Ana Sayfa Blog Sayfa 4992

Can Dündar: Savcılar görevden alınmasa ‘Köstebek’ gözaltına alınacaktı

Milliyet yazarı Can Dündar, daha önce yazdığı bir yazıya gönderme yaparak Beşir Atalay‘ın Deniz Feneri davasındaki rolünü sorguluyor. Dündar’a göre savcılar görevden alınmasa, Deniz Feneri’ne haber uçuran Atalay’ın koruma müdürünü gözaltına alacaklardı.

Milliyet yazarı Can Dündar’dan önemli iddia: Deniz Feneri savcıları görevden alınmasalar, o gün “Köstebek”i, yani Beşir Atalay’ın koruma müdürü gözaltına alınacaktı.

İşte Can dündarın bugünkü yazısı:

Can Dündar-Milliyet

Milliyet’te 2 Eylül 2011 günü “CHP liderinin ‘Köstebek’ dediği Bakan Atalay mı?” diye sormuştum.
CHP lideri, Somali yolculuğu sırasında, önceki gün açıkladığı “Köstebek”in ipuçlarını vermiş, “’Başbakan’a çok yakın biri’, Kanal 7’de yapılacak aramayı önceden bildirdi” demişti.
Israrımıza rağmen isim vermemişti; ama o yazıda, “verdiği eşkâlden, bir robot resim çiziyorum; çizdiğim resim, dönemin İçişleri Bakanı Beşir Atalay’a benziyor” demiştim.
Başbakan Yardımcısı Atalay hemen bir açıklama yapıp “İddiaların asılsız ve gerçek dışı” olduğunu söylemişti.
Dün, bu açıklamasını yineledi:
“Kılıçdaroğlu köstebek arıyorsa, mesleğine ihanet ederek gizli soruşturma dosyasını sızdıranlara baksın” dedi.
Atalay’ın, aylardır muhaliflere yönelik soruşturma dosyalarının, iktidar yanlısı gazetelere sızdırılıp tefrika edilmesine de aynı şekilde tepki göstermesi beklenirdi.
Kaldı ki, baskın tüyosunu belgeleyen telefon diyaloglarını Taraf muhabirine sızdıran, Deniz Feneri sanıklarından Zahit Akman’ın avukatı değil miydi?

Baskın tüyosu “normal” mi?
Atalay, “İçişleri Bakanlığım döneminde hiçbir davayla ilgili bir yönlendirmem söz konusu olmamıştır. Şahsıma atfen dile getirilen bu iddialar külliyen yalandır” diyor.
Keşke o cümleye birkaç kelime daha ekleyip “şahsıma ya da korumama atfedilen” deseydi. Çünkü kendi koruma müdürünün, özel kaleminin telefonundan, Kırıkkale Belediye Başkanı’nı arayıp baskını haber verdiği iddia ediliyor.
Kılıçdaroğlu’na göre, şirketle ticari ilişkisi bulunan Kırıkkale Belediye Başkanı da Almanya’daki davada “asıl fail” kabul edilen yetkiliyi arayıp 2 gün sonra gerçekleşecek baskını haber veriyor.
Atalay dün de NTV’de “Makamımdan korumamın ilimin belediye başkanına telefon etmesi çok normal” dedi.
Eğer o koruma müdürü, iddia edildiği gibi “Baskın olacak, toparlanın” istihbaratı uçurduysa bu “normal” midir?

Köstebek tutuklanacaktı
Savcılar muhtemelen bu bağlantıyı belgeledikleri için, “hasadı toplamadan” görevden alındılar.
Öğrendiğime göre dosya kendilerinden alınmasa, tam o günlerde yeni bir tutuklama dalgası gelecekti:
Özel kalem telefonundan faillere haber uçuran “köstebek”, yani Atalay’ın koruma müdürü gözaltına alınacaktı. O dalgada 10-15 şirket çalışanı ile yönetici yakını da tutuklanacak, soruşturma “yukarıya” doğru tırmanacaktı.
Dosyanın savcılardan alınmasıyla sadece bu tutuklamalar değil, üst bağlantıların ortaya çıkması da engellenmiş oldu.
Bu, siyasetin hukuka açık müdahalesi değil de nedir?

