Ana Sayfa Blog Sayfa 4822

[Son Dakika] Tren seferleri iptal

Bulgaristan‘da yaşanan taşkın nedeniyle bu ülkeye yapılan tren seferleri iptal edildi.

Bulgaristan’daki baraj duvarın çökmesi sonucu taşan Meriç Nehri tren yolunu da sular altında bıraktı. Bunun üzerine Türkiye ile Bulgaristar arası tren seferleri karşılıklı olarak iptal edildi.

Madonna konseri kesinleşti

Daha önce İstanbul’da konser vereceği açıklanan Madonna’nın 7 Haziran 2012’de TT Arena’da sahneye çıkacağı kesinleşti.

Yıllardır beklenen ve şehir efsanesine dönüşen Madonna’nın İstanbul konseri sonunda resmi olarak da açıklandı.

Daha önce, pop ikonunun bu yaz Türkiye’ye geleceği belli olmuş ama resmi sitesindeki programda İstanbul yer almamıştı.

Şimdiyse Madonna’nın sitesinde yer alan 2012 Dünya Turu programında 7 Haziran 2012’de İstanbul, TT Arena’da sahne alacağı kesinleşti.

Türkiye’ye daha önce 7 Ekim 1993’te gelen Madonna’nın konserinin şimdiden 2012’nin en önemli olaylarından biri olacağı kesin…

Aytaç Durak tahliye oldu

Adana eski belediye başkanı Aytaç Durak yargılandığı davada tahliye edildi.

Aytaç Durak, 27 Aralık 2011’de tutuklandı ve 43 gündür Kürkçüler E Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuluyordu. Merkez Sarıçam İlçesi Menekşe Köyü’nde Seyhan Baraj Gölü manzaralı 13 bin 56 metrekarelik arsanın, belediyeye ait 6 bin 528 metrekarelik hissesi 2006’da ihaleyle satışa çıkarılmış, ihaleye giren iki kişiden biri olan Durak’ın damadı Bekir Cavcav, 278 bin lira bedelle söz konusu arsayı satın almıştı.

Satışa konu edilen parselin diğer hissedarı Ahmet Nuri Karabaş ise ihalenin mevzuata aykırı gerçekleştirildiğini, önalım hakkının engellenerek mağduriyetine neden olunduğu iddiasıyla yargıya başvurmuştu. Durak’ın görevden uzaklaştırılmasının ardından İçişleri Bakanlığı müfettişleri bu konuyla ilgili de inceleme yapmış, hazırlanan raporun ardından İçişleri Bakanlığı Durak hakkında soruşturma izni vermişti.

Adana Büyükşehir Beledye Başkanlığı görevinden 24 ay önce uzaklaştırılan ve belediye arsasının damadına satışıyla ilgili ihaleye fesat karıştırmak iddiasıyla ilk kez hakim karşısına çıkan Aytaç Durak, tahliye edildi. 43 gündür cezaevinde tutulan Aytaç Durak ile birlikte damadı Bekir Cavcav, Büyükşehir Belediyesi eski Sekreteri Hasan Gülşen ile Durak inşaat çalışanı Atilla kuzucu da tahliye oldu.

(Ajanslar)

