Ana Sayfa Blog Sayfa 4843

Ocak’ın 19’undan, 24’üne

Bugün 24 Ocak. 1993 yılının 24 Ocak günü, Ankara’da, pencereden dışarı bakınca görüyorum, bugün gibi Ankara’nın kar altında olduğu bir günde, Uğur Mumcu arabasına konulan bomba ile öldürüldü. O günden aklımda kalan en net görüntü, dönemin Başbakanı gelecek diye, bombanın patladığı yerin temizlenmesiydi. Deliller, belki çözüme götürecek parçalar süpürgeyle karların arasına yığılmıştı ki, Başbakan’ın ayakkabıları kirlenmesin. Yani o kadar net başladı Uğur Mumcu’nun katillerine ulaşacak yolda yürümeye çalışanlar.

Devlet Uğur Mumcu suikastinin olduğu zamanlar daha farklı çalışıyordu herhalde ki, Hrant Dink’in benzer bir şekilde öldürülmesinden sonra olduğu gibi bir katil de yakalanmadı. Herhalde suikasti bir kaç maşanın üzerine bırakılıp, arkasındaki koca organizasyonu sıyırmak kimsenin aklına gelmedi. 24 Ocak’ın bir Ogün Samast’ı bulunamadı. Fakat benzer cümleler sarfedildi, bu ve bunun gibi faili meçhullerin ne kadar önemli olduğu, devletin bu gibi cinayetler üzerine nasıl gideceği üzerine konuşuldu. Sözler verildi, onur dendi, namus dendi, sözler kaldı. Yıl oldu 2012, sözler hala duruyor. Daha mı ilerdeyiz o zamandan, daha mı gerideyiz toplum olarak? Bence gerideyiz.

Gerideyiz çünkü; aynı şekilde cinayet işlenirken, aynı şekilde suikast yapılırken; eğer 2012’de ya da 2011’de; Hrant Dink’i ananlar ile Uğur Mumcu’yu ananlar arasında bir fark yaratılmaya çalışılıyorsa ve bu ne yazık ki yer yer de başarılı oluyorsa biz gerideyiz demektir. Acı ortak değilmiş gibi, bu iki suikastle hedef alınan “düşünce” ortak değilmiş gibi davranması sağlandıysa insanların gerideyiz demektir. Çünkü; öldürenler hala “zindeyken” ölenlerin birbirine düştüğü, mağdurların birlikte hesap sormasının engellendiği bir ortamdayız.

“Ocak’ın 19’u” Ermeni olduğu için askerde yükselmezken, “Ocak’ın 24’ü” askerliğini fikirleri yüzünden sakıncalı piyade olarak yaptı. Şimdi, birileri çıkmış “Ona tepki gösterenler, buna da gösterse” gibi terbiyesizce sözlerle ortada dolanabiliyorlar, ortada farklı bir durum varmış gibi göstermeye çalışıyorlar. Yaptıklarının öldürenlere hizmet ettiğini bilmeden, belki de daha kötüsü bilerek bunu yapıyorlar. Halbuki sokak böyle değil. 1993 yılından beri Uğur Mumcu için adalet isteyenler, 2007 yılından beri de Hrant Dink için adalet istiyorlar. Ortak olan bir adaleti istiyorlar. Sonuçta bir “şeylerde” devamlılık esas değil midir?

Eğer Ergenekon adıyla yürütülen soruşturma, gerçekten bu ülkenin derin devletine yönelik olsaydı, hadi derin devletini de geçtim, buzdağının derinlikleriyle de değil, görünen kısmıyla ilgilenseydi; bu ve bunun gibi davalar AKP muhaliflerini avlama davaları haline gelmeseydi, bugün yine “acılardan acı seçin, suikastlerden suikast seçin diyenler bu kadar açıkça bunu yapabilirler miydi? Bu yargılamalar gerçekleşseydi, duvardan bir tuğla çekilseydi ve duvar çökseydi; 1993’te olanlarla, 2007’de olanların, 1993’te kimlerin nasıl korunduğunun ve 2007’de kimlerin nasıl korunduğunun neredeyse tıpatıp aynı olduğu ortaya çıkmayacak mıydı? 1993’ün yetkilileri sonra nerelere atanmış/seçilmiş, 2007’nin yetkilileri nerelere atanmış/seçilmiş?

