Ana Sayfa Blog Sayfa 4705

‘Aliağa’da 7 termik’ meclis gündeminde

İstanbul Milletvekili Levent Tüzel, Aliağa’da kurulmak istenen 7 termik santralle ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi. Aynı bölgeye 7 termik santral yapılmasının, çevre ve halk sağlığını olumsuz yönde etkileyeceğini belirten Tüzel, bu konuda bir önlem alınıp alınmadığını sordu.

Termik santrallere Aliağa halkı da karşı. Uzun yıllardır ağır sanayi atıklarına maruz kalan Aliağa’nın, mevcut çevre sorunları çözülmezken, bir de bölgeye kömürle çalışacak 7 termik santralin yapılmak istenmesine karşı çıkan Aliağalılar, binlerce kişinin katılımı ile 6 Mayısta bir miting de gerçekleştirmişlerdi. Mitinge Levent Tüzel de katılmış ve destek vermişti.

ALİAĞA DİLOVASI OLMASIN

Aliağa ve çevresinde yapılması planlanan termik santrallerin yaratacağı kirliliğin, çevre ve halk sağlığı açısından değerlendirilmesini isteyen Tüzel, “Aliağa’da, kanser vakalarının Türkiye ortalamasının çok üstünde olduğuna dair bulguların çevre ve sağlık örgütleri tarafından yapılan araştırmalarda ortaya konulduğunu” dile getirdi. Tüzel, Aliağa’nın geleceğinin de tıpkı Kocaeli Dilovası’nda olduğu gibi yaşamı durdurma noktasına getirebileceği uyarısında bulundu.
Ağır sanayi tesislerinin yoğun olarak varlığını koruduğu ve atıklarının yeterince arıtılmadan doğaya salındığı için havayı, toprağı ve yeraltı sularını kirlettiğini kaydeden Tüzel, soru önergesinde termik santral yerine doğanın ve halk sağlığının korunması için temiz ve ekonomik olan rüzgar ve güneş enerjisi gibi seçeneklerin değerlendirilip değerlendirmediğini sordu.

KANSER VAKALARI

Aliağa’da, kanser vakalarının Türkiye ortalamasının çok üstünde olduğuna dair bulgular konusunda inceleme yapılıp yapılmadığını da soran Tüzel, bu santral ve ağır sanayi kuruluşları işletilirken kullanılması gereken, çevreye duyarlı, en temiz ve yüksek teknolojinin kullanılıp kullanılmadığı ve atmosfere karışan zehirli gazların ölçümlerinin hangi sıklıkla yapıldığına da yanıt istedi. Tüzel, Bakan Bayraktar’a, “Termik santrallerde kullanılacak kömürün nereden ithal edileceği, maliyetinin ne olacağı, günlük ve yıllık kömür miktarının ne kadar olacağı” sorularını da yöneltti.

(Evrensel)

Askerlik kanunu değişiyor

Askerlik Kanununda değişiklik yapılmasına dair tasarısı TBMM’ye sunuldu. Tasarı, ilk yoklama ve yedeklik yoklamasının kaldırılmasını öngörüyor.

Askerlik Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı Meclis Başkanlığı’na sunuldu.

Tasarı; ilk yoklama ve yedeklik yoklamasının kaldırılması gibi köklü değişiklikler içeriyor.

Fakülte öğrencilerinin askerliği erteleme şartlarından olan okula devam mecburiyeti de kaldırılacak.

Yasa aynı zamanda, fakülte ve yüksek okulları bitirenlere, askerlik hizmeti sırasında veya bu hizmeti tamamladıktan sonra sözleşmeli subay veya astsubay olabilme imkanı veriyor.

İşte tasarıda öne çıkan bazı detaylar:

AİLE HEKİMİ MUAYENE EDECEK
Sağlık muayeneleri TSK sağlık yeteneğine ilişkin yönetmelikte belirtilen usul ve esaslara göre yapılacak. Bu muayeneler, askerlik şubesinin bulunduğu yerde öncelikle varsa aile hekimi tarafından, yoksa en yakın resmi sivil sağlık kuruluşunda veya asker hastanelerinde tek tabip tarafından yapılacak.

