Ana Sayfa Blog Sayfa 4914

Son Dakika: Cumhurbaşkanı şike affını reddetti

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Şike Yasası’nı Meclis’e iade etti.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, şike cezalarında indirim öngören Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’u TBMM’ye iade etti.

Cumhurbaşkanlığı’ndan yapılan açıklama şöyle:

“Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından yayımlanması uygun bulunmayan 6250 sayılı “Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun”, bir kez daha görüşülmesi için, Anayasanın 89 ve 104 üncü maddeleri uyarınca Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına geri gönderilmiştir.

EURO 2012’de gruplar belli oldu

Ukrayna ile Polonya’nın ortak ev sahipliği yapacağı 2012 Avrupa Futbol Şampiyonası‘nda mücadele edecek 16 takımın grupları belli oldu.

Ukrayna ile Polonya’nın ortak ev sahipliği yapacağı 2012 Avrupa Futbol Şampiyonası’nda mücadele edecek 16 takımın grupları belli oldu.

Ukrayna’nın başkenti Kiev’de yapılan kura çekiminde, seri başları arasında yer alan son şampiyon İspanya, İtalya, İrlanda ve Hırvatistan ile (C) Grubu’nda yer aldı.

Kura çekiminde takımların gruplara dağılımı şöyle oluştu:

(A) Grubu: Polonya, Yunanistan, Rusya, Çek Cumhuriyeti
(B) Grubu: Hollanda, Danimarka, Almanya, Portekiz
(C) Grubu: İspanya, İtalya, İrlanda, Hırvatistan
(D) Grubu: Ukrayna, İsveç, Fransa, İngiltere

8 Haziran-1 Temmuz 2012 tarihlerinde düzenlenecek şampiyonada 16 takım 4 grupta mücadele edecek ve gruplarında ilk 2 sırayı alan takımlar çeyrek finale yükselecek.

Turnuvanın açılış maçı 8 Haziran’da Polonya’nın başkenti Varşova’da, final maçı ise 1 Temmuz’da Ukrayna’nın başkenti Kiev’de oynanacak.

İki başkent dışında Polonya’nın Wroclaw, Gdansk ve Poznan, Ukrayna’nın ise Kharkiv, Lviv ve Donetsk kentlerinde de maçlar oynanacak.

Avusturya ve İsviçre’nin ev sahipliği yaptığı 2008’deki futbol şampiyonasının finalinde, Almanya’yı 1-0 yenen İspanya şampiyon olmuştu.

TEMA Vakfı: “İklim afetlerinin sayısı ve şiddeti artabilir”

TEMA Vakfı’ndan yapılan açıklamada, vakfı temsilen 28 Kasım-9 Aralık tarihleri arasında Güney Afrika’nın Durban kentinde Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC)’nin 17. Taraflar Konferansı (COP17) görüşmelerine katılan TEMA Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş’in aktardığı izlenim ve haberlere yer verildi. Durban’dan gelen haberler, iklim değişikliğinin insanlığın bugüne dek karşılaştığı en büyük tehdit olduğunu bir kez daha kanıtlar nitelikte.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’nin özel olarak hazırladığı “İklim Değişikliğine Uyumun Geliştirilmesi için Ekstrem Olayların ve Afet Risklerinin Yönetimi” konulu bilimsel rapor, 18 Kasım’da tamamlandıktan sonra Durban’da açıklandı. Rapora göre 21. Yüzyılda şiddetli yağışların artışı, tropikal siklonların oluşma sıklıklarının aynı kalması ancak yıkıcı kuvvetlerinin artması, kuraklık olaylarının şiddetlenmesi ve büyük kütle (yamaç, toprak, buzul) hareketlerine bağlı afetlerin artmasına tanık olmaya devam edeceğiz.

Prof. Dr. Murat Türkeş, açıklanan raporun çok önemli olduğunu belirtmekle birlikte geleceğe yönelik modellemelerin yüksek doğrulukla yapılmasının henüz mümkün olmadığını şu sözlerle açıklıyor: “Bu değişikliklerin modellere dayalı olarak kestirilmesi, aşırı olayın çeşidine, bölge ve mevsimine, gözlem verilerinin niceliğine ve niteliğine ve bunları oluşturan ve yöneten süreçlerin anlaşılma düzeylerine yakından bağlıdır. Bu yüzden de bu kestirimlerin yüksek doğrulukla yapılabilmesi henüz kolay değildir.”