“Kendi cebinizden gidin”
Atalay, “3 savcı 3 yılda niye bir iddianameyi yazamadı” diye soruyor. Keşke savcılar konuşsa da, Deniz Feneri soruşturmasını yürüten Alman savcıların Türkiye’ye gelmesinin nasıl engellendiğini, kendilerinin Almanya’ya gidip belge toplaması için kimlerin “Gerek yok” raporu verdiğini anlatsa…
En basitini yazayım:
Almanya’ya gitmek isteyen savcılara, “Uçak paralarını kendi cebinizden ödeyin” demek aklın alacağı iş midir?
Bunlar ortaya çıkmaz mı bir gün?

“Dokunan yanar!”
“İnsan hakkı ve onurunun” çiğnenmesine tepki veren Atalay, aylardır özel görüşmeleri sayfa sayfa yayımlanarak hayatları lime lime edilen insanları bilmiyor mu?
Bence Deniz Feneri yöneticileri, dinlemeye takılan çok özel görüşmeleri sızdırmadıkları için savcılara dua etsin. İntikam hissiyle davranılsa, bir kısmı bir daha insan içine çıkamazdı.
Şimdi siyasi hesaplaşma gensoruda yapılacak.
Hukuken ise yeni savcıların 150 klasörlük bu hassas dosyayı ne yapacakları izlenecek. İşleri zor. Çünkü eskilerin sudan bir gerekçeyle görevden alınması, savcı ve hâkimlere, bu işlere “dokunanın yandığını” gösteren bir gözdağı oldu.

TBMM Başkanlığı füze kalkanına kalkan oldu

CHP‘nin Kürecik‘e kurulacak füze kalkanı projesini görüşme önergesi, TBMM Başkanlığı’nca reddedildi. CHP Malatya milletvekili Ağbaba’ya göre “Hükümete yönelik can alıcı sorular subjektif bir değerlendirmeyle reddediliyor” dedi.

Füze kalkanının mecliste görüşülmesini isteyen ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Malatya milletvekili Veli Ağbaba‘nın sunduğu önerge; önergedeki yedinci sorunun, meclis “içtüzüğünün 97. maddesine aykırı olduğu gerekçesi” ile reddedildi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’nca iade edilen önergenin yedinci sorusunda, kurulacak olan sistemlerin çevreye vereceği zararlara değiniliyor. Soruda, “Bu bölgeye farklı bir radyasyon tehdidi oluşturacak cihazların kurulmasındaki ısrar hükümetinizin Malatya, Kürecik, Kozluca bölgelerinin halkını gözden çıkardığı olarak yorumlanabilir mi?” ifadelerine yer verilmiş.

Gerekçe gösterilen içtüzüğün 97. maddesinde ise “tek amacı istişare sağlamaktan ibaret konular ile ilgili sorular sorulamaz” deniliyor.

Ağbaba, Meclis Başkanlığı’nın önergeyi bu maddeye dayanarak iade etmesini “Hükümete yönelik can alıcı sorular subjektif bir değerlendirmeyle reddediliyor” şeklinde yorumladı.

Meclis Başkanı Cemil Çiçek bu kararı ile, meclis içtüzüğü ve teamüllerini uygulamada tarafsızlık ilkesini ihlal etmiş oluyor.

Ağbaba, 19 Eylül 2011’de vermiş olduğu önergede, Malatya Kürecik’e kurulması istenen füzen kalkanının ve radar sisteminin, bölge halkına danışılmadan kurulmak istenmesinin projenin meşruluğunu ihlal ettiğine değinmişti.