ERTELEME KOŞULLARI
Tasarıyla, askerlik işlemlerinin ertelenmesine neden olan hallerden bazıları yeniden düzenlendi. Lise veya dengi okullarla fakülte ve yüksekokullarda öğrenim görenlerin askerlikleri; bitirdiği okulun dengi veya daha aşağı seviyedeki bir öğretim kurumuna kayıt yaptırmamak, yoklama kaçağı veya bakaya kalmamak ve 29 yaşını geçmemek kaydıyla; mezun oluncaya ya da ilişkileri kesilinceye kadar ertelenebilecek.

YOKLAMAYA KAÇAĞINA 100 LİRA CEZA
Yoklamada bulundukları yerdeki askerlik şubesi, elçilik veya konsolosluklara gelmeyen ve mazereti bulunduğuna dair belge ibraz etmeyenlerden, birlikte yoklamaya tabi oldukları doğumluların sevk yılı içindeki ilk celp ve sevk tarihinden sonra, son celp ve sevk döneminin bitiminden önce ele geçen veya kendiliğinden gelenler, hekime ya da asker hastanesinde muayene ettirilecek. Muayene neticesinde askerliğe elverişli oldukları anlaşılanlar sınıf ve tertibat yerlerine derhal sevk edilecek. Bu durumdakilere 100 TL idari para cezası verilecek.

ÜNİVERSİTELİLERE MUVAZZAFLIK YOLU
En az 4 yıl süreli fakülte veya yüksekokulları bitiren kadın veya erkeklerden muvazzaf subay olmak için başvuranlar 27 yaşından, lisansüstü öğrenimi tamamlamış olanlar ise 32 yaşından büyük olmamak ve gerekli şartları taşıması şartıyla Genelkurmay Başkanlığı’nca gösterilecek, TSK tarafından harp okullarında yetiştirilemeyen veya yeterince yetiştirilemeyen sınıflarda muvazzaf subaylığa atanabilecek

MECBURİ HİZMET 10 YILA İNİYOR
Muvazzaf subayların mecburi hizmet süresi 15 yıldan 10 yıla indirilecek.

Rusya’nın yeni başbakanı Dmitri Medvedev

Rusya’da Devlet Başkanlığı koltuğunu Vladimir Putin’e devreden Dmitri Medvedev başbakanlık görevine getirildi.

Rus parlamentosunun alt kanadı Duma’da yapılan oturumda oy birliğiyle Başbakan seçilen Medvedev, 6 yıl görevde kalacak.

Medvedev, 2008’de Devlet Başkanlığını Putin’den devralıp 4 yıl Kremlin Sarayı’nda kalmıştı.

İktidar partisi Birleşik Rusya ve aşırı sağcı parti Liberal Demokratlar Medvedev’e tam destek verdi.

450 oydan 299unu almayı başaran yeni başbakan yaptığı konuşmada,nihayet önemli konulara odaklanabileceklerini umduğunu, bütün anlaşmazlıkları bir kenara bırakıp ülkenin başta gelen sorunlarını çözmeye çalışacaklarını, söyledi.

Oturumun ardından Putin, yarın düzenlenecek Zafer Bayramı öncesinde, Moskova’da, Meçhul Asker Mezarı’ndaki Sönmez Ateş‘e bir çelenk bıraktı.

Rusya’nın uzun dönem aynı kişiler tarafından yönetilmesine karşı düzenlenen protestolarda 700 kişi gözaltına alındı.

Bugün ise oylama öncesi Kremlin Sarayı önünde Medvedev’e karşı düzenlenen gösterilerde aralarında iki muhalif liderin de bulunduğu 20 kişi polis tarafından bölgeden uzaklaştırıldı.

RedHack, HES protestolarına destek için hackledi!

RedHack grubu bu kez de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın internet sitesini ‘hack’ledi.
“Halk için hack” sloganını kullanan RedHack grubu’na destek verdiğini açıklayan “lovingteam” isimli hacker tarafından gerçekleştirilen saldırının ardından, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın resmi sitesine, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan’ın Ve Yusuf Aslan’ın fotoğrafları yerleştirildi.

Hackerler, eylemlerini HES protestolarına destek vermek için gerçekleştirdiklerini açıkladılar.

BDP’li Özdal Üçer disipline sevkedildi

BDP MYK toplantısında, Van’da bir doktoru darp eden Van milletvekili Özdal Üçer’in Disiplin Kurulu’na sevk edilmesi kararlaştırıldı.

