Ana Sayfa Blog Sayfa 5076

Fazıl Say’dan şiddet “gösterisi”

Burgazada, geçtiğimiz günlerde Fazıl Say’ın  neden olduğu bir şiddet “gösterisine” sahne oldu. Say, NTV’de program yapan belgeselci Nedim Hazar ile eşi Heinrich Böll Stiftung Derneği‘nin Türkiye Temsilcisi Dr. Ulrike Dufner’e bardak ve şişe fırlatıp hakaret etti.

Nedim Hazar’a göre olay şu şekilde gerçekleşti: “Burgazada’da yaşıyorum. Eşim Alman Yeşiller Partisi’nden. O gece Ayvalık’a gidecektik ve motoru beklerken adada sık sık oturduğumuz restorana uğradık. Orada masalar uzundur. Fazıl Say’ın da oturduğu masanın ucuna iliştik.

Say’la 2004 yılında Merca Dede’nin belgeselini çekerken tanışmıştık. Eşim de tanıyor. Yeşiller’den konu açıldı ve “Cem Özdemir arkadaşımdır; sizin yüzünüzden Avrupa’da azar işitiyorum. Arkadaşlarım Mustafa Balbay, Soner Yalçın sizin yüzünüzden içeride” diye eşime bağırmaya başladı. Ben de “baban senden daha iyi politika yapıyor” dedim. Çok sarhoştu, ayağa kalktı ve üstümüze yürüdü.

Restoran sahibi araya girdi, ada sakini olarak olayı büyütmemek için uzaklaşırken arkamızdan pet şişe ve hatta bardak fırlattı. Her şey 5 dakikada oldu, bitti”

Bu olaydan sonra bir sosyal paylaşım sitesinde yazan Fazıl Say ise olayla ilgili şunları yazdı: “Burgazada’da dostlarla içip dertleşirken, bir NTV programcısıyla Alman eşi (Alman Yeşiller Partisi’nden) gece vakti masamıza gelip sormadan oturdu. Tuhaf siyasi eleştirilere başladılar, (2. Cumhuriyetçiler) ‘Gidin’ dedik gitmediler, babama, bana zart zurt ettiler, kovduk. Gecemizi çirkinleştirdiler. Sinirlendik; o derecede ki; pet şişesi fırlattığım ilk kez oluyor. Olayla ilgili, herkesten bir de özür diledim. Ama onlarla hesaplaşacağım”

Olayla ilgili son açıklama ise Heinrich Böll Stiftung Derneği’nin Türkiye Temsilcisi Dr. Ulrike Dufner’den geldi. Hakaret ve şiddete maruz kalan Dufner açıklamasında,

“Sayin Fazıl Say,

Gazetelerde okuduğuma göre “Burgazada’da kullandığınız şiddetten dolayı insanlardan özür dilemişsiniz“. Ama kusura bakmayın en çok bana karşı şiddet kullandığını belirtmek istiyorum. Ve benden özür dilemediniz. İkincisi hayatımda ilk defa yan masasında oturduğum biri bana “siktir, defol yanımdan, başka bir yerde oturun“ dedi. Ki nedenini bugüne kadar anlamamışım. Alman Yeşiller Partisi’ne yakın Heinrich Böll Stiftung Derneği’nin Türkiye Temsilcisi olduğum için mi? Soner Yalçın, Mustafa Balbay gibi bahsettiğiniz dostlarınızın hapse atılmasi ile ilgili beni mi suçluyorsunuz? Heinrich Böll Stiftung Türkiye Temsilciligi’nin görüşlerine katılmadığınız için mi “siktir, defol“ dediniz? Motorla yola çıkmak üzereyken peşimden koşup bana bu yüzden mi şiddetle saldırmak istediniz? Arkadaslarınız beni korumamış olsaydı hastanelik mi edecektiniz? Sayın Fazıl Say sizinle siyaset tartışmadık. Vakit yoktu çünkü. Ben ve eşim motoru beklerken beş dakikalık bir mola yapmak istedik ve huzurumuzu bu şiddetli saldırı ve kaba bağırmalarla siz bozdunuz. Ne ile hesaplaşmak istiyorsunuz ki? Şiddeti siz kullandınoz. Sokak köpeklerinin Türkçesini siz kullandınız… Bence kendinizle hesaplaşırsanız en doğrusu budur.” diyerek yaşadıklarını ve Say’ın özürünün yanlış bir noktaya olduğunu belirtti.

Gerze’de polis şiddeti: 25 köylü yaralı

Sinop’un Gerze ilçesinde Anadolu Grubu tarafından yapılmak istenen kömürlü termik santrala karşı çıkan köylüler üzerine bugün yapılan polis saldırısının bilançosu ağırlaşıyor.

Bölgeden gelen son haberlere göre polisin gaz bombası ve cop kullanarak yaptığı saldırıda 25 köylü yaralandı, 4 köylünün durumu ağır. Polisin havaya ateş de açtığı, bu arada çevredeki ormanlık alanda da yangın çıktığı haber veriliyor. Ayrıca Köylülerin avukatı Cömert Uygar Erdem’in alana alınmadığı, yaralıların hastaneye götürülmesinde sorunlar yaşandığı bildiriliyor.

Gerze Yaykıl köylüleri termik santral yapmak isteyen Anadolu Grubu’nun sondaj yapmak için alana girmesine izin vermiyordu. Olaylar halen devam ediyor.

(Yeşil Gazete)

12 Dev Adam 2. Turda

Sözün özü. İngilizler (Great Britain) kazanınca biz de kazanmış sayıldık. Litvanya’da devam eden FIBA Avrupa Basketbol Şampiyonası’nın 6. gününde 12 Dev Adam daha rakibi İspanya ile karşılaşmasına başlamadan grupta kendisinden daha avantajlı durumda olan Polonya‘nın İngiltere‘ye 88 – 81 mağlup olması ile bir üst tura çıkmayı garantiledi.

İngiltere, Polonya ve henüz son maçını oynamayan Türkiye grupta 2 galibiyet elde etmiş takımlar. 3’lü averajda her iki rakibinin de önünde olan Türkiye, İspanya maçının sonucuna bakılmaksızın bir üst tura çıkmayı garantilemiş durumda.

