Ana Sayfa Blog Sayfa 4639

WWF, İspanya Kralı’nı ‘görevinden’ aldı

0

İspanya Kralı Juan Carlos, WWF İspanya şubesinin 1968’de kuruluşundan bu yana bu görevde bulunuyordu.

74 yaşındaki Kral Juan Carlos, bu yılın nisan ayında, Afrika’nın güneyindeki Botsvana’da fil avlarken düşerek kalçasını kırmış, olay İspanyol kamuoyunda büyük tepkiye neden olmuştu.

Kral’ın kemerlerin sıkıldığı bir dönemde, pahalı bir safari gezisine çıkmış olması tepkinin büyümesine yol açmıştı. Juan Carlos’un avladığı fil başına 20 bin euro ödediğinin ortaya çıkması İspanyol kamuoyunca “sorumsuzluk” olarak nitelendirilmişti.

İspanya Kraliyet Ailesi’nin imajı böylece bir darbe daha almış oldu. Kralın damadı Iñaki Urdangarin’in kamuya ait milyonlarca euro’yu usül dışı kullandığı iddiaları da soruşturuluyor.

Deutsche Welle Türkçe

Kılıçdaroğlu: Alevilik din değildir

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün “Alevilik dindir” şeklindeki sözlerine katılmadığını söyledi. Kılıçdaroğlu, “Alevilik din değil, inançtır. Müslümanlığın bir parçasıdır” dedi.

Bugün gazetesine röportaj veren Kemal Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

“Alevilik bir inançtır, Müslümanlığın bir parçasıdır. Aynı Allah’a inanıyorsunuz, aynı Peygamber’e, aynı kitaba inanıyorsunuz. Farklı bir din olabilir mi? Hayır.

Ayrıca ben din konusunun siyasette kullanılmasını istemem. Hiç kimsenin elinde bir başkasının inancını ölçebilecek terazi de yoktur. O halde Allah ile kul arasındaki o manevi, yüce duyguya birisinin, hele bir siyasetçinin aradan girmesi hiç doğru değil. Bu temiz duyguyu, inancı siyasete alet etmeyi hiç doğru bulmam. Herkes kendi inancını özgürce yaşayabilmeli ve herkes bir başkasının inancına saygı göstermeli.

Müslümanlık’ta tasavvuf, dini düşünen, manevi duyguları en yoğun yaşayan insanların alanıdır. O alanı okuruz, öğreniriz, manevi dünyamızda yaşarız ama o alanı siyasete malzeme etmemeliyiz.

Mevlana’ya, Hacı Bektaş-ı Veli’ye, Sarı Saltuk’a, Aşık Sümmani’ye, Karacaoğlan’a, Yunus Emre’ye haksızlık etmiş oluruz. Onlar hiç siyaset yapmadılar, inançlarını insanlık felsefesi ile yoğurdular. Geleceğe, aydınlığa bir toplumun nasıl taşınacağını gösterdiler.”

‘Erdoğan Cumhurbaşkanı olmasın’

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Köşk’e çıkmasına karşı çıkan Kılıçdaroğlu, “Tayyip Bey, çatışma kültüründen geliyor, gençlere kin ve nefreti öğütleyen birisi bu ülkede cumhurbaşkanı olmamalı. Siyasi parti liderleri cumhurbaşkanlığına aday olmamalı. Bu benim içinde geçerli, Erdoğan içinde geçerli” dedi.

Arap Birliği, Esed’e sürgün teklif etti

0

Arap Birliği’nin Katar’daki acil durum toplantısının ardından konuşan üst düzey bir yetkili, Suriye lideri Beşar Esad’ın hızla istifa etmesi ve ülkeden ayrılması durumunda Birlik’in kendisine “güvenli çıkış” imkanı sunacağını söyledi.

CNN’e açıklamada bulunan kaynak, medyaya konuşmaya yetkisi olmadığı için daha fazla detay vermedi.

Katar Dışişleri Bakanı Şeyh Hamad bin Halife el Tani ise beş saatlik toplantının ardından gazetecilere yaptığı açıklamada bir çıkış planından bahsetmedi. Bununla Birlikte Şeyh Hamad, “hızlı bir istifa gerektiği konusunda uzlaşıldığını” belirtirken, “Muhalefete ve Özgür Suriye Ordusu’na bir ulusal birlik hükümeti kurma çağrısı yapıyoruz” dedi.

