Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, kredi derecelendirme kuruluşu S&P’nin Türkiye’nin not görünümünü değiştirmesine yönelik “Bu ideolojik bir karardır, bunu Recep Tayyip Erdoğan’a yutturamazsınız ” yönündeki açıklamasına Kurum’dan yanıt geldi.
Hürriyet Gazetesi’nin haberine göre, Standard & Poor’s’un Ülke Yöneticisi Zeynep Holmes, “S&P’nin görevi, herhangi bir siyasi gündemden bağımsız olarak, bir ülkenin kredi güvenirliğine yönelik tamamen bağımsız görüş sağlamaktır” ifadesini kullandı. Holmes açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
“Biz şu anda kredi derecelendirmesi yaptığımız 127 ülkeye yönelik kredi notlarımızı, tamamen şeffaf derecelendirme kriterlerine göre belirliyoruz. Bu alandaki tecrübemiz 1975 yılına dayanıyor ve IMF başta olmak üzere diğer önemli kurumlar tarafından da güçlü şekilde kabul görüyor. Kamuoyuna da duyurduğumuz gibi, Türkiye’nin kredi notu görünümünü, ülkeye gelen dış talebin azalması ve kötüleşen ticaret hadlerinin Türk ekonomisinin yeniden dengelenmesine engel olabileceği için değiştirdik. Aynı zamanda, Türkiye’nin kredi notunu da teyit ettik. Kredi not görünümünün pozitiften durağana revize edilmesi, Türkiye’nin kredi notunun önümüzdeki 12 ve 18 ayda aynı kalacağına yönelik görüşümüzü yansıtıyor.”
Standard & Poor’s, 1 Mayıs’ta Türkiye’nin kredi notu görünümünü ‘pozitif’ten, ‘durağan’ çekmiş ve kurumun kararı siyasiler arasında büyük tepkilere yol açtı.
TSK’da son on yılda 934 personelin intihar ederek hayatını kaybettiği öğrenildi. Ama bu istatistikler sır gibi saklanıyor…
Milli Savunma Bakanlığı verilerine göre, Genelkurmay tarafından alınan tüm önlemlere rağmen yine son 10 yıllık dönemde toplam 1470 personel vefat etti. Personelin vefatına sebep olan olay türleri ise silah kazası, kendini askerliğe elverişsiz hale getirme, askeri araç kazası, iş kazası, intihar, düşme, çarpma, yanma ve suda boğulma gibi olaylar olarak sıralanıyor.
Dönemin Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül, geçen yıl ocak ayında yaptığı açıklamada, son beş yılda orduda 408 askerin intihar ederek hayatını kaybettiğini açıklamıştı.
Vatan’dan Levent İçgen’in haberine göre; TSK’daki şüpheli ölümler ve intihar olayları uzun yıllar spekülasyonlara neden olmuştu. Dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner, 2010 yılı sonunda bu tartışmalara son vermek için ölen her asker için ailelerin ölüm hakkında bilgilendirilmesi talimatını vermişti. Koşaner’in talimatının ardından Genelkurmay kaynakları, olayın bütün Silahlı Kuvvetler sathında devam edeceğini ifade ederek, “Bu uygulamayla öncelikle ailelerin kafasındaki soru işaretleri giderilecek ve bu konuda yapılan yanlış yorumların da önüne geçilmiş olacak” demişti. Uygulamayla, öncelikle kaza ve olayın meydana geldiği kuruma ailelerinin davet edileceğini belirten yetkililer, şu bilgileri vermişti:
“Ailenin daveti kabul etmesi durumunda, aile o birlikte misafir edilecek. Aileyi konaklama, iaşe konusunda mihmandar heyet karşılayacak. Ayrıntılı olarak aileye bilgilendirme yapılacak. Emniyetle ve kaza önlemeye yönelik alınan tedbirlerin neler olduğu aileye ifade edilecek. Aile süreç ile ilgili olarak yasal ve idare konularda tam ve eksiksiz bilgilendirilecek. Bilgilendirme adli soruşturmayı etkilemeyecek düzeyde yapılacak. Aile, olayı birlik komutanının kendisinden de dinlemiş olacak.”
