Ana Sayfa Blog Sayfa 4706

Kanal İstanbul’a bilim insanları ne diyor? – Gila Benmayor

Başbakan Erdoğan’ın “çılgın proje” diye tanımladığı Kanal İstanbul’a yakın tasarladığı kendi projesini konuşmak için bir öğle yemeği düzenliyor.

Davetiyenin üzerinde “Yeni Boğaziçi”, “Yeni Havalimanı”, “Yeni Şehir”, “Yeni Siluet” gibi sözcükler dikkatimi çekti ve Serdar İnan’ı aradım.

Serdar İnan, hükümetin Kanal İstanbul’u hayata geçirmeye niyetli olduğu görüşünde.

Sanırım haklı.

Zira Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım geçtiğimiz hafta katıldığı TURMEPA’nın Uluslararası Karadeniz ve Marmara Konferansı’ndaKanal İstanbul’a da değinmişti.

Serdar İnan, Kanal İstanbul’un çıkışında projesini ABD’de hazırlatmış olduğu bir yerleşim birimi tasarlıyor.

“Havvada” diye adlandırdığı proje Dubai benzeri yapay adalar ve anladığım kadarıyla kanalı açmak için çıkartılacak 1 milyar metreküp toprak değerlendirilecek.

Serdar İnan, ABD’de hazırlanan proje için her türlü teknoloji desteğin alındığını söylüyor.

Teknoloji tarafına diyeceğim yok peki ama Kanal İstanbul ile yapay adaların Marmara ile Karadeniz’e nasıl bir etki yapacağını bizim bilim insanlarıyla
konuşmuş mu?

Kanal İstanbul’u planlayanlar bilim insanlarımıza danışmış mı?

Bundan yaklaşık bir ay önce Sabancı-MIT Enerji toplantısında ODTÜ Deniz Bilimleri Enstitüsü’nden Profesör Emin Özsoy ile tanışma fırsatım oldu.

BOĞAZLAR SİSTEMİ KIRILGAN

ODTÜ’nün araştırma gemisiyle uzun yıllar Akdeniz, Karadeniz ve Marmara Denizi’nde araştırmalar yapmış olan Profesör Özsoy “Kanal İstanbul” projesini şaşkınlıkla karşılıyor.

Profesör Özsoy’a göre, proje Boğaz’da, Marmara ve Karadeniz’de önemli doğa hasarlarına yol açabilir.

Özsoy’un,  Türk Deniz Araştırmaları TÜDAV Başkanı, İstanbul Su Ürünleri Fakültesi’nden Profesör Bayram Öztürk ile birlikte bu konuyla ilgili kaleme aldıkları makalede tespitleri ve ciddi uyarıları var.

İki bilim insanına kulak verelim.

Bakalım ne söylüyorlar?

· Türk Boğazlar Sistemi hem karada, hem denizde son derece narin bir sistemdir.

· Boğazlar Akdeniz’den Karadeniz’e iklimsel değişimlerin en hızlı olduğu yerdir

· Bu narin alt yapı bir “akışkanlar mekaniği harikası” sayesinde ayakta kalmaktadır.

· Söz konusu olan, iki tabakalı, iki yönlü akımdır.

· Boğaz akımları elde edilen yeni bilgilerle bilim insanlarını şaşırtmayı sürdürmektedir.

· İstanbul Boğazı’nın iki yönlü akımları Karadeniz ile Marmara Denizi arasındaki ortalama 30-40 cm seviye farkını dinamik bir dengede tutabilmektedir.

BALIKÇILIK ETKİLENECEK

Bu arada bir parantez.

İstanbul Boğazı’na özgü bu iki tabakalı, iki yönlü akımı dünyanın ilk oşinografi ölçümlerini gerçekleştiren İtalyan araştırmacı Luigi Marsigli tarafından keşfedilmiş.

Peki diyelim ki, Kanal İstanbul ne pahasına olursa olsun yapıldı.

Ortaya ne gibi olumsuzluklar çıkacak bakalım.

Özsoy ile Öztürk’ün bilimsel olarak açıkladıkları hasarları en basit şekilde özetlersem şöyle bir tablo çıkıyor ortaya:

· Türk Boğazlar Sistemi’nin yapısındaki değişimler Marmara’nın diplerinin oksijensiz kalmasını hızlandıracak.

· Sığ bölgelerinde taban canlıları yok olacak.

· Balık göç yolları etkilenecek.

