Suriye’de muhalifler ile Esed ordusu arasındaki çatışmalar sürüyor. Şanlıurfa’nın Ceylanpınar İlçesi’nin Suriye sınırları içerisindeki komşusu Haseki kentine bağlı Resulayn İlçesi, bu sabah Suriye ordusuna ait uçaklarca bombalandı. Yerleşim birimlerine düşen bombanın patlamasıyla Ceylanpınar’da dahil olmak üzere, birçok yerleşim yerinin camları kırıldı, gökyüzünü dumanlar kapladı.
Günlerdir şiddetli çatışmaların meydana geldiği ve önemli ölçüde muhaliflerin kontrolüne geçen Suriye’nin Resulayn İlçesinde, bu sabah, saat 09.00 sıralarında Resulayn üzerinde bir helikopterin uçuş yaptığı görüldü. Keşif uçuşu yaptığı belirtilen helikopterin ardından, uçaklar, bölgedeki yerleşim yerlerini bombaladı.
Hava bombardımanının Ceylanpınar sınırına yakın mesafede bulunan ve muhaliflerin kontrolündeki makarna fabrikasını hedef aldığı ifade edildi.
Sınırı geçen Suriyeliler, uçaklarla bombalanan alanın sivil yerleşim birimleri olduğunu ve patlamanın ardından çok sayıda kişinin öldüğünü ve birçok yaralı bulunduğunu belirtiyor. Patlama sonrası paniğin meydana geldiği Resulayn’da onlarca kişi de çocuklarıyla birlikte sınırı aşarak Türkiye’ye kaçmaya başladı.
Resulayn’da meydana gelen patlamada 1’i asker 3 Türk vatandaşı da yaralandı. Patlama sonrası Suriye’den sınırı geçerek getirilen 29 kişiden 7’sinin öldüğü öğrenilirken, aralarında çoğu ağır yaralı 22 Suriyeli ise ilk müdahalelerinin ardından Şanlıurfa ve Mardin’deki hastanelere sevk edildi. Patlamada yaralanan askerin sınır hattında nöbet tutmakta olduğu bildirildi.
Bu sırada Suriye tarafından ateşlenen bir roketin de, Ceylanpınar’da yerleşim birimlerine 500 metre uzaklıktaki Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü’nde (TİGEM) bulunan boş araziye düştü. Diyarbakır’dan kalkan çok sayıda Türk savaş uçağının keşif uçuşu için bölgeye sevk edildiği belirtiliyor.
Aralarında Yeşiller Partisi, Eşitlik ve Demokrasi Partisi ve Yeryüzüne Özgürlük Derneği üyelerinin de bulunduğu hayvan hakları savunucuları Büyük Ankara Sirki önünde bir protesto gerçekleştirdi.
Hayvanların sirklerde bir eğlence unsuru olarak kullanılmasına karşı gerçekleşen protestoda, sirke gelen Ankaralılara sirk hayvanlarına yapılan işlenceleri anlatan broşürler dağıtıldı. Çocukların işkence ve korkuyla oluşturulan bu gösteriden uzak tutulması gerektiği belirtildi.
Protesto sonunda yapılan basın açıklamasında ise Türkiye Cumhuriyeti’nin imzacısı olduğu Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 10. maddesi hatırlatılarak, Türkiye’nin bu maddeye uyması gerektiği ve hayvanların insanların eğlencesi için gösterilerde kullanılamayacağı vurgulandı.
Hayvan Hakları Evrensel Beyannamesi gereğince, İsveç, Avusturya, Kosta Rika, Hindistan, Finlandiya, Singapur, İsviçre, Danimarka, Yunanistan gibi ülkelerde sirklerde hayvanların gösteri nesnesi olarak kullanılması yasak. Büyük Ankara Sirki’nde geçen sene meydana gelen yangında 9 ayı yanarak ölmüştü.