CHP’li 20 milletvekilinin imzası ile sunulan önergede, füze kalkanının kurulmasını öngören anlaşmanın TBMM’ye danışılmadan Türkiyeli ve Amerikalı yetkililerce imzalanmış olmasının; Anayasa’nın 92. maddesi ile bağdaşmadığı belirtiliyordu.

Önergeye göre, projenin gerçekleştirilmesi, Malatya’yı ve Türkiye’yi her türlü saldırıya “açık hedef” haline getireceğinden; Türkiye’nin güvenlik sorunu da artacak.

(Bianet)

Berlusconi güven oylamasında İtalyanlar sokaklarda

0

İtalya’nın yönetimi en tartışılan başbakanlarından Silvio Berlusconi ve hükümeti yarın mecliste güven oylamasına gidiyor.

2010 yılı devlet bilançosunun meclisten onay alamaması nedeniyle güven oylamasına giden Berlusconi’nin kendine ve hükümetine güveni tam:

“Parlamentonun alt ya da üst kanadında bu hükümete karşın ciddi bir güvenilir alternatif yok.”

Muhalefet partilerinin çoğunun yarınki oylamada ‘hayır’ oyu vermek üzere anlaştıkları kaydedildi.

Diğer yandan Berlusconi hükümetine karşı sokaklardan da sesler yükseliyor.

Yaşadıkları ekonomik sıkıntıları duyurmak isteyen halk, Amerika’daki Wall Street protestolarının bir benzerini gerçekleştirdi.

İtalyan Merkez Bankası’nın tasarruf tedbirlerini protesto etmek üzere bankanın önünde toplanan göstericiler trafiği de kilitledi.

(en)

Yeni Zelanda sahilleri siyaha boyandı

Yeni Zelanda’da geçen hafta karaya oturan Liberya bandıralı Rena adlı yük gemisinden sızan petrol, ülke tarihinin en büyük çevre felaketine neden oldu.

Geminin sahibi Costamare adlı armatörlük şirketi, ülkenin en önemli turistik yerlerinden Plenty Körfezi’nde yaşanan felaketten ötürü özür diledi.

Akaryakıt yüklü gemideki konteynerler denize düşerken, gemi giderek daha fazla yan yatıyor. Rena’nın ikiye bölünmesinden endişe ediliyor.

Yeni Zelanda denizcilik yetkilileri, gemide 1,368 konteynerin bulunduğunu ve bunlardan 11’inin tehlikeli madde taşıdığını açıkladı.

Rena adlı yük gemisi, 5 Ekim’de Yeni Zelanda’nın kuzey kesiminde bulunan Tauranga limanı yakınlarındaki mercan resifine çarparak karaya oturmuştu. Kazanın ardından, büyük miktarda petrol denize sızdı.

Bölgedeki elverişsiz hava koşulları nedeniyle gemide bulunan petrolün boşaltılamadığı belirtiliyor.

Petrol sızıntısı, bölgedeki doğal yaşamı tehdit ediyor. Kıyılara ulaşan petrol kirliliği, çok sayıda deniz kuşunun ölümüne neden oldu. Penguen ve karabatakların temizlenmesi için çalışmalar yürütülüyor.

(en)

[Son Dakika] Türkiye’nin rakibi belli oldu

2012 Avrupa Şampiyonası Finalleri play-off kurasına ikinci torbadan giren Türkiye A Milli Takım’ın rakibi Hırvatistan oldu.

Polonya’nın Krakow kentinde çekilen kuraya ikinci torbadan giren Türkiye’ye birinci torbadan Hırvatistan çıktı.

Muhtemel rakipler ise şunlardı; Portekiz, Hırvatistan, İrlanda Cumhuriyeti ve Çek Cumhuriyeti.

İlk maç Türkiye’de oynanacak.