BDP’den yapılan yazılı açıklamada, MYK toplantısının dün gerçekleştirildiği ve toplantının siyasal durum, örgütlenme ve planlama gündemleriyle yapıldığı belirtildi.

Toplantının planlama gündeminde, Bulanık, Malazgirt, Doğu Beyazıt, Ağrı, Patnos, Iğdır, Kars, Suruç, Cizre, Ömerli’de genel başkan ve genel başkan yardımcılarının katılımıyla mitingler ve ziyaretler yapılmasının kararlaştırıldığı bildirilerek, parti içi Alevi konferansı düzenlenmesine karar verildiği kaydedildi.

İş Güvenliği Haftası nedeniyle İstanbul ‘da milletvekillerinin katılımıyla bir eylem gerçekleştirileceğine işaret edilen açıklamada, “Toplantıda ayrıca, Van Araştırma Hastanesi’nde yaşanan olay nedeniyle Van Milletvekili Özdal Üçer’in, parti ilkelerine aykırı davranışı nedeniyle PM üyesi Fatoş Yener’in Disiplin Kurulu’na sevk edilmeleri kararlaştırıldı” ifadeleri yer aldı.

Gerçekleri hatırlatan kişiye Gökçek’ten hakaret

Belediye başkanı olduğundan beri 1 metrelik metroyu yapıp açmayan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, bu gerçek kendine hatırlatılınca hakarete başvurdu.

Melih Gökçek’i twitter’dan eleştiren bir vatandaş, Gökçek’e, ‘1 metre ray döşeyemedin’ dedi, Gökçek de ‘Gel rayları göstereyim, resim mi çektirirsin başka bir şey mi yaparsın bilemem’ diye yanıt verdi.

Özellikle akşam saatlerinde twitter ’ı yoğun olarak kullanan ve burada takındığı üslupla zaman zaman gündeme gelen Gökçek, söz konusu yılan hikâyesine dönen metro inşaatları olunca yine kendini tutamadı. Bir twitter kullanıcısı, Gökçek’in ileti yazdığı bir sırada kendisine metro inşaatlarını sordu. Gökçek ile yurttaş arasındaki diyalog şöyle gelişti:

@EsberAtila: @06melihgokcek (Murat) Karayalçın’dan sonra 20 yıl 1 metre dahi ray döşeyemediğin metrodan seni kurtaran RTE’ye ( Recep Tayyip Erdoğan ) şükret. Ank (Ankara) laf değil hizmet istiyor.

@06melihgokcek: Döşediğim rayları gösterirsem o rayları ne yaparsın? :) Özel kaleme gel, yanına birini vereyim, artık raylara resim mi çektirsin, başka bir şey mi yaparsın, tercih senin:

@EsberAtila: Sayın Başkan seviye önemli lütfen düşürmeyin. Ne zaman geliyim rayları görmeye? İnşallah hayallerinizde değildir.

Kartal, hentbolda şampiyonluğa uçtu

0

Hentbol Erkekler Süper Lig final serisinde Beşiktaş, son maçta Büyükşehir Belediyesi Ankaraspor’u 27-25 mağlup etti ve şampiyonluğunu ilan etti. Siyah beyazlılar, üst üste 4. ve toplamda 8. şampiyonluğunu kazandı.

Seyfi Teoman hayatını kaybetti!

Bakırköy’de üç hafta önce geçirdiği trafik kazasında ağır yaralanan yönetmen Seyfi Teoman, hayatını kaybetti.
Bakırköy’de 16 Nisan’da motosiklet kazası geçiren ve beyin kanaması teşhisiyle kaldırıldığı İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Reanimasyon Anabilim Dalı’nda 3 haftadır tedavisi süren Seyfi Teoman, bu akşam hayatını kaybetti.
Kayseri’de 1977’de doğan Seyfi Teoman, Boğaziçi Üniversitesi İktisat Bölümü’nü bitirdikten sonra Polonya Ulusal Sinema Okulu Lodz’da film yönetmenliği eğitimi aldı.
Teoman’ın 2004’te çektiği kısa filmi ”Apartman”, ulusal ve uluslararası pek çok festivalde gösterilerek, ödüle değer görüldü.
Seyfi Teoman’ın ilk uzun metraj filmi ”Tatil Kitabı”, 58. Berlin Film Festivali’ne kabul edilen tek Türkiye yapımı film oldu. Teoman’ın 2008’de Berlin Film Festivali’nin forum bölümünde dünya galası yapılan filmi, Türkiye’de ulusal yarışma bölümünde yer aldığı 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali’nde ”En İyi Film” ve ”FIPRESCI” ödüllerini kazandı.
Seyfi Teoman, ”Bizim Büyük Çaresizliğimiz” adlı filmle Berlin Film Festivali’nin yarışma bölümüne katılmıştı.

