Ana Sayfa Blog Sayfa 4786

Nefret Suçları Yasası’nın zamanı geldi – Sedat Ergin

Bu meydanın tarihi, biraz da yakın Türkiye tarihidir.

Ve bu meydanın tarihçesine geçen pazar günü kolay kolay silinemeyecek bir ırkçılık lekesi düşmüştür.

CİNAYETİ KUTSAYAN SLOGANLAR

Bundan tam 20 yıl önce Karabağ’daki Azeri toprağı Hocalı’da Ermeni askerleri tarafından gerçekleştirilen katliamı protesto etmek ve bu saldırıda ölenleri anmak gibi haklı, meşru bir taleple düzenlenen bir miting, ne yazık ki ırkçılık ve nefret söyleminin de boy gösterdiği bir organizasyona dönüşmüştür.

Gösteri sırasında sergilenen “Hepiniz Ermeni’siniz, hepiniz piçsiniz” ya da “Bu vahşete insanlık vicdanıyla yakınlaşmayanların hepsinin Ermeni olması hayvanlıklarındandır” şeklindeki pankartlar nefreti körükleyen bir zihniyet dünyasını yansıtıyordu.

Bir bu kadar düşündürücü olan, miting sırasında bazı göstericilerin “Hepimiz Ogün Samast’ız”, “Bozkurtlar burada, Hrant’lar nerede” şeklinde sloganlar atabilmiş olmasıdır. Bu sloganlar, bir cinayeti açıkça sahiplenen, kutsayan ve teşvik eden bir içerik taşıyordu.

Taksim meydanından bütün Türkiye’ye ulaşan bu ses ve görüntüler, aslında nefret söylemine karşı toplumda bir farkındalığın yaratılması, bu söylemle her alanda mücadele edilmesi ihtiyacını göstermesi bakımından yeteri kadar uyarıcı olmalıdır.

BATI’DA NEFRET SUÇLARI YASALARI YAYGINLAŞIYOR

Sorunun birinci boyutu, kabul edelim ki, nefret dilinin toplumsal kültürümüzde ahlaki ve vicdani düzeyde büyük bir ayıp, kusur olarak yeteri kadar kuvvetli bir şekilde kodlanmamış olmasıdır. Bu konuda ciddi bir bilinçlenme çabası gerekiyor.

Nefret söylemi ve nefret kökenli suçlarla mücadele toplumsal barış açısından da yaşamsal bir önem taşıyor. Bunun nedeni, nefret suçunda hedef kişinin aidiyetinden, kimliğinden dolayı saldırıya uğradığı gerçeğidir. Dolayısıyla, kendisini o kimliğin parçası olarak gören herkes aslında hedef/kurban haline gelmektedir. Örneğin, bir kişi Ermeni olduğu için dövüldüğünde ya da Alevi olduğu için aşağılandığında, fiilin etkisi yalnızca hedef alınan şahısla sınırlı kalmıyor. Çarpan etkisiyle kendisini o aidiyet içinde tanımlayan herkes bir mağduriyet hissi yaşıyor.

Bu sorunla mücadele için yalnızca farkındalık yaratmak yeterli değil. Nefret suçlarının aynı zamanda, yasal çerçevede de kuvvetli yaptırıma bağlanması gerekiyor. Aslında Türk Ceza Kanunu’nda “Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılamak” gibi hükümler (126 ve 220’inci maddeler) bulunmasına karşılık, nefret suçlarına da kısmen tekabül eden bu maddelerin hukuk sistemi içinde etkili bir şekilde işletildiği söylenemez.

Çare, Türkiye’nin artık nefret söylemi ve suçları konusunda özel bir yasa çıkartmasıdır. Nefret suçları, evrensel hukukun son 20 yıl içindeki evriminde, hem uluslararası sözleşmelerde bir yükümlülük olarak düzenlenmiş, hem de pek çok Batı ülkesi çıkartılan özel yasalarla bu yükümlülükleri ulusal hukukuna teşmil etmiştir.

