Ana Sayfa Blog Sayfa 4493

[Canlı Yayın] Doha’da bulunan Gökşen Şahin ve Gizem Schwabe zirveyi anlatıyor

Katar’ın Doha kentinde gerçekleşen 18. BM İklim Değişikliği Taraflar Konferansında neler olduğunu zirvenin canlı tanıklarından dinliyoruz.

YAYINIMIZ SONA ERMİŞTİR

Küresel Eylem Grubu’ndan Gökşen Şahin ve vegan aktivist Birsu Gizem Schwabe‘nin konuşmacı olduğu söyleşi 20:00′de başlayacak.

Söyleşide Doha’da neler oldu, iklim müzakereleri neden başarısız oluyor, Kyoto’nun uzatılması ne anlama geliyor gibi soruların cevapları aranacak. Söyleşide ayrıca hayvancılığın ve etle beslenmenin iklim değişikliğine etkisi ve vegan aktivistlerin iklim değişikliği konusundaki çalışmaları da gündeme getirilecek.

Küresel Eylem Grubu ve Yeşil Gazete‘nin birlikte düzenlediği programı 20:00′den itibaren Yeşil Gazete’den canlı olarak buradan izleyebilirsiniz.

 

 

(Yeşil Gazete)

Bize her gün 21 Aralık! – Elif Key

Gazetelerin boyutları küçülse de haberlerin ağırlığı üstümüzde.

Herkesin saatli maarif takvimi de kendine.

Kimi çocuğunu doğurmak, kimi şahitlerin huzurunda ‘evet sonsuza kadar’ diye bağırmak için bugünü bekler.

Kimi kıyametler kopsun diye Mayalardan medet umar, 21.12 için parti planlarıyapar. Nasıl bir kıyametse artık beklediği! Kimi 28 Aralık’ı yaşar her gün. Unutursa kalbi kurur çünkü.

Kimileri de 13 Aralık’ı bekler. Bizim gibi. Her şey sırayla. Pınar Selek’in davası 13 Aralık’ta.

Ben anlatmayayım şimdi uzun uzun. Mısır Çarşısı denince kiminin aklına baharat kokusu gelir, kiminin aklına her dilden konuşan satıcı çocuklar. Pınar Selek, Mısır Çarşısı’dır aynı zamanda. Bir garabettir yaşanan da elbet garabete bile bakıp anlamak ister ya insan…

İşte bunu konuşmak, bunun sona ermesi için ne yapabiliriz diye kafa patlatmak için geçenlerde bir salon dolusu insan bir araya geldik. İğne atsan yere düşmez. Kendini yere atsan kimse de niye yere attın kendini diye sormaz, herkes ellerini kavuşturmuş göğsüne, öyle bir çaresizlik öyle bir sessizlik.

Odaya biri girse ve bir kovboy filminden fırlamışçasına ‘Eller yukarı’ diye bağırsa, kimse dönüp de bakmaz zamansız kovboya.

Bir de bir haksızlık var ki, ringdeyiz, sanıyoruz ki 50 kiloda mücadele edeceğiz ama rakip 85 kilo. Yağlı mı yağlı, ağzından salyalar akıyor, şortunu çekip çekip köşesinden koşup koşup göğsümüze vuruyor hep. Niyeti göğüs kafesimizi kırmak…

Öyle bir zifiri nefessiz bırakılma hali.

Çıt çıkmayan salonda tam arkamda Pınar’ın babası oturuyor. Alp Selek. Avukat. Babam gibi. Avukat babaların da çaresiz kaldığı anlar vardır, bunu en iyi o avukatların çocukları bilir. Babalıkla avukatlık bir araya geldiğinde kafası karışır hukuk adamlarının.

Adaletsizlik gelip de çocuğunu paçasından yakalarsa, ister aşkta ister işte ister sokakta, çocuğunu üzeni, çocuğunu inciteni alıp duvara yapıştırmak ister avukat babalar. Ama hep bir görünmez terazi tuttuğu için elinde durur, tekrar tekrar terazisine bakar. Bir hata olmasın diye. ‘Sende hata var mı kızım?’ diye tekrar tekrar sorar, bilirkişilere gerek kalmasın diye.