Genelkurmay Başkanı Org. Koşaner’in emri üzerine başlatılan uygulama ilk olarak Şemdinli’de hayata geçirilmişti. Jandarma’nın bu olayla ilgili yayımladığı bilgi notunda şu ifadelere yer verilmişti:
“Ölen Jandarma Er Murat Kaya’nın aile mensupları (annesi, amcası ve dayısı), 20-21 Aralık 2010 tarihlerinde Hakkari’ye götürülmüşler ve Şemdinli-Güzelkonak Jandarma Karakol Komutanlığı’nda olayın oluş şekli hakkında bilgilendirilmişlerdir. Ayrıca, ailenin, karakolda görevli diğer erbaş-erler, görgü tanıkları ve soruşturmayı yürüten askeri savcı ile de görüşmesi sağlanmıştır.”
REHBERLİK DANIŞMA MERKEZLERİ BÜTÜN KIŞLALARDA GÖREV YAPIYOR
TSK’daki kaza ve intihar olaylarının asgariye indirilmesi için TSK’daki görevli personelin, psikososyal sorunlarının değerlendirilmesi, askeri ortamın bireyin psikolojik ve sosyal yönü üzerindeki etkilerinin araştırılması için Rehberlik Danışma Merkezleri, bütün kışlalarında görev yapıyor. Birliğe yeni katılan erbaş/erlere kayıt kabul sırasında psikososyal risk faktörü tarama anketi uygulanıyor. Ruhsal problemleri tespit edilenler için ‘Askeri İşlevsellik Değerlendirme ve Kıt’a Kanaat Formu‘ tanzim ediliyor. ‘Askeri İşlevsellik Değerlendirme ve Kıt‘a Kanaat Formu’ ile birlikte sağlık kurumlarına sevkleri sağlanarak tedavileri yaptırılarak, bu personel kontrol altında bulunduruluyor. Ayrıca ateşli silahların intiharın en yaygın yöntem olduğu düşünülerek ‘potansiyel intihar riski olanlar‘ın mermili nöbet yerlerinde görevlendirilmemesi ve izinsiz nöbet değişikliği yapılmamasını da yer alıyor. İntihar etmekte kullanılabilecek silah, ilaç ve benzeri malzemeler de kontrol altında bulunduruluyor.
Birleşmiş Milletler’e bağlı Sierra Leone Savaş Suçları Mahkemesi savcıları, Sierra Leone’deki isyancıları silahlandırmaktan suçlu bulunan eski Liberya Cumhurbaşkanı Charles Taylor’ın 80 yıl hapis cezasına çarptırılmasını istedi.
Beş yıldır Hollanda’nın Lahey kentindeki mahkemede yargılanan Taylor, komşu ülke Sierra Leone’de 1991-2002 yıllları arasında yaşanan iç savaşta on binlerce kişiyi öldüren isyancılarla işbirliği yapmakla suçlanıyordu.
Taylor’ın çocukları savaşa süren, tecavüz, yağmalama, adam kaçırma olaylarından sorumlu tutulan ve kurbanlarının kol ve bacaklarını kesmekle nam salan Birleşik Devrimci Cephe Örgütü’ne mensup gerillalara elmas karşılığında silah sattığı öne sürülüyordu.
Mahkeme geçen hafta Taylor’ı cinayet ve tecavüz dahil 11 ayrı suçtan mahkum etmişti.
Savcılar mahkemede 64 yaşındaki Taylor’ın işlediği suçların boyutunun çok büyük olması nedeniyle uzun süreli hapis cezasına çarptırılması gerektiğini savundu.
Karar 30 Mayıs’ta
Taylor’ın cezası 30 Mayıs’ta açıklanacak.
Charles Taylor 2006’da tutuklandı ve Birleşmiş Milletler desteğindeki savaş suçları mahkemesindeki davası 2007’de başladı.
Eski Liberya Cumhurbaşkanı, kendisine yöneltilen savaş suçu ve insanlığa karşı suç kapsamındaki 11 suçlamayı da reddediyordu.
Sierra Leone’de kollarını ve bacaklarını kaybeden çok sayıda kişi iç savaştan doğrudan Taylor’ı sorumlu tutuyor.
Savcılar beş yıldır, Taylor’ın bu saldırılarda nasıl bir rolü olduğunu tespit etmeye çalışıyordu.
