Ana Sayfa Blog Sayfa 5027

Mezbahalardaki zulüm, Türkiye’de ilk defa belgelendi

Türkiye’nin çeşitli illerindeki mezbahalarda kaydedilen görüntülerde hayvanların nasıl kesildiği, kesimden sonra hayvanların dakikalarca nasıl kıvranarak can verdiği çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriliyor.

Kimin tarafından çekilip internet ortamına yüklendiği belli olmayan ve “Zulmü Görüntüle” logosuyla servis edilen görüntülerde, kesime sevk edilen büyükbaş ve küçükbaş hayvanların, kesim öncesinde, esnasında ve sonrasındaki içler acısı hali kayıt altına alınmış.

Herhangi bir uyuşturma, bayıltma, şoklama ya da buna benzer bir uygulamaya tabi tutulmayan kasaplık hayvanlar, dakikalarca çırpınarak can veriyor.

Kan ve şiddet dolu görüntüler…

Büyük bir çoğunluğu kan revan içindeki mezbahalarda çekilen görüntülerde, kesim yapan kişinin, hayvanları keserken zaman zaman güldüğü de görülüyor. Kesim öncesinde hayvanlara uygulanan şiddete de görüntülerde rastlamak mümkün: Koyunlar kesim öncesinde yerlerde sürükleniyor, darp ediliyor, bacaklarından yukarı asılan koyunlar acımasızca kesiliyor, sığırlar dakikalarca boynu kesik bir şekilde havada bekletiliyor.

Türkiye’deki kesim sistemi bu…

Türkiye’nin her yerinde aynı kesim yöntemi uygulanıyor. Türkiye’deki mezbahalarda kesilen hayvanların, İslami usule göre kesilmesi zorunlu olduğu için kesime sevk edilen hayvanlara acıyı hafifleten herhangi bir müdahalede bulunmak mümkün değil.

Dünyada durum nasıl?

“Acısız kesim” diye de bilinen kesim öncesi şoklama, birçok ülkede uygulanmakta. Zaman zaman “helal et”in yol açtığı hayvan hakları ihlali tartışmalarının yaşandığı birçok Avrupa ülkesi mevcut. Hayvanların kesim esnasında acı çekmemesi için diri kesimin yasaklanmasını isteyen hayvanseverlerle Müslümanlar ve Museviler sık sık karşı karşıya geliyor. Dünyada 50 milyar hayvan ise görüntülerdekine benzeyen mezbahalardan geçerek sofralarımıza, tabaklarımıza ulaşıyor.

(Yeryüzüne Özgürlük)

Doğa koruma nereye! – Bahtiyar Kurt

Yaklaşık 12 yıldır bu iki kelime için çalışıyorum: Doğa koruma. Geçtiğimiz yıllar boyunca bu iki kelime ile ifade edilen “şeyin” gerek bende gerekse yakınımdaki insanlarda değiştiğini de görüyorum. Her yerde ve her alanda olduğu gibi burada da değişim kaçınılmaz. Bu makale benim evrimimde şu an için geldiğim noktayı özetliyor.

Biz doğa korumacılar var olanı korumak isteriz. Türlerin sayısı azalmasın, yaşadıkları ortamlar bozulmasın, oldukları gibi kalsın isteriz. Gezegenin hassas dengeleri bozulmasın ki biz de içerisindeki varlığımızı devam ettirelim isteriz. Tüm doğa korumacılar az ya da çok bu amaç için uğraşırlar ama her gün daha da çok yerinden delinen bir kova gibidir bizim konu, işimiz gittikçe zorlaşır, yamanacak yerler artar. Tam bir yeri kapamışken başka bir sorun çıkar. Hatta öyle sorunlar gelir ki gündeme, koruduğunuzu zannettiğiniz alanlar ve türler tekrar tehdit altına girer. Muharebeler kazanılır ancak savaş kaybedilir.

Evet, biz doğa korumacıların koyduğu hedeflere, tanımladıkları vizyonlara ulaşmaları her geçen gün daha da imkansız hale geliyor. Başaramıyoruz. İnsan değişiyor, içinde bulunduğu dünya değişiyor ve bu değişim çoğunlukla bizim düşündüğümüz anlamda doğayı yok ediyor.