Dünyanın tek kıtalararası maratonu Avrasya 34.kez atletler ve sporseverlere Asya’dan Avrupa’ya koşarak geçme imkanı sağladı. 34. Vodafone İstanbul Avrasya Maratonu’nda erkeklerde ilk sırayı Kenyalı atlet Stephan Chebogut alırken kadınlarda Etiyopyalı atlet Koren Jelela Yal finişi ilk gören attlet oldu.
Bu yıl İstanbul’un Avrupa Spor Başkenti olmasının da sağladığı avantaj ile ilk kez Altın Kategoriye yükseltilen Avrasya Maratonu’nun Boğaziçi Köprüsü’nden başlayıp Sultanahmet Meydanı’nda sona eren 42 kilometre 195 metrelik yarışında erkekler klasmanında ilk 3 sırayı Kenyalı atletler paylaştı.
Kadınlar klasmanında ise ilk sırayı Etiyopyalı atlet Koren Jelela Yal, 2 saat 28 dakika 6 saniyelik derecesiyle elde etti. Aynı ülkeden Amane Gobena, 2.28.38 ile ikinci, Türkiyeli atlet Sultan Haydar ise 2.29.41 ile üçüncü sırayı aldı.
15 Kilometre koşusunda ilk sıralar Etiyopyalı atletlerin
15 Kilometre Koşusunda ise erkekler ve kadınlarda ilk sırayı Etiyopyalı sporcular elde etti.
Boğaziçi Köprüsü’nden start alıp Sultanahmet Meydanı’nda sona eren yarışta, erkeklerde Etiyopyalı Biruk Demiye 43 dakika 57 saniyelik derecesiyle birinci oldu. Aynı ülkeden Birhan Nebebew Tesfaye 43.59’luk derecesiyle ikinci, Kenya’dan Vectar Kirui ise 44.37’lik zamanıyla üçüncü sırayı aldı.
15 Kilometre Koşunun kadınlar klasmanında ise Etiyopya’dan Seboka Seyfu, 48 dakika 38 saniyelik derecesiyle kazanırken, Seyfu’nun ardından Elvan Abeylegesse 49.29’luk zamanıyla ikinci, Türkan Özata ise 51.22’lik derecesiyle üçüncü oldu.
Taksim’de “Öz Taksim Gezi Parkı Maratonu”
Öte yandan Avrasya Maratonu’na alternatif eylem yapan Taksim dayanışma grubu, Taksim’in yayalaştırılma projesini koşarak protesto etti.
Taksim Dayanışma Grubu üyeleri, Taksim’in yayalaştırma projesini protesto etmek için ‘kendimiz için spor,Taksim için eylem’ sloganıyla toplandı. Taksim Meydanı’nda toplanan grup, “Öz Taksim Gezi Parkı Maratonu” adını verdikleri eylem öncesinde ısınma hareketleri yaptı. Grup adına basın açıklamasını okuyan Mustafa Cevdet Aslan, belediyenin kaçak inşaatı olarak nitelendirdiği bu projenin amacının Taksim’i yayalara kapatmak olduğunu belirtti. Aslan, “Parkımız mahkeme kararları hiçe sayılarak , plansız, izinsiz, hukuksuzca işgal edilmiş, paravanlara hapsedilerek tecrit edilmiş haldedir” dedi.
Basın açıklamasının ardından alternatif maraton olarak düzenledikleri eylemlerini Taksim’in arka sokaklarında koşarak gerçekleştiren grup, yayaların bu projeden olumsuz etkilendiğini öne sürdü. Taksim Gezi Parkı’na da uğrayan grup burada, “Kendimiz için spor, Taksim için eylem yapmaya devam ediyoruz”, “Parkımızı vermiyoruz” şeklinde sloganlar attı. Başladığı noktaya tekrar dönen grup, köy ekmeği yiyerek eylemlerine son verdi.
