Ana Sayfa Blog Sayfa 4812

Europa Nostra ve ICOMOS’tan Taksim için uyarı

Taksim Platformunun Taksim Meydanı ile ilgili olarak planlanan yeni düzenlemeler konusunda başlattığı tartışmaya paralel olarak Europa Nostra Türkiye ve ICOMOS Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi Türkiye Milli Komitesi de ortak bir duyuru yayınlayarak yerel yönetimler ve koruma kurullarını şeffaf olmaya, katılımcı planlama süreçlerini hayata geçirmeye  ve bu konuda duyarlılık gösteren kurum,kuruluş ve sivil toplum örgütlerini Beyoğlu ve Taksim Meydanı konusundaki gelişmeler için kamuoyu oluşturmak üzere ortak davranmaya davet ettiklerini ifade ettiler.

Ortak metne imza atan ICOMOS ve Europa Nostra, ilki dünyadaki, ikincisi ise Avrupa ülkelerindeki kültürel mirasın korunması amacıyla oluşturulmuş ve her ülkede alt örgütleri olan, bu konuda uzun yıllardır çalışmakta olan hatırı sayılır iki örgüt. 1965 yılında dünyadaki koruma uzmanlarını bir araya getirerek dünya mimarlık mirasının korunması için çeşitli faaliyetler yürütmek üzere kurulmuş olan ICOMOS’un 110 ülkedeki ulusal komitesi gibi ICOMOS Anıtlar ve Sitler Konseyi Türkiye Milli Komitesi de aynı amaç çerçevesinde Türkiye’de çalışmalarını sürdürüyor. Avrupa’daki kültürel mirasın korunması amacıyla kurulmuş olan Europa Nostra organizasyon ağı içinde yer alan, 2010 yılında İstanbul’da faaliyete başlayan Europa Nostra Türkiye ise çeşitli uzman kişi ve kuruluşun katılımı ile Türkiye’deki kültürel mirasın  korunması konusunda faaliyet gösteriyor.

Benzer amaçla çalışan bu iki örgüt yayınladıkları ortak metinde, Beyoğlu Koruma Amaçlı İmar Planı ile birlikte oluşmaya başlayan Tarlabaşı ve İstiklal Caddesindeki  değişimin ve Taksim Meydanının Yayalaştırma Projesinin tarihi kentsel dokuyu ve peyzajı geri dönülmez biçimde olumsuz yönde etkileyerek yok etmeye dönük bir girişim olduğunu, Tarlabaşı yenileme projesi, Emek Sineması, Taksim Gezisinin yok edilip Topçu Kışlasının inşa edilecek olması, dalış tünelleri ile koparılan meydan-yaya ilişkisi gibi konulardaki kararların tarihi dokuyu zedeleyecek yönde olumsuzluklar içerdiğini belirtiyorlar. Kamusal nitelikli kararların çok odaklı, paydaşların görüşlerinin alındığı ve bilgilendirildiği, katılımına açık modelleri uygulayarak almak gerekliliğine de işaret ediyorlar.

ICOMOS tarafından 1987 yılında, Washington’da kabul edilen ‘Tarihi Kentlerin ve Kentsel Alanların Korunması Tüzüğü’nün bir maddesi kamusal alanların planlanmasına ilişkin sürecin doğru tanımını açık bir biçimde belirtiyor.   “Koruma programının başarısı, kentlilerin katılımı ve görev almalarıyla mümkün olabilir; bu nedenle halkın katılımı desteklenmelidir. Tarihi kentlerin ve kentsel alanların korunması öncelikle orada yaşayanları ilgilendirir.” UNESCO’nun danışman kuruluşu olan ICOMOS ile Türkiye kültürel mirasının koruyucusu Europa Nostra Türkiye’nin Beyoğlu ,Taksim Meydanı ve planlama sürecine ilişkin görüşlerini ayrıntılı olarak ifade eden ortak duyurusu şöyle:

“ICOMOS – Türkiye ve Bizim Avrupa – Europa Nostra Derneği, Beyoğlu, İstiklal Caddesi, Taksim ve Tarlabaşı’nda gündemde olan planlar, büyük kentsel projeler ve diğer uygulamalar hakkında aşağıdaki görüşleri kamuoyu ile paylaşmayı görev sayar ve başta Beyoğlu Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi olmak üzere ilgili kamu kuruluşlarını bu projeleri, paydaşlarla birlikte tekrar gözden geçirmeye davet eder. İstanbul’da son on yıldır kültür mirasının yoğunlaştığı alanlar ve özellikle bu alanlardaki kamusal mekânlar üzerinde sürdürülen baskılar artmakta, gayrimenkul değerleri yükselmekte ve büyük kentsel projeler tarihi kent merkezlerini kimliksizleştirmektedir. Beyoğlu’nun 1980’lerden itibaren içine girdiği dönüşüm süreci 2000’li yıllarla birlikte hız kazanmıştır. Bölgede yürürlüğe giren planlar, gerçekleşmekte olan büyük kentsel projeler ve diğer uygulamalar Beyoğlu’nu İstanbul’un tüm kesimlerinin kullanımına açık büyük kamusal mekân kimliğinden uzaklaştırmakta, özelleştirerek kullanıcı çeşitliliğini daraltmakta ve turistikleştirerek ıssızlaştırma riski taşımaktadır.

Bunun ipuçlarını birbirini tamamlayan plan, proje ve uygulamalarda görmek mümkündür:

– Beyoğlu Koruma Amaçlı İmar Planı kararları, plan notları Beyoğlu’nda ticaret, turizm, eğlence alanı işlevlerini teşvik etmektedir.

– İstiklal Caddesi üzerinde geliştirilmekte olan AVM (alışveriş merkezi) anlayışının ve büyük mağazaların gelecekteki Beyoğlu için taşıdığı anlam anlaşılamamaktadır. Beyoğlu’nun kimliğini ve “soyut kültür mirası”nın bir bölümünü oluşturan yerli esnaf, korunamama tehlikesiyle karşı karşıyadır.

– Tarlabaşı’nda derinden sürdürülen yenileme projesinde bu bölgelerin içine kapalı konut alanları olarak düzenlendiği, kültür mirası sivil yapıların yıkılarak, konut ve AVM’lerin yapılacağı projenin başlangıcında beyan edilmiştir.

– Araç ve yaya trafiğini rahatlatacağı gerekçesiyle hazırlanan 98 bin metrekarelik Taksim Meydanı yayalaştırma projesi, çok büyük bir kentsel müdahaledir ve özellikle dalış tünelleriyle mevcut yol-bina ilişkisini kopararak, bölgenin “tarihi kentsel peyzajını” yok edecektir. Bu büyük boşluğun anlamı, ne amaçla kullanılacağı, neye ve kimlere hizmet edeceği anlaşılamamaktadır.

– Taksim Topçu Kışlası’nın yeniden inşası fikri, geniş kamu kesimlerinin ücretsiz olarak kullandığı kentsel açık bir mekânı; Taksim Gezi Parkını herkesin giremediği kapalı bir mekâna dönüştürecektir. 20. yüzyıl şehircilik düzenini yok sayan bu müdahale, tarihi geri döndürmek isteyen sürrealist bir davranıştır. Cumhuriyet döneminin yeni şehir düzenleme anlayışının bir yansıması olan 2 no.lu parkın yok edilmesi İstanbul için kayıp olacaktır. Şehir yaşayan bir organizmadır ve yakın çevre parkın var olduğu bir düzende biçimlenmiştir. Böyle bir yeniden canlandırmanın koruma literatüründe savunulabilir bir yönü yoktur.

– AKM’nin restorasyonunun hala gerçekleştirilememesi ve Emek sineması için geliştirilen “proje” Beyoğlu’nun geleceğinde kültür mekânlarının yerinin ve niteliğinin ne olacağı konusunda olumlu ipuçları vermemektedir.

Kararların içeriği dışında, konunun ikinci önemli boyutu; plan ve proje üretme süreçlerinin şeffaf olmaması; katılım ve bilgilendirme süreçlerinin ise uygulanıyormuş gibi gösterilerek geçiştirilmesidir. Yapıldığı söylenen bilgilendirme toplantıları kararlar alındıktan sonra gerçekleşmekte, ilgili tüm paydaşlar davet edilmemekte, sınırlı ve eksik bilgi verilmekte, paydaş görüşleri hiç dikkate alınmamaktadır.