Başka şeyler de ortaya çıkardı o zaman. En azından Türkiye’nin derin devlet tarihinin ısrarla gösterilmek istendiği gibi 2002’den başlamadığı, derin devlet yapısının siyasal islamı hedef alarak oluşturulmadığı gibi noktaları da görürdük, bilirdik. Bize her gece kanal kanal söylenen yalanların altında yatanları da daha iyi anlardık. Belki, o zaman “Toros” kod adını nerede ve ne zaman almış olduğunu daha iyi bildiklerimizi kahraman gibi uğurlanmazdı da Torosların, Kıbrıs’ta öldürdüğü sendikacıları, solcuları anardık. Hem Torosları anmanın, hem de derin devlet mantığı ile mücadele etmenin mümkün olmadığını da anlardık.

Uğur Mumcu, Hrant Dink, topraktan fışkıran kimliği meçhul kemiklerin sahipleri… Hiçbirinin acısı, hiçbirine yapılan kanundışı davranış bir diğer tarafından onaylanmadı, onaylanamazdı. Bir cinayetin aydınlatılması, diğerlerinin de aydınlatılmasına yol açacak. Mağdurların birliği ile gerçekleşecek bunlar. Günün birinde, Türkiye de derin devletle hesaplaşacaksa, derin devletini dağıtacaksa bu ancak mağdurların birliğiyle olacak. 19 Ocaklarda da, 24 Ocaklarda da bizi sokağa dökene karşı ortak mücadeleyle olacak.

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Fransa neyi oyladı? Tam metin!

Aşağıdaki metin, 2008/913/JAI numaralı karar çerçevesini şöyle değiştirmeyi teklif eder:

Kamuoyu önünde soykırım cinayetlerini, insanlığa karşı işlenen cinayetleri kabul etmeyen, reddeden, bayağılaştıranları veya savunanları Uluslararası Ceza Hukuku Statüsünün 6.,7.,8. bentleri ve Uluslararası Askeri Mahkeme’nin 6. bendinde ifade edildiği üzere 1 yıl hapis cezası ve 45.000 euro para cezası ile cezalandırmayı öngörür.

YASA TEKLİFİ

Madde 1:

29 Temmuz 1881 kanunun 24 bis maddesinin birinci bendi, alttaki yeni beş bendle değiştirilmiştir.

“24’üncü maddenin altıncı bendi doğrultusunda, soykırım suçunu veya insanlık ve savaş suçunu savunan, inkar eden veya kamusal alanda onemsizleştirmeye çalışan, altaki tanımlamalara dayalı cezalandırılacaktır:

1) Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsünün 6’inci, 7’inci, 8’inci maddesi

2) Ceza kanunun 211-1 ve 212-1 maddesi

3) Uluslararası Askeri Mahkemesi’nin statüsünün 6. maddesi:

“Ve kanunen tanınmış, Fransa tarafından imzalanmış ve onaylanmış uluslararası bir sözleşmenin, veya uluslararası veya Avrupa kurumlarının nitelikli bir karara bağlı, Fransız yargısı tarafindan nitelendirilmiş, Fransa’da uygulanabilir hale gelir.”

Madde 2

29 Temmuz 1881 basın ozgürlüğüne dayalı kanunun 48-2 maddesi şu şekilde değiştirilmiştir:

1) “sürgün” kelimesinden sonra “ya da soykırım kurbanı, savaş suçu, düşmanla isbirliği ve insanlık suçu kurbanı” eklenmiştir.

2) “Savunma” kelimesinden sonra “soykırımlar” kelimesi eklenmiştir.

Kim Dotcom kendine yöneltilen suçlamaları reddetti

Dünyanın en popüler dosya paylaşım sitelerinden Megaupload’un kurucusu Kim Dotcom bugün yapılan duruşmada kendisine yöneltilen suçlamaları reddederek tutuksuz yargılanmayı talep etti.

Korsanlıkla suçlanan Dotcom, yaptığının insanlara internet üzerinden harici bir veri depo alanı sunmaktan farksız olmadığını söylerek kendini savundu.

Geçtiğimiz günlerde Amerika Birleşik Devletleri’nde bir mahkeme megaupload sitesi için kapatma kararı almıştı. Sitenin kurucusu Kim Dotcom ise cuma günü Amerikalı görevliler tarafından Yeni Zelanda’daki evinde tutuklanmıştı.

Öte yandan Megaupload’un kapatılmasına tepki gösteren Anonymous adlı hacker grubu Amerikan Adalet Bakanlığı ve FBI’yın yanı sıra, çeşitli film ve müzik fırmalarının sitesini de hedef aldı. Anonymous son olarak megaupload.com’un açılmaması durumunda 72 saat içinde Facebook, Twitter, Playstation ve Youtube gibi büyük sitelere de saldırı düzenleyeceğini açıkladı.

