Ana Sayfa Blog Sayfa 4917

ABD’den Mısır’a 21 ton göz yaşartıcı gaz

Mısır‘da Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in devrilmesi ve ardından da seçim süreci başlamasına rağmen bitmeyen olaylar yüzünden İçişleri Bakanlığı’nın ABD’li tedarikçiden 21 ton gözyaşartıcı gaz ithal ettiği bildirildi.

Mısırlı gümrük yetkilileri, anlaştıkları Amerikalı şirketten 7 ton gözyaşartıcı gazı bugün teslim aldıklarını, kalan 14 tonun ise bir hafta içinde geleceğini söyledi.

Mısır’da geçen hafta, çoğu başkent Kahire’de Tahrir meydana civarındaki sokaklarda olmak üzere, polisle protestocular arasında çıkan çatışmalarda 42 kişi öldü, 2 binden fazla kişi yaralandı.

Mısır’da yaygın fakirlik ve işsizlik protestocuların tepkisini daha da artırıyor. Nüfusu 80 milyon olan Mısır’da her 5 kişiden biri günde 1 doların altında gelirle hayatını sürdürmeye çalışıyor.

Los Angeles’te 200 gözaltı

0

ABD‘nin Kaliforniya eyaletinin Los Angeles kentinde, Wall Street’i ve gelir dağılımındaki dengesizliği protesto eden 200’den fazla kişi gözaltına alındı.

Los Angeles polis şefi, belediye binası bahçesinde kamp kurangöstericilere yapılan müdahale sırasında 200’den fazla göstericinin gözaltınaalındığını kaydetti.

Polis, kampın pazartesi sabahına kadar boşaltılması için belediyebaşkanının tanıdığı sürenin dolması üzerine, göstericilere müdahale etmişti.ABD’de Eylül ortasında New York’ta doğan “Occupy” (İşgal) hareketininardından protestocular ülkedeki birçok eyalette çadır kampları kurmuştu.

Toplumsal muhalefet 3 Aralık’ta sokağa çıkıyor

DİSK, KESK, TTB ve TMMOB‘nin çağrısıyla bir araya gelen sendikalar, meslek örgütleri, demokratik kitle örgütleri ve siyasi partiler AKP’nin tırmandırdığı baskı ve tutuklamalara karşı 3 Aralık Cumartesi günü tüm kentlerde sokağa çıkacak

DİSK, KESK, TTB ve TMMOB’nin çağrısıyla sendikaların, meslek örgütlerinin, demokratik kitle örgütlerinin ve siyasi partilerin temsilcileri bir araya geldi. Toplumsal muhalefetin bileşenleri, AKP’nin son dönemde artırdığı baskı, gözaltı ve tutuklama politikalarına karşı “Özel yetkili mahkemeler kaldırılsın, Terörle Mücadele Kanunu kaldırılsın, gözaltı ve tutuklamalara son verilsin, tutuklananlar serbest bırakılsın” denilecek.

Oda Tv davası ile aydın ve gazetecilerin tutuklanması, KESK Başkanı Lami Özgen’in de aralarında bulunduğu emekçilerin KCK davası kapsamına sokulması, Hopa davası, yüzlerce öğrencinin tutukluluğu, avukatların tutuklanması, eğitim ve sağlık çalışanlarına yönelik uygulamalar, CHP’li belediyelerin basılması ve benzeri politikalar sonucunda yan yana gelen toplumsal muhalefet bileşenleri, 3 Aralık’ta tüm kentlerde sokaklarda olacak.

Yapılan toplantıya DİSK, KESK, TTB ve TMMOB’nin yanı sıra Tez Koop-İş, Halkların Demokratik Kongresi, BDP, Halkevleri, ÖDP, TKP, EMEP, EHP, SDP, TÖPG ve Halk Cephesi katıldı. Emek ve Demokrasi Güçleri imzası ile yapılacak eylemler tek bir ortak pankart arkasında gerçekleştirilecek.

Eylem kararının alınmasının ardından daha önce 3 Aralık’ta Ankara’da Özgürlük ve Adalet Yürüyüşü yapacağını duyuran ÖDP de kendi eylemini iptal ettiğini ve ortak eyleme katılacağını duyurdu.

Eyleme katılacak kurum sayısının ilerleyen günlerde daha da artması bekleniyor.

İngiltere’de sokaklar bir günlüğüne “kamusal alan”

İngiltere 1979’dan beri görülmemiş çapta bir grev yaşadı. Yaklaşık 2 milyon kamu çalışanı iş bırakırken pek çok şehirde sokak gösterileri düzenlendi.

