Ana Sayfa Blog Sayfa 5073

Filmekimi’nden kaçmayacak filmler

8 –  15 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek Filmekimi yine zengin bir programla sinemaseverlerin karşısında. Lars von Trier, David Cronenberg, Cafer Panahi, Steven Soderbergh gibi ustaların son filmlerinin yanı sıra birçok ödüllü filmin gösterileceği festival bu sene ilk kez İstanbul dışına çıkıyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen Filmekimi’nde, dünyanın belli başlı festivallerinde ödüller kazanmış, Berlin, Cannes, Venedik ve Toronto’da dünya prömiyerlerini yapan filmlerle usta yönetmenlerin son yapıtlarının da aralarında bulunduğu 40’a yakın film izleyicilerin karşısına çıkacak.

Zengin programıyla Filmekimi, 8-15 Ekim tarihlerinde, 8 gün boyunca Beyoğlu’nda Atlas ve Beyoğlu sinemalarının yanı sıra Nişantaşı City’s ve Cinebonus Maçka G-Mall olmak üzere 4 sinemada izleyicilerle buluşacak.

Filmekimi 10. yılında yalnızca İstanbul’da değil, Türkiye’nin 5 şehrinde daha sinemanın en iyi ve en güncel örneklerini sunuyor.

Filmekimi kapsamında bu yıl Avrupa Birliği MEDIA programının desteğiyle İstanbul’un yanı sıra, İzmir, Bursa, Konya, Trabzon ve Diyarbakır’da hafta sonları gösterimler yapılacak ve böylece Filmekimi Türkiye’nin dört bir yanında yeni sinema sezonunu müjdeleyecek.

Filmekimi seçkisi 13-16 Ekim’de İzmir YKM Cinebonus, 20-23 Ekim’de Bursa Burç ve Konya’da Kule Site Sineması, 27-30 Ekim’de Trabzon’da Cinebonus Forum Trabzon ve Diyarbakır’da Avrupa Sineması’nda izleyicilerle buluşacak.

İstanbul dışındaki kentlerde yapılacak gösterimlerin programı, ağırlıklı olarak Avrupa filmlerinden oluşacak.

Filmekimi biletleri ne zaman, nerede?

Filmekimi biletleri, 1 Ekim Cumartesi saat 11.00’den itibaren; Biletix satış noktaları, biletix.com, Biletix çağrı merkezi ile Atlas, Beyoğlu ve City’s gişelerinden satışa sunulacak.

Filmekimi’nde hafta içi gündüz seansları (11.00, 13.30, 16.00) sadece 5 TL. Haftaiçi 19.00 ve 21.30 seansları ile hafta sonu tüm seanslar tam 14, indirimli 8 TL. Filmekimi gösterim saatleri, geçtiğimiz yıllarda olduğu gibi 11.00, 13.30, 16.00, 19.00 ve 21.30.

Bilet fiyatları İzmir için 10 TL ve 8 TL (indirimli), Bursa, Konya ve Trabzon için 8 TL ve 5 TL (indirimli), Diyarbakır için 5 TL ve 3 TL (indirimli) olarak belirlendi.

Bu beş şehirdeki biletler de yine Biletix üzerinden, İstanbul’daki biletlerle aynı tarihlerde satışa çıkacak.

PROGRAMDA NELER VAR?

Bisikletli Çocuk / Jean-Pierre Dardenne & Luc Dardenne

Rosetta, L’enfant / Çocuk, Le fils / Oğul, Le Silence de Lorna / Lorna’nın Sessizliği gibi filmleriyle birçok festivalden ödüllerle dönen Dardenne Kardeşler, son filmleri Bisikletli Çocuk ile Filmekimi izleyicisiyle buluşuyor. Screen dergisine göre “çocukluk hakkında yapılmış en iyi filmlerden biri” olan Bisikletli Çocuk, Cannes’da Jüri Büyük Ödülü’nü Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadolu’da filmiyle paylaştı.

Film, babasının artık onu istemediğini söyleyen ve yetimhanede bir başına kalan 11 yaşındaki Cyril’in iyimser, bir o kadar da masalsı hikâyesini anlatıyor. Başroldeki küçük Thomas Doret oyunculuğu ile büyük beğeni topladı.

Melankolia / Lars von Trier

Çektiği her filmiyle olay yaratan Danimarkalı yönetmen Lars von Trier’in son filmi Melankolia Filmekimi’nin en çok ses getirecek filmlerinden. Cannes Film Festivali’nde gerek konusu gerekse yönetmeni Lars von Trier’in demeçleriyle oldukça konuşulan Melankolia, yönetmeninin kendi sözleriyle “dünyanın sonu hakkında güzel bir film”. Kirsten Dunst ile Charlotte Gainsbourg’un iki kız kardeşi canlandırdığı filmin kadrosunda Kiefer Sutherland, Charlotte Rampling gibi deneyimli isimler de yer alıyor. Kirsten Dunst, bu rolüyle Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nün de sahibi oldu.

Elena / Andrey Zvyagintsev

Dönüş ve Sürgün filmleriyle İstanbul Film Festivali takipçilerinin yakından tanıdığı Rus yönetmen Andrey Zvyagintsev’in son filmi Elena, Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünün kapanış filmi olarak gösterildi. Belirli Bir Bakış Jüri Ödülü’nü de kazanan film, başroldeki karakter Elena’nın oğlunun geleceği uğruna verdiği zor kararla hüzünlü bir dönüşüme uğrayan hayatını beyazperdeye taşırken, günümüz Rusya’sında ahlak ve fedakârlık kavramlarını sorguluyor.

Snowtown / Justin Kurzel

Avustralyalı yönetmen Justin Kurzel’in 2005 yılında çektiği Blue Tongue’dan sonraki ikinci filmi Snowtown, Cannes’da bu yıl FIPRESCI Ödülü’nü kazandı. Film, Avustralya’nın Adelaide kentinin kenar mahallelerinde iki erkek kardeşi ve annesiyle birlikte yaşayan

16 yaşındaki Jamie’nin etrafındaki şiddetten kurtulmak için farkında olmadan azılı seri katil John Bunting’le yakınlaşmasının öyküsünü anlatıyor.