TÜRKİYE İÇİN AİHM KARŞISINDA YÜKÜMLÜLÜK

Kaldı ki, Türkiye açısından bir tercih meselesi olmaktan da çıkmıştır bu konu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 2010 yılında Hrant Dink cinayetiyle ilgili olarak Türkiye’yi mahkum ettiği kararında Ak Parti hükümetine nefret suçları konusunda önemli bir görev verilmiştir. Kararın 121 ve 122’nci maddelerinde bakın özetle ne diyor:
“Etnik ya da dini kökenler arasında ayrımcılık üzerine kurulu olan nefret söylemini yaptırım altına almak, üstün bir toplumsal ihtiyaca cevap verir niteliktedir ve demokratik bir toplumda da gereklidir… (Bu), devletin (Türkiye) uluslararası metinlerden, özellikle de Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi kararlarından doğan yükümlülükleri arasındadır.”

Türkiye AİHM kararlarını uygulamakla yükümlü olduğu için kararın bu hükmünü de hayata geçirmek zorundadır. Ancak hükümetin Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne sunduğu Hrant Dink kararının uygulanmasıyla ilgili 23 Eylül 2011 tarihli Eylem Planı’nda bu konuda bir taahhüdün yer almaması dikkat çekiyor.
Bu konuda sivil topluma da büyük görev düşüyor. Alevi federasyonlarından Hıristiyan gruplara, eşcinsel derneklerinden Özürlüler Vakfı’na kadar uzanan ve çoğu ayrımcılığa maruz kalan kesimleri temsil eden 60 kadar sivil toplum kuruluşunun bir araya gelerek oluşturduğu Nefret Suçları Yasa Kampanyası Platformu’nun girişimi bu açıdan her yönüyle desteklenmeyi hak ediyor.

* Kampanyaya http://nefretme.net/ ya da http://www.nefretme.org adreslerinden ulaşılabilir.

 

Sedat Ergin – Hürriyet

 

Taksim için elele

0

İstanbullular Taksim’de yapılması planlanan düzenlemelere karşı bir kez daha bir arada. 3 Mart Cumartesi günü 13’te yapılacak etkinlikte katılımcılar el ele tutarak inşaatlar için buldozerler Meydana girmeden son bir uyarı yapacaklar. Daha önce çok sayıda aydın, sanatçı ve düşünür buluşarak Taksim Gezi Parkında proje kapsamında kesilmesi için işaretlenen ağaçları sahiplenmişlerdi.

Taksim içi mücadeleyi yürüten Taksim Platformu tarafından yapılan açıklamada “Kamusal alanlarda Müzakere süreçlerinin işlemesini ve demokratik katılım hakkımızı talep ediyoruz. Kent Yönetimini ve ilgilileri görevlerini yapmaya çağırıyoruz.” deniliyor.

Bilindiği gibi Taksim Meydanı yayalaştırma adıyla sunulan proje Taksim’i yeraltında dev bir otoyol kavşağına çevirmek için Meydan’a yaya girişlerini imkânsız hale getiriyor. Ayrıca bugünkü Taksim Gezi Parkının bulunduğu alanda 1939’da yıkılmış bulunan Topçu Kışlasının ihyası gerekçesiyle dev bir alış veriş merkezi yapılmasından endişe ediliyor.

14 Şubat’ta askıya çıkan projenin askı süresi 14 Mart’ta bitiyor ve eğer karar geri çekilmezse inşaatın hemen başlayacağı ve akabinde Gümüşsuyu, Sıraselviler ve Taksim Gezi Parkında bulunan tüm ağaçların kesileceği öne sürülüyor.