Greve 30 sendika destek verdi. Sendikaların başlıca itirazı emeklilik yasasına getirilen değişikliklere. Hükümet, kamuda 65 olan emeklililk yaşını 67’ye çekmek, primleri arttırmak, buna karşılık ödemeleriyse kısmak istiyor. Gerekçe olarak da artan ortalama ömür sebebiyle sosyal güvenlik sisteminin gelir-gider dengesinin bozulması gösteriliyor.

Göstericilerse yükün kendi sırtlarına bırakıldığı ve paylaşılmadığı görüşünde:

“Burada bir öfke var çünkü bu tedbirler hep bize. Parlamenterlerin de biz de emekliliklerimizden kesintiye gidiyoruz deyip ellerini ceplerine attığını görmüyorum”

Sınır güvenlik memurlarının da greve destek vermesi nedeniyle, ülkenin hava ulaşımında aksama bekleniyordu fakat büyük gecikmeler yaşanmadı.

Başbakanlık tarafından grevle hiçbir şey ele edilemeyeceği şeklinde açıklama yapılırken, sendikalar da sorumsuz davranmakla itham edildi. Grevin İngiliz ekonomisine faturasının yaklaşık 500 milyon sterlin olması bekleniyor.

(en)

Mehmet Eymür serbest bırakıldı

Bazı faili meçhul cinayetlere ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alınan eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür, savcılık sorgusunun ardından serbest bırakıldı.

Eymür, sabah saatlerinde, Ankara Emniyet Müdürlüğü ekiplerince Ankara Adalet Sarayı’na getirildi.

Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel tarafından, yaklaşık 6 saat sorgulanan, Eymür, savcılık ifadesinin ardından serbest bırakıldı.

Kocaoğlu’na soruşturma izni

İçişleri Bakanlığı, imar planında değişiklik yaparak bazı mülk sahiplerine haksız rant sağladığı iddiasıyla yapılan inceleme sonucunda aralarında İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’nun da bulunduğu 89 kişi hakkında soruşturma izni verdi.

Şikayet üzerine, İçişleri Bakanlığı, plan değişikliği yapılarak Urla’daki mülk sahiplerine haksız rant sağlandığı ve meclis toplantılarının yönetmeliğe uygun yapılmadığı, alınan kararların usulsüz olduğu iddiasıyla 129 belediye meclisi üyesi hakkında ön inceleme yaptı.

Mülkiye Teftiş Kurulu Başkanlığı’nın 1 Ağustos 2011 tarihli kararında, 16 Nisan 2010’da İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nde oy çokluğuyla kabul edilen 1/25000 ölçekli İzmir Kentsel Bölge Nazım İmar Planı’nda Urla’da değişiklik yapıldığı hatırlatıldı.

Şikayet üzerine İzmir Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü personeli tarafından bölgede araştırma yapıldığı, plan değişikliğinin Urla bölgesi için diğer yerlere göre daha küçük parsellerde daha fazla yapının inşa edilmesi dolayısıyla ”yapı yoğunluğu” getireceği şeklinde değerlendirmede bulunulduğu belirtilen kararda, şu ifadeler yer aldı:

”Bilgi ve belgeler, İzmir Büyükşehir Belediyesi elemanlarının hazırladığı itiraz inceleme raporu, konuyla ilgili araştırma raporu ve mevzuat çerçevesinde bakıldığında İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nin kararları doğrultusunda İzmir kentsel bölge nazım imar planında yapılan değişikliğin çevre düzeni plan kararlarına uygun olmadığı, plan ana kararlarını, sürekliliğini, bütünlüğünü, teknik ve sosyal donatı dengesini bozacak nitelikte olduğu, bilimsel, nesnel ve teknik gerekçelerle hazırlanmadığı, çevre düzeni planı ilke, esas ve kararlarına aykırı bir düzenleme olduğu anlaşılmıştır.”

Ön inceleme sonucunda İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, aynı zamanda İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi üyelikleri bulunan Buca Belediye Başkanı Ercan Tatı, Bayraklı Belediye Başkanı Hasan Karabağ, Gaziemir Belediye Başkanı Halil İbrahim Şenol, Balçova Belediye Başkanı Mehmet Ali Çalkaya, Narlıdere Belediye Başkanı Abdül Batur, Güzelbahçe Belediye Başkanı Mustafa İnce, Kemalpaşa Belediye Başkanı Rıdvan Karakayalı, Menderes Belediye Başkanı Ergün Özgün, Urla Belediye Başkanı Selçuk Karaosmanoğlu, Foça Belediye Başkanı Gökhan Demirağ’ın da aralarında bulunduğu 89 meclis üyesi hakkında soruşturma izni verildi.