Yasa teklifi Senato’da kabul edildi

Fransa’da soykırımların inkarını suç sayan yasa teklifi 8 saat süren uzun görüşmelerin ardından kabul edildi. Konuya ilişkin Ermenistan’da ilk açıklamayı yapan Edvar Nalbandian, “Sadece Ermeni- Fransız ilişkileri tarihine altın harflerle yazılacak bir gün olarak değil, insan hakları tarihine geçecek bir gün” değerlendirmesinde bulundu. Yasanın Fransa’da Nisan ayına kadar yürürlüğe girmesi bekleniyor.

Fransa Senato’sunda uzun görüşmelere sahne olan yasa teklifi için, ilk olarak, ‘anayasaya aykırıdır’ diyen Anayasa Komisyonu’nun verdiği ‘teklif düşürülsün’ önergesi oylandı ve sonuç 86’ya karşı 166 oyla önergenin reddi şeklinde oldu. Bu oylamanın ardından yasanın senatoda oylanması önünde ciddi bir engel kalmadı.

Grup başkanlarının vekaleten oy kullandığı senatoda, daha sonra diğer önergelere geçildi. Bunlardan ilki teklifin ‘anayasaya aykırı’ olduğu, diğeri teklifin yeterince görüşülmediği gerekçesiyle geΩi çekilmesi yönündeki önergelerdi ve ikisi de reddedildi.

Senato bunun üzerine kanun teklifinin 1. maddesinin görüşülmesine geçti. Bu noktada da maddeyle ilgili değişiklik önergeleri verildi ve sonuç yine ret oldu. Yaklaşık 8 saat süren maratonunun sonunda, senato, 2 maddelik paketi 86 redde karşın 123 oyla kabul etti.

22 Aralık’ta Fransa Meclisi’nden geçen yasa teklifinde, ”Kanunlar tarafından tanınan soykırımların inkarı yasaklanır” ifadesi yer alıyor. Fransa Parlamentosu, 2001 yılında, ”Fransa, 1915’deki Ermeni soykırımını tanır” ifadesi bulunan bir yasayı onaylamıştı.

Yürürlüğe girmesi için Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin 15 gün içinde imzası ve resmi gazetede yayımlanması gereken yasa, iki maddeden oluşuyor. Yasanın ilk maddesinde, ”soykırımı aşağılayarak ve küçük göstererek karşı çıkmanın” suç sayılacağı belirtiliyor. Yasa teklifine göre, suçlanan kişiler hakkında 1 yıl hapis cezası ve 45 bin avro para cezası istenebilecek.

(Agos)

Myanmar’da halkın sesi duyuldu

Myanmar’da hükümet, çevreye vereceği zararları ve halkın tepkisini göz önünde bulundurarak, planladığı kömürlü termik santralden vazgeçti. Ülkenin Enerji Bakanı, Dawei Kalkınma Proje’si çerçevesinde gerçekleştirilecek olan termik santralin kapatılma kararının ‘insanların sesini dinledikten’ sonra alındığını dile getirdi.

Endüstri devi Italthai Grubu tarafından yürütülen milyon dolarlık kalkınma projesi, çevreye vereceği zararlar ve binlerce insanın yer değiştirmesine neden olacağı için Myanmar’da halk tarafından tepkiyle karşılanmıştı.

Italthai şirketi, geçtiğimiz yıl 10.000 insanın proje nedeniyle yaşadıkları bölgeden ayrılmak durumunda kalacaklarını açıklamış fakat bu insanlara yeni yerleşim yerleri sağlanacağını ifade etmişti. Ancak bu açıklama tepkilerin kesilmesine yetmedi. Enerji Bakanı, projenin iptalinin açıklanmasının ardından, elektrik temini için başka güç kaynakları bulunmasını önerdi.

Myanmar Hükümeti, sebep olacağı göç ve çevresel etkiler nedeniyle kömürlü termik santrallerin kapatılmasına karar verdi. Myanmar küçük bir ülke olabilir ancak bu insanlık için büyük bir karar. Dünyada ilk kez bir hükümet halkın sesini dinledi ve onların doğdukları yerde sağlıklı bir çevrede yaşama haklarına saygılı bir karar verdi. Myanmar Hükümeti’ni tebrik ediyor, ilk adım olarak aynı duyarlılığı şu an Çevre Etki Değerlendirmesi aşamasındaki Gerze Enerji Santrali Projesi için vermelerini bekliyoruz.

