Ana Sayfa Blog Sayfa 4616

Neredesin Robin Hood?

İngiltere’de evsiz yaşayan insanların sayısının, küresel kapitalizmin ekonomik krizinin etkilerinin yoğun olarak hissedildiği geçtiğimiz üç yılda %25 arttığı saptandı.
Doğu İngiltere’de 50 binden fazla insanın evsiz olduğu açıklanırken, hükümetin uyguladığı bütçe kesintilerinin bu artışın ana sebeplerinden biri olduğu düşünülüyor.

Sağlık araştırmaları yapan Ssentif’in bu konudaki incelemesini yorumlayan yöneticis Judy Aldres, durumu şu şekilde yorumluyor:

“Birmingham’da evsiz popülasyonu 2009-2010, 2010-2011 dönemleri arasında %25 arttı, ancak harcamalar 7.8 milyon pounddan 5.5 milyon pounda düştü.”Evsizlere barınma sağlamak için yardım toplayan bir dernek olan Crisis’in yöneticisi Duncan Shrubsole da “Talep artarkan, evsizlere yapılan yardımlar kesiliyor. Hükümet konut yardımları bütçesinden keserken, biz ihtiyacımız olan ev sayısının yalnızca bir kısmını yapabiliyoruz” dedi.

Konuyu haberleştiren Socialist Worker (Sosyalist İşçi) gazetesi de, yaşayacak yeri olmayan insanların sayısının 40 bin 20’den 50 bin 290’a çıkmasının, hükümetin yalnızca parası olanlarla ilgilendiğinin en güncel kanıtı olduğunu yazdı.

Pardon, pardon, damacanalar temizmiş

Sakarya’da damacana su üretiminde uygunsuzluk belirlenen 6 işletmeden yeni numuneler alındığı, işletmelerin analiz sonuçlarına göre üretime devam edebilecekleri belirtildi.

Sakarya Valiliği’nden yapılan yazılı açıklamada, Sağlık Bakanlığı’nın Halk Sağlığı Müdürlüğü’ne 26 Temmuz’da ilettiği talimat gereğince su işletmelerinde dolumu yapılan 19 litrelik damacanalardan örnek alındığı ve analiz için İstanbul Halk Sağlığı Müdürlüğü’ne gönderildiği bildirildi.

Sağlık Bakanlığı’nın 3 Ağustos Cuma günü yaptığı basın açıklamasıyla analiz sonuçları “İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkındaki Yönetmelik” hükümlerine uygun olmayan işletmelerin kamuoyuna duyurulduğu anımsatılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Yönetmelik hükümlerine uygun olmadığı ifade edilen su işletmeleri, 3 Ağustos Cuma günü akşam saatlerinde, Halk Sağlığı Müdürlüğü yetkilileri tarafından üretim yerlerinde ziyaret edilmek suretiyle konu ve süreç hakkında (kontrol analiz sonuçları olumlu çıkana kadar geçici olarak damacana su üretiminin yapılmaması gerektiği yönünde) bilgilendirilmiş ve uyarılmışlardır.

Halk Sağlığı Müdürlüğü tarafından 4 Ağustos Cumartesi günü Buzdağı ve Kardelen adlı su işletmelerinden kontrol numunesi alınarak Hıfzıssıhha laboratuvarlarına gönderilmiştir. Bazı işletmelerden (EDK Lara, Hazar Vox Nida, Hünkar) kendi talepleri doğrultusunda 6 Ağustos Pazartesi günü kontrol örneği alınmıştır. Bir adet işletmemiz ise (Revan) henüz kontrol numunesi gönderme talebimize olumlu cevap vermemiştir. Halen kontrol analiz sonuçları beklenmektedir. Kontrol analiz sonuçları uygun çıkacak olan su işletmeleri damacana su üretimine devam edebileceklerdir.

Ülkemiz genelinde yürütülmekte olan bu çalışmada sadece 19 litrelik damacana sular değerlendirilmeye alınmış olup, tek kullanımlık pet formlarla ilgili herhangi bir çalışma yapılamamıştır.”

AA

Hrant Dink ödüllü Lydia Cacho’ya ölüm tehdidi

Meksikalı insan hakları savunucusu gazeteci Lydia Cacho Riberio’nun kimliği belirsiz kişiler tarafından ölümle tehdit edildiği bildirildi.

Cancun’da Kadınlara Bütünsel Bakım Merkezi (Centro Integral de Atención a las Mujeres – CIAM) adlı sivil toplum kuruluşunun kurucusu ve yöneticisi olan ve ev içi şiddet, cinsel şiddet ve seks trafiği mağduru kadınlara yönelik çalışmalar yapan Cacho Riberio, 2011’de Hrant Dink Vakfı tarafından verilen Uluslararası Hrant Dink Ödülü’nü almıştı. Lydia Cacho ayrıca 2007 yılında Uluslararası Af Örgütü tarafından verilen Ginetta Sagan ödülüne layık görülmüştü. Af Örgütü Cacho’yu “Meksika’nın en ünlü insan hakları savunucusu ve araştırmacı gazetecisi” olarak tanımlamıştı.

