Ana Sayfa Blog Sayfa 5053

Kanada fok katliamına doğru

Kanada Balıkçılık Kaynaklarını Koruma Konseyi, Federal Balıkçılık Bakanlığı‘na gönderdiği raporda, St. Lawrence Körfezi‘nde en az 70 bin fokun itlaf edilmesini istedi.

Konsey, Eylül 2011 tarihli ve Doğu Kanada’da Sürdürülebilir Kıyı ve Dip Balıkçılığını Kurtarma başlığı ile hazırladığı raporda, St. Lawrence Körfezi’ndeki fok stoklarını korumak için en az 73 bin gri fokun itlaf edilmesini tavsiye etti.

Kanada Federal Balıkçılık Bakanlığına tavsiye niteliğinde hazırlanan ancak bugüne dek hazırlanan tüm raporları bakanlıkça uygulanan konseyin, son raporundaki hususlar da uygulanırsa, her yıl mart-nisan aylarındaki fok avının en hareketli olduğu St. Lawrence Körfezi, bu kez daha erken kızıla boyanacak. Körfezin güneyinden New Brunswick’e, oradan da Nova Scotia eyaletine kadar 100 binden fazla gri fok saptandığı kaydedilen raporda, bu sayının en az yüzde 70 oranında azaltılması istendi.

Ülkede fok avı yapılan bölgedeki fok sayısının 9,1 milyonu aştığı hatırlatılan Kanada Balıkçılık Kaynaklarını Koruma Konseyi raporunda, fok sayısında azaltmaya gidilmemesi halinde, bölge sularındaki başta morina olmak üzere birçok balık türünün de tehlikeye gireceği hatırlatıldı. Konseyin raporuna hayvan hakları savunucusu grupların tepki göstermesi bekleniyor.

(Ajanslar)

Göztepe-Karşıyaka derbisine saatler kaldı!

0

1981 yılındaki unutulmaz maçla hafızalara kazınan ve dünyaca ünlü derbilerden biri olan Göztepe-Karşıyaka çekişmesine saatler kaldı.

16 Mayıs 1981 yılında İzmir’de oynanan Göztepe-Karşıyaka maçı, bir 2. Lig müsabakasına gelen taraftarların sayısıyla rekorlar kitabına geçmişti. Resmi kayıtlara göre 80 bin, anlatılanlara göreyse 100 bin taraftar golsüz beraberlikle sona eren ve yıllarca anlatılan/anlatılacak derbiyi izlemişti.

İki takım, yedi yıllık bir aradan sonra, yarın 60 bin kişilik İzmir Atatürk Stadı’nda 39. kez kozlarını paylaşacak. İki takım arasında bugüne kadar oynanan müsabakalarda Karşıyaka’nın 15’e 14 üstünlüğü bulunuyor. 8 Şubat 2004 yılında oynanan son maçı da Karşıyaka 5-2 ile kazanmıştı. İki takım arasındaki dev derbiyle ilgili rakamlar sonsuza kadar türetilebilir. Yeni Asır Gazetesi’nden Gökhan Özyurtlu Türk futbolunun bu çok özel derbisinin nabzını tuttu. Kim kazanır, takımların eksikleri neder? Ünlü isimler bu maç için neler söyledi?

Karşıyaka mı kazanır?
“İzmir kulüplerinin 19 yöneticisinden altısı Karşıyaka, dördü de Göztepe kazanacak derken, dokuz kişi maçın berabere biteceğini söyledi

Aynı soruya 13 teknik direktörden sadece biri ‘Göztepe kazanır’ cevabını verdi. Üç kişi “KSK yener” tahmini yaptı, beraberliğe 9 oy çıktı

Derbi için tahminde bulunan 18 spor yazarından 7’si KSK’yi favori olarak gösterdi. Göztepe’ningalibiyetine 2 oy çıkarken 9 kişi beraberlik dedi

Dünya derbileri arasında gösterilen ve yarın 39. resmi maçına çıkacak olan Göztepe ve Karşıyaka’yı 24 saat kala kantara çıkardık. Teknik direktör, yönetici ve spor yazarlarından oluşan 50 kişiden 27’si derbinin berabere biteceği tahmininde bulundu. 50 kişiden 27’si yüzde 54’lük payla maçın berabere sonuçlanacağını söylerken 10 kişi mücadelenin 1-1 sonuçlanacağını iddia etti. 16 kişi Karşıyaka kazanır diyerek derbide yeşil-kırmızılılara yüzde 32’lik şans tanıdı. Tahminde bulunan 7 kişi ise Göztepe’nin kazanacağını söyledi. Yani Göztepe’nin galibiyetine yüzde 14 şans tanındı.