Artist / Michel Hazanavicius

Michel Hazanavicius’un son filmi Artist’te başrolü üstlenen Jean Dujardin, muhteşem performansı ve Cannes’da kazandığı En İyi Erkek Oyuncu ödülünün rüzgarıyla şimdiden Oscar’larda adı geçen oyunculardan. Konuşmasız, siyah-beyaz ve eski filmler gibi saniyede

22 kare çekilen Artist, sessiz film çağına bir saygı duruşu niteliğinde… Film, 1927 yılında sesli filmlerin piyasaya çıkmasıyla kariyeri dibe vuran bir aktörün, George Valentin’in hikâyesini anlatıyor. Jean Dujardin, bu yıl 30. İstanbul Film Festivali’nde beğeni toplayan Küçük Beyaz Yalanlar ve Buz Sesi filmlerinde de rol almıştı.

La Guerre est Declarée / Valérie Donzelli

Cannes Eleştirmenler Haftası’nın açılış filmi olan La Guerre Est Declarée, senaryosunu da yazan başrol oyuncuları Valérie Donzelli ve Jérémie Elkaïm’in kendi yaşadıklarından yola çıkarak çektikleri bir yapım. Film, oğullarının hastalığı yüzünden yaşamın acımasız, beklenmedik karmaşıklığına atılıveren genç bir çiftin aşkını canlı ve dinamik bir tarzda anlatıyor.

Bu bir film değil / Mojtaba Mirtahmasb & Cafer Panahi

Cafer Panahi’nin son filmi Bu Bir Film Değil, Cannes’daki prömiyerinde gösterilmek üzere bir kekin içine saklı bir USB bellekte İran’dan Fransa’ya kaçırıldı. Ayna, Daire ve Ofsayt gibi başyapıtların yönetmeni Panahi’nin film yapması, “ulusal güvenliğe karşı işlenen suçlara” istinaden 20 yıl boyunca yasaklanmıştı. Panahi bu yüzden, yönetmen arkadaşı

Mojtaba Mirtahmasb ile bir gün geçirerek bir şeyler içip bir şeyler atıştırırken üzerinde çalıştığı bir senaryoyu sahne sahne anlattı. Panahi filmde şu yakıcı soruyu da sordu: “Madem anlatılabiliyor, film yapmaya ne gerek var?”

Olmak İstediğim Yer / Paolo Sorrentino

The Cure’un solisti Robert Smith’in biraz hırpalanmış halini andıran Sean Penn, “kariyerinin en eksantrik, en tuhaf ama harika performanslarından biriyle” Filmekimi’nde olacak.

Oscar için şimdiden adı geçmeye başlayan Penn, Paolo Sorrentino’nın İngilizce çektiği ilk filmi Olmak İstediğim Yer’de emekli olmaya karar vermiş, ellili yaşlarındaki bezgin bir rock yıldızını canlandırıyor. Otuz yıldan uzun süredir görüşmediği babasının ölümü üzerine

2. Dünya Savaşı sırasında Auschwitz toplama kampında babasına işkence eden Nazi subayı bulmayı kendine misyon edinerek uzun bir yolculuğa çıkan Penn’e filmde

Frances McDormand, Judd Hirsch ve Eve Hewson gibi isimler eşlik ediyor.

Bu yıl Cannes’da Kiliseler Birliği Ödülü’nü kazanan filmin müzikleri David Byrne ve Will Oldham’a ait.

Peki Şimdi Nereye? / Nadine Labaki

İstanbul Film Festivali’nde açılış filmi olarak gösterilen ve büyük beğeni toplayan Karamel’in ardından Nadine Labaki senaryosunu yazdığı, yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlenip başrolünde de oynadığı son filmi Peki Şimdi Nereye? ile dinsel çatışmaları ve savaşın anlamsızlığını kadınların kıvrak zekâsı üzerinden eleştiriyor. Cannes’daki dünya prömiyerinde dakikalarca ayakta alkışlanan Labaki’nin mizah ve içtenlikle dolu son filmi, memleketi Lübnan’da hiçliğin ortasında güneşten kavrulmuş, savaşın ardından yaralarını sarmaya çabalayan küçük bir köyde geçiyor.

Senin İçin / Gus Van Sant

Amerikan bağımsız sinemasının usta isimlerinden, İstanbul Film Festivali Sinema Onur Ödülü sahibi yönetmen, senaryo yazarı, müzisyen Gus Van Sant’ın Milk’ten sonra çektiği son filmi Senin İçin ölümcül bir hastalığa yakalanan genç bir kız ile kendi kendinden kaçan genç bir adamın aşk öyküsünü konu ediyor. Alice in Wonderland ve The Kids Are All Right gibi yapımlardan seyircilerin yakından tanıdığı Mia Wasikowska ile usta oyuncu Dennis Hopper’ın oğlu Henry Hopper’ın başrolleri paylaştığı film dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış bölümünde yaptı.

Salgın / Steven Soderbergh

2000 yılında Traffic filmiyle En İyi Yönetmen Oscar’ını kazanan Steven Soderbergh türler arasında gezinmeyi seven bir yönetmen. Soderbergh bu kez de bir virüs salgınını konu edinen, oyuncu kadrosu yıldızlarla dolu bir aksiyon-gerilim filmiyle Filmekimi izleyicilerinin karşısına çıkıyor. Marion Cotillard, Matt Damon, Laurence Fishburne, Jude Law, Gwyneth Paltrow ve Kate Winslet gibi isimleri kadrosunda barındıran Salgın, küresel bir felaketi engellemek amacıyla zamana karşı koşan, ölümcül bir virüsün peşinde farklı ülkelerden bir grup doktorun mücadelesini anlatıyor. Film, halen devam etmekte olan Venedik Film Festivali’nde de gösteriliyor.