O bilirkişilerin ne bilinmezliklerle ne hesaplarla o raporları yazdığını da en iyi avukat babalar bilir. Sen anlatırsın, dinler, yüzde yüz haklıysan bile, ‘Ama’yla başlayan bir son cümlesi vardır, davayı kapatmadan önce…

O ‘Ama’yla başlayan cümlelerin içine hep bir öğüdü saklar, sen bulasın diye bir köşeye bırakır. ‘Sen yine de anlayış göster, niyettir önemli olan, insanların niyetine inan’ der, celseyi sonlandırır, karar kesindir. Avukat çocuğuysan seni üzeni affetmen gerekir.

Kulağım salonda. Dönüp yanıma, sarılmak istiyorum Pınar’ın babasına. ‘Nasıl dayanıyorsunuz?’ demek istiyorum. Kucağında pardösüsü oturuyor o da bizimle.

Aklımda Pınar. Aklımda babam. Ya bana olsaydı bütün bunlar ne yapardı babam?

Ben görseydim o kadar işkenceyi, 7 gün gözaltında tutulsaydım, bazen baba bazen anne diye bağırsaydım, bazen kardeşimin adını sayıklasaydım o işkence odalarında? Kimsesiz dursaydım? Bana fiske vurmamışken anam babam, bana Filistin askısı uygulansaydı, elektrik verilseydi, askıda sol kolum çıksaydı, kolumu yanlış taksalardı, sonra tekrar çıkartıp tekrar taksalardı?

14.5 yıl bitmeyen bir davanın sanığı olsaydım, beraat ettirilip ettirilip tekrar müebbet hapse mahkûm edilseydim? Babam yıkar mıydı onların adalet saraylarını başlarına? Bütün hukukçuları yığar mıydı kapılarına? Ben Pınar kadar güçlü durabilir miydim? ‘Neden ben?’ sorusuna yanıtsız kaldığım zamanları hangi duayla hangi inançla atlatırdım? Durmayıp soruyorum Pınar’a da, ‘Bu benim başıma gelseydi, sen ne yapardın diye, bana; ‘Elini hiç bırakmazdım’ diyor. Gözümde kalan son yaşlarım da Pınar’ın oluyor.

Ve herkes şimdi oturmuş 9 gün sonra kopacak kıyameti beklerken, biz 13 Aralık’ı bekliyoruz.

Kimseden bir şey istemek avukat çocuklarının huyu olmasa da, kendim ve Pınar adına, Pınar’ın masumiyetine şahitlik etmenizi istiyorum.

Çünkü 13 Aralık’ı atlatamazsak, Pınar’ı o adalet sarayının girişinde elinde terazileriyle bekleyen heykellerin altında bırakırsak her günümüz 21 Aralık, her günümüz karanlık!

Not: Pınar’ın davası 13 Aralık Perşembe günü saat 14:00’de Çağlayan Adliyesi 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

 

Elif Key – HTHayat.com

Erdoğan Bayraktar, Günün Fosili seçilmenin hesabını mecliste verecek

BM iklim müzakereleri sırasında aktivistlerin Türkiye’ye ‘Günün Fosili’ ödülünü vermesi Meclis’te soru önergesi olarak gündeme gelecek.

Katar’ın başkenti Doha’da gerçekleşen Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Konferansı’nın ikinci gününde iklim aktivistleri, Türkiye’ye “günün fosili” ödülünü layık gördü.

Konuyu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın yanıtlaması talebiyle soru önergesi haline getiren Sakarya Milletvekili Engin Özkoç, Türkiye’nin diğer ülkeler nezdindeki itibarının artırılması gerekçesiyle Kyoto Protokolüne taraf olduğunu hatırlatarak, “günün fosili” seçilmenin bu itibara zarar verip vermediğini sordu.