Türkiye ilk 2 maçında Portekiz ve İngiltere’yi farklı skorlarla mağlup etmeyi başarmuş ancak daha sonra oynadığı 2 maçta önce Litvanya’ya 75 – 68, dün oynanan maçta da Polonya’ya 83 – 82 mağlup olarak gruptan çıkma şansını mucizelere bırakmıştı. Eğer Polonya son maçında İngiltere’yi mağlup etmeyi başarsa idi Türkiye finali hedefleyerek geldiği turnuvadan ilk turdan elenmiş olarak dönmek zorunda kalacaktı.

İngiltere – Polonya maçının kahramanlarından Luol Deng maç sonunda NtvSpor muhabiri Sine Büyüka‘nın sorularını esprili bir dille yanıtladı. Türkiye’nin pivotlarından Ömer Aşık gibi NBA’de Chicago Bulls formasını terleten Deng, kendisine Türkiye Basketbol Takımı adına teşekkür eden Büyüka’ya, “Hem Ömer hem de Hidayet (Türkoğlu) çok iyi arkadaşlarım. Artık bu galibiyet sonrası beni görürler sanırım. Buzdolabımı artık türk yemekleri ile mi doldururlar ya da benim altıma yeni bir araba mı çekerler bilemem” şeklinde konuştu. Soyunma odasına gitmeden önce türk basketbolseverler ile fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmeyen Deng’in bu sözleri twitter’da “acaba teşvik primi mi?” esprilerinin yayılmasına da yol açtı.

Luol Deng karşılaşmayı 28 sayı ile tamamlarken takım arkadaşı Joel Freeland de attığı 27 sayı ile galibiyetin mimarlarından biri olmayı başardı.

Türkiye artık iyice rahatladığı A grubundaki son maçını tsi 17:45′de İspanya ile oynayacak

(Yeşil Gazete)

Freddie Mercury 65 yaşında

Bugün efsanevi Queen grubunun unutulmaz solisti Freddie Mercury’nin 65. doğum yıl dönümü.

1946’da o yıllarda İngiliz kolonisi olan Zanzibar’da doğan britanyalı şarkıcı 1991 yılında AIDS’e yenik düşerek ölmüştü.

Müzik tarihinin gelmiş geçmiş en güçlü vokalleri arasında gösterilen Freddie Mercury aynı zamanda “sıradışı” kişiliği, bitmeyen sahne enerjisi ve özgür karakteriyle de milyonlarca insanın sevgi ve hayranlığını kazanmıştı. Cinsel yönelimini açık olarak ilan eden Mercury, bu davranışıyla da dünya kamuoyunun LGBTQ bireylere bakış açısının düzelmesine katkıda bulunmuştu.

İnternetin en popüler arama motoru Google da Freddie Mercury’nin 65. doğum yıl dönümünde sanatçının seslendirdiği Queen’in unutulmaz şarkısı “Don’t Stop Me Now” için bir klip hazırlamış. Freddie Mercury’ye ve şenlikli kişiliğine bir saygı duruşu niteliğinde olan klip bugün Google‘ın anasayfasındaki logo tıklanarak izlenebilir.

 

Meghan Kallman from Tar Sands Action: “Good time and place to hold Obama himself accountable.”

(Bu söyleşinin Türkçe çevirisine bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz)

Meghan Kallman is only one of the 1252 climate activists who were detained during the Tar Sands Action protests in Washington DC between August 20 and September 3. They were at a peaceful action in front of the White House in order to prevent approval for a pipeline that is meant to carry petroleum extracted from Canada’s tar sands to US refinaries. According to notable climate scientist and one of the activists James Hansen, the building of this pipeline will guarantee a 500 ppm carbondioxide concentration in the atmosphere, placing the planet in face of a hard to imagine climate catastrophe. Their action was tremendously successful in bringing the issue to the public’s attention. We talk with Meghan about this mass action, activism and about climate change.

-Meghan, I’ve previously known you as a graduate student and a community organizer dedicated to local sustainable living. Tell us how you heard of and got involved in the Tar Sands Action. Did you just respond to the call or were you approached as representing a community or group?

Meghan Kallman having her mock mug shot photograph taken for the Tar Sands Action

I heard about the Tar Sands Action through a number of different listservs and activist organizations that I’m part of. It came via many different channels at once (very good marketing on the part of the organizers!). I also have a dear friend and partner-in-climate-activism, and we have been discussing it for several months. We had planned to go down together, but logistics prevented that from happening and so I wound up going alone. While there were certainly protesters who came as a part of a group or representing a group, many also came alone, with partners or spouses, or with friends or co-workers. That to me is tremendously powerful.

-Why did you oblige? What made you want to take a stand?

I think that this is an important juncture in the movement. Obama won support from environmentalists like me during his election campaign based on promises to make real differences in US environmental policy, and to propel us towards renewable energy sources and green jobs. That hasn’t happened to the degree that we had all hoped for, and a lot of us are extremely disappointed. Granted, this has been a difficult term with respect to the economy and all the wars that the US is engaged in, but the climate is of critical importance and we cannot keep sidelining it if we want any sort of a future for ourselves. The climate bill failed earlier in Obama’s term, and many of us are very disappointed in how he has been dealing with these issues. The proposed Keystone XL pipeline is an issue that does not have to go through Congress; it is something that will be decided directly by the Obama administration itself. Which is why it’s a good point of contact, and a good time and place to hold Obama himself accountable.

-All right. On this note, everyone acknowledges the holistic effect of climate change but for most climate activists, one or another aspect of climate change has a drastic effect on our conscious that we feel a need to scream for change. what touches you?

This is not just a question of U.S. politics and environment–this is a social justice issue as well.

Poor people most often feel, disproportionately, the impacts of climate change. They are the first to go without water, without food, and to suffer the adverse impacts of natural disasters. And so this pipeline becomes a focal point for different groups who work on different social and environmental justice issues, and they are all able to converge on an issue of common concern.