A Dangerous Method / David Cronenberg

David Cronenberg’in merakla beklenen son filmi A Dangerous Method, senaryoyu da yazan Christopher Hampton’ın The Talking Cure adlı oyunundan beyazperdeye uyarlandı. Viggo Mortensen Keira Knightley ve Michael Fassbender gibi yıldızlarla dolu oyuncu kadrosuyla dikkat çeken film, 1904 yılında geçiyor ve psikolojinin iki büyük öncüsü Sigmund Freud ile öğrencisi Carl Jung’un ilişkisini ve bu iki büyük ismin aralarındaki dostluğun nasıl bozulduğunu anlatıyor. Cronenberg, bu yılki Venedik Film Festivali’nde ana yarışmada.

Kevin Hakkında Konuşmalıyız / Lynne Ramsay

Tanınmış İskoç yönetmen Lynne Ramsay, müziklerini Radiohead’den Johnny Greenwood’un yaptığı psikolojik gerilim Kevin Hakkında Konuşmalıyız ile Morvern Callar’dan dokuz yıl sonra sinemaya dönüyor. Filmin başrolündeki, kötü yürekli oğlunun yaptıklarıyla dünyası kararan bahtsız anne rolündeki Tilda Swinton, muhteşem performansıyla adını şimdiden Oscar adayları arasında geçirtmeye başladı. Tilda Swinton’a başrollerde John C. Reilly, genç yıldız Ezra Miller ve Ashley Gerasimovich eşlik ediyor. Lionel Shriver’ın Türkiye’de de aynı adla yayınlanan Kevin Hakkında Konuşmalıyız adlı ödüllü romanından uyarlanan film, bu yıl Cannes Film Festivali’nin en ses getiren filmleri arasındaydı.

Tiranozor / Paddy Considine

Tanınmış İskoç oyuncu Paddy Considine, hem senaristliğini hem yönetmenliğini üstlendiği ilk filmi Tiranozor ile bu yıl Sundance’den hem En İyi Yönetmen, hem Jüri Özel Ödülü, Münih’ten ise En İyi İlk Film Ödülleri ile döndü. Film, karısının ölümünün ardından şiddet, acı ve öfke duyan Joseph’in dini bir yardım kuruluşunda çalışan Hannah ile yaşadığı dokunaklı aşk öyküsünü anlatıyor. Peter Mullan’ın başrolünde oynadığı bu sarsıcı film Considine’ın, tıpkı Mullan gibi, oyunculukta olduğu kadar yönetmenlikte de başarılı olduğunu kanıtladı.

Erkek Fatma / Céline Sciamma

1980 doğumlu genç Fransız yönetmen Céline Sciamma’nın son filmi Erkek Fatma, oyunlar, çocuk dünyası ve mutlu güzel yaz günlerini fon alarak cinsiyetle ilgili kalıpları inceliyor.

Erkek Fatma, Berlin’den Jüri Ödülü ile dönerken, Philadelphia’da Gay – Lezbiyen Jüri Özel Ödülü, San Francisco’da Gay – Lezbiyen İzleyici Ödülü ve Torino’da Gay – Lezbiyen En İyi Film ödüllerini kazandı. 10 yaşındaki kız çocuğu Laure’un yeni taşındıkları kasabada kendisini erkek olarak tanıtmasını konu eden ve amatör çocuk oyuncuların olağanüstü performanslarıyla dikkat çeken Erkek Fatma, Berlin Film Festivali’nin Panorama ve Nesiller bölümlerinin açılışlarında gösterildi.

Ölüm Denizi / Na Hong-Jin

Kuzey Kore, Güney Kore ve Çin arasına sıkışmış Yanji kentinde geçen Ölüm Denizi, araba kovalamacaları, cinayetler ve bıçaklı kavgalarla dolu bir aksiyon-gerilim filmi.

“Bu yılın en zekice çekilmiş en yaratıcı aksiyon filmlerinden biri” olan Ölüm Denizi’nin yönetmeni Na Hong-Jin 2009’da aksiyon-gerilim filmi The Chaser / Takipçi ile büyük beğeni toplamıştı. Filmin başrol oyuncularından Ha Jung-Woo performansıyla 2011 Asya Film Ödülleri’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülüne de layık görüldü. Film bu yıl, Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış Bölümü’nde gösterildi ve büyük beğeni topladı.

The Future / Miranda July

Me And You And Everyone We Know / Ben, Sen ve Diğerleri ile büyük bir çıkış yapan ve kendine büyük bir hayran kitlesi edinen Miranda July, “kozmik bir aşk öyküsü” olan The Future ile iki yıl aradan sonra beyazperdeye dönüyor. Dünya prömiyerini Sundance’te yapan ve eleştirmenlerden övgü toplayan The Future, yaşamlarına yeni bir bakış açısı kazandırmaya çalışan bir çiftin öyküsünü anlatıyor. Filmde, Miranda July’nin kendini canlandırdığı otuzlu yaşlarındaki Sophie’ye Hamish Linklater eşlik ediyor.

Almanya’ya Hoşgeldiniz / Yasemin Şamdereli

2002 yılında çektiği Her Şey Türkleştirildi / Alles getürk! filmiyle dikkatleri üzerine çeken yönetmen Yasemin Şamdereli, Almanya’ya Hoş Geldiniz filmiyle 2011 yılında Alman Film Ödülleri’nden En İyi Senaryo Ödülü ile döndü. Film, 1964 yılında Almanya’ya giden bir milyon birinci “misafir işçi” olan Hüseyin Yılmaz’ın öyküsünü anlatıyor. Almanya’ya Hoş Geldiniz, Avrupa ve Almanya’da çok kültürlülük ve göçmenlerle ilgili tartışmaların sürdüğü bir dönemde 50 yıldır Almanya’da yerleşik Türklerin macerasını iyimser bir yaklaşımla ele alıyor. Film, bu yıl gösterildiği Berlin Film Festivali’nde de büyük ilgi topladı ve çok iyi eleştiriler aldı.

