Ana Sayfa Blog Sayfa 5006

Trans bireylerden suç duyurusu: Dışlanıyoruz

Bursa’da aynı evde yaşayan Canali Topçu ve Umut Gümüş adlı trans bireyler, cinsiyet kimlikleri nedeniyle toplum tarafından dışlandıklarını, komşuları ve bina sahibi tarafından kendilerine başka yere taşınmaları için baskı yapıldığını söyleyerek savcılığa suç duyurusunda bulundu.

Hazırladıkları şikayet dilekçesini Cumhuriyet Savcılığına verdikten sonra, Bursa Adliyesi’nden ayrılırken konuşan Canali Topçu, toplumun kendilerini dışladığını ve yaşama şartlarının son derece zor olduğunu söyledi. Kendilerine çalışabilecekleri bir iş verilmediği için seks işçiliği yaparak hayatlarını sürdürmek zorunda kaldıklarını söyleyen Topçu, şöyle konuştu:

“Bizler, sırf cinsel kimliğimiz nedeniyle bu toplumdan dışlanıyoruz. Ne bir iş, ne de başımızı sokacak bir ev bulabiliyoruz. Kalacak ev kiralamak istesek, buna müsaade etmiyorlar. Ev bulsak, normalin 2-3 katı kira isteniyor. Sözleşmelere çok ağır şartlar konuluyor. Onu da kabul ettiğimiz halde, bu defa de komşular ile apartman sakinlerinin baskı ve şiddetine maruz kalıyoruz. Yaşadığımız son olay bunlardan sadece biri.”

“Cinsel Kimliğimiz Nedeniyle Dışlanıyoruz”

Toplumda dışlanmış ve istenmeyen kişiler olarak yaşamak istemediklerini söyleyen Canali Topuçu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Cinsel kimliğimiz nedeniyle itilmek zorumuza gidiyor. Kimse fuhuş yaparak para kazanmak istemez. Ama biz iş verilmediği için mecburuz. Dışarıda polisin, evimizde ise komşuların tepkisine maruz kalıyoruz. Bizler sahip olduğumuz kimlikle yaşamak istiyoruz. Sokakta kalan hayvanlara bile saygı gösterilip, onlar için barınma evleri yapılırken, bizler sokaklara atılıyoruz.”

(Kaos GL)

2014’te organik tarımcılar İstanbul’da

Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu’nun (IFOAM) 2014 Uluslararası Organik Tarım Kongresi’nin Buğday Derneği tarafından İstanbul’da gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı.

Ekolojik tarım konusunda dünyanın en etkin, en saygın ve söz sahibi kuruluşu Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu IFOAM, Güney Kore’de yapılan genel kurulunda, 2014 Genel Kurul ve Kongresi’nin Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin evsahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirilmesine karar verdi. Karar, IFOAM’ın dün yapılan Genel Kurul toplantısında oybirliğiyle alındı.

Uluslararası Organik Tarım Hareketleri Federasyonu üyesi olan Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, 2014 yılında IFOAM’ın genel kongresinin ülkemizde yapılması için uzun süredir görüşmeler yapıyordu. Geçtiğimiz Mart ayında hayatını kaybeden Buğday Derneği’nin kurucusu Victor Ananias’ın girişimleri sonucunda İstanbul’un aday şehir kabul edilmesiyle başlayan süreç, Güney Kore’de yapılan genel kurulda, Buğday Derneği ekibinin yaptığı sunumla karara bağlandı. Buğday, 2014 yılında IFOAM Kongresi’ni Türkiye’de gerçekleştirebilmek ve organik tarımın yaygınlaşmasına katkıda bulunabilmek için bugüne kadar yoğun bir çalışma yürüttü. Ekolojik tarım hareketinde üstlendiği öncü rol ile uluslararası platformlarda da saygıyla anılan Victor Ananias’ın bu kararın alınmasında büyük payı bulunuyor.

Küresel ölçekte organik tarım hareketini 40 yıldır yönlendiren, bir araya getiren ve destekleyen IFOAM, 116 ülkede 750 üyesiyle bir şemsiye organizasyon. Merkezi Almanya Bonn’da bulunan IFOAM, kurulduğu 1972 yılından başlayarak organik tarım hareketini bir çatı altında toplamayı, gelişimini sağlıklı bir şekilde yönlendirmeyi, gerekli standart ve yönetmelikleri hazırlamayı ve tüm gelişmeleri üyelerine, çiftçilere aktarmayı amaçlıyor.

