Ana Sayfa Blog Sayfa 4969

Yeşil ekonomik seçeneklere ihtiyacımız var


20.Yüzyıl yorgunu insanlık, derin sarsıntılarla büyük bir değişimin sancılarını yaşıyor.  Kalkınmacı, ilerlemeci, tüketime dayalı sanayi uygarlığı, Yerküre’nin ve insanlığın geleceğini, Güneş ile aramıza giren kalın bir bulutla kararttı. Karbon salımını düşürmeye gönülsüz, küresel ısınmaya seyirci kalıyor. Ozon tabakasında devasa bir delik açarak korunma kalkanımızı deldi. Küresel ekonomik sistem doğanın kendini yenileme kapasitesini zorluyor .

Sonuç trajik!  Sellerle, kuraklıkla, iklimsel aşırılıklarla yok olan yüz binlerce günahsız insan, milyonlarca iklim mültecisi; her gün açlıktan ölen 24.000 çocuk. Uzatmaya gerek yok, bu felaket tablosu hepimizin malumu.

Sorun; doğayı insanın hizmetinde sınırsız bir kaynak olarak gören bu sistem nasıl dönüştürülecek? Asıl mesele bu.

Sınırsız büyüme yerine, ihtiyaçları ve değerleri yeniden düşünen, doğayla uyumlu yeni bir yaşam tarzına geçişin mümkün olduğunu biliyoruz. Yeşil ekonomi buna imkan verecek bir alternatif olarak  yaşamımıza girmiş bulunuyor.

Ne ki, yeşil ekonomi, yeşil iş gibi kavramlar çok yeni ve yaşama geçirilmiş örnekleri sayılı. Doğayla, çevreyle, ekolojiyle doğrudan ilgili kişiler,  bu alanda mücadele eden örgütler, partiler için bile yeni olan bu kavramların  içinin doldurulması, kamusal alanda bilinir, tartışılır hale gelmesi gerekiyor.

Büyüdükçe kirizden krize sürüklenen küresel sistem de, can simidi olarak yeşil’e sarılmış görünüyor. Şirketler ekonomik krizi,  ekolojik krizi kullanarak aşmaya çalışıyorlar.  Tüketim dünyası her geçen gün yeşile boyanıyor. Ekolojik krizin, sistemde küçük ayarlamalarla çözülebileceği hissiyle vicdanları rahatlatma çabasındalar. Tüketici, güvense de güvenmese de, vicdani bir dürtüyle çevre dostu etiketli ürünlere yöneliyor. Bu  etiketi taşıyan mal ve hizmetleri üreten şirketlerin, ne kadar çevre duyarlı ne kadar yeşil boyalı olduğunu anlamak ise zor.

Bireysel düzlemde yapılan değişiklikler önemli, ancak yeterli değil. Tabii ki tasarruflu ampul kullanacagiz, suyu tasarruf edeceğiz, ama bilmeliyiz ki, bunlar yeterli değil. Yerel yönetimlerde, ulusal ve uluslararası düzlemlerde yapılması gereken pek çok değişiklik var.

Heinrich Böll Vakfı Derneği  ve Yeşil Düşünce Derneğinin birlikte 2.sini düzenledikeri bu Konferansın önemi, bu kafa karışıklığına açıklık getirmek, yeşil ekonomiyle ilgili yeni kavramları daha iyi anlamamıza katkı sağlamak, üstelik de bunu Yerel Yeşil Seçenekler üzerinden örnekleyerek, tartışarak somutlamak olacak.

Bunun yanı sıra Konferans,  yeni Anayasa yapım sürecinde, devletin yeniden yapılanması bağlamında büyük önem taşıyan yerel yönetim reformu taleplerinin haklılığını güçlendirecek yeni argümanlar sağlayacak, yerinden yönetim tartışmalarına yeşil ekonomi boyutu kazandıracak, dolayısıyla önümüzdeki  yerel seçimler için yeşil alteratif politikalar üretmemize de katkı sağlayacaktır.

Yeşil Ekonomik Seçeneklere acilen İhtiyacımız var

Türkiye’nin yerel ve ulusal yeşil politikalara ve yatırımlara acilen ve şiddetle ihtiyacı var. Bir yandan 27 yıldır süren savaşla, bir yandan ranta endekslenmiş kentsel dönüşüm projeleriyle,  nükleer enerji santralleriyle, çok sayıda termik ve  hidroelektrik enerji yatırımlarıyla;  yol, köprü, baraj vb. büyük inşaat projeleriyle halkımızın yaşam alanları, biyolojik çeşitliliğimiz, eko-bölgelerimiz, havamız suyumuz ciddi bir tehdit altında.  Doğamız, küresel aktörler ve kendi iktidarlarımız aracılığıyla adeta sömürgeleştirilİyor.