(Greenpeace)

Hırvatlar AB üyeliğine ‘evet’ dedi

0

Hırvatistan’da dün yapılan referandumda halkın çoğunluğu ülkenin 2013’te Avrupa Birliği’ne katılmasına onay verdi.

Oyların yaklaşık yüzde 99’u sayıldı. Buna göre referanduma katılanların yüzde 66’sı üyeliğe destek verirken yüzde 33’ü karşı çıktı.

Hırvat yetkililer, katılımın yüzde 44 olmasından düş kırıklığına uğradıklarını söyledi.

Hırvatistan ve Avrupa Birliği geçen yıl katılım anlaşması imzalamıştı. Anlaşmada 27 üyenin onayından sonra Hırvatistan’ın gelecek yıl birliğe üye olması öngörülüyor.

Hırvatistan, 1991’de Yugoslavya’dan bağımsızlığını ilan etmişti.

Katılım yüzde 44

Dünkü referandumda halka “Hırvatistan Cumhuriyeti’nin Avrupa Birliği üyesi olmasını istiyor musunuz?” diye soruldu.

Üyeliğin onayı için basit çoğunluk gerekiyor. Anlaşmanın geçerli olabilmesi için belli bir katılım oranı şartı da getirilmedi.

Avrupa Birliği’nin yaşadığı mali sorunlara karşın, Hırvatistan’daki tüm büyük partiler üyeliğe destek veriyor.

Hırvatistan Başbakanı Zoran Milanoviç, sonucun belli olmasından sonra “Tarihi bir karar ve muhtemelen tarihimizde bir dönüm noktası” dedi.

AB üyeliğini savunanlar, üyeliğin uzun vadade ülke için en iyi seçenek olduğunu söylüyor.

Parlamentoda temsil edilmeyen bazı partilerle, milliyetçi gruplar ve gaziler Hırvatistan’ın 20 yıllık bağımsızlıktan sonra egemenliğini Avrupa Birliği’ne devredeceğini savunarak üyeliğe karşı çıkıyor.

Hayır cephesinin liderlerinden Zeljko Saciç adlı bir gazi, “Katılım oranı halkın AB’ye sırt çevirdiğini ortaya koyuyor” dedi.

Hırvatistan, yüksek işsizlik ve diğer ağır ekonomik sorunlarla mücadele ediyor.

Cumhurbaşkanı Ivo Josipoviç, “Avrupa Birliği tüm sorunlarımızı çözmeyecek ama büyük bir fırsat” dedi.

(BBC)

Nedim Şener Dink kararını değerlendirdi

Odatv davasının duruşmasında tutuklu gazeteci Nedim Şener, Dink kararını Cumhuriyet gazetesine değerlendirdi.

Hilal Köse’nin haberine göre;

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink davasına ilişkin değerlendirmede bulunan Nedim Şener kararın kendisini haklı çıkardığına dikkat çekti. Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Utku Çakırözer’e Odatv davasının duruşması sırasında açıklama yapan Şener, “Karar iyi ki ben tutuklu iken çıktı. Herkes gördü. 11 aydır beni susturdular ama yine de gerçeği hapsedemediler. Ben 5 yıl önce bunları yazdım, şimdi kendileri ‘örgüt’ diyor” diye konuştu.

Gazeteciler Ahmet Şık, Nedim Şener, Soner Yalçın ile eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı ve Prof. Dr. Yalçın Küçük’ün tutuklu yargılandığı Odatv davasının dokuzuncu oturumu ise dün yapıldı. İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, davanın tek müştekisi olan gazeteci yazar Nazlı Ilıcak’ın, celse arasında mahkemeye ifade verdiği ve şikâyetinden vazgeçtiği de açıklandı. Tutuklu sanık Doğan Yurdakul, “Anjiyo olmam gerekiyor” deyince, Başkan Mehmet Ekinci “Rapor geldiğinde gerekli değerlendirmeyi yaparız” diye konuştu.

Örgüt üyesi olduğunu ileri süren gazetecilerin duruşmaya çağrılmasını isteyen gazeteci Nedim Şener, “Bizden eş olur, baba olur ancak terörist olmaz sayın başkan. Vereceğiniz karar çocuklarımızın geleceği için çok önemli” dedi. Şener’in, eşi Vecide Şener’e kızının karnesini sorması ise izleyenlere duygulu anlar yaşattı.

