.

Başkanlığını Yeni Zelanda’nın eski başbakanı Geoffrey Palmer’ın yaptığı komisyonunun soruşturmasında, “İsrail’in, abluka bölgesine uzak bir mesafede önceden uyarmadan böyle bir güçle gemilerin kontrolünü alma kararının aşırı ve mantıksızca” olduğu belirtildi.

Raporda, Türkiye ve İsrail’in, “ilişkilerini Ortadoğu’daki istikrarın lehine düzelterek”, tam diplomatik ilişkilerini yeniden ele almaları gerektiği kaydedildi.

105 sayfalık raporda, “Mavi Marmara”ya çıkan İsrail komandolarının, “bir grup yolcunun organize ve şiddetli direnişiyle” karşı karşıya kaldığı, bu nedenle kendilerini korumak için güç kullanma ihtiyacı içine girdikleri iddiasınında yer aldığı ifade edildi.

Öte yandan İsrail komandolarının kullandığı güç “aşırı ve mantıksız” olarak nitelendirilen raporda, yolcuların hayatlarını kaybetmesinin kabul edilemez olduğu ve İsrail ordusunun daha sonra yolculara kötü muamele ettiği belirtildi.

İsrail’in, olayla ilgili olarak “üzüntüsünü uygun biçimde açıklaması” ve tazminat ödemesi gerektiği tavsiyesinde bulunulurken, İsrail’in Gazze ablukasına büyük ölçüde sempatik bir bakış açısıyla yaklaşıldığı görüldü.

Başlangıcındaki paragraflarda, “İsrail’in Gazze’deki militan örgütlerden güvenliğine yönelik gerçek bir tehditle yüz yüze” olduğu, “Donanma ablukasının, Gazze’ye deniz yoluyla silah girişini engellemek için meşru bir güvenlik önlemi olarak uygulandığı ve bu uygulamanın, uluslararası hukukun gereklilikleriyle örtüştüğü” ifadelerine yer verildi.

Raporda, “Mavi Marmara”nın, “donanma ablukasını aşma girişimiyle sorumsuzca hareket ettiği”, Mavi Marmara’nın organizatörleri, özellikle İHH’nin amaçları, gerçek niteliği ve güdüsü hakkında ciddi soru işaretlerinin var olduğu” iddiasının da bulunduğu kaydedildi.

Raporda ayrıca Türkiye hükümetinin, “Mavi Marmara”nın organizatörlerini İsrail güçleriyle karşı karşıya gelmekten kaçınmaya ikna etmeye çalıştığı, ancak “daha fazlasının yapılabileceği” belirtildi. (Ajanslar)

SODEV’den uluslararası Anayasa konferansı

Yeni Anayasa yapış süreci Türkiye’nin gündemine yavaş yavaş yerleşirken, bu konuda başka ülkelerin deneyimleri de önem kazanıyor. Bu açından 15 Ekim tarihinde yapılacak olan konferans da önemli bir noktada duruyor.

Konferansın duyurusu şu şekilde:

Yeni anayasa yapımında, anayasanın içeriği kadar yapılış yönteminin de önemli olduğunu düşünerek 15 Ekim 2011 tarihinde bir uluslararası konferans düzenliyoruz.  Bu konferansa değisik zamanlarda olağanüstü durumlar sonrası anayasa yapma deneyimlerini dinlemek üzere Almanya, İspanya, Güney Afrika ve Polanya’dan birer anayasa uzmanını konusmacı olarak davet ettik.

Bilindiği gibi Türkiye’de yeni anayasa çalışması yapan çok sayıda sivil toplum kuruluşu anayasanın içeriğine ilişkin görüşlerini ve önerilerini açıklamaya devam ediyorlar. Bu toplantıyı düzenleyen kurumlar olarak,  yukarıdaki ülkelerin anayasa yapma deneyimini kamuoyuna taşıyarak Türkiye’deki yeni anayasa yapım sürecine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz.