Avrupa’da “Ortak Tarım Politikası” reformu

Avrupa Komisyonu, Avrupa Birliği’nin en tartışmalı projelerinden birisi olan Ortak Tarım Politikası reformunu basına açıkladı. Reformun hedefi daha çevreci, daha rekabetçi ve daha doğru planlanmış bir tarım. Ortak Tarım Politikası Avrupa Birliği bütçesinin yüzde 40’ı anlamına geliyor. Gelecek yıllarda sürdürebilmeleri için de özellikle yardım şartlarına önemli değişiklikler getirildi. Tanıtımda Avrupa Komisyonu üyesi Dacian Ciolos konuştu:

“Bu reform önerisi aynı zamanda Komisyon’un politikalarında birlik anlayışına nasıl önem verdiğini de gösteriyor. Bu belki de ekonomide bu özelliği en çok yansıtan politika. Ayrıca doğal kaynakların kullanımını ve yönetimini de içeriyor.

Fakat çok geçmeden reform paketine yönelik eleştiriler yükselmeye başladı. Seslerini duyurmak için Baltık ülkelerinden Brüksel’e gelen çiftçiler, Doğu ve Batı Avrupa çiftçileri arasında denge sağlamanın uzun süre alacağını düşünüyor. Letonyalı çiftçi temsilcisi Maira Dzelzkaleja aradaki uçuruma dikkat çekiyor:

“Letonyalı çiftçiler 2013 yılı için hektar başına 95 Euro alıyor. Ancak Hollanda, Belçika ve Fransa’ya bakarsanız buradakiler hektar başına 400 Euro’dan fazlasını alıyor.

Yeni AB üyesi ülkeler, eskilere göre çok daha az yardım alabiliyor. Brüksel’e gelen Letonya Cumhurbaşkanı Andris Berzins de çiftçilere destek verdi:

“Biz de açık pazardayız ve maliyetlerimiz de diğer ülkelerdekinden çok farklı değil.”

Reformu 2014 yılında yürürlüğe sokmak için yoğun tartışmalar, pazarlıklar yaşanıyor. Son sözü üye ülkeler ve Avrupa Parlamentosu söyleyecek.

Sorulması gereken bir soru da şu: Tarımda yapılan sayısız reformdan farklı olarak bu son değişikliklerin nasıl bir somut etkisi olacak?

euronews, mikrofonlarını, hayatını tarımdan kazanan Belçikalı çiftçilere uzattı. René Ladouce hayvancılık yapıyor, mısır yetiştiriyor ve aynı zamanda da sendika temsilcisi. Eddy Pussemier ise mandıracılık yapmasının yanısıra şeker pancarı ve tahıl yetiştiriyor.

Belçikalılar için de dğer Avrupa çiftçileri için olduğu gibi 2014 yılından itibaren yardımların yüzde 30’u çevresel şartlara bağlanacak. En az 3 farklı ürün yetiştiriyor olmak gerekecek, toprağın en az yüzde 7’si nadasa bırakılacak ve doğal kırlık alanlar da korunacak.

Eddy Pussemier:

“ Bizler ilk olarak yoğun bir şekilde endüstriyel tarıma yöneltildik ve hepimiz tüm diğer dengeleri neredeyse unuttuk. Ancak geçen yıllar içerisinde biz çiftçiler, kendimiz çevre için önlemler geliştirmeye başladık.”

René Ladouce:

“Yeniden ek cezalar getiren bir sistem uygulanması riski bulunuyor. Yeterli toprağı olmayan, ya da yıllardır tek tip ürün yetiştirmeye alışmış ya da hayvan yemi yatiştiren çiftçiler için sıkıntı olacak. Yem sıkıntısı da yaşanabilir. Mali olarak bu da çiftçi için ayrı bir zorluk olacak.

Tarımdan sorumlu komiser Dacian Ciolos da reformları anlatmak için Eddy Pussemier’nin çiftliğindeydi. Ciolos’a göre ürün çeşitliliği olmazsa olmaz öneme sahip:

“Bence iyi çiftçi, toprağını seven çiftçidir. Sürekli aynı ürünü yetiştirerek toprağını zamanla kullanılmaz hale getirmemesi gerektiğini bilir.”

