Ana Sayfa Blog Sayfa 4987

Türkiye Hizbullah’ında 6 tahliye

Hacı İnan ile örgütün Türkiye sorumlusu olduğu iddia edilen Mehmet Bahattin Temel‘in de aralarında bulunduğu tutuklu 6 sanık tahliye edildi.

İstanbul’daki Hizbullah operasyonu davasının İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmasında, Hacı İnan ile örgütün Türkiye sorumlusu olduğu iddia edilen Mehmet Bahattin Temel’in de aralarında bulunduğu tutuklu 6 sanık tahliye edildi.

Hacı İnan ve Bahattin Temel, ocak ayında CMK’nın 102’nci maddesi gereği 10 yıl süren tutukluğun ardından tahliye edilmişlerdi.

Bu iki isim, hakklarında yeniden tutuklama kararı çıkarılmasınnı ardından cezaevine konulmuşlardı.

22 Ekim’de Türkiye’nin dört bir yanından üniversiteliler Taksim’de buluşacak

22 Ekim’de üniversiteliler ülkenin en büyük kentinde, en görkemli meydanına imzasını atacak. Doğayı, kadını, gazetecileri, üniversiteyi, halkları, sokağı, ülkeyi özgür bırak diyen üniversiteliler 22 Ekim Cumartesi günü Taksim Meydanı’nda bir araya gelecek.

Son dönemde giderek artan baskı, şiddet politikalarına karşı olan Öğrenci Kolektifleri Taksim Meydanı’nda tek ses olup taleplerini haykıracak.

Eyleme Rutkay Aziz, Cezmi Ersöz, Suavi, Ceren Moray ve İlkay Akaya’ında destek sunarken gazeteci Ahmet Şık’ın eşi Yonca Şık’ta katılacak.

Eylemin çağrı metni ise şöyle:

“ÜLKEYİ, ÜNİVERSİTEYİ, SOKAĞI ÖZGÜR BIRAK” DİYENLER 22 EKİM’DE TAKSİM’DE BULUŞUYOR!

Haklarımızı bir bir elimizden aldılar, yağmaladılar, sattılar. İnsanları hastane kapılarında ölüme terk ettiler; halkın evlerine kepçeleriyle, dozerleriyle saldırdılar. Yetmedi, soluduğumuz havaya, içtiğimiz suya göz diktiler. Halkın derelerini, ormanlarını sermayeye peşkeş çekmeye kalktılar. Toprakların can damarlarına HES’lerle kelepçe vurmaya kalktılar. Bunun için “can”a kıymaktan geri durmadılar, Hopa’da Metin öğretmenimizi aldılar.

“Özgürlük” dediler, kelimelere yasak, internete sansür getirdiler. Heykellere ucube deyip karikatürcülere davalar açtılar.

“Hak-hukuk” dediler katsayı yalanını yedirmeye çalışırken, yüz binlerce liselinin geleceğini şifrelerle cemaate peşkeş çektiler.

Bunlar yetmedi, basılmamış kitapları topladılar, gazetecileri, hapishanelere kapattılar. Medyaya “ayar” çektiler, kendi “taraf” medyalarını yarattılar.

Gericilikte sınır tanımadılar. Padişah efendi bir yandan 3 çocuk buyururken, bir yandan “eşit değilsiniz” deyip kadınlara düşmanlığını ilan etti. Her gün yüzlerce kadın şiddete uğradı, yaralandı, öldürüldü, tüm bunlar hala devam ediyor.

“Açılım” koca bir yalandı, balon gibi ellerinde patladı. Açılım diyen AKP, bir halka düşmanca saldırıyor, tutukluyor, vekillerine hakaret ediyor. Halklar birbirine düşman edilmeye çalışılıyor, gencecik bedenler toprağa veriliyor.

“Demokrasi” dediler, Ortadoğu’ya “akıl” verdiler, orda demokrat, burda “padişah” kesildiler. Suyumu sattırmam diyen köylüye, güvenceli iş diyen işçiye, parasız eğitim diyen üniversiteliye gazla, copla saldırdılar, tutukladılar. Kendinden olmayanı, marjinal ilan edip sokağa çıkan, hakkını arayan toplumun bütün kesimlerine saldırdılar.

Parasız eğitim isteyen, halk için bilim diyen, Tayyipgiller’den yumurtalarıyla hesap soran, Metin Öğretmenin ölümüne sessiz kalmayan üniversitelileri tutukladılar.

Tayyip İsrail’e racon kesti, ama iki ülke arasındaki ilişkileri kesmedi. Aksine, İsrail’i korumak için, kendi halkının canını hiçe sayarak, Türkiye sınırları içinde Malatya-Kürecik’te füze kalkanı yapılmasına izin verdi.

“Eşitlik” dediler, üniversitede harçlara zam yapmaya kalktılar. YÖK’ü kapatacağız dediler, reform paketleriyle üniversite kapılarını sermayeye sonuna kadar açmaya hazırlanıyorlar.

AKP’ye ve padişah özentisi Tayyip’e sesleniyoruz! Ülkeyi, üniversiteyi, sokağı özgür bırak!

Doğayı Özgür Bırak!
Doğayı, can damarlarımızı, derelerimizi, ormanlarımızı özgür bırak!

Kadınları Özgür Bırak!
Şiddetle, ölümle, taciz/tecaüvüzle yaşamaya mahkum edilen kadınları özgür bırak!

Gazetecileri Özgür Bırak!
Gazetecileri, kitapları, dergileri, mizahı, düşünceyi özgür bırak!

Üniversiteyi Özgür Bırak!
Bilimi, akademiyi, eğitim hakkını, kampüsleri, üniversitelileri, üniversiteyi özgür bırak!

Halkları Özgür Bırak!
Anadilleri, barışı, çocukları, toprakları, bu topraklarda yaşayan halkları özgür bırak!