Yok aslında birbirimizden farkımız – Ahmet İnsel

Refah Partisi koalisyon hükümetini kurduktan sonra dile getirmiştik. Erbakan başta olmak üzere, partinin birçok yöneticisinin tavrı, sergiledikleri görüşler, Kemalizm’in asli bazı özellikleriyle benzerlik gösteriyordu. Milli Görüş; kalkınmacılığı, homojen toplum tasavvuru, topluma biçim verme özlemi, ahlakçılığı, otoriter refleksleri ile İslamcı Kemalist olarak tanımlanabilirdi. Bu benzetmenin bir sakıncası vardı. Kemalizm’i evrensel bir kategoriye dönüştürüyordu. Halbuki Kemalizm, otoriter modernleşme ve kalkınmacılığın Türkiye’ye özgü biçiminden başka bir şey değildi. Dolayısıyla evrensel bir yelpaze içinde, Milli Görüş hareketinin ana ekseninin muhafazakâr-milliyetçi bir kalkınmacılık hareketi olduğunu belirtmek daha doğru olacaktı.
28 Şubat müdahalesi bu tartışmalara son verdi. Türkiye’de İslami hareketlerin cepheden çarpıştıkları Kemalizm’le siyaset felsefesi, toplum anlayışı ve gelecek tasarımı açısından benzerlikleri konusunun arkası gelmedi. Ama Erbakan’ın “Atatürk hayatta olsaydı bize oy verirdi” demesi unutulmadı.
Bugün bu konu yeniden gündeme geliyor. Geçmişte sağ Kemalizm’in önde gelenleri, Kürtçenin dağ Türklerinin kullandığı deforme olmuş bir Türkçe olduğu tezini kamuya açık alanda savunurken bunun bilimsel herhangi bir dayanağı olmadığını gayet iyi bilirlerdi. Bu nedenle daha ciddi tartışmalarda bunun bir medeniyet projesi olmadığı iddiasıyla Kürtçe eğitime karşı çıkarlardı. Coşkun Kırca, bu konuda kendisiyle yaptığım özel tartışmalarda, Kürtçenin son derece ilkel bir dil olduğunu, bu dille eğitim yapmanın evrensel kültür ve medeniyetten dışlanma anlamına geleceğini iddia ederdi. Türkçe, Kırca’ya göre, Kürtlere sunulmuş eşsiz bir medeniyet fırsatıydı. Türkçe yetmezdi elbette. İngilizce, Fransızca, Almanca gibi medeniyet dillerinden birini de çok iyi bilmek şarttı. Bu görüşünü o zaman ikimizin de düzenli yazdığı Yeni Yüzyıl gazetesinde de dile getirmişti.
Bülent Arınç, “Kürtçe medeniyet dili midir? Türkçe medeniyet dilidir” diyerek Kürtçe anadilde eğitime karşı çıkarken kelimesi kelimesine Coşkun Kırca’nın diliyle konuştu. Bu ne bir dil sürçmesi ne de fikir teklemesi. Bu tavrın evrensel adı milliyetçi kültüralizmdir. Yerli versiyonunun ana kalıbını Kemalizm oluşturur.
Benzer bir durum, gençliği devletin biçim vereceği bir plastik madde olarak gören ‘talim ve terbiye’ zihniyeti için de geçerli. Talim ve Terbiye Kurulu’nun önce Kemalist gençlik, sonra Atatürkçü gençlik ve ama hep milliyetçi gençlik yetiştirme görevi, bugün Başbakan’ın dilinde dindar gençlik yetiştirme misyonuna dönüşebiliyor. Burada da ailelerin, toplumun gençleri eğitmesi değil, Kemalist devletin gençliği talim ve terbiye etme misyonundaki süreklilik dikkat çekici. Tayyip Erdoğan’ın demokratikleşme konusunda zihniyet dünyasının sınırları Kemalizm’in sınırlarıyla çok büyük benzerlik gösteriyor. Tek devlet, tek millet, tek bayrak ve tek dil! Dindarlık da bunun harcı.
Buna Kemalizm’in şekilciliğe, dış görünüşe verdiği önemle bugün modern Türkiye Müslümanlığının aynı konulara verdiği benzer önemi de ilave edebiliriz. Milli olanla etnik-dinsel olan arasında kurdukları yakın ilişkiyi de. Kalkınmacılık konusunda has Kemalistlerle AKP’lilerin hemen hemen tüm belediye meclislerinde kurdukları koalisyon da bunun başka bir göstergesi. Çok tartışılacağı anlaşılan Taksim Meydanı Projesi, bildiğiniz gibi, CHP’li üyelerin de desteğiyle İstanbul Büyükşehir Meclisi’nden oybirliğiyle geçti. “İnşaat Ya Resullullah” niyazının AKP veya CHP’li kulaklardaki çağrışımı “İhale Ya Devlet!” olması da bir rastlantı değil. Kalkınmacı liberalizmle kalkınmacı devletçiliğin arasındaki mesafe aslında görüldüğünden daha az.
Kemalizm Türkiye’de otoritarizmin yerli tarihsel kalıbıdır. Bu nedenle otoriter düşün ve hareketler karşısında ilk refleksimiz bunun Kemalizm’in farklı bir versiyonu olduğunu düşünmek oluyor. İlginçtir bunu şimdi sadece demokratlar, özgürlükçü sosyalistler değil, bazı özgürlükçü Müslümanlar da dile getiriyor. İhsan Eliaçık’a sözü bırakalım: “Senin görevin inançlı nesil yetiştirmek değil. Özgürlüklerin önünü açmak. (…) Erdoğan’ın bu sözünü totaliter buluyorum.”
Otoriterlikle totaliterlik arasındaki sınır hem çok incedir hem de zamana ve mekâna göre değişir. Laikçi Kemalizm için olduğu gibi, İslamcı Kemalizm için de bu böyledir.