Ruh Eşim / Jean-Marc Vallée

2005 yılında ilk filmi C.R.A.Z.Y. ile dünya çapında müthiş ilgi toplayan ve İstanbul Film Festivali’ne de konuk olarak gelen Kanadalı genç yönetmen Jean-Marc Vallée, halen sürmekte olan Venedik Film Festivali’nde prömiyeri yapılan üçüncü filmi Ruh Eşim ile izleyici karşısına çıkıyor. Film, biri 1960’ta, diğeri günümüzde geçen ama birbirine paralel ilerleyen iki farklı olay örgüsünü bir şarkı ve bir mekânı birleştirerek izliyor. Eleştirmenlere göre film sevgiye dair fantastik bir macera, “aşk hakkında mistik ve doğaüstü bir yolculuk”.

Beginners / Mike Mills

Mike Mills, otobiyografik öğeler taşıyan filminde, babasıyla sürprizli ilişkisini gayet içten bir şekilde anlatıyor. Beginners, yıllar süren evliliğinden sonra, karısının ölümü üzerine eşcinsel olduğunu açıklayan 75 yaşında bir baba ve oğlu arasındaki ilişkiyi ve içten sevgiyi anlatan “harikulade yaratıcı bir komedi”. Mike Mills’in 2005 yapımı ilk filmi Başparmak İstanbul Film Festivali’nde gösterildiğinde büyük ilgi toplamıştı.

Şeytanın İkizi / Lee Tamahori

Lee Tamahori’nin son filmi Şeytanın İkizi, dünya prömiyerini Sundance’te yaptı.

Film, Saddam Hüseyin’in oğlu Kara Prens Uday Huseyin ile kendisine benzerliğinden dolayı görevlendirdiği subay Latif Yahya’nın ilişkisini ele alıyor. Kadınları dövmesiyle, insanları olur olmaz işkence edip öldürmesiyle meşhur, ahlaksız, hukuk tanımaz Uday Hüseyin ve Latif Yahya’nın para, güç, yalan, kan ve şiddetle örülü bu gerçek gangster öyküsünde Dominic Cooper hem Uday’ı hem de Latif’i canlandırıyor. Bu rolde harikalar yaratan Cooper’a Ludivine Sagnier eşlik ediyor.

Tatilde Katil / Guillaume Nicloux

Tanınmış oyuncu ve yönetmen Guillaume Nicloux’nun son filmi Tatilde Katil, tek bir mekânda geçiyor. Agatha Christie romanlarının kurallarını izleyen bu hareketli cinayet komedisi, cinsel hayatlarını canlandırmak ve evliliklerini kurtarmak amacıyla bir otele giden bir çifti, daha doğrusu komik bir suç sarmalında dibe vuran acayip karakterleri izliyor.

Çaresiz çift, meşhur opera sanatçısı Eva Lopez’in ölümü üzerine baş şüpheli olarak görülüyor ve olaylar sarpa sarıyor.

Jane Eyre / Cary Joji Fukunaga

Yönetmen Cary Joji Fukunaga ve senarist Moira Buffini, Charlotte Brontë’nin klasik başyapıtı Jane Eyre’yi beyazperdeye yeniden uyarladı. 19. yüzyılda geçen öykü, göz alıcı, zengin, romantik bir dönem filmine; ürpertici, gotik bir gerilime dönüştü. Buffini, aynı zamanda 30. İstanbul Film Festivali’nde gösterilen Tamara Drewe filminin de senaristiydi. Film, bir yetim olarak geldiği malikaneyi yıllar sonra terk eden Jane Eyre’in bu kararının ardından olanları anlatıyor.

Oyunun Sonu / J.C. Chandor

Yönetmen J.C. Chandor’un ilk filmi Oyunun Sonu, 2008’de ABD’de patlayan finans krizinin Wall Street’te Lehmann Brothers benzeri bir yatırım bankasındaki etkilerini 24 saat boyunca izliyor. Sundance’te ilk kez izleyici karşısına çıkan, ardından Berlin’de Altın Ayı için yarışan bu finansal gerilim filmi, Zachary Quinto, Stanley Tucci, Jeremy Irons, Demi Moore ve Kevin Spacey’li müthiş oyuncu kadrosuyla dikkat çeken bağımsız bir yapım.

My Piece of the Pie / Cédric Klapisch

En üretken Fransız yönetmenlerden Cédric Klapisch’in İspanyol Pansiyonu (2002), Rus Bebekler (2005) ve Paris’in (2008) ardından çektiği hareketli filmi My Piece of the Pie, Dunkirk’te bir sanayi şirketinde çalışan, üç çocuk annesi France’ı izliyor. Başrollerini Karin Viard ve Gilles Lellouche’un oynadığı sosyal içerikli bu komedide, işinden yeni atılmış bir fabrika işçisi ile bir borsa simsarının birlikte yaşadığı olaylar mizahi bir şekilde aktarılıyor.

Dünyada Bir Gün / Kevin Macdonald

Beşinci yıldönümünü kutlayan YouTube, Ridley ve Tony Scott’la işbirliği yaparak internet üzerinden, herkesten 24 Temmuz 2010 günlerini anlatan bir video günlüğü çekmelerini istedi. 192 ülkeden toplam 4.500 saatlik başvuru arasından işte bu film kotarıldı. İskoçya’nın Son Kralı filmiyle adını duyuran yönetmen Kevin Macdonald, Scott kardeşlerin yapımcılığında, “antropolojik bir çalışma” olarak tanımladığı son filmi Dünyada Bir Gün’de insana dair küçük anları, her tür âlemden sessiz, komik, iç burkucu anları bir araya getirdi. Sonuç, günlük hayatın evrenselliğini anlatan, tuhaf olduğu kadar göz alıcı bir kolaj, 21. yüzyıl yaşamının nasıl olduğunu gösteren, uzun metrajlı, müthiş “röntgenci” bir film.

Aşkın Formülü Yok / Andreas Öhman

İsveç’in Oscar adayı olan Aşkın Formülü Yok, genç yetenek Andreas Öhman’ın yönetmenliğini yaptığı üçüncü filmi. Filmin kahramanı, abisi Sam kız arkadaşı tarafından terk edilince dünyası altüst olan, Asperger sendromundan muzdarip Simon adında 18 yaşındaki bir genç. Hastalığı nedeniyle aşk ve duygu hakkında bir şey bilmeyen Simon, parlak zekâsını kullanarak tamamen bilimsel yöntemlerle abisi Sam’e yeni bir sevgili bulmayı kendine görev ediniyor.