Taylor, Liberya’da 1980’lerin sonundaki iç savaştan da sorumlu tutuluyor. Ancak eski lider bu mahkemede sadece Sierra Leone’de işlediği öne sürülen suçlardan yargılanıyordu.
Eski bir silahlı grup lideri olan Taylor, 1997’de cumhurbaşkanı seçilmiş 2003’te Nijerya’ya sürgüne gitmişti.
2012 IBWF (Uluslararası Tekerlekli Sandalye Basketbol Federasyonu) Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası Finalleri (IWBF Champions Cup Finals ) maçları 4 – 6 Mayıs tarihleri arasında Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı’nın ev sahipliğinde İstanbul’da gerçekleştirilecek.
Turnuva kapsamındaki tüm maçlarda geçerli olan kombine biletler, 4-5-6 Mayıs tarihlerinde Sinan Erdem Spor Salonu bilet gişelerinden ücretsiz olarak temin edilebilir.
Galatasaray, Almanya’dan RSC Rollis Zwickau, İtalya’dan Elecom Sport Roma ve Büyük Britanya’dan Capital Aces WBC ile birlikte A Grubu’nda yer alıyor.
A ve B gruplarında sekiz takımın iki farklı salonda mücadele edeceği organizasyonun açılış töreni 4 Mayıs Cuma günü saat 12.00’de Sinan Erdem Spor Salonu’nda gerçekleşecek. Turnuva aynı gün ve salonda, saat 13.30’da Galatasaray’ın Büyük Britanya temsilcisi Capital Aces WBC ile oynayacağı açılış maçıyla başlayacak.6 Mayıs Pazar günü saat 12.15’te yine Sinan Erdem Spor Salonu’nda düzenlenen final maçının ardından yapılacak törenle 16.00 gibi de sona erecek.
Maç Programı:
4 Mayıs Cuma | Sinan Erdem Spor Salonu
13.30 Galatasaray – Capital Aces WBC
18.00 Galatasaray – RSC Rollis Zwickau
5 Mayıs Cumartesi | Sinan Erdem Spor Salonu
09.30 Elecom Sports Roma – Galatasaray
İlk iki gün sonunda alınan sonuçlar sonrası gruplarda oluşan sıralamaya göre (A1, A2, A3, A4 ve B1, B2, B3, B4) sekiz takım çapraz eşleşecek ve Cumartesi günü eleme maçları oynanacak.
Eleme Maçları
Sinan Erdem Spor Salonu
15.15 Takım A3 – Takım B4 (1. Maç)
17.30 Takım A1 – Takım B2 (3. Maç)
Ahmet Cömert Spor Salonu
15.15 Takım B3 – Takım A4 (2. Maç)
17.30 Takım B1 – Takım A2 (4. Maç)
6 Mayıs Pazar
Sinan Erdem Spor Salonu
10.00 Üçüncülük – Dördüncülük Maçı (3. ve 4. maçı kaybeden takımlar)
12.15 Birincilik – İkincilik Maçı (3. ve 4. maçı kazanan takımlar)
Ahmet Cömert Spor Salonu
09.00 Yedincilik – Sekizincilik Maçı (1. ve 2. maçı kaybeden takımlar)
11.15 Beşincilik – Altıncılık Maçı (1. ve 2. maçı kazanan takımlar)
Galatasaray 2005 yılında eski başkanlardan Özhan Canaydın ve Sinan Kalpakçıoğlu liderliğinde kurulan Galatasaray Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı, antrenör Sedat İncesu yönetiminde TSB Süper Ligde son 5 seneyi (2006-2011) şampiyon olarak tamamlamış, 3 kez Avrupa Şampiyonlar Ligi (IWBF Champions Cup – 2008, 2009, 2011) ve 3 kez de Kıtalararası şampiyonluğa (Kitakyushu Cup – 2008, 2009, 2011) uzanmıştı.
Son Kıtalararası şampiyonluğuna sezon başında (Ekim) Japonya’nın Kitakyushu kentinde erişen Galatasaray turnuvanın ilk günündeAvustralya’dan Perth Wheelcats’i 108-43, ikinci gününde ev sahibi ülkenin temsilcisi Miyagi MAX’ı 85-58, üçüncü gününde Güney Kore’den Seoul MG 95-49 ve finalde Japon ekibi Miyagi MAX’ı 68-51’lik skorla yenmişti.