Ölüm tehdidi

Front Line Defenders’ın haberine göre 29 Temmuz günü Cacho’nun sadece acil durumlarda kullandığı çağrı cihazına ulaşan bir kişi Cacho’ya özetle “bizimle uğraşmaya devam edersen seni evine parçalar halinde geri yollayacağız” dedi.

Cacho, daha önce de ölüm tehditleri almış, 2008’de ise suikast girişiminden kurtulmuştu.

Çocuk pornografisi ve ticaretini araştırdığı Cennetin Şeytanları (Demons of Eden) başlıklı kitabında Meksika’daki bir grup işadamı ve politikacı arasındaki pedofili zincirini ortaya çıkaran Cacho hakkında soruşturma açılmış ve yazar bir süre tutuklu kalmıştı. Ancak Cacho’nun araştırmaları sonuç vermiş ve Meksika’da tarihi bir kararla 200’ün üzerinde çocuğu istismar eden bir çetenin ortaya çıkarılması ve çete başı Jean Succar Kuri’nin 112 yıl hapis cezasına mahkum edilmesi sağlanmıştı

Lydia Cacho, Hrant Dink ödülünü aldığı törende yaptığı konuşmada

“Ben haklarımı biliyorum. Sadece başka kadınların seslerini duyurma özgürlüğümü kullandığım için tecavüz etmeye kalktılar, hapse atıldım, hakkımda iki dava açıldı ve bir suikast girişimi atlattım. Ve burada, milyonlarca kızkardeşimizin sahip olmadığı bir hakkı kullanıyorum; hepimiz bu yolda birlikte yürüyebilene dek yazmaya devam edeceğim. Ve bunu, kaybettiğimiz, dürüstlükleri ve cesaretleri yüzünden öldürülen, hayatı ve ölümü Latin Amerika’da hepimizi derinden etkileyen Hrant Dink gibi, dünyanın dört bir yanından arkadaşlarımızın verdiği sıcak ilhamla yapacağım” demişti.

Cacho ile dayanışma için uluslararası bir kampanya yürütülüyor.

(Yeşil Gazete)

Hakkari’de 7 bölgeye 6 Ekim’e kadar giriş yasaklandı

Hakkari Valiliği ilde geçici askeri yasak bölge olarak ilan edilen alanları yazılı açıklamayla duyurdu.

Son günlerde yoğun olarak PKK’ye karşı operasyonların yürütüldüğü ve çatışmaların çıktığı Hakkari’de bazı bölgeler geçici askeri güvenlik bölgesi ilan edildi. Hakkari, Şemdinli, Çukurca ve Yüksekova İlçeleri’ndeki askeri yasak bölgeleri Hakkari Valiliği yazılı açıklamayla duyurdu.

7 ayrı bölge “İkiyaka bölgesi, Şırnak Beytüşşebap doğusu ve Hakkari merkez bölgesi Altındağlar, Buzul Dağı bölgesi, Alandüz Bölgesi, Balkaya Dağları Bölgesi, Gediktepe ve Karadağ bölgesi, Çağlayan ve Pirinçeken Bölgesi” olarak belirtildi.

Açıklamada “6 Temmuz 2012 ile 6 Ekim 2012 tarihleri arasında belirtilen bölgelere vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği açısından girişleri yasaklanmıştır” denildi.

(Ajanslar)

Lanet !

“Rojhat Piran duvarında şöyle sormuş: “Kürt anneleri kış ayında Türk anneleri yaz ayında ağlar, Kürtler yazın, Türkler kışın barıştan bahsetmezler, Kürt siyasi liderler yaz ayında, Türk siyasi liderler kış ayında esnaf ziyareti yapar… Bunun sebebi nedir ?”

Bir dolunayda askıda kaldı hayat, bir kovanda yok oldu umut, bir gözde dondu gelecek. Kürd coğrafyasında yaşanan acıyı tarif etmeye yetmez sözcükler. Katliamlar, makineli tüfek tarakaları, tank ve top mermileri, uçaklardan atılan bombalarla parçalanan gövdeler sökülüp alınan hayatlar, işkenceler, yangın yeri olmuş köyler, tecavüze uğrayan kadınlar. Onuru olan bir halkın yüreği dayanmaz buna, ama sabır taşı bile çatlasa da Kürd halkının sabrı çatlamadı. Yıllardır ölümlere, acılara vakarı ile dimdik bir yürekle alışmadılar. Hep bitsin bu dediler ama olmadı. Her gelen yönetici Nietzsche’nin “soğuk soğuk yalan söyler devlet” sözüne uygun yalan söyledi. Barış dediler, ama alçak ve kibir dolu bir milletin temsilcileri nobran, vicdansız bir dille aşağıladılar. Kendileri adına adalet aradığını söyleyen katil örgütte bunlara yardım etti.