Reformla ilgili olarak çevrecilerin de bazı çekinceleri bulunuyor. Avrupa Çevre Ofisi’nden Faustine Defossez’ye göre planlanan değişiklikler hem yetersiz hem de dengeli değil:

“Reformlar bize göre yeterince irade ortaya koymuyor. Hal-i hazırdaki durumu da değiştirmeyecek. Sürdürülebilir üretimi getirmiyor, bunun için gerekli mekanizma da ortaya koymuyor.”

Ciolos’sa reformun bugüne kadarki en çevreci politikaları getirdiğini savunuyor:

“Eğer ortak tarım politikası dahilinde çevreye dönük endişelerle aldığımız tüm önlemleri sıralayacak olursak, zannediyorum çevre için göstermelik bir yaklaşımımız olduğunu düşünmenin haksızlık olduğu görülecektir. Daha önce bu kadar çevre korunmasını gözönüne alarak yapılmış bir tarım politikası göremezsiniz.”

Reformların önemli bir ayağını da destek dağılımının daha adaletli yapılabilmesi oluşturuyor. Yalnızca ülkeler arasında değil ülke içerisinde, üreticiler arasında da.

Nakdi yardımlarda 150 bin Euro’dan başlayan ve 300 bin Euro’yu geçmeyen kesintilere gidilecek. Yardımların büyük çiftlikler tarafından emilmesinin de önüne geçilecek. Hektar başına rakam belirlenmesi yoluyla Brüksel 2019 yılında dengenin kurulmuş olacağını umuyor. Fakat gün itibariyle en çok yardım alanların bu süreçle havlu atması da muhtemel riskler arasında.

René Ladouce:

“Yardımların tarım sektöründe yüzde 40’la 80 arasında bir etkisi olduğunu düşününce tabii ki içimizde bazı endişeler oluşuyor.

Ciolos’a göre imkanlar nisbetinde tedbirler alınacak:

“Elimizdeki düşük para miktarımı düşünürsek, daha hedefe odaklı, şeffaf ve etkili bir yol izlememiz gerektiği görülüyor. Ortak tarım politikasını AB’nin gerçeklerine uyarlayabilmeliyiz.”

Konuştuğumuz iki Belçikalı çiftçi de ideal olanın AB yardımı almadan ayakta durabilmek olduğunu söylüyor. René Ladouce çiftçilerin örgütlenmesi ve diyalog kurulabilmesini istiyor. Eddy Pussemier’in hayaliyse çiftliğinde ürünlerin direk satışıyla yaşayabilmek. Tabii son noktada geleceğin tarımını tüketiciler şekillendirecek.

(euronews)

TMMOB’un HES raporu Açık Yeşil’deydi

0

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından geçen hafta yayımlanan Hidroelektrik Santrallar Raporu‘nu, dün Açık Radyo’da yayınlanan Açık Yeşil’de ele aldık.

Ömer Madra ile birlikte hazırlayıp sunduğumuz Açık Yeşil‘de bu hafta TMMOB Enerji Çalışma Grubu Başkanı İsmail Küçük telefon bağlantısıyla konuğumuz oldu ve bize geçen hafta yayımlanan HES raporunu anlattı.

Rapor, TMMOB Enerji Çalışma Grubu tarafından uzun bir çalışma sonucunda yazılmış. HES inşaatlarının ziyaret edildiği, mevzuatın ve resmi belgelerin derlendiği bu titiz çalışma sonucunda hem HES’ler konusundaki son durum ayrıntılarıyla ortaya konmuş, hem de çözüm önerileri dile getirilmiş. Konuğumuz İsmail Küçük programda bize raporda satır aralarında kalan pek çok detayı da aktardı.

Açık Radyo 94,9’da her Çarşamba 10:30’da yayımlanan Açık Yeşil’in 12 Ekim tarihli program kaydını BURADAN dinleyebilirsiniz. (Radyo yayınlarını canlı olarak  internet üzerinden dinlemek için http://acikradyo.com.tr )

TMMOB’un 6 Ekim tarihinde yayınlanan yeni HES raporunu BURADAN indirebilirsiniz.