· Akdeniz kökenli türler Karadeniz’e girecek. Karadeniz’in Akdeniz’leşmesi süreci hızlanacak.

· Karadeniz’in tuzluluğu artacak.

· Karadeniz balıkçılığı olumsuz etkilenecek.

Her iki bilim insanı çevreye etkileri konusunda bilimsel çalışmalarını Kanal İstanbul projesi sahiplerine “ücretsiz” sunmaya hazır.

Duyurulur.

 

Gila Benmayor – Hürriyet

Çıralı’da yıkım ve direniş

Kemer’deki Çıralı sahilinde orman arazisi üzerinde yapılan kaçak yapıların yıkılması için Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın açtığı davanın sonuçlanmasının ardından, Antalya Orman Bölge Müdürlüğü’ne bağlı yıkım ekipleri, kaçak olduğu gerekçesiyle 4 pansiyonu yıkmak için bölgeye gitti.

Yıkım ekiplerinin geçişine izin vermeyen işletme sahipleri ve yakınları, Antalya- Kumluca Karayolu’nda oturma eylemi yaparak yolu trafiğe kapattı. Bunun üzerine bölgeye sevk edilen jandarma ekipleri önlem alarak, yolun açılmasını istedi. Yolu açmamakta direnen yaklaşık 50 kişilik gruba ekipler müdahale etti. Jandarma ekipleri, kol ve bacaklarından tuttuğu eylemcileri tek tek yoldan çıkardı.

KONAKLAYANLAR BOŞALTILMAYA BAŞLANDI

Ekipler, ellerinde yıkım kararı bulunduğunu ve kararı uygulayacaklarını söyledi. Bunun üzerine işletme sahipleri, pansiyonlarda turistlerin kaldığını ve yıkım yapılmamasını istedi. Eylemlerine son veren işletme sahipleri, pansiyonları boşaltmaya başladı. Yıkım ekipleri bölgede bekletilirken, güvenlik güçleri ise olası olaylara karşı önlem aldı. Konaklayan turistler ise eşyalarını alıp pansiyonları boşaltıyor. 4 pansiyon, boşaltma işleminin ardından ekiplerce yıkılacak.

ORMAN ARAZİSİNİ İŞGAL ETTİLER

Konuyla ilgili açıklama yapan Kemer Kaymakamı Bayramali Köse, yıkım kararını Orman Bölge Müdürlüğü’nün aldığını belirterek şunları söyledi: “Kaçak yapıların üzerinde bulunduğu 397 Nolu parsel, orman arazisi. Burada 100’ün üzerinde yapı var. Orman ve Su İşleri Bakanlığı, kaçak yapıların yıkılması için açtığı davayı kazandı. Orman Bölge Müdürlüğü ise bu kararı ilk 4 pansiyona tebliğ etmiş ve boşaltılması için süre vermiş. Süre dolmasına rağmen boşaltılmadığı için ekipler yıkım kararını uygulamak için geldi. Kaymakamlık olarak olay yerinde güvenliği sağlamak ve yıkımın güven içinde yapılması için görevlendirme yaptık. Kararın kaymakamlığımızla ilgisi yok.” (posta)

Yenilenebilir enerji tüketim toplumuna yeter mi? ~2

Yazının ilk bölümü için tıklayınız

Trainer’ın bir başka eleştirisi de daha dar anlamda yenilenebilir enerji odaklı teknolojik çözümlerle ilgili. Bu yazıda Trainer’ın son derece titiz ve verilerle dolu çalışmasını bütün olarak ele almak mümkün değil. Veriler ve kanıtlar için okuyucuyu Trainer’ın son makalesini okumaya davet ediyoruz. Yine de raporun kritik sonuçları burada kolaylıkla özetlenebilir. Güneş, rüzgâr, biokütle, hidrojen vb. enerjileri ve farklı enerji depolama sistemlerini inceledikten sonra Trainer açık bir sonuca varıyor; evdeki hesap çarşıya uymuyor: Genel kabul gören ‘yenilenebilir enerjinin tüketim toplumlarını besleyebileceği varsayımı’ matematiksel olarak ispatlanamıyor.

Bunun sebebi tüketim toplumlarının ihtiyaç duyduğu petrol ve elektriğin, var olan hiçbir yenilenebilir enerji kaynağı (ve bunların farklı kombinasyonları)ile karşılanamayacak kadar büyük olması. Yenilenebilir enerjilerin her biri kendine özgü sorunlardan muzdarip, örneğin üretimde kesintiler, depolama, kaynak (az bulunan metaller, gıda üretimi ve biyokütle üretimi için alan rekabeti vb.) ve randıman sorunları. Yine de son noktada önemli olan bu değişimin maliyeti. Trainer’ın sunduğu kanıtlar, yenilenebilir enerjiye geçiş maliyetinin tehlikeli biçimde hafife alındığını gösteriyor.