Oysa çağdaş yaklaşımlar, kamusal nitelikli müdahalelerin çok işlevli ve çok odaklı olarak planlanması gerektiğini kabul etmektedirler. Ülkeler planlama anlayışlarını bu yönde yenilemekte, yeni kavramları yerleştirmeye çalışmaktadırlar. Bu kapsamda fikir üretiminin fiziki mekân düzenlemesiyle sınırlı bir perspektif içinde hazırlanması yerine, bağımsız katılımın sağlandığı, deneyselliğin, çoğulculuğun gözetildiği yöntemlerin geliştirilmesi gerekmektedir UNESCO’nun danışman kuruluşu ICOMOS ve Türkiye Kültür Mirasının sesi olma misyonunu üstlenmiş olan Bizim Avrupa – Europa Nostra Derneği, Beyoğlu’nda yaşanmakta olan bu sürecin ve ilgili projelerin toplumun ve geniş kamu kesimlerinin yararına olacak şekilde yeniden gözden geçirilmesi gerektiği inancındadır.

Bu ortak duyuruyla, söz konusu proje ve uygulamalarla ilgili olan kuruluşları daha şeffaf ve açık olmaya, gerçek “katılımcı planlama” sürecini uygulamaya ve aynı düşünceleri paylaşan tüm kurum ve kuruluşları, sivil toplum örgütlerini etkili bir kamuoyu oluşturmak üzere bir araya gelmeye davet ediyoruz.”

(Yeşil Gazete)

Çıralı halkı plajina sahip çıkıyor

Antalya’nın Kemer ilçesinde bulunan Çıralı plajına yapılması planlanan otele karşı Çıralı halkı ayaklandı. Halk, sahili tel örgülerle çevirmek isteyen şirkete karşı nöbet tuttmaya başladı

Birinci dereceden SİT alanı sayılan Kemer’in Çıralı plajının 10 yıllığına otel işletmecisi Hüseyin Gedik’e kiralanması ve Gedik’in yeni bir otel çalışması başlatması üzerine halk ayaklandı. 10 dönümlük bölgeyi tel örgülerle çevirmek isteyen şirkete karşı yöre halkı nöbet tuttmaya başladı.

Projenin duyulmasının ardından eylemlerle seslerini duyurmak isteyen yöre halkı dün (13 Şubat) eylem yaptı. Gece ise bölgede çadır kurup tel örgü çekilmesini engellemek için nöbet tuttu.

Bölge Caretta Caretta’ların üreme alanı
Türleri tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan Caretta Caretta’ların da Türkiye’de ki 20 üreme alanından bir olan bölgenin bu şekilde yok edilmesine karşı çıkan halk bu konuyla ilgili mücadele etmekte kararlı. Konuyla ilgili bilgi veren Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Hediye Gündüz 50 ile 100 kişi arası bir gurubun geceli gündüzlü bir şekilde burada beklediğini söyleyerek eylemlerini bu proje iptal edilene kadar sürdüreceklerini belirtti.

Bölge nasıl satıldı
3’üncü Amatör Küme takımlarından Ormanspor’a antrenman yapması için 19 Aralık 2011’de Antalya Orman Bölge Müdürlüğü, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Antalya Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu’nun oluruyla tahsis edildi. Orman ve Su İşleri Antalya İl Müdürlüğü bünyesindeki Ormanspor Futbol Kulübü, bu alanı sponsor anlaşması karşılığında 10 yıllığına Çıralı’da otel işleten turizmci Hüseyin Gedik’e ’günübirlik’ alan olarak işletmek üzere kiraya verdi. Kiraya verilen alan mesire alanı olarak gösterilse de yöre halkının iddiasına göre bu bölgeyi kiralayan kişinin bölgeyi mesire alanı olarak kullanmıyor ve buraya kaçak otel yapmaya çalışıyor.

Berlinale’de tsunami ve Fukuşima

Berlinale’nin Forum bölümüne Japonya’dan kabul edilen üç film 11 Mart 2011’de ülkeyi sarsan tsunami felaketini ve ardından Fukuşima’da meydana gelen nükleer kazayı konu ediyor.

Tsunami ve Fukuşima felaketlerini Uluslararası Berlin Film Festivali’ne taşıyan belgesellerin her biri yaşananlara farklı bir açıdan yaklaşıyor. Fujivara Toşi “No Man’s Zone” filmiyle reaktörlerin etrafındaki radyoaktif bölgeden görüntüler aktararak, görünmez bir kıyameti beyazperdeye yansıtıyor.

