ABD’de Ariel Castro adlı şüpheliye Cleveland kentinde üç kadını kaçırma ve 10 yıl boyunca alıkoyup, tecavüz etme suçlamaları yöneltildi.
52 yaşındaki Ariel Castro, 27 yaşındaki Amanda Berry, 23 yaşındaki Gina DeJesus ve 32 yaşındaki Michelle Knight’in geçen Pazartesi günü kurtarıldığı evin sahibiydi.
Kardeşleri Pedro ve Onil de gözaltına alındı, ancak polis bu kişilere suçlama yöneltilmeyeceğini açıkladı.
Polis daha önce kadınların evde ipler ve zincirlerle bağlı olduğunu açıklamıştı.
Kadınların 10 yıllık tutsaklıkları sırasında sadece iki kez dışarı çıktıkları ve kılık değiştirmiş halde evin garajına girebildikleri belirtilmişti.
Kadınlarla yapılacak görüşmeler ışığında Ariel Castro’ya başka suçlamalar da yöneltilebileceği kaydedildi.
Polis, Castro’nun kendileriyle işbirliği yaptığını, sessiz kalma hakkını kullandığını ve evde bulunan altı yaşındaki çocuğun babası olup olmadığına dair testi kabul ettiğini bildirdi.
Kardeşlere suçlama yok
Savcı Victor Perez, Ariel Castro’nun kardeşlerinin suça karıştıklarına dair bir kanıt bulunmadığını belirtti.
Kadınların aynı odada tutulmadığı, ancak birbirlerini tanıdıkları ve evde alıkonulduklarını bildikleri kaydedildi.
Soruşturmaya yakın bir kaynak BBC’ye yaptığı açıklamada, kadınlardan birinin pek çok kez hamile kaldığını ama düşük yaptığını bildirdi.
Aynı kaynak bir diğer kadının da hamile kaldığını, ancak yediği dayak yüzünden çocuğunu düşürdüğünü belirtti.
Kaçırılan kadınlardan Amanda Berry geçen Pazartesi akşamı çığlıklarını duyan bir komşunun kapıyı kırarak içeri girmesi sonucu kaçmayı başardı.
Amanda Berry’nin daha sonra polise açtığı ihbar telefonunun ses kaydı da yayımlandı.
Berry kayıtta “Yardım edin, ben Amanda Berry’yim. On yıl önce kaybolmuştum” diyor.
Berry daha sonra, kendisini kaçıran kişinin Ariel Castro olduğunu söylüyor ve Castro’nun evde olmadığı bir sırada kaçtığını söylüyor.
Berry’den 21 Nisan 2003’te çalıştığı restorandan eve döneceğini söylediği telefon konuşmasından bu yana haber alınamıyordu.
DeJesus da 2004’te okuldan evine dönerken kaybolmuştu.
Kaybolan genç kadınlar dosyası, bir mahkûmun Berry’nin Cleveland’da gömülmüş olabileceğini söylemesinden sonra yeniden açılmıştı.
Daha sonra söz konusu mahkûm yanlış bilgi vermekten dört buçuk yıl hapse çarptırılmıştı.
Amanda Berry’nin annesi Louwana, kızının kaybolmasından üç yıl sonra, 2006 yılının Mart ayında ölmüştü.
Bu arada Louwana Miller’a 2004’te kızının öldüğünü söyleyen medyum Sylvia Browne’a internette tepki yağdı.
Louwana Miller’a kızının öldüğünü ve son sözlerinin ‘Elveda anne, Seni seviyorum” olduğunu söylemişti.
KCK Yürütme Konseyi üyesi Sabri Ok, Türkiye ordusunun şimdilik ateşkese uyduğunu, böyle devam etmesi durumunda tüm silahlı birliklerin iki aya kadar sınır dışına çekileceğini söyledi.
Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) Yürütme Konseyi’nden Sabri Ok, şimdilik Türkiye ordusunun ateşkese uyduğunu ve PKK’lilerin sınır dışına çekilmesinin bir iki ay süreceğini söyledi.
Radikal’in Independent gazetesine dayandırdığı habere göre Sabri Ok, 2 bin kadar PKK’linin Türkiye’den küçük gruplar halinde Kandil’e doğru çekileceğini, Türkiye ordusunun ateşkese sadık kalması durumunda da çekilmenin bir iki ay süreceğini ifade etti.