Bu zorlu sonuçlar önümüzdeki sorunun büyüklüğüne işaret ediyor. Eğer hedefimiz dokuz-on milyar insana, bugün Batı toplumlarının ihtiyaç duyduğu miktarda enerji sağlamak ise, o zaman maliyetler ve sorunlar büyüyor. Karşı karşıya olduğumuz zorluklar ‘geri tepkime etkisi’ (rebound effect) ile daha da çoğalıyor. Bu etki genellikle enerji verimliğindeki artışı takiben beklenen enerji kullanımındaki düşüşleri sıfırlıyor. Bazen daha verimli enerji sistemleri daha fazla enerji tüketimine sebep olabiliyor (buna Jevons paradoksu deniyor). Bu konularda genel kabul gören düşünce biçimlerini karşısına alıyor Trainer ve şu sonuca varıyor: Yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğindeki artış, büyümeye dayalı tüketim toplumları için asla yeterli olmayacak, çünkü bunun maliyeti karşılayamayacağımız kadar büyük.

Şunu belirtmek son derece önemli: Bu çalışma yenilenebilir enerjilere karşıt bir söylem değil, daha genel anlamda enerji verimliliğinde artış sağlamak adına teknolojinin kullanılması ve geliştirilmesine de karşı çıkmıyor. Trainer’ın bu konudaki duruşu çok net: Yenilenebilir enerjiye bağımlı sistemler gecikmeden hayata geçirilmeli ve var olan her teknoloji sonuna kadar kullanılmalı. Bunu yapmamak gibi bir seçeneğimiz yok. Fakat yenilenebilir enerjinin sınırları ve maliyetleri düşünüldüğünde, adil ve sürdürülebilir bir dünyaya geçiş yapabilmek için bugün gelişmiş ülkelerde normal kabul edilen enerji tüketim seviyelerini büyük oranda azaltmak şart. Başka bir deyişle, büyüme odaklı tüketim toplumları ve enerji yoğun yaşam tarzlarından vazgeçmemiz gerekiyor.

Bu söylemin ne kadar büyük yankıları olduğu çok açık. Küresel tüketici sınıf ‘daha basit bir yaşam‘ sürmeyi öğrenmeli, daha az kaynak ve enerji kullanarak, aşırılıktan ziyade yeterlilik ilkesine dayanan ekonomik sistemler kurmalı. Başka bir yazımda da bahsettiğim gibi, bu o kadar da can sıkıcı olmak zorunda değil. Giderek daha çok sayıda insan tüketim kültürünün boşluğunu fark ediyor ve bunun tam tersi olan gönüllü sadelik tarzında refahı buluyorlar. Yapmak zorunda olduğumuz bu kültürel değişiklik dünya bakışımızda radikal bir dönüşüm gerektiriyor ve bu değişikliğin gerçekleşeceği de kesin değil. Ama Lao Tzu’nun da dediği gibi, ‘Yeteri kadarına sahip olduğunu bilen insan zengindir’. Bu aynı zamanda şu anlama da geliyor: Yeteri kadarına sahip olup da bunun farkında olmayan insan fakirdir.

Seçim bize ait. Seçen biz olduğumuz sürece.

-Yazı Dizisi Sonu-

Dr. Samuel Alexander Sade Yaşam Enstitüsü yönetici ortağı ve Melbourne Üniversitesi Çevre Programları bölümünde ‘Tüketim ve Sürdürülebilirlik’ konusunda dersler veriyor. Sade Yaşam Enstitüsü Ted Trainer’ın yenilenebilir enerji üzerine yazdığı raporu yayınladı. Rapora http://www.SimplicityInstitute.org/publications adresinden ücretsiz olarak ulaşmak mümkün. Basit yaşam’ın pratiğini ve politikasını öğrenmek için Simplicity Collective hareketine katılın.