Toplantıya katılımınız bizim için çok kıymetli. 15 Ekim 2011 tarihini lütfen bu toplantı için ayırın. Ayrıca sunum bölümlerinden sonraki soru, tartışma ve öneriler bölümünde değerli görüşlerinizi paylaşarak konferansa katkıda bulunursanız çok seviniriz.

Düzenleyen kuruluşlar
Friedrich-Ebert- Stiftung Derneği Türkiye Temsilciligi (FES)

Küresel ve Yerel Düşünce Derneği ( KÜYEREL)

Sosyal Demokrasi Vakfı ( SODEV)

Türkiye Sosyal  Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı (TÜSES)

Tarih: 15 Ekim 2011

Yer: Bahçesehir Üniversitesi Beşiktaş

Konuşmacılar: Prof. Dr. Herta Däubler-Gmelin, Almanya, Eski Adalet Bakanı

Prof. Dr. Carles Viver, İspanya, Barselona Üniversitesi

Albie Sachs, Güney Afrika, Anayasa Mahkemesi Eski Başkanı

Prof. Miroslaw Wyrzykowski, Polonya, Anayasa Mahkemesi Eski Üyesi

Yeni “Hayata Dönüş”ler için kuvvetli şüphe yetecek

Jandarmanın cezaevlerinde arama ve müdahale etme yetkisi, üç bakanlığın ortak protokolüyle genişletildi.

Ceza infaz kurumlarındaki tutuklu ve hükümlü sayısının 124 bine ulaşarak rekor kırdığı bir dönemde, jandarmanın cezaevlerinde arama yapma ve gerektiğinde müdahale etme yetkisi genişletildi.

Üç bakanlığın ortak hazırladığı protokole, soruşturma ve davalarda tutukluluğun devamına karar verilirken sık kullanılan “kuvvetli şüphe” ifadesi de eklendi. Bundan sonra jandarma “kuvvetli şüphe durumları”nda savcılıktan müdahale etme izni isteyebilecek. Eskiden sadece yazılı olarak başvurabilirken şimdi “sözlü” talepte bulunma kolaylığı da getirildi.

Adalet Bakanlığı’na bağlı Ceza ve Tevkif-evleri Genel Müdürlüğü verilerine göre, son 10 yılda cezaevlerinde kalanların sayısı iki katını aşarak 124 bin rakamına ulaştı. Bunların 70 binini hükümlüler, 54 binini ise tutuklular oluşturdu. Bu tabloda içinde Adalet, İçişleri ve Sağlık bakanlıkları ceza infaz kurumlarının yönetim, dış koruma, hükümlü ve tutukluların sevk ve nakilleriyle sağlık hizmetlerinin yürütülmesini yeniden düzenledi. “Üçlü protokol” adı verilen düzenlemede, hükümlülerin muayenelerine jandarmanın girişinin yasaklanması gibi birtakım olumlu yenilikler bulunuyordu.

Ancak protokolün satır aralarında dikkat çeken bir değişiklik göze çarptı. Eski protokolün 15. maddesinde düzenlenen “Jandarmadan Gelecek Arama Talepleri” başlığı yenisinde 14. madde olarak “Jandarmadan Gelecek Müdahale ve Arama Talepleri” şeklini aldı. Eskisinde “İsyan, direniş, yangın, deprem gibi olağanüstü durumlarda veya firar teşebbüslerinin önlenmesi maksadıyla” “yazılı” olarak cumhuriyet başsavcılığına arama ve müdahale talebinde bulunulabileceği belirtiliyordu. Ancak bu şekilde sınırlandırılan maddeye “kuvvetli şüphe durumları” gibi muğlak bir ifade eklendi. Jandarmaya yazılının yanında “sözlü” başvuru kolaylığı da sağladı. Böylece jandarma, koğuşlardan herhangi birinde kuvvetli şüphe durumu gördüğü takdirde savcılıktan alacağı izinle arama yapabilecek, gerektiğinde müdahale edebilecek. Tartışma yaratan maddenin yeni hali şöyle:

“İsyan, direniş, yangın, deprem gibi olağanüstü durumlarla firar teşebbüslerinin önlenmesi maksadıyla veya kuvvetli şüphe durumlarında jandarma tarafından vaki olacak sözlü veya yazılı arama ve müdahale talebi cumhuriyet başsavcılığınca değerlendirilir ve gerekli görülürse müdahale ve arama ceza infaz kurumu personeliyle birlikte yapılır.” (Cumhuriyet)

Fatih Avan finale yükseldi

0

Daegu Stadı‘ndaki yarışmada güzel bir performans sergileyen milli atlet ilk hakkında 80.27, ikinci denemesinde ise 77.68’lik bir derece elde etti. Fatih Avan, son atışında ise 81.94’lük bir derece yakaladı ve finale adını yazdırdı.

13. Dünya Atletizm Şampiyonasında, erkekler cirit atmada Fatih Avan finale yükseldi.

Fatih Avan, (B) grubundaki seçmelerde 81.94’lük atışıyla 2. olurken, genel sıralamada ise 5. oldu.

Milli sporcu, 3 Eylül Cumartesi günü TSİ 13.10’da, 12 sporcuyla finalde mücadele verecek.

Milli ciritçi Fatih Avan finale yükselmesinin ardından yaptığı açıklamada, finalde de ilk 5 içinde olmak için mücadele edeceğini söyledi.

Yarışmaya biraz stresli çıktığını anlatan Fatih Avan,”İki sene önceki dünya şampiyonasında bir şanssızlık yaşamıştım. Burada onun stresiyle yarışmaya çıktım ve iyi de başladım. İlk atışım finale kalabilecek düzeydeydi. Ancak son atış öncesi elenme tehlikesi yaşayınca büyük strese girdim. Çok şükür son atışımla finale kalmayı başardım. Zaten finalden çok, elemeden çekiniyorduk. Finalin havası başka olur. Finalde de ilk 5 içinde olmaya çalışacağım” dedi.

Barış Mitingi’ne de kimyasal silah!

İstanbul Kadıköy’deki 1 Eylül Dünya Barış Günü mitingine polis gaz bombasıyla müdahale etti. Olaylar sona erdikten sonra, tertip komitesi polisin tavrını kınamak amacıyla mitingi iptal etti.

Ölüm değil, yaşam kazansın” sloganıyla Kadıköy İskele Meydanı’nda yapılacak miting için, Tepe Naitilus Alışveriş Merkezi önünde toplanan gruplar, miting alanına doğru yürüyüşe geçti.

Rıhtımdaki miting alanına ulaşan gruplar polis kontrol noktasına geldiğinde küçük bir grup üzerini aratmak istemedi. Gerginlikle birlikte polis kitleye gaz bombaları ile müdahalede bulundu. Kitlenin alana girişi devam ederken, müdahaleye taşlarla karşılık veren gençlere polis ikinci defa müdahale etti.

Çevik Kuvvet’in kullandığı gaz bombasından çok sayıda kişi etkilendi. 4 kişi gözaltına alınırken, biri çocuk 2 kişi de yaralandı.

Müdahale sonrası tertip komitesi üyelerinin araya girmesiyle gerginlik sona erdi ve kitlenin tamamı alana girdi. Ancak polisin tavrını kınamak amacıyla miting iptal edildi.

Savaş veya barış – Berrin Karakaş

Zweig’ın uğruna ölüme gittiği emaneti barışı beklemeye devam ediyoruz.

Bugün Türkiye ve senelerdir yavrumuz olmasından dolayı bize benzemiş KKTC için Barış Günü. Dünyanın geri kalanı, bu Barış Günü’nü 21 Eylül’de barışa özel moda şovlarından kurabiye standlarına Anneler Günü, Babalar Günü, Sevgililer Günü kıvamında kutluyor. Biz henüz o derece bir ‘banş’a ulaşamadığımızdan, ibret olsun diye Hitler’in 1939’da, 2. Dünya Savaşı’nı başlatan Polonya işgal tarihinde kutluyoruz. Sendikalar ve sivil toplum kuruluşları, yurdun çeşitli yerlerinde barış için yürüyorlar bugün. İHD Diyarbakır şubesi canlı kalkan eyleminde askerlerce öldürülen Yıldırım Ayhan için yürüyor. Akşam haberlerinde barışın kaç kişiyi daha öldürüp kaç kişiyi yaraladığı, büyük bir şevkle anlatılacak. Ardından da büyük ihtimal yenilenen ve yine bugün halka açılan Topkapı Sarayı Silah Seksiyonu haberleri girilecek.

