Ana Sayfa Blog Sayfa 4720

Hollanda’da hükümet düştü

0
Hollanda’da, iktidardaki sağ azınlık hükümetinin, koalisyonu dışarıdan destekleyen aşırı sağcı Geert Wilders’ın lideri olduğu Özgürlük Partisi’nin (PVV) desteğini çekmesi üzerine düştüğü bildirildi.

Hollanda yayın kurumu NOS, ortaya çıkan siyasi krizi görüşmek üzere sabah saatlerinde yapılan olağanüstü Bakanlar Kurulu toplantısında, istifa kararı alındığını duyurdu. Devlet Bilgilendirme Dairesi (RVD), Başbakan Mark Rutte‘nin mevcut siyasi durumla ilgili öğleden sonra Kraliçe ile görüşeceğini açıklarken, medyaya yansıyan haberlerde, Başbakan’ın görüşmede hükümet üyelerinin istifasını sunacağına yer verildi. Başbakan’ın meclisi de konuyla ilgili bilgilendirmesi öngörülürken, ülkenin Eylül ayında erken genel seçime gidebileceği yorumları yapılıyor.

Bu arada Kraliçe Beatrix‘in Başbakan’la görüşmesinden sonra, Danıştay, Senato ve Meclis Başkanlarıyla bir araya gelmesi de bekleniyor. Haberlerde, Kraliçe’nin ayrıca, mecliste temsil edilen siyasi partilerin meclis grup başkanlarıyla görüşebileceğine de yer verildi.

Liberal Parti (VVD) ile Hristiyan Demokratlar Birliği’nden (CDA) oluşan sağ azınlık hükümetinin, kendilerine dışarıdan destek veren Geert Wilders‘ın partisiyle sürdürdüğü ekonomik tasarruf tedbirlerine ilişkin görüşmeler geçen Cumartesi günü anlaşmazlıkla sonuçlanmıştı. Başbakan Mark Rutte, başarısızlıkla sonuçlanan görüşmelerden sonra yaptığı açıklamada, erken seçimin gündemde olduğunu belirtmişti.

Rutte istifasını sundu

Hollanda’da, iktidardaki azınlık hükümetinin Başbakanı Mark Rutte, aşırı sağcı Geert Wilders’ın liderliğini yaptığı Özgürlük Partisi’nin (PVV) koalisyona verdiği desteği çekmesi üzerine kraliçeye istifasını sundu.

Başbakan Rutte’nin sabah saatlerinde yapılan olağanüstü bakanlar kurulu toplantısından sonra Kraliçe Beatrix’e istifasını sunması, 558 günlük sağ azınlık hükümetinin sonunu getirdi.

Ülkenin erken genel seçime kadar Rutte başbakanlığındaki geçici azınlık hükümetince yönetileceği belirtildi.

Medyanın yoğun ilgisinden dolayı kraliçeyle görüşmesine sarayın ana kapısı yerine başka bir kapıdan giren Başbakan Rutte, görüşmeden sonra açıklama yapmadı.

Başbakan Rutte’nin konuyla ilgili yarın meclisi de bilgilendirmesi öngörülüyor, ülkenin eylül ayında erken genel seçime gidebileceği konuşuluyor.

Başta ana muhalefetteki İşçi Partisi (PvdA) olmak üzere mecliste temsil edilen partilerin çoğu, seçimlerin yaz döneminden önce yapılmasından yana olduklarını açıkladı.

Ekonomik tasarruflar ayrılık getirdi

Liberal Parti (VVD) ile Hristiyan Demokratlar Birliği’nden (CDA) oluşan sağ azınlık hükümetinin, kendilerine dışarıdan destek veren Wilders’ın partisiyle sürdürdüğü ekonomik tasarruf tedbirlerine ilişkin görüşmeler geçen cumartesi günü anlaşmazlıkla sonuçlanmıştı.

Başbakan Mark Rutte ile Başbakan Yardımcısı Maxime Verhagen ve PVV lideri Geert Wilders’ın yaklaşık 7 hafta yaptığı görüşmelerden olumlu sonuç çıkmaması ülkeyi siyasi krizin eşiğine getirirken ekonominin de bu durumdan olumsuz etkilenmesi bekleniyor.
Merkezi Planlama Bürosu (CPB) verilerine göre, resesyona giren ülke ekonomisinin düzlüğe çıkması ve bütçe açığının AB normlarında tutulabilmesi için yaklaşık 16 milyar Avro tasarrufa ihtiyaç var.

Hükümet ortakları bu yüzden başta sosyal alan olmak üzere, sağlık, iş ve konut piyasası ile vergi dahil birçok alanda köklü reformlar planlıyordu. Azınlık hükümeti daha önce de 4 yıllık süre için 18 Avro’luk kesinti planı hazırlamıştı.

İsviçre, şampiyonlarına lisans vermedi

0

İsviçre’nin en önemli futbol kulüplerinden Zürih ve Young Boys’un lisansları reddedildi. İki kulüp de gelecek sezon İsviçre Birinci Futbol Ligi’nde yer almamanın eşiğinde.