Ok, PKK’lilerin bazılarının silahlı mücadelenin sürdürülmesiyle sonuç elde edileceğine inandığını ama barış mutabakatına reel bir muhalefetin olmadığını söyledi.
Türk ordusunun şimdilik barışa sadık kaldığını da belirten Ok, bazı insansız hava araçlarının ve savaş uçaklarının uçtuğunu ama eskisine göre daha az uçuş gerçekleştirdiklerini ve saldırmadıklarını söyledi ve ekledi:
“Çekilen PKK’lilere saldırılması halinde çekilme derhal duracak ve gerillalarımız misillemede bulunacak. PKK’nin tavizlerine rağmen Türkiye’nin baskılarını sürdürmesi durumunda ne Türkiye ne de kimse için iyi olmayacak.”
“Öcalan, AKP’nin çıkmazını fırsat olarak değerlendirmek istiyor”
PKK’nin önde gelen isimlerinden Delal Amed ise Fırat Haber Ajansı’na (ANF) yaptığı değerlendirmede “Bugün bu adımları atıyorsak demokratik-siyasi mücadeleyi yürütecek güçte olduğumuz içindir. Her ne kadar bu süreçte güçlerimiz sınır dışına çekiliyorsa da gerilla varlığını koruyacak ve gerektiğinde direniş pozisyonunu sağlamaktan geri durmayacaktır” dedi.
Özgürlük mücadelesinin kazanımları ve Abdullah Öcalan ile gelişen görüşmelerin sonucu olarak, yeni bir mücadele sürecine girdiklerini ifade eden Amed, Öcalan’ın yaklaşımının dönemsel geliştirilmiş taktik bir yaklaşım olmadığını, stratejik bir yaklaşım olarak, bölge halklarının özgürlüğünü demokratik-siyasal mücadele yöntemi ile sağlama yaklaşımı olduğunu belirtti.
“Öcalan, AKP hükümetinin yaşadığı çıkmazı, Kürt sorununun demokratik çözümü için bir fırsat olarak değerlendirmek istemektedir. Bu nedenle Newroz ile birlikte böylesi bir sürecin başlatılmasını öngörmüştür.
“Eğer Öcalan demokratik çözüm yaklaşımını geliştiriyor ve özgürlük hareketi olarak geri çekilmenin pratik adımlarını atıyorsak, bu Önderliğimizin demokratik çözüm projesine olan güven ve inancımızdan kaynaklanmaktadır. Yoksa AKP hükümetinin Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü konusunda herhangi bir çözüm projesi olmadığı bizim dışımızdaki çevrelerce de çok açık görülen bir husustur.”
“Bu süreçte AKP hükümeti tarafından çözüme katkı sunacak pratik adımlar anlamında geliştirilen ‘Akil İnsanlar Komisyonu’ ve mecliste kararlaştırılan “Çözüm Sürecini Değerlendirme ve Araştırma Komisyonu”nun oluşturulması bir iyi niyet göstergesi olarak ele alınabilir. Ancak Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü bağlamında kesinlikle yeterli pratik adımlar değildir.”
Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Bozoğlu, Yenikapı’da denizi doldurularak yapılacak miting alanının denizi kirleteceğini ve depreme dayanıksız olduğunu söyledi.
Bianet’ten Nilay Vardar’ın haberine göre;
Yenikapı sahilinin doldurulup 1 milyon kişi kapasiteli miting alanı yapılmasına uzmanlardan tepkiler gelmeye devam ediyor.
Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Baran Bozoğlu, denize dolgu yapılmasının ekosistemi bozacağına dikkat çekiyor.
1 Numaralı Yenileme Alanları Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nun, yeni yapılacak meydanın tarihi yarımadanın silüetini ve topoğrafyasını bozacağını ve arkeolojik mirası etkileyeceğini belirtmesine rağmen proje Çevre ve Şehiriclik Bakanlığı onayıyla geçmişti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Taksim’de 1 Mayıs kutlamaları ile ilgli tartışmalar esnasında yeni miting alanı olarak gösterdiği Yenikapı’daki projenin adı “İstanbul Metropolü Miting ve Gösteri Alanı”.