Chavez: Kola içme, üzüm suyu iç

0

Chavez, seçim kampanyası konuşmasında, halkın, Venezuela ürünlerinin tüketimini artırmanın bir yolu olarak, yabancı şirketlerin ürettiği şekerli soğuk içecekler yerine, devletin işlettiği Corpozulia şirketinin ürettiği üzüm suyu ”Uvita”yı satın alması gerektiğini söyledi.

Venezuela’nın sosyalist lideri, televizyonda yayımlanan konuşmalarında sıklıkla destekçilerine sağlıklı gıdalar tüketmeleri, egzersiz yapmaları, alkol ve uyuşturucudan uzak durmaları çağrısında bulunuyor.

Güney Amerika ülkesi, halkın tükettiği yiyecek ve içeceklerin büyük bölümünü ithal ediyor.

Chavez ayrıca ABD’de başkanlık seçimlerinin Cumhuriyetçi adayı Mitt Romney ile kendisinin rakibi Henrique Capriles’in aynı gündeme sahip olduklarını söyledi.

Hem Romney hem de Capriles’in kapitalist eliti temsil ettiğini belirten Chavez, Capriles’in, Venezuelalıları, yoksulu önemsediği yalanına inandırmaya çalıştığını ve 13 yıllık iktidarına damgasını vuran sosyal programları ortadan kaldıracağını savunuyor.

Henrique Capriles ise bu iddiaları reddediyor.

ÖSYM klasiği: LYS’de skandal!

Habertürk ‘ün haberine göre, geçen yıl şifre tartışmaları, bu yıl KPSS ’de “soruların sızdırılması” iddialarıyla gündeme gelen ÖSYM’nin başı bu kez Lisans Yerleştirme Sınavları’na (LYS) katılan adayların “puan hesaplarındaki unutkanlıklarla” derde girecek. İddialara göre liselerin Türkçematematik alanlarındanmezun olan öğrencilerinMatematik Fen (MF), sosyal bilimler bölümlerinden mezunların da Türkçe-Matematik (TM) puanlarının hesaplanması unutuldu. Hatanın düzeltilmesiyle 870 bin öğrencinin başarı sırası değişecek. LYS’de 180 puan barajını aşamadığı için elendiği belirtilen yaklaşık 200 bin öğrenciden 100 bini de barajı aşarak, tercih hakkına kavuşacak.
Puanlar 39 saatte hesaplandı
18 Temmuz’da Danıştay’ın üniversite yerleştirme puanlarında bireysel başarının kullanılmasını durdurma kararı üzerine ÖSYM , aynı gün saat 17.30’da yerleştirme puanlarını yeniden hesaplamaya başladı. Bu kez puanlarda okul başarısını yansıtan Ağırlıklı OrtaöğretimBaşarı Puanı (AOBP) dikkate alındı. Yaklaşık 39 saat sonra 20 Temmuz Cuma günü saat 08.30’da da sonuçlar duyuruldu.

MF-1’de barajı geçenlerin sayısı %80 azaldı

ÖSYM yerleştirme sonuçlarıyla birlikte adayların puansal dağılımlarını da sitesinde ilan etti. Ancak bu tablolar incelendiğinde iki yıldır sınava giren öğrenci sayısının yaklaşık aynı olmasına rağmen barajı aşanların sayısında öğrencilerinmezuniyet alanlarına göre “çarpıcı değişiklikler” olduğu dikkat çekti. ÖSYM ’nin yayınladığı tablolara göre 180 ve üzerinde puan alan adayların okul türü ve alanlarına göre dağılımına bakıldığında en çarpıcı sonuçlardan biri MF puanları da hesaplanan Türkçematematik bölümlerindenmezun öğrencilerde görüldü. 2011 yılında MF puan türlerinden biri olan MF-1’de Türkçematematik alanında baraj geçenlerin sayısı 139 bin 494. Ancak bu yıl sayıları 26 bin 711. Geçen yıl MF-2’de aynı gruptan barajı geçen sayısı 103 bin 448 iken, bu yıl sayıları 4 bin 726’ya düştü. Bu puan grubundaki gariplik, MF-3 ve MF-4 puan türlerinde de sürdü. Geçen yıl MF-3 puan türünde 104 bin 868 Türkçematematik alanından öğrenci barajı aşarken, sayıları bu yıl 4 bin 820 oldu.MF-4 puanında ise geçen yıl 132 bin 738 öğrenci barajı geçti, bu yıl ise sayıları yalnızca 12 bin 146.
Ts-3’te  barajı geçenlerin sayısı %85 azaldı