Ligden yapılan açıklamada “Altyapısal ve finansal nedenlerden dolayı, İsviçre Futbol Federasyonu lisans departmanı dört kulübün lisansını kabul etmedi” ifadeleri kullanıldı. Sion ve Servette de diğer lisans alamayan takımlar olarak listelendi.

Kulüplerin karara itiraz etmek için beş günleri bulunuyor.

Gelecek sezonun bütçelerinin her açıdan incelendiğini belirten federasyon, komisyonun geçmiş sezonları dikkate alarak katı kriterler üzerinden ilk dosyaları değerlendirdiğini belirtti.

Zürih’in 12, Young Boys’un ise 11 lig şampiyonluğu bulunuyor.

Fransa’da Sosyalistler Elysee’ye bir adım daha yaklaştı

Fransa’da son üç cumhurbaşkanlığı seçiminde Elysee Sarayı’nı merkez sağa kaptıran Sosyalistler, bu sefer ikinci tura daha ümitli girdi.

Dün yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunun galibi Sosyalist aday François Hollande oldu. Aşırı sağın da rekor bir çıkış yakaladığı seçimlerin ardından Hollande, Sarkozy’yi eleştirmeye devam etti:

“Teşekkür ederim sayenizde bu akşam değişim süreci başladı. Hiçbirşey bunu değiştiremeyecek, bu siz Fransız halkına bağlı. Seçim gayet basit, ya şimdiki ayrımcı başkanın işe yaramayan politikalarıyla devam edilecek ya da birleştirici bir cumhurbaşkanıyla, adalet içinde bu ülke yeniden kurulacak.”

Nicolas Sarkozy, 1958’ten bu yanaki seçimlerde, görevde olduğu halde ilk turu kazanamayan ilk cumhurbaşkanı oldu. Kulislerde ise Sarkozy’nin yüzde 8.5 oy alan François Bayrou’dan ikinci tur için kendisini desteklemesini istediği, karşılığında başbakanlık önerdiği konuşuluyor.

Sarkozy, bu doğrultuda sağcı seçmene oynamaya devam ediyor:

“Bu korkular, bu acı…Bunları anlayabiliyorum. Bu korkular sınırlarımızı koruma, işsiz kalmaya karşı mücadele, göçmenlik kontrolü, istihdam şartarını yükseltme, bireyler ve aileler için güvenliği artımakla ilgili.”

Resmi sonuçlara göre Hollande oyların yüzde 28,6’sını, Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ise yüzde 27.1’ini aldı.

Yüzde 18 oyla üçüncü olan isim ise aşırı sağcı aday Marine Le Pen oldu.

Yüzde 11.1 oyda kalan Komünist Parti’nin desteklediği solcu aday Jean-Luc Melenchon ve yüzde 2.2 oranında oy alan çevreci aday Eva Joly ikinci tur için seçmenlerine Hollande’a oy verme çağrısında bulundu.

Starbucks bitten vazgeçti!

“Frappucino” adlı içeceğin renklendirme işleminde kırmızı bit kullandığı ortaya çıkan dünyanın en büyük kahve şirketlerinden Starbucks veganların tepkisi üzerine geri adım attı. Starbucks söz konusu içeceği renklendirmek için bundan sonra bit kullanmayacağını açıkladı.

Daily Telegraph’ın haberine göre kahve devi, hiçbir hayvansal ürün kullanmayan tüketicilerin (veganlar) tepkilerine dayanamayarak, “frapuccinoları” renklendirmek için bundan sonra “cochineal” olarak bilinen kırmızı böcek yerine domatesten elde edilen “likopen” maddesi kullanacağını duyurdu.

Starbucks’ın Başkanı Cliff Burrows, şirketin internet sitesinden, “Uzun ve ayrıntılı bir değerlendirmeden sonra, söz konusu renklendiriciler yerine yeni bir ürün formüle ettiğimizi bildirmekten memnuniyet duyuyorum” dedi.

Mehmet Ağar cezaevini seçti!

Susurluk davasında iki yıl hapis cezası onanan eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, Aydın’ın Yenipazar ilçesindeki kapalı cezaevini tercih etti. Ağar’ın yarın teslim olması bekleniyor.

Terör örgütlerinin hedefinde olduğu gerekçesiyle güvenlikli bir cezaevi için Adalet Bakanlığı yetkilileriyle görüşen eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’a cezaevi bulundu. Adalet Bakanlığı yetkililerinin Aydın’ın Yenipazar ilçesindeki kapalı cezaevi önerisini kabul eden Ağar’ın yarın teslim olabileceği belirtiliyor. Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturmak suçundan 5 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Ağar, İnfaz Yasası gereği cezasının iki yılını hapiste geçirecek.

“Korkuya karşı özgür tiyatro”ya videolu çağrı

Şehir Tiyatroları Sanatçılar Derneği (İŞTİSAN), “Şehir Tiyatroları Yok Edilemez” adıyla başlattığı kampanya çerçevesinde herkesi 24 Nisan Salı günü saat 11:00’de İstanbul Beyoğlu’nda, Galatasaray Lisesi’nin önünde buluşmaya çağırıyor.