CHP Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un verdiği soru önergesi ile ilgili yaptığı basın açıklamasında şu sözlere yer verildi:

1. İklim değişikliği nedeniyle, tarım ürünlerinde hasat düşmeleri, orman yangınları, büyük kuraklıklar, sel felaketleri gibi önemli dorunlar yaşanırken, yenilenebilir enerji yerine kömür gibi fosil yakıtlara yatırım yapmak, Kyoto Protokolü ilkelerine ters düşmüyor mu? Bakanlığınızın bu konudaki görüşleri nelerdir?

2. “Günün Fosili” ödülünün sahibi olmak konusunda ne düşünüyorsunuz?

3. Türkiye, diğer ülkeler nezdinde prestijini ve güvenilirliğini artırmak amacıyla Kyoto Protokolü’ne katıldığına göre, Türkiye’nin taahhüt ettiği ilkelere aykırı davranması ve “günün fosili” ödülü alması, bu prestij ve güvenirliğe zarar vermiyor mu?
4. Bakanlığınızın, karbon emisyonunun azaltılması ve doğal yakıtların hızlı tüketilmesinin çevreye verdiği zararlar konularında bir çalışması var mıdır? Bu çalışmalar nelerdir?

5. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı’nın 2012 yılını Kömür Yılı ilan etmesine karşı herhangi bir itirazınız olmuş mudur?”

(Ntvmsnbc, Yeşil Gazete)

 

Her şey o kadar meşrulaştırılabilir ki…- Ferhat Kentel

 

İnat etmişler, iman etmişler; Pınar Selek’i içeri atacaklar… Her şey o kadar ayan beyan ki… Bu dava “hukuk” davası falan değil; bu dava, “intikam” peşinde koşanların, boyun eğdiremedikleri bir insanın bileğini bükme, yerlerde süründürme operasyonundan başka bir şey değil. Utanma falan yok ama gene de her şeyi sanki hukuk görüntüsü altında satmaya çalışıyorlar…

Bir ara çok hoşumuza gidiyordu; Kafkas kökenli insanlar “soydaşımızdır” diyorduk… Ama köprünün altından çok sular aktı; “reel siyaset” her şeyden daha kıymetli geldi… Putin’in Rusya’sıyla ulusal devletimizin ve onun kumanda merkezinde oturan AKP’nin çıkarları üst üste örtüşünce, Rusya’nın tanımamakta inat ettiği sürgün ve soykırımdan kurtulabilenlerden arta kalan Çerkesler de “soydaşlıktan” düştü… Putin’in ziyaretini sadece bir avuç Çerkes protesto ederken, basın açıklaması yapan Çerkesler de gözaltına alındı. Çünkü Çerkesler “Azeri” değil… Çünkü Ruslar da “Ermeni” değil… Ve mesela, Ermenistan Rusya kadar güçlü olsaydı, bol paralı, hükümet destekli “Anti-Ermeni Hocalı mitingleri” yapmak mümkün olur muydu acaba?

Her şey meşrulaştırılır; her şey yeniden yazılır… Tabii ki tarih de.. En çok da en güçlüler bunu yapar kolaylıkla… Kemalist-çağdaş gençlik ve de emir komutaya uyacak bedenler ve zihinler yetiştirmek için her türlü seferberliği gerçekleştirmiş olan ilk nesil aparaçiklerden sonra, yeni bir toplumsal hareketin dalgasıyla tepeye oturan yeni aparaçikler de “dindar” gençlik yetiştirmek, yeni kuşakların izlemesi gereken yolu çizmek için, “güç ispatı” olarak cami inşaatlarının yanısıra, ecdadımızın at üstünde geçirdiği zaman hesaplarına başladı.