Avrupa Birliği İlerleme Raporu da, bu gerçekliği, oldukça yakından izlemiş olarak, Türkiye’nin geçtiğimiz yılda “çevre konusunda hiçbir ilerleme kaydetmediği” şeklinde, yalın bir dille ifade ediyor.

Küresel sisteme hızla, aceleyle, ihtirasla entegre olmaya çalışan iktidar, uygulamaya koyduğu yatırım politikalarıyla, uluslararası anlaşmaları, yasaları, halkın yaşam alanları için verdiği mücadeleyi  hiçe sayarak ülkenin doğasını  acımasızca yok ediyor.

Bu pervasız gidişine karşı mücadeleyi yükseltmek zorundayız.  Büyüyen pastadan pay dağıtarak toplumu kontrol altında tutan iktidarın başlıca gerekçesi, hizmet götürmek  ve istihdam yaratmak.

Hizmeti, doğayı koruyarak götürmek, istihdamı sosyal adaleti gözeterek, yerel ve kırsal yapıları koruyarak ve doğayla barış içinde canlandırarak yaratmak gibi bir niyet ise ufukta görünmüyor.

Yeşiller Partisi, bu farkındalıkla,  bir yandan Kürt sorununun çözümü için barış ve demokrasi mücadelesine katılarak, diğer yandan doğanın haklarını yeni Anayasanın yapım sürecine taşıyarak politik sorumluluğunu yerine getirmeye çalışıyor. Önümüzdeki yerel seçimlerde, yerel yeşil politikalar üretilmesini merkeze alan bir çalışmayı da programına almış bulunuyor.

 

 

 

Yüksel Selek

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü

22-23 Ekim 2011 tarihinde yapılan  Yeşil Ekonomi Konferansı açılış konuşması

 



 

Wikileaks bir süre sızdırmayacak

Kredi kartı şirketlerinin uyguladığı engelleme nedeniyle mali sıkıntıda olan Wikileaks, gizli belgeler yayımlamayı durduracağını açıkladı.

Wikileaks’e uygulanan engelleme nedeniyle bir süredir bağış yapılamazken, internet sitesinin son dönemde mali açıdan zor durumda olduğu basına yansıyordu.

Wikileaks’ten yapılan açıklamada, sitenin kurtulması için bağış toplanacağı ve bu süre zarfında gizli belgelerin yayımlanmasının durdurulacağı kaydedildi.

Wikileaks’in kurucusu Julian Assange konuya ilişkin Londra’da düzenlediği basın toplantısında, kredi kartı şirketlerinin engellemesinin “yasa dışı ve nedensiz” olduğunu savunarak, “Bu saldırı gelirimizin yüzde 95’ini yok etti” dedi.

Wikileaks’in Amerikan yönetimi tarafından eleştirilmesinin ardından, siteye 2010 aralık ayından bu yana kredi kartı şirketleri tarafından engelleme uyguluyor.

Yayımladığı binlerce Amerikan Dışişleri Bakanlığı gizli yazışmalarıyla tartışmalara neden olan Wikileaks’in kurucusu Julian Assange, 16 Aralık 2010’dan bu yana İngiltere’nin doğusundaki Suffolk’da ev hapsinde tutuluyor.

(en)

Himalayalar’daki Çin buzulları eriyor

İklim değişikliiğine bağlı sıcaklıklardaki hızlı artışın Himalaya Dağları‘ndaki Çin buzullarında erimeye yol açtığı, bu durumun yaşam alanları, turizm ve ekonomiye kötü etkisi olacağı bildirildi.

Çin bilimler akademisinden Li Zhongxing yönetimindeki bilimadamlarının yaptığı ve bugün “Environmental Research Letters” dergisinde yayımlanan araştırmada, Çin’in güneybatısında yer alan 11 meteoroloji istasyonunun yaklaşık yüzde 77’sinin, 1961 ve 2008 yılları arasında önemli oranda sıcaklık artışı gösterdiği ortaya kondu. Araştırmada, 4000 metre irtifada bulunan 14 gözlem istasyonunda sıcaklık artışının 1.73 derece olduğu, bu oranın geçen yüzyılda saptanan ortalama sıcaklık artışının iki katı olduğu belirtildi. Araştırmacıların, buzulda, küresel ısınmadan kaynaklanmış olabileceği düşünülen üç değişiklik saptadıkları kaydedildi.