22 Sayfalık rapor bu linkten indirilebilir.

Çeviren: Tuğçe Tuğran

(Yeşil Gazete)

 

Hayvan deneylerine karşı “Beyaz tavşanı takip et” (1)

İnsanlık, tarih öncesinden beri hayvanlar üzerinde tahakküm kurmanın sayısız yolunu buldu. Bu yolların şüphesiz en korkunçlarından biri de hayvan deneyleri. Dünyada her gün sayısız hayvan deneylerde işkenceye maruz kalıyor, ya deney sırasında ölüyor ya da “işleri” bitince öldürülüyor. Hayvan deneylerinin alanı sınırsız… Gıdadan, ilaçlara; kozmetikten, temizlik ürünlerine, evcil hayvan malzemelerine pek çok alanda hayvanlar tek bir deney için bile korkunç koşullarda, günlerce aralıksız acı çekiyor. Bu yazı da özellikle kozmetik deneyleri üzerinde durmak istiyorum. Asıl anlatmak istediğim hayvanlar üzerinde test edilmemiş ürünler ararken yaşadığım garabet hikayeyi anlatmak.

Kozmetik sektörü yıllık yaklaşık 250 milyar dolarlık ve büyümeye devam eden bir sektör. Elbette kozmetik deyince sadece makyaj malzemesi anlaşılmamalı. Her gün kullanılan sabun, şampuan gibi ürünlerde bu sektörün bir parçası. Talep arttıkça da üreticiler ürettikleri malzemeyi en uygun fiyata mal etmek istiyorlar. Ürünlerin içine koydukları malzemelerin (çoğunun ne olduğunu bile bilmiyoruz) insan sağlığını etkilemeyecek ya da en az etkileyecek ölçülerinin ayarlanması için öncelikle malzemelerin tek tek, sonra da biten ürünün test edilmesi gerekiyor. Her ne kadar dünyada bu testleri yapmanın işkencesiz yolları bulunmuş olsa da, üreticiler hala kolay yolu seçerek hayvan deneylerine devam ediyorlar. Bu deneyler o kadar korkunç boyutlarda ki deneylerde ölen hayvanların sayısı açıklanırken çoğu listeye artık zaten doğal olarak deney için var olmuş gibi görülen fare ve tavşanlar dahil edilmiyor.

Peki hayvanlar üzerinde test edilmemiş ürünler bulmanın yolu nedir? İnternetten kısa bir araştırma sonucunda hayvanlar üzerinde deney yapan ve yapmayan markaların yer aldığı pek çok listeye ulaşmak mümkün. Ancak bu listeler kimi zaman kafa karıştırıcı olabiliyor. Birinde deney yapanlar listesinde olan bir marka, diğer bir listede yapmayanlar listesinde yer alabiliyor. Her markanın da kendi politikası olarak deney yapmadığını ya da aslında yapmadığını ama kimi zaman bakanlıkların zorlaması üzerine hayvanlara acı çektirmeden (?) yapmak zorunda bırakıldıklarını söylemeleri işi daha da karışık hale getiriyor.  PETA’nınki gibi kimi güvenilir listelerin sorunu da deney yapmayan markalar listesindeki çoğu markaya ulaşmanın hemen hemen imkansız olması. Bu problemlere rağmen, hayvanlar üzerinde test edilmemiş ürünlere ulaşmanın en kolay ve garantili yolu sıçrayan tavşan / hayvanlar üzerinde test edilmemiştir (leaping bunny / not tested on animals / cruelty free) logolu ürünlerin seçilmesi. İşte asıl sorun bu noktada başlıyor aslında…

Ben bunun yolu olarak öncelikle çok markanın bir arada bulunduğu mağazalara gidip, logolu ürünleri bulmayı tercih ettim. Fakat düşündüğüm kadar kolay olmadı. En azından her yerde olan bu türden mağazalarda aramakla bulanacak gibi değildi logolu ürünler. Bu sorunu  aşmak için mağazadaki satıcıların yardımına başvurmaya karar verdim. Asıl düşüncem çoğunun yaka kartında güzellik uzmanı yazdığı için ürünlerin içerikleri hakkında dolayısıyla da test konusunda fikirleri olabileceğiydi. Ama ne yazık ki gezdiğim onlarca dükkanda hayvanlar üzerinde test edilmemiştir logosunu “bilen” tek bir satıcıyla bile karşılaşmadım. Üstüne üstlük bu konuda yardım isteyince çoğu ortak tepkiler verdi: “Daha önce hiç duymadım hanımefendi, bilmiyorum”, “Daha önce böyle bir istekle hiç karşılaşmadım hanımefendi, bilmiyorum” ya da daha da vahimi bazıları ürünleri satmak için test yapanların başında yer alan firmaların ürünlerini test yapmadıklarını iddia ederek satmaya çalıştılar.