Organik üretimle bağlantılı kurumlara sağladığı olanaklarla tek uluslararası yapı özelliği taşıyan IFOAM, her üç yılda bir gerçekleştirdiği genel kurul toplantısında stratejileri tartışarak organik tarımın geleceğine yön verecek politikaların oluşturulmasına katkı vermeye çalışıyor.

IFOAM’ın stratejik ortakları olan Hivos, BioFAch, FAO ve FiBL gibi kuruluşlarla, dünyamızı daha sürdürülebilir bir noktaya getirmek ve adil tarımı geliştirmek için işbirliği yapıyor; ayrıca Amerika Birleşik Devletleri’nde bulunan Uluslararası Organik Akreditasyon Hizmetleri (International Organic Accreditation Services-IOAS) ve İsviçre’de bulunan Organik Dünya Vakfı’nı da (Organic World Foundation-OWF) bünyesinde barındırıyor.

IFOAM Genel Kongresi’nin Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği tarafından İstanbul’da düzenlenmesiyle Türkiye ekoloji hareketi büyük bir ivme kazanacak.

Siirt Belediye Başkanı’na hapis cezası

Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak‘a “terör örgütünün propagandasını yapmak”tan 1 yıl 8 ay hapis cezası verildi.

Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak’un ceza aldığına ilişkin haberi belediye duyurdu.

Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesi, bir etkinlikte yaptığı konuşma nedeniyle Siirt Belediye Başkanı Selim Sadak’a hapis cezası verdi.

Mahkeme heyeti, Selim Sadak’ı terör örgütü propagandası yaptığı gerekçesiyle 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırdı.

Zaza Galatasaray’da

0

Galatasaray Basketbol Takımı, NBA’deki lokavt bitene kadar Gürcü Zaza Pachulia‘yı renklerine bağladı.

2005’ten bu yana Atlanta Hawks‘ta forma giyen Gürcü basketbolcu, lokavt bitene kadar Galatasaray’da oynayacak.

27 yaşındaki pivot, 1999-2003 yılları arasında Ülkerspor forması giymiş ardından Orlando Magic tarafından draft edilerek NBA’e adım atmıştı.

2.11 boyundaki basketbolcu sarı-kırmızılı formayl Türkiye ligine tekrar ‘merhaba’ diyecek.

İlaçta yeni dönem: Reçete başı 3 tl!

Hükümet, 35 milyar lirayı aşan sağlık harcamalarını düşürmek için yeni önlemler aldı. Öncelikle ilaç kutuları küçültülerek, ödenen ilaç faturası düşürülecek. İlaç kutularında 30 yerine 10 draje yer alacak. Aile hekimlerinin yazdığı reçeteye de 3 TL ödenecek.

Vatan Gazetesi’nin haberine göre hükümet, 35 milyar lirayı aşan sağlık harcamalarını düşürmek için bir dizi önlem aldı. Buna göre ilaç kutuları küçültülüp, ödenen ilaç faturası düşürülecek. Sağlık Uygulama Tebliği’nde yapılan değişikliğe göre, Aile hekimlerinin yazdığı reçeteye de 3 TL ödenecek. Sağlık Bakanlığı ilaç kutularının küçültülmesi için talimat verdi. Kutularda 30 yerine 10 draje yer alması isteniyor. Bu şekilde fiyatlar düşeceği için SGK’nın ödediği ilaç faturası da azalacak.

Planlanan yeni önlemlere göre artık aile hekimlerinin yazdığı reçeteye de 3 TL ödenecek. Daha önce bu ücret sadece devlet, üniversite ve özel hastanelerdeki doktorlara ilaç yazdırılması halinde ödeniyordu. Vatandaş muayene sonrasında yazdırdığı ilaç karşılığında 3 TL’yi eczanede ilacı alırken ödeyecek.