Bunun birçok sebebi olabilir. Tahmin edileceği üzere tüm insanlığı ve gezegenimizi ilgilendiren bu kadar derin bir konuyu bir iki cümleyle analiz etmek ve her birimizin bu çözümleme üzerinde anlaşması mümkün değil. Ama benim düşüncem, kabaca tarif etmek gerekirse şu şekilde. İnsanlık kendine yeni ve geleceğe dair hedefler koyuyor. Bahsettiğim değişim de temelde bu nedenle gerçekleşiyor. Bu hedeflere oldukça hızlı bir şekilde ilerlerken diğer konular öncelik olamıyor, olmuyor insan için. Bırakın öncelik olmayı, dikkatini dahi çekmiyor. Romantik konular listesinde bir yerlerde duruyor. İnsanın bu özelliğinin genellenebilir olduğunu düşünüyorum. Yani insanların çoğu için geçerli olduğunu ifade ediyorum. Bu yazıyı okuyacak çoğu insan kendini bu gruptan ayrı bir yere koyacak olsa da…

Biraz daha açmam gerekirse, teknoloji deliler gibi gelişiyor (bkz. Moor yasası). Bu gelişme hayatımızı ve yaşam şeklimizi sonuna kadar değiştiriyor. Yakında hepimiz çevrimiçi olacağız, vücutlarımız ve düşüncelerimizle. Sağlık alanında (genetik alanındaki teknolojilerle) inanılmaz gelişmeler yaşanmaya başlayacak. İnsan ömrünün 150 – 200 yıl civarına gideceği söyleniyor. Belki de ölümsüzlüğe. Daha zigot aşamasında düzenlenen genlerimiz olacak. Bugünkü gıdaların yerini laboratuvarlarda üretilmiş ve tam da ihtiyacımız olan molekül dizilimlerinin alacağı yine bu tespitlerin arasında. Belki de tarım alanı diye bir şey kalmayacak. Yok olmuş ve yok olan türlerin lablarda yeniden üretileceği hatta yeni yeni hayvan ve bitkilerin yaşamımıza katılacağı günler yakın. Bitkileri hali hazırda değiştirip yemeye başladık bile.

Bu yazdıklarımın bir kısmı gerçekleşmeyebilir, ama bunlardan çok daha fazlası gelecek 50 yılda insanlığın olağan parçası olacak. Asıl soru şu: İnsan bu ya da benzeri bir yönde ilerlerken biz doğa korumacılar ne yapıyor olacağız?

Öncelikle şu tespiti yapmak istiyorum: İnsanlık teknolojisiyle birlikte her zaman gelecekte bir noktaya referansla ilerliyor. Ancak biz doğa korumacılar hep geçmişe referans veriyoruz. Son 20 yılda şu kadar tükendi, son 50 yılda şu kadar ısındı, geleneksel tarıma geçmeli, eskisi gibi yaşamalı vb. Bence başarısız olmamızın arkasındaki nedenlerin başında bu geliyor. Geçmişe referans. Ben de kişisel olarak bu düşüncede bir insan olsam da (geçmişteki gibi bir yaşama dönelim, biz de mutlu olalım, dünya da) insanlığın bu noktayı çoktan geçtiğini ve geri gelmeyeceğini istemesem de kabul ediyorum. İnsanlık inanılmaz bir momentumla ilerliyor. Bu dev kütleyi durdurmak ve geri döndürmek imkansız diye düşünüyorum. Yapılacak müdahalelerle bu kütlenin yönünü değiştirmeye çalışmaktan başka çaremiz yok.

Sonuçta, biz doğa korumacıların da gelecekte bir referans noktası belirlemekten başka çaresi yok. İnsanlık nereye gidiyor, ne istiyor, arzuları, hırsları neler ve neyi başaracak; bunu çok iyi analiz etmeliyiz. Bu analizi takiben bizler de o gelecekte bir doğa tarif etmeliyiz. Ve şimdiden kolları sıvayarak geleceğe konsantre olmalıyız.

Peki, doğa korumacılar olarak bunu başarabilir miyiz? Bizler var olan muhafazakar yapımızı değiştirebilir miyiz? Bizler değil miyiz yeşil bina fikirlerine laf eden, yeni teknoloji yeşil arabaları beğenmeyen, doğayla uyumlu ama bir yandan da ultra teknolojik binalara dil uzatan. Evet bizleriz. Biz muhafazakarız.

Değişimi anlayıp değişimi kendimiz tarif etmediğimiz sürece kendi küçük topluluklarımızda hayatlarımızı tüketmeye ve dünyayı değiştirememeye mahkumuz.

http://bahtiyarkurt.wordpress.com

Almanya istikrar fonunun artmasına ‘evet’ dedi

Almanya Parlamentosu, euro bölgesindeki borç krizine karşı oluşturulan mali istikrar fonuna Berlin’in katkısının arttırılmasını öngören tasarıyı onayladı.