Gökten Bir Uydu Düştü / Julie Delpy

Oyuncu, senaryo yazarı, yönetmen ve şarkıcı Julie Delpy, 2007 yılında büyük ilgi gören Two Days in Paris / Paris’te İki Gün ve The Countess / Kontes’in ardından son filmi Gökten Bir Uydu Düştü ile Filmekimi’ne konuk oluyor. Delpy, filmin başrolünü de üstleniyor. Filmin öyküsü 1979’da, babaannelerinin doğumgününü kutlamak için Fransa’nın Brittanny bölgesindeki bir evde, yaz tatili sırasında bir araya gelen geniş bir ailenin iki gününe odaklanıyor. Gökten Bir Uydu Düştü, eğlenceli, insanın içini ısıtan, bir aileyi üç nesil boyunca izleyen dokunaklı bir komedi.

Uyuyan Güzel / Julia Leigh

Avustralyalı roman ve senaryo yazarı, yönetmen Julia Leigh’in kendi romanından beyazperdeye uyarladığı Uyuyan Güzel, “tuhaf bir cinsel kâbus” olarak tanımlandı. Filmin kahramanı, okul masraflarını karşılamak için tıbbi denek olmaktan arada bir fahişeliğe kadar çeşitli işlere girip çıkan Lucy. Uyuyan Güzel, Cannes jürisinde yer alan Jane Campion’ın sözleriyle “varoluşçu sinemanın çağdaş bir örneği, yürek yakan, korkutucu, şaşırtıcı ve güzel bir film”.

Hırsız Kedi Paris’te / Jean-Loup Felicioli & Alain Gagnol

Kukla canlandırmacısı ve grafik tasarımcı Jean-Loup Felicioli ile Alain Gagnol’un yönetmenliğini yaptığı Hırsız Kedi Paris’te sinemaseverleri çocukluklarına götürecek sımsıcak, kahkaha dolu bir animasyon… Film, başroldeki kedi Dino’nun gündüzleri sahibi Zoé, geceleriyse Paris’in arka sokaklarında meşhur hırsız kedi Nico arasında birbirinden apayrı ikili dünyasında geçiyor. Le Monde gazetesinin “bir müzik ve renk senfonisi” olarak nitelendirdiği, kara filmlerden esinlenen, ilk gösterimini Berlin Film Festivali’nde yapan Hırsız Kedi Paris’te, caz esintileri taşıyan müzikleriyle de dikkat çekiyor.

(CnnTurk)

Deron Williams rötar yaptı

0

Beşiktaş‘ın kadrosuna NBA‘den dahil ettiği yıldız oyuncu Deron Williams, İstanbul’a yarın geliyor.

Beşiktaş Erkek Basketbol Takımı’nın NBA’deki lokavt sona erene kadar kadrosuna kattığı New Jersey Nets‘in yıldız oyuncusu Deron Williams, İstanbul’a bir gün gecikmeli gelecek.

Daha önce bugün geleceği açıklanan Williams’ın, pasaport problemleri nedeniyle gelişinin ertelendiği ve yarın akşam saat 17.10’da ailesiyle birlikte İstanbul Atatürk Havalimanı’nda olacağı bildirildi.

27 yaşında ve 1.91 metre boyundaki Williams, NBA kariyerine 2005 yılında Utah Jazz’da başladı. Daha sonra New Jersey Nets’e transfer olan Williams, NBA’de süren lokavt nedeniyle Beşiktaş ile anlaşmaya vardı.

Basılmamış kitaba imha! Fotokopi için alıp imha ettiler

Halil Gündoğan, 1988’de Metris’ten 28 kişiyle birlikte firar ederek Türkiye’yi sarsan 12 Eylül tutuklularından.Yakalandıktan sonra anılarını kaleme aldı. Kitabının 6 yıl sonra Sincan’da yazdığı ikinci cildi ise, fotokopi çektirmek için cezaevi idaresince alındı ve “yok et kararı” verildi.

Yazdığı kitabının fotokopisini almak için hükümlü olduğu Sincan F Tipi Cezaevi idaresine başvuran Halil Gündoğan’a, “Biz çekemeyiz, ziyaretçine veririz onlar çeksin” yanıtı verildi. Ancak idare teslim aldığı kitap taslağını ne ziyaretçilerine ne de Gündoğan’ın kendisine iade etti. Gündoğan bu durumun farkına vardığında ise  eline “Disiplin Kurulu Kararı” tutuşturuldu. Üstelik itiraz süresi de geçmişti.

Halil Gündoğan 12 Eylül mağdurlarından. Darbe döneminde siyasi faaliyetleri nedeniyle tutuklandı, yüzlerce insan gibi idamla yargılandı. Metris askeri cezaevine konulan Gündoğan, 1988 yılında 28 arkadaşıyla birlikte tünel kazarak firar etti. Bir süre Avrupa’da kaldıktan sonra Türkiye’ye döndü ve 1995’te yeniden cezaevine girdi. Gündoğan, yaşandığı yıllarda gündemi sarsan firar olayını ve anılarını 2005’te “Metris’ten Munzur’a Bir Firarinin Öyküsü” adıyla kitaplaştırdı.

Halil Gündoğan, bir yıl içinde ikinci baskısını yapan ilk kitabının ikinci cildini, hükümlü olarak kaldığı Sincan F Tipi Cezaevi’nde yazmaya koyuldu. Gündoğan, 200 sayfasının yazımını tamamladığı kitabının fotokopisini çektirmek üzere kitabı 15 Temmuz’da cezaevi idaresine teslim etti. Ancak kendisine, “Biz çekemeyiz, 20 Temmuz’da gelecek ziyaretçilerine veririz onlar çeksin” yanıtı verildi.