Çelişki, liselerin sosyal bölümlerinden mezun olan ve Türkçe Sosyal (TS) puanlanlarıyla tercih yapacak öğrencilerin TM puanlarında da görüldü. Geçen sene bu öğrencilerin sayısı TM-1 puan türünde 89 bin 78 iken, bu yıl sayı 7 bin 795 oldu. Geçen yıl TM-2 puanında 180 barajını aşan sosyal öğrencilerinin sayısı 100 bin 718 iken, bu yıl sayıları 9 bin 344’e düştü. TS-3 puan türünde ise geçen yıl 113 bin 107 olan sosyal öğrenci sayısı bu yıl 19 bin 539.

ÖSYM, 2010’da da unutmuştu

2010 yılında yapılan LYS’nin ardından da liselerin Türkçe matematik alanlarından mezun olan öğrencilerin MF-4 puan türlerinin hesaplanmadığı ortaya çıkmıştı. Aynı yıl 32 üniversitede 49 programda görme engellilerin başarı sıraları ve puanları kılavuza konarak, hata yapılmıştı.

200 bin çocuk yok olmuş görünüyor’  

Bahçeşehir Üniversitesi Rektör Danışmanı Turgay Polat, LYS’lerde Türkçe matematik ve sosyal alanlardaki öğrencilerin TM ile TS puanlarının hesaplanmasında aynı çelişkiyi gördüklerini ve ÖSYM Başkanı Prof. Dr. Ali Demir ’e ilettiklerini, inceleyecekleri bilgisini aldıklarını söyledi. Polat’ın değerlendirmesi şöyle: “Bu durum ‘Bu yılın sınavı çok zordu’ denilerek açıklanamaz. Liselerde Türkçe sosyal bölümlerinden mezun olanların MF, sosyal bölümlerinden mezun olanların da TM puanlarının hesaplanmasının unutulduğunu düşünüyorum. Örneğin geçen sene Türkçe Matematik (TM) puanlarıyla tercih yapacak öğrenci sayısı 645 binlerin üzerine çıkarken bu yıl sayı 401 binler civarında. Yüzde 50 azalma var. 200 bin çocuk yok olmuş görünüyor. TM puanıyla tercih yapacak çocuklar LYS’de matematik ve edebiyat coğrafya sınavlarına girdi. Matematik sınavına girdikleri için MF puanlarının da hesaplanması gerekiyordu. İşte bu TM grubu öğrencilerinden bir grubunun MF puanının hesaplanmadığını düşünüyorum. Bunu öğrencilerin eline geçen sınav sonuç belgelerinde de görüyoruz. Geçen yıl 390 ortalama puanla TM öğrencisi 100 bininciydi. Bu sene aynı puanla 40 bininci. Terslik var, tek açıklaması bazılarının puanları hesaplanmadı.

‘870 bin adayın yeri değişir’

İstanbul Kültür Üniversitesi AR-GE Bölümü Başkanı Burak Kılanç da tablolardaki dağılımlara baktığında “içinin rahat olmadığını” söyleyerek, “Bu rakamları anlayamadık. ÖSYM açıklama yapmalı ve adayların da bizim de içimiz rahat etmeli. Puanlar yeniden hesaplanırsa 870 bin adayın başarı sırası da değişir. Barajına altında kalanlar da barajı aşar, tercih hakkı alır” dedi.

