Ana Sayfa Blog Sayfa 4502

Galatasaray yeni rakibini bekliyor

0

Şampiyonlar Ligi’nde son 16’ya kalan Galatasaray’ın muhtemel rakipleri de Şampiyonlar Ligi gruplarının sona ermesi ile belli oldu. Cim Bom Bom’u 20 Aralık’ta çekilecek kurada Malaga’dan Barcelona’ya kadar çeşitli güçlerde rakipler bekliyor.

Şampiyonlar Ligi H Grubu’nda ilk 3 maçından 1 puan çıkarttıktan sonra son 3 maçını da kazanmayı bilerek beklentilerin aksine bir üst tura çıkmayı başaran Sarı Kırmızılı ekibin muhtemel  rakipleri de belli oldu.

Grubunu 2. sırada tamamlayan cimbom, 20 Aralık Perşembe günü çekilecek kurada, Manchester United dışındaki grup liderlerinden biriyle eşleşecek.

Galatasaray’ın 7 muhtemel rakibi şöyle: PSG, Schalke, Malaga, Dortmund, Juventus, Bayern Münih ve Barcelona

Galatasaray ile birlikte grup ikincisi statüsünden turu geçen diğer takımlar ise şunlar: Porto, Arsenal, Milan, Real Madrid, Shakhtar Donetsk, Valencia ve Celtic

Şampiyonlar Ligi’nde grubunu 3. Sırada tamamlayan ve Avrupa Ligi’nin yolunu tutan takımlar da belli oldu: Dinamo Kiev, Olimpiakos, Zenit, Ajax, Chelsea, BATE Borisov, Benfica ve Cluj

(Ntvspor, Yeşil Gazete)

Gerze’de yeni nöbet yeri Adliye Binası

Anadolu Grubu’nun Sinop’un Gerze ilçesinde kurmak istediği termik santrale karşı koyan Gerzeliler’in ve Yaykıl Köyü sakinlerinin 3 yıldır yürüttüğü mücadelenin çeşitli aşamalarında açılan 5 ayrı dava, Gerze Adliyesi’nde görülen duruşmalarla başladı.

3 Mayıs 2010’daki ÇED Toplantısı sırasında çıkan olayların, 30 Mart ve 23 Ağustos 2011 tarihlerinde sondaj kamyonlarına gösterilen tepkilerin, 23 Ağustos ve 28 Ekim 2011’de Gerze Hükümet Konağı önündeki protestoların konu olduğu 5 ayrı davanın ilk duruşmaları Gerze Adliyesi’nde görülmeye başlandı. 23 Ağustos 2011’de Hükümet Konağı önündeki tepkiler yüzünden 11 kişinin 2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine muhalefet suçuyla yargılandığı davada tüm sanıklar beraat ederken, diğer davalar ise 27 Şubat 2013 tarihine ertelendi.

Yargı süreciyle ilgili açıklamalarda bulunan Ekoloji Kolektifi Derneği mensubu Avukat Emre Baturay Altınok, bir davanın beraatle neticelenmesinden memnuniyet duyduğunu, diğer davalarda da olumlu gelişmeler olduğunu söyledi. Altınok, “Bu Gerze’de alınmış ilk beraat kararıdır. 2010 senesindeki ÇED halkın katılımı toplantısıyla ilgili yaşanan olayların görüldüğü davada ise olumlu gelişmeler oldu. Daha önceden kolluk kuvvetleri tarafından yapılan görüntü çözümlerine ek olarak, uzman bir bilirkişi ekibinden çözüm yapılması talebi kabul gördü. Biber gazının etkileri üzerine de uzman bir bilirkişiden yeniden rapor alınmasına karar verildi. Bu sevindirici bir gelişmedir, Gerze’deki mahkemelerde hukuk tartışmaya başladık. İddialarımız hukuki karşılıklarını buluyor. Devam eden ceza yargılamaları sonucunda da beraat kararları çıkacağına inanıyoruz” diye konuştu.

(Gerze Olay)

 

Bianet erkek şiddeti çetelesi kasım bilançosu

Bianet’in çetelesine göre, erkekler Kasımda 10 kadın, dört erkek ve yedi çocuğu öldürdü; 17 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti. 2012’nin ilk 11 ayında toplam 147 kadın öldürüldü, 123 kadın tecavüze, 208 kadın şiddete, 126 kadın tacize maruz kaldı.

Bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre erkekler Kasımda 10 kadın, dört erkek ve yedi çocuğu öldürdü; 17 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti; 13 kadını ve iki kız çocuğunu yaraladı; dokuz kadına cinsel tacizde bulundu.

Erkek şiddeti en çok İstanbul’da yaşandı.

2012’nin ilk 11 ayında toplam 147 kadın öldürüldü, 123 kadın tecavüze, 208 kadın şiddete, 126 kadın tacize maruz kaldı.

Cinayet

Erkekler Kasımda 10 kadın, dört erkek ve yedi çocuğu öldürdü. Cinayetlerin ardından bir erkek intihar etti, biri intihara teşebbüs etti.

Kadınları en çok kocaları öldürdü. Yedi kadını kocaları, birini eski kocası, birini sevgilisi, birini babası öldürdü. Karısını öldüren erkeklerden biri hakkında daha önce uzaklaştırma kararı verilmiş, koca bu kararı ihlal ettiği için üç gün hapis yatmıştı.

Kasımda en çok kullanılan cinayet aleti bıçaktı. Dört erkek bıçakla, iki erkek tabanca, ikisi tüfek, ikisi ise boğarak öldürdü.

