Ana Sayfa Blog Sayfa 4320

Tüm Türkiye’nin gördüğü işkenceye beraat

İzmir’de, gözaltına alınan Fevziye C’nin polis merkezinde dövülmesiyle ilgili olarak iki polis ve doktor hakkında açılan dava, beraatle sonuçlandı.
İzmir’de, gözaltına alınan Fevziye C’nin polis merkezinde dövülmesiyle ilgili, olay sırasında odada bulunan iki polis memuru ile hastanede raporu hazırlayan doktor hakkında açılan dava, beraatle sonuçlandı.

10. Sulh Ceza Mahkemesi’ndeki davaya, “suçu bildirmeme” gerekçesiyle 1 yıl hapis cezası istemiyle yargılanan polis memurları Ş.Ü. ve C.İ, “görevi kötüye kullanma” suçundan 6 ay ile 2 yıl arasında hapis cezası istenen Doktor A.K. ile Fevziye C’nin avukatları katıldı.

Sanık polis memurları önceki savunmalarını tekrar ederek üzerlerine atılı suçu kabul etmediklerini beyan etti.

Olay günü Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Bölümünde nöbetçi doktor olarak görev yapan sanık A.K’de, muayeneyi mevzuata uygun yaptığını, kendini muayene ettirmeyen müştekinin görünen kısımlarındaki bulguları rapora yazdığını ifade ederek, “Kendisi şikayetinin olmadığını, gitmek istediğini tekrarlayıp duruyordu. Bu nedenle ayrıntılı muayene yapamadım, zorlama yetkim de yoktur. Aksi takdirde yasal olmayan muayene veya taciz iddiası olabilirdi. Suçlamayı kabul etmiyorum” diye konuştu.

Fevziye C’nin avukatı Zeynep Sedef Özdağan da, sanık polis memurları Ş.Ü. ve C.İ’nin müvekkilinin dövülmesine müdahale etmeyerek işkenceye onay verdiklerini, zemin hazırladıklarını, görevlerinin gereklerine aykırı davrandıklarını, suçlarının sabit olduğunu ifade etti.

Fevziye C.’nin diğer avukatları Hanife Yıldırım ve Suat Çetinkaya da sanıkların cezalandırılmasını talep etti.

Hakim Yıldıray Çakıcı, olayla ilgili polis merkezi görüntülerini izleyip, tarafları dinlendiğini belirterek, temyiz yolu açık olmak kaydıyla sanıkların beraatine karar verdi.

“İşkence meşrulaştırılıyor”

Fevziye C.’nin avukatlarından Hanife Yıldırım, duruşma sonrası gazetecilere yaptığı açıklamada, kararın işkenceyi meşrulaştırdığını ileri sürerek, temyiz davası açacaklarını kaydetti.

Yıldırım, “Olay tamamiyle kamera kayıtlarında görülüyor. İşkencenin görüldüğü duyulduğu halde kör, sağır ve dilsiz kalınması kabul edilemez. Hakimlerin verdiği beraat kararı tarafımızca anlaşılamadı. Toplum açısından baktığımızda da üzücü bir karar. İşkence görmek kabul edilebilir oldu” şeklinde konuştu.

Olay

Karabağlar’daki müzikhollere yönelik 17 Temmuz 2011’de yapılan denetimde, “kimliksiz olduğu”, “izinsiz çalıştığı” ve “polise mukavemette bulunduğu” gerekçeleriyle hakkında işlem yapılmak üzere polis merkezine götürülen Fevziye C’nin, polisler tarafından darp edildiği iddia edilmiş ve karakoldaki güvenlik kamerasının kaydettiği görüntüler basına yansımıştı.

Fevziye C, savcılığa giderek suç duyurusunda bulunmuş, polisler de mukavemette bulunduğunu öne sürerek kendisinden şikayetçi olmuştu.

Fevziye C’nin görevli polis memurlarına karşı “basit yaralama ve hakaret” suçlarını işlediği iddiasıyla yargılandığı dava, polislerin “işkence” suçundan yargılandığı dava ile birleştirilmişti.

Cumhuriyet Savcısı Murat Veysel Sular, Karabağlar Polis Merkezi’nde 2011 yılı Temmuz ayında gözaltında darp edilen Fevziye C’ye, olay sonrası rapor veren doktor A.K. ile darp sırasında karakolda bulunan polis memurları Ş.Ü. ile C.İ. hakkında iddianame hazırlayarak dava açmıştı.