Yenikapı İDO İskelesi ile Kennedy Caddesi arasındaki sahil şeridinde inşa edilecek meydan için denizin dibi taşla doldurulacak; hemen yanında 8500 yıllık UNESCO’nun dünya mirası listesinde yer alan, kentsel ve arkeolojik sit alanı mevcut.
“Hem denizi pisletir hem de ekosistemi bozar”
ÇMO Başkanı Bozoğlu, dünyada gelişmiş ülkelerde uygulanmayan dolgu sisteminin her açıdan bir çevre felaketi anlamına geleceğini söyledi.
“Denize ait olmayan beton yığınını oraya koyarak dolgu yapmanız denizi kirletmek anlamın gelir. Bu tıpkı denize çöp poşeti atmak gibi bir şey. Marmara ve Karadeniz’deki kirliliğin nedeni oradaki biyoçeşitliliğin azalarak canlıların ölmesi. Yani denizi doldurarak hem inşaat kaynaklı bir kirlilik oluşacak, hem de ekosistem bozulacak.
“Doğa depremde hakkını geri alır”
Bozoğlu, dolgu sisteminde deprem riskine de dikkat çekti
“Bunun en yakın örneğini Karadeniz sahil yolunda gördük; her yerinde çökmeler oluştu. Düzce depreminde de genelde dolgu üzerine yapılan yerler yok oldu. Dolgu işinden vazgeçilmesi lazım. Denizin bir parçası değil dışarıdan gelip beton yığıyorsunuz. Doğaya bu kadar müdahale etmemek gerekiyor; çünkü doğa hakkını geri alıyor.”
“Miting insan olan yerde yapılır”
Yüksek lisansını da şehir planlama üzerine yapan Bozoğlu, Başbakan’ın “kentin silueti bozuluyor” eleştirisini hatırlatarak şöyle konuştu.
“Kentsel yönetime bakınca mitingler halka açık alanlarda yapılmalı. İstanbul’da Taksim ve Kadıköy, halkın rahatlıkla girip çıkabileceği ve yıllardır haklarını aradıkları bir alan. Şimdi insanları kapalı bir yere sıkıştırınca İstanbul’un sosyal ve kültürel silueti de yok olmuş oluyor.”
Projede neler var?
Miting, konser veya fuar alanı olarak kullanılmak üzere 700 bin ile 1 milyon kişi kapasiteli mekan yer alacak. Alanda 2 bin 200 araç kapasiteli açık otopark, 760 otobüs kapasiteli açık otopark olacak. 715 bin metrekarenin 450 bin metrekaresi yeşillendirilerek, park olarak hizmet verecek.
Meydanda bir sahne, sağlık, idari ve güvenlik birimleri için kulübeler, kafe, büfe, restoran ve sergi alanları ile ahşap iskeleler ve engelli locaları olacak. Meydanın altına, 2.5 milyon nüfusun atıksuyunun arıtılacağı “İleri Biyolojik Arıtma Tesisi” kurulacak.
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi eş sözcüleri Sevil Turan ile Arif Ali Cangı‘nın Akdeniz’in ardından gerçekleştirdikleri Karadeniz turu tamamlandı. 2 – 6 Mayıs tarihleri arasında Samsun’dan başlayan ziyaretlerinde Turan ve Cangı hem karadenizdeki il ve ilçelerdeki Yeşiller/Sol örgütleri ile görüşmeler yaptı hem de gerek basın gerek yerel halkla temaslarda bulunarak Yeşiller/Sol’un “Yeni Siyaset” anlayışı hakkında bilgiler verdi.
Karadeniz’de ilk durak Samsun
Turan ve Cangı, Samsun'da Eğitim Sen'i de ziyaret etti
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş sözcüleri Sevil Turan ve Arif Ali Cangı, MYK Üyesi Gizem Kastamonulu ve PM Üyesi İbrahim Akın Karadeniz turuna 2 Mayıs tarihinde Samsun’da başladı.
Samsun’da basın toplantısı ile yerel basın ile bir araya gelen eş sözcüler, partiyi ve 4 Adalet kampanyalarını anlattı. Turan ve Cangı, Türkiye’nin gündemine dair değerlendirmelerde bulundular.