Öldüren erkeklerin yaşı 35 ile 70, öldürülen kadınların yaşı 31 ile 43 arasında değişti.

Kadın katlinin yaşandığı şehirler Aydın, Diyarbakır, Erzincan, Eskişehir, İstanbul (2), İzmir, Mersin, Sakarya ve Yozgat.

Tecavüz

Kasımda erkekler dokuz ilde 17 kadın ve kız çocuğuna tecavüz etti. Bir kadın kendisine tecavüz eden ve arkadaşlarıyla ilişkiye zorlayan kocasını bıçakladı, bir kadın yeğeninin tecavüzünün ardından öldürüldü, biri sığınma evine yerleştirildi, biri hamile kaldı.

En çok tecavüz İstanbul’da yaşandı. Tecavüzlerin gerçekleştiği iller Adana (2), Bursa (2), Çanakkale, İstanbul (5), İzmir (2), Kocaeli, Sakarya, Şırnak ve Zonguldak.

Kasımda kadınlar en çok tanımadıkları erkeklerin tecavüzüne uğradı. Dokuz kadın ve kız çocuğuna tanımadıkları erkekler, üçüne kocaları, birine yeğeni, birine sevgilisi, birine arkadaşı, birine iş arkadaşı, en az bir kadına ise kendini şeyh olarak tanıtan bir erkek tecavüz etti.

Kadınlar en çok evlerde tecavüze uğradı. Tecavüzlerden yedisi evlerinde, dördü alıkonuldukları evlerde, beşi sokakta gerçekleşti. Bir erkek iş arkadaşına, biri sevgilisine ilk tecavüzde çektiği fotoğraflarla şantaj yaparak tecavüz etmeye devam etti.

Tecavüzcülerin yaşı 16 ila 55, kadın ve kız çocuklarının yaşı 14 ila 35 arasında değişti.

Şiddet- yaralama

Erkekler Kasımda dokuz ilde 13 kadını ve iki kız çocuğunu yaraladı. En çok erkek şiddeti İstanbul’da yaşandı. Karısını tabancayla yaralayan bir erkek, öldüğünü zannederek intihar etti.

Bir kadın cezaevindeki tecavüzcüsüyle evlendirildi.

Kadınlar en çok kocalarından şiddet gördü. Dokuz erkek karısını, biri sevgilisini, biri eski sevgilisini, biri annesini, biri karısını, kızını ve torununu darp etti/yaraladı. 10 erkek kadınları dövdü, biri tabancayla, ikisi kesici aletlerle yaraladı.

Erkeklerden biri tutuklandı, ikisi hakkında uzaklaştırma kararı çıktı, biri ise hakkındaki uzaklaştırma tedbirini ihlal ederek karısını dövünce üç gün hapis cezasına çarptırıldı.

Kasımda erkek şiddetinin yaşandığı iller Ankara (2), Batman, Erzurum, İstanbul (3), İzmir, Konya, Samsun, Sivas (2) ve Zonguldak.

Erkeklerin yaşı 23 ila 37, kadınların yaşı 21 ila 60 arasında değişti.

Taciz

Kasımda erkekler dört ilde dokuz kadına cinsel tacizde bulundu. Tacizler Antalya (3), Bolu, İstanbul (4) ve Kayseri’de yaşandı. Üç erkek tutuklandı. Ayrıca Çanakkale ve Muğla’da sokakta taciz eden iki erkek 90’ın üzerinde kadının şikayetiyle tutuklandı.

Erkekler Kasımda hem sokakta hem evde taciz etti. Üç kadın ve kız çocuğu evde, üçü sokakta, biri işyerinde, biri otobüste, biri okulda tacize uğradı.

Üç kadına tanımadıkları erkekler, birine birlikte çalıştığı erkek, birine komşusu, bir kız çocuğuna öğretmeni, ikisine arkadaşlarının babası, birine sözlüsünün babası cinsel tacizde bulundu.

Tacizcilerin yaşları 18 ila 45 arasında değişti. Kadınların yaşları haberlere yansımadı.

Şiddetin doğurduğu şiddet

Kasımda erkek şiddeti mağduru üç kadın, şiddete başvurdu. Biri tacizcisini tabancayla yaraladı, biri ablasını taciz eden erkeği dövdü, biri tecavüzüne uğradığı sevgilisinin evini yaktı. Üçü de tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Annesi kadın sığınma evinde kalan bir oğlan çocuğu ise babasını av tüfeğiyle öldürdü.

Bölgelere göre

Kasımda 25 ilde 49 erkek şiddeti, cinayet, cinayete teşebbüs, taciz, cinsel şiddet, tecavüz ve yaralama vakası yaşandı. En çok şiddet yine Marmara Bölgesi’nde gerçekleşti.

49 şiddet vakasının 21’i Marmara, sekizi İç Anadolu, altısı Ege, altısı Akdeniz, dördü Karadeniz, üçü Doğu Anadolu, ikisi Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşandı.

En çok şiddetin yaşandığı şehir İstanbul oldu

(Bianet)

 

Kamu Başdenetçisi Ömeroğlu and içerek görevine başladı

Kamu başdenetçisi seçilen Mehmet Nihat Ömeroğlu, TBMM Genel Kurulu’nda yemin etti. Ömeroğlu’nun yemin ettiği sırada CHP’li milletvekilleri kürsüye arkalarını dönerek protestoda bulundu.