(Cumhuriyet)

Kıbrıs, daha fazla Suriyeli mülteci istemiyor

0

Kıbrıs Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Yoannis Kasulidis, daha fazla Suriyeli mülteciyi kabul edemeyeceklerini söyledi.

Rum kaynaklardan edinilen bilgiye göre, Kasulidis, Kıbrıs’taki BM yetkililerine, “Daha fazla Suriyeli mülteciyi kabul etmemiz söz konusu olamaz” dedi.

Kasulidis, “nüfusun Türkiyeli yerleşikler tarafından bozulmuş olmasını ve ekonomik krizi” kararına gerekçe olarak ileri sürdü.

(Ajanslar)

CHP’den Dersim için kanun teklifi

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Dersim katliamıyla ilgili arşivlik malzeme niteliğindeki her türlü bilgi ve belge bulunduran kamu kurum ve kuruluşlarının, bunları TBMM’ye teslim etmeleri için kanun teklifi verdi.
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu‘nun, TBMM Başkanlığı’na sunduğu teklif, Muhafazasına Lüzum Kalmayan Evrak ve Malzemenin Yok Edilmesi Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunu’na geçici madde ekliyor.

Buna göre, Dersim katliamıyla ilgili arşivlik malzeme niteliğindeki her türlü bilgi ve belge bulunduran kamu kurum ve kuruluşları, gerçek kişiler, tüzel kişiler, üniversiteler, sivil toplum örgütleri ellerinde bulundurdukları arşivlik malzemesini her türlü zararlı tesir ve unsurlardan korumak, yıpranmasını önlemek, varsa gizlilik kararını kaldırarak, asli düzenlerine göre tasnif edip TBMM Başkanlığı’na teslim edecek.

TBMM Başkanı, Dersim ile ilgili arşiv malzemesini ve arşivlik malzemenin korunması ve tasnifi ile ilgili her türlü tedbiri alacak. Adı geçen arşiv malzemesi ve arşivlik malzeme temliki tasarruflar amacıyla kullanılamayacak, tahrip ve tahrif edilemeyecek. Tahrif ve tahrip işlemi yapanlar hakkında gerekli işlem yapılacak.

Bu madde kapsamında Dersim katliamı hakkındaki arşiv malzemesi niteliğindeki her türlü bilgi ve belgenin en geç altı ay içerisinde TBMM Başkanlığı’na devredilecek. Öngörülen süre içerisinde devir etmekten kaçınan kamu kurum ve kuruluşlarının yöneticileri hakkında idari işlem ve Türk Ceza Kanunu kapsamında da adli soruşturma yapılacak.

(Ajanslar)

Ajda Pekkan hayvanlar için Meclis’te

Sanatçı Ajda Pekkan, Meclis’in restoranlarında artan yemeklerin kimsesizler yurduna, tabaklarda kalan yemeklerin de hayvan barınaklarına gönderilmesi kampanyasına destek vermek amacıyla geldiği TBMM’de yoğun ilgiyle karşılaştı.

Meclis personeli ve gazetecilerin yoğun ilgisi gösterdiği sanatçı, kamu kuruluşlarının yaptığı bu yardımı olağanüstü bulduğunu, Meclis’teki bu pozitif değişimin kendilerine çok hoş geldiğini ifade ederek, “Sadece kulağa değil, yapıldığı, gerçekleştirildiği için. Bunlar hoş değişimler” dedi.
Pekkan, kamu kuruluşlarının bu desteğinin özel sektörü de etkilediğini kaydederek, “Bundan sonra yine bizim sinerjimizle özel sektöre de bunu biraz daha yaygınlaştıracağımıza, daha daetkinleşeceğine inanıyoruz. İnanıyorum, çünkü ben özellikle işin başında olacağım” diye konuştu.

Sanatçı Pekkan, ayrıca Meclis’teki restoranlarda masaların üzerinde“Tabaklarda kalan yemekleri hayvan barınaklarına gönderiyoruz. Tabaklara peçete, kürdan gibi maddeleri bırakmadığınız için teşekkür ederiz” yazılı notu okudu.

TBMM Genel Sekreteri İrfan Neziroğlu da, 8 ay önce başlattıkları kampanyayla Meclis’in restoranlarında kazanlarda artan yemeklerin kimsesizlerin kaldığı yurtlara, tabaklardaki artık yemekleri de hayvan barınaklarına gönderdiklerini söyledi.