İklim değişikliğinin hem bölgesel hem de küresel anlamda aşırı iklim ve hava olaylarının gerçekleşme sıklığı, zamanlaması, uzunluk ve şiddetini değiştirdiği uzun zamandır biliniyor. Bu değişimler Türkiye’de de özellikle 1990’lı yıllarla birlikte donlu günlerin azalması, sıcak günlerin ve gecelerin sayısının, gece en düşük ve gündüz en yüksek hava sıcaklıklarının artması, başka bir deyişle genel olarak sıcak hava dalgalarının sıklığının ve şiddetinin kuvvetlenmesi şeklinde kendisini hissettiriyor.

İklim Değişikliği Bir Ölüm Kalım Meselesi

İklim değişikliğinin araştırmalar sonucu kesinleşen başka bir yönü de, etkisini en çok iklim değişikliğinin nedeni olan sera gazları salımında tarihsel süreçte çok düşük bir paya sahip olan gelişmekte olan ülkeleri daha çok etkiliyor olması. Bu yüksek zarar kendisini hem (GSMH ile orantılandığında) ekonomik alanda, hem de ölümler noktasında gösteriyor. Araştırmalara göre 1970-2008 yılları arasında doğal afetlerin neden olduğu ölümlerin %95’inden fazlası gelişmekte olan ülkelerde yaşandı. Güney Afrika Cumhuriyeti Devlet Başkanı Jacob Gedleyihlekisa Zuma da, iklim değişikliğinin “gelişmekte olan ülkelerde yaşayan halklar ve Afrikalı’lar için bir ölüm kalım konusu olduğunu” belirttiği konuşmasında konunun aciliyet ve önemine bir kez daha dikkat çekti. Zuma’ya göre Afrika’da son zamanlarda kıyı bölgelerinde olağandışı ve şiddetli taşkınlar artıyor ve bu durum insanları doğrudan ve çok ağır etkiliyor.

Küresel Sıcaklık Yükselmesi 2 C’nin Altında Tutulmalı

Konferans Başkanı olarak seçilen Güney Afrika Uluslar arası İlişkiler ve İşbirliği Bakanı Maite Nkoana-Mashabane, Durban’ın bir “somut çözüm yeri olması gerektiğini” belirtti. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Yürütme Sekreteri Christiana Figueres de hükümetlerin Durban’da iki konuda önemli adımlar atması gerektiğini belirtti. Figueres’e göre Durban’da ,gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğine uyum çabalarına yardımcı olmaya yönelik bugüne değin ulaşılan en kapsamlı finansman ve fon paketinin tamamlanması, ve 2010’da Cancun’da düzenlenen COP 16’da kararlaştırılan sera gazı salımlarının artışını sınırlandırmak ve azaltma kararları uygulanmalı. Figueres bunun için Yeşil İklim Fonu’nun birinci evresinin kabul edilmesini ve hükümetlerin iklim değişikliğiyle savaşım, iklim değişikliğine uyum ve etkilerin azaltılması gibi eylem ve etkinliklerde kullanılmak üzere 2020 yılına kadar sağlanması öngörülen uzun süreli iklim finansmanı için belirlenen 100 milyar ABD Doları’nın da ivedilikle kullanılabilir kılınmasını önerdi. Figueres ayrıca, küresel sıcaklık yükselmesinin iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinin nispeten az gerçekleşeceği bir düzeyde, 2 C’nin altında (tam olarak 1.5 C’yi geçmeyecek biçimde) tutulması konusunda bir ortak karar alınmasını önerdi.

Kyoto Protokolu’nun Bir Geleceği Var mı?