15 Kilometre Yarışında Ali Serdar Yalın hayatını kaybetti
34 yaşındaki Ali Serdar Yalın, 15 kilometre parkurunun sonuna doğru Gülhane Parkı içinde kalp krizi geçirerek yere yığıldı. Sağlık ekibi tarafından müdahale edilen Yalın, tüm çabalara rağmen kurtarılamadı. Ali Serdar Yalın’ın ölümü, Avrasya Maratonu sırasında daha fazla tam teşekküllü ambulansın hizmete hazır şekilde bulundurulması gerekir itirazlarına neden oldu
15 kilometrede yarışan Fin sporcu Ari Pikakosti ise yarış sırasında kalp krizi geçirdi. Hastaneye yetiştirilen Pikakosti’nin ilk gelen bilgilere göre durumu ciddiyetini koruyor.
Cezaevlerinde tutuklu bulunan PKK ve PJAK’lıların 12 Eylül’de başlattıkları açlık grevlerinde bugün 62. güne girilmiş durumda. 3 ana talep ile açlık grevlerine başlayan tutuklular, “Abdullah Öcalana yönelik tecridin kaldırılmasını, Ana Dilde savunma yapma haklarının kendilerine verilmesini ve Ana Dilde eğitim için gereken şartların yerine getirilmesini” talep ediyorlar. Açlık Grevinin 62. gününde hükümet kanadında oyalama taktikleri devam ederken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “İdam cezasını” yeniden gündeme getirdi. BDP’li milletvekiller ise açlık grevine başladı.
BDP Eş Başkanı Gülten Kışanak, DTK Eşbaşkanı Aysel Tuğluk ve BDP milletvekilleri Sırrı Süreyya Önder, Sebahat Tuncel, Adil Kurt ile Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir süresiz-dönüşümsüz açlık grevine başladıklarını açıkladı.
Kışanak yaptığı açıklamada, “Endişeliyiz, kaygılıyız, çözümsüzlüğe tepkiliyiz. ‘Çözüm olsun’ diye de kendi sorumluluklarımızın gereğini yerine getirmeye kararlıyız” dedi.
Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir de BDP’li belediye başkanları adına kendisinin ölüm orucuna katıldığını duyurarak ayrı bir açıklama yaptı. Baydemir, “”Hükümetin ortaya koyacağı bundan sonraki tavır ve cezaevlerinde açlık grevlerinin sonuçlanma şeklinin biz seçilmişleri de yol ayrımına getireceğini kamuoyu çok iyi bilmelidir” dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise ,Cumartesi günü helikopter kazasında hayatını kaybeden askerlerin ailelerine taziyelerini sunmak için gittiği Trabzon’da “Bu açlık grevleriydi, ölüm oruçlarıydı bunlar şantajdır, bunlar blöftür, bunlar şovdur. Biz sağlıkla ilgili gerekli müdahaleyi yaparız” şeklinde konuştu.
Trabzon Havaalanında, “Başkanlık yakışır sana” pankartı ile karşılanan Erdoğan, yaptığı konuşmada terörle mücadelenin kararlı bir şekilde devam ettiğini belirterek, “Sonunda inşallah terörü ezeceğiz” diye konuştu.
Endonezya’daki temasları sırasında idam cezasına ilişkin açıklamalarda bulunduğunu da ifade eden Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti:
”Ölümler karşısında, öldürmeler karşısında gerekirse idam cezası yeniden masaya getirilmelidir’ dedim. Çünkü devletin, öldüreni affetme yetkisini biz kendimizde görmüyoruz. Bu yetki öldürülenin ailesine aittir, bize ait olamaz. Bununla ilgili düzenlemeleri yapmak gerekir. ‘Efendim Avrupa Birliği’nde öyleymiş.’ Biz bir kere bu noktada öyle bir adım attık. Bugün bakın ABD’de idam var, Rusya’da var, Çin’de var, Japonya’da var dünyanın birçok yerinde var. Bunlar BM Güvenlik Konseyi’nin ağırlıklı üyeleri. Yani Fransa, İngiltere hariç diğerlerinde var. O zaman durumumuzu gözden geçirmemiz lazım.”