Yeşil Gazete

Akkuyu için suç duyurusu

Mersin Nükleer Karşıtı Platform, Akkuyu’da kurulmak istenen nükleer santral için Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Nükleer santralin ÇED raporu alınmadan kurulmaya çalışılmasına itiraz eden Mersinli nükleer karşıtları, ÇED’le ilgili hiçbir karar alınmadan arazinin tahsis edilmesine ve arazide çalışmalar yürütülmesine karşı çıkıyor.
Mersin Nükleer Karşıtı Platform’un basın açıklamasından aldığım bazı başlıklar şöyle, aynen aktarıyorum:
Akkuyu’da yapılması planlanan  nükleer santralinin Rusya hükümeti ile imzalanan devletlerarası  tesis yapım ve işletim sözleşmesi hukuksuz ve antidemokratik bir sözleşme olması nedeniyle, proje ile ilgili Akkuyuda şu anda yürütülen tüm işlemlerde hukuksuzdur.
Akkuyu nükleer santrali Çevre Kanununun Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği’ne tâbi bir projedir. 2872 Sayılı Çevre Kanununun 10. maddesinde “Çevresel Etki Değerlendirmesi Olumlu Kararı” veya “Çevresel Etki Değerlendirmesi Gerekli Değildir Kararı” alınmadıkça bu projelerle ilgili onay, izin, teşvik, yapı ve kullanım ruhsatı verilemez; proje için yatırıma başlanamaz ve ihale edilemez” hükmüne yer verilmiştir. Proje ile ilgili her türlü iş ve eylemden önce mutlaka ÇED kararının alınması gerektiği yasal zorunluluktur.
Akkuyu Nükleer Santrali’nin tesis yapım ve işletimini üstlenen Akkuyu NGS A.Ş. ÇED için 02/12/2011 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvuru yapmış olup, ÇED raporunu henüz alamamışken Akkuyu sahasında inşaat için hazırlık faaliyetlerini başlatmış ve halen sürdürüyor olması, Ayrıca ÇED ‘le ilgili bir karar, başka  bir onay ve ruhsat  alınmaksızın, arazi tahsisinin yapılmış olması yasal değildir.
ÇED Kararı alınmadan bu alan içerisinde her türlü faaliyete izin veren ve bu faaliyetlerle ilgili yasal işlem tesis etmeyen bütün kamu görevlilerinin yasal ve cezai sorumluluğu bulunmakta olup, açıkça suç işlemişlerdir.
Mersin halkı olarak bu hukuksuzluğa dur demek, Akkuyu Nükleer Santrali için ruhsat ve ÇED belgesi olmadan santral alanında her türlü faaliyete izin ve bu izinsiz faaliyetler hakkında yasal işlem tesis etmeyen bütün kamu görevlileri hakkında görevi ihmal, görevi kötüye kullanma, çevre kirliliğine neden olma ve res’en belirlenecek suçlar nedeni ile kamu davası açılması için Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunuyoruz.

Nükleer santrallere karşı bundan sonra da her türlü mücadelemiz devam edecektir. Hükümet Mersin halkının sesini dinlemeli ve Akkuyu Nükleer Santral Projesi’nden derhal vazgeçmelidir.

http://ozgurgurbuz.blogspot.com

Kılıçdaroğlu’nun fezlekesi Meclis Başkanlığı’nda

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Silivri Cezaevi önündeki “toplama kampı” sözlerine açılan soruşturma kapsamında hakkında hazırlanan fezleke, Meclis’e gönderildi. Kılıçdaroğlu ile birlikte 24 milletvekili hakkındaki fezleke de artık Meclis’te. Meclis’teki dokunulmazlık dosyası sayısı 667’ye ulaştı.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun yanısıra, gelen dosyalar arasında İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, Gençlik Spor Bakanı Suat Kılıç, BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın fezlekeleri de var.

Meclis Başkanlığı’na sunulan dosyaların büyük bölümünü BDP milletvekilleri oluşturuyor. Dokunulmazlıkla ilgili tezkerelerin tamamı Meclis Adalet Karma Komisyonu’nda ele alınacak.

Sırbistan’a aday ülke statüsü verildi

0

Avrupa’nın kötü ekonomik gidişatına dur demek için Brüksel’de toplanan Avrupa Birliği (AB) liderleri, Sırbistan’a aday ülke statüsü verilmesi konusunda uzlaştı.

Daha önce dışişleri bakanları toplantısında verilmesi beklenen karar, Romanya’nın sürpriz itirazı yüzünden liderler zirvesine kalmıştı.

Öte yandan başkent Belgrad’daki Cumhurbaşkanlığı binası önünde toplanan yaklaşık yüz kişi AB’yi protesto etti. Grup daha sonra ‘‘Sırbistan AB’yi İstemiyor’‘ kampanyası kapsamında topladıkları imza dolu kutuları Cumhurbaşkanlığı’na teslim etti.

Balkanlar’ın 7,3 milyonluk nüfusuyla en büyük ülkesi olan Sırbistan’ın, AB’ye üyelik yolculuğunda Kosova ile geliştireceği ilişkilerin kilit rol oynaması bekleniyor.

‘İstanbul’un tarihi yerle bir ediliyor’

Guardian gazetesi, İstanbul’daki kentsel dönüşüm projeleri konu alan haberinde şehrin tarihinin yerle bir edildiğini yazıyor.

Gazete, birçok şehir planlamacının hükümeti yeterince şeffaf davranmamak ve bu projeler konusunda halkın görüşüne başvurmamakla suçladığını aktarıyor.