Araştırmada, birçok buzulun incelenmesinin sonucunda, bu buzullarda “ani azalma” belirtileri görüldüğü ve kütlelerinde de önemli oranda düşüş saptandığı, Pengqu nehri havzasındaki 999 buzulun 1980 ve 2001 yılları arasında 131 kilometrekarelik bir alanı kaybettiği belirtildi. Araştırmanın, buzulların erimesiyle beslenen buzul göllerinin yüzeyinin arttığını da ortaya koyduğu kaydedildi. Araştırmacılar, buzulların binlerce ekosistemin tamamlayıcı bir parçası olduğunu ve insan nüfusu için çok önemli bir rol oynadığını söyledi.

Behzat Ç’ye +13 yaş sınırı

Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi” dizisinin merakla beklenen filmi “Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm”, 28 Ekim’de 245 kopyayla gösterime girecek. Filmin basın gösterimi dün Şişli Movieplex Sinemaları’nda yapıldı.

Emrah Serbes’in “Son Hafriyat” romanından sinemaya uyarlanan filmdeki performansıyla Erdal Beşikçioğlu, önceki hafta Altın Portakal Film Festivali’nde “En İyi Erkek Oyuncu Ödülü”nün de sahibi olmuştu.

Bir ekran fenomenine dönüşen dizide bip’lenen küfürler filmde bolca kullanılıyor. Bu nedenle filme gelecek yaş sınırı merak konusu oldu. Altın Portakal Film Festivali sırasında 18+ yaş sınırı konulduğu söylentilerine tepki gösteren yönetmen Serdar Akar en fazla 13+ yaş sınırı beklediklerini açıklamıştı. Kopyası Kültür Bakanlığı Denetleme Kurulu’na gönderilen filme yönetmenin beklediği gibi 13+ yaş sınırı getirildi. Film sinema eleştirmenlerinden de tam not aldı.

Nil Kural: Politik açıdan da sağlam
Film Türkiye’de iyi örneklerine rastlayamadığımız bir tür olan polisiyenin eli yüzü düzgün bir örneği… Karakterler, olayların gelişimi ve espriler iyi ayarlanmış. Filmin Emrah Serbes’in “Son Hafriyat” adlı romanından Serbes tarafından uyarlanan senaryosunun polisiye komplosunun arka planı da politik açıdan sağlam.

Atilla Dorsay: Hayranları hedeflemişler
Diziyi hiç bilmiyorum. Onun için filme bakir bir gözle gittim. Kendine özgü bir mizahı var ama benim anladığım polisiye sinemayla pek ilişkisi yok. Sanıyorum polisiye meraklısından ve genel bir seyirciden çok dizinin hayranları hedef alınmış. O açıdan başarılı olabilir ama benim tarzım değil. Küfürler çok da rahatsız etmedi. Çünkü “Gemide” filminden beri, aşağı yukarı 10-15 senedir filmlerde küfür kullanılıyor.

Uğur Vardan: Başarılı bir iş
Emrah Serbes’in, yönetmen Akar’la kaleme aldığı senaryo akıp gidiyor. Karakterler, Songül adlı bir kadın polisin eklenmesiyle aynen filme aktarılırken, zekice göndermeler, politik dokunuşlar, her biri son derece ‘takıntılı’ Behzat Ç. ve ‘tayfası’ derken, 108 dakika nasıl geçiyor anlamıyorsunuz. Bu topraklarda aksiyonu en iyi çekecek isimlerin başında Serdar Akar gelir.

Alper Turgut: Dizinin devamı gibi
Film, dizinin devamı gibi olmuş. Buna bağımsız bir film demek mümkün değil. Onun dışında polisiye komedi türünde olan bu film beni eğlendirdi, güldürdü. Dizideki oyunculuk performansları filmden çok daha iyiydi. Küfür konusuna gelince de ben eski polis muhabiriyim, polisler çok kibar değillerdir. O yüzden filmdeki küfürler rahatsız etmedi.

Van’da diyabet hastaları için çadır kuruldu

Türkiye Diyabet Vakfı, insülin, insülin iğneleri, ilaç, şeker ölçüm aletleri ve çubukları bulamayan diyabet hastası depremzedeler için Van’da Acil Yardım ve Destek Merkezi kurdu.