Genel Kurul, Başkanvekili Sadık Yakut başkanlığında toplandı. Yakut, Gündemdışı konuşmaların ardından, Kamu Başdenetçisi’nin göreve başlamadan önce andiçmesi gerektiğini belirterek, Ömeroğlu’nu yemin etmek üzere kürsüye davet etti.

Kavas eşliğinde Genel Kurul’a gelen Ömeroğlu’nun yemin ettiği sırada CHP’li milletvekilleri, üzerinde “Akbudsman” yazılı ve Ömeroğlu ile kamu denetçisi seçilenlerin fotoğrafların yer aldığı afişleri basına dönerek gösterdi. CHP’liler ile BDP’liler, sıra kapaklarına vurarak tepkilerini gösterdi.

Ömeroğlu, Kamu Denetçiliği Kurumu Kanunu uyarınca, “Görevimi tam bir tarafsızlık, dürüstlük, hakkaniyet ve adalet anlayışı içinde yerine getireceğime, namusum ve şerefim üzerine andiçerim” diyerek yemin etti. AK Parti’liler, Ömeroğlu’nu alkışladı. Ömeroğlu yemin ettikten sonra yine kavas eşliğine Genel Kurul’dan ayrıldı.

Başkanvekili, kürsüye arkalarını dönerek tepkilerini sürdüren CHP’li milletvekillerine, “Sayın milletvekilleri, andiçme töreni bitti” dedi.
Öte yandan Ömeroğlu, gazetecilerin CHP’nin protestosunu bekleyip beklemediği sorusuna, “Milletvekilleri serbest; herşeyi hem söylerler hem protesto ederler. Demokrasilerde bunların hepsi gayet doğal” karşılığını verdi.

(CNNTurk)

Yeşiller/Sol, “Pınar Selek’in yanındayız”

Yeşiller ve Sol Gelecek eş sözcüleri Sevil Turan ile Arif Ali Cangı, suçsuz olduğu defalarca ispatlanış olduğu, hakkında açılan davalardan sürekli beraat ettiği halde devlet inadı ile bir hukuk cinayetine dönüşen Pınar Selek’in davası ile ilgili bir basın açıklaması yayınladı.

“Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak, Pınar Selek’in masumiyetine inanıyoruz ve yanındayız. Davanın takipçisi olacağız, bu hukuksuzluğun son bulması için mücadele edeceğiz.” denilen “13 Aralık Perşembe günü saat 13.00’da Çağlayan Adliyesi’nde Pınar Selek ve adalet için orda olacağız” bilgisi ile Pınar Selek’in yanında olan herkese çağrıda bulunan basın açıklamasının tam metni şu şekilde

PINAR SELEK’İN YANINDAYIZ

14 yıldır Pınar Selek hakkında süren hukuk cinayeti, 22 Kasım’da yapılan son duruşmada yeni bir hukuk skandalına sahne oldu.

9 Temmuz 1998 yılında Mısır Çarşısı patlamasından iki gün sonra başka bir gerekçe ile tutuklanıp, hukuksuz bir şekilde ve uydurma delillerle, işkence altında alınan ifadelerle davaya dahil edilen Pınar Selek, yıllar süren yargılamalar sonucunda, suçsuz bulunarak üç kez bu davadan beraat etti. Son aşamada Yargıtay’ın bozma kararına direnme kararı veren 12. Ağır Mahkemesi, son duruşmada hukuka açıkça aykırı bir kararla Pınar Selek hakkında kendisinin verdiği beraat kararında direnme kararından döndü.

14 yıldır süren bu kâbus, adalete ve bağımsız yargıya olan inancımızı kökten sarsmıştır. Hazırlanan bilimsel raporlarda patlamanın bomba yüzünden olmadığı ve Pınar Selek hakkında yapılan suçlamaların dayanağı ifadelerin işkence altında alındığı kanıtlanmıştır.

Bu hukuk skandalı, toplum için çalışan, ezilen, yok sayılan, dışlanan grupların sorunlarını açığa çıkaran, sesi olmaya çalışan tüm aktivistler, akademisyenler, toplum bilimciler, gazeteciler için bir tehdit ve göz korkutmanın göstergesidir.

Türkiye Cumhuriyeti, Pınar Selek davasında ve diğer tüm yargılamalardaki hukuka ve vicdana sığmayan kararları ve uygulamalarıyla yüzleşmek zorundadır.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak, Pınar Selek’in masumiyetine inanıyoruz ve yanındayız. Davanın takipçisi olacağız, bu hukuksuzluğun son bulması için mücadele edeceğiz.

13 Aralık Perşembe günü saat 13.00’da Çağlayan Adliyesi’nde Pınar Selek ve adalet için orda olacağız.

***
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri
Sevil Turan – Arif Ali Cangı

(Yeşil Gazete)

Kenyalı kadınlar tecavüzle nasıl mücadele ediyor?

The Guardian’da 4 Aralık tarihinde Liz Ford imzasıyla çıkan haberi, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Özde Çakmak‘ın çevirisiyle sunuyoruz.

***

160 Kız projesi, kadınları korumadığı için Kenya Hükümeti’ni mahkemeye taşıyor

Çocuk yaşta yapılan evlilikler, asit saldırıları, acımasız erkek vasiler, kadınların sokağın ortasında taciz edilmesini meşru gören yerleşik kültür ve gelenekler o kadar güçlü ki, genç erkekler, sokakta dolaşan kadınlara yönelik cinsel saldırıları “meşru” görüyor.

Yukarıda sayılan konular, 4 Ekim Salı günü Londra’da başlayan  Kadınlara Güvenin (Trust Women) Konferansı’nda tartışılan merak uyandıran konulardan yalnızca birkaçı.