Dünyanın belgeseli İstanbul’a geliyor

Bu sene 5. yılını kutlayacak olan DOCUMENTARIST, yine dünyanın gerçek gündemine ışık tutan filmlere kucak açıyor. 1-6 Haziran’da gerçekleşecek olan festivalin onur konuğu, çağımızın en önemli belgeselcilerinden Hollandalı yönetmen Heddy Honigmann…

İstanbul Belgesel Günleri, 1 – 6 Haziran’da özel bir programla 5. yaşını kutlamaya hazırlanıyor. Dünyanın en nitelikli belgesellerinden oluşan seçkileriyle Türkiye’deki film festivalleri içinde özel bir yer edinen etkinlik, 2012 programıyla da belgesel alanında yeni ufuklara açılıyor.

Bugüne kadar belgesel sinemanın pek çok ustasını ağırlayan DOCUMENTARIST’in bu yılki onur konuğu çağımızın en önemli belgeselcilerinden olan Heddy Honigmann. “Metal ve Melankoli”, “O Amor Natural”, “Yeraltı Orkestrası”, “El Olvido” gibi klasikleşmiş filmlerinin yer alacağı geniş kapsamlı bir retrospektifle İstanbul’da ağırlanacak olan yönetmen festivalde bir de ‘sinema dersi’ verecek.

Dünya çapındaki belgeselci, yapımcı ve festival temsilcilerini İstanbul’a taşıyan DOCUMENTARIST, yerli ve yabancı belgeselciler için bir buluşma platformu olma misyonunu bu yıl da sürdürüyor. Honigmann bölümünün yanısıra festival programı bu yıl, dünyanının gündemine oturan bir coğrafyayı daha yakından tanımaya yardımcı olacak filmlerin buluştuğu Arap Dünyası: Değişim Rüzgarları, komşumuzun içinden geçtiği zorlu sürece ayna tutan filmlerin ağırlıkta olduğu Yunanistan: Komşuda Pişen, bellek ve belgesel sinema ilişkisini tartışılacağı Belleği Belgelemek, müzikle sinemanın mutlu birlikteliğine örnek oluşturan filmlerden oluşan Müzik Belgeselleri gibi bölümlere dağılmış 90’a yakın fimden oluşuyor. DOCUMENTARIST 2012 programında Cannes, Berlinale, IDFA, DOK Leipzig, CPH:DOX, Jihlava gibi festivallerden seçilen en yeni ve bol ödüllü filmlerin yanısıra,
“Sınırın Ötesi” (Step Across the Border) gibi klasikler de yerini alacak. Festivalde, Avrupa’daki saygın sinema okullarından Prag merkezli FAMU da, öğrencilerinin ürettiği filmler ve konuklarıyla özel bir bölüme konuk olacak. Festival haftası boyunca ayrıca programdaki temalara ilişkin atölye, panel, söyleşi, özel gösterim ve sergi gibi pek çok yan etkinlik gerçekleştirilecek.

Hollanda Başkonsolosluğu’nun desteğiyle 2010’dan beri verilen ve yönetmenlerin ilk ve ikinci filmlerine açık olan Documentarist Yeni Yetenek Ödülü de, üçüncü kez sahibini bulacak. Festival pek çok yan etkinliğin yanısıra, ilk etabı Mart ayında gerçekleştirilen, John Appel ve Jeroen Berkvens eğitmenliğindeki Yaratıcı Belgesel Geliştirme Atölyesi’ne de ev sahipliği yapıyor. Atölyede, Türkiye’den seçilerek geliştirilen 7 projeye uluslararası yapım olanakları yaratılmaya çalışılacak, bazı projeler yurtdışındaki festivallere davet edilecek.