 

Sarayda görücüye çıkmış, paslarından küflerinden arındırılmış pırıl pırıl silahları, kılıçları sergiye hazır edenler, silahların ‘Barışı temsil edecek şekilde, özel mıknatıslarla havada dik tutulduğunu’ söylüyor. Bu kavraması zor ayrıntıyı belirttikten sonra da “Osmanlı’nın üç kıtaya yayılması LED bilgisayar teknolojisiyle yedi büyük savaş üzerinden gösterilecek” diyorlar.

Savaşlara böyle kahramanlık gözüyle baktıkça, elbette ki bu gözler daha uzun zaman barış yüzü görmeyecek. Bu  gerçeği bir kez daha anlamak, Barış Günü ilan ettiğimiz 1939’da ve öncesinde yaşananlan kavramak, günümüzle benzerliklerini yakalamak ve yakalamamak için ne yapmak gerektiğini düşünmek adına büyük hümanist Stefan Zweig’ın ‘Dünün Dünyası’ ve ‘Yarının Tarihi’ isimli kitaplarını okursanız hayra geçecektir.

İki büyük savaşı da yaşamış Zweig, 1942’de, Brezilya’da sürgündeyken ‘Artık güneşin doğmasını bekleyecek gücü kalmadığını’ yazmış ve kansıyla birlikte intihar etmişti. Giderken geride kalanların beklemeleri gerektiğini de özellikle
belirtmişti. Beklerken okuyuverin.

Dünyayı yıllarca karartacak savaş günlerinin başladığı o ışıltılı 1939 yazı için, “Çoktan unutulup gömüldü sanılanın, eski biçimi ve görünüşüyle yine karşımıza çıkması kadar ürkütücü bir şey yoktur hayatta” diye yazıyor Zweig. Bu
ürkünçlük bir yerlerden tanıdık geliyorsa, başlayın hatırlamaya; haksızlıklara, zorbalıklara alışmanın insanlığa neler ettiğini, bir ulusun nasıl da ‘banş’ sevdasıyla canavara dönüştüğünü, savaştan ekmek yiyen yazarların kalemlerine nasıl sarıldığını, Birinci Dünya Savaşı’yla başlayan yabancı korkusu hastalığının ikincisinde büyük bir hızla nasıl da geri geldiğini…