Meclis’te günde 6-8 bin kişilik yemek çıktığını, gelen ziyaretçi sayısının da 6 bine ulaştığı zamanların olduğunu kaydeden Neziroğlu, ziyaretçi sayısına bağlı olarak yemeklerin artabildiğini belirtti. Neziroğlu, “Bir kampanya başlattık. Bütün masalara küçük bir hatırlatma yazısı yerleştirdik. Personel arkadaşlarımız da ilgi gösterdiler. 8 aydır TBMM’de tabaklarda artan yemekler israf edilmiyor” dedi.

Başka kurumları da bu güzel örnekle etkilediklerini anlatan Neziroğlu, Cumhurbaşkanlığı, Kredi Yurtlar Kurumu, Kalkınma Bakanlığı ile Uşak Şeker Fabrikası’nın da benzer uygulamayı başlattıklarını söyledi.

 

Vicdani Red Derneği kuruluyor

İstanbul’da vicdani redçiler ve antimilitaristler, Vicdani Red Derneği kurma hazırlığında. 100 kurucu üyeyle başvurusu yapılacak olan derneğin, kuruluşu Vicdani Red Haftası’nda ilan edilecek.
Türkiye’nin vicdani red hakkını hala tanımaması üzerine bir araya gelen vicdani redçiler ve antimilitaristler, Vicdani Red Derneği kuracak. Derneğin kurucular kurulunda 100 kişinin olması hedefleniyor. Kuruluş ilanı ise Vicdani Redçiler Haftası yapılacak.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni imzalayan ancak vicdani red hakkını tanımayan iki ülkeden biri olan Türkiye, peşpeşe AİHM’de vicdani red konusunda makum olması ve Avrupa Parlementosu Bakanlar Kurulu’nun “kanuni düzenleme yapması” talebine rağmen, 4. Yargı Paketi’nde de vicdani red hakkına yer vermedi.

Bunun üzerine vicdani redçiler ve antimilitaristler İstanbul’da bir araya gelerek Vicdani Red Derneği kurma kararı aldı. Derneğin kurucularının 100 kişi olması hedefleniyor.

Vicdani retçiler Ali Fikri Işık, Doğan Özkan, Halil Savda, Ercan Aktaş, Muhammed Serdar Delice, eski esir asker İbrahim Yaylalı, Oğuz Sönmez, Uğun Bilkay kurucular arasında yer alıyor.

Derneğin kuruluşu, 15 Mayıs Dünya Vicdani Retçiler Günü etkinlikleri kapsamında 18 Mayıs’ta düzenlenecek etkinlikle duyurulacak.

Adalet Sarayı’nda görüş açıklamak yasak

Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi önünde basın açıklaması yapmak yasaklandı. Polis, gaz tüpüyle adalet sarayı önünde nöbet tutuyor.

Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nın önünde basın açıklaması yapılması yasaklandı. Yaklaşık 2 yıl önce hizmete giren İstanbul Adalet Sarayı’nın C kapısının önü sürekli eylem ve basın açıklamalarının adresi oldu. Sık sık çeşitli gruplar tarafından basın açıklamalarının yapıldığı C kapısının önü, bugün alınan karar ile eylemcilere kapatıldı. Adliyenin güvenliğinden sorumlu emniyet görevlililerine, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “Adliyenin kapılarının önünde basın açıklaması yapılmasına izin vermeyin” şeklinde talimat verdiği öğrenildi.

Bu talimatın ardından basın açıklamalarının yapıldığı merdivenlerin önüne çevik kuvvet ekibi yerleştirildi. Gaz tüplü ve maskeli polislerin bu bölgede eylem yapmak isteyen gruplara izin vermeyeceği belirtildi. Eylem veya açıklama yapmak isteyen grupların, adliyenin karşısındaki meydana yönlendirileceği ifade edildi. Emniyet görevlilerinden alınan bilgiye göre, başsavcılık tarafından yasaklanan bölgede bugüne kadar yaklaşık 250 eylem oldu ve bu eylemlerde herhangi bir sorun yaşanmadı.

(Ajanslar)

‘Dilan hastaneden zorla çıkarıldı’

İstanbul Taksim’de, 1 Mayıs’ta polisin attığı gaz bombasıyla başından ağır yaralanan Dilan Alp, taburcu edildi. Babası hastaneden zorla çıkarıldıklarını söyledi.

Zeytinburnu’ndaki özel bir hastanede tedavi gören Dilan Alp, dün akşam yoğun bakımdan çıkarıldı.

Babasına göre hastane yetkilileri “Boş yerimiz yok, kızını ister eve götür istersen başka bir hastaneye” dedi.