‘Cellatlığa devam ediyor’

Şener, kendisini örgüt üyesi gibi gösteren yazılar kaleme alan gazeteciler Rasim Ozan Kütahyalı, Şamil Tayyar, Yiğit Bulut, Önder Aytaç’ın mahkemede bilgilerinin alınmasını isteyerek, “Gelip yazdıklarını savunsunlar. Nazlı Ilıcak şikâyetinden vazgeçti ancak savcılığa, hâkimliğe, cellatlığa dışarıda devam ediyor” dedi. Şener, mahkemeye, Kaşif Kozinoğlu hakkında dinleme kararı talebini reddeden savcılık yazısını sundu. Şener, şöyle konuştu: “‘Savcılık, daha önceki 5 dinleme kararının sonucunda suçla bağlantılı konuşmaya rastlanmadığını’ belirtmiş. Bu yazı dosyada yok. Kozinoğlu’nu bir satırlık yazı ile Ergenekoncu yaptılar, öyle öldü. Kozinoğlu’nun durumu bu iken, Dink’i valilikte tehdit eden, Bedrettin Dalan’a kaç diyen Özel Yılmaz, şu anda MİT İzmir Bölge Müdürü. Savcı Zekeriya Öz, Yılmaz’ın ifadesini bile almadı.” Savcı Öz’ün, Ergenekon soruşturmasıyla Dink cinayetini birleştirme yoluna gitmediğine dikkat çeken Şener, “Sorgum sırasında bu konuyu onunla tartıştım. Bizi tutukladığıyla kaldı” dedi. Şener, “Burada olmamın tek sebebi Dink cinayetinin bir yerlere varıyor olması” diye konuştu.

‘Dosya virüsle yüklendi’

Yarım kalan savunmasına devam eden Hanefi Avcı ise iddianamede, suç unsuru olarak gösterilen dosyaların Odatv bilgisayarında oluşturulmadığını, virüsle dışarıdan yüklendiğini, aynı uzunluktaki dosyaların bile hash değerlerinin farklı olduğunu ifade etti. Odatv bilgisayarına yüklenen 150 dosyaya normal kullanıcı tarafından ulaşılamadığını söyleyen Avcı, “Bu dosyalar, sanki, birileri bulsun diye yüklenmiş. 100 dosya 2 saniyede yüklenemez” dedi. 20 yıllık terör uzmanı olarak bu dokümanlara örgüt dokümanı denemeyeceğini söyleyen Avcı, “Terör uzmanları bir örgüt dokümanının şifresini çözmek için günlerce uğraşır. Bu dosyalarda ne gizlilik, ne şifre, ne de kodlama var” dedi. “Haliç’te Yaşayan Simonlar” isimli kitabı hakkında konuşan Avcı, “Hakkımdaki tek delil kitap” dedi. “Benden bir şey isteyecek en son kişi Doğu Perinçek’tir” diyen Avcı, Yalçın Küçük’le de fikirlerinin uymadığını kaydetti.

Duruşmada söz alan davanın tutuksuz sanıklarından Odatv Ankara Temsilcisi Ahmet Mümtaz İdil de “Mustafa Balbay’a mektup yazmam bile suç sayılmış” dedi. Davaya 27 Ocak Cuma günü devam edilecek.

Tek sıra yürüyün lan!- Mehveş Evin

Türkiye’nin tartışmasız en önemli kamusal alanı, Taksim Meydanı… Şimdi ‘yayalaştırılacak’,  ama nasıl? Yedi noktasından ‘dalış tünelleri’ kazılarak, bir otoban kavşağına dönüşecek. İnsanlar, bağlantı yollarından meydana ulaşmak için tek sıra halinde yürümeye mecbur edilecek!

Şehrin fertlerini birebir ilgilendiren her konuda olduğu gibi, Taksim’i yayalaştırma projesi de Başbakan’ın emri ve İBB Meclisi’nin kararıyla  tepeden inerek uygulamaya konmak üzere. Tabii tartışmaların eksik kalmasının bir sebebi de, insanların sözcükleri gerçek anlamına göre yorumlaması.
Normal vatandaş, “Taksim yayalaştırılacak mıymış? E güzeeel !” diyor.
Oysa T.C.’de yaşayan ve yaşatılan herkesin, şimdiye kadar öğrenmiş olması gereken bir numaralı madde şu: Şehircilik adına üretilen ‘proje’ler vatandaş, çevre veya şehrin yararına değil, özel sektör ve devlet yararına bir ‘yeniden düzenleme’ anlamına geliyor.
‘Taksim’in yayalaştırma projesi’ bunun son örneği. Zira mimar, şehir planlamacı ve sivil toplum  örgütlerinden aldığımız bilgilere göre ‘yayalaştırma’ denilen şey, aksine yayalar için hayatı ‘zorlaştırmak’tan  ibaret.