Fakat dünyanın dört bir yanından gelen konuşmacıların tüyler ürperten hikayeleri arasından yüreklere umut serpen cesur bir hikaye çıktı: Tecavüze karşı önlem almadığı ve tecavüzcüleri mahkemeye çıkarmadığı için Kenya Hükümeti’ne dava açan bir örgütün hikayesiydi bu.

160 Kız projesi (video için tıklayınız), Kenya’da tecavüze uğrayan binlerce çocuk ve genç kızın hakkını arayan yasal bir girişim. Kenya’nın oldukça etkileyici kadın-erkek (cinsiyet) eşitliği yasaları kötü muamele gören kadınları koruma sözü veriyor, fakat kanunların uygulanma garantisi yok. Tecavüze karşı – ya da Kenya’da bilindiği adıyla, kirletme – oluşturulan yasalar da bu uygulanma garantisi olmayan yasalardan.

Konferansta Ripples International program müdürü Mercy Chidi, “Hükümet, yasaları yürürlüğe koymak için hiçbir şey yapmadı,” diye konuştu. Chidi, cinsel tacizin Kenyalı kızlar üzerinde bıraktığı duygusal ve fiziksel sonuçları ilk elden gözlemledi. “Oldukça iyi yasalarımız var, fakat uygulanmadıktan sonra neye yarar?” Chidi’nin organizasyonu uğradıkları tecavüz sonrası kendilerini saldırıya açık durumlarda bulan 270’den fazla kızı  “kurtardı.” Kızların bazıları hamile. En küçüğü üç, en büyüğü onaltı yaşında. Kızların “insanı kahreden” hikayelerini duyduktan sonra  Chidi “kızlara yardım eli uzatmadığı için hükümeti sorumlu tutmanın bir yolu olup olmadığını merak etmeye başladı.

Equality Effect, kadınların ve kız çocuklarının hayatlarını iyileştirmek için insan hakları hukukunu kullanan  bir sivil toplum örgütü. Örgüt, Kenya Hükümeti’ni olanlardan sorumlu tutmanın bir yolunu bulmak için ön saflarda yer alan Chidi ve ekibini,  sosyal hizmet uzmanları ve dünyanın dört bir yanındaki bir grup avukatla bir araya getirdi.

Konferansta, Equitable Effect’in Yetkili Müdürü Fiona Sampson, hükümetin “kirletilme” vakaları karşısında harekete geçmiyor oluşuyla mücadele için bu üç grubun idari veya adli hukuk süreçlerine başvurmak dahil olmak üzere “tüm seçeneklere baktığını” belirtti. Sampson’a göre “kirletilme” teriminin kendisi de sorunlu. Bu terim, Britanya’da “mülkün kirletilmesi” (defilement of property) anlamında kullanılan ve ardından tecavüz vakaları için de kullanılmaya başlanmış bir kavram.

Bir yıl süren araştırma ve müzakerelerden sonra, örgüt  ülkenin 2010 anayasasında  yer alan eşitlik hükmü kapsamında hükümete dava açmaya karar verdi.  Sampson, “Polis, kızları tecavüzden korumada ve cinsiyet ve yaş ayrımı gözeten yasayı uygulamada başarısız oluyor.” dedi.

Cinsel saldırıya uğrayanlardan kanıt toplamakla  aradan iki yıl daha geçti. Fakat bu yıl 11 ekimde ilk kez düzenlenen Uluslararası Malawi Günü’nde 160 Kız örgütü davayı Yargıtay’a taşıyarak Kenya’da hukuk alanında bir ilke imza attı.

Sampson, “Bir sonraki zaferi kutlamayı dört gözle bekliyoruz, o da polisin mevcut yasaları uygulaması gerektiği kararıdır.” dedi. Şimdi, nasıl bir  sonuç çıkacağı merakla bekleniyor. Eminim ki sonucu tek merakla bekleyen ben değilim.

(The Guardian, Yeşil Gazete)

[Yazı dizisi]: Paylaşımcı toplulukların yükselişi ~3~

Shareable.net’te Cat Johnson tarafından yayınlanan dosyayı, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Özde Çakmak ve Müşerref Bayraktaroğlu‘nun çevirileriyle, üç parça halinde sunmaya devam ediyoruz.

***

Büyümeden Sonrası Enstitüsü (Post-Growth Institute)

“Daha büyükten daha iyiye” sloganıyla yola çıkan Büyüme Sonrası Enstitüsü, ekonomik bir kapsam içinde insanların paylaşım kavramlarını dile getirmeleri için platform sağlıyor. Tüketimi ve ekolojik ayak izimizi azaltmak için çaba harcayan Avustralya merkezli enstitü, paylaşım topluluklarını ve öne çıkan paylaşım savunucularını destekliyor ve tanıtıyor. Toplum ve ağ-kurma etkinlikleri düzenliyor (örn; “Beleş Para Günü”). Konuyla ilgili bir çok makale ve kaynağa imza atıyor.

diyor Büyüme Sonrası Enstitü kurucusu Donnie Maclurcan. Paylaşım, bu dünyanın herkese yeteceğini, pay kapmak  için sağlıksız bir rekabete girmenin gerekmediğini hatırlatıyor bizlere.” “Paylaşarak,” diye ekliyor, “hiçbir halta yaramayan statü kıskançlığını ve özel mülkiyetin ‘çağdaş’ toplumun simgesi olduğu düşüncesini, hem de yerine doğru ve güzel şeyler koyarak, lağvedebiliriz.”