Tsunaminin yıkıp geçtiği bölgelerde, neredeyse hiçbir şey kalmamış. Terk edilmiş araziler ve boş caddelerin görüntüleri üzerine, bölgeden tahliye edilenlerin hikâyeleri yerleştirilmiş. Bu görüntülere zaman zaman insan ile doğa ilişkisi üzerine ya da Japon halkının doğası ile ilgili şiirsel yaklaşımlar eşlik ediyor. Kamera kıyı şeridini tararken, çöp yığınları arasında çiçek açan kiraz ağaçları göze çarpıyor, hatta kuş sesleri ile bu görüntüler daha da huzurlu bir hale geliyor. Görünürde radyoaktiviteye ilişkin herhangi bir ipucu yok. Ancak bahar görüntülerinde bir noksan var, o da insanlar.

Trajedinin yakınlaştırdığı insanlar

İvai Şunji’nin belgeseli ise trajik olaylardan sonra, öncesinde birbirlerinin görüşlerine kulak vermeyen insanların birdenbire karşısındakini dinlemeye başlamasından ve birbirine yakınlaşmasından almış adını. 11 Mart’ta ülkeyi sarsan olayları irdeleyen “friends after 3.11” adlı filmde yönetmen; arkadaşlarıyla, uzmanlarla birçok konuyu tartışıyor. Twitter’ın demokratikleşmedeki rolü, Japonya’daki intihar olayları, tsunami sırasında yaşananlar, nükleer enerji ya da iklim değişikliği konu başlıklarından bazıları. Şunji “friends after 3.11” ile ülkenin siyasî, ekolojik ve sosyal nabzını tutmaya çalışıyor.

Belediye başkanının boşa çabaları

Üçüncü filmde, Japonya’yı sarsan felaketler zincirine ilişkin neredeyse tek bir görüntüye bile yer verilmemiş. Yönetmen Funahaşi Atsuşi, nükleer reaktörün hemen yanında bulunan, ancak tsunamide yüzde 90’ı yok olduğu için artık haritadan silinmiş olan ufak bir şehrin ahalisini konu etmiş.

“Nuclear Nation” adlı belgeselde kamera, 9 bin nüfuslu şehirden kurtularak birarada kalan bin 400 kişinin Tokyo’nun bir dış semtinde barındığı bir okul binasına uzanıyor ve burada şehir halkını birarada tutmaya çalışan belediye başkanının hikâyesini anlatıyor. Ancak belediye başkanının bu çabaları haliyle boşuna, zira şehir sakinlerinin tekrar evlerine dönmeleri imkânsız ama aynı zamanda sonsuza kadar bu okul binasında yaşamayacakları da belli.

Yönetmen Funahaşi Atsuşi, sürekli dev dalgaların ya da dumanların yükseldiği nükleer reaktörlerin görüntülerini hatırlatmadan, tsunami ve Fukuşima’daki nükleer kazanın sosyal yapıya vurduğu darbeyi gösteriyor.

Anonymous bu kez BTK’ya saldırdı

BTK’nın dört farklı veritabanını ele geçiren Anonymous, ele geçirdiği bilgileri Twitter’da yayımladı. Twitter’a yayılan bilgiler arasında yüzlerce kişinin telefon, adres, e-posta ve şifre bilgileri yer alıyor.

Anonymous birkaç gün önce duyurduğu Operation Digiturk’e başladı. Anonymous’un ilk hedefi ise BTK oldu. İnci Sözlük ve Blogger gibi sitelerin belli süreler kapanmasını sağlayan Digiturk’ü hedef seçen Anonymous, bu kuruma karşı harekete geçeceğini AnonNews adlı siteden duyurmuştu. Yapılan duyuruda, ”İnternette hukuk terörü estiren Digiturk, blogger.com, inci.sozlukspot.com ve 10000 üzerinde web sitesi kapattırdı. Kapatılan sitelere uyarı veya savunma hakkı verilmedi” ifadesini kullanan Anonymous, Digitürk’ün bu hamlesini sansür olarak niteledi.

Anonymous daha sonra, “opdigiturk” adıyla gerçekleştireceği operasyonunu bir video ile duyurmuştu. Ancak Digitürk, sözkonusu videoyu telif haklarını gerekçe göstererek Youtube’dan kaldırttı. Grup videoyu vimeo’dan yayınlamaya başladı. Bunun üzerine, 20 Şubat’ta başlaması planlanan saldırı daha önce gerçekleşti. İlk hedef ise Digiturk’ün aksine BTK oldu.