İzmir kulüplerinde yöneticilik yapmış ve hala yapmaya devam eden 19 kişiden 6’sı ‘Karşıyaka mutlaka kazanır’ derken 4’ü Göztepe’ye şans tanıdı. Dokuz kişi ise derbide puanların paylaşılacağı yönünde görüş bildirdi. İzmir’e görev yapmış 13 teknik adamdan 9’u derbiden beraberlik çıkacağını söylerken 3’ü Karşıyaka, biri ise Göztepe’nin 3 puana yakın olduğunu iddia etti. Görüşünü aldığımız İzmirli 18 spor yazarı ise yine ön planda beraberliği tuttu. 9 gazeteci ‘eşitlik bozulmaz’ derken Kaf-Kaf’a 7, Göztepe’ye ise 2 oy çıktı.”

Göztepe’nin eksikleri
Derbi hazırlıklarını sürdüren Göztepe’de Teknik Direktör özcan Kızıltan’ın kadroda değişiklik yapması bekleniyor. Sarı-kırmızılı ekipte genç Emre’nin maça yedek başlaması ve yerine tecrübeli Korhan Öztürk’ün 11’de sahaya çıkması gündemde. Öte yandan Göztepe dün çalışmalarını basına ve taraftarlara kapattı. Sarı-kırmızılı takımda sakatlığı süren Türker ve geçen sezondan cezası devam eden Şamil dışında eksik bulunmuyor.

Karşıyaka’nın eksikleri
Karşıyaka, Göztepe maçının hazırlığını dün Çiğli Selçuk Yaşar Tesisleri’nde yaptığı basına kapalı idmanla sürdürdü. Adanaspor karşısında gördüğü kırmızı kartla cezalı duruma düşen Ahmet Burak Solakel’in yerine derbide Erhan Kavak’ın görev alacağı öğrenildi. Yeşil-kırmızılılar, bugün Bornova Anemon Otel’de kampa girecek ve maç saatini bekleyecek.

Rıdvan Dilmen ne dedi?
Rıdvan Dilmen: İki takım da çok iyi kadrolar kurdu. Derbi öncesi skor tahmininde bulunmak istemiyorum. Ancak herkes Karşıyaka ile olan gönül bağımı biliyor. İnşallah derbiye yakışan, maça gelenlerin keyif alacağı bir müsabaka olur. Benim İzmir’den tek isteğim KSK, Göztepe ve Buca’nın hep birlikte Süper Lig’de yer alması.

Yılmaz Vural: İzmir derbisi tatlı başlasın ve tatlı bitsin. Çeşme’de bulunduğum için basından derbiyi yakından takip ediyorum. Kentte çok büyük bir heyecan var. Bu İzmir için özlenen bir tablo. Umarım saha içi olaylarla değil saha içinde yaşanacak güzellikler ile tarihe geçer. Atatürk Stadı’nda ben de yerimi alacağım.

Nevzat Güzelırmak Bu mücadele Süper Lig’deki pek çok maçtan önemli
Gürsel Aksel, Fevzi Zemzem ve Ali Artuner ile birlikte Göztepe’nin 1960-70’lerdeki efsane kadrosunun unutulmaz isimlerinden biri olan Nevzat Güzelırmak da derbiyle ilgili konuştu.

“Denizli’de izlediğim Göztepe, öne sürülen “En iyi takımı kurduk” sözlerine karşılık veremeyecek hatalar yaptı. Örneğin Evren-Bülent Bal defans göbeği ağır göründü, hızlı ataklarda dağıldı, zor durumlar yaşadı. Karşıyaka’nın seri yabancıları Agbetu ve Adiyiah önünde verecekleri randıman maçın ibresini değiştirme yönünden çok önemli. Buna karşılık ben Yasin Avcı-Aydın Karabulut hücum ikilisiyle Göztepe’nin kanatları iyi kullandığı taktirde hayli gol pozisyonu yakalayacağını tahmin ediyorum. Kaleciler konusunda tarafların birbirine açık üstünlüğü yok. Göztepe’de Akın tecrübeli, Karşıyaka’da da Necati genç olmasına karşın gelecek vadediyor. Kalesinde sakin ve dikkatli olan başarı şansını artıracaktır. İki takımın da ilk maçlarını kaybetmeleri, “İkinciyi de kaybedersem bocalamaya girerim” endişesini yaratacağı için özellikle ilk 20 dakikanın son derece kontrollü geçeceği, tarafların defans-orta saha bloklarını kalabalık tutarak kontrataklarla sonuç arayacakları görüşündeyim. Tabii iki takımın derbi mücadelesinde seyircinin Göztepe-KSK ezeli rekabetine yaraşacak derecede olaysız bir maç geçirmeleri dileğini tekrarlarken maçın hakemi M.Kamil Abitoğlu’na sesleniyorum: “Bu maç Süper Lig’deki pek çok maçtan önemli. ‘Bank Asya Ligi’dir nasıl olsa kolay geçer’ rehavetine girmeden Türkiye’nin gözünün üzerinde olduğu bu maçta gerekli titizliği göstermelisin”

Esenyurt’tan aydınların isimleri siliniyor

0

AKP‘li Esenyurt Belediyesi‘nce Esenkent’teki Muammer Aksoy, Türkan Saylan, Çetin Emeç ve Prof. Dr. Bahriye Üçok‘un ismini taşıyan sokak tabelaları gece yarısı kaldırıldı.