Taksim’e çıkan en güzel yollardan Gümüşsuyu’na Haşim İşçan geçidi gibi ‘dalış’ tüneli planlanıyor. O ağaçlar tez kesile!


‘Yayalaştırma’ projesinde meydandan İstiklal dışında doğrudan bağlantı olmayacak.
Taksim’e alttan dalıyoruz
Peki nasıl? Taksim Platformu’nda yer alan mimar, şehir plancıları ve sivil toplum örgütleri geçen hafta bir toplantı düzenledi. Detaylarını bianet ’ten aldığım toplantıdan başlıklar şöyle:
*  Sunulan projede, Gümüşsuyu, Sıraselviler, Mete, Tarlabaşı ve Cumhuriyet Caddeleri’nde derinliği 10, uzunluğu 70 metreyi bulan devasa yarıklar açılıp dalış tünelleriyle meydanlara inilecek.
* Platform, kentin en önemli kamusal mekanının dalış tünelleriyle bir otoban kavşağına dönüştürülmesinin Taksim’i insansızlaştıracağını söylüyor.
* Bu projeyle, kaldırımların servis yoluna dönüşüp, ağaçların kesileceği ve yürüyerek Taksim’e çıkmanın imkansız hale geleceği ve ulaşım sorununun çözülmeyeceği belirtildi.
* Tünellerin çok eski bir sistem olduğunu söyleyen platform üyeleri, dünyadaki şehirlerin bunlardan kurtulmaya çalıştığını anlattı. Bu tünel sistemine göre, Taksim’e ulaşmak için ya metro ya da araç kullanmak zorunda  kalınacak.

Gösteri zor yapılır
Platform, Taksim’in yeni bir düzenlemeye ihtiyacı olduğunu ancak bunun Taksim’in esnafı, ziyaretçisi ve yaşayanıyla birlikte düşünülmesi  gerektiğini savunuyor.  Dalış tünellerinin yapımının kesinlikle iptal edilmesi, yerine ne yapılacağına da birlikte karar verilmesi gerektiğini vurguluyorlar.
Radikal’de yayınlanan yazısında Ömer Kanıpak, bu projenin sonunda Taksim’in neye benzeyeceğini şöyle tasvir ediyor: “Taşkışla’nın önünden Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nun arkasından, Maçka’ya bir yürümeye çalışın. Üstüne Çağlayan’daki yeni adliyenin önündeki düzlükte bir dolaşın. Tebrikler, şimdi Taksim’in yayalaştıktan sonra olacakları tecrübe ettiniz.”
Kadir Topbaş’ın  onayını bekleyen ‘Taksim’i yayalaştırma projesi’ sadece İstanbullu için Taksim’i sevimsizleştirmekten, daha az ulaşılır kılmaktan ibaret değil. Gayet politik anlamlar içeriyor. Hürriyet’teki meslektaşım Gila Benmayor’un  dikkat çektiği gibi, Taksim, yeni haliyle gösterilerin, 1 Mayıs kutlamalarının  yapıldığı bir merkez olmaktan çıkacak.
Evet,  bize layık görülen bu: Tek sıra yürümek.

UZMANLAR YAYALAŞTIRMAYA NE DEDi?

* Prof. Dr.  Betül Tanbay , projenin kamuoyundan saklanarak ancak altı ayda karar verebilecek Koruma Kurulu’ndan bir haftada geçtiğini hatırlattı. Platform, Koruma Kurulu kararına itiraz etti. Ancak hepimiz biliyoruz ki mesele, sadece hukuki yöntemlerle çözülemeyecek.
n Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi  Şehir ve Bölge Planlama Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Güzin Kaya, Taksim’e çıkan yedi yolun dalış tünelleriyle kapatılarak Taksim’de yayaların erişemeyeceği çevreden kopmuş meydanlar yaratılacağını söyledi.
* Prof. Kaya, insanların tünellerin çevresindeki daracık alanlarda ancak tek sıra halinde yürümek  zorunda kalacağını ekledi!
* İnsan Yerleşimleri Derneği Başkanı mimar Korhan Gümüş, hükümetin önce karar alıp ihale yaptıktan sonra fikir ürettiğini ve bu sürecin konunun muhatapları uzmanlar ve kentlilere danışılmadan müzakereye kapalı, anti demokratik bir şekilde yapıldığını belirtti.
* Gümüş, 1940’ta yıkılarak stada dönüştürülen bugün Taksim Gezi Parkı’nın bulunduğu alanda yer alan Topçu Kışlası’nın yeniden inşası  içinse “Kurul topoğrafyayı yok sayıyor. Kışlayı yıkmak kadar tuhaf bir karar da yeniden yapmaktır” dedi.