Ahmet İnsel – Radikal

Edirne’de sel alarmı, Kapıkule kapatıldı!

Bulgaristan’ın güneyindeki İvanovo barajı çöktü. Meriç ve Tunca nehirlerinin yükselmesi nedeniyle Kapıkule Sınır Kapısı binek araç trafiğine kapatıldı.

Kapıkule Sınır Kapısı taşkın tehdidi üzerine binek otomobillere kapatıldı. Bulgaristan’ın güneyindeki İvanovo barajının çökmesi Meriç ve Tunca nehirlerinde taşkına neden oldu.

Bölgedeki su baskını nedeniyle Kapıkule Sınır Kapısı binek araç trafiğine kapatılırken, baskın tehlikesinin en fazla olduğu Karaağaç Mahallesi’nde kamu kuruluşları ve okullar tatil ilan edildi.

Bulgaristan’ın Harmanlı bölgesindeki İvonova Barajı’nın çökmesi sonucu debisi artan Meriç Nehri’nin suları Edirne’ye ulaştı. Tunca ve Meriç nehirlerinin debileri hızla yükselmeye devam ederken Meriç nehrinin bazı bölgelerde taşkına başladığı bildirildi.

Meriç Nehri Bosnaköy yakınlarında taşkına neden oldu. Köy yolu yer yer sular altında kaldı. Trafiğe kapatılan karayolundan araç geçişine izin verilmiyor.

DSİ 11. Bölge Müdürlüğünün son ölçümlerine göre, Tunca Nehri’nin debisi 213 metreküp/saniyeye, Meriç Nehri’nin debisi ise 1162 metreküp/saniyeye ulaştı.

DSİ 11. Bölge Müdürlüğü ekiplerinin, ”sigorta” adını verdikleri yazlık setlerden bazılarını patlatarak suyun araziye yayılmasını sağlayıp, taşkının etkisini azaltma yoluna gittikleri öğrenildi.

Okullar ve kamu kuruluşları tatil

Valilikten yapılan açıklamada baskın tehlikesi altında olan Karaağaç Mahallesi’nde okulların ve kamu kuruluşlarının tatil edildiği bildirildi.

Setler 2010’daki selde güçlendirildi

Konuyla ilgili gazetecilere açıklama yapan Vali Gökhan Sözer, 2010 yılındaki taşkından sonra setlerin güçlendirildiğini söyleyerek, ‘O nedenle kışlık seddelerin taşkını önleyeceğini düşünüyoruz. İki köprü arasında sedde olmadığı için buralar su taşkınlarından etkilenecek. Gerekli önlemleri aldık. Gece saat 03.00 gibi su en yüksek seviyesine ulaşacak. Sabah 10.00 gibi su seviyesinin düşmesini bekliyoruz”dedi.

Bulgaristan’da 9 kişi öldü

Harmanlı bölgesinde çöken İvanova gölü barajı nedeniyle Biser ve Leşnikovo köylerindeki 700 ev su altında kaldı. Barajın çökmesiyle 2,5 metre boyunda dalgalar oluşurken 9 kişi öldü. Harmanlı bölge valisi İrena Uzunova, tüm bölgede alarm ilan edildiğini, hava kuvvetlerine ait helikopterlerin de kurtarma çaılşmaları için gönderildiğini bildirdi.

Barajın yıkılmasıyla taşan su bölgede kara ve demiryollarında da büyük hasara yol açtı. Belgrad-İstanbul seferi yapan yolcu treninin Simeonovgrat yakınlarında raydan çıktığı belirtildi.

Peki ya susan muhalefet?- Leyla İpekçi

Silivri’de yargılanmakta olanların tek suçunun hükümete karşı gelmek olduğunu mu ima ediyor, tam anlayamadım. Çünkü bu sanıkların neyle yargılandığına dair hiçbir cümle kurma gereği duymamış.