İkinci iddia konusu ”meclis toplantıları ve kararlarında çalışma yönetmeliğine uyulmadığı” ve ”alınan kararların usulsüz olduğuna” yönelik inceleme sonunda ise çalışmalara hız kazandırması amacıyla hareket edildiği ve suç işleme kastı bulunmadığı gerekçesiyle yargılanmayı gerektirecek bir duruma rastlanmadığı ve soruşturma izni verilmediği bildirildi.

İçişleri Bakanlığı inceleme kararının altında İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in imzası bulunuyor.

‘İKİNCİ KONUTLARDAN ÇOK TARIM ARAZİLERİ GEREKLİ’
İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi AKPGrup Başkan Vekili Yusuf Kenan Çakar, İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi’nde AKP grubunun ret oyuna karşılık Urla’nın tamamını kapsayan plan değişikliğinin yapıldığını ve geçmişte yüzde 7,5-15 arası olan yapılaşmanın yüzde 15-30’a çıkarıldığını söyledi.

Tarım arazilerinin inşaatlarla yok edilmesine karşı olduklarını ifade eden Çakar, şunları kaydetti:

”Urla’da imar oranlarının artırılmasını doğru bulmuyoruz. Bu yöndeki görüşümüzü hem komisyon toplantısında hem de meclis toplantısında dile getirdik. AKP olarak tarım arazilerinde inşaat yoğunluğunun artmasına karşıyız. Bu ülkeye ikinci konutlardan çok tarım arazileri gerekli. Ülkemizin geleceği de buna bağlı. Yerelde yöneticilerin buna dikkat etmesi gerekir. AKP olarak gerekli özeni gösterdik ama CHP grubundaki arkadaşlarımız tarım arazilerindeki yoğunluğu artıracak bu kararı oy çokluğuyla aldı. Bu inceleme sonucunun ne olacağı önemli değil, dava açılıp açılmaması da önemli değil, önemli olan tarım arazilerinin inşaata açılmamasıdır.”

Mısır’da Müslüman Kardeşler önde

0

Mısır‘da pazartesi günü başlayan genel seçimlerin ilk turunu Müslüman Kardeşler‘in önde götürdüğü bildirildi.

Oy sayımını denetleyen yargıçlar, ilk kısmi sonuçların Müslüman Kardeşler’in Hüsnü Mübarek’in yönetiminin devrilmesinden sonra yapılan ilk seçimlerde en güçlü çıkışı yapacağını gösterdiğini belirtti. Yargıçlar, ancak pek çok yerde daha sertlik yanlısı İslami grupların ve liberal-laik ittifakın çetin rekabetinin bulunduğunu da kaydetti.

Müslüman Kardeşler’in ülkenin başkenti Kahire, ikinci büyük kenti İskenderiye, Luksor, Port Said, Süveyş ve Kafr El Şeyh’te oyların büyük bölümünü aldığı bildirildi. Müslüman Kardeşler’i aşırı muhafazakar İslami Selefçilerin Nur Partisiyle liberal-laik partilerin oluşturduğu Mısır Bloku’nun izlediği belirtildi. Mısır’da Halkın Meclisi’nin 498 üyesi için seçimler üç turda tamamlanacak. Her tur iki gün sürecek. Ülkede önceki gün ve dün 27 vilayetten 9’unda oy kullanıldı.

Feminist arşiv internette

Kadınlara Mahsus Gazete Pazartesi, Feminist Dergisi ve Kaktüs Dergisi arşivleri artık internette.

Kadınlara Mahsus Gazete Pazartesi, Feminist Dergisi ve Kaktüs Dergisi’nin eski sayılarına ulaşılabilecek bir internet arşivi oluşturuldu.

Önümüzdeki dönemde Türkiye’de kadın kurtuluş hareketinin çeşitli yayınlarına da Feminist Arşiv’de yer verilmesi düşünülüyor.

Arşivlere http://www.pazartesidergisi.com/ adresinden ulaşılıyor.

Pazartesi’nin Mart 1995- Kasım 2005; Feminist’in 1987-1990; Kaktüs ise Mayıs 1988- Eylül1990 arasında yayınlana tüm sayıları pdf şeklinde indirilebiliyor.