Günümüzde Zweig gibi kalemlere rastlanmıyor pek. Kimse savaşı Tolstoy gibi uzun uzun, her yönüyle, insanlık gözünden anlatmıyor. ‘Savaş ve Barış’ gibi tuğla kitapları kimse okumuyor. Neyse ki yazmasalar da, ‘Dikkatli olun’ uyarısı yapacak kalemler var hâlâ. Okumasa da dinleyecek kulaklar. Uzundur ‘Neden ses vermiyor’ diye beklediğim Orhan Pamuk, nihayet Rakel Dink, İshak Alaton gibi isimlerle birlikte barış talep etti geçenlerde. “Savaşmakla, çatışmakla, bastırmakla, sindirmekle, yok etmekle olmaz; barışmakla olur! ” dedi. Bayram sonrası çıkacak yeni kitabı ‘Saf ve Düşünceli Romana’yı sabırsızlıkla beklediğim Orhan Pamuk, keşke kitabı oluşturan konuşmalan Harvard Üniversitesi’nde değil Türkiye’de yapabilseydi. ‘Türkiye’de 1 milyon Ermeni, 30 bin Kürt öldürüldü’ sürgünü olmasaydı buralarda ders verir miydi bilmiyorum ama verseydi genç yazarlar için büyük bir kazanım olacağını biliyorum. Bunu anlamak için ‘Monsieur Flaubert benim’ konuşmasının metnini okumanız yeterli. Barış için attığı imzayı daha iyi anlamanız için de ‘Manzaradan Parçalar’ kitabından ‘Saddam-Bush-Erdoğan’ ve ‘Ezilenlerin Siyaseti’ makalelerini okuyabilirsiniz. Bayram şekeri olarak ‘Ezilenlerin Siyaseti’nden bir küple yazarak veda edeyim. Söz konusu Batı’yı ve İslam âlemini nasıl okuyacağınız size kalmış: “Bugün Batı’nın sorunu yalnızca hangi teröristin hangi çadırda, hangi mağarada, hangi ücra şehrin hangi sokağında gizlenmekte ya da yeni bombasını hazırlamakta olduğunu bulup onun kafasına yeterince bomba atmak değil, dünyanın Batı dünyasının dışında kalan yoksul, aşağılanmış, ve ‘haksız’ çoğunluğunun maneviyatını da anlamaktır. Oysa savaş çığlıkları, milliyetçi nutuklar, alelacele başlatılan askeri harekatlarla bunun tam tersi yapılıyor. Schengen ülkelerinde alınan yeni vize tedbirleri bütün bir İslam âlemini terör ve fanatizmle dünyayı her geçen gün barıştan ve soğukkanlılıktan uzaklaştırıyor.”

 

Berrin Karakaş- Radikal

Meral Tahta 45 gün direnebildi

Sevgilisi tarafından 4 gün boyunca aç ve susuz eve kapatılıp dövülerek işkence edilen, ardından bir otobüs durağına bırakılan 32 yaşındaki Meral Tahta, 45 gündür tedavi altında tutulduğu hastanede yaşamını yitirdi.

Bir barda garson alarak çalışan ve boşandığı eşinden 2 çocuğu olan Meral Tahta, 14 Temmuz Perşembe günü kayboldu. Kız kardeşinden haber alamayan 42 yaşındaki Özlem Kılıçdoğan da polis merkezine giderek kayıp başvurusunda bulundu. Meral Tahta’nın bulunması için çalışma başlatan Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekipleri, gidebileceği yerleri kontrol etti, fakat sonuç alamadı.

Polis, Meral Tahta’nın, işsiz olan Mustafa Konuk ile ilişkisi olduğunu saptadı. Bunun üzerine Mustafa Konuk’a cep telefonuyla ulaşan polis, Meral Tahta’nın gidebileceği yeri sordu. Mustafa Konuk da sevgilisinden haberi olmadığını söyledi. Ardından iddiaya göre, aralarında çıkan tartışma sonucu 4 gün boyunca evinde tekme ve yumrukla döverek işkence yaptığı sevgilisi Meral Tahta’yı merkez Selçuklu İlçesi Buhara Mahallesi İsmail Kaya Caddesi’ndeki bir otobüs durağına bıraktı. Daha sonra polisi arayıp sevgilisini otobüs durağına bıraktığını söyleyip, uzaklaştı.

18 Temmuz Pazartesi günü otobüs durağında bulunan Meral Tahta ambulansla Konya Numune Hastanesi’ne kaldırıldı. Mustafa Konuk da kısa süre yakalandı. Kasten adam öldürmeye teşebbüs suçundan sevk edildiği nöbetçi tarafından tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Hastanenin Genel Yoğun Bakım Ünitesi’nde tedavi altına alınan Tahta’nın kafa ve vücudunun çeşitli yerlerine aldığı darbeler sonucu beyin kanaması geçirdiği, ayrıca 4 gün boyunca aç ve susuz bırakıldığı için de böbrek yetmezliği yaşadığını belirlendi. Genç kadın solunum cihazına bağlandı. Hastanede 45 gündür yaşam mücadelesi veren Meral tahta hastanede yaşamını yitirdi.