Her şey meşrulaşabilir… Aile, aileye ait kutsal değerler, komşuluk, saygı, sevgi falan derken, yani “muhafaza etmek”ten bahsederken, reel politikacılarımız ayrıca bir de “reel ekonomicilere” dönüşüyor ve gökdelenler dikiyorlar, arsa spekülasyonu yapıyorlar, topraktan rant yaratıyorlar… Ne bahsettikleri aile, ne değer, ne ova, ne de akarsu kalıyor…

En azından bu kadar çok üstümüze üstümüze gelen “her şeye” karşı, biraz olsun “dur!” demek için, 13 Aralık’ta 13.00’da Çağlayan’da Adliye’de olmak lazım. Pınar’ın sahipsiz olmadığını söylemek, Pınar’ın bileğine destek olmak için…

Sosyalist İşçi – Ferhat Kentel

 

Yeşiller/Sol: “12.12.12’de HES’leri değil, yaşamı savunalım”

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi 12.12.12’de saat 12:00’de yaptığı basın açıklamasıyla aynı anda Başbakan Erdoğan tarafından toplu HES açılışını eleştirdi. Başbakan Erdoğan şu anda Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından Ankara’da düzenlenen bir törende konuşarak, aralarında baraj ve HES’lerin de olduğu 112 tesisin açılışını yapıyor.

Açılış töreni 12.12.12 tarihinde saat 12’de yapılacak şekilde organize edilmişti. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eşsözcüleri Sevil Turan ve Arif Ali Cangı imzasıyla yapılan açıklamada ise toplu HES açılışına karşı yaşamın korunması siyasetinin savunulması gerektiği vurgulanıyor. Açıklamanın tam metni şöyle:

“Hükümet bugün Ankara’da bir tören düzenliyor ve aralarında baraj ve HES’lerin de bulunduğu suyla ilgili 121 tesisin açılışını yapıyor. Açılışı yapılacak tesisler arasında Türkiye’nin en büyük barajlarından Artvin Deriner barajı ve dereleri kuruttuğu, suları şirketlere tahsis ettiği için karşı çıkılan bazı HES’ler de var.

Büyük barajların doğaya ve insanlara verdiği zarar yıllardır biliniyor. Toplulukların göç etmesine neden olan ve suyun doğal akışını bozan dev barajlar artık dünyada kabul görmüyor. Deriner barajı da Çoruh vadisi üzerine yapılmakta olan 15 barajdan en büyüğü. Bu barajın ve yapımı süren diğer barajların açılmasından sonra ortada Çoruh diye bir vadi kalmayacak. Coşkun akan Çoruh nehri durgun bir göle dönüşecek, vadi kıyısındaki köyler, hatta bir ilçe (Yusufeli) ve tarım alanları sular altında kalacak. Çoruh’un kendine özgü doğal ve tarımsal zenginliği bitecek. Binlerce insan göçe zorlandı bile.

Enerji ihtiyacı bahanesiyle, başta Karadeniz olmak üzere Anadolu’nun her yerindeki derelere ve vadilere yapılan binlerce HES projesiyle milyonlarca yılda oluşmuş vadiler ve binlerce yıllık bir kültür sonsuza kadar yok ediliyor.. Vadilerde yaşayan insanlara ve tüm canlılara ait olan değerler su şirketlerine peşkeş çekiliyor, dereler kurutuluyor, ekosistemler yok ediliyor.

Yaşamı tehdit eden bu saldırıya karşı, Anadolu’nun her yanında dereleri, vadileri, yaşam alanlarını korumak için toplumsal ve hukuksal mücadeleler  sürdürülüyor.  Buna karşın Hükümet halkın tepkilerini umursamıyor, mahkemelerden alınan kararları yok sayıyor. Şimdi de  bütün bu tepkilere meydan okurcasına, toplu baraj ve HES açılışı yapıyor.