Geçtiğimiz hafta Belediye Başkan Yardımcısı Gürbüz Süleymanoğlu’nun adının verildiği spor merkezinin açılışında Esenyurt’un Esenkent Mahallesindeki sokak isimlerini eleştiren AKP’li Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu, konuşmasında “Ahmet Taner Kışlalı, Bahattin Şakir, Bedri Baykam, Bahriye Üçok, Çetin Emeç, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Fazlı Say, İslam Çupi, Kemal Sunal, Necati Cumali, Onur Güvener, Resneli Niyazi, Semiha Berksoy, Türkan Saylan, Vedat Altun, Zehra Yıldız” gibi isimlerinin hangi hizmetleri yaptıklarını ve neden Esenyurt’ta isimlerinin olduğunu sorması, Kemal Sunal isminin biraz idare edeceğini, halen sevdiklerini ve biraz geçer not aldığını söylemesi, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Çetin Emeç, Ahmet Taner Kışlalı gibi isimlerle ilgili ise “Hem öldürüyorlar, hem isimlerini buralara veriyorlar” şeklinde açıklama yapması, ilçede tepki ile karşılanmıştı.

Spor merkezi açılışının üzerinden bir hafta geçmesinden sonra Aksoy, Saylan, Emeç ve Üçok’un isimlerini taşıyan sokak tabelalarının gece yarısı operasyonuyla belediye ekipleri tarafından kaldırılmasına Esenkent sakinleri tarafından tepki gösterildi. Esenyurt sakinleri, “Bir önceki yönetim tarafından Esenyurt’ta cadde ve sokaklara verilen isimlere bu kadar tahammülsüz davranılmasını kınıyoruz. Kendi yardımcılarının adını yaptırdığı binalara veren Belediye Başkanı, ülkenin aydınlık yüzü olan aydın, yazar ve çizerlerimizin maneviyatlarını hiçe sayıyor. O sokaklar Türkiye’de sürdürülen aydınlanma hareketinin öncülerinin adları ile taçlandırılmıştı, bundan onur duyuyoruz. AKP’li belediyenin yaptığı bu uygulamadan ise utanç ve üzüntü duyuyoruz” diye konuştular.

(Cumhuriyet)

Kadınlarlar nikotine daha bağlı

Nikotin ve tütün bağımlılığında cinsiyet farkının etkileri üzerine sıçanlar üzerinde yapılan araştırmalar, kadınların sigarayı erkeklerden daha zor bıraktığını ortaya çıkardı.

Avrupa Nikotin ve Tütün Araştırmaları Derneği Başkanı ve Ege Üniversitesi Beyin Araştırmaları ve Uygulama Merkezi Danışmanı Prof. Dr. Şakire Pöğün başkanlığında 31 ülkeden 350 bilim insanı, nikotin ve tütün üzerine yapılan araştırmaları Antalya’da düzenlenen kongreyle paylaştı.

Dernek ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Şakire Pöğün’ün yaptığı açıklamada, tütünle ve bağımlılıkla mücadelede kanıta dayalı yaklaşımların önemli olduğunu belirterek, Antalya’da gerçekleştirilen Avrupa Kongresi’nde deneysel ve klinik araştırmaların sonuçları ile epidemiyolojik verileri ve tütünle mücadele politikalarının belirlenmesine yönelik önerileri birbiriyle buluşturduklarını kaydetti.

Prof. Dr. Pöğün, kendi grubunun üzerinde en çok çalıştığı konunun nikotin ve tütün bağımlılığında cinsiyet farklılıkları olduğunu, bunun için daha çok sıçanlar üzerinde çalıştıklarını, insanlar üzerinde de bazı araştırmalar yaptıklarını bildirdi.

Pöğün, tüm dünyada, sigara bıraktırma kliniklerinin raporlarında kadınlarda sigara bırakma başarısının daha düşük olduğunu vurguladı. Dişi beyninin, evrim sürecinde dıştan gelen etkenlere karşı daha dirençli olacak şekilde geliştiğini ifade eden Pöğün, dışardan uygulanan nikotine karşı sıçan beyninde gözledikleri farklılaşmaların, dişilerde erkeklerden daha az olduğuna dikkati çekti.

Bu durumun sadece stres ile değiştiğini belirten Pögün, kadınlarda stresle nikotin bağımlılığını bir arada değerlendirmek gerektiğini bildirdi.

Pöğün, stres altındaki dişinin bağımlılığa iki kat daha fazla yatkın olduğunu ifade etti.