Antrenörlüğünü Sedat İncesu’nun yaptığı Galatasaray’ın kadrosu şu isimlerden oluşuyor:
4 Tristan Knowles 4 Puan
5 Mateusz Filipski 4 Puan
6 Piotr Luszynski 4,5 puan
7 Ali Asker Turan 3,5 puan
8 Seyran Orman Kurt 1,0 puan
9 Matt Scott 3,5 puan
10 İsmail Ar 1 puan
11 Fikri Gündoğdu 1 puan
12 Umut Ünar 1,5 puan
13 Ferit Gümüş 3 puan
14 Murat Yazıcı 1 puan
15 Özgür Gürbulak 4 puan (Takım Kaptanı)
Antalya’da 21 Ocak’ta çift kol nakli yapılan Atilla Kavdır, tedavi gördüğü Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Atilla Kavdır’ın cenazesi, Varsak Mezarlığında toprağa verildi.
Akdeniz Üniversitesi Hastanesi, Atillak Kavdır’ın sabah 04.30’da hayatını kaybettiğini açıkladı. Atilla Kavdır’a ameliyatı yapan ekibin başkanı Prof. Dr. Ömer Özkan, konu ile ilgili kısa bir açıklama yaptı.
Ömer Özkan, Kavdır’ın 1 Mayıs’ta çok kısa sürede septik şoka girdiğini söyledi. Özkan, hastanın ilk günkü yoğun desteğe bir miktar cevap verse de sabah yapılan tüm müdahalelere rağmen saat 04.30’da hayatını kaybettiğini bildirdi.
Ailesi tarafından hastaneden alınan Atilla Kavdır’ın naaşı, Varsak mahallesindeki evine götürüldü. Evli ve iki çocuk babası olan 34 yaşındaki Atilla Kavdır, kılınan cenaze namazının ardından Varsak Mahalle Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Japonya, bu Cumartesi günü, çalışan son nükleer reaktörünü de devre dışına alacak ve geçtiğimiz Mart ayında yaşanan korkunç Fukuşima kazasından sonra ülke şimdilik nükleer enerjiden tamamen uzaklaşmış olacak. Devre dışına alınacak Tomari 3 reaktörü 2009’un Aralık ayında devreye girmiş 900 MW gücünde bir basınçlı su reaktörü, Japonya’nın nükleer filosunun son üyesi. Fukuşima kazasının ardından diğer 53 nükleer güç reaktörleriyle birlikte bu sonuncusu da 14 metre yüksekliğinde tsunami dalgalarına dayanıp dayanamayacağı dahil çok geniş stres testlerinden geçirilmek üzere devre dışına alınıyor.
Japonya'nın Kuzey adasındaki Tomari nükleer santrali
Japonya’da nükleer enerjinin geleceği parlak değil. Fukuşima kazasının yıldönümünde 45 bin kişi Tokyo’da nükleere hayır dedi. Dünyanın ilk ve tek nükleer saldırı mağduru bu ülkesi, hazin kazayla bu masif enerji kaynağının tehlikelerini tekrar hatırlamak zorunda kaldı. Hükümetin yerel nüfusun onayını almadan her hangi bir nükleer santrali çalıştırmayacağına dair sözü üzerine, şu anda reaktörlerin birinin bile devreye alınıp alınmayacağı şüphe konusu. Japon sanayii artan enerji fiyatlarından muztarib bir şekilde bastırıyor, diğer tarafta ise nükleerden yeterince travmatize olmuş bir nüfus ‘bir daha asla’dan ‘benim arka bahçemde değil’e bir skala içinde gerekçelerle nükleersiz yaşamak istiyor. Hükümetin devreye almaya hazır olduğunu söylediği Oi Nükleer Santrali için vatandaşlar ve yerel yönetim hâlâ ikna edilebilmiş değil.
Nükleerin yokluğunda Japonya herşeyden önce enerji ihtiyacını kısmayı seçti. Makul insanlar, değil mi? Kazadan ve deprem felaketinden bu yana çok kuvvetli enerji verimliliği tedbirleri, tüketim toplumunun gereksiz masif enerji talebine ket vurma kampanyaları ve yönetmelikleri söz konusu. Ülke, kısa vadede fosil yakıtlara yüklenerek enerji ihtiyacını karşılamaya çalışıyor. Uzun vadede belli olan tek şey ise tasarrufun ve verimlilik tedbirlerinin devam edeceği ve yenilenebilir enerji kaynaklarının çok daha fazla kullanılacağı.