Maclurcan paylaşımın yeni bir adet olmadığının altını çiziyor; tek fark günümüzde teknolojinin nimetlerinden faydalanıyor olmamız.” “Ortak kullanım modellerine geri dönüş,” diyor, “zimmetleme ile ilgili eski çağa ait bilgelikleri, etkin paylaşımı kolaylaştıran güçlü dijital platformların sağladığı yeni nimetlerden faydalanan modern bir bağlama taşıma yeteneğine sahip.”

 

San Fransisco Ortakları (Sharers of San Francisco)

Yeni paylaşım ekonomisi ile ilgilenen insanları bir araya getirmek için kurulan San Fransisco Ortakları paylaşım hareketine  katılanların diğer paylaşım tutkunlarıyla tanışıp birbirlerinden öğrenecekleri ve bağlantı kuracakları davetler, yemekler ve toplantılar düzenlemekte.

Grubun kurucusu ve yakında çıkacak olan Paylaşılabilir Hayat adlı kitabın yazarı Chelsea Rustrum “San Fransisco Ortakları’nı eşsiz kılan,” diyor, “paylaşmaktan zevk duyan insanları bir araya getirmemiz. Asıl seslerini duyurması gereken, “Daha çok paylaştıkça, adil bir ekonomi modelinin oluşmasının önünü açıyoruz,” bu insanlar: P2P kurucuları, Airbnb hosts,  couchsurfers, birlikte çalışan mavens,ortak araba kullananlar ve ride sharing advocates. Eğitici sohbetler için yalnızca eşdüzeyde Pazar kurucularını çağırmakla kalmıyoruz,” diyerek sözlerine devam ediyor. “Bunun yerine, Ortak Mutlu Saatler ya da İmece Günü gibi yapısal olmayan günlerde kullanıcılar ve kurucuları bir araya getiriyoruz… doğru insanları konuşturuyor ve sohbetler ve potansiyel ortaklıklar ile birbirimize yardımcı oluyoruz.”

 

Ortaklaştırma Okulu (School of Commoning)

School of Commoning, yerel ve küresel Müştereklere*  erişen insanların oluşturduğu dünya çapında bir topluluktur. Bu amaçla atölye çalışmaları, seminer ve kurs hizmetleri veriyor ve paylaşım savunucuları ve destekleyicilerinin iletişim kurması için gelişen bir online yapıya sahip.

” Ortaklaştırma Okulu, Müştereklerin yönetimi, korunması ve oluşturulmasında bireysel ve ortaklaşa becerilerin gelişmesi için çalışıyor.” diyor okulun kurucularından George Por.  “Müşterekler, özel bireysel kazanım için sahiplik aracılığıyla değil iyi bir hayat için ihtiyaç duyulan kaynakların idaresi aracılığı ile, müşterek paylaştığımız şeylerdir. Dürüstlüğün, karşılıklı iyiliğin ve ilişkilerin, ürünlerin ve hizmetlerin metalaştırılmasını ikame etmesine dair örnekleri giderek artan sayı ve yaygınlıkta görüyoruz.”

Por, topluluk oluşturmanın Müştereklere dayalı bir toplum ve dünya yaratmada anahtar etmen olduğuna vurgu yapıyor.

‘Paylaşımla ilgili Topluluklar oluşturmak, yaşamak istediğimiz dünyaya giden yolun anahtarıdır.’’ diyor. “Bu amaca ulaşmanın  pratik bir yolu bu. Sadece fikirler hakkında konuşan değil, yeni araçları öğrenmeyi ve kullanmayı deneyerek öğrenen topluluklar olmadan, bize saçmalık ve karışıklıktan başka bir şey sunmayan mevcut yapıları yeniden üretmiş oluruz sadece…”

Editörün notu: Müşterekler, ya da Ortaklar, devlet dahil kimsenin mülkiyetinde olmayan ve belli bir bölgedeki halk/paydaşlar tarafından kullanılan doğal kaynaklara verilen genel isim. Türkiye’de meralar buna en bilinen örnek.

 

Las Andias

İber yarımadası merkezli Las Andias kooperatifi, bireyden bireye etkileşim (P2P) araçlarına dayanan bir “yeniden dirilmiş” ekonomik modeli için mücadele ediyor. “The P2P Mode of Production: an Indiano Manifesto” (P2P Üretim Modeli: Bir Yerli Manifestosu) adlı kitabın da arkasındaki grup olan Las Indias, insanlara paylaşım ekonomisinin yararlarıyla ilgili eğitim veriyor, Müşterekleri tanıtıyor ve paylaşım hareketi katılımcıları arasında bağlantı kuruyor.

 

Ortaklaşa Muhabbetler (Collaborative Chats)

Collaborative Chats, işbirlikçi tüketim hareketin liderlerini, katılımcılarını ve konuyla ilgilenenleri San Fransisco’da aylık panel ve tartışmalarda bir araya getiriyor. Shareable’ın da eş-kurucusu olduğu bu sohbetler, Y Jenerasyonunun neden ve nasıl “sahip olmaktan çok paylaşmaya ilgi duyduğunu” tartışmaktan, paylaşım hareketinin yayılması için ilgi çekme ve finans sağlama konularına kadar geniş bir yelpazeyi içeriyor.

 

Pay Takası (Share Exchange)

ABD’nin ilk yerel ekonomi merkezlerinden biri olan  Share Exchange, Santa Rosa, Calif’te bulunuyor. Share Exchange bir topluluk buluşma yeri, işbirlikçi ortak çalışma sahası, yerel ürünlerin pazarlama alanı ve yerel ekonomileri destekleyen, kar amacı gütmeyen bir kuruluş rollerini taşıyor.