Sokağı Özgür Bırak!
Hopa’yı, tutuklu üniversitelileri, gençliği özgür bırak! Demet’i, Ozan’ı, Çağdaş’ı, Soner’i, Hikmet’i, Can’ı, Uğur Uzunpınar’ı, Nuri’yi, Uğur Tuna’yı, Tayfun’u özgür bırak!

Ülkeyi Özgür Bırak!
İnsanca yaşam isteyen işçileri; emperyalizme “kalkan” edilen Kürecik’i; haklarına sahip çıkan köylüleri, yoksulları özgür bırak!

Tüm Türkiye’den üniversiteliler Taksim’de padişah özentisine seslenecek: ÜLKEYİ, ÜNİVERSİTEYİ, SOKAĞI ÖZGÜR BIRAK!

22 Ekim’de Türkiye’nin dört bir yanından üniversiteliler Taksim’de buluşacağız. Söke söke kazandığımız bu meydanda sesleneceğiz AKP’ye, padişah özentisine. Ülkenin en büyük kentinde, en görkemli meydanına üniversitenin imzasını atacağız. Seslerimizi birleştirecek, AKP’ye, Tayyip’e üniversitenin gücünü göstereceğiz.

Geçtiğimiz 1 yıldan biliyoruz, üniversitelilerden nasıl korktuğunu, şemsiyelerin altında nasıl sindiklerini biliyoruz. Geldikleri üniversitelerden nasıl “kuzu kuzu” gönderdiğimizi en iyi biz biliyoruz. Ceplerimizde biriktirdiğimiz isyanı biliyoruz.

Şimdi bu gücü Taksim’e taşımanın zamanı. Sesimizle, rengimizle, her birimiz bir “söz”ümüzle, talebimizle o meydanda olma zamanı. Yumurtalarımızla nasıl hesap sorduysak, nasıl halkın yüreğine su serptiysek, umut olduysak, yine yapalım. Üniversiteli olmanın sorumluluğuyla haklarımıza sahip çıkalım.

O gün binler olup taksim meydanını kapatacağız. Tüm Türkiye’den üniversiteliler olarak yanyana gelecek, seslerimizi birleştireceğiz. Ülkemiz ve üniversitemiz için “özgür bırak” diyeceğiz!

Sizleri de sesimize ses katmaya, o gün yanımızda olmaya davet ediyoruz.

Son dönemde giderek artan baskı, şiddet politikalarına karşı, meslek odalarından gazetecilere, sendikalardan sanatçılara kadar, bu haksız uygulamalara maruz kalmış ve “dur” demek isteyen her kesimle yan yana gelmenin çok önemli olduğunu düşünüyoruz..

Büyük üniversite buluşması 22 Ekim günü saat 15.00’de Taksim-Tünel’de toplanmayla başlayacak, İstiklal Caddesi’nden yürüyüşle Teksim Meydan’ına gelinecektir. Meydan’da konuşmalar, konserler eşliğinde eylem sonlandırılacaktır.


ÖĞRENCİ KOLEKTİFLERİ

Alternatif Medya, Şenliği’nde tartışıldı

Yeşil Gazete’nin düzenleyicisi olduğu Alternatif Medya Şenliği, 16 Ekim Pazar günü Beyoğlu Yeşil Ev’in toplantı salonunda geniş bir katılımla gerçekleşti. Gün içerisinde 500’e yakın izleyici panelleri izledi.

Alternatif Medya’nın ve digital aktivizmin her yönünün tartışıldığı oturumlara sahne olan Şenliğin eğlence kısmı ise yağmura rağmen, alternatif mekanlarda devam etti. Yeşil Ev’in yanında kurulan standlar da yağmur sebebiyle bir süre sonra kapalı alana alındı.

Toplam beş konu başlığında, 14 konuşmacının sunumları etrafında şekillenen panellerde, sunumlardan sonra da fikir alışverişleri devam etti. Her oturumun başında da, moderatörler konuyla ilgili bir giriş konuşması gerçekleştirdiler.

Paneller, Nadire Mater’in moderatörlüğünde yapılan Medya Okur Yazarlığı oturumu ile başladı. Mater, “Medya okur yazarlığı niye ortaya çıkıyor, haberle nasıl kurgulanıyor, Türkiye’de nasıl bir medya okurluğu var? Milli Eğitimin medya okur yazarlığı dersleri var. Adı milli olan bir kurum çocuklarımız medya okur yazarlığı öğretiyor. Bu dersi alan çocuklara sormak gerek ne görüyorlar. RTÜK güzel cümlelerde kuruyor ama pratiğin nasıl olduğuna bakmak gerekiyor. Medyayla ilgili birkaç örnek vereceğim. Gazeteleri nasıl okuyoruz, tvleri nasıl izliyoruz.” cümleleriyle panele başladı. Bu oturumda daha sonra panel izleyicileriyle birlikte Medya Okur Yazarlığı üzerine örnekler tartışıldı.

Şenlik’te ikinci oturum, Yeni Medya Düzeni (mi?) başlığı altında Tolga Çevikel’in moderatörlüğünde gerçekleşti. Fikir Sahibi Damaklar’dan Defne Koryürek, Yeşil Gazete’den Koray Doğan Urbarlı, Nor Radyo’dan Sayat Tekir ve Kaos GL’den Ömer Akpınar’ın konuşmacı olduğu oturuma Tolga Çevikel’in “Yeni Medya Düzeni”ne dair örnekler vererek başladı. Defne Koryürek Yeni Medya Düzeni ile ilgili, “Elimizdeki alanlar daha demokratik imkanlar sunuyor. Dergi gazete çıkarmak için uğraşmadan oturduğunuz yerden insanlara ulaşıyorsunuz.” derken, Koray Doğan Urbarlı, “Yeni Medya Düzeni’nde herkes haber kaynağı diyoruz, ama ana akımda çıkmadıkça bilgi haber olarak görülmüyor. Ekoloji mücadelesi ana akım medyasında sos olarak kullanılıyordu; gerektiğinde en kolay atılan konuydu. Yeşil Gazete, buna alternatif olma hedefinde.” dedi.