İBB Meclis Komisyonunda alınan kararla İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Görev ve Çalışma Yönetmeliği’nin değiştirilmesinin ardından Şehir Tiyatroları repertuarının belirlenmesinde İBB bürokratlarının ağırlıklı olarak görev alacağı ortaya çıkmıştı. Kadir Topbaş da, sanatçılar ve halk tarafından gösterilen tepkiye “Bu müdahale değil, demokrasi” diyerek yeni yönetmeliği onaylayacağını belirtmişti.

İŞTİSAN, bir çok tanınmış sanatçı ve tiyatrocunun rol aldığı kısa videoda “24 Nisan’da, saat 11:00’de Galatasaray Lisesi’nin önündeyiz” dedi.

Çağrı için hazırlanan videonun fon müziğinde “Hamlet tespih çekiyor /Şükür Godot geliyor / Juliet için Romeo dağları deliyor / Muhafazakar sanat böyle laflar ediyor / Artık oyunları bile Fen İşleri yazıyor / E yuh yani olmuyor / Olmuyor istesen de / Kimse gelmiyor…” deniyor.

Çağrı videosunu bu adresten izleyebilirsiniz

Lüfer Koruma Timi: Büyüme odaklı politikalarla, balıkçılığımız çıkmaz sokakta

Fikir Sahibi Damaklar – Lüfer Koruma Timi, 2011-2012 balık avı sezonunu değerlendirdi. Yazılı bir açıklama yapan FSD’ye göre “İstanbullu balıkçılarımız 80’li yıllardan bu yana devam eden büyüme odaklı, kapasite arttırımı odaklı ve sürdürülemezliği net politikaların neticesi varılan bir çıkmaz sokakta!”

Açıklamanın tam metni şöyle:

Biz, Fikir Sahibi Damaklar, Slow Food’un İstanbul’da yapılanan bir birliği olarak, ortak kaynağımız olarak gördüğümüz İstanbul Boğazı ve onun doğal parçası Karadeniz ve Marmara Denizi’ne dair bir hassasiyet ifade etmeye başlayalı, tasalarımızı dillendirmeye ve çözüm aramaya başlayalı henüz iki yıl oldu.

Sadece bizim değil, tüm dünyanın denizlerinin, sucul kaynaklarının kriz yıllarına denk gelmesi sebebiyle, parçası olduğumuz bu sürecin önemli olduğuna inanıyor ve 2011-2012 yılı balık avı sezonuna dair değerlendirmemizi ilginize sunuyoruz:

Henüz balıkçılığımızı, göllerimizi, akarsularımızı ve denizlerimizi bir politika çerçevesinde yönetecek tek bir bakanlık kurulmamış olmakla birlikte, Haziran ayında kurulan Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, 2011-2012 balık avı sezonunun kanaatimizce en önemli belirleyenlerinden biri oldu.

Sezonun ilk yarısını yapılanmasını tamamlamakla geçiren genel müdürlük, 1380 sayılı Su Ürünlerinin Avlanması ve Ticaretine Düzenleyen Kanun ve 2012 Tebliğ Toplantısı’na giden süreci balıkçı STK’ları ile birlikte yürütmekte. 2012 Tebliğ Toplantısı’nda neticelerini yaşayarak göreceğimiz bu işbirliği, biz Fikir Sahibi Damaklar için heyecan verici bir tecrübe olacak.

Aşırı avcılığın kaynaklarımızın tükenmesinde, balığımızın, denizlerimizin sürdürülebilirliğinde fevkalde olumsuz bir etken olduğunun idrakıyla, filo küçültme konusunun gündeme geldiği ve 2012 yılı içerisinde filodan 200 teknenin gönüllülük esası ve devlet desteği çerçevesinde çekileceği, bu rakamın önümüzdeki üç yılda filonun yüzde 35’ini kapsayacağı söylentileri bile… umutlarımızı besliyor. Denizlerimize, balığımıza, balıkçımıza dair politikaların elbirliği ile kurulduğunu görmeyi diliyoruz.

Sezonun bir diğer önemli belirleyeni lüfer oldu. Bilindiği üzere 2010-2011 yılında 14 cm olan lüfer av alt boyu, bakanlıkça Ağustos 2011’de ilan edilen bir değişiklikle 20 cm’e çıkartıldı.

Lüferin avlanma alt boyunda gerçekleşen değişiklik, Fikir Sahibi Damaklar olarak kampanyamızda talep ettiğimiz “sularımızdaki varlığının devamı için, avlanma alt boyu en az 24 cm olmalı” önermemizle denklik içermemekle birlikte, önemli bir ilk adımdır. Bu ilk adım, bundan böyle her Ekim ayının 3. Cumartesi’si kutlayacağımız İstanbul’un Lüfer Bayramı’na ilham verdi. İstanbullu’nun denizinin, balığının, balıkçısının idrakına varma ve doğasına sahip çıkma sürecinde önemli bir katkısı olacağına inandığımız bu bayramı bizzat Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı’mız Mehdi Eker’in açmasını önemli bir işaret olarak değerlendiriyor ve balığımıza, denizimize sahip çıkma sürecinde bakanlığın desteğinin devamını diliyoruz.