Sırf petrol ithalatı için günde 100 milyon doları bulan bu geçici ek fosil faturasının ekonomik yükü ağır. Endüstrielistler zaman zaman üretimi başka yerlere kaydırmak gibi tehditler savuruyor, büyüme %0.1 ile kısıtlı kalacak diyor, kızıyorlar. Tehdit savurmayı seven bir başka klik olan elektrik şirketlerine göre Tokyo’da bu yaz %5, ülkenin başka yerlerinde daha da büyük elektrik açıkları bekleniyor. Oysa, 10 Sıvı doğalgaz depolama tesisi ile ülkenin alt yapısı şimdilik bu dağılımı kaldırıyor, ve geçen yaz tüketimde %18 gibi bir düşüş gerçekleştirmişti endişeli insanlar.
Önemli nokta, fosil yakıtlara yönelme, bu ekonomik yükün yanı sıra, Japonya’nın iklim değişikliği ile mücadele mesuliyetini de sekteye uğrattı. Nükleer kaza öncesi, 2009 rakamlarına göre, ülkenin o yılki 1.047.919 GW hacmindeki dev elektrik üretiminin yaklaşık %27’si doğal gaz, %26’sı nükleer, %26’sı kömür, %9’u petrol, %8’i hidrolik ve %4’ü diğer kaynaklardan karşılanmış. Bu sene nükleerin devre dışı kalmasıyla doğal gaz ve petrole yüklenmeleri üzerine elektrik üretiminde birim (TPE) başına salınan karbondioksitte %15 oranında bir artış gözlemlenmiş. Bu hal-i hazırda 1990 karbon salım değerlerinin %12 altına inebilmiş bir ülke için iyiye alamet değil; ama hatırlanmalı ki bu %15 sera gazı artışı birincil enerji kullanımında değil sadece elektrik üretiminde bir artış ve bu bir felaket sonrası kriz senaryosu. Japonya Enerji Ekonomisi Enstitüsü’nün hesaplarına göre, ülkenin nükleere geri dönmemesi CO2 salımlarında %5 bir artış demek olacak. Bu insanlığın mevcut salımlarının %4’ünden mesul Japanya’nın salımının %5’i olunca kayda değer bir rakam oluyor.
Ancak hikaye bundan ibaret değil. Nükleere dönmeden bariz ki Japonya iklim ve de ekonomi konusunda zorlanacak birkaç sene; belki sanayiin taleplerine boyun eğip birkaç reaktörünü çalıştıracak bile, ama çığır açacak bir dönüşüm sağlayabileceğinin ve vatandaşlarının da bunu istediğinin farkında bir toplum artık Japonya. Çevre Bakanlığı’na bağlı bir kurul ülkenin nükleer reaktörleri tamamen kapatıp yine de 2030 yılına kadar, tasarruf ve %25-%35 arası bir hedefte yenilenebilir enerji kullanımıyla, sera gazı emisyonunu 1990 değerlerinin %25 altına çekme vaadini gerçekleştirebileceğini açıklıyor. Bundan ilerisi ise yeni, temiz, sürdürülebilir bir enerji ekonomisinin ne derece ciddi bir siyasi hedef olacağına bağlı.