Benzer tavrı başkaları da sergiliyor. Herkes ne olduğunu biliyormuş gibi ve bu yargılanmanın ne kadar saçma bir şey olduğunda zaten çoktan birleşmişler gibi bir hava yaratıyor bu suskunlukları. Bir tür anlatmaya tenezzül etmeyiş hali. Yargıda sorumluluğu bulunan herkesi bir nevi tanımama, onları hakir görme hali.

Örneğin Kılıçdaroğlu, ‘The Washington Post’ta yayınlanan makalesinde yargının siyasallaştığını da savunmuş ve artık hukukun muhalefeti susturmak ve özgürlükleri kısıtlama enstrümanları olarak kullanıldığı görüşünü dile getirmiş.

Bu ülkede darbe yapmak için kendi vatandaşını camide bombalama planı yapanlar. Masum insanları inancından dolayı suçlu diye ihbar edip görevinden attıranlar. Siyasetçisini, yazarını gazetecisini birtakım tetikçiler yetiştirip kullanarak öldürtenler. Dosyaları birtakım hukuk dalavereleriyle zamanaşımına uğratanlar.

İhtilal olgunlaştırmak için kesimleri birbiriyle çatıştırarak kan dökenler. 30 yıldır sürdürülen kirli savaştan nemalanmaya devam etmek adına kendi Heron’unu düşürtmeye kalkanlar. İntihar süsü vererek kimi subayları infaz edenler. Gerçekleri keşfeden savcıları susturanlar, bazen katledenler. Antiemperyalist söylemlere sığınarak ‘dışarısı’nın en zalimleriyle darbe adına ittifak edenler. Medyayı manipüle etmek için çarpıtılmış haberler yaptıranlar. Kaset skandallarıyla siyasi liderleri alaşağı ettirmek üzere bolca şantaj üretenler. Birbirinden ırkçı, nefret suçu dolu söylemlerle kelle avcılığı yapan kitaplar yazdırtarak başköşede sergileyenler.

Onlarca genci gözaltında infaz ettirenler. Lahikalar hazırlatanlar. Dağlıca, Çukurca gibi kanlı baskınlarda rol oynayanlar. Örgütle barış müzakereleri sırasında ortamı sabote edenler. Siyasi liderlerin veya Genelkurmay başkanlarının sağlığını bozmaya kalkanlar. Yurtdışına kaçıp geri dönmeyenler. Şimdi bu suçlamalarla yargılanan sanıklar mı bu ülkede muhalefeti oluşturuyor?

Kılıçdaroğlu, onların suçlu oldukları ortaya çıkana kadar masum olduğunu belirtmiş, ki haklı. “Suçlananların büyük bir kısmı yıllardır yargılanmadan tutuklu bulunmaktadırlar” diyor. Bunda da haklı. O halde hiç değilse bu sanıkların neyle suçlandıklarını, hangi kanıtlarla bu suçlarının iddialara geçirildiğini de hatırlatmalı değil miydi dünya kamuoyuna? O ise şöyle bir cümle kurmuş:

“Silivri’de sürmekte olan yargılamalar 2007’de aşırı milliyetçi bir yeraltı örgütünün yıllardır hükümeti devirmek için planlar yaptığının öne sürülmesiyle başladı.” Başka bir ‘ayrıntı’ya girmeye gerek duymamış. Arızi ve marjinal bir örgüt sanki söz konusu olan. Dünya kamuoyunun tüm bu iddiaları bildiğini mi, zaten bilmesi gerekmediğini mi düşünüyor?

Sadece bu hükümeti değil, on yıllardır pek çok hükümeti devirme planı yaptıranları, toprak altında ağır silah depolayanları, şehrin ortasında bomba patlatanları, Danıştay üyesini, Hrant Dink’i, rahipleri bu uğurda katlettirenleri, cemaat önderlerine suikast planlarını, cumhurbaşkanlığı seçiminde Meclis’i sabote ettirenleri mi bu ülkenin muhalefeti olarak görüyor Kılıçdaroğlu?