Başbakan Angela Merkel için önemli bir sınav olarak görülen oylamada 523 evet oyuna karşılık, 85 hayır oyu kullanıldı.

Parlementonun 3 üyesi ise çekimser kaldı.

Alman meclisinde onaylanan tasarıyla euro bölgesinde borç sorunları olan Yunanistan gibi ülkelere yeni krediler sağlanmasında kullanılan Avrupa Mali İstikrar Fonu’nun yetkileri arttırılırken, Almanya’nın fona katkısı da 123 milyar eurodan 211 milyar euroya çıkarılacak.

Fon’un büyüklüğünün ise 440 milyar euro olması planlanıyor.

Ancak bu miktar bile gözlemciler tarafından euro bölgesinde borç krizini çözmeye yetecek büyüklükte görülmüyor.

Oylama öncesinde yorumcular, Başbakan Angela Merkel’in partisinden bazı parlamento üyelerinin tasarıya karşı olduların dikkat çekmişlerdi.

Yapılan hesaplamalara göre Merkel’in partisi Hıristiyan Demokratlar’dan 19 milletvekilinin karşı oy kullanması halinde, merkez sol muhalefetin desteğine ihtiyaç duyulacaktı.

Genç-Sen kapatıldı!

Öğrenci Gençlik Sendikası Genç-Sen hakkında kapatma kararı verildi, karar temyiz edilecek.

2008 Mayıs ayından bu yana devam eden ve Öğrenci Gençlik Sendikası Genç-Sen’in kapatılması talebiyle İstanbul Valiliği tarafından açılan dava bugün sonuçlandı. Bazı kurucu üyelerin de mezuniyetlerinin ardından avukat olarak katıldıkları duruşmada “kapatma kararı” verildi.

Konuyla ilgili açıkklama yapan DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, “Dolmabahçe’de “Başbakan ve Rektörler Buluşması”na katılmak isteyen öğrencileri öldüresiye dövenler şimdi de öğrenci sendikasını kapatmak istemekte” dedi.

Söz konusu kararın Anayasa’nın 90. Maddesi’ne göre Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu belirten Görgün, bu sözleşmelerin bazıları şöyle sıraladı: BM İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, BM Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi, BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Yeni Bir Avrupa İçin Paris Şartı, Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı.

Görgün şöyle devam etti:

“İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 24. Maddesi oldukça açık ifade yer alıyor: Herkesin çıkarını korumak için sendika kurma veya sendikaya üye olma hakkı vardır.

Türkiye hala 12 Eylül’den kalma sendika yasalarını kullanmakta. 9 yıllık ertelemenin ardından geçtiğimiz hafta “sendika yasalarını değiştiriyoruz” diyen AKP hükümeti sendikaları kapatmaya devam ediyor. Genç-Sen, Emekli-Sen, Çiftçi-Sen, Yargı-Sen ve Evid-Sen gibi sendikaları kapatmaya çalışmakta.”

Karar sonrası, DİSK ve Genç-Sen dosyayı önce temyize ardından gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyacak.

Karar tepki gösteren DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, “15-16 Haziran’ı yaratan DİSK’in mirasçısı olan Genç-Sen engellemelere rağmen mücadelesine devam edecektir. Biliyoruz ki; paralı eğitim sistemi değişmedikçe ve gençler hayatın her alanında işsizlikle, güvencesizlikle ve şiddetle karşı karşıya oldukları sürece Genç-Sen mahkeme kararlarıyla kapatılamaz” dedi.

(Demokrat Haber)

Batman çatışmasında doğrular ne?

Batman’da yaşanan polis PKK çatışmasında üç sivilin ölümüne yol açan kurşunun adresi tartışma konusu. Devlet ve AKP medyası PKK’yi bebek katili ilan ederken HPG yaptığı yazılı açıklamada ailenin polis tarafından katledildiğini, bir inşaatta çıkan çatışmada da 2 PKK’li ve bir inşaat işçisinin öldürüldüğünü açıkladı. Batman’a giden gazeteci Ezgi Başaran da katledilen ailenin yakınlarının ölümlerden özel harekatçıların sorumlu olduğu şüphesini aktardı.