Bizler bakanlığın 20 cm kararını olumlu sayar ve bu başlangıcı bayram vesilesi yaparken, tüm sezon boyunca tezgahlardan boy altı balıklar eksik olmadı ve İstanbullu gırgır balıkçılarımız da Kasım ayında tarihte görmediğimiz boyutta bir gövde gösterisi ile lüferde gerçekleşen avlanma boy değişikliğini protesto ettiler.

Sebebi kanaatimizce aşikar! İstanbullu balıkçılarımız 80’li yıllardan bu yana devam eden büyüme odaklı, kapasite arttırımı odaklı ve sürdürülemezliği net politikaların neticesi varılan bir çıkmaz sokakta!

TURMEPA’nın rakamlarından hareketle, özetleyelim:

Marmara Denizi’nde 143 canlı türü yok oldu. Son kırk yılda barbunya yüzde 73, çipura yüzde 48, palamut yüzde 90, uskumru yüzde 95, lüfer yüzde 58 oranında yok oldu. Karadeniz ve Marmara Denizi’nde akya, çipura, kırlangıç, uskumru, orkinos, mercan, minekop, sinarit, lipsos dahil, birçok tür çok azaldı.

Denizde para edecek ve tüm tükenmeye karşın hala bulunan neredeyse tek balığın, yani lüferin, avlanma boy limitlerinde yapılan değişiklikle başlayan 2011-2012 balık avı sezonu da, haliyle, İstanbullu balıkçı için verimli, bereketli ya da tatmin edici olmaktan bir hayli uzak gerçekleşti. Son beş yıldır olduğu gibi bu yıl da balıkçımız sezona borçlu girdi. En iyimser hesaplamalarla 70-80 milyon Türk Lirası civarında olduğuna inanılan bu borcun muhattabı bankalar ya da devlet değil, büyük oranda kabzımallardır. Yasağa ve geçen yılların fevkinde gerçekleşen denetimlere rağmen, tezgahlarda boy altı lüfer balıklarını görmemizin asıl nedeninin bu borçlar olduğu bellidir ve balıkçıların var olan dar koşullarda borçlarını geri ödemesi de kanaatimizce imkansızdır.

Çıkmaz sokaktan kastımız, budur:

İstanbul Yenikapı Su Ürünleri Hali’nde faaliyet gösteren onlarca kabzımala borcu olan yüzlerce İstanbullu balıkçı teknesi, borçlarını ödeyebilmek ve balıkçılığa devam edebilmek için av yasaklarına uymaksızın, büyük riskler alarak, yasa delerek avlandıkları halde, gene de borçlarını ödeyemeden sezonu tamamlamak üzere. Gelecek sezon balığa çıkacak tekneler de bu yılın borcu üzerine yeni borç alarak avlanıyor olacaklar!

Bakanlığın Kasım ayında tertiplenen ve eşi benzeri görülmemiş bu protestoya rağmen lüferde aldığı karara sahip çıkması, geri adım atmaması, oy uğruna yüzlerce taviz verildiğine tanık olduğumuz tarihimiz adına önemlidir; ancak yukarıda ifade ettiğimiz dar ekonomik koşullar ve borç baskısı altındaki balıkçının tepkisinin doğru değerlendirilmesi en büyük arzumuzdur:

Balıkçımızın refahını sağlanmadan denizlerimizin sürdürülebilirliğinin sağlanması güçtür. Kabzımalların borç baskısı altında faaliyet gösteren balıkçımızdan yasaklara uymasını beklemek adil değildir. Denizlerimizin sürdürülebilirliği adına adil koşulların sağlanması Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın, bünyesinde kurulu Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nün ve tüm yerel yönetimlerin öncelikli konusu olmalıdır.

Bu bağlamda gelecek sezon yerel yönetimlerden beklentilerimiz:

– Kabzımalların tahakkümünden kurtulabilmeleri amacıyla, İstanbullu balıkçılarımızın, altında toplandıkları kooperatifler aracılığı ile balıklarını satabilmelerinin Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nca organize bir şekilde, sürdürülebilir bir politika dahilinde ve ivedilikle desteklenmesi, teşvik edilmesi…

– İstanbul’un tüm balık tezgahlarında, her bir balığın yasal boyunun yazılı olduğu fiyat etiketleri altında teşhir edilmesi ve zabıtaların satılan balığın boyunun yasal olup olmadığını bu etiket aracılığı ile denetleyebilmesi…

– İstanbullu’nun semt pazarları ve seyyar balık tezgahlarının denetimine katılabilmesi amacıyla zabıtaya ulaşabileceği tek ve ortak bir numaranın tayin edilmesi…