Prof. Dr. Murat Türkeş, Durban Konferansı’nın en önemli görevinin “Kyoto Protokolu’nun Bir Geleceği Var mı?” gibi yaşamsal önemi olan bir sorunun yanıtlanması ve bu geleceğin ne olacağına karar verilmesi olduğunu belirtiyor. Türkeş şöyle devam ediyor: “Bu aynı zamanda, hükümetlerin sera gazı salımlarını azaltmaya yönelik daha geniş kapsamlı bir antlaşma konusunda uzlaşmaya hazır olup olmadıklarıyla da yakından ilgili. Sonuçta önemli olan, iklim değişikliğiyle savaşım ve uyum konusunda gelişmekte olan ülkelere ciddi finansman ve teknolojik yardımlar yapılması, ve belki de daha da önemlisi küresel iklimin korunması ve Yerküre’nin her zaman yaşanabilir bir gezegen olmasına yönelik ortak çabaların gösterilmesi konusunda küresel bir uzlaşmaya ulaşabilmeleri olmalıdır.”

İkinci Dünya sosyal adalet hareketi rüzgarı – Immanuel Wallerstein

2011’in Kasım ayında Tahrir Meydanı’ndaki gösterilerde 20 yaşındaki Muhammed Ali, niçin orada bulunduğuna ilişkin bir gazetecinin sorusunu şöyle yanıtladı: “Sosyal adalet istiyoruz. Daha fazlasını değil. En azından bunu hak ediyoruz.”

Hareketlerin birinci dalgası dünya genelinde farklı biçimler aldı: Arap baharı, Amerika’da başlayıp çok sayıda ülkeye yayılan İşgal-et hareketleri, Yunanistan’daki Oxi (Hayır) hareketi, İspanya’daki İndignados (öfkeliler) hareketi, Şili’deki öğrenci gösterileri ve diğerleri.

Bu hareketler önemli ölçüde başarılı oldular. Başarının derecesi, 21 Kasım tarihli Financial Times’da Lawrence Summers tarafından, “Geleneksel düşünceler eşitsizlik olgusunu daha fazla görmezden gelemez” başlıklı olağanüstü  makalesinde görülebilir. Summers bu konularda yazmasıyla tanınan biri değil.

Bu makalede, Summers, dünyayı içinde bulunduğumuz zor koşullara sürükleyen son yirmi yıldaki ekonomi politikalarının mimarlarından biri olduğunu da varsayarak iki önemli tespitte bulunuyor.

Birinci tespit, dünyadaki ekonomik yapıların köklü bir değişikliğe uğramış olmasıdır. Summers, “Bu değişikliklerden en önemlisinin, yurttaşlarının çoğunluğu ile karşılaştırıldığında küçük bir azınlığın elde ettiği zenginlikteki çarpıcı değişim” olduğunu söylüyor.

İkinci tespit bu gerçekliğe karşı iki tip kamuoyu tepkisine işaret etmekte: Protestocuların ve protestolara karşı olanların tepkileri. Summers, ona göre protestocuların yapıyor göründükleri  “kutuplaşmaya” karşı olduğunu söylüyor. Ve sonra devam ediyor: “Aynı zamanda, artan eşitsizlik konusundaki herhangi bir kaygı ifadesini hemen yanlış değerlendiren ya da sınıf kavgasının bir ürünü olarak etiketleyenler giderek daha fazla yanlış yola sapmaktalar”.

Summers’ın makalesi, onun radikal sosyal değişimin bir savunucusu olduğunu belirtmiyor -çünkü böyle biri asla değil-, fakat daha çok dünyadaki, özellikle gelişmiş dünyadaki sosyal adalet hareketinin politik etkisi konusundaki kaygılarını ifade ediyor. Bu durumu küresel sosyal adalet hareketlerinin bir başarısı olarak değerlendireceğim.

Bu başarıya karşı verilen yanıt, orada burada verilen bir kaç taviz, ancak sonra her yerde artan miktarda bir baskı oldu. “İşgaller”, Amerika ve Kanada’da, sistematik bir biçimde sonlandırıldı. Görünüşte eş zamanlı bu polis eylemleri, üst düzey bir koordinasyonu işaret ediyor görünüyor. Mısır’da ordu, iktidarının sulandırılmasına direnmekte. Yunanistan ve İtalya’ya, Almanya ve Fransa’nın emriyle kemer sıkma politikaları dayatılmakta.