Türkiye Diyabet Vakfı Başkanı Prof. Dr. Temel Yılmaz, bölgede yer yer elektrik kesintisi olması ve bazı sağlık merkezlerinin devre dışı kalması nedeniyle bir destek merkezi kurulduğunu açıkladı. Yılmaz, diyabet hastalarının ihtiyaçları olan insülin enjektörleri, şeker ölçümü aletleri gibi malzemelerin Kızılay ve İl Sağlık Müdürlüğü ile koordineli olarak dağıtılacağını belirtti.

Büyük doğa felaketlerinde önceliğin acil hastalara verildiğini, fakat kronik hastalığı olanların da özellikle ilaç ve malzeme desteğine ihtiyaç duyduğunu belirten Prof. Yılmaz, Türkiye Diyabet Vakfı’nın gerekli desteği sağlamak amacıyla tüm olanaklarını seferber ettiğini aktardı.

Bölgede diyabet ilaç ya da malzemelerine ihtiyaç duyan hastaların, Van merkezde kurulan Diyabet Merkezi’ne başvurabilecekleri veya Prof. Dr. Hüseyin Avni Şahin ile Nuray Yıldız’a, 0533 251 88 66 ve 0543 820 79 82 nolu telefonlardan ulaşarak destek isteyebilecekleri belirtildi.

(Ntv)

South Park tarikat hedefinde

Dünyaca ünlü çizgi dizi South Park’ın yaratıcıları Matt Stone ve Trey Parker’ın, Scientology tarikatı tarafından takibe alındığı iddia edildi. Örgütün eski üyelerinden Marty Ratburn tarafından dile getirilen iddiaya göre, 2005 yılında yayımlanan serinin ‘Trapped in the Closet’ isimli bölümünde Scientology öğretileriyle dalga geçildiğini ve bu sebepten ötürü tarikata bağlı araştırmacıların dizinin senaristlerini detaylı bir şekilde takibe aldıkları belirtiliyor. Tarikatın izlemeye aldığı kişilerin aile ve arkadaşlarıyla birlikte gözlemlendiğini, hatta günlük hayatın en ince detaylarına kadar araştırıldığını ifade eden Ratburn, telefon ve banka kayıtlarından kişisel mektuplara kadar her şeyin incelendiğini söylüyor. Senaristlerin özel hayatıyla ilgili detayların hangi amaç için kullanılacağı henüz bilinmezken, Scientology’nin düşman nitelediği kişi ve kuruluşlarla şantaj ve tehdit gibi yasal olmayan yollardan mücadele ettiği söyleniyor. Bu arada South Park’ın ilgili bölümünde Chef karakterini seslendiren ve tarikatın bir üyesi olan Isaac Hayes, bu bölümden sonra South Park ekibinden ayrılmıştı.

Taşocağı isyanı

İzmir‘in Aliağa ilçesine bağlı Aşağı Şakran Köyü‘ne kurulmak istenen taş ocağı, köylüleri ayaklandırdı.

Taşocağı nedeniyle bine yakın ağacın kesilmesine tepki gösteren köylüler, ağaç katliamının durdurulmasını istiyor.

Aşağı Şakran köylülerinin, bölgeye kurulmak istenen taş ocağıyla başı dertte.

Köyün hemen yakınında yer alan Sakarkaya tepesine kurulmak istenen taş ocağı için binlerce ağaçlar kesildiğini söyleyen köylüler kızgın…

Aşağı Şakran Köyü Muhtarı Halim Yaşa şunları söylüyor: “Bu güzel doğamız gitmesin,yağmur ormanlarımız gitmesin gelecek nesile güzel birşey bırakalım amacımız bu. Çam ormanlarımızı kestiler mahvetmeye çalışıyorlar.Büyük çamlar vardı katlettiler.Ocağın ruhsatı da yok. Taş ocağını açılması demek ormanlarımızın zeytinlermizn gitmesi anlamına geliyor.”

Köylüler, eylem yapmaya hazırlanıyor..

Doğadakilerin en güçlüsü

Yeni taşındığım evime henüz internet bağlanamadı. İşte de bu aralar yoğun çalışıyorum. Dolasıyla tek haber kaynağım olan internetten mahrumum. İçime dert oldu, bugün de kaç kadın öldürüldüğünü öğrenemedim. Elbette asker ve gerilla ölümleri de beni çok üzüyor ama kadına pozitif ayrımcılık yapıyorum. Çünkü bu kadınlar onları öldüren ‘erk’eklerle savaşmıyor. Sadece gördükleri kötü muameleden uzaklaşmaya çalışıyor. Öldürülme gerekçeleri ise gördükleri şiddete razı gelmiyor olmaları.