Daha sonra söz alan Nor Radyo temsilcisi Sayat Tekir, “3 yıldır yayındayız. Bu dönem 8 dilli yayın yapıyoruz. Sadece Ermenileri yansıtmasını istemedik. Her türlü ezilen, ayrımcılığa uğrayan insanları, hayvanları, kimlikleri, yapıları bir araya getirmek istedik.” şeklinde konuştu. Oturumda son sözü Kaos GL’den Ömer Akpınar aldı. Akpınar, Kaos GL’de “Militarist, ayrımcı dille yazılmış haberleri alıp dilini arındırarak yayınladık. Kendi haberimizi yapmaya başladık. Eşcinsellere karşı yapılan ayrımcılık medyada teşhir ediliyor ve değişim gerçekleşiyor. Kadın cinayetleri medyada yer alıyor, ama trans cinayetleri çok yer almıyor.” şeklinde konuştu.

Üçüncü oturumun konusu, İnternet Sansürü’ydü. Bu oturum Avniye Tansuğ’un moderasyonunda gerçekleşti. Galatasaray Üniversitesi’nden Vedat Çakmak’ın Google’ın tercihleri kaydetmesinin, internet adasında insanı yalnızlaştırmaya kadar gidebileceğini vurguladığı oturumda, Açık Radyo’dan Mahir Ilgaz, Dünya üzerinde sansüre dair örnekler verdi. Oturumun son konuşmacısı olan Avukat Ali Osman Özdilek ise, sözlerini TİB’in internet sansürü üzerine fikirlerle sürdürdü. Özdilek, ana akım medyanın sansürlerinin, internet sayesinde ortaya çıktığını vurguladı.

Dördüncü oturumda konu, Medya’da Nefret Söylemi’ydi. Yasemin İnceoğlu’nun moderasyonunda gerçekleşen oturumda Yeşil Gazete’den Murat Köylü, Alternatif Bilişim Derneği’nden İlden Dirini, Dur De!’den Levent Şensever konuşmacıydı. Şensever, nefret söylemi konusunda en büyük problemin kavramlar konusunda ortaya çıktığını ve nefret söylemi, nefret suçu kavramlarının karıştığını vurguladı. Murat Köylü ise, “bir söylemin nefret söylemi olup olmadığını anlamanın en kolay yolunun, kendimizi söze maruz kalanın yerine kendimizi koymak olduğunu” belirtti. Alternatif Bilişim Derneği’nden İlden Dirini, nefret söylemlerinden örnekler verdiği konuşmasında, “Nefret Söylemi’nin Facebook, Twitter gibi alanlarda daha kolay yayılabildiğini” vurguladı.”

Panellerin son oturumunda konu Dijital Aktivizm’di. Özgür Uçkan “Yaşanan demokrasi ayaklanmalarını tarihsel olarak 1848’e benzettiğini, o dönemin kuşlamalarının yerini ise şimdilerde Twitter’ın aldığını” ifade etti. Daha sonra söz alan askerleranlatiyor.blogspot.com kurucusu Ozan Zeybek, sitelerinin işlevinden ve etkisinden bahsederken, “Türkiye’de çok eksik bir taraf olan raporlama işlevinin site üzerinden gerçekleşebileceğini” ekledi. Dur De! aktivisti Levent Şensever, dijital aktivizmin, hareketleri için öneminden bahsettikten sonra, son olarak söz alın İnternetime Dokunma kampanyası örgütleyicisi Ezgi Köksal da, başarılı geçen kampanyaları üzerinden digital aktivizmi örneklendirdi.

Oturumların bitmesinin ardından, katılımcılar, Beat Bar’da şenliğin eğlence kısmına geçtiler.

Not: Oturumların dökümleri haftaiçi Yeşil Gazete’den okunabilir.

Galatasaray 3. kez Kıtalararası Şampiyon

0

Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı, Japonya’da düzenlenen Kıtalararası Turnuva ”Kitakyushu Cup” finalinde, ev sahibi ülkenin takımın Miyagi Max’ı 68-51 yenerek, şampiyon oldu.

Kitakyushu kentinde bu yıl 9’uncusu düzenlenen ve 3 gün süren turnuvanın finalinde ”Engelsiz Aslanlar”, Miyagi Max karşısında ilk yarıyı da 29-28 önde kapadı.

Daha önce bu kupayı 2008 ve 2009 yıllarında 2 kez kazanan sarı-kırmızılılar, 3. kupasını müzesine götürdü.

Kulübün internet sitesinde yapılan açıklamada, ”Galatasaray tarihine bir kupa daha kazandıran Engelsiz Aslanlarımızı tebrik ederiz” denildi.

Kadir Has’ta Tezer Özlü Konferansı

Tezer Özlü

Kadir Has Üniversitesi, ‘Modern Türk Edebiyatı Konferansları’ dizisine yazar Tezer Özlü’yle başlıyor. 20-21 Ekim’de gerçekleştirilecek konferans 1986’da aramızdan ayrılan yazarı bütün yönleriyle incelemeyi amaçlıyor.

 

Kadir Has Üniversitesinin Cibali Kampüsü’nde gerçekleşecek konferansın Düzenleme Kurulu Selhan Savcıgil Endres, Şehnaz Şişmanoğlu Şimşek, Mary Lou O’Neil, Ahmet Ergenç, Özge Ercan ve Gülin Enüst’den oluşuyor.

Konferans sırasında toplumsal cinsiyet, ‘flaneur’ edebiyatı, yol edebiyatı, otobiyografi, siyasi baskılar ve modernleşme sorunları ele alınacak.
Üniversitenin Amerikan Kültür ve Edebiyatı Bölümü ile Türk Dili Koordinatörlüğü’nün ortaklaşa düzenlediği konferansın açılış konuşmasını Hasan Bülent Kahraman yapıyor. Konferansta her günün sonunda yapılacak yuvarlak masa toplantılarına ise edebiyat dünyasından Müge İplikçi, Hatice Meryem ve Sezer Duru gibi isimler de katılacak. 20 Ekim akşamı Seyyar Sahne grubu Tezer Özlü’nün ‘Çocukluğun Soğuk Geceleri’ adlı romanından uyarlanan oyunu sergileyecek.