Yapılan saldırıda BTK’nın dört farklı veritabanının içeriğini ele geçiren grup, bu bilgileri Unnamed Anarchy isimli kullanıcı aracılığıyla Twitter’da yayınladı. BTK’nın veri tabanlarında yer alan yüzlerce kişinin ad, soyad, ev adresi, ev ve iş telefonları, e-posta adresleri ve şifreleri ele geçirildi ve şu an İnternet ortamında herkesin görebileceği şekilde yayınlanıyor. Bunun dışında içlerinde TTNET, Superonline, Vodafone, Avea, Turkcell, Digiturk, DSmart’ın da olduğu birçok firmaya ait bilgiler de ortalıkta dolaşıyor.

Konu hakkında BTK, Digiturk ya da saldırıdan etkilenen diğer firmalardan bir açıklama gelmiş değil. Yüzlerce insanın özel kişisel bilgileri ise herkesin görebileceği şekilde yayınlanmaya devam ediyor.

(Bilgi Çağı)

Nuray Mert de mi susturuldu?

Son yazısında “bir süre izin” kullanacağını söyleyen Milliyet yazarı Nuray Mert’in, gazete yönetimi tarafından “süresiz izne” çıkartıldığı iddia ediliyor. Nuray Mert, bir süredir AKP’ye karşı yaptığı sert muhalefet nedeniyle yandaş basının ve Başbakan’ın hedefindeydi.

Milliyet gazetesi yazarı ve akademisyen Nuray Mert’in, gazete yönetimi tarafından “süresiz izin”e çıkartıldığı iddia ediliyor.

Nuray Mert, 12 Şubat tarihinde yazdığı “MİT olayı” başlıklı son yazısının bitimine bir not düşerek, “yıllık iznini kullandığını” söylemişti. Ancak gercekgundem.com‘un haberine göre, Milliyet gazetesi yönetimi Nuray Mert’i “süresiz izne çıkartma” kararı aldı.

Nuray Mert, bir süredir AKP’ye karşıtı yaptığı keskin muhalefet nedeniyle yandaş medyanın ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın hedefi haline gelmişti. Büşra Ersanlı’nın tutuklandığı KCK operasyonundan sonra, dinci yayınlarda Mert ile Ersanlı’nın telefon görüşmeleri servis edilmiş ve Mert’in de KCK ile ilişkili olduğuna dair imalar yapılarak açıktan tutuklama ile tehdit edilmişti.

Başbakan Erdoğan ise, seçimlerden önce gerçekleşen partisinin Konya mitinginde, açıkça Nuray Mert’i kastederek Mert’in “PKK ile muhabbet içinde” olduğunu iddia etmiş ve kendisine “namert” diye hakaret etmişti. Daha sonra, içinde Nuray Mert’in de yer aldığı NTV’de yayınlanan Basın Odası isimli program da, sessiz sedasız yayından kaldırılmıştı.

Ayşe’nin katilinin duruşması 21 Şubat’ta

0

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi 5. sınıf öğrencisi Ayşe Yılbaş (24) stajyer doktor olarak çalıştığı hastanede 22 Şubat 2008’de boşanmak istediği eşi Hüseyin Güneş Özmen tarafından 12 kurşunla öldürüldü. Cinayetten önce kendi avukatı Bahri Belen’e de bu düşüncesini aktaran ve cinayeti, yakın çevresine defalarca tekrarladığı gibi Cuma namazı sonrası işleyen Astsubay Hüseyin Güneş Özmen İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanarak ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum oldu.

Bu karar hem katil hem de savcı tarafından temyize götürüldü ve Yargıtay 1. Ceza dairesi tarafından planlanarak işlenen bir cinayet olmadığı hükmüne varılarak verilen ilk karar bozuldu. Kendi avukatına bile işleyeceği cinayeti ayrıntıları ile anlatan, ne zaman ve nasıl bu eylemi gerçekleştireceğini yakın çevresi ile paylaşan Hüseyin Güneş Özmen’in yeniden yargılanmasına 21 Şubat 2012’de yeniden başlanacak.

Kadına karşı işlenen cinayetlerin sorumlularına gereken cezaların verilmesi yönünde görüş birliğinde olan kadın örgütleri 21 Şubat saat 09:00’da Çağlayan Adliyesi’nde başlayacak yargılama sürecine yüksek oranda katılım çağrısı yaptılar.