Bununla birlikte hikâye tamamlanmaktan uzak. Hareketler ikinci dalgayı geliştiriyorlar. Göstericiler Tahrir Meydanı’nı ikinci kez işgal ederek General Tantawi’ye de Hüsnü Mübarek’e davrandıkları kadar meydan okuyarak davranıyorlar. Portekiz’deki bir günlük genel grev bütün ulaşım sistemini durdurdu. İngiltere’de emekli maaşlarındaki kesintiyi protesto için ilan edilen grev kararı, dünya ulaşım sistemindeki merkezi önemi dolayısıyla bütün dünyada etki yaratacak şekilde Heathrow’daki hava trafiğini muhtemelen %50 oranında azaltacak görünüyor. Yunanistan’da hükümet elektrik faturalarına büyük bir emlak vergisi koyarak, ödenmediği takdirde elektriği kesmekle tehdit ederek zavallı emeklileri sıkıştırmayı denedi. Hemen bir direniş örgütlendi. Yerel elektrik teknisyenleri, sayısı azaltılmış yerel hükümet çalışanlarının yasayı uygulamak gücünde olmayacaklarına güvendiklerinden illegal olarak elektriği yeniden bağlıyorlar. Bu, bundan on yıl önce Johannesburg şehrinin Soweto banliyösünde başarılı bir biçimde kullanılmış bir taktik.

Amerika ve Kanada’da, işgal hareketleri kent merkezlerinden üniversite kampuslarına doğru yayıldı. “İşgalciler” kış ayları boyunca işgal edecekleri alternatif yerleri tartışıyorlar. Şili öğrenci ayaklanması ise ortaokullara doğru yayılıyor.

Mevcut durum konusunda iki şey dikkati çekiyor. Birincisi, sendikalar -olan bitenlerin hem bir parçası hem de bir sonucu olarak- çok daha militan ve dünyadaki sosyal hareketlerin aktif katılanları olmaları gerektiği fikrine çok daha açık hale geldiler. Bu, Arap dünyası, Avrupa, Kuzey Amerika, Güney Afrika’da, hatta Çin’de bile geçerli bir durum.

Dikkati çeken ikinci şey, hareketlerin her yerde yatay stratejiye vurgu yapan pozisyonlarını korumuş olmaları. Hareketler bürokratik yapılardan değil, çeşitli grupların, örgütlerin, halk kümelerinin koalisyonlarından oluşuyor. Hâlâ taktikleri ve öncelikleri konusunda sürekli olarak sert biçimde tartışıyor ve ayrımcı olmamak için direniyorlar. Bu her zaman kolayca işe yarar mı? Kesinlikle hayır. Peki, bu, kesin bir liderliğe ve kolektif disipline sahip yeni bir dikey hareket inşa etmekten daha iyi bir durum değil mi? Aslında, şimdiye kadar daha iyi olduğunu gösterdi.

Dünyadaki mücadeleyi, yarışanların, sürekli olarak son hedefe (var olandan çok daha demokratik, çok daha eşitlikçi farklı bir dünya-sistemi) odaklanırken, yorulmamak için enerjilerini akıllıca kullanmak zorunda oldukları bir uzun mesafe koşusu olarak düşünmemiz gerekir (Commentary No. 318, 1 Aralık 2011).

Kaynak: www.iwallerstein.com

Çeviri: Demokrat Haber

“Kadın tecavüzü ister” diyen Ahmet Çakar’a mor kart

0

Eski hakem Ahmet Çakar‘ın “Kadın istemezse bir erkeğin tecavüzüne uğramaz” sözüne tepki gösteren SDP’li kadınlar, Çakar ya da kanalın özür dilemesinin dahi yetersiz olduğunu söyleyerek Çakar’a mor kart gösterdi.

Bianet’ten Nilay Vardar’ın haberine göre;

Kadınlar,  “Kadın istemezse bir erkeğin tecavüzüne uğramaz” diyen eski milli hakem Ahmet Çakar’a mor kart gösterdi.

Beyaz TV’de “Akıllara takılanlar, perde arkasında yaşananlar, konuşmaya cesaret edilemeyenler” cümlesiye tanıtılan, Göktuğ Sevinç’in moderatörlüğünde, Ahmet Çakar ve Rasim Ozan Kütahyalı‘nun sunduğu, Ömer Çavuşoğlu’nun konuk olduğu “Derin Futbol” isimli programda, Çakar, Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Dominique Strauss-Kahn’ın, tecavüz iddiasıyla suçlanmasıyla ilgili şöyle dedi:

“IMF Başkanı bir otelde çalışan kızı, üstelik de siyah bir kız, çirkin de bir kız, elle taciz etti. (Programdakiler tecavüz etti diye düzeltince) tecavüz iddiasıyla… Ama kız ölmemiş… Bir kere Türkiye şunu iyi bilsin, bir erkek bir kadına kolay kolay tecavüz edemez.”