Gazete, İstanbul’da 278 binanın yıkılıp yerine, ev, işyeri, otel ve bir alışveriş merkezinin yapılacağı Tarlabaşı’ndaki benzer 50 kadar proje için 7,5 milyar Türk lirası harcanacağını belirtiyor.

Mimar Sinan Üniversitesi’nden Prof. Gülsen Özaydın, kentsel planlamanın şehri bir bütün olarak görmediğini; projelerin birbirinden kopuk olduğunu, şehrin mevcut dokusu ve içinde yaşayan insanları dikkate almadığını söylüyor.

Yeterince uzman görüşüne başvurulmadığını belirten Özaydın, Taksim projesini gazetelerden öğrendiklerini aktarıyor.

Haberde, mimar Korhan Gümüş, “Şehri spekülatörlerin insafına bırakırsanız” ölür derken, İstanbul Mimarlar Odası’ndan Mücalla Yapıcı “Kentsel yoksulluk artacak. Evlerinden çıkarılan insanlar sadece evlerini değil, işlerini, mahallelerini, sosyal bağlarını da kaybedecekler” diye konuşuyor.

Guardian’a göre müteahhitler, Türk ekonomisine yüzde 6’lık katkıda bulunan inşaat sektörünün yavaşladığını ve ülke dışında rekabetin arttığını söylüyor ve Türkiye genelinde yaklaşık 400 milyar dolarlık bir kar potansiyeli olan kentsel dönüşüm projelerinin iyi bir alternatif olduğunu vurguluyor.

Adana’da kayıp 1 işçinin daha cesedine ulaşıldı

Adana Kozan’daki Gökdere Köprü barajında tünel kapağının patlaması sonucu akıntıya kapılıp kaybolan işçilerden 1’inin cesedine daha ulaşıldı.

Gökdere Köprü Barajı Derivasyon Tüneli’nin kapağının patlamasının ardından sürdürülen arama çalışmalarının 8. gününde kayıp işçilerin bulunduğu tahmin edilen bölümdeki suyun önemli kısmı pompalarla boşaltıldı.

Barajın önündeki nehir yatağında oluşan toprak yığınında iş makinelerinin yardımıyla aramalar sürerken, enerji üretimi yapılan tribünden suyun çıktığı bölümde oluşturulan toprak setin içerisindeki suyun ise önemli kısmı pompalarla boşaltıldı.

Ekipler, suyun boşaltılmasıyla sığlaşan alanda, su üzerindeki ağaç parçalarını ve çeşitli atıkları temizleyerek, arama çalışması yapıyor.

Suyun tamamen boşaltılmasıyla, tribüne kadar ilerlenerek, buraya da bakılacağı öğrenildi.

Bu arada, barajın üzerinde kurulu olduğu Göksu Nehri’nin debisinde artış görüldüğü, bunun yağmur ve eriyen kar sularından kaynaklandığı öğrenildi.

Debinin artmasının, nehir boyunca arama çalışmalarını yürüten ekiplerin çalışmasını
zorlaştırdığı belirtildi.

Kayıp işçilerin aileleri ise sabah erken saatlerden itibaren baraja gelerek, çalışmaları endişeli bir şekilde izliyor. Jandarma ekipleri bölgeye giriş çıkışları kontrol altında tutuyor.

24 Şubat’ta Gökdere Köprü Barajı Derivasyon Tüneli’nin kapağının patlaması sonucu 2 işçi yaralanmış, 10 işçi de suya kapılarak kaybolmuştu.

Kazanın ardından Eyüp Altıntaş, Cumali Değirmenci ve Erkan Yiğen’in cesetlerine
ulaşılmıştı.

Kuzey Kore’de nükleer moratoryum

0

ABD’li ve Kuzey Koreli yetkililer, Kuzey Kore’nin uranyum zenginleştirme programını askıya alacağını açıkladı.

Amerikan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Victoria Nuland, Pyongyang’ın nükleer ve uzun menzilli füze testlerini de şimdilik durduracağını sözlerine ekledi.

Nuland ayrıca bu şartlara uyulup uyulmadığını denetlemek için BM nükleer müfettişlerinin Yongbyon’daki nükleer reaktöre kabul edileceğini belirtti.

Karşılığında ABD’nin bir gıda yardımı programını onaylaması bekleniyor.

Kuzey Kore devlet medyası da anlaşmayı doğruladı ve Washington’un 240 bin ton “beslenme yardımı” sözü verdiğini, bunu artırmasının da mümkün olduğunu belirtti.