Adalet Bakanı Sadulah Ergin, Anadilde Savunma yapılmasına imkan veren düzenlemelerin Başbakan Erdoğan’ın Endonezya ziyareti sonrasında parlamento’ya gönderileceğini açıklamıştı. Endonezya’dan sonra Brunei Sultan’ını ziyaret eden Erdoğan’ın dün akşam Türkiye’ye dönmesi ile beraber hafta içerisinde somut adımların atılması bekleniyor.
62. gününe giren açlık grevlerinde Emine Ayna ve Özdal Üçer’in grevleri 3’üncü gününe girerken 5 BDP’li milletvekilinde eyleme katılmasıyla TBBM’de 7 milletvekili açlık grevine girmiş oldu.
Kanalları ve aşıkları ile ünlü “yüzen şehir” İtalya’nın tatil beldesi Venedik Pazar günü hiçte romantik olmayan bir gün gçirdi. Sel baskını Venedik’i esir aldı. Tarihinin en büyük 6.seli ile başa çıkmaya çalışan şehrin merkezinin %70’i 1.5 metreyi bulan suların altında kaldı.
İtalya’da hafta sonunda etkisini arttıran yağışlı hava dolayısıyla bazı bölgelerde alarm seviyesi yükseltildi. Deniz seviyesinde aşırı yükselmenin etkili olduğu Venedik başta olmak üzere İtalya’nın orta ve kuzey bölgelerinde sel etkili oldu. Toskana’da, 200 kişi evlerini terk etmek zorunda kalırken, bölge çevresinde cumartesi gecesi boyunca heyelanların meydana geldiği bildirildi.
Katar’da toplanan Suriyeli muhalif gruplar günlerdir süren görüşmelerden sonra yeni bir koalisyon kurma konusunda anlaşmaya vardı. Muhalif lider Riad Seyf, grupların yeni koalisyon kurma amacıyla 12 maddelik bir anlaşma imzaladıklarını açıkladı.
Söz konusu anlaşma, Suriye’de Esad rejimine karşı savaşan silahlı isyancıları denetleyecek askeri bir konseyin ve isyancıların elindeki bölgelerde görev yapacak adliyelerin kurulmasını öngörüyor. 12 maddelik anlaşma üzerinde uzlaşan muhaliflerin, yeni oluşuma “Suriye Ulusal Koalisyonu” adını vermesi bekleniyor.
Yeni yapılanma ile Suriye Ulusal Konseyi ile çatışan ama Suriye içindeki Esad yönetime muhalefet eden grupların da muhalefet cephesine katılması öngörülüyor.
Suriye’nin ülke dışındaki en büyük muhalif birliği Suriye Ulusal Konseyi’nin başına ise George Sabra getirildi. Uzun yıllar Suriye Komünist Partisin’de görev alan Sabra, ülkedee iç savaş patlak vermeden önce öğretmenlik yapmaktaydı.
Geçen sene Suriye’den kaçarak Türkiye’ye geçen George Sabra, Suriye’de siyasi görüşü dolayısıyla birçok kez cezaevine girmişti. Sabra yaptığı açıklamada, ana hedefinin muhalif grupları Esad rejimine karşı mücadelede bir araya getirmek olduğunu açıkladı.
Çatışmalar devam ediyor
Aleppo şehrindeki Tarık El Bap Hastanesinin acil servisinde çekilmiş kanlı ayakkabıların fotoğrafın Suriye'nin durumunu gözler önüne seriyor.
Suriye’de muhalefetin biraraya gelme çabaları devam ederken, ülke genelinde çatışmalarda aralıksız devam ediyor. Şanlıurfa’nın Ceylanpınar beldesine komşu olan Resulayn İlçesi de çatışmaların devam ettiği yerler arasında. Bölge geçtiğimiz perşembe günü muhalifler ile ordu birlikleri arasında başlayan çatışmalar sonucunda önemli ölçüde muhaliflerin kontrolüne geçmişti.