Hollanda Başkonsolosluğu, İstanbul Fransız Enstitüsü, Yunan Başkonsolosluğu, Dimitrie Cantemir Romen Kültür Merkezi, Goethe Enstitüsü, Çek Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu, Anadolu Kültür, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Hotel Armada’nın desteğiyle gerçekleşen festivalin medya sponsorluğunu CNN Türk; tanıtım desteğini Birgün Gazetesi, Altyazı Sinema Dergisi, Yeni Film, Bianet, Zero İstanbul, Grizine, Fil’m Hafızası, Alternatif-İstanbul ve Filmlerim.com, festival mobil uygulama desteğini ise Stüdyo Nord üstleniyor.

DOCUMENTARIST – 5. İstanbul Belgesel Günleri’nin gösterim ve etkinlikleri, 1-6 Haziran 2012 tarihlerinde Akbank Sanat, Fransız Kültür Merkezi, Aynalı Geçit Sinema Salonu, SALT Beyoğlu ve Romanya Kültür Merkezi’nde gerçekleşecek. Festivalin ayrıntılı programı 15 Mayıs’ta düzenlenecek bir basın resepsiyonuyla açıklanacak.

İmam Hatipler ve 4+4+4 – Ali Yurttagül

Darbeler ve darbelerin Türkiye gündemini belirlediği bu günlerde 4+4+4 olarak hafızalara kazınan eğitim “reformu” şimdilik gündemden düşmüşe benziyor. Fakat bu algı pek doğru değil. Zira eğitim politikası toplumun tüm kesimlerini ilgilendirdiği gibi, eğitim reformları sadece projeler olarak parlamentolarda değil, genellikle uygulamada daha yaygın olarak tartışılır. Geçen gün Parlamento Gurup başkanımız Daniel Cohn-Bendit’in benden Türkiye’de darbelerle hesaplaşma konusundaki gelişmeler üzerine bilgi istemek yerine, eğitim reformu üzerine ne düşündüğümü sorması ve “kaygıları” paylaşıp paylaşmadığımı bilmek istemesi, beni pek şaşırtmadı. Zira Avrupa’da 4+4+4 eğitim reformu olarak değil, din eksenli muhafazakâr bir politik proje olarak algılanıyor. Bu algı pek yanlış sayılmaz.

Bu proje derin bir politik hata olduğu gibi, sağduyunun rafa kaldırıldığı bir süreç olduğunu düşünüyorum. Zira eğitim politikasındaki sonuçlarını henüz kestiremediğimiz bu kanun pedagojik değil, imam hatiplerin ihyasına yönelik politik bir girişimi simgeliyor. Demokratik bir anayasa ruhuna aykırıdır. Türkiye’de gerekli bulduğumuz köklü bir eğitim reformu olmaktan uzaktır. Muhafazakâr aileleri tatmin edeceği şüphelidir. Muhalefet bu konuyu ciddi bir eğitim reformu kampanyasına dönüştürebilirse, yani 8+3′ ü ve 28 Şubat’ı savunmayan, muhafazakâr aileleri de kucaklayan bir eğitim reformu tartışmasına dönüştürebilirse, AKP ilk büyük politik yenilgisini yaşayabilir.

Neden pedagojik değil, politik?

Gerçi başbakan tekrarlayıp duruyor, politik amaçlı değil, pedagojik bir projedir diye. Fakat bu kelimelerin taktik savunmadan ibaret olduğuna işaret eden birçok veri var. Eğitim politikası toplumun tüm kapsamlarını ilgilendiren bir konudur ve eğitim reformları parlamenter demokrasilerde geniş ve derinlemesine tartışılarak hayata geçirilmesi gerekli olduğu gibi, sadece siyasi partileri değil sivil toplum ve meslek kuruluşlarının da karar sürecine katılımı gereklidir. Fakat bu proje, toplumda derinlemesine tartışmak bir yana, parlamentoda bile derinleşmesine tartışılmadan kabul edildi. AKP’nin konuyu geniş kitlelerle tartışıp paylaşarak gerçekleştirmekten kaçmasını iyi niyetle açıklamak pek kolay değil. Kaldı ki birkaç günlük kısa dönemde bile Türkiye de eğitim konusunda kafa yoran ve temel sorunlara eğilen bir sivil toplum olduğunu izlemek mümkündü. AKP bu insanlarla düşüncelerini niçin paylaşmadı anlayamıyoruz. Projenin Milli Eğitim Bakanlığından değil, AKP parlamento gurubunda eğitim uzmanları olduğunu sanmadığımız üyeler tarafında sunulması, hatta bakanlık uzmanları ile paylaşılmaması da oldukça garip. Alelacele geçirilen projenin pedagojik olmadığına işaret eden en önemli sonucu çocukları 9–10 yaşlarında “meslek” seçimine zorlaması ki, bu yaşta çocukların sorun ve gereksinmeleri meslek değildir. Projenin ilk taslağının pek temiz çalışılmadığı da “zorunlu” eğitim süreci ve kızların evde kalmaya zorlanması tartışması oldu. AKP, zorunlu eğitimi 12 yıla çıkararak konuyu geçiştirmeye çalıştı, bu uzun süre zorunlu eğitimin gerekli, uygulamada gerçekçi, altyapının hazır olup olmadığını araştırmadan. Uzatmayalım, projeye MHP inisiyatifi ile “Kuran-ı Kerim derslerinin” girmesi de sürecin parlamentoda etraflı düşünülmeden karara gittiğini gösteriyor. İmam hatip liselerine gelmeden “Kuran-ı Kerim derslerine” kısaca bir göz atalım.