“Share Exchange, yerelleşme hareketinin ve paylaşımcılık hareketinin ortak noktalarındadır.’’ diyor ortak kurucu Kelley Rejala ve devam ediyor: “Biz paylaşımın, değiş-tokuşun ve yerel ekonomik gelişimin emsalsiz bir kesişim noktasıyız.”

Rajala özetle şunları söylüyor: “Mevcut tüketim modelimize devam etmemize olanak yok. En varlıklı, en güçlü ve en fazla kaynak tüketen ülke olarak paylaşımcı bir yaşam şekline geçiş sürecimize bir katkı sağlamak, bunu kolaylaştımak boynumun borcu, diye düşünüyorum.”

“Mekansal olarak da paylaşılan bir yere sahip olarak ve etkinlikleri, sosyal faaliyetleri ve takas etkinliklerini organize ederek, insanların yeni arkadaşlar edinecekleri imkanları sağlıyoruz. Paylaşmak , güvenilir bir insan zinciri ve topluluğu dahilinde zaten kendiliğinden, doğal bir aktivite oluyor.’ diyor.

Mesh Labs

Yazar/girişimci Lisa Gansky’nin kitabı The Mesh: İşletmelerin Geleceği Neden Paylaşımdadırda yer alan ilkelerden hareketle kurulan Mesh Labs, paylaşım ekonomisinde işletmelerin başarı kazanmasına yardım ediyor. Paylaşım hareketinde küresel erişimi  ve liderliğiyle bilinen Gansky ve ekibi, çömezleri ve mevcut şirketleri “topluluklarımızı ve gezegenimizi de geliştiren yeni dalga enformasyon-erkli (information-enabled ) ticaret” hakkında eğitmek için teknoloji, sosyal medya ve toplumsal bağlantılarından yararlanıyor.

 

Paylaşılabilir Avustralya (Shareable Australia)

Kısa süre önce kurulan “Paylaşılabilir Dergisi”nin Avustralya kanalı Paylaşılabilir Avustralya, paylaşım hareketinde yüz yüze ilişkiler kurmayı hedefliyor. Kanal buluşmalar, anti-konferanslar, bit pazarı, paylaşım pazarı ile yerel hareket ve olayların gerçekleşmesine ve duyulmasına katkıda bulunuyor.

Paylaşılabilir Avustralya editörü Darren Sharp, “Paylaşım hareketi temelde siyasetin, ekonominin ve toplumun merkezine Müşterekler-merkezli bir model yerleştirerek 21. yüzyılda gelecek nesiller için mecburen alternatif bir vizyon sağlamaktadır,” diyor. “Müştereklerin ana fikri şudur: Hem somut hem de fikre dayalı Müşterekler, karşılıklı lar adına araçları aradan çıkararak doğrudan amaca (işe gitmek, limon, ansiklopedi) ulaşmamızı sağlayacak şekilde paylaşılabilir.”

Sharp, paylaşım sayesinde, insanların anaakım tüketici kültürünün tektipleştirici tezgahından geçmek yerine kendilerini güvene dayalı ilişkiler, sözüne inanırlığa dayalı bir itibar ve toplumsal birliktelik üzerinden tanımlayabilme olanağına kavuştuklarını belirtiyor.

“Aklın yolu bir; kurduğumuz ilişkiler çok önemli. Bu ilişkiler mutlu ve üretken birey ve toplulukların temelini oluşturuyor.” diyor Sharp, ve ekliyor: “Paylaşım hareketi sayesinde ‘şeylere’ olan bağımlılığımızdan kurtulabilir ve gereksiz materyal sahipliğiyle bilgi birikimimizi paylaşmak, öğrenmek ve diğer insanlarla bağlar kurmak için şahane bir fırsata dönüştürebiliriz.”

 

Öncü Organizasyonlar

Bu yazı dizisinde yer alan grupların çoğu paylaşım dünyasında daha dünkü çocuk sayılır. Uzun süredir bu konuda rehberlik eden oturmuş, öncü paylaşım organizasyonları şunlardır; Kuzey Amerika Öğrenci Kooperatifi; Halka Dayalı Ekonomi Merkezi; Yeni Ekonomi Enstitüsü ve Yeni Ekonomi Vakfı.

 

Ya sizin gruplarınız?

Paylaşım grup ve oluşumlarını araştırdıkça yenilerinin varlığını da öğrendik ve aslında bu konuda çalışan ne kadar çok oluşum olduğunu farkettik. Sizin de bölgenizde neler yaptığınızı öğrenmek ve gruplarınızı diğer oluşumlarla iletişime geçirmekten zevk duyarız. Lütfen atladığımız ya da haberdar olmadığımız grupları yorumlar kısmında yazın, öğrenelim.

 

(Shareable.net, Yeşil Gazete)

-Yazı dizisi sonu-

Yazı dizisinin ilk bölümü için tıklayınız.

Yazı dizisinin ikinci bölümü için tıklayınız.

Yeşil Gazete için çeviren: Özde Çakmak ve Müşerref Bayraktaroğlu

Editör: Durukan Dudu

 

21 Aralık 2012 geliyor, korkmayın! 2 – Levent Kurnaz

Söz verdiğimiz gibi 21 Aralık günü felaketten neden korkmamanız gerektiğini anlatan yazı dizimize devam ediyoruz.