Ey devlet yetmedi mi zulmün. Ey devlet daha ne kadar bomba yağdıracaksın kendi halkına, ey devlet; millet denen alçak varoluş biçimine, ulus devlet denen canavara daha ne kadar tapacaksın, daha ne kadar seveceksin cinayet işlemeyi. İşkenceyi, zulmü, daha ne kadar seveceksin. Senden iyi bir şey çıkmaz bilirim. Ama olur a belki bir gün…..

Ve sen devletsi örgüt, özgürlük sözcüğü ağzında çiğnenen bir ceset oldu, ey örgüt kendi halkının yaşadığı korkunç hadiselerde biraz da senin ölüme bu kadar tapınman, yaşamı bu kadar aşağılamanın payı yok mu. En ufak bir adımı bile geri tepmekle mi kazanacaksın, kandan kuleler dikilmiş, cesetlerden kale yapılmış zafer türkülerine mi katacaksın bunları. Sen ne aşağılık, ne zalim bir kurumsun, tüm kurumlar gibi sen de midemi bulandırmaktasın, tüm kurumlar gibi sen de ölüme tapıyorsun, tüm kurumlar gibi hayatı bozuk para gibi harcıyorsun.

Biliyor musun sen de en az savaştığın kadar zalim, savaştığın kadar vicdansızsın, savaştığın gibi sen de soğuk soğuk yalan söyüyorsun. Senden çıkan her söz anında kirli bir yalan halini alıyor. Artık amacın kalmadı, savaşı sevdin. Ölmeye öldürmeye tapınmaya başladın. Kendi liderini bile çırak çıkardın sonra da utanmadan “barış” diye yalan söyledin. Özgürlük sözcüğü hiç bu kadar kirlenmemişti. Bu lanetli coğrafyanın lanetli bir çetesi oldun. Hayır eşkiya değilsin, eşkıya insandır, oysa sen sadece soyutlamasın. Canlılık adına hiç bir şey yok sende tıpkı devlet gibi. Senin talebin yok, öldürmekten başka.

Geçen yıllarda küçük de bir umut doğmuştu, devlet denen zalim nasıl olduysa bir an yumuşamaya başlamış, bir an insafa gelmişti, istediklerinin pek çoğu yerine gelecekti, elbette yavaş yavaş, adım adım olacaktı. Şu silahlar sustuğunda, barış ortama hakim olduğunda, cesetlerin sonu geldiğinde herşey iyi ya da kötü yola girecekti. Ama egemenlik denen şeye öylesine tapıyordun ki, güç denen lanetle öylesine lanetlenmiştin ki karşındaki ola ki bir parça güç kazanır da halkın tarafından sevilir diye ödün koptu, anında ne yaptın ne yaptın tüm umutları bir çiçek gibi ezdin. Güç senin vicdanın, ahlakın, her şeyin olmuştu, sen de devlet gibi zalimdin, sen de aşağılamayı, hayattan ölesiye nefret ederek ölmeye, öldürmeye tapan aşağılık bir zalim olmuştun. O günden beri kanı havaya savruldu gençlerin, annelerin yüreği dağlandı, ama sen cesetler yükseldikçe, kan kule oldukça zevkten kendinden geçiyordun, tıpkı devlet gibi. Eh ne de olsa sen de canlılığını, duygularını, vicdan denen şeyi yitirmiş bir devlet adayıydın ya. Dedim ya özgürlük ağzında çiğnediğin bir ceset, bu sözcük hiç bu kadar onursuz, aşağılık ve tiksindirici bir şey olmamıştı. Devlet denen oluşum tarihi boyunca böyleydi, sen de devlet olmaya karar verdiğinden beridir böylesin.

Lanet olsun size ey millet denen canavar. Lanet olsun size. Ne soysuz, ne sürüymüşünüz ki yıllardır süren cinayetlerden doyumsuz bir haz alıyorsunuz. Bir aşağılık, insan kılığında yürüyen bir soysuz, cam ekrandan soykırım talep ediyor, siz alkışlarla omuzda tutuyorsunuz. Hepiniz katilsiniz ve hepiniz korkak. Genç askerlerin cesetleri üzerinden kahramanlık dansı yapan alçaklarsınız. Asker yeryüzünün en talihsiz canlısıdır, mecburen ölmeye yazgılıdırlar. Mecburi olan, reddetiğinde türlü ez cefa ile yıldırılan bir varlıkrtır o zavallı. Kendi hiç istemese de ölüme gider, gönderilir, başka türlüsü ez onulmaz eza ve cefaya katlanmaktır, başkası bin kere ölmek ama bin kere de dirilip o eza cefaya tekrara maruz kalmaktır. O yüzden ölmeyi yeğler. Bazen de dolduruşa gelir insanlığından sıyrılır ve en aşağılık zalime dönüşür. Savaş denen şey böyle yapar çünkü.