Kadın örgütlerinin çağrı metni:

Hüseyin Özmen, Ayşe’yi ölümle tehdit ediyordu. Bunu, Hüseyin Özmen’in avukatı Bahri belen de biliyordu, Ayşe’nin avukatları da… Bahri Belen’in bürosunda, başka bir dava için yapılan toplantıya gecikerek gelen Belen, “Bir müvekkilim karımı öldüreceğim diyor; zor ikna ettim” diyerek, ‘derdini’ o sıra meslektaşlarıyla paylaşmıştı. Birsen ve Meriç de adamın “Bir cuma günü öldüreceğim!” tehdidini önceden bir şekilde duymuşlardı.Evet, bir cuma günü, öğle saatinde, 24 yaşındaki Yılbaş, boşanmak istediği kocası Özmen tarafından, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroloji Servisi’nde staj yaptığı bölümde, 22 Şubat’ta, 12 kurşunla öldürüldü. Hüseyin Özmen, öldürdükten sonra, “Allah-u Ekber” diyerek, çağırdığı kolluk kuvvetlerine teslim olmuştu.
Hüseyin Özmen, hak ettiği cezayı aldı. Ve tasarlayarak bu cinayeti işlediğine kanaat getirildi. Ancak hem savcı hem de katil kararı temyiz etmiş. Karar, Hüseyin Özmen’in tasarlayarak bu cinayeti işlemediği iddiasıyla Yargıtay tarafından bozuldu.
21 Şubat’ta duruşma var. Daha önce davayı izleyen feministler, aktivistler, avukatlar yine orada olacağız; davada yerel mahkemenin, cinayetin tasarlanarak işlendiği kararında ısrar etmesi için çaba harcayacağız.
21 Şubat’ta, saat 9.00’da Çağlayan Adliyesi’ndeyiz

İstanbul Feminist Kolektif
Kadın Cinayetlerine Karşı İsyandayız Kampanyası
Amargi
Bağımsız Feministler
Filmmor
Kadav
Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği
Morçatı
Sosyalist Feminist Kollektif

 

(Yeşil Gazete)

Fransız Frankları için son günler

Fransa’da Euro’nun kullanıma girmesiyle tedavülden kalkan Frankları değiştirmek için son tarih olan 17 Şubat yaklaşınca, banka şubeleri önünde uzun kuyruklar oluşmaya başladı.

2011’in en iyi Avrupalısı Nowitzki

0

Amerikan Ulusal Basketbol Ligi (NBA) takımlarından Dallas Mavericks’in Alman basketbolcusu Dirk Nowitzki, 2011’in Avrupalı basketbolcusu seçildi.

Dirk Nowitzki, 2011’in Avrupalı basketbolcusu seçildi.

FIBA Europe’un açıklamasında, Nowitzki’nin basketbol otoritelerinin ve internet kullanıcılarının katıldığı oylamada en çok oyu alarak birinci olduğu belirtildi.

Nowitzki’nin ardından 2. sırada İspanyol Juan Carlos Navarro’nun 3. sırada ABD asıllı Makedon Bo McCalebb’in yer aldığı oylamada, 4. sıra İspanyol Pau Gasol’un, 5. sıra Rus Andrei Kirilenko’nun oldu.

32 yaşındaki Nowitzki, geçen sezon Dallas Mavericks’in NBA şampiyonu olmasında büyük rol oynamıştı. 1998’den beri Mavericks’de forma giyen Nowitzki, play-offlarda 27,7 sayı, 8,2 ribaund ve 2,5 asist ortalaması tutturmuştu. Nowitzki, Almanya’da da yılın sporcusu seçilmişti.

Beşiktaş Avrupa’da kazanmaya devam ediyor

UEFA Avrupa Ligi 2. tur ilk maçında Beşiktaş, 60 dakika 10 kişi oynayan rakibi Braga’yı deplasmanda 2-0 mağlup etti ve tur için büyük bir avantaj yakaladı. Siyah-beyazlılara galibiyeti getiren goller, Sivok ve Simao’dan geldi.

UEFA Avrupa Ligi 2. tur ilk maçında Beşiktaş, Portekiz deplasmanında Braga’yı 2-0 mağlup etti ve tur için büyük bir avantaj yakaladı. Siyah-beyazlılara galibiyeti getiren goller, Sivok ve Simao’dan geldi.

Bu maçın rövanşı ise 23 Şubat’ta İstanbul’da oynanacak. Kartal, bu turu geçmesi halinde Lazio-Athletico Madrid eşleşmesinden gelecek takım ile eşleşecek.