Türkiye Eczacılar Birliği Başkanı Erdoğan Çolak, bir televizyona yaptığı açıklamada, sağlık alanına müdahale etmesi gerekenlerin sağlık profesyonelleri olması gerektiğini ifade ederek, “Sadece sağlık alanında tasarrufa yönelik bir olayı gündeme taşımak ya da buradan bir tasarruf sağlamaya yönelik bir atraksiyonda bulunmak çok doğru bir yaklaşım olarak gelmiyor. Çünkü, ilaç kutularının içindeki drajelerin azaltılması bilimsel kavramlarla yapılabilecek bir şey. O yüzden sağlık profesyonellerinin, Sağlık Bakanlığı nezdinde biraraya gelerek bu olayları, bu olguları tartışması ve buna yönelik gerçekten bilimsel bir veri ortaya koyarak bunların gerçekleştirilmesi söz konusu olabilir” dedi. “Gördüğümüz kadarıyla son yıllarda Türkiye’de sağlık harcamalarında tasarruf bir deyim haline geldi” diyen Çolak, şöyle devam etti: “Sağlığa harcanan miktarın önemi yok vatandaş sağlığı açısından. Ama tabii bunun düzenli kullanılması, denetlenmesi ayrı kavramlar. Burada bir usülsüzlük, yanlışlık varsa ortadan kaldırılması hepimizin talebi. Akılcı yöntemin doğru ilaç kullanımından geçtiğini düşünüyoruz.”

Heteroseksizm can almaya, basın bilgisiz kalmaya devam ediyor

Gaziantep’te Fevzi Ç. adındaki erkek, “eşcinsel olduğu, travestilik yaptığı” gerekçesi ile kardeşini öldürdü. Öldürülen 24 yaşındaki trans kadın, geçirdiği kaza nedeniyle 4 Ekim günü Cengiz Gökçek Devlet Hastanesi’ne yatmıştı. Ziyaret bahanesi ile odaya giren Fevzi Ç. diğer hastaların önünde kardeşini biri başından olmak üzere üç kurşunla katletti. Katil erkek daha sonra polise teslim olurken “Namusumu temizledim.” dedi. Cenaze, aile tarafından kabul edilmeyince, belediye tarafından kimsesizler mezarlığına defnedildi.

Olayı duyuran Habertürk’te ise, katil Fevzi Ç.’nin cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği ile ilgili bilgi yanlışlığı aynen yansıtıldı. Habertürk, aynı katil gibi, insanlar arasındaki cinsiyet kimliği çeşitliliği içinde yer alan “travestilik”i bir meslek zannediyor. Çeşitli medya organlarında sıklıkla tekrarlanan bu hataya, bu haberde de olduğu gibi genelde, “travestiliğin eşcinsellerin icra ettiği bir meslek olduğu” yanlışı eşlik ediyor. Ya da, travestilik, eşcinselliğin bir aşaması gibi gösterilebiliyor. Oysa, trans (travesti veya transseksüel) bireyler cinsiyet kimliği, eşcinsel ve biseksüel kişiler de cinsel yönelim çeşitliliğimizi ifade ediyor.

Gezegendeki en temel baskın ayrımcı siyasetlerden heteroseksizm, üçüncü sayfa haberi bakış açısıyla salt “suçlu” ve “kurban” arasında geçen tek olaylık ahlaki ilişkisel bağlama  indirgeniyor. Böylece, aslında sistematik sosyopolitik suçlar olan heteroseksist etkinlikler,  perdelenmiş oluyor. Habertürk ayrıca Güneşi Gördüm filmine gönderme yaparak,toplumun kendi dinamiklerinin belirleyiciliğinde ve sorumluluğunda olan transfobik şiddeti, “film gibi” hayatların karşılaştığı münferit, şaşılıp ibret alınası bir düzleme çekmiş.

LGBT bireylerin yaşadığı, yaşam hakkına dek uzanan hak ihlallerini engellemek için ivedilikle gerekli anayasal ve yasal düzenlemeler yapılmalı. Nefret suçlarına ilişkin mevzuat oluşturulması, bu düzenlemelerden biri. Ayrıca, LGBT’leri hedef alan nefret söyleminin de önüne geçilmesi gerekiyor. AKP hükümeti ise, Ayrımcılık Yasası ve Yabancılar Yasası taslaklarından cinsiyet kimliği ve cinsel yönelimi çıkartmıştı. Toplumsal barışın ve insan haklarının korunması için bu yasalar ile birlikte ve esas olarak Anayasa’da cinsel yönelim ile cinsiyet kimliğinin tanınması şart. Ayrıca, kadını ilgilendiren yasalara ve korumalara trans kadınların da dahil edilmeleri, nefret suçlarının ceza hukukuna girmesi, toplumsal barış için olmazsa olmaz gereklilikler olarak Türkiye’nin acil gündeminde duruyor.