In part, I joined the action because I would like to have children, and I would like to be able to entrust to them a world that has not been completely devastated by the effects of climate change. I would like for them to know what ice caps are, and how it feels to breathe clean air. I grew up in the countryside, and I want those things for myself as well. Energy and climate issues are absolutely the challenge of this generation, and I am, quite frankly, excited to be a part of facing and addressing it.

-So you volunteered for the action, and then? tell us a story, how did things progress? It is a huge organization to bring literally a couple of thousand people from all over the US together in a coordinated and consistent action. How did you observe this works? What are the steps?

I was very impressed by how well organized this action was. TarSandsAction, which is spearheaded, as you probably know, by Bill McKibben at 350.org and others, designed and organized the trainings with the help of a few other social and environmental justice organizations. They basically sent out a call through all their channels—and I’m not part of the organization itself, so I don’t know exactly how they did that. But I got announcements from all of my social justice and environmental listservs, from friends, on Facebook. I signed up online, and then they send you an email with some information about the action and about the training.The organizers wanted everyone planning on attending the action to also attend a training on non-violent direct actions the evening prior to their sit-in day, and that was a very useful thing for me. We met the other folks who would be sitting-in with us (in my case, about 140 other people), which helped us develop some solidarity and get more excited. We sort of bolstered each other, and since this was my first arrest, that was important to me as well. We heard perspectives from some indigenous community activists whose land would be affected by this pipeline, and from Bill McKibben, who is one of the main voices in the climate movement. We were briefed on how the sit-in day was going to go, on what would likely happen, on what the probable outcomes were (legal and otherwise), and we were asked to find “buddies”—another activist to keep an eye on, to be arrested with, and to basically look out for. We did a rehearsal “arrest”, which was to help prepare us for what the arrest process itself would look like, and to help call up any potential problem areas, or moments that were apt to be especially frightening. Several religious communities in the DC area donated space for the trainings. We had a communal dinner, and plenty of opportunity to mingle, meet each other, and ask questions.

-And on what day did you take part in the action?, and with what group? From what I’ve gathered, usually it is by region, right? Who was with you in terms of well known names?

I attended a training on August 31, and sat in on September 1. As far as I know the actions are not grouped by region, but rather by whoever is available to come. This is, I think one of the reasons the actions have been able to draw so many people—because they took place over several weeks, folks were able to figure out how to fit them into their own schedules. It seems like a new and effective way of organizing large-scale actions. Certain people do come in groups, but it’s my understanding that it’s more common for folks to come representing their group at home. On my sit-in day, we had a representative from a labor union, and from different environmental and faith-based organizations all over the country. We also had several folks from Canada, who came down and risked arrest in the US to stand in solidarity with us. International arrests can get very problematic, and the fact that they did that was tremendously meaningful.

Josh Fox, who directed Gasland was sitting-in with my group that day. James Hansen, NASA’s top climate scientist, was arrested two days before me, along with actress Darryl Hannah. Al Gore voiced his support for the action the night that I attended my training. The big names have been coming, and coming. But what makes me the most proud is all of the non-big names that

came. I was in the paddy wagon with a 73-year-old grandmother from Virginia, a college student from DC, a teacher from New York. An elderly woman, in a wheelchair, sat in with us and was arrested on her birthday.

A diversity of activists sitting-in in front of the White House on September 1

-When we take NVDA type actions here, the police knows it is passive but still usually roughs us up slightly on the way to the bus. What was your experience? did they talk to you at all? What did they say?

My experience with the DC park police could not have been better, though I speak only for myself here. The police spoke pleasantly with and to us, and one woman thanked me for being so professional. Much of the credit for that goes to the action organizers, who trained us very carefully on how to facilitate processing and how to remain utterly professional and nonviolent. This professionalism, it’s important to note, is part of the tenor of the action. We are demonstrating that we are not the radicals here; the radicals are the ones who suggest that continuing to pollute our environment and egregiously endangering our climate are reasonable things to do for profit.

The highlight of my police interactions, however, was when my arresting officer–after he had driven a paddywagon full of women down to the police station–opened the back door, leaned against it, and asked us to explain to him exactly what we were protesting and why. He listened attentively and interestedly through the whole thing! So I can bet that young man went home that night and Googled the issue, which is inspiring. That he was curious and wanted to ask and was willing to ask and to listen was inspiring.

-How long were you in custody for? I was surprised to hear two days of custody time in the initial day of the action. does this still hold? Does your counsel expect litigation? How do you feel about this?

I was offered the post-and-forfeit option, which basically means that you pay $100 and forfeit your right to a trial, though you are not convicted of anything (that is, neither admitting guilt nor proclaiming innocence). I took that option, and was in custody for about four hours. The purpose of these arrests is largely symbolic, and the organizers believe (and I agree with them), that for our purposes, the arrest itself is the critical element, not how long you actually stay in jail.

The park police mistakenly believed that the protesters on the first day would be the same people who came every day, and I believe they were held longer (more than two days) as a deterrent. In fact, another dear friend who was held for those two days tells me that they were explicitly informed that their detention was in order to ‘make an example of them’, to deter future protesters. She told me that when the first day’s protesters were detained, they weren’t looking for sympathy—they just wanted company, and were thrilled to hear that the next day’s protesters went ahead and got arrested even in the face of potential jail time. They were eventually released and “no-papered,” meaning that there were no fines and no charges. The legal team has some problems with how that was handled, but I don’t know what they are planning to do.

-The Tar Sands Action has been vastly successful in terms of generating media coverage and public ownership of the issue. there have been editorials all the way to the chief editorial article of the NYT, internet coverage is phenomenal and now there are global protests in solidarity. how do you feel? do you think this may go further than the Keystone XL pipeline, or are you focused on the goal at this point?

I have been thrilled to see how large this has grown in the past few weeks. The Keystone XL issue went from being a virtual unknown to being, as you say, all over everywhere. That says to me that these tactics are appropriate to this issue. We’re deciding what to do next. Stopping the pipeline is the first goal, but generating energy, interest, and sustained commitment from all kinds of folks all over the country is very important, and it will be the continuation of this action and this movement. Becoming a public dialogue is critical. The media coverage helps us do that.

-There is a big 350 protest coming up on the 24th of this month all over the world, including a big one here in Istanbul. Do you expect something new and more powerful with the wave created by the tar sands action? Where will you be by the way?