Anayasa sorunu

Bu projenin Anayasa açısından sorunlu olduğunu düşünüyoruz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye ve diğer Avrupa Konseyi üyesi ülkelerde din dersleri ile ilgili birçok kararı vardır. Anayasa mahkemelerinin, mesela Almanya Anayasa mahkemesinin okullarda başörtüsü üzerine kararları var. Din ve inanç hürriyeti ile ilgili tüm bu kararların temel ve ortak yönü “eşitlik” ilkesine saygı göstermesidir. İsmi üzerinde kanun din veya ahlak dersi demiyor, “Kuran-ı Kerim” diyor. Bu dersin “seçmeli” olması, niçin diğer inançlar ve “kitapların” seçmeli ders olmadığını cevaplamıyor. Türkiye’de İncil, Tevrat’a inanan yok mu? Ya Aleviler? Başbakan Aleviler için de Kuran kutsal kitaptır diyor, Alevilerin İslam’ı farklı okuyup, farklı yorumladığını bilmezden gelerek. Bu ders sadece Arapça verilen ve her türlü yorumdan kaçınılan ezber hedefli bir ders mi olacak? Benim bildiğim ikinci halife Ömer’den itibaren, yani oldukça erken, Aleviler İslam tarihini farklı okuyor. Kendi fikirleri olmasa da AKP milletvekillerinin bu derse oy vermeleri, kararın ne kadar yüzeysel bir tartışma sonrası alındığına işaret ediyor. Büyük bir ihtimalle Anayasa Mahkemesi eşitlik ilkesini zedeleyen bu maddeyi iptal eder. AB ve Avrupa Konseyi ilişkilerinde de sorun olacağını öngörmek yanlış olmaz. Okullar din eğitimi veriyorsa, tüm dinlere hitap etmek zorunda. En sağlıklı çözüm din eğitiminin okullarda değil, inanç guruplarının ve ailelerin denetiminde verilmesidir. Laik bir devlet sadece Sünni kesime seslenen bir eğitim düzenlemesi yapamaz, yapmamalı.

İmam hatipler

Cumhuriyetin kuruluş döneminde ihmal edilen din adamı eğitme ve yetiştirme sorununu aşabilmek için İmam Hatipler bir tür meslek okulu olarak kuruldu ve 70’li yıllarda sayısı giderek artırıldı. Soğuk savaşın sürdüğü 80’li yıllarda askerler bu okulları komünizme karşı bir enstrüman olarak algıladığı için sayıları artırılarak ülkenin ücra köşelerine kadar yaygınlaştırıldı. Böylece İmam hatipler muhafazakâr aileler ve kız çocukları için önemli bir eğitim kanalı oldular. CHP bu ailelere ve eğitimde çektikleri sorunlara kulak kabartabilseydi, farklı çözümler üretilebilinir, bu okullar normal meslek okulları olur, AKP’ye taban üreten “liseler” olmaktan çıkabilirlerdi. Bu sorun hala sürüyor, CHP hala tüm Türkiye’yi (muhafazakârlar ve Kürtleri de) kucaklayan bir eğitim projesinden yoksun.