Gelişmeler şimdilik ümit verici, zira Fukuşima kazası ardından bu sene güneş enerjisi yatırımları ülkede fırladı; felaketle yüzleşilen bir yılda 1.1 GW yeni iletim hattı bağlantılı fotovoltaik kapasite tesis edildi. Ülkenin şu anki kapasitesi 4.7 GW, tam kapasite çalıştığı anlardaAkkuyu’da inşa edilmek istenen nükleer santrale eşdeğer bu, ve verimlilik faktörü göze alındığında da büyük bir termik santralin kurulu gücünün üstünde veya 2 ortalama nükleer reaktörün normal verimlilikte çalışmasına tekabül ediyor. Güneş dünyanın Türkiye’den daha az elverişli çok yerinde olduğu gibi Japonya’da da çığ gibi büyüyecek, Bloomberg Fransa’nın hesaplarına göre sadece 2014 yılına kadar ülkede 20 GW kurulu güneş gücüne erişilmesi beklenebilir. Büyük güneş enerjisi yatırımları planlarının yanı sıra burada değişimin anahtarı Almanya benzeri tarifeli alım garantileri ile yenilenebilir enerjilerin şebeke bağlantılı yaygın bireysel kullanımının da teşviki. Japonya, güneş enerjisi için $0.52/kws, rüzgar için $0.28/kws cazip alım garantileri açıkladı (Türkiye’de güneşe kısıtlı bir kapasiteye kadar $0.135/kws veriyor hükümet). Sanırım dili yanıp toplumsal ve ekolojik yıkım ve ilerideki devre-dışına alma, atıklarla ilgilenme maliyetlerini göze almak zorunda kalınca, bu cazip fiyatların pahalı olmadığını idrak ediyor hükümetler. Güneşin yanı sıra rüzgar, okyanus enerjisi ve jeotermal de yüksek potansiyele sahip Japonya’da. Diğer taraftan, ülke HES inşaatleri için yönetmeliklerini hafifletiyor acil bir tedbir olarak. Her halükarda 1970’lerin enerji kriziyle nükleeri seçen Japonya’da, bugünün iklim ve nükleer kaza krizleriyle bir ciddi yenilenebilir enerji ekonomisi doğuyor.
İki eski müttefik, iki eski otoriter kültür, Almanya ve Japonya 20. yüzyılda otoriteryanizmin yükünü üstlerinden acılarla attıktan sonra, 21. yüzyılın başlarında, demokratikleşmiş toplumlarıyla, yenilenebilir enerji ekonomisine geçişin önderliğini yapmaya başladılar bile. Vatandaşların kaygılarına ve isteklerine kulak vererek, doğa ananın (-bu tabiri sevmediyseniz siz bilimin deyin, küresel ısınmanın semptomları siz ne isim verirseniz yine de ayni, nükleer atıklar da bir yere gitmiyor-) dayatmalarını göz önünde bulundurarak belirlenen, sadece yenilenebilirleri değil ayni zamanda tasarruf ile adem-i merkezileşmeyi de içeren, çok daha geniş tabana yayılmış bir enerji politikası AKP Türkiye’sinden bakıldığında çok büyük bir hayalmiş gibi durabilir. Oysa ki bugün gerçekleşiyor, ve Türkiye bu dönüşümün dışında kalıyor olduğu için belki de ülkenin kalkınma ve modernleşme tarafgirleri önümüzdeki on yıllarda yine geriye bakıp ne hata yaptıklarına dair az gelişmişlik teorileri üretmeye devam edecekler.
Akkuyu Nükleer Santralinin yapılması planlanan Büyükeceli beldesinin 10 KM doğusunda, Akdeniz sahilinde Yeşilovacık beldesi açıklarında 4.0 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Deprem Araştırmaları Enstitüsü’ne göre deprem dün sabah 9:24’te gözlemlendi ve beldenin açıklarında, yer kabuğunun 5 KM altında oluştu.
Beldede her hangi bir zarar tespit edilmezken, dalma-batma zonunda yaşanan deprem ayni sahilin devamında inşa edilmesi düşünülen nükleer santral hakkındaki kaygıları tekrar gündeme getirdi. Çatladığı taktirde büyük bir deprem aktivitesi hasıl olabileceği söylenen Ecemiş fay hattının uzantısı kabul edilen alanda da hareketlilik olduğu rapor ediliyor.
Türkiye’de depremler ve nükleer santraller için hesaplanamayacak riskleri ileri nükleer teknoloji ülkesi olmakla iftihar eden Japonya, geçtiğimiz sene Mart ayındaki Büyük Doğu Japonya Depremi’nin ardından, Fukuşima nükleer santralinde tarihin en büyük nükleer kazasını yaşadığında tekrar gündeme gelmişti. Cumartesi günü Japonya çalışan son nükleer güç reaktörünü devre dışına alıyor ve ülkede her hangi bir nükleer santralin tekrar devreye alınıp alınamayacağı tartışma konusu.
(Yeşil Gazete, Silifke Haber, Anti Nükleer İletişim)
Ekonomik krizin resesyona sürüklediği İspanya’da bu sefer öğrenciler meydanlara indi. Eğitimde yapılan kesintileri ve öğrenim ücretlerindeki zamları protesto eden yüzlerce öğrenci Barselona’da yürüdü.