Soylular Beyoğlu’ndan ne istiyor? Murat Cemal Yalçıntan

Hasan Bülent Kahraman, muhafazakârların İstanbul için devrim niteliğindeki bir kurtarma faaliyetine kalkıştığını iddia ediyor. Şöyle başlayalım: Muhafazakârlık, 1950’den başlayarakİstanbul’un kapılarını ardına kadar Anadolu’dan göçe açan, bugün öncelikli mücadele alanları arasına aldığı gecekondulaşmayı, enformel ekonomiyi, minibüsü, Orhan Gencebay’ı popülist söylemi içerisine alarak İstanbul’u ucuz işgücüne sahip bir sanayi azmanı haline getiren, bugünse ekonomik karşılıklarının değersizleşmesi nedeniyle popülist söylemlerini başka mecralara kaydırıp bunları “İstanbul’un kurtarılması gerekeni”, “istenmeyenleri” ilan eden “pragmatik” bir izleğe sahip.
Reel ekonomiyi doyuramadığınızda, inşaat faaliyetleri ile birlikte spekülatif toprak hamlelerine dayalı bir rant ekonomisinin kurtarıcı haline geldiği biliniyor. Neoliberal muhafazakârlar, bu can simidini 1980’lerde Özal ve Dalan ile keşfetti, 2000’lerle birlikte ekonomik büyümeyi neredeyse tamamen inşaat sektörüne ve rant ekonomisine dayar hale geldi, üstelik bunu sürdürülebilir kılmanın uğraşı içerisine girdi! Son on yılda memlekette imal edilen koltuk sayısı kadar konut, yollara çıkan araç sayısı kadar km yol inşa edilmişse kimse şaşırmasın! Eskinin gözdesi gecekondu bölgelerine öngörülen dönüşüm projeleri, merkezin yeni gözde alanlarının temizlenmesine yönelik yenileme operasyonları, üçüncü köprüısrarı ve nice garip kent projesi bu tespitten bağımsız okunmaz. Bugün, muhafazakârların İstanbul’a dönük hamlelerini neoliberal ekonominin gereklerine ve iktidarı garanti altına almış bir tahakkümün yaratılmış olmasına bağlamak, bu konularda yapılmış yüzlerce çalışmaya hürmeten, daha bilimsel ve gerçekçi olacaktır.

Merkezsiz şehirler
Ciddi anlamda kafa karışıklığı yaşayan “aydın”, 25 kuruşa bira içenlerle 25 liraya içenleri yanyana istemez hale gelebiliyor. Bu muhafazakâr hükümetin ayrıştırıcı uygulamalarını olumlu bir “temizlik” olarak yorumluyor ve aslen soylu bir dünyaya olan özlemini haykırıyor!
Bunu yaparken, Fransa’ya Paris’e atıflarda bulunuyor! Diyor ki: “Uydu kentler kuruluyor merkezin dışına. Belki 100 yıl sonra İstanbul, tarihsel merkezi içinde tutan, tıpkı Paris gibi merkezsiz bir şehir olacak.” Oysa Paris’i çevreleyen uydu kentler, II. Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkımın ardından ve genelde Paris çevresinde yerleşen fabrikalara işgücü sunacak şekilde konumlandı ve küresel ekonominin gerekleri ile fabrikalar kapandıkça/taşındıkça buralarda yaşayan insanlar “merkezi olamamaktan” kaynaklı çeşitli yoksunluklarına bir de işsiz kalmaktan kaynaklı yoksulluklarını ekledi ve son dönemde sık sık da patladılar! En azından peşi sıra gittikleri liberal demokrasinin sürdürülebilirliği açısından karşı çıkılmalıdır uydu kentlere yani!
Şehircilik literatürü ise o övülen uydu kentlerin savaş sonrası döneme ait hızlı çözümler olduğunu, II. Dünya Savaşı’nın ardından ekonomik büyümeyle de ilişkilendirilerek Keynesyen ekonominin parçaları olarak kullanıldığını ve bugün kullanılmaması gerektiğini bilir! Üstelik bizde uydu kent gibi kurgulanan yerleşkelerin ilave sıkıntıları da var: Yerleşenlerin çalışabileceği alanların oluşturulması ve etkin bir toplu taşıma ağı kurulması unutuluyor! Dolayısıyla kimse dağ başına “seve seve” gitmez!
Sürekli yoksulun kent dışına sürülmesini destekleyen kahramanlar, zorlama modernleşme projeleri ile boğuşmak zorunda kalmış, kendisinin olan ile Batı modernleşmesinin gerektirdiklerini bir şekilde harmanlamış bir zamanın ve mekânın sosyolojisinden de bihaber olmalı. Ekonomik ilişkilerini sosyal ve kültürel olanla bunca harmanlayan, kurdukları mahallelerde yarattıkları topluluk ve dayanışma haliyle metropolün mağdurları olmaktan bir ölçüye kadar sıyrılan, sosyal mobiliteyi devletin refah dağıtıcı politikaları ile değil, gecekondusunun üzerine çıktığı katlarla yakalayan, dahası tüm bunları yaparken kapitalizmin işleyişini bırakın engellemeyi kolaylaştıran bir “çoğunluk” gözden çıkarılmışsa eğer, kapitalizmin posası haline geldiğindendir! Kapitalizmin artık, kalifiye işleyişlerin tüketmeyi de bilen soylu emekçileri dışında kimseye ihtiyaç duymayışındandır! Yani 25 kuruşluk biranın tüketicisi yeni kapitalizme layık olmadığı gibi, satıcısı da yeni kapitalizmin nimetlerinin farkına varamayandır! Yani,İstanbul’un kurtarılması gerekenleridir onlar!