Sonra başka bir yol olarak doğal ürünler satan dükkanlara bakmaya karar verdim. Tabii şimdi doğal ürünler satan dükkanlar deyince de bir kafa karışıklığı oluyor çünkü kimi ünlü firmalarda kendi reklamlarını böyle yapıyorlar. Benim kastettiğim dükkanlar daha çok el yapımı sabunların, bitkisel ürünlerin satıldığı yerler. Sattığı ürünlerin ne olduğunu bilen ve en önemlisi de logodan haberdar olan tek satıcıyla bu dükkanlardan birinde karşılaştım. Burada logolu ve fiyatları hemen hemen endüstriyel ürünlerle aynı olan üç ürüne ulaştım. Yardımcı olması açısından markaları da yazmak istiyorum: Pielor, Selesta ve Nature’s Gate (ayrıca bu sonuncusu vegan setifikalı). Bu satıcı aynı zamanda bana Türkiye’de üretim yapan kimi firmalarında test yapmadığını ancak böyle bir talep olmadığı için logoyu almak için uğraşmadıklarını söyledi. Aslında bu durum gerçekten de sorunun kaynağı. Çünkü bu sırada konuştuğum çoğu kişinin logodan hiç haberinin olmaması benim için de oldukça üzücüydü. En acısı da bloglarda ya da yorumlarda okuduğum kadarıyla çoğu kişinin konu hakkında en ufak bir fikir sahibi olmadan “ne yani tabiî ki hayvanlar üzerinde yapacaklar, insanlar üzerinde mi yapacaklardı deneyleri” düşüncesinde olması.

Hükümeti protesto etmek haram!

0

Türkiye’deki Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Malezya’daki karşılığı olan Fetva Konseyi, hükümeti protesto etmenin dini açıdan “haram” olduğuna karar verdi

El Arabiya televizyonunun haberine göre, Malezya Fetva Konseyi, hükümeti protesto etmek için düzenlenen ve ülkede huzursuzluğa yol açabilecek her türlü gösteriye katılmasının İslam dini tarafından yasaklandığını açıkladı.

Malezya Fetva Konseyi’nin başkent Kuala Lumpur’da dün yaptığı toplantıdan sonra medyanın karşısına geçen Konsey Başkanı Abdul Sukor Husin, fetvanın gerekçesini de “İslam dini hiçbir kimseye, başkalarına zarar verme, onları endişeye sürükleme, Müslümanlar arasında rahatsızlık yaratma hakkı vermemektedir” diye açıkladı.

Konsey ayrıca, eşcinsellik ve cinsiyet değiştirme ile birlikte bu tür durumlara sempatiyle bakmanın ve hoşgörü göstermenin de dini açıdan “haram” olduğunu bildirdi.

Nisan ayında 87 işçi öldü

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi nisan ayında 87 işçinin iş kazaları sonucunda yaşamını yitirdiğini açıkladı.

“İş cinayetleri kadın, erkek demeden, ülkemizin dört bir yanında Nisan ayında da devam etti. Yazılı, görsel ve dijital basından tespit edebildiğimiz kadarıyla bu ay en az 87 işçi hayatını kaybetti” denilen açıklamada, ölümlerin en çok inşaat, maden ve enerji sektöründe yaşandığına dikkat çekildi.

İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi yaptığı yazılı açıklamada, “Nisan ayının başında AKP iktidarı Türkiye’nin Çin ve Arjantin’den sonra dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olduğunu müjdeledi. Ancak bunun bedeli emekçilerin alınteri kanı ve canı oldu. İnşaatlarda 22, madenlerde 14 ve enerji sektöründe ise 12 işçi hayatını kaybetti. 2 Nisan’da Eskişehir Mihallıçık’ta yeterli tahkimat alınmadığı için 4 maden işçisi göçük altında kaldı. 3 Nisan’da Erzurum’da 5 enerji işçisi arkadaşımız göz göre göre donarak ve boğularak yaşamını yitirdi. 6 Nisan’da da 2 tersane işçisi arkadaşımız aramızdan ayrıldı. Böylece Tuzla tersaneler bölgesinde tespit edilebilen 148. ve 149. iş cinayetleri gerçekleşti. Kahramanmaraş’ta 4 tekstil işçisi patlamada, Elazığ’da 6 yol işçisi meydana gelen hortum sonucu hayatlarını kaybetti. Yine Nisan ayında ataması yapılmayan 3 eğitim emekçisi intihar etti. Sağlıkta dönüşüm politikalarının sonucu genç bir doktor arkadaşımız Ersin Arslan bıçaklanarak aramızdan ayrıldı” denildi.

