Dış Köşe

Biz kimle barışacağız? – Sennur Baybuğa

0

son zamanlarımız sanki derin bir kavgadan bahsediyor gibi barış üzerinden yapılan tartışmalarla dolu.. insanın; bir çatışmasızlık bir ölümlerin sone ermesi, asker annelerinin tedirginliğini, bölgede yaşayan halkın rahatça sokağa çıkabilmeye başlamasının geleceği günlerin umudunu, kan kokan bahaneli cümlelerle karşılayan bir başka yer var mıdır acaba dünyada diyesi geliyor..

gerçekten anlamakta zorlanıyorum, bu ülkede yaşayan halkları bu kadar yakından ilgilendiren bir meseleyi politik soslarla süslemenin anlamı nedir bilmiyorum.. biliyorum da bilmezlikten geliyorum belki de diyelim..

adına barış deyip de utanmazca muhalefet yaptığınız şeyin aslında; biz kan istiyoruz, dışımızda oturmadığımız sokaklarında gezmediğimiz yerlerde gençler ölsün, silah tacirleri dışında kimse bi şey kazanmasın demekten ne farkı var bilmiyorum.. adına barış dediğimiz şey şu anda, bu günde sadece silahların susmasını istemekten başkaca bir içeriğe bürünmemiş olsa bile -ki bu da normal değil mi-bundan bile rahatsız olan bir zihin dünyasının sözlüklerde ne anlama geldiğine bakıyor musunuz bilmiyorum…

12 eylül darbesi olduğunda ben küçük bir çocuktum…üzerimde ilk olarak hissettiğim sonucu darbenin o dönemde; dinlediğimiz kasetlerin ve okuduğumuz kitapların bahçelere gömülmüş olmasından başka zorunlu olarak birden bire din dersine girmeye başlamam oldu.. hayatımın bana attığı en büyük kazığı o sanıyordum, zira evde biz aleviydik ama okulda bana başka bir şey anlatılıp bilmediğim bir dilin ritmiyle yazılmış dualar ezberletilmeye çalışıyordu.. öğrenmeye gönüllü olanlara hiç itirazım yok, ben inanç düşmanı değilim, inançlara inanılmak istenenlere karşı değilim, ama 11 yaşında bir çocuğun zihin dünyası ne olduğunu saklamayı kendine bir görev olarak dikte ettirilmişse ne halde olur anlatmak açısından bunu söyledim..

12 eylül darbesinin bu ülkede sola, düşünceye, düşünen insana, gençlere ve tüm ülke halklarına ve asıl olarak sonraki yıllarda da kürtlere neler yaptığını gördüm, hissettim okudum ve dinledim.. bizzat yaşadım.. sol 12 eylülün yarı suçlu yarı yenik ve yarı mahçup travmasını atlatamamışken birden bire karşısına; yine aynı darbenin mağduru ,ölmeye öldürülmeye inat seçilmiş bir bölgede toplu halde yaşayan ve sürekli çoğalan bir halk ve bu halkın ölüme yemek yemek kadar sıradan bir işmiş gibi yaklaşan yeni yetişen büyüyen doğan insanları çıktı.. kürtler.. tümümüzün tüm ezberlerini bozan, tümümüzü ölme konusundaki cesaretlerine ya da başka çarelerinin bulunmamasına hayran bırakan bir halk, tarlalarına kardeşlerinin babalarının çocuklarının kemiklerini ektiriyordu..

uzun süre bu halkın verdiği savaş ve bu halk üzerinde denenen tüm savaş hileleri ve kirli cinayetleri görmezden gelip, bildiğimiz sol teorilerle masa başlarında bolca konuştuk, onlara ve kendimize yeni akıllar vermeye çalıştık…

en kibarımız bu siyasi hareketin soldan başlamakla beraber milliyetçi bir hareket olduğunu dolayısıyla solun ilgi ve destek alanı içinde olmadığını söyledi durdu.. türkiye sol hareketi kürt hareketinin manasını ve evet aslında bir halkın sadece kendi özgün kimliği ile ve bu kimliğin kabulü talebi ile bir mücadele başlatıp devam da ettirebileceğini kendi öz dinamikleri ve aklı ile değil, kusura bakmayalım diyerek söylüyorum yine o halkın çığlığının ve ölmedeki sone ermez kararlılığının yükselmesi ile fark etti.. bu arada kürt hareketi elbette kendisine batıdan batıdan bakan sol ile hak etmediği dostluk ve güven ilişkisini kurmadı, ve neden kursundu…

günahlarımız sevaplarımız bir yana bu kirli savaşın batı ile kurduğu tek ilişki sevgili arkadaşlar askere gidip ölen gençlerden ibaretti.. hamasetin, ölüme göndermedeki arzunun ajite edilmesi eskisinde solculuk olan tüm batıda yaşayanlarda bir tuhaf milliyetçilik ve bir tuhaf ulusalcılık algısının gelişmesine sebep oldu.. beni hayretlere düşüren aslında da tam da bu…

şimdi geldiğimiz günün ruh halini anlamaya çalışırken bazen bunları düşünüyorum.. çok derin siyasi analizlere gerek var mı bilmiyorum yapabilen yapsın …

şimdi buradan bakmaya başlayınca söylemek istediğim ve dert ettiğim şu; barış kimler arasında olacak bu ülkede..