– İstanbul dahilinde işletilen kollektörlerin kapasitelerinin kontrol edilmesi, işlerliklerinin denetlenmesi ve sayılarının Marmara Denizi’nin sucul hayatını desteklemek üzere arttırılması…

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’ndan beklentilerimiz:

– 1380 sayılı Su Ürünlerinin Avlanması ve Ticaretini Düzenleyen Kanun ve bağlantılı tüm yönetmeliklerin akademisyenler, bürokratlar ve balıkçı STK’larının yanı sıra tüketici STK’ları ve ekolojinin sürdürülebilirliğine hassas STK’ların da işbirliği ile ve ivedilikle gözden geçirilmesi bağlamında:

(i) balıkların avlanma alt boyularının gözden geçirilmesi ve korumacı bir yaklaşımla değerlendirilmesi…
(ii) av filosunda küçülmeye gidilmesi…
(iii) avlanma araçlarında seçiciliğin arttırılması…
(iv) av yasaklarının korumacı bir yaklaşımla arttırılması…
(v) denetimlerin maksadına ulaşabilmesi için cezaların caydırıcı kılınması…
(vi) rezerv alanların tayini ve oluşturulması…

– İstanbul Boğazı’nı önemli ve bereketli kılan balık göçünün hedefi Karadeniz’in, Karadeniz’e akan suların ağzında oluşmuş meraların balıkçılığımıza katkısının hızla kavranması ve HES’ler bağlamında politikaların yeniden gözden geçirilmesi..

– Gene Karadeniz’e akan ve pek çok başka ülkenin, hükümetin de yönetiminde olan suların Karadeniz’e akıttığı kirliliğin uluslararası platformlara taşınarak bir an önce önlenmesi…

– Dalyanların av mevsiminin, genel av mevsimi ile denklik içermesi; yani av yasağının herkes için aynı olması ve bu suretle stokların kendilerini yenileyebilmeleri için çok değerli olan üreme mevsiminin hakkının verilmesi…

– Bakanlığımızın balık avcıları ile yetiştiricilerini bir sektörün eşit parçaları gibi görmekten vazgeçmesi ve su ürünlerini bir ekonomik büyüme alanı, bir kapasite arttırım projesi olarak değerlendirmek yerine, bir sürdürülebilirlik politikası dahilinde yönetilmesi; yani endüstriyel balıkçılığı, avlanma kapasitesi ve teknolojilerini geliştirmek yerine, geleneksel kıyı balıkçılığını kuvvetlendirmek, kaynakları korunmak ve stokların kendilerini yenileyebilmesi için destek sağlaması…

Her alanda daha iyi, daha adil, daha temiz ve sürdürülebilir politikalar geliştirilebilmesi için desteğini, gayretini esirgemeyen tüm dostlarımızın bilgisine…

Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar

(Yeşil Gazete)

Biz, Fikir Sahibi DamaklarSlow Food‘un İstanbul’da yapılanan bir birliği olarak,
ortak kaynağımız olarak gördüğümüz İstanbul Boğazı ve onun doğal parçası Karadeniz ve Marmara Denizi’ne dair bir hassasiyet ifade etmeye başlayalı,
tasalarımızı dillendirmeye ve çözüm aramaya başlayalı henüz iki yıl oldu.

Sadece bizim değil, tüm dünyanın denizlerinin, sucul kaynaklarının kriz yıllarına denk gelmesi sebebiyle,
parçası olduğumuz bu sürecin önemli olduğuna inanıyor
ve 2011-2012 yılı balık avı sezonuna dair değerlendirmemizi ilginize sunuyoruz:


Henüz balıkçılığımızı, göllerimizi, akarsularımızı ve denizlerimizi bir politika çerçevesinde yönetecek tek bir bakanlık kurulmamış olmakla birlikte, Haziran ayında kurulan Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü, 2011-2012 balık avı sezonunun kanaatimizce en önemli belirleyenlerinden biri oldu.

Sezonun ilk yarısını yapılanmasını tamamlamakla geçiren genel müdürlük, 1380 sayılı Su Ürünlerinin Avlanması ve Ticaretine Düzenleyen Kanun ve 2012 Tebliğ Toplantısı’na giden süreci balıkçı STK’ları ile birlikte yürütmekte. 2012 Tebliğ Toplantısı’nda neticelerini yaşayarak göreceğimiz bu işbirliği, biz Fikir Sahibi Damaklar için heyecan verici bir tecrübe olacak.

Aşırı avcılığın kaynaklarımızın tükenmesinde, balığımızın, denizlerimizin sürdürülebilirliğinde fevkalde olumsuz bir etken olduğunun idrakıyla, filo küçültme konusunun gündeme geldiği ve 2012 yılı içerisinde filodan 200 teknenin gönüllülük esası ve devlet desteği çerçevesinde çekileceği, bu rakamın önümüzdeki üç yılda filonun yüzde 35’ini kapsayacağı söylentileri bile… umutlarımızı besliyor. Denizlerimize, balığımıza, balıkçımıza dair politikaların elbirliği ile kurulduğunu görmeyi diliyoruz.