Pembe Hayat Derneği, cinayet ile ilgili bir basın açıklaması yaptı. Açıklama şöyle:

”Trans kadınlara yönelen nefret ve şiddetin her geçen gün artması, Hükümet’in pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediğinin göstergesidir. Kadınlara yönelen şiddetin bir parçası olan bu şiddete karşı, Hükümet gerekli yasal ve fiili önlemleri vakit geçirmeden, bu alanda çalışan sivil toplum örgütleri, siyasi partiler ve diğer kitle örgütlerinin taleplerini dikkate alarak gerçekleştirmek mecburiyetindedir.

“Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından hazırlanan Kadına Yönelik Şiddet Kanunu çalışmalarının, Türkiye’nin imzaladığı Avrupa Konseyi Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Engellenmesi Sözleşmesi ile uyumlu şekilde devam ettirilerek, kadınların şiddete karşı korunması esnasında cinsiyet kimlği sebebiyle bir ayrımcılık yapılamayacağının açıkça vurgulanması gerekmektedir. Trans kadınların şiddete karşı eşit şekilde her türlü koruma mekanizmasından faydalanması gerektiğini vurgulayan Sözleşme derhal Meclis gündemine alınmalı ve onaylanmalıdır.

“Hükümet yetkilileri, toplumsal linç kültürü ve transfobik nefreti körükleyen politikalarından ve açıklamalarından vazgeçmelidir. Trans sivil toplum kuruluşlarıyla her türlü yasal çalışma ya da politika oluşturma süreçlerinde görüşmeli ve trans toplumunun önerilerini dikkate almalıdır.”

 

(Yeşil Gazete)

 

 

Her Türk bebek doğar – Cengiz Aktar

Demilitarizasyon sürecinin daha çok başındayız. 2002’den bu yana askeriyenin demokratik ülkelerde olduğu gibi seçilmişlerin otoritesi altında işini yapması konusunda epeyi yol alındı. Ama yol daha uzun. Askeriyenin mali ve hukuki özerkliğinin kaldırılması bu sürecin iki temel reformu olarak beklemede. Son Sayıştay düzenlemelerine rağmen Genelkurmay’ın mali denetimin parçası olduğu bir model, hiçbir demokratik ülkede yok. Askeriyenin hukuki özerkliğine gelince, bir yandan siyasi iktidar karşısındaki statüsü ve bu statüden kaynaklanan ‘siyasi özerklik’ sorunu diğer yandan bununla bağlantılı olarak kemikleşmiş ayrı bir hukuk sistemi var. Bu sorunlu alanlara tam manasıyla dokunulamadı. Üçüncüsü, ordunun tasarrufuna bırakılmış iç ve dış ‘rezerv alanlar’ başlı başına sorunlu. PKK ile mücadele, Ege kıta sahanlığı ve Kıbrıs sorunlarının sivil otorite tarafından ya da İç Hizmet Kanunu uyarınca TSK’ya ihale edilmiş olması denetlenebilirlik açısından sorunlu.

Demilitarizasyon süreçlerinin bir boyutu daha var: Vicdanî red. Yukarıda sözü edilen reformlar ve değişim askeriyenin normalleşmesine yönelikken vicdani red açıkça antimilitarist bir duruş. Vicdanî reddin tarihi savaşın tarihiyle koşut. Çok eskilerde dini nedenlerden başkasını öldürmeyi reddedenler ile ilgili modern düzenlemeler Cihan Harbi’ne dayanıyor. Daha yakın zamanda vicdani red uluslararası hukukun alanına girmeye başlıyor. Birleşmiş Milletler’in bağlayıcı olmayan kurallarından sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bu konuda duyarlı ve etkin. Hele geçenlerde verdiği bir karar sonucunda vicdanî red denince artık taraf devletleri bağlayan bir hak ve özgürlük alanı tarifine tanık oluyoruz.

Geçenlerde AİHM, 2002’de Yehova Şahidi olduğu için askerlik yapmayı reddeden ve hapse giren Ermenistan vatandaşı Bayatyan’ın açtığı davada, radikal bir değişikliğe giderek, vicdanî red hakkını, din ve vicdan özgürlüğü kapsamında değerlendirdi. Kararda ‘din ve vicdan özgürlüğünün, ateistler, agnostikler, septikler ve dinle ilgilenmeyenler için de değerli bir unsur olduğu’ vurgulandı. AİHM bundan böyle yeni içtihada binaen vatandaşlarına askerliğe alternatif hizmet sunmayan ve vicdani redçileri sadece cezalandıran ülkeleri tazminata mahkûm edebilecek. Bu Türkiye’de mecburî askerliğin sonu demek.