I will be at home in Providence this month, helping to organize something here. I hope that this action has generated and will continue to generate attention and energy.

For me, one of the important pieces of this issue is that we all need to recognize and make peace with the fact that we are dependent on oil. I know that I am! I try to be to the most minimal extent possible, but I remain locked into my use of it, though my use of technology, the food I eat, the bicycle and busses that I ride to and from my commitments every day. The purpose of this movement is not to deny that, not to deny my (or anyone else’s) oil dependence. It is, rather, to help move us, as a society and as a world, towards more sustainable alternatives. To help drive that change, and to make that change something that people want rather than something they fear. To help break ourselves of this very, very destructive habit, recognizing our own individual and collective responsibilities within the system.

-How about in the longer run? Are you hopeful about political will finally being drawn together, or is it solely citizen and local action that has a chance to make a difference on the climate crisis? Do you expect anything at all from Durban? Do you even care?

One of the things that it has been difficult for me to come to terms with, as an activist, is that this “drawing together” is a long process, and that it’s not all flash in the pan. But I am hopeful. I am hopeful particularly because with this small group of people—there have been, after all, just over 1200 arrests in total—we have managed to make headlines all over the world, spur solidarity protests everywhere from Canada to New Zealand (whose protests, incidentally, shut down the Canadian embassy for the afternoon a few days ago). That is tremendously empowering, and I hope that this movement generates more of those feelings of empowerment and thus, more action. We can put this off and put this off until we reach absolute climate catastrophe, or we can pull ourselves together and deal with the climate and energy issue before we get there. The science is irrefutably behind us, and I think that the political will is following.

But this political will doesn’t happen in a vacuum—it’s wrapped up in concerns about the economy, concerns about jobs, and in the way that our political system and our corporate interests interact. So in that sense we have a much, much larger project in front of us than just stopping the development of this pipeline. Our project is to somehow build into our economic and political systems a concern for the earth on which we live, and for the environmental costs of doing business as we do. That implies many very very large changes to many systems and institutions that we take for granted, and that will be the difficult part.

-In the US you have a particularly hard job as climate activists as you are trying to turn around the most energy consuming society per capita in the world by far. in fact so much so that fossil fuel advocates in societies like Turkey – which, by the way, has had over a 120% increase in emissions since 1990, the base year for climate negotiations, and is set to be the biggest emitter in Europe in the 2020’s – still argue that the climate crisis should be solved by bringing down emissions in historically responsible areas and large emitters like China, that Turkey should maintain a fast carbon-fueled economic growth. As someone fresh out of an action to halt US emissions, how do you feel about their argument?

I think, that as the largest emitter on earth, the US has a tremendous responsibility towards cutting emissions, towards cleanup, and towards setting an example and pioneering technologies that can help meet the world’s energy needs. We made much of this mess, and I do believe that it falls on us to clean it up. I also believe, however, that it would be a mistake for China, Turkey, Brazil, India, or anywhere else to maintain carbon-fueled economic growth, because that won’t solve our energy issues over the long term and it will drastically worsen our climate problems. I understand the justice-based argument behind it and am partially sympathetic to it, at least in theory, but the earth simply won’t sustain that kind of development.

Interview: Alidost Numan – Yesil Gazete (Green Newspaper)

Son Dakika: Gerze’de santral karşıtlarına saldırı

Gerze halkının termik santrale karşı mücadelesi bugün polis ve jandarmanın müdahalesine maruz kaldı. Sondaj faaliyetlerini engellemek isteyen halka karşı gaz da kullanılıyor.

Günlerdir bölgelerine termik santral yapılmaması için direnen Gerzelilere, üç otobüs jandarma, polis ve panzerlerle müdahale edildi. Kimyasal gazın da kullanıldığı müdahalede, atılan gazlardan ormanda yangın çıktığı da belirtiliyor.

Gerze’de termik santral kurmak için Gerze’ye bağlı Yaykıl Köyü’nde sondaj faaliyeti yapmak isteyen Anadolu Grubu‘nun bu girişimi yöre halkının büyük direnişiyle karşılaşıyor.

 

Tar Sands Action aktivisti Meghan Kallman: “Obama’yı bizzat sorumlu kılmak için eylem yaptık.”

(You can access the original English language interview through this link.)

Meghan Kallman Tar Sands Action için, katılan tüm eylemciler gibi, sabıka benzeri fotoğraf çektirirken.

Meghan Kallman 20 Ağustos’tan 3 Eylül’e kadar iki hafta boyunca ABD’nin başkenti Washington DC’de yapılan Tar Sands Action eyleminde (Katran Kumu Eylemi) gözaltına alınan 1252 iklim aktivistinden sadece biri. Aktivistler katran kumundan elde edilen petrolün Kanada’dan ABD rafinerilerine taşınması için inşa edilmesi planlanan Keystone XL boru hattının onaylanmasını durdurmak için Beyaz Ev’in önünde barışçıl bir eylem yaptılar. Eylemciler arasında yer alan iklimbilimci James Hansen’a göre Keystone XL boru hattının inşaası, atmosferdeki karbondioksit miktarını 500 ppm’in üstüne çıkması ve gezegenin tahayyülü güç bir iklim felaketiyle karşı karşıya kalması anlamına gelecek.

Eylem konuyu kamuoyunun dikkatine getirmekte son derece başarılı oldu. Meghan’la bu kitle eylemini, aktivizmi ve iklim değişikliğini konuştuk.

Meghan, seninle bir yüksek lisans öğrencisi ve sürdürülebilir hayata inanan bir topluluk üyesi olarak tanışmıştık. Bize Tar Sands Action eyleminden nasıl haberdar olduğunu, eyleme nasıl katıldığını anlatır mısın? Kendi inisiyatifinle mi katıldın, yoksa bir topluluk ya da gurubu temsilen mi oradaydın?