Sezonun bir diğer önemli belirleyeni lüfer oldu. Bilindiği üzere 2010-2011 yılında 14 cm olan lüfer av alt boyu, bakanlıkça Ağustos 2011’de ilan edilen bir değişiklikle 20 cm’e çıkartıldı.

Lüferin avlanma alt boyunda gerçekleşen değişiklik, Fikir Sahibi Damaklar olarak kampanyamızda talep ettiğimiz “sularımızdaki varlığının devamı için, avlanma alt boyu en az 24 cm olmalı” önermemizle denklik içermemekle birlikte, önemli bir ilk adımdır. Bu ilk adım, bundan böyle her Ekim ayının 3. Cumartesi’si kutlayacağımız İstanbul’un Lüfer Bayramı‘na ilham verdi. İstanbullu’nun denizinin, balığının, balıkçısının idrakına varma ve doğasına sahip çıkma sürecinde önemli bir katkısı olacağına inandığımız bu bayramı bizzat Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı‘mız Mehdi Eker‘in açmasını önemli bir işaret olarak değerlendiriyor ve balığımıza, denizimize sahip çıkma sürecinde bakanlığın desteğinin devamını diliyoruz.

Bizler bakanlığın 20 cm kararını olumlu sayar ve bu başlangıcı bayram vesilesi yaparken, tüm sezon boyunca tezgahlardan boy altı balıklar eksik olmadı ve İstanbullu gırgır balıkçılarımız da Kasım ayında tarihte görmediğimiz boyutta bir gövde gösterisi ile lüferde gerçekleşen avlanma boy değişikliğini protesto ettiler.

Sebebi kanaatimizce aşikar! İstanbullu balıkçılarımız 80’li yıllardan bu yana devam eden büyüme odaklı, kapasite arttırımı odaklı ve sürdürülemezliği net politikaların neticesi varılan bir çıkmaz sokakta!

TURMEPA’nın rakamlarından hareketle, özetleyelim:

Marmara Denizi’nde 143 canlı türü yok oldu. Son kırk yılda barbunya yüzde 73, çipura yüzde 48, palamut yüzde 90, uskumru yüzde 95, lüfer yüzde 58 oranında yok oldu. Karadeniz ve Marmara Denizi’nde akya, çipura, kırlangıç, uskumru, orkinos, mercan, minekop, sinarit, lipsos dahil, birçok tür çok azaldı.

Denizde para edecek ve tüm tükenmeye karşın hala bulunan neredeyse tek balığın, yani lüferin, avlanma boy limitlerinde yapılan değişiklikle başlayan 2011-2012 balık avı sezonu da, haliyle, İstanbullu balıkçı için verimli, bereketli ya da tatmin edici olmaktan bir hayli uzak gerçekleşti. Son beş yıldır olduğu gibi bu yıl da balıkçımız sezona borçlu girdi. En iyimser hesaplamalarla 70-80 milyon Türk Lirası civarında olduğuna inanılan bu borcun muhattabı bankalar ya da devlet değil, büyük oranda kabzımallardır. Yasağa ve geçen yılların fevkinde gerçekleşen denetimlere rağmen, tezgahlarda boy altı lüfer balıklarını görmemizin asıl nedeninin bu borçlar olduğu bellidir ve balıkçıların var olan dar koşullarda borçlarını geri ödemesi de kanaatimizce imkansızdır.

Çıkmaz sokaktan kastımız, budur:

İstanbul Yenikapı Su Ürünleri Hali’nde faaliyet gösteren onlarca kabzımala borcu olan yüzlerce İstanbullu balıkçı teknesi, borçlarını ödeyebilmek ve balıkçılığa devam edebilmek için av yasaklarına uymaksızın, büyük riskler alarak, yasa delerek avlandıkları halde, gene de borçlarını ödeyemeden sezonu tamamlamak üzere. Gelecek sezon balığa çıkacak tekneler de bu yılın borcu üzerine yeni borç alarak avlanıyor olacaklar!

Bakanlığın Kasım ayında tertiplenen ve eşi benzeri görülmemiş bu protestoya rağmen lüferde aldığı karara sahip çıkması, geri adım atmaması, oy uğruna yüzlerce taviz verildiğine tanık olduğumuz tarihimiz adına önemlidir; ancak yukarıda ifade ettiğimiz dar ekonomik koşullar ve borç baskısı altındaki balıkçının tepkisinin doğru değerlendirilmesi en büyük arzumuzdur:

Balıkçımızın refahını sağlanmadan denizlerimizin sürdürülebilirliğinin sağlanması güçtür. Kabzımalların borç baskısı altında faaliyet gösteren balıkçımızdan yasaklara uymasını beklemek adil değildir. Denizlerimizin sürdürülebilirliği adına adil koşulların sağlanması Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın, bünyesinde kurulu Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nün ve tüm yerel yönetimlerin öncelikli konusu olmalıdır.