(Ajanslar)

Çift güneşli gezegen bulundu

Amerikalı uzaybilimciler, ilk kez iki güneşin çevresinde dönen bir gezegen keşfetti.

Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA, uzaydaki Kepler Teleskopu‘yla keşfettiği yeni gezegeni Kepler-16b diye adlandırdı. Yönetmen George Lucas’ın ünlü film serisi Star WarsYıldız Savaşları’nın dördüncü, beşinci ve altıncı bölümlerinde yer alan iki yıldızlı gezegeni hatırlatan Kepler-16b, filmdekinin tam aksine oldukça soğuk ve yaşama elverişli değil.

Kepler projesi müdürü William Borucki yeni keşiflerinin, bilimadamlarının araştırmalarını Dünya gibi yaşama elverişli gezegenler, ya da bizim güneş sistemimiz gibi yıldız sistemleri aramayla sınırlamamaları gerektiğini ortaya koyduğunu söyledi. Borucki, uzaybilimcilerin daha önce de çift güneşli sistemler üzerine teoriler geliştirdiğini ama Kepler-16b’nin bu teorileri ilk kez kanıtladığını belirtti.

Dünya’dan 200 ışıkyılı uzakta bulunan Kepler-16b iki güneşin çevresinde dönüyor. Bu iki güneş de aynı zamanda birbirinin çevresinde dönüyor. Dünya düzleminden bakıldığında bu iki yıldız zaman zaman güneş tutulmasına benzer bir şekilde birbirini gölgeleyebiliyor.

Fatih Akın kitap yazdı

Almanya’nın Hamburg kentinde yaşayan yönetmen Fatih Akın, kendisi, yaşamı, filmleri ve boks yaşantısını ele aldığı “Im Clinch – Die Geschichte Meiner Filme (Filmlerimin Tarihçesi) adli kitap yazdı.

 

Kitaptan bölümler yayımlayan “Hamburger Abendblatt” gazetesine göre Akın, çocukluğuyla ilgili olarak, “Küçükken meraklı ve güvenilir bir çocuktum. Ben ve kardeşim Cem birbirimizi kollayarak büyüdük. Annem ve babam evde katı olmasına rağmen bizi çok severdi. Hatta dayak bile yiyorduk. Ailemiz şimdi bu söylediklerimizi kabul etmiyor. Oyun alanlarında Almanca öğrendim. Evde Türkçe konuşuluyordu, kardeşim Cem ile aramızda Almanca konuştuğumuzda annem küfrediyordu” diye yazdı.

Akın’ın, kitabında ayrıca, “Annem klasik eğitimciydi, ev ödevlerimizi hep kontrol ederdi. Öğretmendi, okulda iyi bir öğrenci değildim. Sınıfta arkadaşlarımla çok konuşurdum. Özellikle ev ödevleri konusunda her zaman sorunum olmasına rağmen, okulu seviyordum yine de. Gymnasium’da sınıf öğretmenim gerçekten iyi bir insandı. Onu çok severdim. Ailemden çok az harçlık aldım. Babam kendi paramızı kendimizin kazanmasını istiyordu. 12 yaşında çeşitli işlerde para kazanmaya başladım. Diğer arkadaşlarım tatildeyken, ben sabah altıda fabrikada olmak zorundaydım. Yine de babama müteşekkirim. Aldığım disiplin ve kazandığım güvenilirlik bugünkü çalışmalarımda da bana yol göstermekte” ifadesini kullandığı kaydedildi.

Türkiye’yle ilgili olarak da Akın, kitabında şunları kaydetti:

“Lise sonuna kadar Türkiye benim için sadece tatil yapılan bir yerdi. Türkiye’de yaşayanlarla o dönemlerde bir münasebetim yoktu. Çoğunlukla Almanya’dan gidenlerle vardı. Dil, mentalite, sosyal çevre bambaşkaydı. İstanbul, akrabalarımı ziyaret ettiğim bir mekandan başka bir şey değildi benim için. Sonra oradan denize ya da başka bir yere gitmek istiyor insan. Kısa filmim ‘Getürkt’ ile ülkeyi keşfettim adeta.”

Hamburg’u çok sevdiğini ve buranın kendi memleketi olduğunu, Türkiye’nin de ailesinin memleketi olduğunu belirten Akın, “Yeni deneyimlere ihtiyacım var. Eğer bir film yapımcısı bir stil bulmuşsa ve diğer şeyleri kafasında eliyorsa bunu doğru bulmuyorum. Felsefe ve retoriki filmlerime yansıtmak istiyorum” ifadesini kullandı.

Akın kitabında ayrıca, ABD’den de sık sık film çevirmek için teklif aldığını kaydetti.

Kadın temalı Altın Portakal’da tek kadın

‘Ve Kadın Dünyaya Dokundu’ ana teması üzerine kurulan Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yarışan 13 film arasından sadece birinin yönetmeni kadın.