Nereden bakarsanız bakın İmam hatipler klasik anlamda meslek okulu değiller artık, din eğitimi ağırlıklı liselerdir. Yani Türkiye de eğitim orta eğitimde dual bir eğitim sistemine dönüşmüş durumda. Bir tarafta “normal” liseler, diğer tarafta İmam hatipler. İkisi de yüksek eğitime öğrenci yetiştiren okullar bunlar. Bu tür bir dual eğitim sistemi milli birlik ve bilinç, yani ortak bir eğitim süreci için her bakımdan sakıncalıdır ve toplum için bölücü bir süreçtir. Zira okullar ortak bilgi ve bilincin gelişmesini sağlayan yegâne kurumlardır. İmam hatiplere özgü ortak bilinç “normal” liselerde yetişen çocuklara kapalı olduğu gibi, farklı değer silsilesi ile eğitiliyorlar. Bu din adamları için normal ve gerekli olabilir, genel lise eğitimi için sorunludur.

Din adamı olmak istemeyen çocukların bu okullara gitmesi yerine, onları geleceğe daha iyi hazırlayan okullara göndermek ve “normal” liselerde olmaları her bakımdan daha verimlidir. Bu kapsamda muhafazakâr ailelerin sorunlarına İmam hatipler üzerinden değil, “normal” liselerde çözüm aramak gerekir. Çocukların, özellikle kız çocuklarının eğitimi her şeyden daha önemlidir, bu konuda tabulara takılmadan tartışmak, tek verimli bir yoldur. İmam hatipler gibi dolaylı yollar, sadece sorunlu vatandaşlar yetiştirmekle kalmaz, toplum barışına da gölge düşürür bir sistemdir. Ayrıca İmam hatip liselerinin bu dönüşümü ile din adamı yetiştirme sorunu da ne yazık ki hala masada duruyor. Türkiye de iyi din adamı yetiştiren bir eğitim sistemi olduğunu söyleyebilir miyiz?

Bu kapsamda belki AKP’yi de yakından ilgilendiren bir konuya işaret etmek gerekir diye düşünüyoruz. 28 Şubat gölgesinin ülkenin üstünden kalkmasını istemelerini anlıyor ve gerekli buluyoruz. Sekiz yıllık zorunlu eğitim ve katsayı olgusunun İmam hatipleri hedeflediği de yanlış değil. Fakat 4+4+4 sisteminin çözüm olacağını nereden biliyorlar? Anadolu insanı 1990 yıllarının insanı değil artık. AKP için 90′ yıllarda taban eğiten bu okulların önümüzdeki yıllarda da böyle olacağı şüpheli. Kaldı ki Anadolu insanı da bugün eğitim konusunda farklı düşünüyor ve her gün biraz daha dünya ve Avrupa ile bütünleşiyor, sadece ekonomik olarak değil. Yani İmam hatipleri ihya planı gerçekleşmeyebileceği, bu okullar öğrenci sıkıntısı çekmeye devam edebileceği gibi, İmama hatiplerin beklenmeyen ve arzu edilmeyen yan etkileri de olabilir.

Muhalefetin misyonu

CHP’nin 4+4+4 konusunu iyi götüremediği kesin. Belki “istemeyerekte” olsa 28 Şubatı savunur bir dil kullanıyorlar. Eğitimde ihmal edilmiş reformları savunacağına mevcut darbe kalıntısı bir sistemi savunuyor CHP. Türkiye de sivil toplumun basına yansıyan, bizim Brüksel’den de izleyebildiğimiz eğitim politikası ağırlıklı tartışmalardan bihaber bir tavır içerisindeler. Fakat geç değil. Yeni kanunun sorunları önümüzdeki aylarda, özellikle uygulama sürecinde fark edilecek. CHP eğitim reformu ağırlıklı, muhafazakâr aileleri de unutmayan uzun soluklu bir kampanyaya hazırlanırsa, AKP’yi sıkıştırabilir. AKP’nin 4+4+4 projesi bir eğitim reformu değil, muhafazakâr dar bir çevreyi tatmin etmek için milli eğitim politikasını dual bir yapılanmaya götüren tehlikeli bir politikadır. Ne dersiniz, zeki ve kültürlü insanlardan oluşan, fakat kolektif zekâsı toplumda yeteri kadar algılanmayan CHP böyle bir kampanyayı başarı ile götürebilir mi? Bu sorunun cevabını, süreci daha yakından izleyen siz okuyuculara bırakıyorum. Biz bu yeni kanunu ve uygulamasını Brüksel’den eleştirel bir algı ile yakından izleyeceğiz.

Ali Yurttagül – Cumhuriyet