Amerikalı ve Kuzey Koreli yetkililer geçen hafta Pekin’e bir araya gelmişlerdi.

Gözlemciler bu adımın 2009’da çöken altılı görüşmelerin yeniden başlamasının yolunu açabileceğini belirtiyor.

Kuzey Kore’yi 1994’ten beri yöneten Kim Jong-il geçen Aralık’ta yaşamını yitirmiş, yerine oğlu Kim Jong-un geçmişti.

Red Hot Chili Peppers geliyor

Rock müziğin efsanevi ismi Red Hot Chili Peppers, 8 Eylül Cumartesi akşamı Santralistanbul’da sahne alacak.

Müzikseverlerin en çok bekledikleri gruplardan biri olan Red Hot Chili Peppers, Pozitif Live organizasyonuyla İstanbul’da konser vermeye hazırlanıyor.

Türkiye’ye ilk defa gelecek olan Amerikalı grup, 2012-2013 turnesi kapsamında 60 farklı şehirde konser verecek.

Albümleri bugüne kadar 60 milyonun üzerinde satılan grubun konser biletleri henüz satışa çıkmadı.

1983 yılından beri Californication, Otherside, Scar Tissue, Under the Bridge gibi hitlere imza atan grup, en iyi rock albümü, en iyi rock sanatçısı, en iyi rock performansı gibi birçok dalda Grammy ödülü sahibi.

Grubun resmi websitesinde 1 Eylül Atina ve 10 Eylül Tel Aviv konserleri açıklandı fakat İstanbul’daki konser hakkında henüz bir bilgi yok.

Küresel BAK: “Esad, katliamlara son ver! Suriye’ye askeri müdahaleye hayır!”

Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu, 1 Mart’ın yıldönümünde Suriye’deki katliamları protesto etti.

Küresel BAK aktivistleri, dün İstanbul Teşvikiye’deki Suriye Başkonsolosluğu’nun önüne giderek bir basın açıklaması yaptı. “Esad, Katliamlara son ver!”, “Suriye’ye askeri müdahaleye hayır!”, “Suriye Halklarının Yanındayız” dövizlerinin taşındığı basın açıklamasında “yaşasın halkların kardeşliği”, “Esad katliamları durdur”, “savaşa hayır” sloganları atıldı.

Yeşiller Partisi Eşsözcüsü Ümit Şahin ve Eski Rize Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun da katıldığı eylemde basın açıklamasını Küresel BAK yürütme kurulu üyesi Nilüfer Uğur Dalay okudu. Basın açıklamasında “Esad diktatörlüğünün kendi halkına karşı yürüttüğü savaşa dur diyor, Suriye’ye karşı düşünülen bir askeri müdahaleye bütün gücümüzle karşı çıkacağımızı ve Suriye halklarının demokrasi mücadelesinin yanında olduğumuzu açıklıyoruz” dendi.

Açıklama şöyle:

Suriye’de Esad rejimi kan dökmeye devam ediyor. Muhalifleri tanklarla ezen, Humus’u hayalet şehire çeviren, baskıcı rejimini korumak için kendi halkına karşı savaş açan Esad diktatörlüğüne karşı Suriye halklarının demokrasi ve özgürlük mücadelesini destekliyoruz.

Suriye’de bundan yaklaşık bir yıl önce Ürdün sınırındaki Derea kentinde başlayan olaylar, bugün hem Derea’nın, hem Türkiye sınırına yakın İblid’in, hem de Humus ve Hama’nın tamamen ya da kısmen Suriye hükümetinin kontrolünden çıktığı bir iç savaş noktasına geldi.

Çatışmalar Duma, Madaya, Zabadani gibi kentlerde de sürüyor. Kuzeydoğu’daki Kürt bölgesinde de rejimin meşruiyeti sorgulanır halde. Suriye ordusunun roket atışları altındaki Humus ve Hama’dan gelen görüntüler büyük bir yıkımı gösteriyor.

Gelen haberlere göre 2011′in Mart ayından bu yana Suriye’de ölenlerin sayısı 8.343’e ulaştı. Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi örgütünün raporuna göre ölenlerin 590′ı çocuk. En çok ölüm ise 1.128 kişi ile Hama’da gerçekleşti.