Bu açılışta Başbakan ve bakanlar yine doğayı  ve yaşamı önemsemeyen, böbürlenen konuşmalar yapacaklar, ama ne anlatırlarsa anlatsınlar vadileri yok ederek, akarsuları kurutarak, yaşam alanlarını sular altında bırakarak geleceğimizi, yaşamımızı tehlikeye attıkları gerçeğini değiştiremeyecekler. Bu gerçeği artık Anadolu insanı görüyor, biliyor ve yaşam alanlarına sahip çıkıyor.

Ne yaparlarsa yapsınlar  biz  ekoloji ve demokrasi mücadelesini birlikte yürüteceğiz. Hükümetin tahripkar ekonomik büyüme saplantısına kurban edilen doğamızı toprağımızı ve geleceğimizi  mutlaka koruyacağız, ekolojinin ve yaşamın korunması siyasetini her yerde öreceğiz.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi adına
Sevil Turan, Arif Ali Cangı – Eşsözcüler”

(Yeşil Gazete)

 

Arınç’ı “vajina” diyerek utandırmışlar

TBMM Genel Kurulu’ndaki bütçe görüşmelerine dün cinsel içerikli tartışmalar damgasını vurdu.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, CHP milletvekili Aylin Nazlı Aka‘nın kürtaj tartışmasında dile getirdiği Başbakan vajina bekçiliğini bıraksın” sözlerine karşılık, “evli bir ‘bayan’ın cinsel organı hakkında açıkça konuşmasının yüzünü kızarttığını” söyledi.

Arınç, “Kürtaj meselesi konuşulurken siz öyle bir söz sarf ettiniz ki benim yüzüm kıpkırmızı oldu. Ben asıl o zaman mahçup oldum. Asıl o zaman yerin dibine girdim. Bir evli, bir bayan çocuğu olan milletvekili kendisi ile ilgili bir organını nasıl böyle açıkça konuşabilir. Nasıl bundan yüzü kızarmaz.”  diye konuştu.

CHP Milletvekili Aylin Nazlıaka ise konu ile ilgili olarak, “Son derece üslupsuz bir konuşma tarzıyla konuştu. Kendisine hiç yakıştıramadım. Bu açıklamalarını esefle kınıyorum. Kürtajla ilgili açıklamam literatürde var olan bir açıklamadır. Bana yönelik yaptığı saldırıları asla kabul etmiyorum. Bu zikir meselesidir” açıklamasını yaptı.

(Yeşil Gazete, Bianet)

Yılın tenisçileri Novak ile Serena

0

Uluslararası Tenis Federasyonu ITF, 2012 yılının tenisçileri olarak Novak Djokovic ve Serena Williams’ı seçti.

Erkeklerde Sırp Novak Djokovic, Kadınlarda ise Serena Williams ”Yılın Tenisçisi” seçildi.

Uluslararası Tenis Federasyonu (ITF), yılın tenisçilerini ilan etti. Dünya klasmanında ilk sırada yer alan Sırp Djokovic, erkeklerde yılın tenisçisi seçildi. Bu ödülü geçen yıl da alan Sırp raket, Avustralya Açık şampiyonu olmuş, Fransa ve ABD Açık’ta ikinci sırada yer almıştı.

Kadınlarda ise yılın tenisçisi Serena Williams oldu. Kariyerinde 3’üncü kez bu ödülün sahibi olan ABD’li tenisçi, bu yıl Wimbledon ve ABD Açık şampiyonluklarının yanı sıra Londra Olimpiyatları’nda da altın madalyanın sahibi olmuştu.

(Yeşil Gazete)

Vekillere hediye sınırı belirlendi

TBMM Siyasi Etik Komisyonu, milletvekillerinin maaşlarının onda birine kadar (1200 TL) hediye almaları konusunda mutabakata vardı.

TBMM Siyasi Etik Komisyonu, AKP Zonguldak Milletvekili Köksal Toptan’ın başkanlığında toplandı. Toplantıya CHP İstanbul Milletvekili Oktay Ekşi, MHP Manisa Milletvekili Sümer Oral ve BDP Hakkari Milletvekili Adil Kurt katıldı.

