Ana Sayfa Blog Sayfa 4636

Korsan taksiciler, legal dernek kurdu

İstanbul’da sayıları 60 bin bulan korsan taksiciler, ‘Alternatif Ulaşımcılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’ adı altında birleşti. Yasal taksiciler ise derneğe tepki gösteriyor. Korsan taksiciler, “Yasal zeminde, vergi vererek, işimizi devam ettirmek istiyoruz.” diyor. Yasal taksiciler ise derneğe tepkili… Atatürk Havalimanı Taksiciler Kooperatifi Başkanı Fahrettin Can, CİHAN’a yaptığı açıklamada “Korsanın kelime anlamı ‘hırsızlık’ demek. Hırsızlığın yasalaşması söz konusu olabilir mi?” ifadelerini kullandı.

Ticari taksilerin merakla beklediği korsan taksi yasası, 31 Mayıs itibariyle yürürlüğe girdi. Yasayla korsan taksicilere verilen para cezası da artırıldı. Buna göre, ilgili belediyeden izin veya ruhsat almadan belediye sınırları içinde ticari amaçla yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, iş yeri ve işletmelerin sorumlularına kanunda belirtilen idari para cezasının 3 katı (yaklaşık bin 950 lira), bir yıl içinde tekrarlanması halinde ise 5 katı olarak (yaklaşık 3 bin 250 lira) ceza uygulanacak. Daha önce 15 gün trafikten men edilen bu araçlar, bundan sonra 60 gün süreyle trafiğe çıkamayacak. Ayrıca yeni düzenlemede korsan taksi kullanan yolculara da 215 lira cezai işlem uygulanmaya başlandı.

Korsan taksicilik yapanlara uygulanan cezanın arttırılmasının ardından bu işle uğraşanların sayısı da büyük oranda azaldı. Korsan taksiciler de 20 Haziran’da ‘Alternatif Ulaşımcılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’ çatısı altında birleşti. Derneğe bir aylık sürede 550 kişi üye oldu. Korsan taksi benzeri uygulamanın Avrupa’da bulunduğunu öne süren korsan taksiciler, TBMM’de birçok milletvekili ile görüştü ancak sonuç alamadı.

Korsan taksicilik yasak, korsan taksi derneği serbest

‘Alternatif Ulaşımcılar Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin kuruluşu sırasında olumsuz tepkinin yanı sıra olumlu tepkiler aldıklarını belirten derneğin başkanı Sezaattin Yaşar, “Yasal olarak bu derneği kurduk. Valilikten izin aldık. Tüzüğümüzde de yasa dışı bir şey yok. Tüzüğümüzde ‘Amacımız; toplu taşımada haksız rekabetin önlenmesi ve vatandaşa daha kaliteli bir hizmet sunmaktır.’ yazmaktadır. Eğer bu bir suçsa hepimiz suçluyuz. Hepimiz buradayız.” dedi.

Yaşar, “Bu işten 60 bin kişi civarında insan evine ekmek götürmüş. 60 bin aracın içerisinde de 17 bin araç bağlanmış. Bugün ‘tu kaka!’ diyenler bile bir taksi durağının müşterisidir. Müşterilerimiz arasında TBMM’de vekilden polislere, doktorlardan gazetecilere kadar çok sayıda seçkin kişi var.” ifadelerini kullandı.

“İflas ettim, korsan taksici oldum”

Sahip olduğu şarküteri dükkanının iflas etmesinin ardından korsan taksicilik yaptığını ve bu işi 4,5 yıldır sürdüğünü dile getiren Ersan Kadı ise, “Yasal çalışma zeminde faaliyet gösterebilmek için yetkililere defalarca başvuruda bulunduk. Fakat bu konuda hep karşımıza duvar çıktı. Bu noktada anayasal vergi verme görevimiz engellendi. Bu yasa çıktıktan sonra anladık ki bizimle ilgili düşünülen bir şey yok. Biz de bu yola girdik. Şu anda İstanbul’da tahditli (Sınırlı) plaka uygulaması vardır. Bu ne tüketicinin yararınadır ne de şoför esnafının. Şu andaki sistem sadece rant sahiplerinin işine yaramaktadır. Bu konuyla ilgili yürütmeyi durdurma kararı için dava açmayı düşünüyoruz.” diye konuştu..