‘Algoritma hatası olabilir’

Kültür Dershaneleri Rehberlik Genel Koordinatörü Salim Ünsal, “Çok ciddi sorun görünüyor. Hesaplama algoritmasında bir hata olabilir. Yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Bu sonuçlar mantıklı ve makul değil. Yeniden hesaplanırsa barajı geçenlerin sayısı ve tüm öğrencilerin başarı sıraları değişir. Bu da her şeyin altüst olması demek. Geçen yıla göre 30-40 daha az neti olanın puanı fazla. Hesaplamanın doğru olmadığına ilişkin şüphe var” diye konuştu.

Habertürk

Bir kişinin oruç maliyeti 222 lira

Türkiye -Kamu Sen Genel Başkanı İsmail Koncuk, yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye Kamu-Sen Araştırma Geliştirme Merkezi tarafında yapılan araştırmaya göre, oruç ibadetini yerine getiren bir kişinin sağlıklı bir şekilde aktivitelerini sürdürebilmesi için günlük yaklaşık 3 bin kaloriye ihtiyacı olduğu belirtti.

Dört kişilik bir ailenin iftar maliyetinin geçen yıla göre yüzde 13,9 arttığını iddia eden Koncuk, “Geleneksel ramazan yemeklerinden yola çıkılarak yapılan hesaba göre, 4 kişilik bir ailenin iftar yapması için gerekli olan günlük tutar en az 29,54 lira, ramazan boyunca oruç tutmanın maliyeti ise 886,2 lira” değerlendirmesinde bulundu. Buna göre bir kişi için oruç maliyeti 221.55 lira oldu.

Ortalama memur maaşının bin 794 lira olduğunu vurgulayan Koncuk, memurların maaşlarının yarısını yalnızca oruç açmaya ayırmak zorunda kaldığını ileri sürdü.

Toplu sözleşme görüşmelerinde tüm çalışanlara bayram ikramiyesi verilmesini talep ettiklerini hatırlatan Koncuk, açıklamasında “Rahmet ve bereket ayı ramazan , Müslümanların kurtuluş ayıdır. Tüm Müslümanlar oruç tutarak, manevi anlamda kurtuluşu arzu ediyor. Yetkililerden de memurlarımızı maddi anlamda kurtaracak tedbirler almalarını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

AA

‘AKP = İdris Naim Şahin’

AKP’nin eski genel başkan yardımcılarından Dengir Mir Mehmet Fırat , Kürt sorununu analiz ederken çarpıcı tespitlerde bulundu. “Kürtlere kültürel jenosit yapıldığını ve asimilasyonun devam ettiğini” savunan Fırat, “Retçilik, İttihatçılık’la başlamış, Kemalizm’le devam etmiştir. İttihatçılık da Kemalizm de artık iflas etmiş yerli bir görüştür. Ama biz hâlâ bu defteri açmak ihtiyacını hissediyoruz. Geçmiş ideolojileri Türkiye ’nin sırtında bir ceset olarak görüyorum” dedi.

‘ Leyla Zana yürekli bir çıkış yaptı’
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ’ın Diyarbakır Bağımsız Milletvekili Leyla Zana ile görüşmesinin önemine dikkat çeken Fırat, Zana’nın ‘yürekli bir çıkış yaptığını’ söyledi. “Zana, halkının içindeki barışçıl mesajları ifade etti. Kürt toplumunda kesinlikle desteği var. Diğer BDP ’li milletvekilleri gibi sadece örgütün desteği ile milletvekilleri ile seçilmiş bir kişi değil” diyen Fırat, sözlerine şöyle devam etti:

“ Türkiye ’de iç içe geçmiş gibi görünen, aslında birbiriyle pek ilgisi olmayan iki temel problem var. Biri Kürt sorunu diğeri PKK sorunu. 1984’ten sonra PKK ’nın Kürtlerin temel haklarını savunmak gayesiyle eylemlere girdiğini görüyoruz. Ancak 1999’da Abdullah Öcalan ’ın yakalanmasının ardından örgüt lider boşluğuna düştü. Kürt sorununun halledilmesiyle PKK sorunu, PKK sorununun halledilmesiyle de Kürt sorunu halledilemez.