Mizgin Doğrul, kızı Sultan ve erken doğumla dünyaya geldikten sonra hayatını kaybeden bebeği, polis memuru Adem İlkkılınç ve üç PKK’linin hayatını kaybettiği 26 Eylül gecesi Batman’da yaşanan çatışmaya ilişkin HPG yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamada anlatılanlar resmi kaynakların verdiği bilgilerden farklılık taşıyor.

Resmi kaynaklar Batman’da PKK ile polisler arasında yaşanan çatışmada bir polis memuru üç PKK’linin öldüğünü, çatışma esnasında Doğrul ailesine ait aracın arada kalması üzerine bu aileden Mizgin Doğrul ve üç yaşındaki kızı Sultan Doğrul’un hayatını kaybettiğini, Talat Doğrul’un yaralandığını, ailenin diğer iki çocuğunun ise yara almadan kurtulduğunu açıklamıştı.

HPG tarafından 28 Eylül günü yapılan yazılı açıklamada olaya ilişkin farklı iddialar gündeme getirildi. ANF’nin haberine göre HPG açıklamasında, “26 Eylül günü Batman’da yaşanan olayda yaşamlarını kaybeden Mizgin ve Sultan Doğrul isimli insanlarımızın katledilmesi tamamen AKP polisleri tarafından gerçekleştirilmiştir. Bu olayla uzaktan ve yakından herhangi bir alakamız yoktur” dedi.

HPG tarafından yapılan açıklamada 26 Eylül 2011 tarihinde Batman merkeze 2 kişilik bir tim gönderildiği, bu timin eylem amacıyla bir aracı gasp ederek şehir merkezine gittiği, gasp edilen aracın sahibinin polise yaptığı ihbar sonucu timin deşifre olduğu 2 PKK’linin aracı başka bir noktaya bırakarak bir inşaatta saklandığı aktarıldı.

Aracın bırakıldığı noktaya giden polisin aracı görür görmez yaylım ateşine tuttuğu, Bu ateş sırasında oradan geçmekte olan Doğrul ailesinin ateş altında kaldığı söylenerek sonrasında yaşanan başka bir çatışma olduğu belirtildi.

HPG açıklamasında, bu olay yaşandıktan iki saat sonra 2 PKK’linin gizlenmiş olduğu şehir merkezi dışındaki inşaata polislerin geldiğini burada bir çatışma yaşandığını Mahsum ve Bager kod adlı iki PKK’linin ve bir polisin burada öldüğünü belirtiyor. Açıklamada PKK’li olarak yansıtılan üçüncü kişinin ise inşaatta çalışan bir işçi olduğu ifade edildi.

Başaran’a anlatılanlar
Çatışmanın yaşandığı Batman’a giden Radikal’den Ezgi Başaran gazetenin bugünkü sayısında gözlemlerini yazdı. Başaran Batmanlıların konuşmaktan kaçındığını belirtirken bölgede kendisine anlatılanları şöyle aktardı:

“Olayın Batman’daki konuştuğum kişilere göre anlatımı: “İki PKK’lı iki gece önce Ömergöze Köyü’nün girişine yakın bir yerde arabasını park etmiş iki kişinin arabalarını gasp ederler. ‘Biz eyleme gidiyoruz. Bir süre sonra arabanızı getireceğiz’ derler. Elleri bağlanan kişilerden biri ellerini çözer ve polisi arar: Başımıza bu geldi, bizim arabamızla bir eylem olursa sorumluluk bizim değildir.”

Plakayı alan özel harekâtçı polis Serdar adı verilen zırhlı aracıyla Ömergöze Köyü’nü şehre bağlayan yolda beklemeye başlar. Tam o sırada annesini ve kayınvalidesini ziyaret eden Talat Doğrul’un arabası da o yolda seyir halindedir. Yan yoldan çıkar ve Körük Caddesi’ne bağlanır. Açılan ateş sonucu kurşun anne, baba ve Sultan’a isabet eder. Talat Doğrul yaralı halde otomobili 1 km daha sürerek hastaneye varır. Bu arada ağabeyini telefonla arar. Köydeki akrabalar soluğu hastanede alır. O sırada emniyet mensuplarıyla aile arasında ciddi bir tartışma yaşanır.

PKK’lı sayısı iki mi üç mü?