Toplantıda Siyasi Etik Kanunu Teklifi Taslağı ele alındı.

Toplantının ardından sorularını cevaplandıran AKP’li Toptan, komisyonun yaptığı çalışmalarla ilgili değerlendirmelerde zaman zaman eksiklik ve haksızlıklar bulunduğunu söyledi.

Bunlara örnek olarak milletvekillerinin hediye almasını gösteren Toptan, şöyle konuştu: “Milletvekillerinin yurt içinde hediye alması ile ilgili şu anda mevzuatımızda herhangi bir sınırlama ve hiçbir limit yok. Biz, daha önce maaşı kadar hediye alma imkanı getirmiştik. Bu çok eleştiri aldı. Kamuoyunun hassasiyeti dikkate alınarak bunun maaşın onda birine indirilmesi kararı alındı.

İkincisi, yine yanlış değerlendiriliyor. Zirai faaliyetler, faiz ve kira gelirlerinin yıllık tutarının milletvekilinin 10 katını aşarsa beyan zorunluluğu getirdik. Orada da eksiklik ve yanlışlıklar değerlendirildi. Çünkü sanki milletvekili mal kaçırıyor gibi değerlendirildi. Öyle değil. Şu anda yine hediyede olduğu gibi orada da bir sınırlama yok. Biz sınır getiriyoruz, maaşın 10 katı olan miktarı da beş katına indiriyoruz.

Burada dikkat edilmesi gereken husus şu; bu gelirler zaten, gelir sahipleri tarafından vergilendiriliyor, beyan ediliyor. Sanki milletvekilleri vergiden kaçıyor gibi bir intibah yaratmaya dönük yayınlar yapılıyor. Bu doğru değil. Faiz geliri elde ediyorsa, faiz geliri stopaj suretiyle vergilendiriliyor. Tarımsal gelir küçük çiftçi muafiyeti dışında zaten vergiye tabi. Kira gelirleri vergiye tabi. Bu düzenleme sadece TBMM’ye Mal Bildirme Kanunu kapsamının dışında kalan gelirler bir düzeyi aşıyorsa, onun da bildirilmesi zorunluluğu getiriyor. Yani milletvekillerine bir külfet getiriliyor, şu anda olmayan bir düzenleme getiriliyor.”

Taslak neler getiriyor?

Komisyonun üzerinde çalıştığı Siyasi Etik Kanunu Taslağı da netleşmeye başladı.

Taslağa göre, düzenlemenin amacı, TBMM üyelerinin yapamayacağı işler ile özen göstermesi gereken davranışların belirlenmesi ve bu doğrultuda TBMM’de Siyasi Etik Kurulu’nun oluşturulması, görev, yetki ve çalışma usul ve esaslarının belirlenmesi olarak öngörüldü. Dışarıdan atanan bakanlar da düzenleme kapsamına alındı.

Taslakta, milletvekillerinin özen göstereceği davranış ilkelerine de yer veriliyor. Buna göre, TBMM üyeleri; üye olmaktan kaynaklanan konum ve yetkileri ile milletvekilliği unvanlarını, kendilerine veya üçüncü kişilere menfaat sağlamak amacıyla kullanmaktan kaçınacaklar. Dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep, yaş, bedensel engeller ve benzeri sebeplerle ayırım yapamayacaklar. Kendilerine tahsis olunan kamu imkanlarını amacı kapsamında kullanmaya özen gösterecekler. Her türlü eylem ve işlemlerini yerine getirirken açık, şeffaf ve erişilebilir olacaklar. Görevlerini yerine getirirken TBMM’nin saygınlığına ve milletvekilliği görevinin itibarına uygun davranacaklar. Milletvekili sıfatı, konumu ve onuru ile bağdaşmayan her türlü tutum ve davranıştan kaçınacaklar.

Hediye alma

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri; yabancı devletlerden, milletler arası kuruluşlardan ve herhangi bir özel veya tüzel kişi veya kuruluştan değeri bir aylık milletvekili ödenek ve yolluk tutarı toplamının onda birini (1200 TL) aşan hediyeleri kabul edemeyecekler.