‘Devletin de işine geliyor’
DTK’nın anadilde eğitim, Kürt kimliğinin tanınması, yerel yönetimlere daha çok merkezden yetki, Kürt sorunudur. Ancak Öcalan’a ve PKK ’nın üst yöneticilerine özgürlük ile Güneydoğu ’da PKK yönetimine bırakılacak özerk bir bölge Kürt sorunu değil, PKK sorunudur. İki problemi iç içe geçirmek gerek PKK ’nın gerek devletin işine geliyor. PKK ’nın işine geliyor, çünkü bir halkın özgürlüklerini savunan idealist bir örgüt gibi kendini meşrulaştırmaya çalışıyor. Devletin de işine geliyor, çünkü devlet böylece Kürt halkının taleplerini PKK ’nın eylemlerinin sonrasına erteleme imkânı buluyor.”

Vatandaşlık sorunu
Kürt sorununun ‘vatandaşlık sorunu’ olduğunu anlatan Fırat, sözlerine şöyle devam etti:
“Eğer siz Türkseniz, çocuğunuza Türkçe öğretebilirsiniz. Ama Kürt, Çerkez, Lazsanız türkünüzü söyleyemez, yazısını yazamazsınız. Kürt halkının yüzde 99’u, ‘Edirne’deki vatandaş hangi haklardan istifade ediyorsa ben de aynı haklardan istifade edeyim’ diyor. Taleplerin büyük bir kısmı gerçekleştirildi. 2000’li yıllardan itibaren birçok yasak kaldırıldı. Anadille eğitimin seçmeli dil olarak okullarda okutulmaya başlanması büyük bir adım. Çünkü bugüne kadar yok olduğu iddia edilen bir dilin kabulü devlet tarafından sağlandı. Bugün okullarda seçmeli ders olarak kabulü, belki inkâr politikasını ortadan kaldırmıştır, ama asimilasyon halen devam ediyor. Yalnız insanlar yok edilerek asimile edilmezler. Dilini ortadan kaldırdığınız zaman o da bir asimilasyondur. Bir toplumun eğer dilini ortadan kaldırıyorsanız bana göre bu kültürel bir jenosittir.”

Türklüğe atıf yapılmasın
“ Türkiye ’de Kürtler de var diye anayasaya yazmanız gerekmiyor” ifadesini kullanan Fırat, “ Anayasa ’nın hiçbir etnisiteye atıf yapmaması lazım. İmparatorluk devamı olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde çeşitli etnisite ve inanç grupları yaşıyor. Dolayısıyla siz bir etnisiteye mesela Türklüğe atıf yapıp diğerlerini yok sayarsanız toplumda rahatsız yaratır. Türkiye kurulduğu tarihten itibaren de bu rahatsızlığın içindedir. Kürt sorununda büyük ırmaklar geçilmiştir. Makul olan her kesimin kabul edeceği birkaç tane sorun kalmıştır. Bunları da hallettiğiniz zaman Kürt sorununu halledersiniz” dedi.

‘Kemalizm iflas etti’
Fırat, “Kemalizm karşımıza bir engel olarak çıkıyor mu?” sorusuna şu cevabı verdi:
“Retçilik İttihatçılık’la başlamış, Kemalizm’le devam etmiştir. Milliyetçilik duygularını ön plana çıkardığınız andan itibaren diğer insanların da milliyetçilik duygularının yükselmesine sebep olursunuz. İttihat ve Terakki Talat, Enver ve Cemal Paşa ile sona ermemiştir. Mühim olan zihniyettir ve o zihniyet halen yaşıyor. Kemalizm dediğimiz düşünce tarzı, İttihatçılığın umdelerinin toplamından ibarettir. Türkiye kabul edelim ya da etmeyelim Osmanlı’nın devamıdır. İttihatçılık da Kemalizm de artık iflas etmiş yerli bir görüştür. Milliyetçilik Fransız devriminin ardından gelişen bir akım. Ama dünyada artık karşılığı yok. Hatta 2. Dünya Harbi’yle bana göre bu defteri Nürnberg’de kapattı. Nürnberg’de yargılanan faşizmdi. Dünya orada bununla hesaplaştı. Ama biz hâlâ bu defteri açmak ihtiyacını hissediyoruz. İlkokulda hatta bazen ana okulundaki çocuklarımız hazır ol vaziyette, bir askeri disiplin içinde yemin ediyorlar. Dünyaya, tarihe, sosyal gelişime aykırı olan bir şeyin devam ettirilmek istenmesi ölüyü kaldırmaya benzer. Siz istediğiniz kadar ona serum, vitamin verin ölü ölüdür. Bir süre sonra da çürür. Bana göre de o çürüme başlamıştır. Ceset kokuyor. Geçmiş ideolojileri Türkiye ’nin sırtında bir ceset olarak görüyorum.”