Irkçısınız, kibriniz akıl denen şeyi sizden aldı götürdü. İçimden üzerinize kusmak geliyor, iğreniyorum sizden, hepinizi savaş meydanına sürmek, bomba ve mermi sağanağı altında donunuzu doldurduğunuzu görmek isterdim. Siz yalnızca katil değil aynuı zamanda işkenceci, aynı zamanda tecavüzcü, kundakçı, zalim ve nobransız. İnsan denen varlığın ne kadar alçalabileceğine, varlıkların en kötüsü, en rezili, en iğrenci, en berbatı olacağını her gün ispatlamaktan bıkmadınız mı? Hepinize lanet olsun, hepinizin annesi, kızkardeşi tecavüze uğrasın, hepinizin kardeşi delik deşik olsun, bombalar altında cesetleri yanmış ve parçalanmış olsun, çocuklarınız işkence altında acıyı en dibine kadar yaşasın, hepinizin evi bağı, bahçesi yansın kül olsun. Olur a o zaman anlarsınız bunu, yaşamak neymiş. O zaman anlarsınız birlikte yaşadığınız ve tek talebi insan olma onurunu yaşamak olan bir halka yaptıklarınızı. Onurlarını her gün aşağıladınız, insan olmanın en önemli özelliği olan konuşma yetisini sonlandırıp hepsini birer dilsize dönüştürdünüz, kuyruklu dediniz, teke gibi kokan kırolarsınız dediniz, akla gelmedik hakaretler ettiniz. Dilerim bir gün siz de dilsiz kalırsınız. Dilerim birgün siz de aşağılanır, onursuzlaştırılırsınız, isyan ettiler diye kızmaya hakkınız yok çünkü onların isyan etmesi için herşeyi yaptınız. Onlar sizin zulmünüz yüzünden zalimlerden oldular. Onlara baktıkça aslında aynaya bakıyorsunuz, o gördüğünüz sizsiniz.

Öyle utanmaz ve arlanmazlarsınız ki yarartıkların en aşağılığı sıfatını kazanacak biçimde dindarım diyorsunuz, kendinize müslim sıfatını layık görüyorunuz. Adalet ve Rahmet  sıfatları en önemli sıfatları olan Allah’a teslim olduğunuzu; utanmadan, yüzünüz bir an bile kızarmadan söylemektesiniz. Bilirsiniz bilirsiniz de işinize gelmez Allah Zalimleri sevmez, o yüzden zalimin bastığı yerde ot bitmez. Sizin de bastığınız yerde ot bitmiyor.

Allahtan bu mübarek günlerde niyazımdır, twitterde trending topic yapanların üzerine gazabını sal Rabbim, depremini sal Rabbim, zilzal suresindeki gibi yeryüzü bütün sırları ile bu zalimleri önce içine alsın sonra da geri kussun, çünkü yeryüzü bile yutamaz bu leşleri. Sellerini gönder Rabbim,çürüsün cesetleri. Yanardağdaki ateşlerini yolla Rabbim, kemiklerine kadar küle dönsünler. O külleri kainatta hiç bir yer almaz çünkü zalimi ne yer, ne gök, ne su, ne ateş hiç bir şey ama hiç bir şey içine almaz. Kusar zalimi, Allahın yarattığı insan dışındaki hiç bir mahlukun midesi zalim denen şeyi kabul etmez.

Sizin seçtikleriniz de size benziyor, azıcık çıkarı uğruna her yalana kolayca başvuruyor, zalimlikte sınır tanımıyor. Lanet olsun alayınıza, lanet olsun yeryüzünde varolan devlet denen kuruma. Yeryüzünden silinsin. Lanet olsun silaha, lanet olsun ölüme tapanlara.

Rabbim bitir biz insanı, senin eşrefi mahlukat sıfatına layık olmadık. Yeryüzünde kan dökücü olduk, fesat çıkardık, huzuru bozduk, barışı bozduk. Baksana çöp yaptık senin yarattığın atmosferi, lağıma çevirdik denizlerini, ırmaklarını, zümrüt ormanlarını kestik kemirdik, hayvanlarına türlü eza ve cefada sınır tanımadık, aklın havsalanın alamayacağı zulumleri yaptık onlara. Para denen şeye karşı doyumsuz açlığımız bitmedi, güce senden daha çok taptık, sana hep yalan söyledik, kendimizi senin kulun diye yutturduk sana karşı, biliyordun kulun olmadığımızı, zulmümüzün artacağını ama o bitmez sabrın, bize verdiğin söz, içimizdeki iyiler uğruna tahminsiz tasavvursuz sabrın bizim kötülüklerimizi anında cezalandırmana mani oldu. Ama Rabbim daha ne kadar bu sabır. Daha ne kadar bu bekleyiş. Sen sabrettikçe içimizden birileri, san sabrettikçe yeryüzü damla damla acı çekiyor. Üzgünüm ama ey Rabbim meleklerin haklı çıktı, üzgünüm ama Şeytan sana galip geldi. Akıl verdiğin gün bize tüm kötülükleri ardına dek aralamış olduk. O aklımız değil mi sana isyan eden. O aklımız değil mi tüm kötülüklere sebep olan. Keşke daha az akıl, çokça vicdan verseydin bize. Embesiller gibi olsaydık, o zaman bu kadar kötülük yapamazdık. Uygarlık denen şeyi kurduğumuz gün toprağı başımıza geçirseydin, avcı olarak soykırım yaptığımız gün dinazorları tekrar diriltseydin ya. Ah yanarım, o lanet olası göktaşı dünyaya çarpmasaydı ya, ne güzel olurdu. Dinazorların salındıkça yeryüzünde biz çıkamazdık, o zaman dünya rahat ederdi. Üzerinde yaşadığımız ağacımızdan indiğimiz gün muhtemeldir ki tüm yeryüzü yasa boğuldu, bil cümle mahlukatın titredi korkudan.