Antalya Film Festivali’nde yarışacak tek kadın yönetmen olan Çiğdem Vitrinel ise, “Festivale katılacak olan tek kadın yönetmen olmak sevindirici ama bir o kadar da düşündürücü” dedi.

Aldatan ve aldatılan iki kadının hikayesinin işlendiği ‘Geriye Kalan’ isimli filmin yönetmeni Çiğdem Vitrinel, ilk sinema filmi ile Antalya Film Festivali’nde yarışacak olmaktan duyduğu heyecanı anlattı…

Vitrinel; “festivale katılacak olan tek kadın yönetmen olmak sevindirici ama bir o kadar da düşündürücü” diyor.

 

HEP MÜCADELE ETMEK LAZIM

Aslında garip bir şekilde, festivaldeki tek kadın yönetmem olmam da ‘Geriye Kalan’da anlatmaya çalıştığım konuyla bağlantılı. Eğer ben 13 yönetmen arasında tek kadın olarak burada bulunuyorsam, bunun sebebi; şanslı bir azınlığa dahil olmam. Bir birey olabilmem için gerekli koşullar her zaman yaratıldı benim için. Hem bir meslek edinebilmek için gereken fiziki koşullara, hem de annemin sağladığı sürekli manevi desteğe sahiptim.

Kadın olarak bir yere gelebilmek için diğer şeylerin yanında şanslı olmanız da gerekiyor. Erkeklerin büyük kısmının doğuştan sahip olduğu koşullar için hep daha çok mücadele etmeniz gerekiyor.

Türkiye’ de kadınlar sosyal ve hukuki haklar anlamında, İslam ülkelerindeki hemcinsleri kadar kötü koşullarda yaşıyorlar. Bunca tecavüz, şiddet, cinayet, suskunluk, soluksuzluk boşuna değil. Türkiye’de kadınlar her anlamda erkeklere muhtaç bırakılıyorlar. Özellikle çocukları varsa.

MUHTAÇLIKTAN DOĞAN KORKU

‘Geriye Kalan’, tam da bu yaşamsal muhtaçlığın ve bu muhtaçlıktan doğan korkunun hikayesini anlatıyor. Ülkenin geneline kıyasla şanslı azınlıktan olan, büyük şehirde yaşayan iki kadının etrafında gelişiyor hikaye… Ayakta kalabilmek için erkeklere ihtiyaçları olduğunu gayet iyi biliyorlar. Muhtaç durumda olan birinin bir başkasını doğal bir şekilde sevmesi mümkün değildir. Önce kendisini kurtarması gerekir.

FİLMİN KONUSU

Başrollerinde Devin Özgür Çınar, Şebnem Hassanisoughi ve Erkan Bektaş’ın oynadığı filmde; 7 yıldır evli olan Sevda’nın güzel ve düzenli dünyası, kocası Cezmi’nin kendisini aynı hastanede çalışan Zühal’le aldattığını fark etmesiyle sarsılır.

Cezmi’yle olan evliliği Sevda’nın hayattaki en büyük başarısıdır. Cezmi onun koruyucusu, güvencesi, sosyal ve duygusal sığınağıdır. Yalnız kalmaktan, küçük kızını babasız büyütmekten, evini ve gelecek hayallerini kaybetmekten korkar.

“Öteki kadın” Zuhal ise birkaç yıl önce kocasından ayrılmış, 10 yaşında hasta bir oğlan çocuğuyla yalnız kalmıştır. Bütün yalnız kadınlar gibi yetersiz bir zaman ve enerjiyi çok fazla şey arasında paylaştırmaya, ayakta durmaya çalışır. Cezmi, Zühal’in endişeli ve yorgun hayatına beklenmedik bir heyecan, özlediği bir cinsellik ve erkeklerin sağlayabildiği türden bir güvenlik duygusu getirir.

Sevda annesinin de öğüdüyle, Cezmi’ye hiçbir şey sezdirmeden evindeki saat gibi düzeni sürdürmeye devam ederken, aynı ev kadını titizliğiyle Zühal’in peşine takılır. Evine bile girmeyi başararak onun günlük alışkanlıklarını, düzenini, saatlerini öğrenir. Her geçen gün Cezmi’nin kendisini bu ilişkiye biraz daha kaptırışını izler.

Zuhal’in eski kocası Mustafa’nın, karısını yeniden kazanmak için geri dönüşüyle üçlü arasındaki nazik denge tamamen alt üst olacak ve şiddet yüklü bir sona sürükleneceklerdir.