Konferans programı hakkında bilgi almak için Kadir Has Üniversitesi ile iletişime geçmek mümkün.

Yorum: Beşiktaş ruhunu da kaybediyor

Çok uzun süre sonra, bir Beşiktaş maçı için İnönü Stadı’na gittim. Güzel bir durum tabi. Yeni uygulamalar da olmuş. Örneğin biletler ilk önce bir kredi kartı sahipleri için satışa çıkıyor. Sonrasında, kalırsa, sıradan taraftar için satışa sunuluyormuş artık. Uzun süre sonra ilk defa maça gideceğim ya, ben de sanırım Ankara’da ilk bilet alan sıradan taraftar oldum. Maç saatini beklemeye başladım Perşembe gününden itibaren.

Fakat bir terslik var olayda. Bir kere Cumartesi günü, tüm gün, yağmur hiç kesilmeden yağdı. Bunun üstüne, futbolda olan olayların taraftarın heyecanını baltalamasını ekleyin, en üste de Beşiktaş’ın halini koyun, terslik apaçık ortaya çıksın. Kısaca, tribünlerde büyük boşluklar vardı ve dolu olan kısımlarında da elle tutulur hiçbir etki yoktu. Sadece tribünleri izlemek için Beşiktaş maçlarına giden, sahanın fotoğrafı yerine sürekli Kapalı’nın fotoğrafını çeken insanların olduğu zamanlardan, bu zamanlara gelmek fena bir durum tabii ki. Tribünler heyecansız, takım zaten heyecansız.

Takım demişken maça gelebiliriz. Maçı tribünden izlediğim ve bizim tribünlerimize kalem vb. cisimler sokmak yasak olduğu için (işte gerçek medeniyet!!) maçla alakalı notlar tutmam mümkün olmadı. Tutabilseydim de zaten pek bir şey yazamazdım notlarımın arasına. Çünkü Beşiktaş hafta hafta eksiliyor. Bir kaç Avrupa maçı ya da Türkiye’de oynanacak maçın bu gerçeği değiştirmesi ise mümkün değil. Beşiktaş şu haliyle tam anlamıyla düşenin dostu. Kayserispor’a üç puan, Gaziantepspor’a ilk puanları…

Duruma bakıp, Carlos Carvalhal’in eksikliklerini saymak ise sanırım yeterli olmayacak. Beşiktaş her anlamda eksiliyor çünkü. Carvalhal’in kötü bir antrenör olduğunu zaten kariyerine bakan herkes anlar. Çalıştırdığı en iyi kadro Beşiktaş. Tabii ki teklif gelince koşa koşa gelecek ve kısıtlı yetenekleriyle bu ne olduğu belli olmayan takımı ortaya çıkartacaktı. Bir de üstüne Beşiktaş’ın coşkusunu, ruhunu öldürünce tam olmuş.

Öyle anlar var ki, iki orta saha oyuncusu, aralarında beş metre var. Top tam ortalarına atılıyor, ikisi de koşmuyor. Top geçip gidiyor. Ricardo Quaresma desek, zaten tek olumlu hareket yapamadan maçı bitirdi. Benim de çok ümit bağladığım Guti, pası yeteri kadar hızlı veremeyecek kadar güçsüz kalmış.

İkinci yarı Kayserispor atak yapıyor, takımdan tepki yok; öne geçiyor, takımdan tepki yok. Fark ikiye çıkıyor yine tepki yok! Kaybetmeye tepki göstermiyor, gösteremiyor, Beşiktaş takımı. Taraftarın alkışladığı iki oyuncuyu da düşününce bu tepkisizliğin herkes tarafından görüldüğü anlaşılabilir. Bunlardan bir tanesi yedek kulübesindeki Fabian Ernst’ti, diğeri ise Pascal Nouma! Gerçekten de bu ikisi dışında hiçbir futbolcu iyi oynamadı denilebilir.

Beşiktaş için kritik eşik yavaş yavaş aşılıyor ne yazık ki. Kulübün tepesine çökmüş futbol aklı takımı kemire kemire bitirdi. Başarısızlık artık kabullenilir bir hal aldı, tribünlerin de coşkusu gitti. Oyunculara para verilmiyorken, birilerinin cebine kaynak akıtmak için ne olduğu belli olmayan ve büyük ihtimalle bonservisi bedava verilerek gönderilecek olan bir orta saha oyuncusu alındı, Tayfur Havutçu’nun tutuklanmasından sonra yerine, yine aynı etikete sahip bir kişi takımın başına geçirildi.

Bir örnek takımın nasıl kafalar tarafından yönetildiğini anlatmaya yeter sanırım: Beşiktaş, Nartallo Osvaldo diye bir oyuncu transfer etmişti 1993 sezonunda. Futbolcu ile ilgili bilinen tek şey, Milan’a bir kafa golü attığıydı. Yıl 2011 oldu. Edu diye bir futbolcu alında. Bilinen tek şey ise İnter’e attığı goller. Julio Regufe Alves diye bir oyuncu daha alındı. Onun hakkında bilinen hiç bir şey yok.

Durum bu. Maç kaybedilebilir ama böyle bir takım kurup, böyle kaybetmek kabul edilebilir bir durum değil. Beşiktaş’ta tepeden tırnağa değişmesi gereken o kadar çok unsur var ki.

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Kongre Hareketi adını ve Genel Meclis’ini belirledi

Ertuğrul Kürkçü, Gültan Kışanak, Levent Tüzel ve Sırrı Süreyya Önder‘in çağrıcılığını yaptığı Kongre Girişimi, Ankara Anadolu Gösteri Merkezi’nde tüzük ve hedefleri belirlemek üzere toplandı. 15 Ekim Cumartesi erken başlayan kongre iki gün sürdü. Kongre’ye, 826 delege katıldı.