İşte bu sözleri protesto eden Sosyalist Demokrasi Partili (SDP) kadınlar adına, Taksim Tramvay Durağı’nda basın açıklamasını okuyan Sevda Nar, erkek egemen ideolijinin varlığını aileden, okula, yargıdan, medyaya hayatın her alanında kendisi sürdürdüğünü belirtti.

Nar, medyanın, özellikle televizyonlarda, dizilerle ve programlarla erkek egemen sisteminin üreticisi ve yaygınlaştırıcı olduğunu ekledi.

Ahmet Çakar’ın son konuşmasının da tecavüzcüleri cesaretlendiren, tecavüze uğramış sayısız kadının yaşadığı travmayı yinelediğini söyleyen Nar, bunun tecavüzün suçunu kadına yükleyen zihniyeti tekrar ürettiğini belirtti.

Ayrca Çakar’ın “siyah, çirkin kız” diye aşağılayarak bahsettiği kadın nezdinde, tüm kadınlara hakaret ettiği ifade edildi.
“Çakar’ın suçundan herkes sorumlu”

“Ortada tecavüzü meşru gösteren, adeta teşvik eden, kadın bedenini aşağılayan büyük bir suç vardır ve herkes bundan sorumludur. Kadın düşmanı konuşmaları yayımlayan program yöneticileri, canlı yayında bu sözlere zaman zaman gülerek hiç itiraz etmeyen diğer erkek sunucular, programın yayınlandığı Beyaz TV ve yöneticileri de en az Çakar kadar sorumludur.

“Bu ülkenin Başbakan’ı, ‘Kadına yönelik şiddet abartılıyor’ dedi, kadınlar alanlarda her gün beş kadının öldüren sistemle hesaplaşacağız dedik.

“Bu ülkenin öğretim görevlisi, ‘Kadınlar dekolte giyiyior, tacize, tecavüze davetiye çıkarıyor’ dedi, kadınlar ‘Dekoltemden sana ne, sorun erkek egemen düzeninizde’ dedik.

“Bu ülkenin yargısı, 26 kişinin tecavüzüne uğrayan 13 yaşındaki bir çocuk için ‘Rızası vardır’ dedi, biz ‘Erkek adalet değil, gerçek adalet’ dedik.”
“Özür yetmez”

Nar, Çakar’ın bu sözleri için özür dilemesini, Beyaz TV’den bir açıklama yapmasını, Çakar’ın işine son vermesini talep edebileceklerini ancak özrün yetersiz olduğunu söyledi.

“Yıllarca yeşil sahalarda, kırmızı kart gösteren Çakar’a şimdi biz ‘mor kart’ gösteriyoruz.”

Eylemi izleyen iki genç erkekten biri “kadınları, tecavüzcüsüyüle evlendirmekten bile bahsediyorlar, korkunç” deyince, Çakar ile ilgili görüşlerini sorduk.

“Kadın mini etek ya da dekolye kıyafet giyiyorsa, bu kendisini güzel hissetmek istediği içindir, kimse buna karışamaz, herkesin özgürlüğü var.”

33 Latin Amerika ülkesi Chavez öncülüğünde birleşiyor

Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez‘in öncülüğünde bir araya gelen 33 Latin Amerika ve Karayip ülkesi, ABD’nin bölgedeki üstünlüğünü dengeleyecek bir birlik oluşturmak için çalışıyor.

Venezuela, Brezilya’dan Jamaika’ya onlarca bölge ülkesinin devlet başkanları ve üst düzey yetkililerinin bir araya geleceği iki gün sürecek zirveye ev sahipliği yapacak.

Latin Amerika ve Karayip Ülkeleri Topluluğu (CELAC) ile temel olarak bölgesel sorunların çözümünde rol oynaması ve ülkeler arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi ve ekonomik kalkınmanın desteklenmesi amaçlanıyor.

Chavez öncülüğündeki girişime en büyük destek, bölgedeki sosyalist hükümetlere sahip Latin Amerika için Bolivarcı İttifak (ALBA) ülkelerinden geliyor.