Türkiye’nin askerî içtihadı

Geçen yılki Hrant Dink ödülü Vicdanî Red Hareketi’ne verilmiş ve Türkiye’nin vicdani red kavramıyla tanışmasının 20. yılına rastlamıştı. 1990’da Sokak Dergisi, Tayfun Gönül ve Vedat Zincir’in vicdani red beyanını yayımladığında böyle bir kavram daha duyulmamıştı. Bugün Kürt çatışması sonucunda can veren gençlerin haberleriyle çalkalanan Türkiye’de vicdani red daha fazla konuşuluyor. Mektep ve askeriyenin uluslaşma sürecinde oynadıkları rol ise çoktan demode oldu. Ayrıca siz güle oynaya ve kimi zaman da dehşet saçarak yapılan asker kutlamalarına bakmayın. Çoğunun derdi rahat bir askerlik sonunda sağ salim dönmek. Tüketim toplumunda hayat ve can tatlıdır.

Çektikleri cezalar ve kendilerine reva görülen eziyetle bilinen redçilerimiz var. En eskisi 1995’ten bu yana mücadele veren Osman Murat Ülke. Dosyası AİHM’de olan Ülke hakkında Türkiye Aralık’a kadar Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne vicdani red hakkı ile ilgili atacağı adımları bildirmek zorunda.

Barış Görmez bir Yehova Şahidi ve inancı uyarınca askerî elbise ve silahı reddediyor. Görmez dokuz kere hapis cezasına çarptırıldı. Üç yıldır askeri cezaevinde. AİHM Türkiye’ye Görmez’le ilgili yukarıda adı geçen Bayatyan kararını bekleme talimatı vermesine rağmen askerî mahkeme Ocak’ta Adalet Bakanlığı’yla görüşerek AİHM’in talimatını hiçe saydı ve Görmez’e tekrar ceza verdi.

Bir diğeri, 2001’den beri askere gitmeyi reddeden ve 15 aydır da içerde olan İnan Süver. Manisa’daki koğuşunu ateşe verdiği gerekçesiyle sürüldüğü Balıkesir Cezaevi çatısından atlayarak yaralandı.

Vicdani red sanılabileceği gibi birkaç marjinalin tasarrufu değil. Her cenahtan, cemaatten redçi mevcut. Örneğin mütedeyyin bir redçi olan Mehmet Lütfi Özdemir’in gerekçeleri diğerlerinden farklı değil. Şimdi Bayatyan kararıyla redçilerin çığ gibi büyüyeceğinden kuşkunuz olmasın.

Türkiye, Azerbaycan ile birlikte Avrupa Konseyi’nin 47 üyesi arasında vicdanî red hakkını tanımayan son iki ülke. Bakanlar Komitesi Türkiye’nin vicdani red kaynaklı ihlalleri önlemek için yasal önlem almasını ve Komitenin Aralık toplantısından önce, düzenlemeleri kabul takvimi ile birlikte bildirmesini istedi.

Artık TCK’nın ‘halkı askerlikten soğutmak’ diye bilinen meşhur 318. maddesinin ilgasıyla başlayacak bir zihniyet devrimi bizi bekliyor. Ama esas devrimin Kürt çatışmasının çözümüyle geleceğini de unutmadan.

Dün Ankara ve Eskişehir’de vicdanî redçileri destekleyenlerin 318’den davaları vardı. İlki beraatla sonuçlandı. Eskişehir davası ise başlıktaki slogana açılmıştı!

Cengiz Aktar – Vatan

Lisede Che anmasına sert müdahale

Gülsuyu Ertuğrul Gazi Lisesi‘nde Che‘nin ölüm yıl dönümü nedeniyle düzenlenen anma etkinliğinde polisler öğrencileri copladı, biber gazı sıktı, silah çekti. Çok sayıda öğrenci gözaltına alındı.

Liseli Öğrenci Birliği (LÖB) okulun bahçesinde 100 kişinin katılımıyla Che’yi anma etkinliği düzenledi. Etkinlik devam ederken, okulun üst katlarından, Che’nin silueti ile “Gerçekçi ol imkansızı iste” yazılı bir pankart sarkıtıldı.