Ama yeter artık Rabbim. Şu çileye son ver. Kaldır şu yeryüzünden bizi. Ya bize çokça akıl ver; milliyetçilik denen, modern ulus devlet denen, ordu denen, para denen, hırs denen şeyleri, yani bizim sana yeğlediğimiz o kahrolası putlarımızı yok edelim uyumlu bir canlı olarak yeryüzüne, bütün kainata huzur verelim ve senin cennetin hakedelim ya da bekletme; şimdiden koy bizi cehnnemine ama eminim cehennem bile almaz bizi tiksinir. Ama sen bilirsin yine de o ateş yakacak biz zalimleri. Ohh ne kadar sevineceğim varsın beni de yaksın inan bana rabbim o ateşin gül gibi gelecek bana, inan serin olacak ateş benim için. Çünkü zalimlere karşı öyle bitmez tükenmez bir nefret ile doluyum ki, nerde milliyetçi denen birini görsem oracıkta paramparça edesim geliyor, nerede devlet denen şeyi görsem oracıkta ateşe veresim geliyor o kurumu. Bu iki büyük virüs ile onun yardımcısı olan para ve hırs illetleri tüm yeryüzünden silinip gidene dek kalbim huzur bulamayacak. O yüzden nerde bir felaket olsa zil takıp oynayasım geliyor sevinçten, millyetçi denen katiller sürüsüden her nalları dikeni öğrendiğim gün pür neşe oluyorum. Nerede bir devlet çökse o gün benim bayramım oluyor, kalbim mutluluk içinde çarpıyor. Sabırla bekiyorum şu küresel ısınma denen şeyi, sabırsızlıkla bekliyorum mağmanın hareketlerini, sabırsızlıkla bekiyorum ey doğa ana seni. Ey gezegen tüm şiddetinle çökert şu uygarlık denen kötülük sembolünü. Hadi tabiat ana sarıl bize ölümün soğuk nefesi ile ki buz keselim. Hayvanların, bitkilerin ve masum insanların rahat yüzü görsün. Rabbim yeryüzüne kudret ver. Kudreti ile uygarlık denen kötülüğe son versin.

AMİN

Bir şehrin urgan satılan çarşıları kenevir

kandil geceleri bir şehrin buhur kokmuyorsa

yağmurdan sonra sokaklar ortadan kalkmıyorsa

o şehirden öç almanın vakti gelmiş demektir

 

Duygular paketlenmiş, tecime elverişli

gövdede gökyüzünü kışkırtan şiir sahtedir

gazeteler tutuklamış dünya kelimesini

o dünyadan, o şiirden öç almalı demektir

 

Ölüm gelir, ölüm duygusuna karşı saygısız

ve zekâ babacan tavrıyla tiksinti verir

söz yavan, kardeşlik şarkıları gayetle tıkız

öç alınmazsa çocuklar bile birden büyüyebilir

 

Yargı kesin: Acı duymak ruhun fiyakasıdır

kin, susturur insanı; adına çıdam denir

susulunca tutulan çetele simsiyahtır

o siyah öç almakçasına gür ve bereketlidir

 

Vandal yürek! Görün ki alkışlanasın

ez bütün çiçekleri kendine canavar dedir

haksızlık et, haksız olduğun anlaşılsın

yaşamak bir sanrı değilse öç alınmak gerektir.

ISMET OZEL

 

Dilaver Demirağ

Avustralya güneşe emanet

Foto-voltaik (PV) güneş enerjisi endüstrisinin öncü ülkelerinden biri olan Avustralya’da, ev tipi-küçük ölçekli güneş panelleri sektöründe inanılması güç büyümeler yaşanıyor.

Sektörden yapılan açıklamalara göre, Avustralya’da foto-voltaik (güneş ışınlarından doğrudan elektrik üreten) panel piyasasında son 4 senede %6900 civarında bir büyüme gözlemleniyor.

Enerji sektöründe danışmanlık veren SunWiz firmasının geçen ay yaptığı açıklamaya göre, çatılara yerleştirilen ev tipi (10 kW’den küçük) güneş panelleri istatistiklerinde Avustralya 2011 yılında Almanya’yı da geçti. Ülkede 2011 yılında toplam 795 MW kurulu güçte güneş paneli kurulurken bu miktar Almanya’da 759 MW kaldı.