 

 

Sabah – Yeşil Gazete

Yorum: Alex tek başına savaşıyor

Fenerbahçe için lig bu maçla başladı denebilir. Geçen hafta, Kadıköy’de ve seyircisiz olarak başlayan lig, Fenerbahçe’nin önümüzdeki maçlarda karşılaşabileceklerinin neredeyse hiçbirini sunmadı, göstermedi. Tabii ki cezayı anlamsızlaştıran taraftar desteği hariç… Rakibin lige yeni çıkması da, önemli oyuncularını kaybeden Fernerbahçe’nin dişli rakiplerle nasıl mücadele edeceğini göstermedi.

Bu sezon esas maçları deplasmanda yapacak sarı lacivertliler. Deplasmanda Fenerbahçe’ye gösterilecek tepkiler, maçların sinir seviyesi sezonun geleceğini de belirleyecek. Ligi bu halde başlatarak, takımların üzerindeki şaibeyi kaldırmayarak (ceza vererek de olabilir, aklayarak da) ligi başlatanlar, bu durumun sorumlusu. Her geçen gün de bu sorumlulukları büyüyor. Yanlış kararlar, yanlış kararları izliyor. Karar almayacağız diyenler, karar almış gibi uygulamalarda bulunuyor ama kararı söylemiyorlar. İşin kötüsü sürekli de fikirlerini değiştiriyorlar. Mesela çok temel bir soru var. Madem kararlar, ligin sonunda verilecekti (birara da iddianame çıkınca vereceklerdi) neden ligler bir hafta geç başladı?

Lige başlayamayan, Şampiyonlar Ligi’ne gidemeyen ama “sen suçlusuz cezan da bu” denilmeyen bir Fenerbahçe için her deplasman sinir harbi şeklinde geçecektir. Tabii burada başka bir konu da var ki, taraftarlar organize olmayan bir şekilde tepki gösterdiler, bu “garip” duruma. Geçen hafta dolabilecek tek stadyumda da maç seyircisiz oynanca, boş tribünler önünde oynandı maçlar. (Bu maçta da spikerlerin anlatımına göre, başlama vuruşu yapılacağı sırada, kapılar açıldı ve dışarıda bekleyen insanlar içeri alındı) Bu hafta Göztepe-Karşıyaka maçının kaç tane lig maçının toplamından kalabalık olacağını göreceğiz. Kimse üzerinde soru işaretleri olan bir lig için kılını kıpırdatma taraftarı değil. Onları da “şikecilik” üzerinden kırdırmanın anlamı hiç ama hiç yok. Fakat bununla birlikte, maçlarda böyle tezahuratların yapılmasını ve lehte ya da aleyhte pankartların içeri alınmasını yasaklayan kararı ise ikiyüzlü  buluyorum. Biz temmuz ayının başından beri, sürekli olanı değil, olabilecekleri yazan, söyledikleri ve yazdıkları doğru çıkmayınca yüzleri kızarmayan insanlar gördük. Onlar “medya” ya da “yetkili” oldukları için istediklerini söyleyebilecekler, onların doldurduğu taraftarlara ceza! İşte bu ikiyüzlülüktür. Fenerbahçe ya da başka adı geçen bir takım için olanı değil, sürekli olabilecek olanı yazanlar ve arkası boş tepkilerin de doğmasını sağlayanlara ceza olmayacak mı? Onlar sayesinde gerçek teşvik ve şike olayları da kaynadı gitti. Suçları daha da büyük!

Maça gelirsek, goller dışında zevk vermeyen bir karşılaşmaydı. ilk 20 dakikada Alex’in biraz hareketlenmesiyle Fenerbahçe pozisyon bulsa da, maçın ilk tehlikeli atağını Gaziantepspor buldu. Bu dakikada enteresan bir durum oldu. Alex itirazdan sarı kart gördü. Fenerbahçe maçlarında böyle kartları görebiliriz. Çünkü, “şike şaibesi, hakemleri etkileyebilir” düşüncesi Fenerbahçeli futbolcularda her zaman olacaktır. Adaletsizliği baştan sabitlersek, sonra adil kararlar bile illa ki birilerine adaletsiz gelecektir. Gelmeye başladı bile. Bir de üstüne ilk yarım saatte karşılıklı iki penaltı verilmeyince ve mümkün olabilecek, penaltı pozisyonlarından ayrı, iki kırmızı kart çıkmayınca işler iyice karıştı denilebilir.

Dakikalar 30’a yaklaşırken, Fenerbahçe sezonun ilk golünü yedi. Baraj önde mi değil mi tartışmaları yürürken, hatalı bir baraj ile serbest vuruştan gol geldi. Olcan, bu hatayı olabilecek en iyi şekilde değerlendirdi. Vurduğu noktadan neredeyse tüm kale önünde açıktı. Aynı açıklığı Antep kalesi önünde bulan Alex de altı dakika sonra beraberliği getirdi. Alex’in hakemle kavga eder, sinirli görüntüsü büyük oranda da takımını ateşliyor. Zaten bu ateş de olmasa bu sezon Fenerbahçe’nin kadrosu için hiç kolay geçmeyebilir.