Doktordan da bilgi alamadığını söyleyen Ali Alp, kızını başka bir hastaneye götürdü.

Zeytinburnu’ndaki hastaneden iddialarla ilgili henüz bir açıklama yok. Dilan’ın durumunun her geçen gün iyiye gittiği belirtiliyor.

17 yaşındaki Dilan Alp, 1 Mayıs’taki gösteriler sırasında polisin attığı gaz bombasının başına isabet etmesi sonucu ağır yaralanmıştı.

 

 

Polisten çocuk futbolculara biber gazı

U-14 Türkiye Futbol Şampiyonası Kütahya elemeleri maçında İkitellisporlu futbolculara polis biber gazıyla müdahale etti. 13-14 yaş grubundaki futbolcu çocuklar hastaneye kaldırılarak tedavialtına alındı.

Kütahya’da dün yapılan U-14 Türkiye Futbol Şampiyonası’nda İkitellispor ile Bursa Yolspor karşı karşıya geldi. Uzatmalar oynandığı sırada Bursa Yolspor 3-1 öne geçti. Ancak İkitellispor’un futbolcuları kalelerine atılan son gole faul yapıldığı gerekçesiyle itiraz etti. Gole itiraz eden 5 futbolcuya hakem kırmızı kart gösterdi ve maçın bitmesine 6 dakika kala İkitellispor’un hükmen mağlup olmasına karar verdi. Bunun üzerine itirazlarını sürdüren İkitellisporlu futbolculara çevik kuvvet ekipleri sahaya inerek biber gazıyla müdahale etti. Kulübün yöneticileri ile yedekte bulunan futbolcular, polisin müdahalesine tepki göstermek için sahaya girdi. Ancak onlar da çevik kuvvet ekiplerinin müdahalesiyle karşılaştı. Sahada uzun süren gerginliğin ardından futbolcular hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı. Hastanede gözlerine biber gazı sıkılan çocukların acı içinde feryadı ise cep telefonu kamerasına yansıdı.

“Polislerden şikayetçiyiz”

Duruma tepki gösteren İkitellispor Kulüp Başkanı Abdülselam Ceyhan,“13 yaşındaki çocuklara bu şekilde davranılmasını kınıyoruz. Şikayetçi olduk. Polislerden şikayetçiyiz. Sahaya inerek çocuklarımıza cop ve biber gazıyla saldırdılar” dedi.

Futbolcular o anları anlattı

Olayı anlatan İkitellispour’un futbolcuları “Maçın bitmesine 5 dakika kala hakem maça son verdi. Biz de buna itiraz edince çevik kuvvet ekipleri sahaya indi. Daha sonra herkese copla vurup biber gazı sıktı. Birçok arkadaşımız hastanelik oldu. Bu yüzden şikayetçiyiz” diye konuştular.

(Ajanslar)

 

İbrahim Yazıcı hayatını kaybetti

Bursaspor Kulübü Başkanı İbrahim Yazıcı tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Pazar günü geçirdiği kalp krizi sonucu, Acıbadem Bursa Hastanesi’nde yoğun bakıma kaldırılan 66 yaşındaki Bursaspor Kulübü Başkanı İbrahim Yazıcı hayatını kaybetti.

Acıbadem Bursa Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Nadir Şener, hastane önünde yaptığı açıklamada, Yazıcı’nın pazar günü hastanelerine kalp durması sonucu geldiğini ve ciddi bir yoğun bakım sürecinden geçtiğini belirtti.Şener, yoğun bakım sürecinde hayati riskinin hep devam ettiğini belirterek, şunları kaydetti:

“Bu sabah saat 06.30 gibi bir tekrar kalp durması yaşadık. O tekrar canlandırıldı, geri döndürüldü. Ama bu son durmadan sonra maalesef durumu kötüleşerek devam etti. 13.40 itibarıyla Sayın İbrahim Yazıcı’yı kaybetmiş bulunuyoruz. Allah’tan ailesine sabır dilerim. Ailesine, sevenlerine ve tüm Bursaspor camiasına baş sağlığı dileriz. Elimizden geldiğince, tıbbın tüm imkanlarıyla gayret sarf edildi ama maalesef kaybettik.”

İbrahim Yazıcı kimdir?

Bursa’da 1948 yılında doğan İbrahim Yazıcı, kamuoyunda iş adamı, siyasetçi ve spor adamı kimliğiyle biliniyor. Yazıcı Turizm Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanlığını yapan ve 3 otel sahibi olan Yazıcı, Doğru Yol Partisi’nden (DYP) 20’nci dönemde Bursa, 21’inci dönemde Muğla milletvekili olarak parlamentoda görev yaptı.