Korsan kelimesinden rahatsızız

Yasa çıktıktan sonra taksi plaka fiyatlarının 700 bin liradan 1 milyon liraya yükseldiğini anlatan Kadı, “Bu işi asıl yapan, araç sahipleri değil, şoförler. Eskiden 90 lira yevmiye verirken, şimdi bu rakam 130 liraya yükseldi. Bu yasanın kimi koruduğu gayet açık ve net.” ifadelerini kullandı.

‘Korsan taksi’ kelimesinden oldukça rahatsız olduklarını aktaran işçi emeklisi Sabri Kurt da, “Biz kayıt altına alınmak, sisteme entegre olmak istiyoruz. Korsan olmak istemiyoruz.” şeklinde konuştu.

Ticari taksi şoförlerini eğitim almamakla suçlayan Kurt, “Bir insanı Atatürk Havalimanı’ndan alıp Taksim’e götürmek için Boğaz Köprüsü’nden geçmek midir taksi şoförlüğü? Korsan taksici arkadaşlar geçinmeye çalışan mazlum insanlardır.” ifadelerini kullandı.

“Taksi açığını korsanlar dolduruyor”

Sarı taksi plakasının en son 1991 yılında ihale edildiğini ve 21 yıldır İstanbul’un nüfusu arttığı halde halen yeni taksilerin piyasaya çıkmadığını aktaran bir diğer korsan taksici, taksi açığını korsan taksinin doldurduğunu öne sürdü. Korsan taksi ile ilgili yasayı çıkaran hükümete başka bir taksici de, “Korsan bitti oylar gitti.” diyerek, AK Parti’ye oy vermeyeceğini söyledi.

Korsan, hırsızlık anlamına geliyor

Korsan taksicilik kavramını tartışmanın bile akla mantığa aykırı olduğunu söyleyen Atatürk Havalimanı Taksiciler Kooperatifi Başkanı Fahrettin Can ise, “Korsanın kelime anlamı ‘hırsızlık’ demek. Hırsızlığın yasalaşması söz konusu olabilir mi? Bu plakaların bir değeri var. Akla mantığa sığan şeyler değil. Bunlar aklını yitirmiş olmalı.” diye konuştu.

Yeşil Gazete

Usûl, esası böyle dövüyor işte…- A. Turan Alkan

 
Çamlıca’ya cami meselesindeki usûl ve üslûp yanlışları kartopu gibi büyüyor. Peşinen ve samimiyetle ifade edeyim; bundan hiç hoşnut değilim.

Lâf kıtlığında nizâ konusu arayan ve “Yazılarım gündemi belirliyor” budalalığı ile kibirlenen yazar takımından değilim. Mevzudan uzaklaşmak istedikçe Çamlıca’ya cami muhibleri cemiyeti mensupları, sakarlık üstüne sakarlık yaparak konuyu gündemde tutuyorlar.

Pazartesi günü bazı gazetelerde “Çamlıca yeni siluetinin mimarını arıyor” anafikriyle bir mimarlık yarışması ilanı duyuruldu. Şaşırdım, çünkü daha önceki haberlere göre projenin mimarisi de ana hatları da belliydi, çok büyük olacaktı, çok yüksek olacaktı; mimar ekibini kurmuş çalışmaktaydı vs… Yarışma ilanı ile konuya yeni bir yaklaşım biçimi geliştirildiğini öğrendik; buna göre cami sipariş usulü değil yarışma ile projelenecekti ve masrafını kamu hazinesi değil, sivil hayırseverler üstlenecekti; “Bölgeden cemaat talebi yok ama” tenkidi ise büyük ihtimalle bir hafta kadar önce kurulmuş olması gereken “İstanbul Cami ve Eğitim Kültür Hizmet Birimleri Yaptırma ve Yaşatma Derneği” aracılığı ile göğüslenmiş oluyordu. Camiyi dernek yapacak ama devlet de, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı aracılığı ile projeyi bir nevi himâye edecekti.