Açıklamada, Nisan ayında 7’şer ölümün Erzurum ve İstanbul’da; 6’şar ölümün Elazığ ve Gaziantep’te; 4’er ölümün Ankara, Eskişehir, Kahramanmaraş ve Kayseri’de yaşandığı belirtildi.

Açıklamada ayrıca, “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi ve tüm bileşenleri olarak bir yılı aşkın bir süredir iş cinayetlerine karşı mücadeleyi her alanda yükseltme gayreti içindeyiz. Bu noktada dünyanın birçok ülkesinde kabul edilen ‘28 Nisan İş Cinayetlerinde Ölen ve Yaralananları Anma/Yas Günü’ için Petrol-İş Sendikası’nın Genel Merkezi’nde bir etkinlik gerçekleştirdik. İş cinayetlerinde yakınlarını yitiren Davutpaşa, Ostim/İvedik, Tuzla, Van Bayram Otel, BEDAŞ, Tekstil, Ev İşçileri, Hatice Yurttaş, Zonguldak Madencileri Aileleri ve meslek hastalığına karşı mücadele eden Ostim Galveniz İşçileri’nin seslerini duyurduğu anma etkinliğinde bir dizi kararlarda alındı” denildi.

(Evrensel)

Fosil yakıt ithali rekor düzeye ulaştı

Küresel ekonomiye ilişkin olumsuz bekleyişlerin kronikleşmesiyle geçen yılın son çeyreğinden itibaren tüketimde frene basılması, bu yıl ilk çeyrekte enerji dışındaki ürünlerin ithalatında ciddi bir düşüşe yol açtı. Ancak, Türkiye’nin ekonomi çarkını çevirmek için ihtiyaç duyduğu ve neredeyse tamamen dışa bağımlı olduğu petrol, gaz gibi enerji ürünlerine ödenen fatura ise hızlı büyümeye devam etti.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı veriler, enerji ürünleri hariç tutulduğunda ithalatın, bu yılın ilk çeyreğinde önemli oranda azaldığı, buna karşılık enerjide yüksek oranlı artışın sürdüğünü ortaya koydu. Ocak-mart döneminde enerji dışı ürünlerdeki dış ticaret açığında yüzde 50’ye yakın küçülme yaşanırken, enerji maddelerindeki açık yüzde 28 dolayında büyüdü. İlk çeyrekteki toplam dış ticaret açığının yüzde 62’si enerji ürünlerinden kaynaklandı.

Enerji dışı ithalat yüzde 7.4 azaldı

Toplam ithalatın dörtte üçünü oluşturan enerji dışı ürünlerdeki dış alım tutarı ilk çeyrekte, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7.4 azalarak 41 milyar 55.9 milyon dolar olurken, enerji ürünlerine ödenen fatura yüzde 24.8 büyüyerek 14 milyar 634.8 milyon dolara çıktı. Bu gelişmelerle üç aylık toplam ithalat yüzde 0.7’lik bir düşüşle 55 milyar 690.7 milyon dolar düzeyinde gerçekleşti. Enerjinin, toplam ithalat faturasındaki payı bu dönemde yüzde 26.3’le rekor bir düzeye ulaştı.

Enerji ürünleri ithalatı bundan önce, kriz yılı 2009’un ilk çeyreğinde de yüzde 42.6 ile gerilemişti. Ancak aynı dönemde enerji ürünleri ithalatı da yüzde 36.6 ile düşüş göstermişti. İlk üç aylık dönemlere göre enerji ithalatı krizden çıkış yılı olan 2010’da yüzde 18.7, enerji dışı ürünler yüzde 37.9 oranında; 2011’de de enerji ürünleri yüzde 42.4, diğer ithalat yüzde 46.5 artmıştı.