“21 Aralık günü dünyayı ciddi biçimde etkilemesi beklenen bir olay Güneş Sistemi’nin daha önce bilinmeyen bir gezegeni olan Nibiru’nun (Marduk) Dünya ile etkileşmesidir. Bu etkileşme Nibiru’nun dünyaya çarpması veya çok yakınından geçerek ciddi tektonik olaylara sebep olması şeklinde gerçekleşebilir” diyor felaket severler. Bu konuda öncelikle şunu söylemek gerek: Bu konu uzun süredir ortalıkta dolaşıyordu, özellikle 2002-2003 döneminde ülkemizde de çok konuşuldu. O zamanlar bilimcilerin “olur mu öyle şey!” yorumlarına bu düşüncenin taraftarları “Nibiru üzerimize doğru geliyor ama ancak çok güçlü teleskoplar ancak görebildiği için şimdilik bu tehlikeyi bilmiyoruz” diye cevap veriyorlardı. İlerleyen yıllarda artık Nibiru olsa ve üzerimize doğru gelse çıplak gözle de görmemiz gerektiği ortaya çıktığı için Güneş Sistemi’nin bu bilinmeyen gezegeni yavaş yavaş gözden düştü.

Nibiru konusu 1976 yılında kendisini Sümerolog olarak tanıtan Azeri asıllı Amerikalı yazar Zecharia Sitchin’in 12. Gezegen isimli kitabıyla ortaya çıktı. Burada Sitchin insanlığın köklerini Nibiru gezegeninde yaşayan Anunnaki kültürüne dayandırmaya çalışır. Sitchin’e göre insanlar Güneş’in etrafındaki turunu 3600 senede bir tamamlayan Nibiru gezegeninde yaşayan Anunnakilere köle olarak yaratılmıştı. Dolayısıyla, son ziyaretlerinin üzerinden 3600 yıl geçen Anunnakiler 2012 yılında tekrar geri gelerek bizi ziyaret edeceklerdi.

Sitchin Nibiru’nun özelliklerini eski Sümer kaynaklarına dayanarak güzelce açıkladığından bilimciler de bu konuda elle tutulur kaynaklara sahip olabildiler. Bu bilgilere göre Nibiru Dünya’nın yaklaşık beş katı büyüklükte bir gezegendi ve yörüngesi bu gezegenin bize Tek Boynuzlu At (Monoseros) takım yıldızı yönünden yaklaşacaktı. Ancak basit bir hesaplamayla, bu gezegenin, eğer gerçekten varsa, 2007 yılında gökyüzündeki en parlak nesne olacağını kolayca gösterebiliriz. Yani, eğer Nibiru (Marduk) gerçekten var olsaydı, bunu yıllar önce değil dünyanın en büyük teleskoplarıyla, çıplak gözle bile görebilmemiz gerekirdi.

O zaman Nibiru taraftarları başka bir argümanla ortaya çıktılar: Gezegen vardı ve üzerimize geliyordu, ama üstün bir uygarlık olan Anunnaki bu gezegeni bir perde ile bizim gözümüzden gizlemeyi başarmıştı.

Bu noktada bilim ile saçmalığı nasıl ayırt edebildiğimize dair basit bir gösterge vermekte fayda var. Argüman eğer şöyle gidiyorsa kuşkulanmaya başlamakta fayda vardır:

Bilim-dışı: Nibiru o kadar uzak ki çıplak gözle göremezsiniz.
Bilim: Ama teleskoplarla da görülmüyor.
Bilim-dışı: Bilimciler görüyorlar ama sizden saklıyorlar.
Bilim: Ama artık çıplak gözle görebileceğimiz kadar yaklaştı.

Bilim-dışı: Biz görmeyelim diye üstün teknoloji bir perde ile bizden saklanıyor.

Anladığınız üzere, saçma argümanlara her bilimsel yaklaşımınız daha da zor kanıtlanabilecek ve daha da hayal gücüne dayanan karşı argümanlarla savuşturulmaya çalışılıyorsa karşınızda ciddi bir saçmalık üretme çabası var demektir.

Ben size bu argümanın 22 Aralık 2012 versiyonunu da verebilirim:
Bilim: 21 Aralık geçti, hani bakın bir şey olmadı.

Bilim-dışı: Tabi olmadı çünkü Anunnakiler bizim şu anda çok güçlü olduğumuzu görüp kalkanlarını hiç indirmeden geçip gittiler, 3600 sene sonra bir dahaki gelişlerinde bizim daha zayıf olmamızı bekleyecekler.

Böylelikle bir 3600 sene daha aynı saçmalıkların ortaya konulmaya devam edilmesinin de yolu açılmış olacak. Bu saçmalıkların durmasının temel yolu, zeka sahibi insanların bu tür bilim-dışı çabalara karşı koymalarıdır. Yoksa 1976 yılında bir delinin kuyuya attığı taşı bizler 5612 yılında hala çıkartmaya çalışıyor olacağız.

Yazı dizimiz diğer 2012 senaryoları ile devam edecek…

Levent Kurnaz

 

 

Levent Kurnaz  – T24

Victor Ananias Dönüşüm Ödülleri

Buğday hareketinin öncüsü ve Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin kurucusu Victor Ananias’ın ismi, tohumlarını attığı dernek çalışmalarının yanı sıra adına düzenlenecek “Dönüşüm Ödülleri”nde yaşamaya devam edecek.

Toplum yaşamında ekolojik bütüne saygılı ve erdemli bir yaşam için oluşturduğu örnek çalışma/projeler ile geniş çaplı dönüştürücü bir etki yaratan girişimcilere ve bu yolda umut veren çalışmalar yapan kişilere verilecek ödüllerin konusu tarım, kırsal kültür, enerji, iletişim, yerleşimler ve eğitim gibi yaşamın her alanında yapılan çalışmalar, oluşturulan örnekler ve projeler olabilecek.