Evli ve iki çocuk babası Yazıcı, Bursaspor’da yöneticilik ve başkanlık görevlerini yürüttü.
Yazıcı, Cavit Çağlar’ın başkan olduğu 1985-1986 sezonunda Bursaspor yönetiminde görev yaptı. O sezon yeşil-beyazlı takım, şimdi Ziraat Türkiye Kupası adıyla organize edilen Federasyon Kupası’nı kazandı.

Bursaspor Kulübünde yöneticilik bayrağını, 1988’de bu kez başkan sıfatıyla devralan Yazıcı, 1989-1990, 1990-1991, 1991-1992 sezonları süresince görevde kaldı ve özellikle tesisleşme hamleleriyle öne çıktı. Bu dönemde Vakıfköy Tesisleri’nde düzenlemeler yapıldı ve antrenman sahaları ışıklandırıldı.

Yazıcı, 2007’deki kongrede yeniden başkanlığa seçildi. Yeşil-beyazlı takım, Yazıcı’nın ikinci başkanlık döneminde, tarihinin en önemli başarılarına imza attı. Bursaspor, 2010’da Spor Toto Süper Lig şampiyonluğunu kazanarak, bu başarıyı dört büyüklerden sonra elde eden ilk takım unvanına sahip oldu. Yeşil-beyazlılar, 2010-2011’de Şampiyonlar Ligi gruplarında üç büyüklerden sonra mücadele eden ilk takım olma özelliğini de eline geçirdi. Takımın, Yazıcı dönemindeki diğer önemli başarıları arasında, UEFA Avrupa Ligi gruplarında mücadele etmesi ve 2012’de Ziraat Türkiye Kupası’nda final oynaması da yer alıyor.

Gökçek’in bürokratına ‘çete lideri’ davası

Ankara’da çökertilen suç örgütünün kurucusu Anakent İmar Komisyonu Başkanı Nadir Koç çıktı. Zanlı hakkında 118 yıla kadar ceza istendi.
Cumhuriyet’ten Alican Uludağ’ın haberine göre;
Anakent Belediye Meclisi İmar Komisyonu BaşkanıNadir Koç hakkında“silahlı suç örgütü kurmak ve yönetmek” suçlamasıyla dava açıldı.“Adam öldürmeye teşebbüs ve yağma”gibi maddelerden de suçlanan Koç’un 118 yıla kadar hapsi istedi. İddianamede Koç’un yanı sıra başkentin yeraltı dünyasının isimlerinden Nihat Dal ve Erdal Şimşek dahil 53 kişi sanık olarak yer aldı. Suç örgütünün Ağrı’dan kiralık katil getirdiği iddianamede anlatılırken, telefon görüşmelerinde şüphelilerin silahtan “kuzu” olarak bahsettiği tespit edildi. Belediye Başkanı Melih Gökçek ise halen Nadir Koç’u görevden almadı.

Ankara Terörle Mücadele Başsavcı Vekilliği tarafından hazırlanan 200 sayfalık iddianameyi Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi kabul etti. İddianamede; Nadir Koç, Nihat Dal, Adnan Beker ve Erdal Şimşek’in suç işlemek amacıyla örgüt kurduğu belirtilirken, “Suç gürütü, Ankara’da yıllardır cebir, tehdit, şiddet ve silah ile kanun dışı eylemler sergileyen, soruşturma öncesinde gerçekleştirdikleri eylemlerin münferit bir olaymış gibi adli makamlara intikal etmesi veya mağdurun kendisi ve ailesine zarar verecekleri şüphesiyle şikayetçi olmaması gibi bir çok nedenlerle önüne geçilemeyen ve gittikçe güçlenen mafya tarzı bir suç örgütlenmesidir. Örgütün yağma, kumar, cinayet dahil oldukça geniş suç portföyü bulunmaktadır” denildi. Nadir Koç hakkında silahlı suç örgütü kurmak ve yönetmek, adam öldürmeye teşebbüs, hakaret, 4 kez yağma suçu, 3 kez yaralama, 2 kez tehdit suçlarından 118 yıla kadar hapsi istendi. Nadir Koç’un yönettiği suç örgütünün 2 milyon 750 bin liralık 4 yağma suçu işlediği iddianamede anlatıldı. İddianamede delil olarak telefon dinlemeleri yer aldı. Nadir Koç’un diğer şüphelilerle çok sayıda görüşmesi dinlemeye takıldı. İddianamede, şüphelilerin belediyeki işlerini Nadir Koç üzerinden çözdükleri anlatıldı.
Ağrı’dan kiralık katil