Kongre’de sosyalist parti ve oluşumların yanısıra, Yeşiller Partisi de 7 delege ile temsil edildi. Ümit Şahin ve Filor Uluk, ayrıca Genel Meclis’te de bulunacaklar.

Delegelerin yanı sıra, aralarında Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eş Başkanları Ahmet Türk ile Aysel Tuğluk, Milletvekilleri Hasip Kaplan, Sebahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder, Ertuğrul Kürkçü, Nursel Aydoğan ile Emek Partisi (EMEP) Genel Başkanı Selma Gürkan, Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) Genel Başkanı Rıdvan Turan, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Genel Başkanı Lami Özgen, İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan‘ın da bulunduğu çok sayıda siyasi parti, sivil toplum örgütü ile sendika temsilcisi  de Kongre’ye katıldı.

Kongre divanı ise Akın Birdal, Fatma Gök, İnci Hekimoğlu, Suavi  ve Ümit Şahin‘den oluştu.

Salona asılan pankartların ana teması ise “Birleşiyoruz” oldu.  “Kürt sorununda barışçıl ve demokratik çözüm için birleşiyoruz”, ” Homofobiye ve transfobiye karşı birleşiyoruz”, “Emperyalizmin saldırılarına ve işgallerine karşı birleşiyoruz”,  “Halklara ve inançlara eşitlik, özgürlük için birleşiyoruz”, “Erkek egemenliğine cinsiyet ayrımcılığın ve eşitsizliğe karşı birleşiyoruz”,  ” Demokrasiyi kazanmak için birleşiyoruz” asılan pankartlardan bir kaçı olarak göze çarptı.

Kongre çağrıcılarından Mersin Blok Milletvekili Ertuğrul Kürkçü yaptığı konuşmada heyecanlı ama tedirgin olduklarını söyledi. Kürkçü, denenecek bu yeni yolun bu defa hedefe ulaşmasından umutlu olduklarını ifade etti.

Kürkçü, konuşmasında kapitalist uygarlığı reddettiklerini belirtirken, geçmişin deneyimlerini, devrimci pratiklerini hatalarını da göz önüne alarak taşıdıklarını, onlardan aldıkları güçle geleceği aydınlatmaya çalıştıklarını söyledi.

“Özgürlük için ayağa kalkmış bütün halklarla, kendimiz için yaşamak için, kendimizin efendisi olmak için yola çıkıyoruz. Emeğin haklarını toplumsal haklarla karşı karşıya koyacak değiliz. Bu mücadele halkların özgürlük mücadelesi, kaçınılmaz olarak emekçileri birbirine yaklaştırıyor. Yezidi’nin, Rum’un, Ermeni’nin, Kürdün hakkı için savaşmayana sosyalist denmez. Sosyalist bütün halkların hayat haklarını bilmekle mükelleftir.”

“Kadınların kurtuluşunu davamızın mor bayrağı yapıyoruz. Bu patriarkal sisteme karşı ayaklanan kadınların davasını sahipleniyoruz. Onlarla birlikteyiz, onların hizmetçisiyiz. Bu hareketin yönetici sınıfı kadınlar olacak. ”

BDP Eş Genel Başkanı Gültan Kışanak, tarihsel bir anda tarihsel bir çıkış yapmanın zorunluluğundan bahsederek Kongre’nin Türkiye’nin 21. yüzyıla yön verecek toplumsal bir dinamik, güçlü bir direniş, güçlü bir iradesi olarak öne çıkacağından umutlu olduğunu söyledi. Ancak bu durumda gerçekten tüm ezilenler adına görevimizi yerine getirmiş olabiliriz.

Bunun gerçekleşmemesi halinde tarihin kendilerini sorgulayacağını ve yargılayacağını sözlerine ekleyen Kışanak, “Neden özgür demokratik gönüllü bir yaşamı inşa etmek için çalışmadınız diye torunlarımız bize hesap sorar. Tek çıkış yolumuz, demokratik, gönüllü eşit yaşamı savunmak ve bunu inşa etmektir.” şeklinde konuştu.

Çağrıcılardan Blok Milletvekili Levent Tüzel de, kongrenin birliği, kardeşliği ve özgürlük mücadelesini daha ileri noktalara taşıyacağını belirtti. Hükümetin işçi haklarına yönelik saldırılarına dikkat çeken Tüzel, “Hükümetin işçiyi, emekçiyi, halkları birbirine karşı kışkırtan politikalarına karşı, dilimize, kültürümüze sahip çıkan bir Kongre Girişimi’ni bir birlik hareketi olarak görüyoruz. Emekçilerin bir örgütlenme mücadele ve dayanışmasının platformunu örmek istiyoruz. Halkların sözcüsü olmak için kongremiz çok önemli bir görevi yerine getirecektir” şeklinde konuştu.

Kongre’nin diğer çağırıcılarından İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder, Türkiye toprakları üzerinde 72,5 millet yaşadığını, buçuk sayılan milletin de Romanlar olduğunu hatırlatarak “Onlar bu dünyanın sahibidir, dünyanın bütün buçuklarına selam olsun” diyerek konuşmasına başladı. Önder, Kongre Girişimi’ne mesafeli duran başta ÖDP, TKP ve Halk Cephesi olmak üzere tüm devrimci grupları selamlayarak “Umarım bir gün yolumuz kesişir” dedi.

10’lu yaşlarında devrimcilerin lime lime doğranmasına, öldürülmesine tanıklık ettiğini ve devrimciliği onlardan öğrendiğini belirterek, “Bize bu ilhamı veren insanlarla, Ertuğrul Kürkçü, Ahmet Türk, Leyla Zana ile aynı çatı altında siyaset yapmaktan onur duyduğunu söyleyen Önder, yeni bir devlet tasavvur ettikleri iddialarına ise şöyle yanıt verdi  “Eskisinden ne gördük ki arkasından ağlayalım. Yere batsın sizin devlettiniz. Elbette ki yeni bir sistem yaratacağız” dedi.