Siyasi Etik Kurulu üye sayısı, her yasama dönemi başında TBMM Başkanı tarafından en az beş, en fazla dokuz üyeden oluşacak şekilde belirlenecek. Kurul, TBMM Başkanı tarafından önerilecek bir üyeden ve her siyasi parti grubu tarafından önerilecek eşit sayıda üyeden oluşacak. Kurul üyelerinin seçimi, siyasi parti grupları ve TBMM Başkanı tarafından önerilen adayların Genel Kurul’ca işaret oyu ile onaylanması ile tamamlanacak. Kurul Başkanı, TBMM Başkanı tarafından Kurul üyeleri arasından seçilecek.

Kurul, her yasama dönemi başında Meclis Başkanlık Divanı’nın oluşumunu takip eden bir ay içerisinde oluşturulacak. Kurulun görev süresi bir yasama dönemi olacak.

TBMM Başkanlık Divanı üyeleri ile Bakanlar Kurulu üyeleri, Kurul’da görev alamayacak.

Sandy’nin kardeşi, Bopha Tayfunu

350.org eşkurucularından ve  aynı zamanda İletişim ve Doğu Asya Direktörü Jamie Henn’in 7 Aralık’ta Huffingtonpost.com’da çıkan makalesini, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Hakan Gözlüklü‘nün çevirisiyle sunuyoruz.

***

Filipinler’deki Mindanao adası New York’tan daha da uzakta olamazdı, ama bu hafta kaçınılmaz bir  trajedi ile birbirlerine bağlandılar.

Occupy Sandy gönüllüleri bu salı  yaraların sarılması için Red Hook boyunca dağıldıklarında , dev bir tayfun Filipinleri vurdu. Bopha Tayfun’unun neden olduğu ölü sayısı cuma günü itibari ile 500’ü geçti , 400’ün üzerinde kişi ise halen kayıp . 310.000’den fazla kişi evlerinden oldu ve şimdi tahliye alanlarında toplanıyorlar.

Fırtınanın en şiddetli vurduğu alanı ziyaretinde Başkan Benigna Aquina III “Bu trajedinin nasıl gerçekleştiğini ve bunun nasıl önleneceğini bilmek istiyorum” dedi.İçişleri bakanı bir soruşturma yapılacağını tekrar ederken, tam olarak “ne olduğuna” bakacaklarını, sorunun kökünde “illegal madencilik faaliyeti ve doğanın sınırlarının zorlanması” iddalarının olduğunu söyledi.

Binlerce kilometre ötede , bu iddaların açıklığa kavuşturulduğu Doha’daki Birleşmiş Milletler İklim  Müzakereleri’nde , Filipinler’den bir müzakereci Democracy Now’a verdiği demecinde, ilk önce Sandy Kasırgası, şimdi de Bopha Tayfunu’nun Filipinler’den öç aldığını , durumun aciliyet gösterdiğini ve iklim değişikliğinin gerçekleşiyor olduğunu söyledi.

Konferans merkezinin bir başka yerinde , Filipinler’in baş müzakerecisi Naderev Sano , gözyaşları içinde delegelere müzakerelerde kararsız kalıp geciktikleri süre boyunca ölü sayısının arttığını söyledi. Tüm dünyadaki liderlerden şu anda karşılaşılan bu çıplak gerçeğe gözlerini açmalarını talep etti.

İklim değişikliği Sandy ve Bopha’yı “kardeş” yapan DNA’nın bir parçası. Sandy Kasırgası geçen yüzyıldan beri atmosferi doldurduğumuz sera gazlarının, su sıcaklığını 5 derece arttırdığı Kuzey Atlantik’in alışılmamış sıcak sularında doğdu. Bopha da aynı doğal olmayan koşulların sonucu olarak kabul edilebilir. Meteorolog Dr.Jeff Masters , Bopha’nın ekvator bölgesine yakınlığından dolayı çok seyrek kuvvetli tayfun yaşayan Mindanao’yu vuran bugüne kadarki en kuvvetli tayfun olduğunu söyledi.