Kadınlara mahsus gazete Pazartesi

Pazartesi Dergisi, bir kısmı daha önce Kadınca, Feminist ve Kaktüs dergilerini ekibinde yer almış, feminist hareketin yürüttüğü çeşitli kampanyalara katılmış bir grup kadının kurduğu Kadın Kültür ve İletişim Vakfı tarafından çıkartılmaya başladı. Dergiye Almanya’da bir feminist vakıf olan Frauenansiftung maddi destek sağladı.

Derginin ilk sayısı 1995’da çıktı. 2002’ye kadar 32 sayfalık bir tabloid olarak yayınlanan Pazartesi, kısa bir aradan sonra 2003-2005 yılları arasında dergi formatında yayınlandı. 2006-2007 arasında ise üç ayda bir tematik kitaplar şeklini aldı.

“Yumuşak Makine”de 3’üncü dava yarın

Beat Kuşağı‘nın önemli temsilcisi William S. Burroughs‘un Nova Üçlemesi’nin ilk kitabı olan “Yumuşak MakineSüha Sertabiboğlu çevirisiyle Sel Yayıncılık tarafından ocak ayında yayınlanmıştı.

Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu‘nun bilirkişi sıfatıyla hazırladığı rapora dayandırılarak İstanbul Basın Savcılığı’nca kitaba “toplumun ahlak yapısına uymadığını” gerekçesiyle dava açılmıştı.

Çevirmeni ve yayıncısı hakkında 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası istemiyle İstanbul Basın Savcılığı’nca açılan davanın 3’üncü duruşması yarın saat 10:30’da Çağlayan Adliyesi 2’nci Asliye Ceza Duruşma Salonu’nda görülecek.

2. duruşmada ne oldu?

“Sanık” sıfatıyla yargılanan kitabın çevirmeni Süha Sertabiboğlu ve yayıncısı İrfan Sancı, 2’nci duruşmada yazılı savunmalarını tekrar ederek, eserin karşılaştırmalı edebiyat profesörleri tarafından incelenmesi ve bilirkişi raporunun bu konudaki uzmanlar tarafından yazılması talebinde bulunmuştu.

Talep doğrultusunda mahkeme, eserin karşılaştırmalı edebiyat bölümlerinden iki öğretim görevlisi ve bir ceza hukukçusundan oluşan bilirkişi heyeti tarafından tekrar incelenmesine karar vermişti.

Yayıncı İrfan Sancı, eserin ‘edebi olup olmadığına’ herhangi bir kurulun verdiği rapora dayanarak karar verilemeyeceğini, edebiyatın mahkemelere taşınıyor olmasının yanlışlığını ve sadece yayıncılık yaptığı için yargılandığını belirtmişti.

Çevirmen Sertabiboğlu ise, söz konusu eserin çocuklara yönelik bir eser olmadığı halde çocuk kitabıymış muamelesi görmesinin yanlış olduğunu ve kendisinin de bir edebiyat çevirmeni olarak eseri aslında uygun çevirdiğini belirtmiş, sözlerini “Türkiye dünya önünde bir çağdaşlık sınavı veriyor” diye bitirmişti.

Bilirkişi raporu arka kapakta

Sel Yayıncılık, baskısı tükenen Yumuşak Kitap’ın ikinci baskısını yaptı. Arka kapak tanıtımını yenileyerek Muzır Kurulu’nun raporunun özetine yer verdi.

Arka kapak şöyle:
“İnceleme bölümünde de belirtildiği gibi yazar hiçbir değer sistemini dikkate almayan, disiplinsiz anti sosyal bir seks bağımlısı tipi ile şahsiyetleştirdiği ‘Yumuşak Makine’ isimli kitapta bir konu bütünlüğü olmadığı, gelişigüzel kaleme alınarak anlatım bütünlüğüne de riayet edilmediği, genelde argo ve amiyane tabirlerle kopuk anlatım tarzının benimsendiği, özellikle erkek erkeğe cinsel ilişkilerin zaman ve yer tasvirleriyle ar ve hayâ duygularını rencide edecek ölçüde anlatıldığı, zaman zaman tarihi mitolojik unsurların yaşam tarzlarından örnekler vererek kişisel ve objektif olmayan gerçek dışı yorumlarda bulunduğu anlaşılmaktadır.

Mezkûr kitabın bu haliyle edebi eser niteliği taşımadığı, okuyucu haznesine ilave katkısının olmayacağı, kriminolojik açıdan da kitapta, insanın bayağı, adi, zayıf yönlerinin işlenmesinin okuyucu üzerinde suça izin verici tavırları geliştirmektedir.”

(CNNTurk)

Durban – İklim Müzakereleri Başlarken

Birlemiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı 17 dün Güney Afrika Cumhuriyeti’nin Durban şehirde başladı.