Mehveş Evin

Uğur Mumcu’yu anıyoruz

Aracına yerleştirilen bombanın patlaması sonucu 24 Ocak 1993’te yitirdiğimiz Cumhuriyet gazetesi yazarı Uğur Mumcu, yurt genelinde anılıyor.

Ankara’da Mumcu için ilk anma töreni bugün saat 11.00’de gerçekleşti. Batıkent Uğur Mumcu Parkı’ndaki Uğur Mumcu Anıtı’na çelenk bırakıldı. Ardından saat 12.00’de, karanfiller ve mumlarla Mumcu’nun evinin önünde toplanılacak. Aynı gün Mumcu’nun Cebeci Asri Mezarlığı’ndaki gömütüne de anma ziyareti gerçekleştirilecek. Bunun yanı sıra Mumcu, Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı’nın (um:ag) önderliğinde, sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte düzenlediği “19. Adalet ve Demokrasi Haftası” etkinlikleriyle de anılacak. Bu yıl 19.’su gerçekleştirilecek etkinliğin başlığı “Yargısız Adalet, Adaletsiz Hukuk.”

Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilciliği’nde yer alan Cumhuriyet Kültür Merkezi’nin (CKM) kapıları da bugün Uğur Mumcu’nun anısına açılacak. CKM’de saat 18.00’de, “Uğur Mumcu’nun Kaleminden Siyasi Cinayetler/Öldürülürken…” sergisi açılacak. Sergide Mumcu’nun Cumhuriyet’teki köşe yazıları ve kitaplarındaki yazıları yer alıyor. Sergi açılışının ardından “İz Sürerken” adlı belgesel filmin gösterimi yapılacak. Etkinlikler kapsamında yarın da saat 13.30’da, Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde, Gürsel Gökçe’nin hazırladığı “Uğur Mumcu’nun Ardından” başlıklı fotoğraf gösterisi gerçekleştirilecek. Aynı gün saat 16.30’da da Doç. Dr. Ömer Adıgüzel ve Serap Antepli’nin hazırladığı “Sesleniş – Uğur Mumcu” adlı drama gösterisi yurttaşların beğenisine sunulacak. Saat 18.00’de gerçekleştirilecek bir diğer etkinlik ise “Uğur Mumcu’nun İzinde Bugün” başlıklı söyleşi. Ahmet Tan ve Işık Kansu’nun konuşmacı olarak yer alacağı söyleşi, Ankara Temsilciliğimizdeki CKM’de.

İSTANBUL

Adalet ve Demokrasi Haftası kapsamında, Kadıköy Belediyesi “Uğur Mumcu ve tüm demokrasi şehitlerimizi anma gecesi” düzenleyecek. Caddebostan Kültür Merkezi’nde bu akşam saat 20.00’de düzenleyecek etkinlikte gazetemiz yazarı Ali Sirmen konuşmacı olarak katılacak. Etkinlik kapsamında Erkan Oğur ve İsmail Hakkı Demircioğlu’da konser verecek. Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Sarıyer Şubesi’de saat 11.00’de Sarıyer Atatürk Anıtı önününde etkinlik düzenleyecek. ADD’liler etkinliğin ardından, “Yargısız adalet, adaletsiz hukuk” konferansı düzenleyecek. Konferansa İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Mehmet Durakoğlu konuşmacı olarak katılacak.