CELAC’ın işleyişiyle ilgili kuralların belirlenmesi, demokratik normlarla ilgili bir anlaşma imzalanması ve örgütün resmi olarak kuruluşu ve ortak prensipler konusunda bir deklarasyon yarın başlayacak zirvenin gündemini oluşturuyor.

Arjantin Dışişleri Bakanı Hector Timerman’ın, ”parçalanmış bir bölgenin yeniden birleşmesi” olarak tanımladığı ve 2008 yılında Brezilya’da yapılan bir toplantı ile başlayan girişim, bölge ülkelerinin büyük bölümü tarafından destekleniyor.

(Demokrat Haber)

3 Aralık’ta Adalet ve Özgürlük için sokağa çıkılacak yerler

KESK, DİSK, TMMOB ve TTB ortak bir açıklama düzenleyerek 3 Aralık’da AKP politikalarına karşı toplumun ezilen, baskı altında tutulan tüm kesimleri ses vermeye çağırdı. Dört örgüt tarafından yapılan açıklamada AKP’li olmayan herkesin AKP iktidarının tehdidi altında olduğu vurgulandı.

Açıklamada, “Toplumsal muhalefete yönelik baskılar sistematik ve belli bir program doğrultusunda yaygınlaşarak devam ediyor. Toplu gözaltılar ve tutuklamaların olmadığı gün yok gibi. İşsizlik ve çalışma yaşamında güvencesizlik AKP’nin temel politikası olarak dayatılıyor” denildi.

Eylem yapılacak noktalar ise şunlar:

ANKARA
Saat: 12.00 / Kolej Kavşağı

İSTANBUL
Saat: 13.00 / Taksim Tramvay Durağı

İZMİR
Saat: 15.00 / Basmane Meydanı

ADANA
Saat: 13.00 / 5 Ocak Meydanı

ADIYAMAN
Saat: 13.00 / Demokrasi Parkı

ANTALYA
Saat: 14.00 / Üçkapılar

AMASYA
Saat: 13.00 / Yavuz Selim Meydanı

BALIKESİR
Saat: 13:30 / Ali Hikmet Paşa Meydanı

BURSA
Saat: 15.00 / Fomara Meydanı

ERZİNCAN
Saat: 13.30 / Cumhuriyet Meydanı

ESKİŞEHİR
Saar: 13.00 / Hamamyolu Saat Kulesi Önü

GAZİANTEP
Saat: 13.00 / Kırkayak Parkı

GİRESUN
Saat: 13.00 / Atapark

HATAY
Saat: 13.00 / Eğitim-Sen Önü

İSKENDERUN
Saat: 11.30 / Pac Meydanı

KARABÜK
Saat: 13.30 / Sendika Bina Önü

KARS
Saat: 13.00 / Sendika Bina Önü

KASTAMONU
Saat: 14.00 / Nasrullah Meydanı

KIRKLARELİ
Saat: 14.30 / Öğretmenevi Önü

MARDİN
Saat: 12.30 / KESK Binası Önü

NİĞDE
Saat: 13.00 / Hükümet Meydanı

ORDU
Saat: 13.00 / Sırrı Paşa Caddesi

SAMSUN
Saat: 13.00 / İstiklal Caddesi Süleymaniye Geçidi

Durban’dan: Şimdi de dünyayı işgal et!

İklim değişikliğinin tartışıldığı Güney Afrika’nın Durban kentinde yarın büyük yürüyüş var.

Radikal’den Serkan Ocak’ın haberine göre;

Güney Afrika’nın Durban kentinde hafta başı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 17. Taraflar Toplantısı başladı. Toplantıda dünyanın iklimle mücadele konusunda uzlaşabildiği tek metin olan Kyoto Protokolü’nün geleceği konuşuluyor. Protokol ya devam edecek ya yeni bir anlaşma yapılacak ya da dünya liderleri iki yıl önce Kopenhag’da olduğu gibi kavga edip uzlaşama sağlayamadan toplantıdan ayrılacak.