Sen nasıl güce boyun eğmezsin!

Evet ‘kadına şiddet’ ile devam ediyoruz. Burda vurgulamak istediğim anlaşıldı sanırım, asıl sorun ‘kadına şiddet’, öldüğü, hafif ya da ağır yaralandığı değil. Şiddet varsa hepsi olabilir. Benim anlamaya çalıştığım şu ki; bu ‘erk’ekler bu cesareti, bu özgüveni, bu hakkı nerden alır. Aynı insanlar hayatın diğer alanlarında bu kadar ‘erk’ek değiller. Değil mi yani; ‘asgari ücret’ der patronu, eyvallah. ‘Deneme süresi 6 ay’ der, eyvallah. Buna rağmen 1 yıl SSK yapmaz, eyvallah. İşsizlik sorununu sık yaşar, eyvallah. Bu nedenle ailesi ve arkadaşları hor görür, eyvallah…

E yani herkes mi bu adamı ezecek. Onun da ezebileceği birileri olmalı. Bari evlensin de ‘dev‘leti de arkasına alarak, birilerine karşı ‘hak‘lı olsun. Yasalar demiyor mu, ailenin reisi ‘erk’ektir. Karısı ve çocukları da onun malı. Anasıyla babasının ilişkileri de benzer durumda zaten… Babası da gençken epeyce huysuzmuş, şimdilerdeyse eski hiddeti kalmamış. Böyle gelmiş, böyle gider.

Ama bu kadın biraz garip, itiraz filan ediyor. Hele geçen yaptığı hiç affedilir gibi değil, iki tokat attım diye karakola şikayet etti. Neyse ki polisler halden anlıyor, çay filan söylediler nezarette. Ama ben sorarım ona. Hem seveceğim onu, hem de iki tokat için nezarette sabahlayacağım, olacak şey değil. Seviyoruz işte daha ne yapalım. Vurduysak da sevgimizden.

Kusmadan önce toparlama

Neyse daha fazla dayanamayacağım bu kadar içerden anlama çabasına, kötü oldum. Bu tür insanların, askerde de çömezken ezildiklerini, kıdemlendikçe (kaşarlandıkça), yeni gelen çömezleri ezmeye çalıştıklarını biliyoruz. Yakın zamanda Kıbrıs’taki askerliğinin son günlerinde işkenceden hayatını kaybeden askere işkenceyi yaptıran da farklı bir algı düzeyi olamaz.

Kendisini herşeyden önce ‘insan’ olarak göremeyen, başkasını da ‘insan’ olarak göremez. Kendi insani haklarının farkında olamayan, başkasınınkinin de olamaz. Başkalarının kendi üzerinde ‘tümgüçlü’ olduğunu zanneden, bir başkası üzerinde ‘tümgüçlü’ olmaya çalışır.

Halbuki doğada ‘tümgüçlü’ olan hiçbir canlı yoktur. Doğada erk olunamayacağını anlamayanlar maalesef toplumsal ‘erk’ek oluveriyorlar.

Çok para(erk)ya talip olanlar farklı mı?

Bireyselde bu hepimizin bildiğini ekonomik boyuta taşırsak çok farklı durumlar görmeyeceğiz. Tek farkları, bunların hedeflerinin de, hasar verdiklerinin de (insan, hayvan, bitki, toprak, hava, su:yani doğa) çok daha büyük ölçekte olmaları. Bir şekilde ezilmişliği, kompleksi olmayan bir insan, neden bu denli zarar vermeye çalışsın ki doğaya. Bu kadar para-güç-erk sahibi olacaksın da ne olacak. Zaten ihtiyacının çok daha fazlasını kazanmışsın, neden yetinemiyorsun. Bir sebebi olmalı bu tatminsizliğin, huzur bulamayışın.

Bu nedenledir nükleer santral çabası, HES çabası, toprağın altındakileri de tüketme çabası. Çok para sahibi için doğanın tamamı, yani kendileri dışındaki herşey, bir meta. İlginç olanı kendileri de çözemedikleri bazı ilişkilerin nesnesi durumunda olmaları. İster gemicik sahibi olsunlar, ister yaşam mimarı, ya da çokuluslu şirket sahibi olsunlar. Yok aslında birbirlerinden farkıları.