Kongre’nin ikinci günü ise Kongre’nin adı kondu. Kongre, “Halkların Demokratik Kongresi” (HDK) adını aldı. Ayrıca ikinci gün Genel Meclis seçimi yapıldı ve Halkların Demokratik Kongresi Sonuç Bildirgesi açıklandı.

Halkların Demokratik Kongresi’nin sonuç bildirgesinde, Kongre’nin Türkiye’nin anamuhalefet hareketi olduğu ve AKP iktidarı karşısında direniş odağı olduğu ifade edildi.

Halkların Demokratik Kongresi sonuç bildirgesinde şu ifadelere yer verildi:

* Halklarımıza yöneltilmiş tüm baskı ve haksızlıkları ortadan kaldırmak, barış içinde ve insanca yaşayabileceğimiz bir Türkiye’yi kurmak üzere Kongre Girişiminin çağrısıyla bir araya gelen her türden baskı, sömürü ve ayrımcılığa karşı olan bireyler ile kuruluş, örgüt, inisiyatif, dernek, parti ve hareketlerin sözcü ve üyeleri, halkın kendi yönetimini kurmasını sağlamak için birlikte mücadelenin koşullarının olgunlaştığı, farklılıklarımızın zenginliğimiz ve gücümüz olduğu bilinciyle HDK’nin kuruluşunu ilan ediyoruz.

* Halktan, ezilenden, yok sayılandan, doğadan, emekten, özgürlükten, eşitlikten, barıştan, adaletten ve demokrasiden yana olanları, egemenlerin dayattığı neoliberal ve anti-demokratik düzenin bekası için yarışan iki ana siyasal akımın ufkunun ötesinde yeni bir toplum, insanın insana kulluğunun son bulacağı sömürüsüz bir düzen, insanca bir yaşam için ortak mücadeleyi örgütlemeye çağırıyoruz.

* Toplumsal yaşamı yıkan, insanı yalnızlaştıran, bireyi kendi emeğine, topluma, kimliğine ve doğaya yabancılaştıran kapitalist sistemin küresel hakimiyetine, sömürü ve baskı aygıtlarına karşı, dünyanın her yerinde, Wall Street’te, Santiago de Şili’de, Kahire’de, Tunus’ta, Caracas’ta, Gazze’de mücadele edenlerle omuz omuza, ayrı yataklarda süre giden mücadelelerin birbirine bakması ve birbirinden güç alması, bu topraklarda da ortak mücadele ve dayanışma ruhunu beslemesi, sisteme karşı güçlü bir yığınağın oluşması iradesiyle ileriye doğru yeni bir adım atıyoruz.

* AKP Hükümeti ve devletin siyasal alana yönelik tutuklama saldırıları koşullarında toplanan kongremiz, hapishanelerdeki tüm siyasi tutsakları selamlayarak derhal özgürlüklerini talep etti.

* Tüm demokratik ve toplumsal muhalefet güçlerinin mücadele alanları, HDK’nin ortak mücadele alanıdır. Kongremiz, bu alanlardan beslenen güçleriyle tüm ezilenlerin ve sömürülenlerin; emekçilerin, göçmenlerin, kadınların, köylülerin, gençlerin, emeklilerin, engellilerin, LGBT bireylerin, dışlanan ve yok sayılan bütün halkların, tüm inanç topluluklarının, kadını hayatın tüm alanlarında görünmeyen emeğinin görünür kılınması için mücadele eder, doğa ve yaşam mücadelesi sürdürenlerin buluştuğu bir ortak mücadele zemini olmak üzere seferber edecektir.

* HDK, süre giden savaş ve çatışmanın kaynağında yatan tekçi ve inkarcı yurttaşlık tanımının anayasa ve yasalardan kaldırılması; bütün kimlik ve kökenlere eşit mesafede bir “yeni anayasa” yapılması; tüm kimliklerin farklılık ve varlıklarının korunması; eşit ve özgür yurttaşlık hukuku içerisinde yaşama hakkına sahip olduklarının tanınması için mücadele edecek, başta anadilinde eğitim hakkı olmak üzere eğitim ve kültür politikalarının hazırlanmasına ve uygulanmasına halkların katılımının hayata geçirilmesi, kadının emeğinin, bedeninin, kimliğinin üzerindeki baskı ve sömürü mekanizmalarının son bulması için mücadele edecek, egemen sınıflara ve cinse tanınan imtiyazların kaldırılması için çaba gösterecektir.

* HDK, son 20 yılda 30 bini aşkın insanın yaşamına mal olan Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynaklanan savaşın sona ermesi ve barışçıl, demokratik ve eşit haklara dayalı bir çözüm için önemli bir girişim ve bir barış programı olarak gördüğü Demokratik Özerklik anlayışının tüm topluma yayılması; halkların özgür ve gönüllü birliği için yerelde halkların karar alma ve uygulama süreçlerine en geniş katılımını sağlayacak ve tüm farklılıkların kendini özgürce ifade edebileceği merkezi idarenin yerel yönetimler üzerindeki vesayetinin son bulacağı bir siyasi ve idari düzen için çaba gösterecektir.

* HDK, emperyalizmin bölgemiz halkları başta olmak üzere, dünya halkları üzerindeki egemenlik ve baskı politikalarına, onların askerî üslerine, ekonomik, siyasi anlaşmalarına ve kurumlarına karşı mücadele edecek, Türkiye’nin bölge halklarına ve devletlerine karşı bir saldırı üssü olmasına kesinlikle karşı çıkacak, sömürgeciliğe, işgallere ve benzeri müdahalelere karşı ezilen halkların direnişlerinden yana tutum alacak, uluslararası sermaye kurumlarının dayattığı neoliberal sömürü, çevresel yıkım, doğanın ticarileştirilmesi ve talan politikalarına karşı mücadele edecektir.