Esad’a bağlı birlikler tarafından havadan ve karadan karşı saldırıların yapıldığı bölgenin kırsalındaki köylerden dumanlar yükseliyor.
Ceylanpınar ilçesinde ise polis araçlarından vatandaşlara evlerinden çıkmamaları ve sınır hattından uzak durmaları anonsları yapıldığı belirtiliyor. Ceylanpınar’da Suriye’de devam eden çatışma ortamı nedeniyle ilk ve orta dereceli okullar Pazartesi ve Salı günü tatil edildi.
İsrail’den uyarı atışı
İsrail güçlerinin, Golan’a isabet eden havan toplarına misilleme olarak Suriye ordusuna yakın bir bölgeye ‘uyarı ateşi’ açtığı bildirildi.
İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, haftalık kabine toplantısının başında yaptığı açıklamada, İsrail’in saldırılara hızla yanıt verdiğini ve operasyonun devam edeceğini belirtti. Uzmanlar, İsrail’in 1973 yılından beri ilk kez Suriye’ye uyarı ateşi açtığını ifade ediyor.
En son Sandy kasırgası sonrası zarar görenlere götürdüğü yardımla gündeme gelen Occupy Wall Street hareketinin son icraatı borç satın almak ve silmek. ABD’de geri ödenmesinde sorun bulunan borçlar şirketler ve bireyler tarafından satın alınabiliyor. Bu borçları satın alanlar ise daha sonra borçları silmek de dahil olmak üzere istediklerini yapabiliyorlar. Bu imkandan faydalanan Occupy hareketi, “Rolling Jubilee” adı verilen bir girişim başlattı. Girişim internet üzerinden toplanan bağışlarla işliyor.
Bu girişim çerçevesinde iflas etmiş veya ödemelerinde geriye düşmüş bireylerin öğrenci kredileri veya sağlık ödemeleri gibi borçları “ucuza” satın alınarak rastgele siliniyor. İlk deneme çerçevesinde 500 dolara 14.000 dolarlık borç satın alan Occupy hareketi bu borçların tümünü sildi. Proje tam anlamıyla faaliyete ise 15 Kasım’da geçecek. Girişimi tanıtan kısa filmde 50.000 dolar bağış ile 1 milyon dolar tutarında borç satın alıp silmenin mümkün olduğu vurgulanıyor.
Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF)’nın yürüttüğü Küresel Ayakizi Ağı (Global Footprint Network) projesinin son bulgularına göre, Akdeniz Havzası’nda doğaya en fazla borcu olan ülke İtalya.
WWF İtalya’nın Bilim Kurulu Başkanı Gianfranco Bologna’nın ANSAMed (Akdeniz Ağı – Geleceğin Sorunları) için yayınladığı bir raporda verdiği bilgilere göre, 1961-2008 dönemini temel alan araştırmaya göre Akdeniz Havzası’ndaki ülkelerin enerj ve hizmet talebi 47 yılda %197 arttı. Bu durum “ekolojik açığın” (ing: eco-deficit – Ülkede bulunan ekosistemlerin ürettiği hizmet ve metalarla ülkenin tükettiği doğal kaynaklar arasındaki açık) %230 artmasına neden oldu. Yine aynı araştırmada, ülkelerdeki yerel üretim ile talep arasındaki farkın son 4 yılda %150 arttığı ortaya çıktı.
İtalya’nın ekolojik açığı %23’le Akdeniz’in en yüksek ekolojik borç faturasını çıkartırken, “doğaya en fazla borçlu” Akdeniz ülkeleri arasında İspanya %17, Fransa ise %13 ile ikinci ve üçüncü oldu.
Türkiye bu ülkelerin hemen ardından %10’luk ekolojik açığıyla 4. en borçlu ülke olurken, Mısır da %9 ile 5. sırada yer aldı.