Eğitim-Sen Samsun Şubesi‘ni ziyaret eden heyet, emekçilerin sorunları için siyasi mücadelenin önemine değindiler. İstanbul’da yaşanan 1 Mayıs’ta polisin uyguladığı şiddetin demokrasi için utanç verici olduğunu belirterek kınadılar.
Yeşiller/Sol heyeti Samsun'da Pir Sultan Abdal derneğinde de temaslarda bulundu
Ardından Pir Sultan Abdal Derneği ziyaretinde Alevilerin haklı taleplerinin destekçisi, takipçisi olduklarını birkez daha vurgulayan heyet, Alevi Cemaatinin bir demokrasi gücü olarak sürecin tarafı olmalarının önemini ve taleplerin tekrar sokaklarda, eylemlerde yükselmesi gerektiğini vurguladı.
Kesk Samsun Şubesi’nin 1 Mayıs şiddetini kınama basın açıklamasına katılan heyet, KESK salonunda gerçekleştirilen panelde de yer aldı.
Panelde Yeşiller/Sol olarak barış sürecinin amasız ve fakatsız destekçisi olduklarını belirten Cangı, demokratik bir Türkiye için anayasa tartışmalarına katılmanın gerekliliği üzerine vurgu yaptı.
Cangı, “Kürt meselesinin çözümü için sadece çatışmaları durdurmanın da yetmeyeceğini belirterek, “Anayasa, yasalar ve kurumlar ‘gönüllü yurttaşlık’ zeminini güçlendirecek; toplumdaki farklı dilleri, kültürleri ve kimlikleri güvence altına alacak eşitlikçi bir zemine uygun demokratik bir içeriğe kavuşturulmalıdır” diye konuştu.
Başkanlık sistemi konusunda açıklamalarda bulunan Sevil Turan, AKP’nin önerdiği yeni anayasanın başkanlık sistemi şartına bağlanmasını kabul etmediklerini söyleyerek, Başkana parlamentoyu feshetme, yargı organı üyelerini atama ve tek başına kararnameler çıkarma yetkisi tanıyan sistemin demokrasi getirmeyeceğini,yerel yönetimlerin güçlendirilerek,insana yakın, tanınabilir,kolay yönetilebilir, denetlenebilir, doğayla uyumlu ve demokratik bir yapı kurulmasının gerekli olduğunu vurguladı.
Giresun
3 Mayıs’ta Giresun İl Örgütü’nü ziyaret eden heyet, basın mensupları ile bir araya geldi. Ardından yapılan örgüt toplantısı ile Giresun’un sorunlarını ve örgüt işleyişini tartıştılar.
Heyet, Giresun'da partinin yeni siyaset anlayışını aktaran bir panele de katıldı
3 Mayıs akşamı gerçekleştirilen toplantı ile partililer ve parti dostlarıyla bir araya gelen eş sözcüler, yerel sorunlar ve Türkiye’nin gündemi konusunda fikir teatisinde bulundular.
Ordu
Turan ve Cangı, Ordu'da basın mensuplarına Yeşiller/Sol hakkında bilgi verdi
4 Mayıs tarihinde Ordu 19 Eylül Gazeteciler Derneği’nde bir basın toplantısı yapan eş sözcüler, barış süreci ve yeni anayasa hakkında görüşlerini dile getirdiler.Sinop’ta yapılacak nükleer santralle ilgili görüşlerini dile getirdiler.
Sevil Turan, “Çernobil faciasından sonra hükümetin en tehlikeli, pahalı ve kirli enerji olarak nükleeri seçmesi kabul edilemez. Fukishima Felaketi’nden sonra Japonya’da bulunan 54 reaktörden şu anda sadece ikisinin çalışır durumda. Bu durum gösteriyor ki işsiz kalan nükleer şirketlerine Türkiye yeni piyasa olarak sunuluyor. Üstelik, Fransa-Japonya ortaklığında inşa edilecek Atmea 1 reaktörünün ise daha önce dünyanın hiçbir yerinde denenmemesi, Türkiye’yi bir nükleer deneme sahası olarak kullanılmak istenmesine göstergesidir.” diye konuştu.