Evet, AKP hükümetinin basiretsizliğini, Dink cinayetine giden yolları kapatıp, sorumlu makamdakileri terfi ettirmesini, Uludere katliamını, anayasa konusundaki gevşekliğini ve daha birçok şeyi nefesimiz tükenene dek eleştirmeye devam ediyoruz. Hükümetin, kendi icraatlarına sert eleştiri getirenlere karşı tahammülsüzlüğü de ortada. Ancak uzun süredir artık gerçeklerin ortaya çıkma mahareti AKP’nin basiretsizliklerini bastırıyor.

Jitem bölgelerinde infaz edilenlerin kemikleri topraktan fışkırıyor. 12 Eylül’cülere yargı yolu açılmasının, 28 Şubat ve 27 Nisan hakkında suç duyurusunda (HAS Parti) bulunulmasının, intihar süsü verilen birçok önemli cinayetin maktullerinin yeniden soruşturulmaya başlanmasının biz adalet talep eden vatandaşlar için hiçbir kıymeti yok mudur?

AKP yandaşlığına halel gelecek diye hükümeti eleştirmemek gibi, AKP karşıtlığına halel gelecek diye bu gerçeklerin üzerini örtmek adaletli bir yaklaşım mıdır? Dünya kamuoyuna seslenenler, 90’lardaki faili meçhul ve gözaltında kaybedilenlerin baş sorumlularının da tutuklu olarak Ergenekon davasında yargılandığını -bunu dahi- söyleme gereği duymayarak mı bu ülkenin gerçeklerinin ‘hakkıyla’ ortaya çıkmasına hizmet ediyorlar?

Leyla İpekçi – Zaman

“Bildiğin Gibi Değil”in 2 yazarı Ütopya Kültür Merkezi’nde

“Hikayelerini bilmediklerimizdir, en çok düşman olduklarımız”

Rojin Canan Akın ve Funda Danışman’ın 90’lı yılları Türkiye’nin güneydoğusunda çocuk olarak yaşayan 19 kişi ile yaptıkları görüşmeleri yansıttıkları “Bildiğin Gibi Değil (90’larda Güneydoğu’da Çocuk Olmak)” Slavoj Zizek’in bu önsözü ile başlıyor.

Güneydoğuda yaşananları, o dönemin tanıklarının gözünden aktaran “Bildiğin Gibi Değil”in 2 yazarı 18 Şubat Cumartesi günü 12:00 – 14:00 saatleri arasında kitapları hakkında merak edilenleri Mersin’li okurlar ile paylaşmak üzere Çamlıbel’deki Ütopya Kültür Merkezin’de olacaklar.

“Bildiğin Gibi Değil” kitabı yazarları hakkında daha ayrıntılı bilgi edinmek için Radikal gazetesinde Pınar Öğünç ile yaptıkları bu söyleşiye göz atabilirsiniz.

Etkinliğin facebook sayfasına ise buradan ulaşılabilir

(Yeşil Gazete)

“Muhteşem Yolculuk”un macerası Selanik’ten başladı

Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Yunanistan Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın desteğiyle iki ülkenin 19 şehrinde çekimleri gerçekleştirilen 13 bölümlük “Muhteşem Yolculuk” (Amazing Journey)belgeselinin tanıtım galası, Selanik’teki Türk Başkonsolosluğunun organize ettiği muhteşem bir etkinlikle 2 Şubat akşamı Selanik Les Lazaristes Otelinde gerçekleştirildi.

Belgeselin fragmanı buradan izlenebilir.

(Turkish Greek News)

 

Dünya gençliğinin en büyük kaygısı

Birleşmiş Milletler’in açıkladığı gençlik raporuna göre tüm dünyada gençliğin en büyük ortak endişesi, işsizlik. Rapora göre 31 yaşın altında yaklaşık 76 milyon genç iş arıyor.

Pazartesi günü New York’ta açıklanan Dünya Gençlik Raporu’na göre tüm dünya gençliğinin en büyük ortak endişesini işsizlik oluşturuyor. Tüm dünyada gençler, yatırımın teşvik edililip daha fazla istihdam alanının yaratılmasını talep ediyor. Raporda, 31 yaşın altında yaklaşık 76 milyon gencin iş aradığı ve bu gençlerin büyük bir kısmının Arap ülkelerinde yaşadığı belirtiliyor.