‘ Atatürk ideolog değil’
Fırat, “Geçmiş ideolojiye Kemalizm diyebilir miyiz?” sorusu üzerine sözlerini şöyle sürdürdü:
“Diyebilirsiniz… Mustafa Kemal Atatürk ’ün böyle ideolojisi yok. Mustafa Kemal bir ideolog değil. İyi bir asker, iyi bir siyasetçidir. Kemalizmin arkasına sığınmak isteyen, halkı cahil gören bir grup var. O kısır dünyalarında ‘Kemalizm’ dedikleri olmayan bir ideolojiyi rehber olarak almışlar. Hem de basit bir ‘ideoloji’yi. Altı tane umdesi var. Bunu öğrenmek çok kolay. Ama ne bileyim komünizmi öğrenmek çok zor. Tarihi diyalektiği öğreneceksiniz, materyalizmi öğreneceksiniz çok uzun çalışmalara, entelektüel derinliğe ihtiyaç var. Bunlarda o yok.”

Şahin yorumu: Kişinin değil iktidarın bakışı
Fırat, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ’in tepki çeken açıklamalarının hatırlatılması üzerine, “Bana göre bakış açısı çok doğru değil.
Kişiler üzerinden konuşmak istemem. Çünkü bu, kişinin değil iktidarın bakış açısı. İktidar demek öyle bakıyor. İktidar öyle bakmazsa, mensubunun da öyle konuşmaması lazım. Demek ki iktidar o söylemlere iştirak ediyor. İktidar partisi içinden bir bireyi suçlamayı biraz olayı basite indirgemek olarak görüyorum” dedi.

Tarık Işık / Radikal

2013’te erken seçim geliyor

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, yerel seçimlerin altı ay öne çekilmesine yeşil ışık yaktı..

Erdoğan, AKP kurmayları tarafından kendisine sunulan “yerel seçimlerin 2013’ün sonbaharında yapılması önerisini” olumlu karşıladı. Buna göre,  “olumsuz iklim koşulları gerekçesiyle” seçim tarihinin uyarlanması ve kıştan önceye çekilmesi uygun görülüyor. Yerel seçimlerin 2013 yılı Ekim ayında yapılması planlanıyor.

Seçimlerin kış aylarından önce yapılması için Anayasa’da geçici madde ile düzenleme gerekecek. Yasal düzenleme için Meclis’te muhalefetle temas kurularak, Grup başkanvekilleri görüşecek. Ancak düzenleme için AKP ısrarcı olmayacak. CHP ve MHP’nin olumsuz yaklaşması durumunda seçim zamanında gerçekleşecek.

Seçimlerin 6 ay öne çekilmesiyle 2013’ten sonra 3 yıl üst üste seçim yapılacak. 2014’te Cumhurbaşkanı seçilirken, 2015’te genel seçimler olacak.

Star

Köylü üreticiler Ayrancı Pazarı’nda

Ankara’nın çevresinde, halen tarımsal üretim yapılan yerlerdeki üreticilerin daha geniş bir pazara; başkentlilerin de sağlıklı, uygun fiyatlı ve taze ürüne ulaşabilmesi açısından “Ankara Köylü Üreticiler Pazarı” fikrini uygulamaya koyan Çankaya Belediyesi, ilk adımları Ayrancı Semt Pazarı’nda attı.

İki haftadan beri Ayrancı Semt Pazarı’nda deneme amaçlı tezgâh açan köylü üreticiler, halkın ilgisinden memnun. Ayrancı Organik Gıda Pazarı’nın kurulduğu Pazar günleri tezgâh açan üreticiler, bahçelerinden getirdikleri ve çok miktarda olmayan ürünleri başkentlilerin damak tadına sunuyorlar.