bana bu soruyu sorduran şey üzülerek söylemek isterim ki bir hafta evvel bir panelde dinlediğim saygı duyduğum bir gazetecinin ‘bu devletin mağdur ettiği iki taraf vardı biri dindarlar ve biri de kürtler, dolayısıyla ve evet barış da bu iki taraf arasında olacak’ diye başlayan konuşmasıydı..

hiçbir zaman mensubu bulunduğum alevi topluluğunun bir üyesi olarak siyaset yapmayı düşünmedim, aidiyetimi de sadece beni de aşan doğduğum ve geldiğim aile ile tarif ettim… ben bir alevi değilim, tıpkı başka bir inanca mensup da hissetmediğim gibi kendimi, inançlar üzerinden siyaset tesisi bana kendi açımdan akıllı işi gibi de gelmedi… ama ve fakat, böyle başlayan bir konuşmada sünni dindarların ve kürtlerin mağduriyeti üzerinden inşa edilmiş bir cumhuriyette yaşadığımız tespitinin aslında barışın değil başka şekilde bir ‘savaşın’ dili olduğunu düşündüm..

bu ülkede yaşayan tüm halklar, inanç grupları, nizamdışı kimlikler hep mağdur edilmiştir, bu mağduriyetin tek kaynağı devletin örgütlenme biçimi de değildir.. bu mağduriyeti yaratan ve devam ettiren büyük oranda bu ülkede yaşayan yukarıda saydığım toplulukların mensubu insanların bizzat kendisidir de..

ve şimdi buradan bakınca şöyle bir şey söylemek istiyorum; yaklaşımım ne siyasi ve ne de teorik değildir, bu ülkede barış sadece silahı bırakarak ölümleri sona erdirecek kürtler ve olmayanlar, devlet arasında değil evet bu ülkede yaşayan tüm halklar ve inanç grupları arasında olacaktır, olmalıdır..

biz birbiri ile kavgalı bir toplumuz, yüz yıl evvel ermenileri topraklarından kovarak, kovamadığımız yüzbinleri yaşadığı yerlerde su içtiği derelerde boğarak kavgayı düşmanlığı başlatmış bir toplumuz.. kanın gözyaşının üzerine inşa ettiğimiz bu devlet, hem gücünü bizim merhametsizliğimizden aldı ve hem de o merhametsizliğimizi kendi varoluşunun çok güçlü bir dayanağı olarak yıllarca kullandı..

bu devleti biz yarattık, bu ülkede yaşayan halklar yarattı, dindarlar yarattı kendi dininden olmayanları ezdirdi, yaktırdı yok ettirdi, kürt olmayanlar yarattı kürtleri ezdirdi yok ettirdi, sağcılar yarattı solcuları öldürttü işkencelerden geçirtti, solcular yarattı kendisi dışında hiçbir mağduriyetin arkasında durmayı beceremedi, küçümsedi ve mağduriyetleri kitaplar üzerinden tarife çalıştı.. ermeni türkü, türk ermeniyi, rum ikisini, alevi sünniyi, sünni aleviyi.. sevmedi, devletin sevmemesi için elinden geleni yaptı yüksek minareli camiler yaparken ve yapabiliyorken, kenar mahallerde yapılmaya çalışılan cemevlerinden rahatsız oldu, devleti kullanarak bunu engelledi, kiliseleri yok etti ahıra çevirdi, en iyisini camiye çevirdi yine devleti kullandı…

bu devleti biz bu ülkede yaşayan tüm halklar birlikte var ettik ve işimize geldiğinde işimize geldiği gibi onun gücünü kullandık, ona kulluk eder gibi yaptık ama işimize gelene her şeyi pervasızca ona yaptırmaktan utanmadık..

bu ülkede barış içinde yaşamak herkes için gereklidir.. barış; kürtlerin kürt olmayanlarla barışı değildir.. öyle olsaydı sadece sanırım işimiz çok daha kolay olacaktı, barış tüm halkların kendilerine soracağı ve birbirini yok etmenin ve bir ardada yaşamayı imkansız kılmanın ne büyük bir insanlık suçu olduğunu anlamasıyla mümkün olacak..

evet önce kürtleri öldürmemeyi ve onlara dilinizde bağırın demeyi öğreneceğiz, ama bizi savaştıranın sadece silahlar olmadığını da bileceğiz… hem kürtlere yaptıklarımızla daha taze iken yüzleşmeyi başaracağız ve hem de birbirimize de neler yapıyor olduğumuzu, yapmakta olduğumuzu bileceğiz.. hiçbirimizin katilini bir diğerinin katilinden onurlu yapmayacağız, devlet soyut bir canavar değildir, arkasına sığınmayacağız.. herkes bir diğerinin hakkı için bağırmadığı sürece, hayır barış olmayacak..

şimdi bir sebebimiz, bir fırsatımız var; barışı savunanlarla dalga geçen zihniyete seslenmek istiyorum; bu ülkede savaşı ölümü ve tahammülsüzlüğü isteyen yüzyıllardır senin zihniyetindir ve bu zihniyete hangi kitaptan afili ad bulursan bul sen suçlusun; insanlık ve dünyada var olan tüm canlı cansız her şeye karşı sadece sen suçlusun.. ve seninle bir arada yaşamak bu halklar için zulümdür, ama biz seninle de yaşamayı öğreneceğiz..

Sennur Baybuğa – demokrathaber.net

Kategori: Dış Köşe

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.