Peki PKK’lılar nerede yakalanır? Yine anlatılana göre hikâye şöyle: Çatışma çıktığını gören PKK’lılar direksiyonu sağa kırıp bir şantiyeye sığınır. Polis takibi sonucunda çatışmada üç polis yaralanır, birinin beyin ölümünün gerçekleştiği söyleniyor. Ve üç PKK’lının da öldüğü. Yani inşaatta üç kişi ölmüştür ve fakat PKK’ya göre eyleme gönderdikleri PKK militanı sayısı ikidir. Üçüncü kim, bilinmiyor. Tahminler o sırada inşaatta yatan bir işçi olduğu…

Köydeki ikinci çadır kadınların… Hastaneye vardığında çatışmadan sağ kurtulan 11 yaşındaki Hivda’nın babaannesine “Bizi askerler vurdu” dediğini öğreniyorum. Asker dediği, özel harekatçı polisler mi? Böyle sorunca hemen “Biz bilmiyoruz. Hivda da küçük çocuktur, şoktadır, ne dediğini bilmez” diyorlar.”

(sendika.org)

Cumhurbaşkanlığı Kupası’nda derbi heyecanı

0

Basketbolda Galatasaray ile Fenerbahçe Ülker, Cumhurbaşkanlığı Kupası’nda 12 Ekim Çarşamba günü Kayseri Kadir Has Kongre ve Spor Merkezi’nde karşı karşıya gelecek.

Basketbolda Galatasaray ile Fenerbahçe Ülker, Cumhurbaşkanlığı Kupası’nda 12 Ekim Çarşamba günü Kayseri Kadir Has Kongre ve Spor Merkezi’nde karşı karşıya gelecek.

Hizmete girdiği günden bu yana başta Dünya Basketbol Şampiyonası olmak üzere birçok ulusal ve uluslararası spor organizasyonunun düzenlendiği Kadir Has Kongre ve Spor Merkezi, basketbolda Cumhurbaşkanlığı Kupası maçına da ev sahipliği yapacak.

Galatasaray ile Fenerbahçe Ülker, 12 Ekim Çarşamba günü, 7 bin 200 koltuk kapasiteli Kadir Has Kongre ve Spor Merkezi’nde karşı karşıya gelecek.

Gaziantepspor’da Abdullah Ercan dönemi başladı

0

Gaziantepspor‘da görevini bırakan teknik direktör Tolunay Kafkas‘ın yerine Abdullah Ercan getirildi. Gaziantepspor Kulübü Başkanı İbrahim Kızıl, genç bir ekibe sahip oldukları için Abdullah Ercan isminde karar kıldıklarını söyledi.

Gaziantepspor’da görevini bırakan teknik direktör Tolunay Kafkas’ın yerine Abdullah Ercan getirildi.

Tolunay Kafkas’ın sözleşmesini feshetmesinin ardından teknik direktör arayışlarına giren Gaziantespor yönetimi, U17 ve U19 yaşaltı milli takımlarından sorumlu olan Abdullah Ercan ile anlaştı.

Kırmızı-siyahlı kulüpten yapılan açıklamada, ”Gaziantepspor Profesyonel Futbol A Takımı Teknik Direktörlüğü görevine Abdullah Ercan getirilmiştir. Abdullah Ercan, 29 Eylül Perşembe günü şehrimize gelerek kendisini Gaziantepsporlu yapan 3 yıllık sözleşmeye imza atacaktır. Teknik direktörümüz Abdullah Ercan’a hoşgeldin diyor, yeni görevinde başarı diliyoruz.” denildi.

Türkiye’de ilk güneş enerjisi tarlası

0

Türkiye’nin ilk termal güneş enerjisi santrali ise İstanbul İkitelli’de kuruldu.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Tübitak Marmara Araştırma Merkezi ve İnosol Enerji’nin ortak çalışması ile hayata geçen projenin henüz 500 kW kurulu gücü var.

İstanbul İkitelli’de kurulan santral için yaklaşık 4 milyon lira harcama yapıldı. Hedef, proje kapsamında 2 megavatlık (MW) yeni bir santral kurmak. Ayrıca proje, havaalanları, büyük alışveriş merkezleri gibi yoğun elektrik tüketimi olan merkezlere yaygınlaştırılacak.

İkitelli’de kurulan tesis 500 kilovat kapasiteyle Türkiye’nin ilk yerli güneş enerjisi tarlası (kolektör sistemi) olma özelliğini taşıyor. Yüzde yüz yerli üretimle Türk mühendisler tarafından tasarlanan proje Türkiye’yi, İspanya, Amerika, Almanya ve İsrail’den sonra güneş enerjisi teknolojisi üretebilen 5’inci ülke yaptı.