Ekolojik dönüşüme katkı yapan araştırma ve uygulama çalışmaları ile hizmetleri değerlendirmek, bu konudaki çalışmalara güç katmak ve yetişmekte olan kuşakları özendirmek amacıyla Victor Ananias adına iki ödül verilmesi planlanıyor: Victor Ananias Dönüşüm Ödülü ve Victor Ananias Teşvik Ödülü.

Victor Ananias Dönüşüm Ödülü, diğer yaşamlarla uyum içerisinde ekolojik bütüne saygılı bir toplum için çaba gösteren, yaşayan kişilere verilecek.

Teşvik Ödülü için, ekolojik dönüşüm yönündeki çabaları özendirmek amacıyla öncelikli olarak genç kuşaktan (18-30 yaş arası) adaylar değerlendirilecek.

Victor Ananias Dönüşüm Ödülleri jürisinde, Türkiye’de ekolojik yaşam ve doğa koruma alanlarında çalışmalarıyla bilinen yetkin isimler bulunuyor: Ömer Madra, Salim Kadıbeşegil, Abdullah Aysu, Uygar Özesmi, Ferda Erdinç, Zeynep Meydanoğlu ve Özcan Yüksek.

Victor Ananias Dönüşüm Ödülleri için son başvuru tarihi 1 Mart 2013.

Ödül töreni ise Victor Ananias’ın doğum tarihi olan 21 Mayıs 2013’te yapılacak.

Başvuru koşulları ve diğer ayrıntılar için:

www.victorananias.org

(Yeşil Gazete)

 

Yeşiller/Sol, “Asker intiharları hakkında hükümet neden sessiz?”

Yeşiller ve Sol Gelecek eş sözcüleri Sevil Turan ile Arif Ali Cangı, son on yılda 934 askerin intihar ettiğine ilişkin çıkan haberler ile ilgili AKP’yi bu konuda sorumluluk almaya çağıran bir basın açıklaması yayınladı.

“Ordunun mevcut zihniyeti de, uygulamaları da, zorunlu askerlik de köhnemiş bir sistemdir ve demokratik bir rejimde yeri olamaz” denilen basın açıklamasının tam metni şu şekilde

ASKER İNTİHARLARI HAKKINDA HÜKÜMET NEDEN SESSİZ?

Son on yılda orduda subay ve er 934 kişi intihar etmiş. 

Üst teğmen Nazlıgül’ün Kayseri’deki intihar olayı etrafında kamuoyuna yansıyanlar ise sorunun öyle psikolojik buhranla filan izah edilemeyecek kadar kapsamlı olduğunu gösteriyor. Genel Kurmay bu olay için özel olarak soruşturma emri vermiş. Ama konu yalnızca ordunun kendisine bırakılamayacak kadar vahim bir noktaya gelmiştir.

Çünkü ordudaki asker intiharları konusundaki resmi açıklamalar şimdiye kadar kimseye tatmin edici gelmedi. Eğitim zayiatı, kaza kurşunu ile ölüm, intihar, cinayet, acemi erleri kritik alanlarda usulsüz görevlendirmeler neticesinde meydana gelen facialarla yüzlerce gencin hayatını kaybettiği yegâne ordu galiba yalnızca bizde var.

Bu kayıplar, çatışmalarda kaybedilen gençlerin sayısını bile geride bırakmış. Ordu bunun hesabını vermiyor, TBMM, Hükümet, Savunma Bakanlığı dâhil hiçbir devlet kurumu da hesabını sormuyor. Her konuda konuşan Başbakan ise böyle konularda susuyor.

Saydamlık olmayan, hesap vermeyen, hemen hiçbir şeyi denetlenemeyen böyle bir kuruma, zorunlu askerlik adı altında her yıl binlerce gencimiz teslim ediliyor.

Ordunun mevcut zihniyeti de, uygulamaları da, zorunlu askerlik de köhnemiş bir sistemdir ve demokratik bir rejimde yeri olamaz.

Bu kurumdaki iç hayatın, verilen eğitim ve müfredatın, gündelik idari sistemin, harcamaların ve hesap verme mekanizmalarının, egemen kültür ve değerlerin günümüzün ve demokratik ölçülerin çok gerisinde kaldığı ve tepeden tırnağa değişmeye muhtaç olduğu aşikârdır.

Artık böyle gidemez. Türkiye orduyu ele almak ve baştan aşağı değiştirmek üzere bir reforma gitmek zorundadır.

İnsan kişiliğini ezen, hiçleştiren ve yok sayan bir anlayış üzerine bina edilen ve ağır bir erkek egemen zihniyetin hakim olduğu, demokratik mantığı devre dışı bırakan iç disiplin ve baskı sisteminin askeri okullarda ve er eğitiminde asıl uygulama olduğu yıllardır herkesin bildiği bir konu. İntihara sürükleyen nedenler arasında bunların da bulunabileceğini ileri sürmek vatan hainliği midir?

Zorunlu askerliğin öldürdüğü görülmeli, vicdani red bir insan hakkı olarak kabul edilmeli ve gerekli yasal değişiklik yapılmalıdır.

TBMM intiharlar konusunda gecikmeden bir Soruşturma Komisyonu kurmalıdır.

***
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri
Sevil Turan – Arif Ali Cangı”

(Yeşil Gazete)