Polis, geçtiğimiz mart ayında genel grev sırasında yaşanan olayların tekrarlanmaması için geniş güvenlik önlemi aldı. Ancak, hükümet aleyhine sloganlar atan gruplara polis müdahale etmedi. Öğrenciler ise protestolarında kararlı: “Bütün bu polislerden korkmamalıyız. Grevimize devam etmeliyiz. Avrupa Merkez Bankası ya da her neye karşı olursa olsun korkmamalıyız.”
Bu arada ülkede ekonomik krize karşı alınan önlemler sonrası gelirlerini kaybeden aileler zor günler geçiriyor. Barselona’a 20 kilometre mesafede oturan bu aile, borçlarının karşılığı konulan haciz sonrası evlerini terk etmek zorunda kaldı.
Komşuları evinden atılan Barbara’ya destek veriyor: “Buna kriz sebep oldu. Krizden sorumlu olmayanlar onun bedelini ödemek zorunda kalıyor. Evinden çıkarılma kararı kendisine verilen Barbara gibiler ise bütün yükü sırtında taşıyor.”
Ekonomik krizle sarsılan ülkede alınan tasarruf önlemleri İspanya’yı resesyondan çıkarmakta etkili olamıyor. İspanya Ulusal İstatistik Enstitüsü’nün son verilerine göre ülkede 5.6 milyon işsiz bulunuyor.
Galatasaray, 58’inci maddenin değiştirilmesi ve yine aynı talimata 105’inci maddenin eklenmesine yönelik kararın iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Tahkim Kuruluna başvurdu.
10 maddelik itiraz dilekçesi hazırlayan Sarı Kırmızılı yönetim, Futbol federasyonu yönetim kurulunun yaptığı değişikliklerin UEFA kurallarına, düzenlemelerine ve talimatlarına aykırı olduğunu savundu.
UEFA’nın 58’inci maddede değişiklik yapma isteğine , “Genel Kurulda onaylanması şartı ile” izin verdiği ve bunun da genel kurulda reddedildiği belirtildi.
Futbolda verilecek cezaların ertelenmesinin, başka kulüplerin zarara uğramasına yol açabileceği ve bunun da toplumdaki adalet duygusunu zedeleyeceği iddia edilerek, 105’inci maddenin iptali istendi.
Düzenlemelerin kişiye özel af niteliğinde olduğu belirtilerek, bunun hem genel hukuka hem de FIFA, UEFA ve TFF düzenlemelerine aykırı olduğu ifade edildi.
Beyoğlu’nda Penguen Dergisi’nde çıkan yangın korkuttu. Dergide mahsur kalan karikatürist ve aynı zamanda derginin kurucularından Metin Üstündağ, itfaiye ekipleri tarafından dışarı çıkartıldı. Bir çalışan da itfaiye merdiveniyle binadan alınarak aşağı indirildi.
Yangın, akşam saatlerinde İstiklal Caddesi Anadolu Sokak’ta bulunan Penguen Dergisi’nde çıktı. Henüz belirlenemeyen bir sebeple çıkan yangında bir anda her tarafı dumanlar kapladı. Dumanları gören vatandaşlar itfaiyeye haber verdi.
Olay yerine gelen itfaiye ekipleri dergide mahsur kalan karikatürist ve aynı zamanda derginin kurucularından Metin Üstündağ’ı dışarı çıkardı. Bu arada yine dergide mahsur kalan çalışanlardan Ercan Genç’de itfaiye ekipleri tarafından uzatılan merdivene alınarak aşağı indirildi. Kendisine uzatılan suyu titreyerek içen Genç’i arkadaşları sakinleştirdi.
Olay yerine gelen 112 ekipleri de Üstündağ ve Genç’e ilk müdahaleyi yaptı. Yangın kısa sürede kontrol altına alınırken polis yangınla ilgili inceleme başlattı.
Bilgi veren bir dergi çalışanı, yangının çıkış nedenini bilmediklerini belirterek, “Biz dışarı çıkmıştık. İtfaiye geldi, müdahale etti. Büyük alev çıkmadı, yoğun duman çıktı. Onu da itfaiyeci arkadaşlar söndürdü. Arkadaşlarımız biraz dumandan etkilendi. Durumları iyi.” şeklinde konuştu.