Petrolün büyük bölümü “gizli veri” kapsamında

Enerji ürünlerinde üç aylık ithalat faturasının 10 milyar 179 milyon dolarla en büyük bölümünü, “gizli veri” kapsamındaki ham petrol ve ürünler oluşturdu. TÜİK, bazı istatistiklerin açıklanmasında, mevzuat gereği “gizli veri” kriterine uyuyor. Bireysel verinin toplulaştırılması ile oluşturulan veri tablosunun her hangi bir hücresindeki istatistiki birim sayısının üçten az olması veya birim sayısı üç ve daha fazla olduğu halde bir veya iki istatistiki birimin hakim konumda olması durumunda ilgili hücredeki veri “gizli” kabul ediliyor. TÜİK, gizleme uygulanarak aynı fasıl altında tek bir GTİP kodunda birleştirilen maddelere ait toplam değeri, sınıflamalarda ana grup toplamlarının kaybolmaması amacıyla “gizli veri” adıyla ayrı bir grup olarak açıklıyor. Söz konusu ithalat tutarının, yılın ilk üç ayında yüzde 27.1 artış gösterdiği dikkati çekiyor.

Ocak-Mart döneminde gizli veri kapsamına girmeyen petrol ve petrolden elde edilen ürünler ithalatı da yüzde 18.7 artışla 3 milyar 325.6 milyon dolar oldu. Aynı dönemde, doğal gaz ve mamul gaz ithalatı yüzde 4.5 artışla 725.7 milyon, taş, kok ve briket kömürü ithalatı yüzde 78.9 artışla 372.6 milyon, elektrik enerjisi ithalatı da yüzde 163.7 artışla 31.9 milyon dolar olarak gerçekleşti.

(Naki Bakır/ http://yesilekonomi.com )

Yunanistan’da hükümet kurma çalışmaları sonuçsuz kaldı

Yunanistan’daki seçimlerden ilk sırada çıkarak hükümeti kurma yetkisini alan Yeni Demokrasi Partisi (ND) lideri Antonis Samaras havlu attı.

Koalisyon arayışları çerçevesinde seçimlerden ikinci sırada çıkan Radikal Sol Koalisyon (SYRIZA) ve PASOK lideri ile bir araya gelen Samaras’ın hükümet kurma çalışmaları sonuçsuz kaldı.

Samaras, parti liderleriyle yaptığı görüşmelerin ardından koalisyon kurmanın mümkün olmadığını belirtti. Böylece hükümeti kurma yetkisi, seçimlerde yüzde 16,7 oranında oy alan SYRIZA lideri Alexis Tsipras’a geçmiş oldu.

Öte yandan Yunanlılar, hükümetin cezasını sandıkta kesti. İktidardaki partiler büyük bir oy kaybı yaşarken, aşırı sağcı Altın Şafak Partisi parlamentoya girmeyi başardı. Parti, solcu ve göçmenlere karşı olan şiddet yanlısı tutumu ile biliniyor.

Bodrum’da, yunuslar yetmedi, morsları ve deniz aslanlarını da hapsettiler!

Yunuslara Özgürlük Platformu, Bodrum’da gösteri amacıyla havuzlarda tutsak bulunan çeşitli deniz memelileri için harekete geçti.
Türkiye’de gösteri amacıyla havuzlarda tutsak bulunan yunusların özgürlüğüne kavuşması için kampanyalar düzenleyen Yunuslara Özgürlük Platformu, Alman hayvan hakları kuruluşu ProWal’ın girişimiyle, daha önce üç yunusun bulunduğu “içkili lokanta” ruhsatlı restorana mors ve deniz aslanları getirildiğini tespit etti.
Yunuslara Özgürlük Platformu yetkilileri, Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’un Nisan 2012 tarihinde bu tesisin çalıştırılmayacağı sözünü verdiğini hatırlatarak, Başkan Kocadon’un sözünü tutmasını beklediklerini açıkladı.
Türkiye’de gösteri amacıyla havuzlarda tutsak bulunan çeşitli deniz memelileri için tepkiler ve eylemler artarken Bodrum – Güvercinlik’te açılmak üzere olan “içkili lokanta” ruhsatlı restoran, 5 metrekarelik havuzlarda tutulan 3 yunusun yanına, mors ve deniz aslanı getirdi. Yunuslara Özgürlük Platformu tesisin son girişimi ile ilgili yasal çalışmalar ve resmi başvurular yaptığını duyurdu.

‘Tesis hemen kapatılmalı’

Yunuslara Özgürlük Platformu sözcülerinden Derya Özkan, Türkiye’deki 11 adet yunus parkında tutulan şişeburunlu yunus türlerinin ve morsların, ülkemizin de imza attığı uluslararası Bern Sözleşmesi’ne ve iç mevzuattaki 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’na aykırı olduğu belirterek bu tür tesislerin hemen kapatılmasını gerektiğini söyledi.