Ülkedeki ev ve binaların çatılarında şu anda toplam 1.7 Gigawatt (1700 MW) kurulu güçte güneş paneli var. Bu rakamın yıl sonuna kadar 2.000 MW‘a ulaşması bekleniyor. Avustralya Enerji Piyasaları Düzenleme Kurumu (AEMO)’nun geçtiğimiz aylarda yayınladığı bir rapora göre Avustralya’da sadece çatılardaki küçük ölçekli güneş panellerinin toplam kurulu gücü 2030 yılında 12.000 ila 18.000 MW olabilecek. Enerji şirketleri SunWiz ve Solar Business Services ise 18.000 MW eşiğine 2022 yılında bile ulaşabilineceğini belirtiyor.

Öte yandan, Avustralya’da enerji konusunda en yetkili kurumlarından Doğal Kaynaklar ve Enerji Ekonomisi Dairesi (BREE) tarafından geçtiğimiz günlerde yayınlanan başka bir raporda da çok çarpıcı öngörülerde bulunuluyor. Yapılan hesaplamalara göre, en geç 2030 yılında dünyadaki en ucuz elektrik üretim yöntemi orta-büyük ölçekli güneş enerjisi olacak.

Avustralya’nın güneş enerjisindeki bu büyük yükselişinin nedenleri olarak farklı etmenlerin bir araya gelmesi gösteriliyor. Avustralya piyasasına hızla girmeye karar veren ABD’li üretici Sungevity’ten Danny Kennedy’ne göre sebeplerden biri yüksek elektrik fiyatları: “Şebekeyi kötü yönettiğiniz ve dağıtım maliyetleri nedeniyle fiyatlarınız yükseliyor. Toplum kabullenmiş güneş panellerini. 4 milyona yakın Avustralyalı ısıtması veya elektriği güneşten gelen evlerde yaşıyor, bu da demek oluyor ki insanlar ‘güneşin yeterli olmadığı’ yalanlarına kanmıyor.”

Fosil yakıtlarla (kömür, doğalgaz, nükleer...) elektrik üretimi

 

Güneş enerjisiyle elektrik üretimi

 

Güneşten elektrik üretme maliyetlerinin bu kadar hızla düşerken fosil yakıtlardan elektrik üretmemaliyetlerinin giderek artmasının nedenini ise Kennedy şöyle açıklıyor: “Foto-voltaik enerji fosil yakıtlarıyla rekabet etmez aslında, 1880’li yıllarda İngiltere’de keşfedilmiş olan buharlı tribün teknolojisiyle rekabet eder. Olayın temelinde, elektrikle su kaynatma fikrinin hiç de verimli olmaması yatıyor. Güneş enerjisi fotosentez aracılığıyla bitkilerin bedeninde hapsedilir, bitkiler yerin altında kalır ve 200 milyon yıl sonra petrole dönüşür, siz bu petrolü çıkarırsınız, yakarsanız, yakmayla ortaya çıkan ısıyla kaynamaya başlayan suyun buharı bir pervaneyi döndürür, o pervanenin ucundaki dişliler de elektrik üretir – baştan sona verimsiz ve anlamsız bir sistem. Foto-voltaik güneş panellerimizde ise oturur, gelen ışığın %15’ini doğrudan elektrik olarak evine alırsın.”

Türkiye’de ise hükümet var gücüyle 1880’lerin teknolojisi olan termik santrallere yatırım yapmaya devam ediyor.

(Reneweconomy.com.au, Yeşil Gazete)

Saman karaborsaya düştü

Muğla Veteriner Hekimler Odası Başkanı Yusuf Kayacık, Türkiye’de saman kara borsası yaşandığını iddia ederek, “Kaba yem olarak tabir edilen samanın balyası geçen yıl 4.50 liraydı, bugün ise 13 lira civarında. Bu fiyata rağmen hayvan sahipleri saman bulamıyor” dedi.

Kayacık, Muğla Veteriner Hekimler Odası’nda geçtiğimiz hafta düzenlediği basın toplantısında, hayvan üreticilerinin pahalı fiyatına rağmen saman bulamadığını, yetkililerin bu konuya acil çözüm bulması gerektiğini belirtti.Çiftçilerin ve besicilerin bu konuda mağdur olduklarını ifade eden Kayacık,”Sabah işyerime yaklaşık 60 hayvanı olan bir yetiştirici geldi. Hayvanlarına bu yıl yedireceği kaba yemi alamadığı için neredeyse ağlayacak. Kaba yem, geçen yıla göre fiyatının artmasının yanı sıra bulunamıyor da. Yakında saman ithal edebiliriz” diye konuştu.