Ümit Şahin – Yeşil Gazete

Apple’dan Samsung’a bir darbe daha

İki bilişim devi Samsung ve Apple şirketleri arasındaki savaş kızışıyor. Apple’ın şikayetini değerlendiren Avustralya’daki bir mahkeme, Samsung’un Galaxy tablet bilgisayarlarına satış yasağı getirdi.

Samsung ve Apple arasındaki tablet bilgisiyar savaşı Avustralya’daki bir mahkemede de karara bağlandı. Apple, Samsung’un iPad’in hem ekran teknolojisini hem de tasarımını kopyaladığı gerekçesiyle Avustralya’da Samsung’a karşı açtığı davayı kazandı.

Mahkeme, Samsung’un “Galaxy Tab 10.1” adıyla piyasaya sürdüğü tablet bilgisayarın satışını Avustralya’da yasakladı.

Ancak alınan bu karar şimdilik geçici. Satış yasağı kararı, Samsung’un fikir hırsızlığıyla suçlandığı ana dava sonuçlanıncaya kadar geçerli olacak. Bu davanın sonuçlanmasının ise ayları bulabileceği belirtiliyor.

ABD’li Apple ve Güney Koreli Samsung şirketleri arasındaki akıllı telefon ve tablet bilgisayar savaşı geçen nisan ayından bu yana yargıya taşınmış durumda. Samsung’un Google’ın Android işletim sisteminin kullanıldığı Galaxy tablet serisi, Apple’ın iPad’ine karşı piyasadaki en güçlü rakip.

Samsung da geçtiğimiz günlerde karşı atağa geçerek Apple’ın yeni ürünü iPhone 4S’in Fransa ve İtalya’da satışının yasaklanması için mahkemeye başvurmuştu.

Samsung, Apple’ın iPhone 4S’in üretiminde fikri mülkiyet haklarını ihlal ederek teknolojilerinden izinsiz bir şekilde faydalandığını öne sürüyor.

(DW)

Kaddafi’nin oğlu yakalandı

0

Libya geçici hükümeti Kaddafi’nin oğlu Mütessim’in Sirte’de tutuklandığını bildirdi.

Ulusal Geçiş Konseyi yetkilileri, Mütaesim Kaddafi’nin Bingazi’ye götürüldüğünü ve sorguya çekildiğini açıkladı. Yetkililer başka bilgi vermedi.

Libya geçici hükümet kuvvetleri Kaddafi’nin doğum yeri Sirte’nin yüzde 80’ini kontrol altına aldıklarını söylüyor. Ancak kentin kuzeyinde iki mahalleye sıkıştırılan Kaddafi yanlıları direnmeye devam ediyor.

Geçici hükümet kuvvetleri, Sirte’de polis merkezini veKaddafi yanlılarının ana operasyon üssü olarak kullandığı konferans merkezini kontrol altına almış bulunuyor. Hükümet kuvvetleri ayrıca kentin ana hastane binasıyla üniversitesini de ele geçirdi.

Ulusal Geçiş Konseyi yetkilileri, Sirte’nin alınmasıyla Libya’nın kurtarıldığını ilan edebileceklerini çünkü ülkenin bütün limanlarının geçici hükümetin kontrolünde olacağını söylüyor.

Muammer Kaddafi’nin doğum yeri olan Sirte, Akdeniz kıyısında başkent Trablus’un 360 kilometre doğusunda bulunuyor. Geçici hükümet kuvvetleri Kaddafi yanlısı güçlerin merkezi olan kenti üç haftadır ele geçirmeye çalışıyor.

Kentsel Dönüşüm İTÜ’de Tartışılıyor

0

TMMOB‘un düzenlediği Kent, Kültür ve Demokrasi Forumu‘nda çarpık kentleşmenin etkileri tartışılıyor. 13-15 Ekim tarihleri arasında İTÜ’de gerçekleşen forumda çarpık kentleşme ve bunun doğaya ve insan ahayatına etkileri ortaya konuluyor.