Tar Sands Action’ı ilk olarak üyesi olduğum birkaç mail listesinden ve aktivist teşkilattan duydum. Birçok kanaldan birden geldi haber; bu, eylemi örgütleyenlerin ne kadar iyi duyuru yaptıklarını gösteriyor. Aynı zamanda çok iyi bir arkadaşım var, iklim aktivistliğinde benim ortağım; onunla da birkaç aydır tartışıyorduk. Birlikte katılmayı ümidediyorduk, ama lojistik sorunlar buna mani oldu, ben de tek başıma katılmış oldum. Gruplar hâlinde veya grupları temsilen gelmiş protestocular olsa da, birçoğu da bir başlarına gelmişti veya partnerleri veya eşleriyle, dostları ve iş arkadaşlarıyla. Bence böylesi çok daha muazzam bir şekilde kuvvetli.

Niçin çağrıya icabet ettin? Ne sana bir duruş sergileme ihtiyacı hissettirdi?

Bence şu anda harekette önemli bir dönemeçteyiz. Obama seçim kampanyasında, ABD’nin çevre siyasetinde gerçek bir değişiklik yapacağı, bizi yenilenebilir enerjiler ve yeşil işlere ivmeyle iteceği sözüyle benim gibi çevrecilerden destek kazandı. Bu umduğumuz derecede gerçekleşmedi ve birçoğumuz son derece hayal kırıklığına uğramış hâldeyiz. Tabii, farkındayım, ekonomi ve ABD’nin dahil olduğu tüm savaşlarla zor bir dönem oldu, ancak iklim hayati önemdedir; eğer kendimize herhangi bir şekilde bir gelecek istiyorsak bunu kenara itip duramayız.

Obama yönetiminin erken bir evresinde teklif edilen iklim kanunu başarısız oldu ve birçoğumuz Obama’nın bu konuları ele alış tarzından hoşnut değiliz. Yapımı teklif edilen Keystone XL boru hattı Kongre’den geçmesi gereken birşey değil; doğrudan Obama yönetimince karar verilecek birşey. Bunun için iyi bir temas noktası, Obama’yı bizzat sorumlu kılmak için iyi bir nokta ve iyi bir an.

Peki, bu noktada hepimiz iklim değişikliğinin bütüncül tesirlerini takdir ediyoruz. Ancak çoğu iklim aktivisti için iklim değişikliğinin bir ya da diğer vasfı vicdanımız üzerinde şiddetli bir tesir sahibidir, haykırasımız onun için gelir. Sana dokunan nedir?

Evet, mesele sadece ABD siyaseti ve çevre hakkında değil. Bu aynı zamanda bir sosyal adalet meselesi. Çoğu zaman iklim değişikliğinin tesirini, hem de orantısız bir şekilde, fakir insanlar hisseder. İlk susuz kalanlar, yiyeceksiz kalanlar ve tabii felaketlerin ters etkilerini ilk hissedenler onlardır. Bu sebeple de bu boru hattı sosyal adalet ve çevre adaleti konularında çalışan farklı guruplar için bir odak noktası hâline gelmiş durumda; hepsi bu müşeterek endişe etrafında toplanabilmiş vaziyetteler.

Eyleme biraz da şunun için katıldım ki, ben çocuk sahibi olmak istiyorum ve de çocuklarıma iklim değişikliğinin tesiriyle tamamen mahvedilmiş olmayan bir dünya emanet edebilmek istiyorum. Onların buzulların ne olduğunu ve temiz hava tenefüs etmenin nasıl bir his olduğunu bilmelerini istiyorum. Ben kırsal bir bölgede büyüdüm ve bütün bunları kendim için de istiyorum. Enerji ve iklim konuları kesinlikle bu neslin en zorlayıcı meseleleri ve samimi olmak gerekirse, ben bu meseleyle yüzleşmenin ve çözüm bulmanın parçası olduğum için heyecanlıyım!

– Eyleme gönüllü oldun ve sonra? Bize sürecin nasıl geliştiğini anlatır mısın? Kuzey Amerika’nın her yanından binlerce kişiyi koordinasyonlu, muntazam bir eylemde biraraya getirmek çok büyük bir organizasyon işi. Bunun nasıl işlediğini gözlemledin? Adımlar neydi?

Bu eylemin ne kadar iyi organize edilmiş olduğunu görünce çok etkilendim. Muhtemelen senin de bildiğin gibi 350.org’da Bill McKibben ve başkalarınca öncülüğü yapılan TarSandsAction, diğer birkaç sosyal adalet ve çevre adaleti kuruluşuyla birlikte eğitimleri tasarladı ve uyguladı. Temelde, sahip oldukları bütün kanalları kullanarak bir çağrı yaptılar, ben organizasyonun parçası olmadığım için bunu tam olarak da nasıl yaptıklarını bilmiyorum. Ama ben tüm ilgili mail listelerimden duyurular aldım, arkadaşlarımdan duydum, Facebook üzerinden duydum. İnternet üzerinden eyleme katılmak için yazıldım. Bunun ardından da sana eylem ve eğitim hakkında biraz bilgi gönderiyorlar.

Organizasyonu yapanlar eyleme katılmayı planlayan herkesin eylemde oturacakları günün öncesindeki akşam bir şiddetsiz doğrudan eylem eğitimine katılmasını da istiyordu ve bu da benim için çok eğlenceli ve çok faydalı birşeydi. Birlikte eyleme katılacağımız diğer arkadaşlarla tanıştık; benim için bu 140 kişi demekti… Böylece dayanışma ruhumuz gelişti ve heyecanlandık da. Birbirimize destek olduk, bu benim ilk gözaltına alınışım olduğu için bu destek benim için şahsen de önemliydi. Boru hattının topraklarını etkileyeceği yerli topluluklardan aktivistlerden onların bakış açılarını dinledik ve de iklim hareketinde ana seslerden biri olan Bill McKibben’ı… Eylem gününün nasıl geçeceği hakkında bir brifing aldık. Muhtemelen neler olacağı, gerek hukuki, gerekse başka yönlerden olası sonuçların ne olacağı anlatıldı; bir de birer “buddy” bulmamız istendi— yani birbirimize gözkulak olacağımız başka bir aktivist; birlikte gözaltına alınacağımız, birbirimize sahip çıkacağımız. Bir gözaltı tatbikatı yaptık ki bizi gözaltı sürecinin neye benzeyeceğine hazırlasın ve potansiyel olarak sorunlu noktalara işaret edelim, ya da nelerin gerçekten de korkulası anlar olabileceğini bilelim. Washington DC civarında birkaç dini cemaaat eğitimler için mekan tahsis etti. Bir topluluk yemeği yedik, kaynaşmak, birbirimizi tanımak ve soru sormak için hayli fırsat yarattık.