Pazarda ilk olarak üretici belgesi olan 10 civarında köylü tezgah açtı. Sabah erken saatlerde pazar alanına gelen köylüler, tüketiciyle kurdukları ilişkide “organik değil köy ürünü” sattıklarının bilgisini özellikle veriyorlar. Sertifikalı tarım yapmadıkları için ürünlerine organik denemeyeceği bilgisini tüketiciye sürekli hatırlatan ve sorulara detaylı cevaplar veren köylü üreticiler, “Burada sattığımız ürünler, kendi bağımızda bahçemizde yetişen, evde tükettiğimiz ve ilçe pazarında sattığımız ürünler. Biz çok büyük alanlarda çok büyük miktarlarla ifade edilecek tarım yapmıyoruz. Miktar ve çeşit olarak kısıtlı olduğumuz ve sadece mevsim meyve- sebzelerini üretip satabildiğimiz için bunu tüketiciye söylüyoruz. Biz sertifikalı tarım yapmıyoruz, ürünlerimizi doğal yollarla ve çoğu zaman zirai gübre olmadan yetiştiriyoruz ancak bu da (Organik ürün üretiyorum) demek için yeterli değil. Dolayısıyla, Ayrancı Pazarı’nı Organik Pazar’la paylaştığımızdan da müşterilerin kafası karışmasın ve kendilerini kandırılmış hissetmesinler diye, daha onlar sormadan ürünlerimizin organik değil doğal, köy ürünü olduğunu söylüyoruz” dediler.

Daha önce birkaç değişik pazaryerinde deneme amaçlı tezgâh açtıklarını ancak girişimlerin başarılı olmadığını kaydeden köylü üreticiler, “Biz buraya Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık’ın daveti ve girişimleriyle geldik. Kendisi bize bu pazarda yer gösterdi, pazardaki diğer esnaf da nezaketle yaklaştı. Amacımız çok para kazanmak değil, zaten o kadar ürünümüz yok. Hal esnafı değiliz, oradan mal almıyoruz. Bağımızda bahçemizde ürettiğimizin bir kısmını Ankara’da satıyoruz” diye konuştular.
Köylü üreticiyi destekleyen projeyi başarılı bulduklarını ve uygulamanın oturması için zamana ihtiyaç duyduklarını belirten üreticiler, “Kanun, pazaryerlerinde toplam tezgâhsayısının yüzde 20’sinin köylü üreticilere ayrılmasını öngörüyor. Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık, hem köylü üreticilerin hem de kentli tüketicilerin faydasına olan bu kararı uygulamaya koydu. Kendisine teşekkür ederiz” dediler.

Kalecik, Güdül, Ayaş ve Çubuk’tan gelen köylü üreticilerin meyve- sebze, şarküteri ürünleri ve çeşitli gıda maddelerini satışa sunduğu Köylü Üreticileri Pazarı, her ayın birinci Pazar günü hariç, Ayrancı Semt Pazarı’nda olacak.

Güllaç – Müge İplikçi

Güllaçla haşır neşir olduğumuza göre ramazandı, kim bilir hangi ramazan. Güllacın katmanlı bir tatlı olduğundan bahsedip duruyorduk. Şeker, süt, fındık ya da ceviz, her şey kıvamında olmalıydı. Ne ilgisi vardı, tam olarak çıkaramıyorum şimdi, beyaz kağıt torbadan çekip aldığı yuvarlak nişasta kıtırını parçalamadan süt dolu kaba gömerken demişti galiba ‘kızım mutlaka bir mesleğin, gerçek bir altın bileziğin olsun…’

Burada sözü yarım kalmış olmalı. Hafif pelteleşmiş nişasta tabakası geniş cam tabağa yayılacak kıvama geldiğinden mi, kafasından tuhaf tuhaf başka şeyler geçtiğinden mi, zaten hep biraz tuhaftı, farklı konulara, boşluklara, zamansızlıklara atlamış olmalıyız onunla.