* Arkamızda insanlığın toplumsal eşitsizliklerle bölündüğü çağlardan bu yana biriktirdiği özgürlük mücadelelerinin deneyimleri, önümüzde keşfedilmeyi bekleyen yeni mücadele imkanlarıyla, kadınlara, gençliğe ve emekçilere dayanarak, umutla, inançla kararlılıkla başka bir dünyaya, özgürlük ve kardeşliğin dünyasına doğru yürüyoruz. Henüz yeni bir dönemecin başındayız, eşitlik ve barış mücadelesi veren tüm öznelerle yürüyüşümüzün bir anında yollarımızın kesişeceğinden kuşkumuz yok.

HDK Genel Meclis üyelerinin tam listesi şöyle:

Levent Tüzel, Ahmet Tonak, Akın Birdal, Ali Kenanoğlu, Aydın Çubukçu, Celal Beşiktepe, Cengiz Çiçek, Ertuğrul Kürkçü, Ferhat Tunç, Gençay Gürsoy, Hacı Orman, Lami Özgen, Mehdi Atilla, Orhan Atilla, Ömer Güven, Sırrı Süreyya Önder, Suavi, Tolga Tüzün, Tuma Çelik, Ufuk Uras, Ümit Şahin, Veysi Sarısözen, Yavuz Önen, Yusuf Gürsucu, Ferhat Kentel, Satılmış Başkavak, Öztürk Türkdoğan, Ayşe Paluş, Berat Günçıkan, Beyza Üstün, Bircan Yorulmaz, Birsen Kaya, Dilek Yağlı, Elif Akgül, Fatma Gök, Gülfer Akkaya, Gülsüm Akdoğdu, Hatice Altınışık, İlknuk Açıkdilli, İlknur Bilgen, Nursel Aydoğan, Özgür Sevgi Göral, Satı Buruncu, Sebahat Tuncel, Sultan Seçik, Şebnem Korur Fincancı, Ümide Aksu, Ümit İzmen, Yıldız İmrek, Zeynep Gambetti, Züleyha Gülüm, Nimet Tanrıkulu, Belgin Çelik, Ahmet Şafak, Ali Tektaş, Burcu Sara, Duygu Karadayı, Metin Adıyaman, Nilay Çatay, Yağmur Korkmaz, Yasemin Aydın, Yıldız Tar, Zeysu Fakir, Şamil Altan, Yakup Kadri Karabacak, Şenol Karakaş, Saruhan Uluç, Ender İmrek, İbrahim Çiçek, Yunus Öztürk, Hakan Dilmeç, Cihan Büyükdağ, Mehmet Saltoğlu, Günay Kubilay, Bülent Uyguner, Taner Güven, Kadir Akın, Hüseyin Topaç, Metin Kayaoğlu, Bülent Parmaksız, Halit Elçi, Altan Açıkdilli, Ali Özkan, Kamber Saygılı, Mehmet Turp, Seyit Aslan, Garo Paylan, Kemal Bülbül, Yakop Gabriel, Veysi Bulut, Sevtap Akdağ, Filor Uluk, Aslı Deniz, Filiz Çay, Nazmiye Ülker, Özlem Gümüştaş, Hande Bultan, İnci Hekimoğlu, Selma Koçiva, Doğan Erbaş, İsmail Şengül, Turan Yıldırım, Ayşe Akıncı, İkbal Polat, Semra Uzunok, Serap Akpınar, Hüseyin Öge, Onur Hamzaoğlu, Remzi Altınpolat, Yurdaer Mutlu, Ahmet Kaya, Bereket Kar, Eylem Sarıoğlu, Ateş Süreli, Ayten Kutlu, Hakan Vayiç, İrfan Keskin, Ali Doğan, Elif Çetinbaş, Mahmut Çiftçi, Müslüm Acar.

(Yeşil Gazete)

Sigaraya rekor zam

Hükümetin alkol, sigara, otomobil ve cep telefonunda ÖTV’ya yaptığı zamlar, markaları da ‘fiyat ayarlamasına’ götürdü.Philsa, sigaraya yüzde 28 ile yüzde 44 oranları arasında zam yaptı.

Philip Morris Sabancı Sigara ve Tütüncülük Sanayi ve Ticaret AŞ’den (Philsa) yapılan açıklamada, Bakanlar Kurulu kararıyla sigaraya uygulanan nispi vergi oranının yüzde 63’den yüzde 69’a çıkarıldığı ve böylece Özel Tüketim ve Katma Değer Vergileri toplamının sigara perakende satış fiyatının yüzde 84,25’ine ulaştığı belirtildi.

Maliyete doğrudan yansıyan bu durumun ürünlerin fiyatını yeniden belirlenmesini zorunlu kıldığı ifade edilen açıklamada, tüketicinin alım gücü ve kaçak sigara ticaretine ilişkin endişeler de değerlendirilerek, vergi artışını fiyata kısmen yansıtma kararı alındığı kaydedildi.

Açıklamada, bugünden itibaren ürünlerin perakende satış fiyatlarının yüzde 28 ila 44 oranları arasında artırıldığı bildirildi.

Buna göre sigara markaları ile eski ve yeni fiyatları şöyle:

İşte eski ve yeni fiyatlar:

Marlboro Uzun 7,00 9,00
Marlboro Kısa 7,00 9,00
Parliament Reserve 7,50 9,50
Parliament Slims 7,50 9,50
Parliament Uzun 7,25 9,25
Parliament Kısa 7,25 9,25
Muratti Kısa 5,50 7,50
Chesterfield Kısa 6,00 8,00
L&M Uzun 4,50 6,50
L&M Kısa 4,50 6,50
Lark Uzun/Kısa 4,50 6,50
Lark Blue Uzun/Kısa 4,50 6,50
Lark Slims 4,50 6,50
Bond Srtreet Uzun/Kısa 4,50 6,50

Birliğinde işkenceyle öldürülen gencin ailesine saldırı

Askerliği sırasında disiplin koğuşunda hayatını kaybeden oğullarının acısını yaşayan Kantar ailesi, önceki gün 20 kişilik bir grubun saldırısına uğradı.