-Hangi gün eyleme katıldın ve hangi gurupla? Takip edebildiğim kadarıyla bölgeye göre bir dağılım da var, değil mi? Tanınan isimlerden kimler vardı sizinle?

Eğitime 31 Ağustos’ta katıldım ve 1 Eylül’de eylemde oturdum. Bilebildiğim kadarıyla eylemler bölgeye göre ayrılmış değil, bunun yerine o gün kim gelebiliyorsa ona göre. Bence bu, eylemlerin bu kadar çok katılımcı çekebilmesinin de bir sebebi — Birkaç haftaya yayıldığı için katılmak isteyenler kendi takvimlerine en iyi nasıl uydurabileceklerini düşünüp bulabiliyorlardı. Bu sanki büyük çaplı eylemleri organize etmenin yeni ve etkili bir yolu gibiymiş geliyor. Bazı kişiler gurup halinde geliyor, ama benim anladığım, insanların geldikleri yerdeki guruplarını temsilen gelmesi daha yaygın olanı. Benim eylem günümde bir sendika temsilcisi ve ülkenin her tarafından çevre kuruluşları ve inanç temelli kuruluşların temsilcileri bizimleydi. Ayni zamanda Kanada’dan gelip bizimle dayanışmak için ABD’de gözaltına alınmayı göze alan birkaç kişi vardı. Uluslararası gözaltılar bazen çok sorunlu haller alabilir ve bunu yapmaları son derece anlamlıydı.

Gasland belgeselinin yönetmeni Josh Fox o gün benim gurubumla oturuyordu. NASA’nın en üst düzey iklimbilimcisi James Hansen benden iki gün önce tutuklanmıştı, oyuncu Darryl Hannah ile birlikte. Al Gore benim eğitime katıldığım akşam eyleme desteğini verdi. Büyük isimler birbirini takip edip durdu. Ama beni gururlandıran katılan bütün büyük olmayan isimlerdi.

Ben tutuklu aracında Virginia’lı 73 yaşında bir nine, Washington DC’den bir üniversite öğrencisi ve New York’tan bir öğretmenle birlikteydim. Tekerlekli sandalyesiyle yaşlıca bir kadın bizimle eylemdeydi ve doğum gününde gözaltına alındı.

1 Eylül'de eyleme katılan iklim aktivistleri Beyaz Ev'in önünde oturken.

– Burada şiddetsiz doğrudan eylemlere katıldığımızda polis bunun pasif bir direniş olduğunu bilir, yine de otobüse kadar biraz sert davranabilir. Senin tecrüben neydi? Sizinle hiç konuştular mı? Ne dediler?

Benim Washington DC Parklar Bölgesi polisiyle tecrübem daha iyi olamazdı! Ama tabii sadece kendim için konuşuyorum. Polis bizimle ve bize hitaben nazikçe konuştu ve bir kadın polis de bana çok profesyonel davrandığım için teşekkür etti. Burada takdirin büyük kısmı eylemi örgütleyenlere gitmeli, çünkü bizi gözaltı işlemlerini kolaylaştırmak ve tamamen profesyonel ve şiddetsiz kalmak konusunda çok dikkatle eğittiler. Bu profesyonellik, bunu söylemesi önemli, eylemin eğilimiyle derinden alakalı. Biz burada radikallerin biz olmadığımızı gösteriyoruz; radikaller çevreyi kirletmeye devam etmenin, yamanca iklimi tehlikeye atmanın kâr için yapılması makul şeyler olduğunu teklif edenler.

Polisle etkileşimimin en hatırda kalır noktası ise, beni tutuklayan memurun bir tutuklu arabası dolusu kadını karakola getirdikten sonra arka kapıyı açması, kapıya yaslanması ve bize tam olarak neyi protesto ettiğimizi, niçin ettiğimizi sormasıydı. Dikkatlice dinledi tüm anlattıklarımızı! Yani, diyebilirim ki adam akşam eve gitti, konuyu Google’da araştırdı, ki bu da ilham verici. Adamın merak etmiş olması, sormak istemesi ve sorma iradesini göstermesi ilham verici.

Ne kadar gözaltında tutuldun? İlk günkü eylemcilerin iki gün gözaltında tutulduklarını okuduğumda çok şaşırdım. Böyle mi devam etti? Avukatların bir yargı süreci bekliyor mu? Bu konuda ne hissediyorsun?

Bana bir “öde ve haklarından vazgeç” seçeneği sundular; yani bu 100 dolarlık bir ceza ödüyorsun ve bir mahkemeye olan hakkından vazgiçiyorsun demek, her ne kadar mahkum olmuş filan değilsen de. Yani ne suç itiraf ediyorsun, ne de masumiyetini ilan ediyorsun. Ben bu seçeneği kabul ettim ve toplam dört saat gözaltında kaldım. Bu gözaltıların amacı ağırlıkla sembolik; ki eylemin örgütleyicileri bizim amacımız için de gözaltının süresinin değil gözaltına alınma fiilinin kendisinin elzem unsur olduğuna inanıyor, ben de onlara katılıyorum.

Polis ilk gün hatayla o günkü protestocuların her gün geri gelecek ikişiler oldukları kanısına varmış ve bence onun için onları daha uzun, iki günden de uzun, gözaltında tutulmuşlar ki caydırıcı olsun. Hatta o iki gün için gözaltında tutulan başka bir yakın dostum diyor ki, kendilerine onların tutulmasının ‘örnek olsunlar’ diye olduğu açıkça söylenmiş, daha sonraki protestocuları caydırmak için. Söylediği kadarıyla ilk günkü protestocular gözaltına alındıklarında zaten bir merhamet beklentisi içinde değillermiş, sadece kendilerine başkalarının katılmasını istiyorlarmış ve ertesi günkü protestoların hapiste zaman geçirme pahasına eyleme devam edip gözaltına alındıklarını duyduklarında sevinçlerinden uçmuşlar. Nihayetinde “işlemsiz” şekilde serbest bırakıldılar, yani ne ceza kesildi ne de bir suçlama oldu. Hukuk takımı bu durumun ele alınma tarzından biraz rahatsız, ama ne yapmayı düşündüklerini bilmiyorum.