Konuyla ilgilenen biri olarak ayrıntıları öğrenmek için gazete ilanındaki web adresine yöneldim ve bir sürprizle karşılaştım: İstanbulcami.com adresli site, kiraya verilmek için boş tutulan bir apartman dairesini andırıyordu ve ekranın bir köşesinde, John Doe diye profesyonel bir fotoğrafçının portfolyosunu incelememiz tavsiye ediliyordu. Garipti, memlekette alan adı (Domain) kıtlığı mı çekiliyordu yoksa ben mi yanlış görüyordum; birkaç defa kontrol ettim, yanlışlık yoktu. Çamlıca cami yarışmasının adresi olarak gösterilen sitede in-cin top oynuyordu.

Öğleden sonra 14 sularında birileri durumu fark etmiş olmalı ki, siteye apar topar bazı bilgiler konulmaya başladı; buna göre yarışmaya katılacaklar 3 Eylül’de yani hemen hemen bir ay içinde projeyi teslim etmeliydiler. Bu sürede projeyi teslim edenleri yüksek ödüller bekliyordu: Birinciye 300, ikinciye 150, üçüncüye 75 bin ve beş mansiyona 25’er binden toplam 650 bin lira! Bu işlerin piyasasını bilmem, bilenlere sordum, “Oo, çok yüksek rakamlar bunlar” dediler. Peki, bir ay makul bir süre midir dedim, “Çok az, velev ki proje önceden hazır ola; yoksa en az dört ay gerektirir” dediler. Şartname alelacele hazırlandığı için olsa gerek, yarışmacıların nasıl bir isimle katılabilecekleri bile akla gelmemiş görünüyordu. “Adrese teslim bir müsabaka mı yani?” dedim, “Eh yani, öyle gibi” dediler…

Hasılı garip bir iş bu; şöyle bir intiba edindim: Basında dile getirilen eleştirileri haklı bulan “Kurucu irade” hemen çevresini harekete geçirerek, yapılacak hayra uygun bir kanunî çerçeve hazırlanmasını emretmiş, fakat bilinmez nedendir, bu kadar aceleye gerek olmadığı halde daha burada dile getirilmeyen pek çok konuda esas ve usul hataları yapılmış. Mesela yarışma jürisinde gösterilen bir öğretim üyesinin durumdan haberdar olunca apar topar jüriden çekilmesi bunlardan biri…

“Tîzi reftar olanın pâyine dâmen dolaşır” mısrâını gel de hatırlama bakalım; “İlle de dediğim olacak” inadı yüzünden bir sürü gereksiz adım, acelecilikten doğan hatalar, lüzumsuz telâşeler… Ne gerek var? Çamlıca’ya ilelebed ve kesinlikle cami yapılmaz diye kendini helâk eden yok ki? Usûle ve esasa dair doğruları gözden kaçırmamak kaydıyla (Yani mâbedin varlık sebebi, vücut dili, mimari anlatımı, büyüklüğü, finansmanı, bânisinin kimliği) elbette yapılır fakat gömleğin ilk düğmesini doğru iliklemek kaydıyla. Bu işte ilk düğme yanlış iliğe raptedildi, encâmını yaşayan görür.

Yapılsa ne olur, yapılmasa ne olur; usûle dair ayrıntılarda hata yapmamakla sorumluyuz biz. Usûl derken imar mevzuatından değil ahlâktan bahsediyorum.

Bu arada kahve döğenin hınk deyicisi makamında projedeki usûl eksikliklerini savunan bazı yazar arkadaşlara, şu mübarek günde acımadan edemiyorum; insanlar rızk endişesiyle nelere katlanıyorlar yahu? Yazık!

A. Turan Alkan – Zaman

Doktora “hasta reddetme hakkı” verildi

Mahkeme, hastasını beğenmeyen bir doktorun talebini haklı buldu. Danıştay kararı onarsa, hekimlere de hasta seçme hakkı gelecek.

Akşam’dan Ercan Sarıkaya’nın haberine göre, Aile Hekimi Dr. Alev Doğan, kendisine kayıtlı Ahmet Yavaş’ın bazı taleplerini geri çevirince hastasıyla arasında tartışma yaşandı. Yavaş, hekimini değiştirmek yerine Dr. Doğan’a gitmeyi sürdürdü.