Türkiye’nin enerji ihtiyacı bahanesinin arkasına sığınarak halkın iradesinin yok sayılmasının kabul edilemeyeceğini vurgulayan eş sözcü Sevil Turan, “Nükleer konusunda bilimsel gerçekleri yok sayan AKP Hükümeti’ni yenilenebilir, temiz ve güvenilir enerji kaynaklarına yönelmeye ve Nükleer sevdasından vazgeçmeye çağırıyoruz. Japonya’da nükleer karşıtı mücadele yürüten dostlarımızı da, Sinop’ta nükleer santral kurma girişiminden vazgeçilmesi için hükümetlerine baskı yapmaya davet ediyoruz.” dedi.
Fatsa’da Fikri Sönmez anması
Sinop'ta kurulması planlanan nükleer santral için Japonya ile imza atılması Yeşiller ve Sol Gelecek'in Fatsa'da gerçekleştirdiği basın toplantısı ile kınandı
Ordu’da sabah yapılan basın toplantısının ardından Fikri Sönmez anması için Fatsa’da gerçekleştirilen Doğrudan Demokrasi Deneyimi Fatsa etkinliğine Yeşiller/Sol eş sözcüleri Sevil Turan ve Arif Ali Cangı, MYK üyesi Gizem Kastamonulu ve PM üyesi İbrahim Akın katıldı. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, etkinliğe başlamadan önce Japonya ile Türkiye arasında imzalanan nükleer anlaşmasını kınayan bir basın açıklaması yaptı.
Etkinliğin açılış konuşmasını yapan eş sözcü Cangı, Fatsa’ya sahip çıkmak ve yüzleşmek için 12 Eylül davasının takipçisi olmak gerekliğini belirtti. 12 Eylül davasından mahkumiyet çıkmasının bir dönemle hesaplaşmak için ilk adım olacağını, bunun içinde güçlü bir toplumsal desteğe ihtiyaç bulunduğunu söyledi.
Yerel yönetimlerde doğrudan demokrasinin gerçekleşmesi idealinin geçmişte Fatsa örneği ile yaşandığını belirten Turan, yerel yönetimlerin güçlendirildiği, katılımcı, şeffaf, kolay denetlenebilir, insana yakın bir idari sistemin gerekliğinin zorunlu olduğunu dile getirdi.
Panel, Hopa eski Belediye Başkanı Yılmaz Topaloğlu, Çamlıhemşin Belediye Başkanı İdris Lütfü Melek ve PM üyesi Suat Baysal, Aydın Engin ve İstanbul İl Eşsözcüsü Naci Sönmez’in konuşmaları ile devam etti.
5 Mayıs sabahı Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş sözcüleri Sevil Turan ve Arif Ali Cangı,MYK Üyeleri Gizem Kastamonulu ve Fikri Sönmez, PM Üyesi İbrahim Akın ve Aydın Engin, İstanbul İl Eş sözcüleri Naci Sönmez ve İnci İşbulur, İstanbul İl YK üyesi Nazım Öztürk, Fikri Sönmez’i mezarı başında anma etkinliğine katıldı.
Trabzon
5 Mayıs akşamı Trabzon il örgütü toplantısına katılan heyet, parti tanıtımı ve Türkiye gündemi değerlendirmesi yaptılar.
Çamlıhemşin’de Fırtına Vadisi direnişçileri ile toplantı
6 Mayıs sabahı Çamlıhemşin Belediyesi İdris Lütfü Melek’i ziyaret eden Eş sözcü Turan, MYK üyesi Kastamonulu ve PM üyesi Akın, Fırtına Vadisi direnişine katılan kişilerle biraray gelip partiyi tanıttılar ve bölgedeki sorunları değerlendirdiler.
İkizdere ziyareti
Yeşiller ve Sol Gelecek Heyeti İkizdere'de İkizdere Platformu Sözcüsü İsmet Elçi ile biraraya geldi
Aynı gün İkizdere’yi ziyaret eden heyet, İkizdere Platformu Sözcüsü İsmet Elçi ile biraraya geldiler ve HES direnişinin sonuna kadar destekçi olduklarını belirttiler.
Son durak Hopa
Heyet, Karadeniz gezisini 6 Mayıs akşamı Hopa’da parti dostları ile birlikte düzenlenen yemek ile sonlandırdı.