İkinci yarı başında da Alex yine o ateşi sahaya düşürdü ve kullandığı kornerde dönen topu çizgiye yakın bir yerden gol yaptı. Bu sezon onun sezonu olacak. Belki de tarihe geçecek bir performans izleyebiliriz bundan sonrasında da. Alex üçüncü gol şansını penaltıyı direğe vurdurarak kaçırdı fakat ondan önce biraz da penaltı hakkında konuşmak gerek. İlk yarı iki tane net penaltının verilmediği maçta, böyle bir penaltının verilmesi doğru olmadı. Bu kadar hassas zamanlarda, daha dikkatli olmak gerekmez mi?

İkinci yarı itibariyle ortaya daha net olarak çıktı ki Gaziantepspor’un, Fenerbahçe’yi çok zorlayacak gücü yoktu. Olcan’ın ve Wagner’in ikinci yarıda sahada olmaması ve Cenk Tosun’un çok etkisiz olması ile bu durum netleşti. Böyle olunca da orta sahada oynanan ve arada Fenerbahçe’nin ataklarıyla geçti ikinci golden sonrası. Bu arada olan ataklardan 80. dakikada olanında ise Ziegler’in ortasında Bienvenu golü buldu. Yeni transferler de, golle tanışmış oldu.

Sonuç olarak tek bir oyuncunun, bir maçın çehresini nasıl değiştirebileceğine örnek bir maç izledik. Alex, Fenerbahçe’de kadroda olmasaydı, tarihe geçebilecek sıkıcılıkta bir maç izleyebilirdik. İki takım da iyi oyunun çok uzağındaydı. Bu hem Gaziantepspor için, hem de Fenerbahçe için şaşırtıcı bir durum.

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Dink ödülü Altan’a geldi, tepkiler gecikmedi

Hrant Dink Vakfı tarafından verilen “Uluslararası Hrant Dink Ödülü” bu yıl, Taraf Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan’a ve Meksikalı gazeteci Lydia Cacho’ya verildi. Ödülün Türkiye parçasının Ahmet Altan’a gitmesi ise tepkilere neden oldu.

Uluslararası Hrant Dink Vakfı (UHDV) tarafından verilen üçüncü “Uluslararası Hrant Dink Ödülü” bu yıl, Taraf gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ahmet Altan‘a ve Meksikalı gazeteci Lydia Cacho‘ya verildi.

Dink’in 57. doğum günü anısına Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda düzenlenen gecenin açılış konuşmalarını Ödül Komitesi Başkanı Ali Bayramoğlu ve Uluslararası Hrant Dink Vakfı Başkanı Rakel Dink yaptı.

Cengiz Çandar, Sırrı Süreyya Önder, Ahmet İnsel, Leyla Zana, Alper Taş, Mehmet Ali Birand, Gülten Kaya gibi isimlerin de konuk olduğu gece, Noray Kardaşyan tarafından kurulan ve Ermenistanlı 14 gençten oluşan Van Project’in Ermenice parçalarıyla başladı. Rojin ve Yavuz Bingöl de daha sonra Van Project’e eşlik etti. Sarı Gelin, Türkçe ve Ermenice söylendi.

“Utançla kabul ediyorum”

Türkiye’deki militarizm konularını gündeme taşıyarak, askeri otoritenin kırılması, sorgulanması, eleştirilmesi, ülkede demokrasinin yerleşmesi için çalıştığı, idealleri uğruna mücadeleye devam ettiği, cesur haberlerle gündemi belirlediği gerekçesiyle ödüle layık görülen Ahmet Altan ödülünü Adalet Ağaoğlu ve Hasan Cemal‘in elinden aldı.

Altan konuşmasına, “Her insan aldığı ödülü gururla kabul eder, bense bugün bu ödülü utançla kabul ediyorum” diyerek başladı.

Ödülü, emanet olarak aldığını ve ödülün gerçek sahibinin, Hrant Dink’in gerçek katillerini bulacak olan kişi olması gerektiğini söyleyen Altan konuşmasına şöyle devam etti:

“Nezaketinize minnettarım ama ben adımı, onun adının yanına yazdırmayı hak ettiğime inanmıyorum. Bunu hak edebilmek için onu koruyabilmiş olmam gerekirdi. Bunu hak edebilmek için onun katillerinin bulunmasını sağlamış olmam gerekirdi. Bu ödülü, eğer izin verirseniz, bir emanet olarak alıyorum. Bir gün bu ülkede, Hrant Dink’in gerçek katillerini bulan, onları ortaya çıkartan, bu korkunç vahşetin hesabını soran cesur, dürüst ve onurlu bir yönetici çıkarsa, o zaman bu gece burada aldığım bu emaneti ona, gene burada, bu kalabalıkların önünde sevinçle vereceğim.”