Gündoğan’ın beklediği gibi 20 Temmuz’da teyzesi ziyaretine geldi. Dosyayı fotokopi çektirmek için cezaevi idaresinden almak için epeyce çaba sarf eden teyzesi Naime Öztürk’e, “incelemeden veremeyiz” yanıtı verildi. Bu kez 27 Temmuz’da Gündoğan’ın ziyaretine gelen dayısı dosyayı almak isteyince onun aldığı karşılık da “inceleme daha bitmedi” olur.

Halil Gündoğan bütün bu olanları, idarenin “26 Temmuz’da Komisyonumuza gelen…” diye başlayan belgesinden öğrenir. Çok geçmeden 5 Ağustos’ta da “Disiplin Kurulu Kararı” kendisine tebliğ edilir. Gündoğan’ın kitabı “suçu ve suçluyu övdüğü” iddiasıyla “sakıncalı” bulunur.  Kitap hakkında, “Mektubu Yok Et” kararına varılır.

Kararın altında da Sincan F Tipi Cezaevi Müdürü Celalettin Konca, İdare Memuru Çiğdem Demir, Öğretmen Alev Birisbek, Psikolog Essin Ahmed, Sosyal Çalışmacı İlyas Erdinç Yılmaz ve İnfaz Koruma Sorumlusu Zeynel Çolak’ın imzası bulunmaktadır.

Oysa, Gündoğan’ın şimdi “sakıncalı” bulunan kitabının ilk cildi böyle bir uygulama ile karşılaşmamış ve kitapçılarda serbestçe satılmakta. Gündoğan’ın kardeşi Kazım Gündoğan, ağabeyinin ilk kitabı “Metris’ten Munzur’a Bir Firarinin Öyküsü”nde de aynı şeylerin anlatıldığını ifade ediyor.  Kitabın ilk cildi hakkında tek bir soruşturma ve inceleme başlatılmamışken bu uygulama ile karşılaşmalarının cezaevi idaresinin keyfi bir uygulaması olduğunu ifade eden Gündoğan, “İdare bir uygulamayla ‘Mektubu Yok et’ kararı alabiliyor. Bu yasakçı ve keyfi uygulamayı demokratik kamuoyunun ve yetkililerin dikkatine sunuyorum” dedi.

(CnnTurk)

Bağlantısızlar Hareketi 50. yılında

0

Yüzü aşkın ülkenin temsilcileri Bağlantısızlar Hareketi‘nin kuruluşunun 50. yıldönümünde, hareketin temelinin atıldığı Belgrad’da bir araya geldi.

Soğuk Savaş yıllarında ABD ve Sovyetler Birliği ile ittifaka girmek dışında bir rota çizmek isteyen, çoğunluğu Asya ve Afrika’daki gelişmekte olan ülkeler bundan 50 yıl önce Bağlantısızlar Hareketi adı altında örgütlendi.

Bugünkü konferansın ev sahibi Belgrad, ilk konferansın yapıldığı yer; Yugoslavya ise kuruluşun kurucularından biriydi.

Yugoslav lider Josip Broz Tito dışında, dönemin Endonezya, Hindistan, Gana ve Mısır liderleri de hareketin diğer fikir babalarıydı.

1979 Havana Deklerasyonu’nda amaçları emperyalizme, sömürgeciliğe, ırkçılığa, her türlü hegemonya ve bloklaşma siyasetine karşı mücadele etmek olarakl tanımlanıyordu.

Ancak özellikle son 20 yılda, dünya değişti. Hareketi bir arada tutan hedefler Soğuk Savaş’ın sonu ardından zayıfladı.

Günümüzde, hareket daha çok insan hakları ve toprak bütünlüğüne saygı gibi temalara odaklanıyor. Üyeleri, kendilerinin hala önemli bir ekonomik potansiyeli temsil ettiğini vurguluyor.

Günümüzde Bağlantısızlar Hareketi’nin hala 120 kadar üyesi var. Bunlardan 106’sı bugün Belgrad’daydı.

Düzenlenen Konferans da, BM Genel Kurulu’ndan sonra bu düzeyde, dünyanın en geniş katılımlı uluslararası buluşması oldu.

Üye sayısı, Azerbaycan ve Güney Sudan gibi ülkelerle hala artıyor.

Ancak ev sahibi Sırbistan da, diğer eski Yugoslav cumhuriyetleri de artık hareketin üyelerinden değil.

Çünkü bu durum Avrupa Birliği’ne katılma hedeflerine ters düşüyor.

Hareket kimileri için kalkınmakta olan dünya adına konuşabilecek bir ses, kimileri içinse artık devri geçmiş bir yuvarlak masa toplantısı ortamı…

Dış politika uzmanı Aleksandra Joksimoviç, bağlantısızların uluslararası ilişkilerde gücünü yitirdiğini düşünüyor.

Belgrad için toplantıya ev sahipliği etme fikrinin ise, duygusal, nostaljik değerlere dayandığını; özellikle günümüzde Sırbistan’ın dünyadaki rolünü yansıtmadığını söylüyor…

“Bence Sırbistan bugün, dünyaya bir zamanlar uluslararası ilişkilerde çok önemli, kilit bir rol oynadığımızı hatırlatmak istedi” diyor.

Sırbistan Cumhurbaşkanı Boris Tadiç ev sahipliğindeki iki günlük konferansta son aylarda Arap ülkelerinde meydana gelen eylemler ışığında “Arap baharı” ile ilgili gelişmelerin ele alınması bekleniyor.

Libya’nın Ulusal Geçiş Konseyi temsilcileri de burada diğer heyetlerle daha yakından tanışma fırsatı bulacak.

Hareketin şu anki dönem başkanı olan Mısır’ın Dışişleri Bakanı Muhammed Kamil Amr da delegelere hitaben bir konuşma yapacak.

Belgrad ise toplantı sırasında Kosova konusundaki iddialarına destek almayı umuyor. Kosova’nın Sırbistan’dan bağımsızlık ilanı hareketin pek çok üyesince hala tanınmıyor. (BBC)

Bolivya’da trafiksiz bir Pazar

Pazar günü tüm Bolivya sokakları yayalar ve bisikletlilerle doluydu. Trafik yasağı kapsamına kamu ulaşımı ve şehirler arası otobüsler da alındı.