Kanada Endüstri Bakanı Christian Paradis, dünyadaki en büyük sera gazı salımı yapan Çin ve Amerika’nın imzası olmadan yeni bir sürece dahil olmayacağını açıkladı. Kanada’nın bu açıklaması, toplantıya büyük umutlarla giden özellikle gelişmekte olan ülkeler için büyük bir hayal kırıklığına neden oldu. Çok sayıda STK bileşeninden oluşan Climate Action Network de yaptığı basın açıklamasıyla Kanada’ya tepki gösterdi. Kanada’ya, toplantının ilk günü STK’lar tarafından ‘günün fosili’ ödülü verildi. Büyük kömür rezervlerine sahip Polonya da ‘kömür günlerini’ desteklediği için günün fosili seçilen diğer bir ülke oldu.

10 Aralık’ta sona erecek zirveyi takip edenler arasında, gözlemci statüsündeki Heinrich Böll Stiftung Derneği Proje Koordinatörü Özgür Gürbüz de var. Gürbüz, “Kostarika Devlet Başkanı’nın ‘Dünyayı işgal et’ sloganını ortaya attığını belirterek, “Slogan yaygınlaştı. Eylemler yapılıyor küçük küçük. Cumartesi büyük bir yürüyüş planlanıyor” dedi.

Dünyanın bu kadar kötü durumda olduğunu daha önce görmediğini belirten Gürbüz, şunları ekledi: “Dünya birkaç şirketin elinde. Son noktaya geldik. Uluslararası kurumlar felaketin kapıda olduğunu söylüyor, buna rağmen şirketler yüzünden büyük devletler kıpırdayamıyor. Utanç verici.”

Bekaroğlu’ndan Dersim katliamı tanıklığı

HSP Genel Başkan Yardımcı ve İstanbul İl Başkanı Profesör Doktor Mehmet Bekaroğlu da “Dersim Katliamı” tartışmalarına yaşadığı bir tanıklıkla katıldı: “Meşe kütükleri ile vurmaya başladık. Vura vura 10 yaşındaki çocukları öldürdük.”

Bekaroğlu twitter’dan şunları yazdı:

Bundan 14 yıl önce KTÜ Tıp Fakültesi’nde öğretim üyesiyken gördüğüm bir hastanın bana anlattıklarını açıklama zamanı geldi gibi.

70’ini aşmış bir erkek hastaydı. İntihar girişiminde bulunmuştu; depresyon tanısı ile takibini ve tedavisini yapıyorduk.

Bir seansta Dersim harekatına katıldığını öğrendim; görüşmenin devamında ağlayarak özetle şunları söyledi:

“Komutan mermi pahalı kullanmayın dedi, kadınlara, çocuklara dipçikle vuruyorduk. Sonra tüfekler zarar görüyor dendi.

Bundan sonra meşe kütükleri ile vurmaya başladık. Vura vura 10 yaşındaki çocukları öldürdük”.

Evet, bunları söylemişti, hıçkıra hıçkıra ağlayarak.

Öncelikle bu hasta sırrıydı; kimlik belirterek anlatmam mümkün değildi. Daha öncede “bir hasta” diyerek bazı toplantılarda açıklamıştım. Şimdi Dersim tartışmalarına katkı olur diye burada yeniden açıklıyorum.

Hastamla ilgili bilgiler soruluyor. Meslek etiği gereği daha fazla bilgi vermem mümkün değil. Ancak şunu ifade edeyim: Depresyonunun nedeni Dersim’de yaşadıklarıdır diye bir kesin tespit mümkün değil ama bu, hastalığında önemli bir faktör olduğu kesin.

Depresyon gerçeği değerlendirme yeteneğinin kaybolduğu bir hastalık değil. Ayrıca psikiyatrik görüşmeden anlatılanların yalan olması uzak ihtimal.

(CnnTurk)

CHP’den ‘Acil Demokrasi Paketi’

CHP, seçim barajından CMK’ya varana dek bir dizi kanunda demokratikleşme için yeniden düzenleme yapılması için kanun teklifi verecek.

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, “Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi olan CMK’da, demokratikleşmeye engel olduğunu düşündüğümüz bazı yasalarda değişiklik yapılmasına ilişkin bir acil demokrasi paketimiz var. Bununla ilgili çalışmalarımız sürüyor” dedi.