-Tar Sands Action medyada yansımasıyla da konunun kamuoyu tarafından benimsenmesi açısından da fevkalade başarılı oldu. New York Times’ın baş yazısına kadar köşe yazılarına yansıdı, internette yansıması inanılmaz ve şimdi de dünya çapında destek için  protesto eylemleri yapılıyor. Ne hissediyorsun? Sence bu Keystone XL boru hattını aşar mı, yoksa şu anda hedefe mi kilitlenmiş vaziyettesin?

Son birkaç haftada bunun ne boyutlara büyüdüğünü görmek beni çok heyacanlandırdı. Keystone XL meselesi bilinmeyen bir konu olmaktan çıktı, senin de dediğin gibi, her yerde her tarafta bir hâl aldı. Bu bana burada kullanılan taktiğin konuya uygun olduğunu gösteriyor. Sonra ne yapacağımıza karar veriyoruz şimdi. Boru hattını durdurmak birincil amacımız, ama ülkenin her tarafından her çeşit insanda ilgi, enerji ve sürekli bir adama yaratmak da çok önemli ve bu eylemin ve bu hareketin devamı da böyle olacak. Kamusal bir diyaloğa dönüşmesi hayati birşey. Medyanın konuyu alması bize bunu başarmakta yardımcı oluyor.

– Bu ayın 24’ünde İstanbul dahil dünyanın her tarafında büyük bir 350 eylemi yapılacak. Tar Sands Action’ın yarattığı dalgayla daha büyük ve daha güçlü birşey bekliyor musun? Bu arada, sen nerede olacaksın?

Ben bu ay evimde, Providence’da olacağım ve burada bir şey organize etmeye yardım edeceğim. Umarım bu eylem dikkat çekmiş ve enerji yaratmıştır ve buna devam eder.

Benim için konunun en önemli parçalarından biri hepimizin petrole bağımlı olduğumuzu anlamamız ve bununla barışık olmamızdır. Biliyorum ki ben bağımlıyım! Olabildiğince az olmaya çalışıyorum, ama teknoloji kullanmamla, yediğim yemekle, kullandığım bisiklet ve otobüslerle ve gündelik sorumluluklarımla petrol kullanmaktan kaçamıyorum. Bu hareketin amacı bunu inkâr etmek değil; benim ya da başka kimsenin petrol bağımlılığını inkâr… Bundan ziyade, bir toplum ve bir gezegen olarak, daha sürdürülebilir alternatiflere doğru adım atmayı sağlamaktır. Değişimi hızlandırmak ve değişimi insanların korktuğu bir şeydense insanların istediği birşey hâline getirmek. Sistem içinde kendi bireysel ve toplu mesuliyetimizi takdir ederken, kendimizi bu çok çok tahrip edici alışkanlıktan kurtarmaya yardımcı olmak.

– Ya uzun vadede? Siyasi iradenin sonunda toparlanacağı konusunda ümidvar mısın, yoksa sence iklim krizinde değişimi yaratacak şey sadece ve sadece vatandaş eylemi ve yerel eylem mi? Bu yıl Durban’da gerçekleşecek İklim Konferansı’ndan birşey bekliyor musun mesela? Umurunda mı bu hatta?

Bir aktivist olarak yüzleşmesi zor olan şeylerden biri de bu “toparlama”nın uzun bir süreç olduğu; hop diye olup bitmediği. Ama ben ümitliyim. Ümitliyim çünkü küçük bir grup insan olarak – ne de olsa toplamda 1200 küsur gözaltı var – tüm dünyada manşetlere geçebildik, Kanada’dan Yeni Zelanda’ya çok yerde destek eylemleri tetikledik, ki bu arada Yeni Zelanda’daki protestolar Kanada sefaretini bir öğleden sonra boyunca kapattırdı bile. Bunlar son derece güçledirici şeyler ve umarım bu hareket aynı hislerden daha fazla yaratır, dolayısıyla daha fazla güçlendirilmişlik yaratır. Konuyu tamamiyle bir iklim felaketine erişinceye kadar erteleyip durabiliriz, veya kendimize çeki düzen verip oraya varmadan iklim ve enerji sorunuyla başa çıkabiliriz. Bilim reddedilemez bir şekilde bizi destekliyor ve bence siyasi irade de ardından takip etmekte.

Ancak, bu siyasi irade bir fanus içinde oluşmuyor ki— ekonomi hakkında, istihdam hakkında, siyasi sistem ile şirket menfaatlerinin nasıl etkileşeceği hakkında birçok kaygının yumağında. Yani bu anlamda, önümüzde sadece bir boru hattının inşasını durdurmaktan çok çok daha büyük bir proje var. Bizim tasarımız, üzerinde yaşadığımız dünya hakkında bir alâkayı iktisadi ve siyasi sistemimize bir şekilde dahil etmek ve yaptığımız tarzda iş yapmanın çevresel bedellerini. Bu kabullenegeldiğimizi birçok sistem ve kurum hakkında çok çok büyük değişiklikler ima eder, ki zor tarafı da bu olacak.

– Son bir soru olarak, ABD’de iklim aktivistleri olarak dünyada kıyas kabul etmez bir şekilde kişi başına en fazla enerji kullanan toplumu değiştirmeye çalışmak gibi hakikaten de çok zor bir işiniz var. O kadar ki, Türkiye gibi toplumlarda fosil yakıtların savunucuları – ki bu arada Türkiye’de CO2 eşdeğeri sera gazı salınımı 1990 değerlerine göre %120’nin üzerinde artmış durumda ve 2020’lerde ülkenin Avrupa’daki en büyük salınıma sahip olması bekleniyor – hâlâ iklim krizinin sırf emisyonlardan tarihsel olarak sorumlu olan bölgelerede ve Çin gibi çok büyük salınım sahibi ülkelerde düşürülmesiyle çözülmesini, mesela Türkiye’nin hızlı, karbonla beslenen bir büyümeye devam etmesi gerektiğini savunuyor. ABD’nin emisyonlarını düşürmek için bir eylemden henüz çıkmış birisi olarak böyle bir argüman hakkında ne hissediyorsun?