Normalde bu kadar güneydeki bir fırtına , dünyanın ekseni etrafında dönüşünden dolayı çok kuvvetli bir tayfun olmak için gerekli enerjiyi yaratamazken , küresel ısınma sisteme daha fazla sıcaklık , bir başka deyişle daha fazla enerji yüklediği için korkutucu yeni sonuçların mümkün olduğunu söyledi.

Süreç zorlu da olsa New York ve New Jersey kesinlikle Sandy Kasırgası’ndan sonra yaralarını saracaktır. Beyaz Saray’ın eyaletlere vermesi gereken 50 milyar dolara  ilaveten on milyarlarca dolar daha yardım için lobi faaliyetlerinde bulunmak üzere New Jersey Valisi Chris Christie bu perşembe Washington’a gitti. Para kayıp canları geri getirmese de, iyileştirme çabaları devam edecek ve uzak olmayan bir gelecekte bölgedeki çoğunluk için hayat normale dönecek.

Filipinler’de evlerini kaybeden yüzbinlerce kişi için aynı şey söylenebilir mi, belli değil. Filipinler’in GSYH’si 224.75 milyar dolarla Vali Cristie’nin yardım için istediğinin 4 katından biraz fazla. İnsanların evlerinin olduğu yerlerin çoğuna şu anda erişilemiyor ve erişilebileceği de belirsiz.

Elbette fırtınalar vurmaya devam edecek. Küresel İklim Risk Endeksi’ne göre , Filipinler iklim felaketlerine karşı riskli olan ülkeler içinde dördüncü sırada. 2011’de Filipinler’de  tayfunlar, seller, toprak kaymaları ve şiddetli yağmurlar sonucunda 1659 kişi hayatını kaybetti ve Filipinler dünyanın hava felaketleri dolayısıyla en fazla can kaybı yaşayan ülkesi oldu.

İnsanların şiddetli hava olayları, iklim değişikliği ve bu durumlara sebep olan fosil yakıt firmalarının bağlantısını açık olarak kurdukları zamandayız. Sandy Kasırga’sı ve Bopha Tayfunu Doğa Ana ve Exxon-Chevron-Shell Babalar’ın çocukları. Eğer bu firmaların atmosfere saldıkları karbondioksidi durduramazsak, doğanın çılgınlıkları gerçekleşmeye devam edecek.

(Huffingtonpost.com, Yeşil Gazete)

Yeşil Gazete için çeviren: Hakan Gözlüklü

Editör: Durukan Dudu

Özal’ın Adli Tıp raporu tamamlandı

Savcılığa gönderilecek raporda, ‘Özal’ın bedeninde zehre rastlandığı ama ölüm nedeniyle ilgili kesin kanaat oluşmadığı’ ifadelerinin yer aldığı öne sürüldü.

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın ölümüyle ilgili Adli Tıp raporu tamamlandı. İncelemelerde Özal’ın vücudunda zehre rastlandı ancak ölüm nedeninin bu zehirden olup olmadığına yönelik görüş birliğine varılamadı. Konuyla ilgili bugün savcılık açıklama yapacak.

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal‘la ilgili Adli Tıp raporu tamamlandı. Rapor, yarın sabah Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na gönderilecek.

Adli Tıp Kurumu Başkanı Haluk İnce, “Özal’ın ölüm nedeninin zehirlenme olmadığı” yönündeki iddiaları kabul etmedi.

Yapılan incelemede Özal’ın vücudunda zehre rastlandı ancak ölüm nedeninin bu zehir nedeniyle olup olmadığı konusunda uzmanlar tarafından görüş birliğine varılamadı.

İnce, konuyla ilgili açıklamayı yarın sabah raporun gönderileceği Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın yapacağını söyledi.