Beyoğlu muhalefettir
Kimse, bu süreci meşru kılma aracı haline getirilen depremmeselesine de saplanmasın. Bunu yapanlar gitsin Ulrich Beck’in Risk Toplumu adlı kitabında uzun uzun tartıştığı devletin nasıl artık refahı değil de riskleri dağıtmanın bir aracı haline geldiğinin ve çevresel/doğal felaketlerden korunma açısından zengin ile yoksulun arasındaki artan eşitsizliklerin bizim coğrafya üzerindeki “rantsal” izlerini arasın!
Beyoğlu’nda olagelene gelelim: Tam da kapitalizmin geldiği aşamada değersiz kalan bütün kullanımların ve kullanıcıların dışlanmasına ve sürülmesine karşılık gelir; AKM’den Gezi Parkı’na, Emek Sineması’ndan “küreselleşen” cadde üstü alışveriş mekânları için geliştirilen mimari projelere ve yine bunların konforuna, güvenliğine, ulaşımına vs. yönelik Tarlabaşı’ndaki, Taksim’deki ve Beyoğlu genelindeki planlama müdahalelerine, masa operasyonlarına ve Cihangir’de ve Tophane’de “müdahale edilmeyen” soylulaşmaya dönük piyasa dinamiklerine kadar, bir bütün halinde bu motivasyon açıktır. Ancak dünya üzerinde birçok yer için genellenebilecek ve benzer örneklerle desteklenebilecek bu açıklama Beyoğlu için eksik kalacaktır. Çünkü Beyoğlu uzun zamandır “iktidarın karşısındaki muhalefettir”! Ve bu muhalefetin giderek güçleniyor olmasından “otoriter” bir iktidarın memnun kalması beklenemez. Muhalefet ve içinde barındırdığı “muhafazakâr kültürümüze yönelik bütün tehditler ve aykırı bütün unsurlar” tez elden dağıtılmalıdır! Tüm bu temizlik ve soyluluk projeleri, müdahaleleri, operasyonları ve en genelindeBeyoğlu Nazım İmar Planı hep birlikte okunduğunda, muhalefetin yeşerdiği -ve biranın 25 kuruşa içildiği- ara sokakların/mekânların dağıtılması operasyonu da en az rant projelerinin önünün açılıyor olması kadar açıktır.

İlk örnek değil
Parçacı projelerden tartışmaya pek imkân bulamadığımızBeyoğlu Nazım İmar Planı, günbegün gündemimize sokulan o yasa tanımaz projeleri birleştiren, İstiklal Caddesi’ni tamamen küresel kapitalizme terk eden, hem rantın oluşumuna hem de iktidara direnmeyi sürdürenlerin zaman içerisinde ele geçirdiği “ara sokaklara/mekânlara” araç kullanımını sokan, Galataport’u, Gezi Parkı vs. ile tahakkümünü artıracak projelerin yolunu açan, gündemdeki projesi ile Taksim’i bir daha 1 Mayıs kutlaması yapılamayacak “fiziki bir meydana” çeviren bir ideolojik dayatmadan ibarettir.
Soyluların kahramanına duyurulur: İktidarların mimarlığı ve planlamayı kullanarak mekân üzerinden tahakküm artırma girişimlerine ilk örnek Beyoğlu değildir!

Murat Cemal Yalçıntan – Radikal 2