Akdeniz’in güney kıyılarında bulunan ülkelerde de ekolojik açık giderek artıyor. Klasik kalkınma paradigmalarını izleyen ülkelerde Gayrisafi Milli Hasıla (GSMH) artarken doğa tahribatı ve doğal kaynakların sürdürülemez tüketimi de aynı hızla yükseliyor.
Bologna’nın paylaştığı verilerde dikkat çeken başka bir durum da Türkiye, Fas, Tunus, Libya, Cezayir ve Suriye’nin 1961-2008 yılları arasında eko-borç veren (eco-creditor) konumundan eko-borçlu (eco-debtor) konumuna geçmiş olmaları. Bu durum, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu söz konusu ülkelerin sınırları içindeki eko-sistemlerin ürettiğinden daha fazlasını tüketmeye başladığını, diğer bir deyişle diğer toplumların doğal varlıklarını sömürmeye başladıklarını gösteriyor. Bu ülkeler arasında en hızlı “borçlanan” ülke ise Cezayir.
Araştırmanın kapsadığı dönemde eko-borcunu azaltan tek ülke olan Portekiz, özellikle 1998-2008 yılları arasında eko-borcunu %18 azaltmış durumda.
Kirlilik, doğal varlıkların sömürüsü, fosil yakıtlara dayalı enerji üretimi ve eko-sistemler üzerinde arttırılan baskı gibi sorunlar Akdeniz Havzası’nda giderek artan sayı ve şiddette yaşanıyor. Uzmanlara göre sürdürülebilir üretim ve tüketim modellerine geçiş, iklim değişikliğiyle mücadele ve klasik kalkınma paradigmalarından uzaklaşmak bir aciliyet halini almış durumda.
Japon Hükümetinin nükleer santrallerin tekrar faaliyete geçmesi yönündeki kararı üzerine halk Pazar günü sokaklara döküldü. 2011 yılında Japonya’da meydana gelen deprem ve tsunami sonrası Fukuşima nükleer santralinde sızıntı meydana gelmiş, Japon Hükümeti de önlem amacıyla faaliyette bulunan 50 nükleer santrali kapatma kararı almıştı.
Aradan geçen 2 yılın ardından Japon Hükümeti’nin Temmuz ayında Oi kentinde bulunan iki nükleer santralle ilgili yapılan testlerden tekrar faaliyete geçmesinde bir sakınca bulunmadığı ve santralin güvenli olduğu yönündeki açıklamalar tepki ile karşılanmıştı.
Tokyo’da bulunan Toyo Üniversitesinden tektonik jeomorfoloji uzmanı Mitsuhisa Watanabe ülkede faaliyetini sürdüren tek nükleer santral olan Oi’nin bulunduğu alanda aktif bir fay hattı olduğunu söylerek “Fukushima’dan hiçbirşey öğrenmedik. Korkarım ki, bu durum birgün tekrar başımıza gelecek” şeklinde konuştu
Öte yandan Japonlar ileride yaşanması muhtemel nükleer felaketlere karşı çocukların eğitimine özel bir önem veriyor. Fukushima Daichi nükleer santral kazasınının üzerinden 2 yıla yakın bir zaman geçmiş iken yetkililer çocukların nasıl radyasyondan uzak duracaklarına ilişkin bildiriler hazırladı. Japonya’da çocukların ilgi ile izlediği çizgifilm karakteri sarı kuş Kibitan’ın başrolde olduğu bu bildiriler ile çocukların şimdiden olası nükleer santral felaketlerine karşı hazırlıklı olması amaçlanıyor.
Bildirilerde, çocuklara zarar gören nükleer santralden sızan radyoaktif maddeler ile dolu olabilecek havuz ve su birikintilerinden uzak durmaları gerektiğini gülümseyen suratıyla anlatan Kibitan, radyasyonun neden zararlı olduğunu ve neden dışarıdan eve döndükten sonra ellerin yıkanması gerektiğini de açıklıyor.