Bunun üzerine akrep diye adlandırılan zırhlı polis aracı okulun bahçesine girdi. Polisler, öğrencilerin gözaltına alınacağını belirterek, çevik kuvvet ekiplerinden destek çağırdı.

Bir süre sonra okula gelen 50-60 kişilik polis ekibi, lise öğrencilere coplarla saldırdı, biber gazı sıktı. Bazı polislerin silah çektiği görüldü. Çok sayıda öğrenci gözaltına alındı. Okulda gerginlik devam ediyor.

Etrafta öğretmenler ile okul idaresinden hiçkimsenin bulunmayışı ise dikkat çekti.

(Ajanslar)

Alternatif Medya Şenliği’nden bilgi notu

Alternatif Medya Şenliği organizatörleri şenlik katılımcılarına ve katılmak isteyenlere yönelik bir davet yayınladı. Davet şu şekilde:

Sevgili katılımcılar,

Öncelikle 16 Ekim tarihinde düzenlenecek Alternatif Medya Şenliği’ne katılımınız için teşekkür ederiz.

Şenlik içeriği ve teknik konularda genel bir bilgi vermek amacıyla bu e-maili iletmekteyiz.

Şenlik programı saat 11:00’da başlayacak ve saat 00:00’a kadar sürecek.

Şenlik alanının düzenlenmesi ve stantların kurulması için en geç saat 10:00’da alanda olmanız yararınızadır. Stantlar ücretsiz olacaktır ve gerekli teçhizat bizim tarafımızdan verilecektir. Masa, sandalye, şemsiye gibi temel ihtiyaçlar dışında, stantta yapacağınız etkinlikler için ihtiyaç duyacağınız malzemeleri yanınızda getirmeniz gerekmektedir.  Her bir gruba ayrılacak alan, yapılacak etkinliklere göre belirlenecektir.

Bu nedenle stantta yapacakları etkinlikleri henüz bildirmemiş katılımcıların programlarını, 9 Ekim Pazar gününe kadar iletmeleri gerekmektedir.

Yapacağınız etkinliklerin şenlik alanını şenlendirmesi açısından önem taşıdığını da hatırlatmak isteriz.

Bunun dışında şenliğin duyurusunu yaygınlaştırmak ve organizasyon konusunda da katkılarınızı bekliyoruz. Ekte bulacağınız afiş örneğini internet sitenizde paylaşabilirseniz ve mümkünse ofisimizden dağıtım için afişleri alabilirseniz memnun oluruz.

Tümüyle gönüllerin katkısı ile gerçekleştirilecek olan bu etkinlikte şenlik günü katkılarınıza ihtiyacımız olacak.

Oturumların kayda alınması ve sonrasında paylaşılması için zaman ayırmanız bizim için çok önemli. Başvurularında organizasyona katkı sunabileceklerini belirten arkadaşlarımıza da teşekkür ederiz.

 

Şenlik Programı

 

•             11:00 – Şenlik başlangıcı: stantlar

•             12:00-13:15- Medya Okuryazarlığı (Moderatör: Nadire Mater)

•             13:30-14:45- Yeni Medya Düzeni (mi?) (Moderatör: Tolga Çevikel)

•             15:00-16:15- İnternet Sansürü (Moderatör: Avniye Tansuğ)

•             16:30-17:45- Medyada Nefret Söylemi (Moderatör: Yasemin İnceoğlu)

•             18:00-19:15- Dijital Aktivizm (Moderatör: Alper Akyüz ve Erkan Saka)

•             20:30- Konser: Serbest Radikaller

* ve Şafak Yüreklik ve Bülent Develi’den Sokak performansları

Şu an için katılacak medya organları

1 ) Alternatif Bilişim Derneği

2 ) Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği

3 ) Marksist.org

4 ) Exdergi

5 ) Medya Tekzip Merkezi

6 ) DurDe

7 ) Yeşilist.org

8 ) Nor Radyo

9 ) Kaos GL

10 ) Af örgütü

11 ) Yoyom Tv

12 ) Yeşil Gazete

13 ) Sosyal Değişim Derneği

14 ) Açık Radyo

Her türlü soru ve önerileriniz için [email protected] ve [email protected] e-mail adresleri ve 0541 693 8994 nolu telefon ile iletişime geçebilirsiniz. Şenlikte sunacağınız her türlü performans için [email protected] e-mail adresini bilgilendirebilirsiniz.