Şili’nin başkenti Santiago’da binlerce öğrenci, okul harçlarının kaldırılması için bir kez daha sokaklara döküldü.
Şili’de çıkan olaylarda öğrenceiler ile güvenlik güçleri arasında arbede çıktığı ancak yaralanan olmadığı öğrenildi.
Dünyanın en büyük bakır üreticisi ve Latin Amerika’nın en güçlü ekonomilerinden Şili’de öğrenciler, zengin kaynaklardan elde edilen gelirin eğitim başta olmak üzere halkın temel ihtiyaçlarının karşılanması için kullanılması gerektiğini savunuyor.
Okul harçlarının, çoğu ailenin karşılayamayacağı kadar yüksek olduğunu ileri süren öğrenciler, 2011’de aylarca süren protesto gösterileri düzenlemişti. Öğrencilerin, eylemlerine 2012’de de devam etmesi üzerine Devlet Başkanı Sebastian Pinera, eğitim sistemine ek kaynak sağlanması için vergi reformu yapmış ancak sorunlar yine de çözülememişti.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, valiler kararnamesini onayladı. 6 vali merkeze alınırken, 12 valinin yeri değişti.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, valiler kararnamesini onayladı. Kararnameyle 6 vali merkeze alınırken 12 valinin yeri değişti. Bartın, Erzincan, Mardin, Muğla Manisa ve Eskişehir valileri merkeze alındı.
Yavuz Selim Köşger Sinop, İbrahim Taşyapan Bingöl, Abdurrahman Aydemir Erzincan Valiliği’ne atandı. Vedat Büyükersoy Muş, Mehmet Ceylan Nevşehir, Ahmet Çınar Çanakkale Valiliği’ne atanırken İzmir Valisi Diyarbakır’da, Erzurum Valisi Antalya’da, Muş Valisi Bartın’da görevlendirildiı. Diyarbakır Valisi’nin İzmir’e, Antalya Valisi’nin Erzurum’a, Çanakkale Valisi’nin ise Eskişehir’e atandığı kararnameyle, Ordu Valisi Kayseri’ye, Kayseri Valisi Kütahya’ya, Nevşehir Valisi Manisa’ya atandı. Köşk’ün onayladığı kararnameyle Sinop Valisi Mardin’de, Bingöl Valisi Muğla’da Kütahya Valisi de Ordu’da görev yapacak.
4 partinin Meclis Başkalığı’na sunduğu teklifin yasalaşması halinde, vekillerin araçlarına trafikte ceza kesilmeyecek, protokoldeki sıraları öne çekilecek, ayrıca ömür boyu diplomatik pasaport taşıma hakları olacak.
AKP, CHP, MHP ve BDP’nin ortak kanun teklifi, milletvekillerinin hakları genişletiliyor ve tek yasa altında toplanıyor.
4 partiye mensup 12 grup başkanvekilinin imzaladığı yasa teklifi, Meclis Başkanlığı’na sunuldu.
Teklife göre, milletvekillerinin önceden plakasını bildirecekleri bir araçlarına trafikte ceza kesilmeyecek. Araçlara kesilen trafik cezaları, valilikler tarafından Meclis Başkanlığı’na gönderilecek. Ayrıca, vekil araçları itfaiyelere ve ambulanslara tanınan geçiş üstünlüğünden yararlanacak.
— Teklifin yasalaşması halinde, milletvekillerinin protokoldeki yerleri düzenlenecek. Milletvekilleri, illerdeki törenlerde varsa kuvvet komutanlarından yoksa validen sonra yer alacak. Ayrıca törenlerde, emekli vekiller için de yer ayrılacak.
— Teklif ile vefat eden milletvekilleri için Ankara dışında yapılacak cenaze törenleri de valiliklerce organize edilecek.
— Meclis üyeleriyle eski milletvekilleri ve dışarıdan atanan bakanlar ile süresi sona erenlerle bunların eşleri, anne ve babaları, bakmakla yükümümlü oldukları çocuklarının bütün tedavileri Meclis tarafından karşılanacak.
— Yeni yasanın milletvekillerine getireceği bir başka ayrıcalık da, ömür boyu diplomatik pasaport hakkı olacak. Ayrıca milletvekillerine kimlik kartı yerine rozet verilecek.