Doğan, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’ne başvurarak ‘hastayı listemden çıkarın’ dedi. Kurum, ‘hakarete uğrayan hekimin savcılığa başvurabileceği’ni belirterek Doğan’ın isteğini reddetti.

İstanbul Tabip Odası, İl Sağlık Müdürlüğü aleyhine İdare Mahkemesi’ne dava açtı. Mahkeme, Dr. Doğan’ı haklı buldu, hasta Yavaş’ın doktorun listesinden çıkarılmasına hükmetti.

Mahkeme kararında ‘Hekimler, mesleki veya şahsi sebeplerle hastaya bakmayı reddedebilir, tedaviyi bitirmeden hastasını bırakabilir. Ancak bu gibi hallerde tedavisinin aksamaması için hastasına zamanında bilgi vermesi şarttır’ denildi.

“Güven zedelendi, tedavi zor…”

Mahkeme kararında şunlar kaydedildi:

Dava konusu uyuşmazlıkta, aile hekimi davacıyla hastası arasındaki diyaloglar ve tutulan tutanaktan, hekim-hasta arasında olması gereken güven ilişkisinin ve duygusunun zedelendiği ve bunun tedavide olumsuz sonuçlar doğurup ileride telafisi imkansız zararlara sebebiyet vereceği açıktır. Davalı idarece, davacının haklı kabul edilebilecek başvurusunun değerlendirilip ilgili hastanın mağduriyeti oluşmayacak şekilde aynı aile sağlık merkezi içerisinde bir başka hekimle değiştirilmesi mümkünken yapılmamıştır. Bu nedenlerle Sağlık Müdürlüğü işleminin iptaline karar verilmiştir.

Yeşil Gazete

Christian Bale’den, Aurora katliamından sağ kurtulanlara ziyaret

Dark Knight Rises (Kara Şovalye Yükseliyor) filminin başrol oyuncusu Christian Bale, Salı akşamı Aurora sinema salonunda geçen Cuma günü filminin gala gösterimi öncesinde saldırıya uğrayanları Colorado Hastanesi’ne giderek ziyaret etti. Sinema salonundaki saldırı esnasında 12 kişi hayatını kaybetmiş, 58 kişi ise yaralanmıştı.

Hastane ziyaretine eşi ile birlikte gelen Bale, yaralılar ve yakınları ile 2 saate yakın birlikte kaldı. Bale bu ziyaretinin ardından ise Colorado Valisi John Hickenlooper ile bir görüşme yaptı.

“Hastalar bu ziyaretten oldukça mutlu” şeklinde konuşan Aurora Sağlık Merkezi’nin başkanı Bill Voloch, “Hayranı oldukları bir aktör ile görüşmek moral motivasyonlarını iyi anlamda etkileyecek” dedi.

Christian Bale’in Aurora Sağlık Merkezi’ndeki ziyaretini buradan izlemek mümkün.

(Yeşil Gazete)

 

Hong Kong’ta tayfun, 129 yaralı

Hızı saatte 140 kilometreye ulaşan rüzgârlarla  Hong Kong’u alt üst eden Vicente Tayfunu nedeniyle ilk belirlemelere göre en az 129 kişi yaralandı, yüzlerce ağaç devrildi.

Pazartesi gecesi geç saatlerde şiddetli sağanaklarla şehre ulaşan tayfun yüzünden çok sayıda uçak seferi iptal edildi ya da ertelendi.

Tayfun nedeniyle 13 sene sonra ilk defa, gece kısa bir süreliğine acil durum uyarısı en yüksek seviyeye çıkarıldı; ancak alarm durumu sabah saatlerinde fırtınanın etkisinin azalmasıyla düşürüldü.

Acil durum nedeniyle bu sabah geçici olarak ertelenen Hong Kong borsasının öğleden sonra yeniden işlemlere başlaması bekleniyor.