Ülkemizde kentleşmenin, siyasi, toplumsal ve kültürel yaşama etkilerinin tartışılacağı Kent, Kültür ve Demokrasi Forumu, bu yıl 13-15 Ekim tarihleri arasında İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ) toplanıyor. Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) tarafından 2010 yılından beri düzenlenen buluşmalar; çarpık kentleşme dolayısıyla artan yoksulluğun ve kentleşmeden olumsuz etkilenen doğanın tartışılması için ortak bir alan oluşturmayı amaçlıyor.

TMMOB Mimarlar Odası’nca yapılan açıklamaya göre, forum sayesinde birçok mimarın, kültür ve sanat camiası mensuplarının ve etkinliğin düzenlendiği şehirde yaşayan kimselerin ortak bir platformda buluşması öngörülüyor.

Kent, Kültür ve Demokrasi Forumu bünyesinde İstanbul ve çevresinin kentsel ve sosyo-ekonomik dönüşümünün tartışılacağı paneller, kültürel etkinlikler ve  “Kentimize Sahip Çıkmak İçin” adıyla düzenlenecek bir yürüyüş bulunuyor.

TMMOB yaptığı açıklamada, “İstanbul’un kentsel (doğal ve kültürel) değerlerinin hızla değiştiği ve kaybolduğu bir süreçteyiz. İstanbul kent algısına yönelik birçok rant amaçlı müdahale acımasız bir biçimde sürüyor” ifadelerine yer vermiş.

Açıklamada Boğaziçi’ye, Haliç’e, tarihi yarımadaya, Kızkulesi’ne, Gökkafes’e, Park Otel’e ve Atatürk Kültür Merkezi’ne (AKM) yapılan müdahalelere karşı yürütülen mücadelelere de değinilmiş. Ayrıca İstanbul’a yapılmak istenen “köprüler, radar kuleleri, yollar” ve sürdürülen “kentsel dönüşüm operasyonları”nın da karşı çıkılması gereken projeler arasında olduğu belirtiliyor.

Forum’un 14 Ekim cuma günü gerçekleştirilecek buluşma toplantısına İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu da katılacak. Forum’da (yapılan açıklamalar dolayısıyla) eleştirilmesi beklenen kentsel dönüşümleri yürüten Kentsel Dönüşüm Müdürlüğü’nün, Büyükşehir Belediyesi bünyesinde yer alması ise hayli ironik bir durum ortaya çıkarıyor.

Forum kapsamında düzenlenecek etkinlikler arasında, Homur Mizah Grubu’nın hazırladığı bir karikatür sergisi de yer alıyor. Sergi, bu cuma (14 Ekim) ziyarete açılacak.

Etkinlikler kapsamında ayrıca 15 Ekim cumartesi günü sabah 10.30’da Galatasaray Lisesi önünde toplanılarak İstiklal Caddesi’nde bir yürüyüş geçekleştirilmesi planlanıyor. gösterilerden sonra Cumhuriyet gazetesi yazarı ve Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi (MSGSÜ) öğretim üyesi Oktay Ekinci‘nin de katılacağı forum buluşmalarına devam edilecek.

Forum, Nazım Hikmet’in yazmış olduğu şiirlerin okunacağı Nazım Kumpanya’nın gösterileri ile sonlandırılacak. Nazım Kumpanya korosu, Nazım Hikmet’in şiirlerinden bestelenen ve Nazım Hikmet’e adanmış bazı şarkıları da seslendirecek.

Toplum ile halkın yaşadığı bölgelerin dönüştürülmesinde önemli bir rol oynayan mimarları bir araya getiren forum; İstanbul’dan önce sırasıyla Sinop’ta, Hatay’da ve Van’da gerçekleştirildi.

(Bianet)