Bu bağlamda gelecek sezon yerel yönetimlerden beklentilerimiz:

– kabzımalların tahakkümünden kurtulabilmeleri amacıyla, İstanbullu balıkçılarımızın, altında toplandıkları kooperatifler aracılığı ile balıklarını satabilmelerinin Büyükşehir Belediye Başkanlığı‘nca organize bir şekilde, sürdürülebilir bir politika dahilinde ve ivedilikle desteklenmesi, teşvik edilmesi…

– İstanbul’un tüm balık tezgahlarında, her bir balığın yasal boyunun yazılı olduğu fiyat etiketleri altında teşhir edilmesi ve zabıtaların satılan balığın boyunun yasal olup olmadığını bu etiket aracılığı ile denetleyebilmesi..

– İstanbullu’nun semt pazarları ve seyyar balık tezgahlarının denetimine katılabilmesi amacıyla zabıtaya ulaşabileceği tek ve ortak bir numaranın tayin edilmesi…

– İstanbul dahilinde işletilen kollektörlerin kapasitelerinin kontrol edilmesi, işlerliklerinin denetlenmesi ve sayılarının Marmara Denizi’nin sucul hayatını desteklemek üzere arttırılması..

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı‘ndan beklentilerimiz:

– 1380 sayılı Su Ürünlerinin Avlanması ve Ticaretini Düzenleyen Kanun ve bağlantılı tüm yönetmeliklerin akademisyenler, bürokratlar ve balıkçı STK’larının yanı sıra tüketici STK’ları ve ekolojinin sürdürülebilirliğine hassas STK’ların da işbirliği ile ve ivedilikle gözden geçirilmesi bağlamında:
(i) balıkların avlanma alt boyularının gözden geçirilmesi ve korumacı bir yaklaşımla değerlendirilmesi..
(ii) av filosunda küçülmeye gidilmesi..
(iii) avlanma araçlarında seçiciliğin arttırılması..
(iv) av yasaklarının korumacı bir yaklaşımla arttırılması..
(v) denetimlerin maksadına ulaşabilmesi için cezaların caydırıcı kılınması..
(vi) rezerv alanların tayini ve oluşturulması..

– İstanbul Boğazı’nı önemli ve bereketli kılan balık göçünün hedefi Karadeniz’in, Karadeniz’e akan suların ağzında oluşmuş meraların balıkçılığımıza katkısının hızla kavranması ve HES’ler bağlamında politikaların yeniden gözden geçirilmesi..

– gene Karadeniz’e akan ve pek çok başka ülkenin, hükümetin de yönetiminde olan suların Karadeniz’e akıttığı kirliliğin uluslararası platformlara taşınarak bir an önce önlenmesi..

– dalyanların av mevsiminin, genel av mevsimi ile denklik içermesi; yani av yasağının herkes için aynı olması ve bu suretle stokların kendilerini yenileyebilmeleri için çok değerli olan üreme mevsiminin hakkının verilmesi..

– bakanlığımızın balık avcıları ile yetiştiricilerini bir sektörün eşit parçaları gibi görmekten vazgeçmesi ve su ürünlerini bir ekonomik büyüme alanı, bir kapasite arttırım projesi olarak değerlendirmek yerine, bir sürdürülebilirlik politikası dahilinde yönetilmesi; yani endüstriyel balıkçılığı, avlanma kapasitesi ve teknolojilerini geliştirmek yerine, geleneksel kıyı balıkçılığını kuvvetlendirmek, kaynakları korunmak ve stokların kendilerini yenileyebilmesi için destek sağlaması..

Her alanda daha iyi, daha adil, daha temiz ve sürdürülebilir politikalar geliştirilebilmesi için
desteğini, gayretini esirgemeyen tüm dostlarımızın bilgisine…

Slow Food, Fikir Sahibi Damaklar

Cumhubaşkanlığı Bisiklet Turu başladı

0

48. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu’nun ilk etabını, Rabobak takımının Hollandalı sporcusu Theo Bos kazandı.

48. Cumhurbaşkanlığı Türkiye Bisiklet Turu, Alanya-Alanya etabı ile başladı. 25 takımdan 200 sporcunun mücadele ettiği 135 kilometrelik etabın birinciliğini Rabobak takımının Hollandalı sporcusu Theo Bos, 3 saat 5 dakika 55 saniyelik derece ile elde etti. Etabın ikincisi aynı zaman ve tekerlek farkıyla GrenEdge Takımından Harley Matthew Goss, üçüncüsü ise Team Type 1 takımından  Daniele Collı oldu. Bos, yarınki Alanya-Antalya etabında Turkuaz Mayoyu giyecek.

Etabın sprint birinciliğini ise Andalucia takımından Javier Abeja Ramırez elde ederek 5 puan kazandı. İkinciliği Argos Shimano’dan Albert Tımmer, üçüncülüğü de Salcano Arnavutköy takımından Gabor Kasa kazandı.