Tayfunun Hong Kong’dan uzaklaşarak Salı sabahı itibariyle Guangdong’un batısına yönelmesi tahmin ediliyor; ancak meteoroloji dairesi çok şiddetli rüzgârların etkisinin devam ettiği uyarısında bulundu.

Yetkililer, uçak sefelerinde yaşanan gecikme ve aksamaların devam edebileceğini hatırlattı. Havaalanı yetkilileri gece yarısından sabaha kadar 60 uçuşun iptal edildiğini, bir diğer 60’ının ertelendiğini ve 16’sının da başka havaalanlarına yönlendirildiğini bildirdi.

Yaşları 4 ile 86 arasında değişen yaralılar tedavi için hastanelere sevkedildi. Hong Kong yönetiminin sağladığı 24 geçici barınağa 250’den fazla kişi sığındı.

Gece boyunca bazı bölgelerden sel ve yüzlerce ağacın devrildiği haberleri gelmeye devam etti.

Bu sabahtan itibaren toplu taşıma araçları kademeli olarak hizmet vermeye başladı.

(BBC Türkçe, Yeşil Gazete)

Nijerya’da sel, 35 ölü, onlarca kayıp

Nijerya’da etkili şiddetli yağışların tetiklediği sel sonucu Jos City şehrinde ilk belirlemelere göre 35 kişinin öldüğü birçok kişinin de sel sularına karışıp kaybolduğu bildirildi.

Jos City şehrinin merkezinde bulunan Plateau eyaletinin  Kızılhaç şefiManasie Phampe, 200 evin oturalamaz hale geldiğini, gece boyunca süren yağışların kayıp sayısını arttırdığından endişe ettiklerini söyledi.

Yağmur sularının Lamingo Barajını taşırdığı, bu durumun da selin etkisini arttırdığı da vurgulanıyor.

Bölgede yardım faaliyetlerini yürüten Ulusal Acildurum Kurumu (NEMA) koordinatörü Alhassan Danjuma Aliyu, sel felaketinin bölgeyi tam anlamı ile yaşanmaz hale getirdiğini, sel sularına kapılan insanlar arasında halen yaşamakta olanları kurtarmak için acil olarak yardıma gereksinimleri olduğunu açıkladı.

Nijerya’nın merkezinde yer alan Jos City ile ekonomi merkezi olan ve güneyinde yer alan Lagos her sene mevsimsel yağışlardan etkileniyor. Mevsimsel yağışlar Mart ila Eylül aylarında görülmekte. Geçen hafta Lagos’un 150 km kuzeyinde yer alan Ibadan’da sel sularına kapılan 3 kişi hayatını kaybetmiş, geçen sene bölgedeki şiddetli yağışlar sonucu 102 kişi ölmüştü.

Lagos’ta ise geçen sene meydana gelen sellerde 20 kişi, Lagos’un kuzeyindeki en büyük şehir olan Kano’da ise şiddetli yağışlar sonucu 24 kişi hayatını kaybetmişti.

(Yeşil Gazete, AlJazeera)

NCAA çocuk tacizine göz yuman Penn State’e acımadı

0

Penn State Üniversitesi amerikan futbolu takımının yardımcı koçu Jerry Sandusky’nin çocuk tacizinden ceza almasının ardından NCAA, Penn State’e 60 milyon dolar para cezası verirken, şampiyonluklarını da elinden aldı.

Asistan koç Jerry Sandusky’nin 48 taciz davasının 45’inden suçlu bulunmasının ardından karışan Penn State’e en büyük darbe NCAA’den geldi.

NCAA, çocuk tacizi olaylarının yaşandığı sıralarda koçluk yapan efsanevi Joe Paterno tarafından bilinmesine rağmen yetkililere bildirilmemesini gerekçe göstererek, üniversiteyi 60 milyon dolar cezaya çarptırdı. Para cezasının dört yıl içerisinde her yıl 12 milyon dolarlık meblağlar halinde ödenmesine hükmetti. Ayrıca Penn State üniversitesi 1998 – 2011 yılları arasında kazandığı bütün karşılaşmalarda da hükmen mağlup sayılacak.