Kayacık, bu durumun hayvan yetiştiricilerini zor durumda bırakacağını anlatarak, “Kaba yem olarak tabir edilen samanın balyası geçen yıl 4.50 liraydı, bugün ise 13 lira civarında, bu fiyata rağmen hayvan sahipleri saman bulamıyor. Anadolu gibi bir coğrafyada eğer kaba yem yetiştirilemiyorsa ülkemize çok yazık” diye konuştu.

Balya fiyatının Datça Yarımadası gibi tahıl ekiminin çok kısıtlı olduğu bölgelerde 20 lira civarına kadar yükseldiği iddia ediliyor.

Türkiye’de özellikle son on yılda uygulanan hayvancılık politikaları nedeniyle üreticilerin yem ihtiyacında giderek artan sorunlar baş gösteriyor. Sürdürülebilir ve ıslah edici mera yöntemlerinin uygulanması yerine konvansiyonel yöntemlerle, yani yüksek girdiyle (enerji, kimyasal gübre ve tarım zehirleri, GDO vb.) üretilen hayvan yemlerine dayalı politikaların, hayvancılıkta yaşanan sıkıntıların başlıca nedeni olduğu iddia ediliyor. Türkiye’de hayvancılık sektörünün yıllık yem ihtiyacı ortalama 25 milyon ton olarak hesaplanıyor.

(Yeşil Gazete, Mugladanhaber.com)

19 çakmak için 7.5 yıl hapis

Evinde bulunan 19 çakmak suç delili sayılarak, “terör örgütü üyeliği” ile suçlanan yüzde 80 zihinsel engelli Arif Pelit’e verilen 7 yıl 6 ay hapis cezası Yargıtay’ca onandı.Üstelik Emniyet’in “çakmakların 18’i boş, patlayıcı yapılamaz” şeklindeki raporu ve duruşma savcısının beraat istemine rağmen…

Yargıtay, 19 çakmağa 7,5 Yıl hapis cezasını oybirliğiyle onayladı. Emniyet’in mahkemeye verdiği “19 çakmaktan 18’i boş, bunlarla patlayıcı yapılmaz” raporuna rağmen, engelli kahveci Pelit, evindeki çakmaklar delil gösterilerek, 7 yıl 6 ay ceza aldı, savcıların beraat istemine karşın Yargıtay cezayı onadı.

Bianet’ten Ayça Söylemez’in haberine göre, İzmir’de kahvecilik yapan ve “yüzde 80 engelli, çalışamaz” şeklinde raporu bulunan 52 yaşındaki Arif Pelit’in, evinde bulunan 19 çakmak delil gösterilerek aldığı hapis cezası Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nce oybirliğiyle onandı.

İzmir Özel Yetkili 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan İzmir İl Emniyet Müdürlüğü raporunda, “Bulunan 18’i boş, biri az dolu, 19 çakmağın bomba düzeneği haline getirilmesi mümkün değildir” yazılıydı.

Duruşma savcısı “suç işlenmemiş” diyerek beraat talep etmişti

Duruşma Savcısı Ali Çelik’in “suç işlenmemiştir, suç işleneceğine dair somut kanıt da bulunamadı” diyerek talep ettiği beraat kararına, Yargıtay Savcısı Okan Beğar da “ceza için yeterli gerekçe yok” diyerek katılmış ve Pelit’in beraatini istemişti. Ancak savcının mütalaası dikkate alınmadı.

10 aydır İzmir 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan Pelit’in, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 314/2. maddesi uyarınca, “örgüt üyesi olmaktan” aldığı 7 yıl 6 aylık hapis cezası kesinleşmiş oldu.

Emniyet: “Çakmak suç unsuru değildir”

İzmir Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde “tedaviyle dahi çalışma olanağı vermeyen yüzde 80 oranında psikotik bozukluk” ve “yüzde 15 oranında ortopedik bozukluk” teşhisi konulmuş olan Pelit, bir kahvede çalışıyordu. 17 Kasım 2007’de Karşıyaka’daki evine polis baskını yapıldı. Evindeki aramada, 19 çakmak “ele geçirildi.”

Pelit’in “Polisler içeri girer girmez üzerime atlayıp beni yere yatırdılar, kelepçe takıp yumrukladılar” diyerek bulunduğu suç duyurusu takipsizlikle sonuçlandı. Pelit kendisini mahkeme şöyle savundu: “Sadece Temel Haklar ve Özgürlükler isimli derneğe üyeyim ama sabah 06:00’dan akşam 22:00’ye kadar kahvede çalışıyorum zaten. Ayda ortalama 450 TL kazanıyorum, kahveden başka bir şeye vakit ayıramıyorum. Evimde çakmak olması normal, günde iki paket sigara içiyorum. Çakmakların bazıları kahvede unutulan çakmaklardan” İzmir İl Emniyet Müdürlüğü, çakmakları inceleyerek mahkemeye sunduğu raporunda, “Çakmaklar suç unsuru oluşturmaz” dedi.