Türkiye Güzellikleri priminin sahibi ise Lotto Belisol takımından Frederigue Robert oldu. Bu kategorinin ikinciliğini Katusha takımından Maxıw Belkov, üçüncülüğünü ise Argos Shimano takımından Albert Tımmer elde etti.

reklam

Dereceye giren sporcuların ödüllerini, Spor Genel Müdürü Mehmet Baykan, Türkiye Bisiklet Federasyonu Başkanı Emin Müftüoğlu, Alanya Kaymakamı Hulusi Doğan, Alanya Belediye Başkanı Hasan Sipahioğlu, AK Parti Genel Sekreteri Haluk İpek, TBF Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Basri Aktan ve Türk Hava Yolları Antalya Bölge Müdürü Ömer Durna verdi. Ömer Durna, sporculara uçak maketi ve çek hediye etti. Sporculara, Alanya’nın yöresel meyvesi muz da ikram edildi.

Bu arada, yarışın bitimine 2 kilometre kala meydana gelen kazada, yaklaşık 20 sporcu düştü. Sporcular daha sonra yarışa devam etti.

Tur, yarın koşulacak 153 kilometrelik Alanya – Antalya etabı ile devam edecek.

24 Nisan kurbanları anısına bir gelin türküsü

Ayşe Tütüncü 24 Nisan anısına bir Ermeni türküsünü düzenledi ve 42 müzisyen arkadaşıyla birlikte kaydetti.

Çıplak Ayaklar Kumpanyası’nın mekân ve destek sağladığı, Ümit Kıvanç’ın video haline getirdiği çalışmada bir anonim Ermeni gelin türküsü olan (Aravodun Temin: Sabaha Karşı, derleyen: Arusyak Sahakyan) 24 Nisan kurbanları anısına seslendiriliyor.

Eseri aşağıdaki görüntüye tıklayarak izleyebilirsiniz.

(Yeşil Gazete)

24 Nisan’da, 19:15’de, Taksim’de, “Bu Acı Hepimizin”

Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De Girişimi yarın (24 Nisan), 19:15’de Taksim’de düzenlenecek olan Ermeni soykırımını anma etkinliği için çağrı yaptı. DurDe “her inançtan, her düşünceden, her siyasi görüşten kişi ve kurumları, adını her ne koyarlarsa koysunlar, 1915 kurbanlarını anmak için kendi özgün çağrılarını yayınlamaya ve anma alanlarına katılmaya davet ediyoruz” dedi.

DurDe’nin çağrısı şöyle:

Bu acı hepimizin

24 Nisan bir kin günü değil. Bir küfür günü de değil. Gelin, önce o gün ne oldu, onu paylaşalım.

1915 yılının o gününde Anadolu’nun en eski halklarından Ermenilerin 250 kadar aydını apar topar evlerinden alınıp Çankırı ve Ayaş’a, dönüşü olmayan bir yola sürüldü. Mebusu, doktoru, çevirmeni, öğretmeni, gazetecisi, yazarı, sanatçısı bütün bu insanlar bir halkın sesiydi. Meşrutiyet sonrasının özgür ve eşit günlerine inanmıştı. Düşleri, dönüşsüz yollarda kendileriyle birlikte kayboldu gitti.

Sesini yitiren bir toplumun başka neyi kalır ki geriye? Çoluk çocuk, genç yaşlı kafilelerle Ermeni halkı Anadolu’nun dört bir bucağından çöllere sürüldü. Evin erkekleri öldürüldü, kiliseler, okullar harabeye döndü. Mal mülk el değiştirdi. O korkunç soykırımın sonunda Ermenilerin varlığından geriye sadece yasaklı fısıltılar kaldı.

Susulunca unutulmadı ama. İnkâr edildikçe yok olmadı. Aksine yara iltihaba döndü, çözümsüzlükte kemikleşti. Birçok vicdanlı Müslüman ellerinden geldiğince Ermeni komşularını kurtarmaya çalıştıysa da Anadolu’daki tahribat kalanlar için büyük oldu. Bu topraklar bir daha iflah olmadı.

Ömrünü Anadolu halklarının barışına adayan ve bu uğurda canından olan Hrant Dink, yarayı sarmanın gereğini hatırlatmış, “Bugün hâlâ unutmayı savunanlar, aslında sadece geçmişten değil, gelecekten korkanlardır. Unutulmamış geçmiş, geleceğin de teminatıdır” demişti. Bir de hayali vardı: “Bir 24 Nisan’da bu topraklarda hep birlikte tüm bu insanları hatırlamak, ruhları şad etmek, acıda ortaklaşarak sevinçler üretebilmek, yalnızca Ermeni halkının duyduğu ıstırabı dindirmekle kalmayacak, Türkiye’nin de demokratikleşmesinin ta kendisi olacaktır.”

Geleceğimiz için el ele yapabileceklerimiz var. Gelin, bu 24 Nisan’da meydanları dolduralım. Geçmişteki bu büyük acıya ortak bir yasla sahip çıkalım. Ve bir kez de ortak yastan çıkan umutta buluşalım.

24 Nisan, 19:15’te, Taksim’de

Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe Girişimi

(Yeşil Gazete)