Yeni üretilen teknoloji, güneş enerjisinden elektrik üretiminin yanı sıra soğutma ısıtma, su damıtma amacıyla da kullanılabilecek. Klimadan kaynaklanan elektrik sarfiyatını da azaltacak.

(Ntv)

Selek’in davası 7 Mart’a ertelendi

Sosyolog ve yazar Pınar Selek‘in 3 kez beraat ettiği Mısır Çarşısı davasının ara duruşması dün görüldü. Mısır Çarşısı davasında yeni savcı  Mehmet Ali Uysal ile görülen ilk duruşma olma özelliğini taşıyan dava Beşiktaş Özel Yetkili 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, başka suçtan hükümlü olan Maşallah Yağan ile tutuksuz sanık Abdülmecit Öztürk katıldı. Pınar Selek’in de aralarında bulunduğu diğer 3 sanık ise duruşmaya gelmedi. Duruşmada, Pınar Selek’in avukatları olan babası Alp Selek ve kız kardeşi Seyda Selek de hazır bulundu.

Duruşmada, Yargıtay’ın bozma ilamına karşı beyanı alınan Abdülmecit Öztürk, Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin bozma kararına katılmadığı belirterek, daha önceki savunmalarını tekrar ettiğini söyledi. Öztürk, beraatına karar verilmesini istedi.  Maşallah Yağan da Yargıtay’ın neye dayalı olarak kararı bozduğunu anlayamadığını ve merak ettiğini söyleyince Mahkeme Heyeti Başkanı, ”Kararı okudun mu? Avukatlarına bir danış. Eski karar senin lehine” dedi.

Yağan, ”Kararı okudum. Lehime olan eski karar da dinlenilsin” diye konuştu.  Duruşma, tutuksuz sanıklardan Kadriye Kübra Sevgi’nin Yargıtay’ın bozma ilamına karşı diyeceklerinin sorulması için 7 Mart’a ertelendi.

İstanbul’da köpekleri zehirlemeye çalıştılar

Arnavutköy’e bağlı Bolluca Ormanları‘nda zehirlenen köpeklerden biri öldü.

Bolluca-İhsaniye Yolu arasındaki ormanlık alanda çok sayıda köpeğin zehirlendiği bilgisini alan hayvansevenler ve veterinerler, bölgeye ulaşıp hastalanan hayvanları görünce bunları bir araya getirdi. Bazı köpekler veterinerlerce kurulan çadır kliniklerde tedaviye alınırken, durumları ağır olanlar da veteriner kliniklerine gönderildi.

Köpeklere müdahale eden veterinerlerden Devrim Baykal, hayvanların kimyasal bir maddeyle zehirlendiğini tespit ettiklerini, ancak bunun kimler tarafından yapıldığını bilmediklerini söyledi.

Burada bulunan yaklaşık 350 köpekten 100’e yakınının hasta olduğunu kaydeden Baykal, ”Bir köpeğimizi kaybettik. Durumu ağır olan 10 köpeği de kliniklere gönderdik. Diğerlerine ise serum taktık, burada tedavi ediyoruz. Uzun süre köpeklerin tedavi edilmesi gerekiyor” dedi.

Türkiye Hayvanları Koruma Derneği Yönetim Kurulu üyesi Sultan Gülyar da hayvanların zehirlendiğini duyar duymaz buraya koştuklarını belirterek, hayvanların bu şekilde zehirlenmelerinin insanlığa yakışmadığını söyledi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesinin de olayı haber alır almaz köpek mamaları ve veteriner göndermesinin memnuniyet verici olduğunu dile getiren Gülyar, ”Belediye bizi yalnız bırakmadı. Hasta yavru köpekler için de 2 köpek kulübesi gönderdi. Belediyenin buraya acilen 2 adet sahra çatırı kurması gerekiyor. Burada durumu çok ağır olan köpekler var. Bunların ivedilikle tedavi edilmeleri gerekiyor. Bu manzara İstanbulumuza yakışmıyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a teşekkür ediyoruz ve yardımlarının devamını istiyoruz” dedi.

Hayvanseverler, köpeklerin orman yakınlarındaki İhsaniye Köyü’nde bulunan mandıra sahiplerince zehirlenmiş olabileceklerini öne sürdü.

Olay yerine gelen jandarma ekipleri de hayvanseverlerin ve veterinerlerin ifadelerine başvurarak konuyla ilgili soruşturma başlattı.

(Ntv)