Bolivya hükümeti “Ulusal Yaya Günü“nü uygulamaya koyarak çevre konusundaki bilincin artırılmasını, kirlilik düzeyini azaltmayı ve taşıt sahipleriyle sürücülerin yayaların hakları konusunda bilinçlendirilmesini hedefliyor.

Dün, çok sayıda Bolivyalı gencin sabah erken saatlerde başlayan maratona katıldığı ve koşucular arasında, kendisi de hevesli bir sporcu olan Cumhurbaşkanı Evo Morales‘in de bulunduğu görüldü.

Bununla birlikte, otomobil ve otobüslerin trafiğe çıkmalarının yasaklandığı bu günün, Cumhurbaşkanı Evo Morales’in Amazon ormanları içinden bir otoyol geçirme planları konusunda eleştirilere hedef olduğu bir sırada düzenlendiğine de işaret ediliyor.

Bolivya’da 20 milyon hektarı aşkın koruma altında ormanlık alan bulunuyor. Ülkede fazla sanayi tesisi bulunmamasına rağmen, ülke iklim değişikliğinden etkileniyor.

Bolivya’da sık sık ve yoğun şekilde yaşanan, sel, kuraklık, yangın ve buzul erimesi gibi doğal felaketler, ülkenin yüzyüze olduğu en büyük tehlikeler arasında. (BBC)

İtalyan ligi Serie A’da futbolcu grevi sona erdi

0

Serie A” adıyla bilinen İtalya birinci futbol liginde devam eden grev sona erdi.

İtalyan Futbolcular Sendikası AIC ile Futbol Federasyonu arasında varılan uzlaşma sayesinde, geçen hafta sonu başlaması gereken 2011-2012 futbol sezonu cuma akşamı oynanacak AC Milan-Lazio maçıyla açılacak.

İtalyan futbolunun iki tarafını oluşturan Futbolcular Sendikası ile Federasyon arasında süregelen uzlaşmazlık iki konu etrafında şekillenmişti: Futbolcuların ödemesi istenen “Dayanışma Vergisi” ve kulüpleriyle anlaşamayan futbolcuların antrenmanlara devam etmek zorunda olmaları.

Varılan uzlaşma sonucu futbolcular ek vergiyi ödemeyi kabul ettiler. Antremanlar konusunda ise net bir uzlaşma gerçekleşmedi.

Futbolcular sendikası adına konuşan Damiano Tommasi oyuncuların öz verili davranarak taviz verdiğini belirtti.

Futbol Federasyonu Başkanı Maurizio Beretta ise yaptığı açıklamada kulüplerin kazanan taraf olduğunu söylerken, bu noktaya uzlaşmayla varılmış olmasının değerini bir kat daha artırdığını ifade etti.

Ancak bu, anlaşmazlığın tümüyle çözüldüğü anlamına gelmiyor.

İmzalanan anlaşmanın sezon sonuna kadar geçerli olması sebebiyle bu süre dolunca konunun bir kez daha masaya yatırılacağı tahmin ediliyor.

Futbolcular Sendikası Başkanı Tommasi, Federasyon Başkanı Beretta’nın “Anlaşmadan kulüpler kazançlı çıkmıştır” sözünün, sezon sonunda yapılacak pazarlıklara ışık tutacağını belirtti. (BBC)

İtalya’da 100 kentte grev

0

Onbinlerce kişinin katıldığı ülke çapındaki grevde ekonomik manevraya karşı çıkan vatandaşlar “hükümeti işten çıkaralım” mesajı veriyor. Büyük şehirlerde toplu taşıma araçları, trenler, uçaklar ve metro hizmet vermedi.

Berlusconi hükümetinin ekonomik kriz karşısında hazırladığı ekonomik manevra paketini protesto eden İtalyanlar ülke çapında greve gitti. 100 şehirde on binlerce vatandaşın katıldığı grev nedeniyle başkent Roma ve Milano gibi büyük kentlerde ulaşım güçlükle sağlandı..

İtalya’daki işçi federasyonu sendikalarından Cgil’in girişimiyle gerçekleşen grev nedeniyle 100 şehirde toplu taşıma araçları 8 saat hizmet vermezken, trenler ve uçaklar çalışmıyor. Grev nedeniyle çok sayıda kamu çalışanı da iş bıraktı. Roma’daki gösterilere aralarında Alman ve Japon turistlerin de destek vermesi dikkat çekti.

Cgil sendikası genel sekreteri Susanna Camusso, 6 eylül grevine on binlerce çalışanın katıldığına vurgu yaparak, Csil ve Uil gibi öteki sendikaların greve karşı çıkmalarını eleştirdi. Berlusconi hükümetinin hayata geçirmek üzere olduğu ekonomik manevra paketinin dar ve orta gelirli vatandaşların geleceğini kararttığına vurgu yapan Camusso, bu grevin İtalya ve İtalyanların geleceği açısından yaşamsal bir öneme sahip olduğuna dikkat çekti.

Milano’da bu sabah Cordusio meydanında toplanan protestocular Unicredit bankasının şubesini yumurta yağmuruna tuttu. Ekonominin başkenti İtalya’da dün de toplanan gençler ve sosyal merkezlere devam eden solcu gençler Milano Borsası önünde “ya Borsa ya yaşam” diye bağırarak tepkilerini dile getirdi.

Berlusconi hükümetinin ekonomiden sorumlu bakanı Giulio Tremonti’nin mimarı olduğu ekonomik manevra paketi özellikle emekliliği düzenleyen yasalarda çalışanların aleyhine ortaya konan yeni maddelerle tartışma konusu olmuştu.

(Yeşil Gazete, soL)

Yüksekkaldırımda güpegündüz

0

Bir süre önce Beyoğlu Belediyesi tarafından alınan bir kararla İstiklal Caddesi üzerindeki tüm işletmelerin mekanları önüne çıkardıkları masa ve sandalyeler toplatılmıştı.

Durum halen bir netlik kazanmış değil. Ne “vur deyince öldüren” Beyoğlu Belediyesi sorun hakkında tatmin edici bir açıklama yaptı ne de Beyoğlunda yaşadığını hissedenler eski İstiklal Caddelerine kavuşabildi.