Yine bir ramazan günü, güllaç kokularının, pidelerin buhar ve renklerine karıştığı zamanlar yanı başımızdan ağır ağır geçip giderken bu eksik cümleyi hatırladım. Bu hatırlayışın nedeni basit bir tesadüfe dayanıyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in çalışan kadınlar için verdiği kreş sözüne. Gaziantep’te Şehit Aileleri Derneği’ni ziyaret eden Şahin, çalışan kadının yanında yer alacakları bir çalışmanın içerisinde olduklarını söylemiş, devletin vereceği sosyal desteğe vurgu yapmış. Dünya örneklerinden yola çıkarak yapmış oldukları araştırmalarda yeni kreşlerle beraber yeni istihdam alanlarının da açılacağını vurgulamış. ‘Sosyal devlet olarak çalışan kadının yanındayız’ demiş. Demiş demesine de bu kreş sözünün verildiği zamanlara denk düşen bir sırada Habertürk Gazetesi’nde çok ilginç bir araştırma sonucu yer aldı. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırmaları Vakfı’nın yaptığı araştırmaya göre Türkiye’de çalışan kadın sayısında geçen yıla oranla yaklaşık 500 bin azalma var. Bu sonuca göre ev kadını sayısı bir yılda yaklaşık 500 bin artarak 12.2 milyona çıkmış.

Kısacası bu gidişle kreş açmaya falan gerek kalmayabilir! Ve kadınlar dünyanın en zor işi olan ev kadınlığını tercih etmeye devam edebilirler. Elbette birçok nedeni olabilir bu artışın. Öncelikle, kadınlar iş arıyor ve bulamıyor olabilirler. İşverenlerin kadınlara güveni azalmış olabilir. Kadınlar gerçekten çalışmak istemiyor olabilir, vb…

Ancak çok net bir gerçek var: Son yıllarda Şahin’in tabiriyle söyleyecek olursak ‘sosyal’ devletimiz kadınları cins cins muhazakâr politikalarla evlere yönlendiriyor, bunu hepimiz biliyoruz. Şahin’in iyi niyetli bir politikacı olduğunu bilsem de bunu yazmak durumundayım. Zira iş onun iyi niyetini aşmış durumda. Kürtaj rezaleti ortadayken, kendisinden ‘aman efendim bunlar muhafazakâr politikaların işleri değildir, zaten ileri demokrasi bunu gerektirir’ tarzında tuhaf açıklamalar yapan pişkin ‘erkek’ meslektaşlarına karşı net bir duruş sergilemesini beklemek çok mu gereksiz kaçardı?

Gereksiz kaçmazdı. Söz konusu edilen ileri bir demokrasi anlayışıysa hayır, kaçmazdı.

Ama sorun da burada zaten. Demokrasinin algılanış ve dayatılış biçiminde.

Tam da burada asıl sorularım şunlar: Bir kadına üç çocuk doğur diyen bir devlet yapısı kreşle bu işi çözebilir mi? Gücünü cinsiyetçi kutuplaşmalardan alan bu sistemin içersinden nitelikli, güvenceli işi olan altın bilezikli kaç kadın çıkabilir? Kadın istihdamı denilen o şey şimdiki erkek egemenliğinin yarattığı bu sert, tek yanlı, tek sesli fırtınadan korunabilir mi? Yoksa istenen ucuz kadın emeği midir? İstenen sadece bu mudur?

Dedim ya güllaçtan buralara geldim. Her şeyin katmanlı ve kıvamlı olması gerektiğinden. Bir de oradaki o eksik kalmış cümle var ya onun yüzünden. Onu tamamlamak benim işim olsun bu ramazanda. ‘Kadınlara yaşamlarına yön verebilme şansı verilmeli.’

Ve bunun için de erkekler, sermaye ve devlet iyi niyet ve açık görüşlülükle kadın emeğine hep birlikte sahip çıkmalı.

***

Bir yandan kadınlara kürtaj yasağı getir, bir diğer yandan sosyal devlet ayağıyla kreş şansı sun, bir gün onları tutuculuğun kuyusuna at, ertesi gün çalışanın yanındayız de. Bir tarafta ucuz emek peşinde at koştur, bir diğer tarafta… Oooo. Bu ne perhiz bu ne güllaç bulamacı.

Müge İplikçi – Vatan