Kolej futbolunun en önemli etkiliği olan sezon sonu maçlarından da dört sene boyunca men edildi Penn State Üniversitesi. Yardımcı koç ve takım koçunun karıştığı çocuk tacizi vakalarına kesilen cezaların üniversitenin öğrencilerini etkileyecek şekilde verilmesi ise uzmanlar tarafından eleşrilere neden oldu.

12 Dev Adam Bulgaristan galibiyeti ile başladı

0

12 Dev Adam, EuroBasket 2013 Elemeleri öncesindeki ilk turnuvasına galibiyetle başladı. Sofya Turnuvası’nın açılış maçında Bulgaristan ile karşılaşan Ay-Yıldızlılar, ev sahibini 65-70’lik skorla geçti. Tturnuvadaki ikinci karşılaşma yarın 21:00’de Ukrayna ile.

Armeec Arena’daki maçın ilk periyodunu başarılı savunmasıyla 14-19 önde tamamlayan A Milli Takımımız, soyunma odasına da 34-37 üstün gitti. Ay-Yıldızlılarımız, üçüncü periyoda hızlı başlayan Bulgaristan’a yanıt vermeyi bildi ve final çeyreğine 41-42’lik skorla girildi. Son periyotta rakibini top kayıplarına zorlayarak ev sahibini 65-70 A Millilerimizde Semih Erden 17 sayı- 13 ribaundla double double yaptı. A Milli Takımımızda İlkan Karaman ve Sinan Güler 12’şer sayıyla oynarken, Emir Predzic 8 sayı- 7 ribaund- 9 asist istatistikleriyle mücadele etti.

(tr.eurosport)

Bozacının şahidi- Ferhat Boratav

Çamlıca’ya cami yapılması, yer seçimi, boyutları, estetiği ile tartışıldı, daha da tartışılacak.

Ama asıl tartışılması gereken, gerekliliği idi. Ne yazık ki, gerek kent, gerek ülke yönetimi, “gereklilik” tartışmasına girmeyi sevmiyor, yararlı da bulmuyor.

 

“Madem bizi seçtiniz, kararları biz veririz” hakim anlayış.

 

Peki, diyelim ki haklılar ve Çamlıca’ya cami yapılması gerekli. İyi ama, bir de bu işin nasıl yapılacağı meselesi var.

 

Çamlıca camii örneğinde, bu sürece de keyfilik ve ölçüsüzlük damgasını vurdu.

 

Ortaya, tek özelliği Kahramanmaraş’ta “çok büyük” bir cami yapmış olmak olan bir mimar çıktı. Büyük bir özgüvenle “Çamlıca’ya ecdadımızın yaptıklarından da büyük bir cami yapacağız. En büyük kubbe, en uzun minare olacak” diye kolları sıvadı, “proje” çizmeye başladı.

 

Sonra, konumu itibariyle bu inşaat projesini yürütmesi gereken Üsküdar Belediye Başkanı “Tek proje yok, beş mimar proje çiziyor” dedi. Başkana göre “2000’li yıllarda Sünni İslam’ın tarifini” ifade edecek cami projesi Ramazan’dan sonra akademisyen ve din otoritelerinden oluşan bir “özel komisyon”a sunulacak, ve tabii nihai olarak Başbakan Erdoğan’ın da oluru alınacaktı.

 

Bu işlerden anlayanlar, “Bu projenin işvereni kim?”, “Neden ulusal, hatta uluslararası bir yarışma açılmıyor?”, “Neden saygın bir jüri kurulup, tartışmaların önü kesilmiyor?” diye soradursunlar, müjdeli haber geldi: Çamlıca camii için bir proje yarışması açılmıştı.

Hem de birinciye 300 bin olmak üzere, toplam 675 bin TL ödüllü, iddialı bir yarışma.

 

Bu meseleyi merak eden biri olarak, yarışma şartnamesini okudum. Okudukça müjdeli haber, yerini soru işaretlerine bıraktı.

 

Bir kere, “kabul edilen projede %40 iskonto” şartının daha baştan konmuş olması, kalitesizliğe davetiye gibi gözüküyor. Ama “bu mimarla müteahhitin derdi” deyip, geçelim.