Savcı Çelik de mütaalasında, “ortada işlenmiş bir suç yok” diyerek beraat istedi ancak İzmir Özel Yetkili 10. Ağır Ceza Mahkemesi Pelit’i “suçlu” buldu ve 24 Ekim 2011’de 7 yıl 6 ay hapis cezasına hükmetti. Dosya Yargıtay 9. Ceza Dairesi’ne gönderildi.

“Adalete uygun bir karar değil”

Yargıtay, 16 Mayıs’ta kararını açıkladı, Pelit hakkındaki şu mahkeme kararını oybirliğiyle onadı:

“Evinde yapılan aramada ele geçirilen ve hayatın olağan akışına uygun düşmeyecek çoklukta çakmak ve maytapların örgütsel amaçla kullanılabilecek nitelikte olmaları gerekçesiyle Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi’ne (DHKP-C) üyelikten 7,5 yıl hapisle cezalandırılmasına…”

Pelit, “suç işlemediği ve suça kastı olduğuna dair somut delil bulunamadığı” gerekçesiyle “örgüt propagandası” suçlamasından beraat etti.

Avukatı Dinçer Çalım, bianet’e yaptığı açıklamada, “üçüncü yargı paketiyle özel yetkili mahkemeler kaldırılırken, kanunun gerekçesinde bu mahkemelerin ‘adalete uygun karar vermesi mümkün değildir’ şeklinde bir açıklama vardı. Gerekçenin doğruluğunu bu davayla da görmüş olduk” dedi.

Altın Koza filmleri belli oldu

Adana’da bu yıl 17- 23 Eylül tarihleri arasında gerçekleştirilecek 19’uncu Altın Koza Film Festivali kapsamındaki Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yarışacak filmler belli oldu.

Yarışmada, Veli Kahraman’ın yönettiği ‘Ana Dilim Nerede’, Yeşim Ustaoğlu’nun yönettiği ‘Araf’, İsmail Güneş’in yönettiği ‘Ateşin Düştüğü Yer’, Elfe Uluç’un yönettiği ‘Aziz Ayşe’, Orhan Eskiköy ve Zeynel Doğan’ın yönettiği ‘Babamın Sesi’, Derviş Zaim’in yönettiği, ‘Devir’, Pelin Esmer’in yönettiği ‘Gözetleme Kulesi’, Reis Çelik’in yönettiği ‘Lal Gece’, Selim Evci’nin yönettiği ‘Rüzgarlar’, İnan Temelkuran ve Kristen Stevens’in yönettiği ‘Siirt’in Sırrı’, Belmin Söylemez’in yönettiği ‘Şimdiki Zaman’, Filiz Alpgezmen’in yönettiği ‘Yabancı’, Zeki Demirkubuz’un yönettiği ‘Yeraltı’ ve Erden Kıral’ın yönettiği ‘Yük’ filmlerinin 350 bin liralık ‘En İyi Film Ödülü’ için yarışacağı açıklandı.

Adana Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Zihni Aldırmaz, yarışmaya 42 eserin başvurduğunu, bunlardan 14’ünün Ferzan Özpetek’in başkanlığındaki jüri üyeleri Eyüp Boz, Hasan Saltık, Hülya Uğur Tanrıöven, Nejat İşler, Nurgül Yeşilçay ve Zeynep Özbatur Atakan’ın önüne geleceğini söyledi. Aldırmaz, “Festivalimiz, her yıl olduğu gibi bu yıl da sinema sektörünün büyük ilgisiyle karşılaştı. Yarışmamıza başvuran birbirinden değerli 42 eser arasından 14’ü, başkanlığını Yönetmen Ferzan Özpetek’in yapacağı jüri önüne çıkmaya hak kazandı. Hepsine başarılar diliyorum” dedi.

İstanbul’da yangın var!

0

İstanbul Tuzla’da bir boya fabrikasında çıkan yangın hızla büyüyor. Anadolu Yakası’ndaki tüm itfaiye birimleri olay yerine sevk edilirken, 112 sağlık ekipleri de olay yerinde hazır bekletiliyor.

Tuzla Kimya Sanayicileri Organize Sanayi Bölgesi’nde bir boya fabrikasında çıkan yangın nedeniyle, zaman zaman patlamalar meydana geliyor.

Orhanlı’daki organize sanayi bölgesinde bulunan Kayalar Boya Fabrikası’nda çıkan yangını söndürme çalışmaları sürdürülüyor. Yangın nedeniyle oluşan yoğun duman, Anadolu yakasındaki birçok yüksek noktadan gözlenebilirken, fabrikada zaman zaman patlamalar meydana geliyor.

Patlamaların etkisiyle oluşan basınç nedeniyle, çevredeki bazı rögar kapakları havaya fırlarken, vatandaşlar ve basın mensupları tehlikeli anlar yaşadı. Yangına müdahale eden itfaiye ekipleri de patlamalar nedeniyle olay yerinden kısa bir süre uzaklaşmak zorunda kaldı.

Yangının, çevredeki fabrikalara sirayetinin önlenmesi ve kontrol altına alınması için çalışmalar devam ediyor.

Turhan Aslanoğlu / AHT