Not: 16 Ekim Pazar günü Avrasya Maratonu olduğu için birçok güzergâh araç trafiğine açık olmayacak. Ulaşım planınızı yaparken göz önünde bulundurmanız için hatırlatmak isteriz.

Alternatif Medya Şenliği organizasyon ekibi

Heinrich Böll ve Tayyip Erdoğan – A. Kadir Konuk

“Sağır duymaz, uydurur“ demişler Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan.

Duymuyor, görmüyor, okumuyor, bilmiyor, uyduruyorsunuz!

“Alman siyasi vakıfları üzerinden Cumhuriyet Halk Partili (CHP), Barış ve Demokrasi Partili (BDP) belediyeler aracılığıyla PKK’ya kaynak aktarıldığı“nı iddia ettiniz Sayın Başbakan.

SİVİL KÜRT MUHALEFETİ SUÇLU GÖSTERME ÇABASININ BİR PARÇASI“

Heinrich Böll Vakfı ile ilgili, bir tanık olarak size bir şeyler söylemek istiyorum, ama önce sözü o vakfın Türkiye temsilcilerine bırakıyorum:

“Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Erdoğan’ın iddialarının gerçeklerle herhangi bir ilgisi yoktur. Alman siyasi dernekleri ne altyapı projelerini destekler, ne de kredi verir. Heinrich Böll Stiftung Derneği Türkiye Temsilciliği, Türkiye’de öncelikle sivil toplum örgütleri, insan hakları grupları, araştırma enstitüleri ve meslek odaları ile birlikte çalışmaktadır… Sayın Başbakan iddialarıyla, derneğimizin Türkiye’deki siyasi muhalefet ile temaslarını PKK’ya destek gibi gri bir alana çekmeyi hedefliyor. Bu, özellikle sivil Kürt muhalefet ile sürdürdüğümüz temaslar için geçerli.Geçen iki buçuk yıl içinde 3 binden fazla Kürt siyasetçi ve sivil toplum aktivisti gözaltına alınmış, bunların arasında birçok belediye başkanı, seçilmişler ve yerel siyasetçiler PKK’yı desteklemekle suçlanmıştır. Alman siyasi derneklerine yöneltilen iddiaları, sivil Kürt muhalefeti suçlu gösterme çabasının bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Bu görüşümüz, Sur Belediye Başkanı Sayın Abdullah Demirbaş ile 2 Ekim tarihinde yürüttüğümüz görüşme hakkında bazı medya kuruluşlarında yer alan ve tarafsız olmayan haberler için de geçerlidir. Bu görüşmeyi PKK’ya destek verdiğimiz yönündeki gerçek dışı bir iddianın delili olarak sunmak tamamen yanlıştır….“

“ÜLKENİZDEKİ İNSANLARIN ONURLARIYLA ÇELİK ÇOMAK OYNAR GİBİ OYNARSINIZ“

İddia ettiniz, Almanlar bu işin ardını kolay bırakmaz, sözlerinizi ispatlamanızı isterler Sayın Başbakan. Şimdi yukarıdaki sözleri yanıtlamak, aksini kanıtlamak zorundasınız.

Siz ne o vakfı, ne de o vakfın adına kurulduğu Nobel Edebiyat Ödülü’nü almış sayın Heinrich Böll’ü tanırsınız Tayyip Bey!

Almanya’ya defalarca geldiğiniz halde bu vakfın Düren-Langenbroich’deki edebiyat sanat merkezi olan evini ziyaret etmediniz, o vakfın yöneticileriyle iki kelime konuşmadınız ama çevrenizden gerici mollaları, din adamlarını hiç eksik etmediniz.

İddia ediyorum, siz Heinrich Böll’den bir tek kitap bile okumadınız. Hatta “Katherina Blum’un Çiğnenen Onuru“ kitabı hakkında bir tek söz bilmez, ülkenizdeki insanların onurlarıyla çelik çomak oynar gibi oynarsınız.

“ONLAR AÇTILAR KAPILARINI“

Ben Heinrich Böll’ün tüm kitaplarını okudum Sayın Başbakan.

Onun nasıl değerli, önünde saygıyla eğilinecek bir yazar olduğunu biliyorum.