Askerlik yaptığı KKTC’deki birlikte bir arkadaşıyla tartıştığı gerekçesiyle ’DİSKO’ olarak adlandırılan disiplin koğuşuna konulan Uğur Kantar, gardiyan olarak görev yapan erler tarafından yapılan işkence sonucu fenalaşınca GATA’ya gönderilmişti. Yaklaşık 2,5 ay boyunca GATA’da tedavi gören Uğur Kantar, geçen salı yaşamını yitirmişti. Vatan Gazetesi’nin haberine göre, oğullarının ölümüyle ilgili tartışmalar devam eden Kantar ailesi, önceki gün akşam saatlerinde 20 kişilik bir grubun saldırısına uğradı.

EVİNE GİRMEK İSTEDİLER

Başbakan Erdoğan’ın da evinin bulunduğu Üsküdar Emniyet Mahallesi’ndeki Uğur Kantar’ın baba evine önceki gece saat 23:30 sıralarında, 20 kişilik bıçaklı ve sopalı bir grup saldırdı. Saldırı öncesi taziye evinden çıkan Uğur’un dayısı, yengesi ve 80 yaşındaki dedesi eve girmeye çalışan gruba engel olmak istedi. Öfkeli kalabalık, Uğur’un yakınlarını sopalarla dövdü. Bu sırada dışarıdaki gürültüyü duyarak evden çıkan Uğur’un babası Aydın Kantar da saldırganlar tarafından dövüldü.

ŞİKÂYETÇİ OLDULAR

Saldırıya maruz kalan ve gittikleri Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde darp raporu alan aile, “Bize saldıran kişileri tanımıyorduk. Ama saldırı sırasında birçoğunun alkollü olduğunu fark ettik. 80 yaşındaki dedemiz Salim Güneytaş’ı dövdüler. Kendisi sabah saat 05.00’e kadar hastanede müşahede altında kaldı. Dayısı Hulusi Çatalbaş ve babası AydınKantar’ın da elmacık kemiğinde zedelenme var. Bununla ilgili darp raporu aldık. Ardından da polise giderek şikâyetçi olduk. Biz evladımızı kaybetmenin acısını yaşarken, böyle bir saldırıya maruz kalmamızı anlayamıyoruz. Saldırıyı gören komşular ise polise haber vermişler. Polis olay yerine geldiğinde saldırganların hapsi oradaydı ama polis gözaltına alma gereği bile görmedi. Onlar da elini kolunu sallayarak kaçtılar” iddiasında bulundu.

BİR KİŞİ GÖZALTINDA

Polis ise saldırıyı gerçekleştirdiği iddia edilen bir kişiyi gözaltına aldı. İfadesi alınan ve olayla ilgili bir bağının olmadığını öne süren bu kişi, ifadesinin ardından serbest bırakıldı. Polis, olayla ilgili soruşturmaya devam ettiğini açıkladı. (Vatan)

Memura 39 tl’lik zam

Hükümetin 2012 yılı bütçesinde memura yapılacak zammı 3+3 şeklinde belirlediği yönündeki duyumlar, memuru hayal kırıklığına uğrattı. Maaşların bu oranda artması halinde lise mezunu bir memur aylık 39 TL’lik zamla ancak 1.3 kg. et satın alabilecek.

Sosyal yardımlar hariç 1322 TL maaş alan lise mezunu bir memur, uzlaşma öncesi hükümetin bütçeye koyduğu senaryonun hayata geçirilmesi halinde 2012 yılı Ocak ayında 39 TL artışla 1361 TL ücret alacak. Memur kendisine yapılan 39 TL’lik zamla sadece 1.3 kg. et satın alabilecek ve memurun günde içeceği 1 bardak çay ve yiyeceği 1 simit, memura 33 TL’ye mal olacak. Zammın yüzde 85’i simit ve çaya gidecek.

Lise mezununa 39TL’lik artış

Türkiye Kamu-Sen Ar-Ge Merkezi hükümetin bütçede memura 2012 yılı için yüzde 3 zam varsayımında bulunması üzerine, yüzde 3’lük zammın memur maaşlarına yansıtıldığında artışın ne kadar olacağına yönelik bir araştırma yaptı. Araştırmaya göre, maaşlardaki artış (yanda) komik düzeyde kalacak.

Aynı kıdemi bulunan şoför de lise mezunu memur ile aynı zam miktarına sahip olacakken, yüksekokul mezunu memurun maaşı 41 TL’lik artışla bin 384 TL’den bin 425 TL’ye ulaşacak. Ekim 2011’de bin 696 TL alan bir öğretmenin maaşı ise bütçede öngörülen oranda artarsa 51 TL’lik yükselişle bin 747 TL olacak. İmam ise söz konusu artışla 47 TL zam almış olacak. 25 yıllık kıdemi bulunan Başbakanlık Müsteşarının maaşı ise 159 TL artışla 5 bin 312 TL’den 5 bin 471 TL’ye ulaşacak.

Yeterli değil

Kamu-Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk ise konuya ilişkin olarak yaptığı açıklamada, bütçeye konulduğu söylenen yüzde 3 oranındaki bir rakamı “komik” bulduğunu ifade etti. Zam oranının memur konfederasyonları ile Bakanlık arasında yapılacak müzakerelerle kararlaştırılacağını ve bu görüşmeler için Toplu Sözleşme tasarısının Bakanlar Kurulu’na sunulduğunu anımsatan Koncuk, “Hükümet 12 Eylül referandum sürecinde ‘biz kamu çalışanlarına toplu sözleşme hakkı veriyoruz’ sözünde samimiyse bu samimiyetini Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’nun tesisi şeklinde göreceğiz zaten. Eğer Kamu Görevlileri Hakem Kurulu hükümetin talimatıyla hareket edecek kişilerden oluşturulursa biz hükümetin toplu sözleşme konusunda gayri samimi olduğunu ilan edeceğiz” dedi. Koncuk, yapılacak zam oranının ise kamu çalışanlarının insanca yaşamasına yetecek bir miktarda olması gerektiğini söyledi.

(Cumhuriyet)