İklim değişikliği gün be gün, insanların günlük hayatını olumsuz etkilemeye, hak ihlallerini derinleştirmeye ve doğa ile çevreye kalıcı zararlar vermeye devam ederken,  Dünya’nın dört bir yanından katılan ülke delegeleri, sivil toplum temsilcileri, özel sektör temsilcileri ve akademisyenler Durban’da 14 gün boyunca İklim Değişikliği ile mücadelenin yollarını tartışmak için bir araya geldi.

İklim değişikliği ile ilgili tehlike gün geçtikçe artıyor, dönülmez yola doğru yaklaşıyoruz, ancak, ne yazık ki devletler bir türlü sorunun çözümü konusunda uzlaşmaya varamıyor.

Suudi Arabistan ve birkaç petrol zengini ülke dışında, en çok emisyon yayan ABD ve Çin de dahil olmak üzere hemen hemen herkes artık iklim değişikliğinin gerçekliğini kabul etmiş durumda.

Ancak iş elini taşın altına koymaya gelince, herkes masayı çil yavrusu gibi terk ediyor.

Toplantı 2012 yılında bitecek olan Kyoto Protokolü öncesindeki son toplantılardan biri, ve Kyoto’nun bitişi ile İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi sadece bir iyi niyet belgesinden başka bir şey olmayacak. Hedefleri, göstergeleri olmayan bir metinden de başka bir şey beklemek anlamsız zaten.

Açıkçası ben Kopenhag’daki ve devamında Cancun’daki büyük hayal kırıklıklarından sonra Durban’dan da bir şey çıkacağını düşünmüyorum.

İklim toplantıları bana Nelson Mandela’nın bir lafını aklıma getiriyor:

“Neyin yapılması gerektiğini biliyoruz, tek ihtiyacımız olan politik niyet ve istek” demişti Afrikalı Lider.

Ancak, kimse yukarıda da belirttiğim gibi kimse bu politik isteği göstermiyor.

Toplantının yine iki noktada sıkışacağını düşünüyorum.

1)      ABD ile Çin arasındaki sürtüşmeler bu toplantıda da devam edecek.  ABD, Çin’i hızlı karbon artışı ile suçlarken, Çin de ABD’yi tarihsel sorumluluğunuzu üstünüze alın diye sıkıştırıyor. İkisi de haklı ama ikisi de inatçı ve geri adım atmıyor.  Aslında bu tartışma, gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler tartışması, ve en hararetli nokta burası. İki grubun da hem sorumluluklarını kabul etmeli hem de hızlı kalkınma adı altına sakladıkları kirli petrol temelli enerji projelerini  hayata geçirmekten vazgeçmeli.

2)      Toplantıda ikinci kilit nokta ise, iklim değişikliği ile mücadeleyi kimin finanse edeceği. İklim değişikliği tüm dünyayı doğrudan etkilese de, yarattığı etkiler ve zararlar hem kapasitesi hem de bütçesi olmayan fakir ülkeleri daha ciddi bir şekilde tehdit ediyor. Tezat şu ki, karbon temelli ekonomi ile zenginlik kazanan ve iklim değişikliğine neden olan ülkelerin yaptıklarının cezasını, fakir, sanayisi olmayan ve iklim değişikliği konusunda en suçsuz olan ülkeler çekiyor. Bu ülkelere, hemen destek verilmesi, tüm tartışmalarda kabul edilen bir nokta. Ama destek sadece sözle olmuyor, destek için kaynağı kimin yaratacağı sorusuna cevap veren yok. İklim değişikliği ile küresel mücadele için milyar dolarlar gerekiyor ve bu kaynağı kimin sağlayacağı sorusuna cevap veren yok.

İşte tam da bu yüzden, biz iklim aktivistleri, sivil toplum temsilcileri, adil, yasal olarak bağlayıcı ve iddialı bir anlaşma istiyoruz. Yetkililer sesimizi duyacak mı? Dediğim gibi ben pek umutlu değilim. Keza bu yönde bir ışık göremiyorum.

Keza, devletler halen iklim değişikliğine neden olan ekonomik sistemlerini masaya yatırmıyorlar, hak temelli ve doğa temelli bakış açısı ile konuya yaklaşamıyorlar ve ne yazık ki hepsi bir şekilde karbon ekonomisinin musluğunu tutan büyük şirketlerin çıkarına hizmet etmeye devam ediyorlar.

Umarım Durban’da bir mucizeye denk geliriz. Yoksa zor günler bizi bekliyor.