Tarhan, CHP İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve bir grup milletvekili ile birlikte TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, partisinin “Acil Demokrasi Paketi” hakkında bilgi verdi. Tarhan, ilk olarak seçim barajını yüzde 10’dan yüzde 5’e düşürecek olan yasa teklifini bugün TBMM Başkanlığına sunacaklarını bildirdi.

Temsilde adalet sorunu bulunduğunu, bunu gidermek için Milletvekili Seçim Yasası’nda değişiklik yapılmasını teklif edeceklerini ifade eden Tarhan, “Yasanın 33. maddesinin birinci fıkrasında yer alan yüzde 10 ibaresinin yüzde 5 olarak, 3. fıkrasında yer alan yüzde 10 ibaresinin yüzde 5 olarak değiştirilmesini öneriyoruz. Acil demokrasi paketimize ilişkin ilk önerimiz bu olacaktır” diye konuştu.

Tarhan, “AİHM’nin bize yaptığı uyarılar çerçevesinde yaygın ve neredeyse işkenceye dönüşen uzun tutukluluk sürelerinin yeniden yapılandırılması ve tutukluğa itirazın denetlenebilir kılınması ile adli kontrolün güçlü ve daha denetlenebilir hale gelmesi için teklif çalışması hazırladıklarını” kaydetti.

Tarhan, “Tabi tutuklu milletvekilleri de bu çalışma içinde yer almaktadır. Ceza Yöntem Yasası’nın 102. maddesi ile ilgili bir değişiklik teklifimiz var. 109. maddesi ile ilgili teklifimiz var” ifadesini kullandı.

Acil demokrasi paketi içinde “antidemokratik hükümler içeren” Toplantı Gösteri Yürüyüşleri Yasası, Terörle Mücadele Yasası gibi yasalarda da değişiklik önerilerinin art arda geleceğini vurgulayan Tarhan, tutukluluk süreleri ile ilgili düzenlemenin içeriği ile ilgili bir soruya “Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren hallerde en çok iki yıldır diyoruz. Bu süre zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek en çok bir yıl daha uzatılabilir. Önerimiz bu” yanıtını verdi.

Tarhan, “Biz YSK’nın aday olmasında sakınca bulunmadığı kararından sonra yapılan seçimlerde milletvekili olanların tutuksuz yargılanmaları gerektiğini düşünüyoruz. Yani 5271 sayılı Ceza Yöntem Yasasının 102. maddesinin 4. fıkrasında bir düzenleme gerektiğini düşünüyoruz milletvekilleri ile ilgili” dedi.

CHP İzmir Milletvekili Rıza Türmen de, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) tutuklama nedeniyle mahkum olduğuna işaret ederek, “Türkiye’nin en fazla mahkum olduğu konu Türkiye’deki tutuklamaların hukuka aykırı olmasındandır. Bu çalışmamızın amacı, Türkiye’deki yasaları AİHM kararlarına uygun hale getirmektir. Bu sonsuz ihlallerin önüne geçmektir. Türkiye için bu konuda uluslararası standartlara uyum sağlama imkanı doğmuş olacaktır” dedi.

AİHM kararlarına göre süreden önce pek çok ihlal nedeni olduğuna dikkati çeken Türmen, kendi çalışmalarının sadece süre ile ilgili olmadığını, çok daha kapsamlı olduğunu kaydetti. Türk yasalarından kaynaklanan sistematik bir uyumsuzluk bulunduğu yönünde AİHM kararı olduğunu bildiren Türmen, şöyle konuştu:

“Doğru dürüst gerekçe karar yazmamaktadır. Klişe gerekçeler yazmaktadır. ‘Delillerin durumu, suçun niteliği ve yazılan kararlar yeterli değil’ diyor. Ayrıca kararlarında ‘Diğer koruma tedbirleri neden uygulanmıyor’ diyorlar. Yurt dışına çıkma ya da teminatla salınma gibi tedbirler neden uygulanmıyor? Ondan sonra tutukluluğa itiraz konusunda Türkiye’de etkili bir yargı yolu bulunmadığını söylüyor.”

CHP’nin bu ihtiyaçlara cevap veren bir teklif hazırladığını dile getiren Türmen, “Teklif Türkiye’deki bir çok sorunu düzeltecek. Yargılanan milletvekilleri sorunu da var. Bütün bunlara çözüm olacağına inanıyoruz” diye konuştu.

(Birgün)