Gündelik hayattan delil yaratma zanaatı – Pınar Öğünç

Bir dönem Radikal’de ‘İnce İş’ isimli bir köşe hazırlıyordum. Öyle ‘ölmekte olan meslekler’ değil, her hafta biriyle yaptığı işten konuşuyorduk. İncelikli meziyetler, çok acayip hayat macareları dinledim o esnada; çok şey öğrendim.
Sonradan İletişim Yayınları’ndan kitap olarak yayımlanan o hikâyelerin arasında bir polisinki de olsun isterdim. Ama kan görmekten ne kadar nefret ettiğini analatan ciğerci, ‘Dumana dikine girilmez’ diye tüyo verip yangından dönerken arkadaşlarına hayvan taklitleri yaptığını anlatan itfaiyeci gibi döküleceğinden emin olmadığım için, bir polisle görüşmeye yeltenmemiştim. Bir ‘kolluk zanaatını’, Birikim dergisinin son sayısında Tanıl Bora’nın Çağdaş Hukukçular Derneği Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı’yla yaptığı söyleşiden öğrendim: Gündelik hayat sahnelerini delil havasına büründürme zanaatı. Çok ilginç gerçekten…

Kendi evine girerken…
Selçuk Kozağaçlı, kolluk bütçesinin denetlenemezliğinden, 2005 sonrası değişimden, savcıların iş yükü yüzünden manipülatif soruşturma dosyalarının doğrudan iddianameye dönüştüğü süreçten, ‘fezleke hukukundan’ söz ediyor. Söyleşinin tamamı tavsiye edilir.
Üç bin kitap arasından 10 tanesini seçmek, bir buçuk saatlik telefon kaydının bir buçuk dakikasını kesmek (‘Savcının tamamını dinlemeye vakti olmayacağını bilirler’ diyor Kozağaçlı), ‘Aleviyi, Kürdü, öğrenciyi, evliyi, zamparayı ayrı yollarla takip etmek’ çok öngörülebilir maharetler. Gelelim zanaata…
Mesela üniversite bahçesinde bankta oturan iki öğrencinin fotoğrafı örgüt üyeliği dosyasına ekleniyor. Fotoğraf özellikle ultra profesyonel makinelerle, uzaktan ve çalıların arasından çekiliyor. Belki çekirdek çitliyorlar o esnada. Fakat bu kadraj, filmin janrını anında polisiyeye, psikolojik gerilime çevirebiliyor.
Kozağaçlı 30’a yakın dosyada kendi evine girerken fotoğraflanmış şüpheliye denk gelmiş. Zaten sorunca ev adresini veriyor, ikametgâhı orası, ama evine girip çıkarken uzaktan çekilmiş fotoğrafların tesiri başka. Balkonda sigara içerken, arabaya binerken… Dosyayla hiç ilgisi yok ama gizemli ve şüpheli haller… Bunun yargıçta ‘Aaa, kolluk tamamen hakim alana’ gibi bir düşünce yarattığından bahsediyor.
KCK dosyasında, yasadışı toplantılar yapıldığı iddia edilen bir binaya ‘düzenli’ giden biri de varmış. Şahıs o binada oturuyor, o ayrı…
En başından beri o evde oturduğunu söyleyen başka bir şüphelinin evinden saç, sakal örnekleri alınarak DNA analizi yapılmış mesela. ‘O kadar masraf yaptık, makine çalışsın’ arzusundan söz ediyor Kozağaçlı. Adını da koyuyor: Dosyanın teknolojik olarak kriminalize edilmesi.

‘X şahıs benim’
Cumartesi günü Yeşiller Partisi’yle EDP’nin düzenlediği Demokrasi Konferansı’nda tutuklu öğrenciler üzerine konuşmam istenmişti; örgüt üyeliği delilleri skalasından söz ederken bu söyleşiye, bu zanaata değindim.
Ahmet İnsel ve Aydın Engin’in yer aldığı bizim oturumuzu takiben Türkiye-AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı, Yeşiller Milletvekili Helene Flautre ile BDP Eşbaşkanı Gültan Kışanak konuşuyordu. Kışanak lafına bu zanaatla başladı. Hatta bir de itirafta bulundu.
Geçen hafta, Meclis’teki Uludere protestosunun KCK talimatıyla gerçekleştiği ve bunu organize eden kişi olduğu gerekçesiyle gözaltına alınan Fatma Kurtulan’ın dosyasında delil olarak bir telefon kaydı varmış. Kışanak “İşte oradaki X şahıs benim” diyerek diyaloğu aktardı:
“Biz Meclis’teydik. Fatma, eylemin ne kadar süreceğini sordu. ‘Basında sabaha kadar olduğu yazılı, artık bilmiyoruz’ dedim. Acıkmıştık; mutfak da kapalı. Yemek getirmesini söyledim. ‘Evde börek var, getireyim’ dedi. ‘Yok, çorba getir, çorba iyidir’ dedim. Yaptığımız geyik bile girmiş.”