Onun eşiyle, oğullarıyla da tanıştım Sayın Başbakan.

Onlar açtılar o evin kapılarını bana.

Ülkemden kaçmak zorunda kalıp, Almanya’ya sığındığım zaman Almanya PEN Klübü 2. Başkanı Sayın Angelika Mechtel bana Heinrich Böll Vakfı ve NRW Kültür Bakanlığı’nın desteğiyle, Heinrich Böll’ün yaşadığı, kitaplarını yazdığı, odalarında uyuduğu, camlı kış bahçesinde şöminesinin önünde oturduğu, yaz günleri bahçesindeki havuzda serinlediği evinde 1990-1991 tarihleri arasında bir yıl kalma olanağını kazandırdı.

Sizin gazeteleriniz elbette bu olayı es geçtiler. Sadece sizinkiler değil, dönemin devrimci yayın organları ve Kürt yayın organları da konu hakkında bir tek söz yazmadılar.

Ama ben o vakfın yayınladığı resmi kitapta ilk konuk olarak resmimle, ismimle hala varım.

Dahası var Sayın Başbakan, ben o vakfın resmi ilk konuğuyum, o evde en uzun kalan yazar benim. O evde şimdi üçer, altışar ay kalıyor yazarlar, sanatçılar; üretiyorlar, yaratıyorlar.

“TUTUKLATTIRAMADIĞINIZ IÇIN LEKELEMEYE ÇALIŞIYORSUNUZ“

Heinrich Böll Vakfı böyle önemli bir iş yapıyor. Sizin gibi yazarları, sanatçıları içeri tıktırmıyor, onların daha iyi kitaplar, daha iyi sanat eserleri üretebilmeleri için uğraş veriyor.

O evde bir yılda üç kitabı yazıp bitirdiğimi söylersem bu üretimin ne olduğunu sanıyorum azıcık anlayabilirsiniz.

“Bunlar KCK’li“ deyip tutuklattırıyorsunuz!

“Bunlar Kürtlere yardım ediyor“ deyip tutuklattırıyorsunuz.

Almanları tutuklattıramadığınız için çamur atıyor, onları lekelemeye çalışıyorsunuz.

“HEINRICH BÖLL’ÜN ELİNE SU BİLE DÖKEMEZSİNİZ“

Siz Heinrich Böll’ün eline su bile dökemezsiniz, ama onun isminin verildiği bir vakfı hiç çekinmeden karalıyorsunuz.

İddianızı ispatlamak zorundasınız, artık söz ağzınızdan çıktı, yalayıp yutamazsınız. Ben sizin kocaman bir yalancı, uydurmacı olduğunuzu yukarıdaki sözlerimle kanıtlıyorum. Ama şimdi siz kalkar, “Bakın gördünüz mü bir komüniste bile kapılarını açmışlar onlar“ diyebilirsiniz. Komünist olduğum için değil, sürgün bir yazar olduğum için açıldı o kapılar bana.

Alman faşistleri de “Bunlar komünist“ diyerek Heinrich Böll’ün evini yakmışlardı zaten. O evler onarıldı, koskoca bir vakıf yükseltildi orada şimdi. Ama siz vakıf denilince içinde yeşil sarıklı tabutların olduğu, küf kokulu mekanları anımsarsınız sadece.

Özür dilemelisiniz Sayın Başbakan. Hem de çok geç olmadan o vakfın yöneticilerinden açık biçimde özür dilemelisiniz.

Ama bunu yapacağınızı hiç sanmıyorum, feodal köylü-Osmanlı damarınız engel olur buna. Olayı sürece bırakıp unutturmayı tercih edersiniz kesinlikle. Belki benim hakkımda da dava açılmasını, hatta size tazminat ödememi isteyebilirsiniz.

Böyle bir dava beni sevindirir Sayın Başbakan, belki mahkeme aracılığıyla size o vakfı daha iyi anlatma olanağını bulurum.

Çözümsüzlük içinde çırpınanlar çevrelerine aydınlık değil, karanlık yayarlar Sayın Başbakan.

Siz sönmüş bir fenerden daha karanlıksınız.

Ama meraklanmayın, o ülkede ışıktan, aydınlıktan yana olan insanlar da var ve bunlar elbette o ülkeyi ışığa, aydınlığa mutlaka kavuşturacaklar.

A. Kadir Konuk – www.Demokrathaber.net