Binlerce çocuğun kanser riski ile karşı karşıya olduğu Japonya’da alarm çanı sarı kuş Kibitan tarafından çalınıyor. Fakat sağlık uzmanları ve nükleer karşıtları bu alarmın çok daha önce çalınması gerektiğini söyleyerek, Hükümetin Fukushima ile alakalı bütün bilgileri biran önce açıklamasını talep ediyorlar.
Temmuz Ayı’nda Fukushima Medikal Üniversitesi tarafından açıklanan bir raporda bu eleştirileri destekler nitelikte. Patlama bölgesi yakınında yaşayan 38.000 çocuk üzerinden yapılan araştırmalar sonucunda 13,000 çocukta anormal bir şekilde büyüyen troit bezleri ve 5 milimetreye varan kist ve nodüllere rastlanmış olduğu bildirildi. Sağlık uzmanları bu sonuçların Japonya geneli ile karşılaştırıldığında büyük bir sorumsuzluk olduğunu dile getiriyor.
Brezilya, nesli tehlike altında olan hayvanları klonlayarak koruma altına almak için bir girişimde bulunmaya hazırlanıyor.
Dvice ve IPS‘in haberlerine göre, Brezilya Zooloji (Hayvanat) Bahçesi’nde çalışan bilim insanlarının Brezilya Tarım Araştırmaları Enstitüsü (EMBRAPA) ile ortaklaşa yürüttüğü çalışmada ikinci aşamaya gelindi. Bu noktada nesli tehlike altındaki yabani hayvanların klonlama teknikleriyle korunması yöntemleri ve bunun ekosistemler üzerindeki etkisi araştırılıyor. Araştırmanın ilk aşamasında çeşitli hayvanlardan toplanan genetik materyaller tasniflenmişti.
EMBRAPA’nın araştırmacılarından Carlos Frederico Martins, Tierraamérica’ya verdiği demeçte “Şu ana kadar topladığımız 420 genetik materyal var ve bunlar genetik bankalarımızda koruma altına alınmış durumda. Bu sayı daha da artabilir çünkü materyal toplamaya devam ediyoruz” dedi.
Araştırmada öncelikli olarak 8 hayvan türü üzerinde çalışılıyor. Bunların arasında yeleli kurt (Chrysocyon brachyurus), jaguar (Panthera onca) ve siyah aslan maymunu (Leontopithecus chrysopygus) gibi türler de var. Uluslararası Doğa Koruma Birliği’nin (IUCN) sınıflandırmasına göre yeleli kurt ve jaguar “nesli tehlike altına girmeye yakın”, siyah aslan maymunu ise “nesli tehlike altında” statüsünde.
İki senedir devam eden araştırmada aynı zamanda Çalı köpeği (Speothos venaticus), Koati (genus Nasua), Güney karıncayiyeni (Tamandua tetradactyla), kahverengi kariyaku-geyik (Mazama gouazoubira) ve bizon (genus Bison) genetik materyalleri de toplandı.
Bu türlerin çoğunun, yine IUCN sınıflandırmasına göre henüz “nesli ciddi tehlike altında olmayan” hayvanlar olması da dikkat çekiyor. Araştırmacılar ise genetik materyal toplamada önceliği Brezilya’nın iç taraflarında bulunan devasa tropik savanna ekosistemi Cerrado’daki yerel türlere verdiklerini belirtiyor.
EMBRAPA’ya göre araştırmada şimdiki adım Zooloji Bahçesi’ndeki görevlilere eğitim vermek olacak. Martins “EMBRAPA’da inek klonladık. Şimdi bilgilerimizi zoologlara aktaracağız, onlar da bu yabani hayvanların nasıl klonlanabileceğini araştıracaklar” diyor. EMBRAPA, Brezilya’nın ilk klon hayvanı olan Vitoria adındaki bir buzağını “doğurtan” merkezdi. Vitoria 2001’de doğmuş, 2011’de ölmüştü. Brezilya’da Vitoria’nın ardından çoğunluğu inek ve at olan 100’e yakın klonlanmış canlı dünyaya getirildi.