Öte yandan Esad rejimine muhalif Kürtlere karşı suikastlar yapılıyor; gazetecilere, blog yazarlarına ve rejim muhaliflerine karşı büyük bir baskı dalgası devam ediyor. Hatta Humus’un bombalanması sırasında iki Batılı gazetecinin bilerek öldürüldüğü iddia ediliyor.

Tarih boyunca bütün diktatörlükler varlıklarını baskı ve şiddet yoluyla sürdürdüler. Ancak kendi halkının üstüne roket yollayan bir diktatörlük kendi kendini yok ediyor demektir.

Suriye’de yaşanan olaylar, Tunus, Mısır, Libya, Yemen, Bahreyn gibi Ortadoğu ülkelerinde yaşanan halk ayaklanmaları dalgasına katılan Suriye halklarına karşı rejimin kendi halkına doğrulttuğu ağır silahlarla verdiği bir yanıttır.

Biz savaş karşıtları, Suriye’de diktatörlüğe karşı ayaklanan halkların yanındayız. Esad diktatörlüğünün bir an önce silahları susturmasını, ister gerçek demokratik reformlar yoluyla, isterse iktidarı terk ederek olsun, bu şiddet yolunu derhal bırakmasını ve halkının önünden çekilmesini istiyoruz.

Bu mücadelede Suriye halkları bütün dünyanın demokrasiden, özgürlükten ve barıştan yana olan güçlerinin desteğini hak ediyor. Ancak diktatörlüğe karşı mücadeleyi kendi stratejik çıkarları, askeri projeleri veya egemenlik hesapları için kullanmaya kalkan iki yüzlü devletlerin çıkar hesaplarının oyuncağı olmayı hak etmiyor.

Uluslararası platformların Suriye’deki  şiddetin sona erdirilmesine yönelik kararlarını dahi Suriye’ye yönelik emperyal müdahalelere ‘uluslararası hukuki meşruiyet şemsiyesi’ oluşturmak için kullanmak isteyenler var.

Türkiye’de AKP hükümetinin de izlediği dış politikayla komşusuna yönelik bir askeri müdahaleyi tamamen reddetmediği, ABD ve diğer emperyalist güçler askeri müdahaleyle sorunu çözmeye karar verirlerse, tıpkı Irak müdahalesinden önce olduğu gibi katılmayı, hatta bölge liderliği hayaliyle başı çekmeyi deneyecekleri anlaşılıyor.

Türkiye ancak savaş karşıtı ve insan haklarına dayalı bir dış politika anlayışıyla bu yanlış yönelimi durdurabilir.
Çünkü Suriye’ye yönelik bir askeri müdahaleyle rejimi değiştirmek, bölgeyi kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmek ve bu arada İran’a yönelik bir askeri müdahalenin kapısını aralamak isteyen güçler, Suriye’nin demokratikleşmesine değil, çatışmaların şiddetlenmesine, bölgedeki istikrarsızlık ve savaş ortamının yayılmasına neden olacaklardır.

Irak savaşında 1 milyon Iraklı’nın hayatını kaybettiğini, Irak halklarının savaş öncesinden çok daha büyük bir yıkım ve sefalet içine sürüklendiği ortadadır. Bu yanlışın Suriye ve İran’da tekrarlanmasını önlemeliyiz.

Esad diktatörlüğünün döktüğü kanı Ortadoğu’ya yönelik yeni bir askeri müdahalenin ve savaşın gerekçesi yapmak isteyen bütün güçler, ister ABD, ister NATO, ister Türkiye olsun, karşılarında yine biz savaş karşıtlarını bulacaklardır.

Bugün, Türkiye’nin Irak savaşına katılması için Meclis’e verilen tezkereyi, Ankara’da 100 bin kişilik bir mitingle önlediğimiz 1 Mart 2003’ün 9. yıldönümü. Savaş karşıtları olarak yine bir 1 Mart günü, yine savaşa hayır diyoruz.

Esad diktatörlüğünün kendi halkına karşı yürüttüğü savaşa dur diyor, Suriye’ye karşı düşünülen bir askeri müdahaleye bütün gücümüzle karşı çıkacağımızı ve Suriye halklarının demokrasi mücadelesinin yanında olduğumzu açıklıyoruz.

ESAD, KATLİAMLARA SON VER! SURİYE’YE ASKERİ MÜDAHALEYE HAYIR!
SURİYE HALKLARININ YANINDAYIZ…

Nilüfer Uğur Dalay
Küresel Barış ve Adalet Koalisyonu

(Yeşil Gazete)