‘Bodrum Belediye Başkanı’nın sözü var’

Derya Özkan, Nisan 2011 tarihinde Bodrum Belediye Başkanı Mehmet Kocadon’un, Güvercinlik’te boşalan tesisin bir daha açılmayacağını söylediğine dikkat çekerek, “Başkan Mehmet Kocadon bizlere yunus parkının çalıştırılmayacağı yönündeki açıklamayı Alman hayvan hakları örgütleri ProWal ve WDSF aracılığıyla yapmıştı. Ancak bu sözü verdikten yaklaşık bir ay sonra, faaliyet konusu “içkili lokanta”, tali faaliyeti de “yunus gösteri merkezi” olarak geçen iş yeri açma ruhsatını, yine Bodrum Belediye Başkanı’nın vermiş olduğunu gördük. Yunuslara Özgürlük Platformu ve duyarlı vatandaşlarımız adına Başkan Kocadon’dan verdiği sözü yerine getirmesini ve uluslararası sözleşmelere uygun hareket etmesini bekliyoruz. Bodrum sakinlerinin de bu deniz hapishanesinin kapatılması için süreci sahiplenmesini ve vatandaşlık haklarını kullanarak ilgili kurumlara yönelik baskıyı sürdürmelerini umuyoruz” dedi.

‘Halkın tepkisi yetmedi, tesis yenilendi ve büyüdü’

Aralık 2011 tarihinde üç yunusun ithal edildiği ve 5 metrekarelik deniz kafesinde tutulduğunu öğrenen Yunuslara Özgürlük Platformu, resmi kurumlara başvurularında bulundu ve yüzlerce duyarlı vatandaşın katılımıyla birlikte, tesisin açılmaması için tepkilerini dile getirdiler. Tüm tepkilere rağmen Bodrum-Güvercinlik’teki tesis dört ay içinde baştan aşağı yenilendi. Alman Yunus ve Balina Koruma kuruluşu “ProWal” Nisan ayında tesisi ziyaret etti. ProWal üyelerinin, Bodrum-Güvercinlik’teki tesiste çektiği fotoğraflar, yenilenen deniz kafesinin içine, yunusların yanı sıra morsların ve deniz aslanlarının da eklendiğini gösterdi.
(t24)

Yumuşak Makine ve Ölüm Pornosu duruşmaları yarın!

Yarın görülecek duruşmada ceza hukuku bilirkişisinden gelen raporla birlikte, mahkemenin nihai bir karara varması ve bu duruşmanın Yumuşak Makine davasının son duruşması olması bekleniyor.
Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulunun verdiği rapora dayandırılarak William Burroughs‘un yazdığı, Süha Sertabiboğlu tarafından dilimize çevrilen ve Sel Yayıncılık tarafından yayımlanan Yumuşak Makine adlı kitabın altıncı duruşması ve Chuck Palahniuk‘un yazdığı ve Funda Uncu‘nun Türkçeye çevirdiği, Ayrıntı Yayınları tarafından basılan Ölüm Pornosu isimli kitabın dördüncü duruşması, 8 Mayıs 2012 günü saat 10.00’da Çağlayan Adliyesi 2. Asliye Ceza Mahkemesi duruşma salonunda arka arkaya görülecek.
13 Mart 2012 Salı günü saat 09.30’da aynı mahkemede görülen bir önceki duruşmada “Yumuşak Makine”nin İstanbul Üniversitesi Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümünden iki bilirkişiye gönderildiği ve bilirkişiler tarafından raporun hazırlandığı, ancak ardından gönderilen ceza hukuku bilirkişisinden rapor beklendiği kaydedilmişti. Yarın görülecek duruşmada ceza hukuku bilirkişisinden gelen raporla birlikte, mahkemenin nihai bir karara varması ve bu duruşmanın Yumuşak Makine davasının son duruşması olması bekleniyor.
“Ölüm Pornosu” isimli kitap içinse, 13 Mart 2012 günü görülen bir önceki duruşmada hâlâ bir bilirkişi bulunamadığı, mahkemenin Boğaziçi Üniversitesinin ilgili bölümlerinden bu konuda cevap beklediği bildirilmiş ve mahkeme, bir kez daha, Ölüm Pornosu’nun bilirkişiye gönderilmesine karar vermişti.
Yarın saat 10.00’da aynı mahkemede  “Yumuşak Makine”nin altıncı duruşması ve ardından “Ölüm Pornosu”nun dördüncü duruşması görülecek.
(edebiyat haber)