BM raporuna göre, geçtiğimiz yıllarda yaşanan ekonomik kriz, genç işsizlerin sayısında daha önce görülmemiş bir artışa yol açtı. Küresel malî krizin ardından dünya genelinde istihdam piyasası belini doğrultabildi; işsizlik oranı 2009 yılında yüzde 6,3 iken bu oran 2010 yılında yüzde 4,8’e düştü. Ancak genç işsizlerin sayısında neredeyse hiçbir değişiklik yaşanmadı: Dünya genelinde genç nüfus artmaya devam ederken, 2009’daki yüzde 12,7’lik işsizlik oranı 12 ay içerisinde ufak bir gerileme ile yüzde 12,6’ya düştü.

İşten çıkarılma tehlikesi en yüksek grup

Raporda bu durumun birçok sebebi olduğuna dikkat çekildi. Bunlar arasında gençlerin düşük hizmet süresi sebebiyle işten çıkarılma tehlikesiyle en fazla karşı karşıya olan grup olduğu belirtildi. İkinci sebep olarak da firmaların deneyime verdiği önem nedeniyle daha ileri yaştaki çalışanları tercih etmesi gösterildi. Bir diğer önemli sebebin de ekonomik kriz nedeniyle zaten gençlerin bir türlü iş bulamaması olduğu kaydedildi.

BM Genel Sekreteri Ban Ki Moon, dünya gençliğinin sayısının hiç bu kadar yüksek olmadığını hatırlatarak “Tabii ki onlar da haklarını talep ediyor ve hem ekonomik hem politik yaşamda daha fazla söz sahibi olmak istiyor. Bizler, BM sistemini daha önce olmadığı kadar iyi kullanıp ekonomik büyüme ve istihdamın artmasını teşvik eden yeni bir sosyal sözleşme oluşturmalıyız” diye konuştu.

(DW)

Obama başkanlık yarışında önde

0

Yeni bir kamuoyu araştırması Başkan Barack Obama’nın Cumhuriyetçi Parti başkan adayı yarışını önde götüren Mitt Romney’i seçimde yeneceğini gösteriyor.

ABC televizyonu ve Washington Post gazetesinin anketine göre Obama kayıtlı seçmenler arasında oyların yüzde 51’ini, Romney ise yüzde 45’ini alıyor.

Görüşü sorulan yetişkin Amerikalıların yarısı Obama’yı başkan olarak onaylıyor ve ikinci kez seçilmeye hak kazandığına inanıyor.

Obama, ekonominin düzeldiğini belirterek ikinci kez seçilmeyi hak ettiğini söyledi.

Obama, NBC televizyonunun sorularını yanıtlarken ekonominin üç yıl önce göreve geldiği döneme kıyasla çok daha iyi olduğunu ancak henüz hedefe ulaşılmadığını belirtti.

İşsizlik oranının beş aydan beri sürekli düştüğünü ve Ocak’ta yaklaşık 250 bin iş yarattığını vurgulayan Obama oysa 2009’da her ay bunun üç katı iş kaybedildiğini hatırlattı.

Ancak Cumhuriyetçi başkan adayları ekonominin istenen hızda düzelmediğini ve Obama’nın politikalarının yetersiz olduğunu savunuyor.

Dört aday da Salı günü ön seçimlerin yapılacağı Minnesota ve Colorado eyaletlerinde kampanyalarına hız verdi.

Romney’in Colorado’daki önseçimi kazanması bekleniyor. Ancak Minnesota’da eski senatör Rick Santorum anketlerde önde gidiyor.

Halen en çok delegeye sahip olan Romney’in Colorado ve Minnesota’dan sonra Cumartesi günü yapılacak Maine önseçimini kazanarak yarıştaki yerini sağlamlaştırması bekleniyor.

Ancak rakibi Gingrich yarıştan çekilmeyeceğini, Ağustos’ta Florida’nın tampa kentinde yapılacak kurultaya kadar mücadele edeceğini açıkladı.

Iowa ve Güney Carolina önseçimlerini kaybeden Romney New Hamphshire, Florida ve Nevada’da rakiplerine büyük fark attı.

Cumhuriyetçi Parti başkanlık yarışındaki diğer iki aday eski Pennsylvania senatörü Rick Santorum ve Texas milletvekili Ron Paul da mücadeleye devam edeceklerini söylüyor.

(Voa)