Bence ABD, dünyadaki en büyük karbon salıcısı olarak, emisyonların düşürülmesinden, gerekli temizlikten, ve dünyanın enerji ihtiyaçlarını karşılayacak teknolojiler geliştirmek ve örnek olmaktan son derece mesul. Kirliliğin büyük bir kısmını biz yarattık ve temizlemesi de bize düşer. Ama aynı zamanda inanıyorum ki Çin, Türkiye, Brezilya, Hindistan veya başka herhangi biryerin karbon temelli ekonomik büyümeyi devam ettirmesi bir hata olacaktır. Zira bu uzun vadede enerji sorunumuzu çözmeyecek ve iklim sorunumuzu da şiddetle artıracaktır. Arkasında yatan adalet temelli argümanı anlıyorum ve kısmen de duyguları, en azından afaki bir seviyede, paylaşıyorum; ancak dünya bu çeşit bir kalkınmayı hiçbir şekilde kaldıramaz.

Röportaj: Alidost Numan – Yeşil Gazete

Amargi “feminist örgütlenme”yi tartışacak

Amargi İzmir Şubesi Eylül ve Ekim aylarında “Sivil Toplum, Feminizm ve Örgütlenme” üst başlıklı bir dizi atölye gerçekleştirecek.

Bu çalışmada feministler, “feminist örgütlenme” başlığı altında; kamusal alanda görünür olma, farklı eylemlilikler, diğer sivil toplum örgütleriyle ilişkiler ve feminist bir sivil toplum kuruluşu olmanın olanakları gibi konuları tartışacak.

17 Eylül’de başlayacak olan atölyeler ve Cumartesi günleri, saat 12.30 – 17.00 saatleri arasında yapılacak. Programın detayları aşağıdadır.

17 eylül – Özel alan kamusal alan ayrımından haraketle sivil toplum (Nilgün Toker’in sunumu ile) (Tüm cinsiyet kimliklerine açık olacaktır.)

1 Ekim – Sivil toplum kurumları, imkanları ve sınırlılıkları (Tüm cinsiyet kimliklerine açık olacaktır.)

15 ekim – Feminist örgütlenme nasıl olmalı? (Kadın katılımlı)

22 ekim – Feminist eylemlilik ve kamusal alanda görünür olma (kadın katılımlı, iki oturum)

I. Oturum: farklı kadın örgütleri / kadınlarla bir araya gelişlerin eylemliliğe yansıması;
günümüzde bilinç yükseltme toplantılarının feminist eylemlilikteki yeri; deneyim aktarımı-eksikliği

II. Oturum: protestoculuk mu, kendi gündemini yaratmak mı?: Feminist hareket ülke gündeminden ayrı kendi gündemini nasıl yaratıp canlı tutabilir? Yaratıcı eylemlilik: İktidarın belirlediği alanda eylemlilik mi kendi alanını yaratmak mı? “Kurtarılmış bölgeler”.

İletişim için: [email protected]

Yeşil Gazete

Urumiye Gölü ölüyor

İran’da dünyanın en büyük üçüncü tuzlu su gölü olan Urumiye Gölü’nin yok olma tehlikesi ülkedeki çevrecileri ayaklandırdı. Tebriz, Erdebil, Urumiye gibi kentlerde yürüyüşler düzenlendi.

Gösterilerde, ‘Urumiye ölüyor, meclis bakıyor’, ‘Urumiye’ye hayat verin’ şeklinde sloganlar atıldı. Binlerce kişinin katıldığı eylemlere polisin müdahalesi sonucu çok sayıda kişi gözaltına alındı.

Doğal felakete neden olarak, gölü besleyen ırmaklardaki yanlış sulama uygulamaları gösteriliyor. Kuruma belirtileri, 1990’larda ortaya çıktı. Urumiye’ye akan nehirler üzerine 35 baraj inşa edildi. 10 yeni barajdan daha söz ediliyor. Gölün en derin yeri 2 metreye zor ulaşıyor.

Flamingo, pelikan ve martı gibi su kuşuna ev sahipliği yapan gölün, yüzde 60’lık bölümü kurudu. Uzmanlara göre iki yıl içinde yok olacak. İran’ın turizm değerlerinden biri olan gölün tuzla kaplı bir toprak parçasına dönüşmesi, geçimini tekne turlarıyla sağlayan yöre halkına da darbe vurdu.

KHK’ların yeni hedefi TÜBA

Türkiye Bilimler Akademisi üyeleri ortak bir bildiriyle hükümetin Türkiye Bilimler Akademisi Başkan ve Başkan Yardımcılarını atamayla belirlemesi yöntemini eleştirdiler.

Türkiye Bilimler Akademisi Üyeleri, kurumun özerkliğinin kaldırılmasına ortak bildiriyle tepki gösterdiler ve özerkliğin Türkiye’nin uluslararası bilim çevrelerinden dışlanması gibi bir sonuç doğurabileceği uyarısında bulundular.

Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA)’nde özerkliğin Hükümet tarafından çıkarılan bir KHK ile yok edilmesi tepki çekmeye devam ediyor. Türkiye Bilimler Akademisi Üyeleri yaptıkları toplantı sonucunda yayınladıkları bir bildiriyle hükümeti uyardılar. TÜBA üyeleri, Bilim Akademileri üyelerinin bilimsel liyakat esasına göre belirleyen özerk kurumlar olduklarını anımsatırken bildiride şöyle dediler:

“27 Ağustos 2011 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan 651 sayılı KHK’nin gerektirdiği üye belirleme usulünün ve başkanın seçim şeklinin dünyanın bilim akademileri arasında başka örneği yoktur. Bu uygulama Türkiye’nin saygınlığını ciddi şekilde zedeleyecek ve dünya bilim camiasından dışlanmasına neden olacaktır. TÜBA üyeleri bu durumu derin bir kaygıyla karşılamaktadır.” (Ajanslar)