Bunun yanında, kendisiyle uzlaşamayan insanoğlu ile ilgili son kararı yine doğa veriyor. Maalesef küresel ısınma ile, tsunami ile ya da deprem ile.

 

Çadır ihtiyacı: 80 bin, gönderilen çadır sayısı: 10 bin

Hükümet yetkililerinin depremzedeler için yeteri kadar çadır gönderildiği yönündeki açıklamalarına tepki gösteren Van Belediye Başkan Yardımcısı Abdurrahman Doğar, Van genelinde 80 bin çadıra ihtiyaç olduğunu, ancak sadece 10 bin çadırın gönderildiğini belirtti.

Van’da depremin üzerinde iki gün geçmesine rağmen çadırların dağıtılmamasından dolayı yurttaşların tepkisi sürüyor. Tepkilere en fazla hükümet cephesinde yapılan, sorunların çözüldüğüne ve ihtiyaçların karşılandığına yönelik açıklamalara karşı. Hükümet tarafından yapılan açıklamaların gerçeği yansıtmadığını belirten Valilik Kriz Merkezinde de çalışan Van Belediye Başkan Yardımcısı Abdurrahman Doğar, özelikle hükümet tarafından yapılan açıklamaların gerçeği yansıtmadığını söyledi. İklim koşullarına bakıldığı zaman en büyük ihtiyacın barınma konusunda yaşandığını belirten Doğar, bu ihtiyaç karşılanmadığı sürece halkın tepkisinin dinmeyeceğini vurgulayarak, sorunun kısa sürede çözülmesini istedi.

‘VAN GENELİNE 10 BİN ÇADIR GÖNDERİLMİŞ’

Van’a gönderilen çadır sayısını da açıklayan Doğar, “Şuan Van geneli için gönderilen çadır sayısı 10 bindir. Bunlardan 5 bini Erciş merkeze gönderildi. Bin 800’ü diğer ilçe ve köylere, geriye kalan 2 bin 300 ise Van merkeze bırakılmıştır. Bu bilgiler Van Valisinden aldığım bilgilerdir. Bunun için hükümet çıkıp açıklama yapmak zorundadır. Bu kentin çadır ihtiyacı en az 80 bindir. Bu karşılanmadığı sürece halktan gelen tepkilerin dinmesi mümkün değildir. Bizim isteğimiz hükümet yetkililerinin çıkıp gelen çadır sayısını kamuoyuna açıklamalarıdır” diye konuştu.

(Evrensel)

‘İngiltere’de ayaklananlar yoksullardı’

0

Ağustos ayında, İngiltere’nin başta Londra olmak üzere birçok şehrinde yaşanan ayaklanma ve yağma olaylarıyla ilgili kapsamlı bir rapor yayımlandı.

İç işleri ve adalet bakanlığı tarafından hazırlanan raporda, dört gün süren olaylara karışan kişilerin ciddi kısmının ülkenin en yoksul ve yoksun ailelerine mensup olduklarının altı çizildi.

Ağustos ayındaki olaylara karıştıkları için hâkim karşısına çıkarılanların demografik verilerine dayanan raporda, zanlıların yüzde 64’ünün İngiltere’nin en yoksul mahallelerinde oturdukları belirtildi.

Zanlıların yüzde 42’sinin okullarda ihtiyaç sahiplerine sağlanan bedava öğle yemeğinden faydalandıkları tespit edilirken, üçte ikisinin de ciddi öğrenim sorunları yaşadıkları belirtildi.

Rapora göre olaylara karışanların yüzde 42’si beyaz, yüzde 46’sı siyah ve yüzde 7’si Asyalı.

Çete etkisi yüksek değil

Hükümete sunulan çalışmanın en dikkat çeken bulgularından biri, çete üyelerinin ayaklanma ve yağma olaylarında oynadıkları sınırlı role dair oldu.

Raporda ayaklanmaya katılanların yalnızca yüzde 13’ünün çete üyesi olduğunun tespit edildiği belirtildi.

Ağustos ayında yaşanan olaylar sonrasında başta başbakan Cameron olmak üzere birçok yetkili olayların temel sebebinin yaygınlaşmakta olan “çete kültürü” olduğunu iddia etmişti.

Olayların öncelikle polisiye önlemlere engellenebileceğini savunan hükümet yetkilileri, İngiltere’nin toplumsal ve ekonomik gerçeklerini göz ardı etmekle eleştirilmişlerdi.

(BBC)