Siyah Aslan Maymunu
Araştırmanın önünü açacak kanuni düzenlemeler için Brezilya Senatosu’nda 2007’den beri görüşülen bir yasa var. Mevcut yasaların klonlamayla ilgili kuralları net olarak ortaya koymadığı söylenirken ,yeni bir yasaya duyulan ihtiyacın da altı çiziliyor. EMBRAPA araştırmacı Martins “Araştırmaların önünde engel yok, herhangi bir laboratuar istediği hayvanı klonlayabiliyor. Ancak takip ve kontrol mekanizmaları çok zayıf. Dolayısıyla bugüne kadar kaç hayvanın klonlandığını bile tam olarak bilemiyoruz” diyor ve ekliyor: “Yabani hayvanların klonlanması konusunda Brezilya’da gerçekleştirilen ilk çalışma bu, ancak ABD ve Güney Kore gibi ülkelerde de benzer araştırmaların yapıldığını biliyoruz.”
Martins klonlanacak hayvanların doğaya salıverilmeyeceğini belirtiyor: “Hayvanat bahçesindeki hayvan sayıları arttırılmak isteniyor, yani klonladıklarımızı hayvanat bahçesinde tutacağız. Böylece doğal ortamlarından yabani hayvan almayacak, bu hayvanların doğal ortamlarından alınmasının yarattığı sorunları aşmış olacağız.”
Ancak Martins, olağanüstü hallerde hayvanların doğaya bırakılabileceğini de sözlerine ekliyor. Brezilya Zooloji Bahçesi Araştırma ve Koruma ekibinin başında bulunan Juciara Pelles de şu sözlerle Martins’i onaylıyor: “Nesli tehlike altına giren, tükenmek üzere olan bir hayvan olursa ve bu türü klonlanmış hayvanlarla takviye etmek bir çözüm olacaksa, bunu yapmak için gerekli kapasiteyi de oluşturmuş oluyoruz. Bu teknik hala geliştirilme aşamasında dolayısıyla doğada yok olan türleri kurtarmak için bir çözüm olabilir mi, bilmiyoruz. Yine de bunu başarabileceğimizi düşünüyorum.”
Mevcut klonlama yönteminin başarı oranı %5 ile %7 arasında. Martins’e göre bu oran, dünya standartları civarında. Yürütülmekte olan araştırmanın amaçlarından birinin de başarı oranlarında yükselme
Yeleli Kurt
sağlanması olduğu bildiriliyor.
ICMBio’da çalışan biyologlardan Onildo Joao Marini Filho’ya göreyse, ineklerin klonlanması “ticari sebeplerle” meşru gösteriliyor; ancak yabani hayvanların klonlanmasında dikkat edilmesi gerekenler var: “Klonlamanın, koruma anlamında çok yararlı olması gerekiyor. Eğer gerçekten bir katkıda bulunabilecekse, meşru görülebilir. Çiftleştirme yöntemleriyle de hayvanların sayıları arttırılabilir.”
Araştırmada ikinci aşamaya geçilmesi için, Brezilya Zooloji Bahçesi gerekli mercilerden izin bekliyor. İzinlerin çıkmasıyla klonlama için ilk adımların atılmasının bir ay içinde gerçekleşeceği umuluyor. Bunun uzun vadeli bir araştırma olduğunun da altı çiziliyor.
(Yeşil Gazete, IPS, Tierraamerica gazeteleri*)
“Tierraamerica Ağı”, IPS tarafından Birleşmiş Devletler Kalkınma Programı, Birleşmiş Devletler Çevre Programı ve Dünya Bankası desteğiyle oluşturulmuş bir uzmanlaşmış haber ajansı/ağı.