 

İkincisi, bu dev eserin sahibi kim? Şartnameye göre Ataşehir’de kurulu İstanbul Cami ve Eğitim-Kültür Hizmet Birimleri Yaptırma ve Yaşatma Derneği. Bu uzun isim arkasında bütün İstanbul’u “selatin” camilerle donatma hedefini sezmemek mümkün değil. Başkanının adı Vahap Kanitoğlu. Eğer bir tesadüf değil ise, kendisini Refahyol döneminde rahmetli Başbakan Erbakan’ın gözükara koruması olarak tanımıştık. Gölcük Donanma Komutanlığı kapısında bir itiş-kakışa karışmış sonra “askeri mahkemede yargılanan sivil” olarak 28 Şubat literatürüne adını yazdırmıştı.

Jüride kimler var?
Ancak, bizi asıl ilgilendirmesi gereken işin başka bir boyutu:

 

“İstanbul’a değer katması, sembol olması, kültürümüzün gelenek zincirine orijinal yeni bir halka ilave etmesi” beklenen bu eseri belirleyecek olan jüri kim?

 

Ne de olsa “Çamlıca’nın aradığı siluet”i bu jüri belirleyecek.

 

İlk bakışta her şey güzel; iki mimar, iki yüksek mimar, mimarlık alanından iki akademisyen.

 

Ama internetin başında yarım saat geçirip, kim kimdir diye bakınca ortaya çıkan durum şu:

 

Biri TOKİ Başkan Yardımcısı… Biri eski TOKİ başkan danışmanı, şimdi Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın Müsteşar Yardımcısı… Bir diğeri İstanbul Yenileme Kurulu üyesi, eskiden sermayesinin %49’u TOKi’ye ait Emlak Pazarlama Proje Yönetimi şirketinin Genel müdürü. Bir dördüncüsü Emlak Konut GYO’da Etüd Proje Müdürü.

 

TOKİ kökenli ya da TOKİ bağlantılı bu “bürokrat”ların karşısında mimarlığın namusunu kim kurtaracak? Alanı mimarlık olan iki üniversite yöneticisi. (ki birinin Uzmanlık alanı Kerkük kenti ve Kerkük edebiyatı.) Geriye bir serbest mimar kalıyor. O da, “banı”sı Başbakan Erdoğan olan Ataşehir Mimar Sinan camiinin mimari Hilmi Senalp.

 

“Bozacının şahidi TOKİ’ci” desem, “Erken davranıp haksızlık yapıyorsun, hele bir sonuca bakalım” denilecek ama…

Elinizi kalbinize koyup söyleyin: Bu maç baştan tek kale oynanacak gibi görünmüyor mu?

Diyeceksiniz ki, “Zaten Belediye Başkanı söylemiş, son kararı Başbakan verecek!”

Bari o zaman “yarışmakla” vakit kaybetmesek!

Ferhat Boratav- www.cnnturk.com

 

 

 

‘CHP rüşveti gördü, santrale razı oldu’

Çanakkale/Biga’nın yerel gazetesi “Bigazete”nin iddiasına göre, Biga’ya bağlı Karabiga’nın CHP’li Belediye Başkanı, rüşvet karşılığında termik santrale izin verdi. Bigazete’nin haberini aynen yayımlıyoruz.

“Alarko’nun mal sahibi bulunduğu Cengiz İnşaat’ın ruhsat sahibi göründüğü Karabiga’daki termik santralın yapımı için artık hiçbir engel kalmadı. Halkı ayaklandıran, termik santral protesto gösterilerini hazırlayıp yöneten Karabiga Belediye Başkanı CHP’li Muzaffer Karataş, termik santralın yapımcılarının özel davetiyle Almanya gezisine çıktı. Bizzat kendisinin önerdiği 20 kişilik listeden termik santral yapımcısı firmanın seçtiği 10 kişilik heyetle beleş geziye çıkan Karabiga Belediye Başkanı CHP’li Muzaffer Karataş, yolculuk öncesi termik santral yapımına desteğini de açıkladı.”

Bigazete’nin haberi, “Ayrıntılar Cuma günü Bigazete’de” anonsuyla sona eriyor.

Yeşil Gazete