“Hepimiz yürüyene kadar yazacağım”

Kadın hakları savunucusu olan ve çocuk pornosuna karşı çalışmalarıyla bir suç zincirini ortaya çıkaran Meksikalı gazeteci ve yazar Lydia Cacho ise ödülünü alırken, dünyadaki kadınların yaşadığı zorluklara değindi.

Cacho, “Burada milyonlarca kız kardeşin sahip olmadığı bir hakkı kullanıyorum: Sesimi duyuruyorum. Hepimiz bu yolda birlikte yürüyebilene dek yazmaya devam edeceğim. Hrant Dink gibi dünyanın dört bir yanından arkadaşlarımızın verdiği ilhamla bunu sürdüreceğim” dedi.

Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nün jürisinde Adalet Ağaoğlu, Judith Butler, Hasan Cemal, Daniel Cohn-Bendit, Rakel Dink, Irene Khan, Boris Navasartian ve 2010 yılının Uluslararası Hrant Dink Ödülü sahipleri Baltasar Garzón Real ve Türkiye Vicdani Ret Hareketi bulunuyordu.

Ödül tepkileri de beraberinde getirdi

Bununla birlikte, ödülü Ahmet Altan’ın alması kamuoyunun bir kısmında tepkilere yol açtı.

Hrant Dink Ödülü’nün sahibinin Ahmet Altan olduğu anons edildiğinde, gazeteci Ruşen Çakır ayağa kalktı ve salonu terk etti.

Çakır’ın bu hareketi, sosyal medyada ve bazı basın organlarında protesto olarak değerlendirildi.

Ödül’ün Altan’a verilmesi Twitter’da da tartışıldı. Yapılan yorumların bazıları şöyle:

Yazar Ahmet Nesin:Yakında Dink’in delilleri karartılır ve Ahmet Altan ‘yakışmadı Erdoğan’ diye yazar, böylece ödülü hak etmiş olur. Öz Aydın Hakiki Aydın Gerçek aydın.”

Gazeteci Engin Baş: “Hrant Dink vakfı ödülü Ahmet Altan’a vererek ‘Sana tokat atana öbür yanağını dön’ teatisine uymuş oldu.”

Gazeteci İsmail Saymaz: “Törene şu umutla gittim: belki Ahmet Altan, ödülün Nedim ve Ahmet’e ithaf ederdi. Eder miydi? Maalesef etmedi.”

Gazeteci Kemal Göktaş: “Hrant Dink ödülü Ahmet Altan’a verilmiş. Hükümetin AİHM savunması ve içişlerinin Danıştay savunması Taraf’ta yoktu. Ben üzüldüm bu ödüle.”

Gazeteci Cüneyt Özdemir: “Ahmet Altan’ın Hrant Dink ödülünü almasına itirazım yok. Hatta tebrik ederim. Ancak neden bu ödül ısrarla Nedim Şener’e de verilmez… Nedim Şener bu çabaları yüzünden dünyada basın özgürlüğünün simgesi olurken, Hrant Dink Ödülü’nü alamaması tuhaf ve düşündürücü bir ironi.”

(Bianet)

İTÜ protestolarla açıldı

İstanbul Teknik Üniversitesi‘nin 2011-2012 Akademik yılı açılış töreni sırasında bir grup öğrenci protesto gösterisi yaptı.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan ve ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir, Ayazağa kampusündeki Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde bulunduğu sırada, Öğrenci Kolektifi üyesi bir grup öğrenci bazı taleplerini iletmek için konferans salonuna doğu yürüyüşe geçti. “Ankara’da 10 üniversiteli tutuklu, AKP üniversiteyi özgür bırak”, “AKP dışarı, üniversiteyi özgür bırak” yazılı pankart ve döviz taşıyan grup burada hazır bekleyen çevik kuvvet tarafından durduruldu.

Polis engelini aşamayan öğrenciler, burada yaptıkları açıklamada, “Bugün burada ders kayıtları başladı. Demokrasi havariliği yapan bu insanlar Ankara’da on arkadaşımızı tutukladı. Biz içeriye girip Abdullah Gül’e, Ankara’daki on arkadaşımızın serbest bırakılması konusunda konuşmak, söz hakkı almak istiyoruz. Madem onlar demokrasi için o kadar yanıp tutuşuyor neden 2-3 öğrencinin içeri girip söz almasından bu kadar korkuyorlar. Biz bunu söylüyoruz. İçeri girmek istiyoruz” diye konuştu. Bir süre çevikkuvvet ablukasında bekleyen öğrenciler, Cumhurbaşkanı Gül’ün konvoyunun kampüsten hareket ettiği sırada sloganlar attı. Bunun üzerine çevikkuvvet polisleriyle öğrenciler arasında itişme yaşandı. Törenin bitmesinden sonra çevikkuvvet, öğrenciler üzerindeki ablukayı kaldırdı. Öğrencilerden gözaltına alınan olmadı.

(Ajanslar)