İddianameye göre, örgüt yönetici Erdal Şimşek, Karanfil Sokak’ta Telefon Borsası’nı basarak sahibi Muzaffer Gürbüz ile girdiği çatışmada yaralandığında, adamları durumu hemen Nadir Koç’a telefonla bildirdi. Koç ise haberi alır almaz Şimşek’i hastanede ziyaret gitti. Bu durum telefon görüşmelerine yansıdı. İddianamede, Şimşek’in öcünü almak için adamlarını Ankara Adliyesi’nin çevresinde pusuya yatırdığı ve Gürbüz’e yönelik saldırı planladığı anlatıldı. Bu plan yapılan teknik takip sayesinde önlendi. Erdal Şimşek’in Muzaffer Gürbüz ve adamlarına karşı silahlı eylem yaptırmak için “kiralık katil” olarak Ağrı’dan Hasan Karakaya adlı kişiyi getirdiği savunuldu. Hasan Karakaya, dinlemeye takılan görüşmesinde Şimşek’e “Ben dedim abim bana bi emir versin, ben katliam yapıyım, abi ben sana hizmetkarım abi” dedi. 1992’de cinayetten içeri giren ve 2001 affıyla çıkan Karakaya, başka bir görüşmesinde Kürtaş Yılmaz, Sedat Peker gibi isimlerle yattığını anlatıyor.
Silaha kuzu  demişler

Dava kapsamında tutuklu olan Erdal Şimşek’in, bir görüşmesinde örgüt üyesinden silah pazarlığı yaparken şifreli konuştu. Şimşek, “Kuzu kaç tane, dana kaç tane” derken, şüpheli Mücahit Bakan, “Kuzu üç dana üç. Abi kuzular çok iyidir. Sıfır hepsi poşettedir. (…) Abi o danalar var ya on altı yaşında ha” şeklinde yanıtlar veriyor.

Örgüte haberle destek

Sanıklar arasında yer alan Sabah gazetesinin Ankara Eki’nde o dönem yazarlık yapan Ersin Ramoğlu ile haber müdürlüğü yapan Temel Eren ise örgüte yardım etmekle suçlandı. İki isim, 300 bin lirası örgüt tarafından yağmalanan işadamı Kemal Muratoğlu aleyhinde gazetenin Ankara ekinde haber yaptıkları anlatıldı. Ersin Ramoğlu’nun, Adnan Beker ile yaptığı “Manşet yaparız, yani orda a… k…. onun hiç merek etme sen”, “Nerdesiniz oğlum ya ne orhan arar ne sen ararsın. Lan bugün gastenin manşetini size ayırdık yani adam bi aramaz mı” şeklindeki görüşmeler dinlemeye takıldı.

İddianamede, örgüt adına suç işleyerek cezaevine giren Erdal Ocaklı’nın kendisine ve ailesine gönderilmesi gereken haftalık paraların düzenli olarak gönderilmesi üzerine Atakan Kaya ile görüştüğü belirtildi. Bu görüşmede Ocaklı’nın cezaevinden çıktıktan sonra örgüt yönecisi Nadir Koç ile gereken ne ise görüşeceğini ifade ettiği kaydedildi. Ocaklı, görüşmede “Nedir la bu? Ben burda adam da vurdum. Telefon dinleniyorsa dinlensin. Ben adam vuruyom da adam benlik bi şey mi vardı, çoluk çocuğumun rahat etsin diye yaptım ben bu işleri. Vallaha ben çıkıyım, çıktığım gün Nadir Koç’a gidip diyeceğim ki abi böyle böyle…” diyor. Bu görüşme sonunda Erdal Şimşek, bir adamına cezaevine giderek Ocaklı’ya haftalık 300 vermesini istiyor.

İddianamede yer alan ifadeye gire “2012/06” adlı gizli tanık Uğur Ödemir’in öldürülmesi talimatını Nihat Dal’ın verdiğini kaydetti. Gizli tanık 2012/01 ise “Nadir Koç, bu yapılanmanın en tepede yer alan ve sözün üstünde sözü olmayan, ilk ve son sözü söyleyen kişidir. Yapılanmada baba figürü Nadir Koç’tur” iddiasında bulundu.