Sosyal medyada paylaşılan bir fotoğraf karesinde ise toplanan masa ve sandalyelerin Kasımpaşa’daki yeni mekanları ifşa edildi. Bizim de aklımıza Orhan Veli‘nin; kadının, denizin, İstanbul’un ama özellikle Beyoğlu’nun şairinin bir Beyoğlu şiiri düştü. Fotoğrafın içimizde bıraktığı burukluğun baki kalmamasını ümit ederek paylaşalım istedik.

Orhan abi (Veli) sanki kulağımıza fısıldıyor gibi, “Geç bunları, anam babam, geç; Geç bunları bir kalem; Bilirim ben ne yaptığımı.

(Yeşil Gazete)

DEDİKODU

Kim söylemiş beni
Süheyla’ya vurulmuşum diye?
Kim görmüş, ama kim,
Eleni’yi öptüğümü,
Yüksek kaldırımda, güpe gündüz
Melahat’i almışım da sonra
Alemdara gitmişim, öyle mi?
Onu sonra anlatırım, fakat
Kimin bacağını sıkmışım tramvayda?
Güya bir de Galataya dadanmışız;
Kafaları çekip çekip
Orada alıyormuşuz soluğu;
Geç bunları, anam babam, geç;
Geç bunları bir kalem;
Bilirim ben yaptığımı.
Ya o, Mualla’yı sandala atıp,
Ruhumda hicranını söyletme hikayesi?”

Orhan VELİ

Ekler:

Dedikodu – Levent Yüksel

Sosyal medyada paylaşılan mesaj

Puşi takmaktan 18 aydır tutuklu

Galatasaray Üniversitesi öğrencisi Cihan Kırmızıgül, otobüs beklerken gözaltına alındı, 18 aydır tutuklu. Bu süre içerisinde okuluna devam edemedi. Tutuklanmasına kanıt olarak boynuna taktığı “puşi” gösteriliyor.

Bianet’ten Ayça Söylemez’in haberine göre, Şubat 2010’da İstanbul’un Çağlayan semtinde bir grup, boş bir markete molotof kokteyli atarak kaçtı. Görgü tanıkları, gruptaki kişilerin puşi taktığını söyledi.

Aynı saatlerde arkadaşının evinden çıkan Kırmızıgül de olaydan habersiz, durakta otobüs bekliyordu. Boynunda puşi takılı olan Kırmızıgül “eyleme katılmış olabileceği” gerekçesiyle gözaltına alındı.

Beşiktaş Adliyesi 14. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkan Kırmızıgül, savcının tahliye istemine rağmen 21 Şubat’ta molotof kokteyli attığı gerekçesiyle tutuklanarak Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi’ne gönderildi.

23 yaşındaki Kırmızıgül, Adıyaman’dan Adana’ya göç etmiş bir ailenin dört çocuğundan biri. Öğrenci Seçme Sınavı’nda dereceye girerek Galatasaray Üniversitesi Endüstri Mühendisliği Bölümü’nü kazanan Kırmızıgül, İstanbul’a da bu nedenle geldi.

18 ay önce tutuklandığında, ikinci sınıfa devam ediyordu. Cezaevinde 30 kilo veren Kırmızıgül, “örgüt üyeliği” ile “özel mala zarar vermekten” yargılandığı davanın 14 Eylül’de beşinci duruşmasına çıkacak.

Avukatı Sait Tanrıverdi, daha önce gözaltı kaydı bile olmayan Kırmızıgül’ün aleyhindeki tek mevcut delilin, “olay yeri yakınında boynunda puşiyle dolaşması” olduğunu söyledi.

Tanrıverdi, bianet’e yaptığı açıklamada, ikinci duruşmada ifade veren bir gizli tanığın, önce Kırmızıgül’ün molotof kokteyli attığını söylediğini belirtti. Gizli tanık daha sonra bu ifadesini değiştirerek, “Kırmızıgül’ün olay yerinde olmadığını, onu daha önce hiç görmediğini” söyledi.

Savcı, bunun üzerine, “tutukluluğun devamı kararını mahkemenin takdirine bıraktığını” söyledi ancak mahkeme kararından dönmedi.

Eylemde yaklaşık 50 kişinin olduğunun mahkemece kabul edildiğini söyleyen Tanrıverdi, davada ise sadece Kızrmızıgül’ün yargılandığını söyledi.

Avukat Tanrıverdi, Kırmızıgül’ün sınavlarına girmesi için başvuru yaptıklarını ancak cezaevi yönetiminin izin vermediğini söyledi.

Puşi daha önce Ağrı’da KCK operasyonu kapsamında tutuklanan sanıklar hakkında hazırlanan iddianameye de suç unsuru olarak girmişti.

Nobel ödüllü yazar Kenzaburo Oe: “Nükleer santralleri açmayın”

Nobel ödüllü Japon yazar Kenzaburo Oe, ülkesine nükleer enerjiden vazgeçme çağrısında bulundu.

Kenzaburo Oe, yaptığı basın toplantısında, Japonya’nın yeni Başbakanı Yoşihiko Noda’dan, ülkedeki nükleer santralleri tekrar faaliyete geçirmemesini istedi.

Ekonomik kaygıların güvenliğin önüne geçmemesi gerektiğini kaydeden Oe, Fukuşima-Daiçi nükleer santralinde meydana gelen kazanın ardından Japon halkının nükleer enerjiye olan bağımlılığın azaltılması gerektiğini düşündüğünü, ancak bu görüşün etkisini yitirmeye başladığını belirtti.

Japonya Başbakanı Noda, ülkedeki nükleer santrallerin, güvenli oldukları teyit edildikten sonra faaliyetlerine devam edeceklerini açıklamıştı.

Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Kenzaburo Oe, barış yanlısı ve nükleer karşıtı kampanyalara verdiği destekle tanınıyor. Yazarın, Hiroşima ve Nagasaki’ye düzenlenen atom bombası saldırılarına ilişkin kitapları bulunuyor. (Ajanslar)