— Teklife göre, milletvekilleri kamuya ait sosyal tesislerden, o tesislerin en üst düzey yöneticisinin imkanları dikkate alınarak yararlanacak.
— Teklifle ayrıca milletvekillerinin maaş dışındaki ödenek ve yolluklarının da Başbakanlık Müsteşarı’na denkliği düzenlenecek.
— Bunun yanı sıra, milletvekilleri, eski milletvekilleri ve dışarıdan atanan bakanlara silah taşıma ve bulundurma ruhsatı verilecek.
Meclis Başkanlığı’na sunulan kanun teklifi, ilerleyen günlerde ilgili komisyona sevk edilecek.
Beşiktaş Kulübü, yeni İnönü Stadı projesi ile ilgili son izni de aldı. Yönetim Kurulu Üyesi Umut Güner, Anıtlar Kurulu’nun hazırladıkları son projeyi onayladığını açıkladı.
İnönü Stadı’nı yenilemek için Beşiktaş’ın önünde engel kalmadı.
Siyah-beyazlı kulübün sezon sonunda yıkıp yeniden yapmayı planladığı İnönü Stadı hakkında son karar, Anıtlar Kurulu tarafından verildi.
Kurul, yaptığı toplantıda Beşiktaş’ın hazırladığı son projeyi onayladı.
Konu ile ilgili açıklama yapan Beşiktaş Pazarlama Komitesi Başkanı ve yeni stadyum projesinden sorumlu yönetim kurulu üyesi Umut Güner, bu son karar ile İnönü Stadı’nı yeniden yapmak için alınması gereken izinleri tamamladıklarını belirtti.
Güner, “Anıtlar Kurulu, hazırladığımız son projeyi onayladı. Verilen izinde tarihi dokunun korunarak stadın yeniden yapılmasına onay verildi. Ligin bitiminden sonra belli bölümleri yıkarak inşaata başlayacağız” diye konuştu.
Almanya Federal İstatistik Dairesi tarafından yayımlanan verilere göre 2012, ülkeye 1995’ten bu yana en fazla göçmenin geldiği yıl oldu.
Bugün yayımlanan veriler, Avrupa Birliği’nde ekonomik krizle mücadele eden ülkelerden gelen göçmen sayısında önemli bir artış olduğunu ortaya koyuyor.
Rapor, ana hatlarıyla, 2012 yılında Almanya’ya gelen ve bu ülkeden göç eden kişilerin sayısını gösteriyor. Geçen yıl Almanya’ya göç edenlerin sayısı, bir önceki yıla kıyasla yüzde 13 artarak bir milyon kişiyi geçti. Bu sayı, 1995’ten bu yana görülen en yüksek göçmen sayısı.
Yaklaşık 700 bin kişinin ülkeden ayrılmasıyla, Almanya’nın 2012 yılında aldığı net göç, yine 1995’ten bu yana en yüksek sayı olan 369 bin oldu.
Avrupa Birliği ülkelerinden Almanya’ya gelen göçmen sayısı 2011 yılıyla karşılaştırıldığında yüzde 18’lik bir artış gösterdi.
Ekonomik krizden kaçış
GÖÇ ORANLARINDAKİ ARTIŞ* (2012)
İspanya %45
Yunanistan %43
Portekiz %43
Slovenya %62
Kaynak: Almanya İstatistik Dairesi
*2011-2012 yılları arasındaki artış oranı
Ağır borç yükü ve ekonomik sorunlarla uğraşan Euro Bölgesi ülkelerinden Almanya’ya göç edenlerin sayısında da büyük artış yaşandı. İspanya’dan göç edenlerin sayısında yüzde 45, Yunanistan ve Portekiz’den gelenlerin sayısında da yüzde 43’lük bir artış gözlendi.
Avrupa Birliği’nin daha yeni üyelerinden gelen göçmenlerin sayısı da bir önceki yıla göre arttı. Avrupa Birliği’ne 2004 yılında üye olan Slovenya’dan Almanya’ya göç edenlerin sayısındaki artış oranı yüzde 62 oldu.
Toplam göçmen sayıları dikkate alındığında, Polonya, hâlâ Almanya’ya en fazla göçmen gönderen ülke. 2012 yılında 176 binden fazla kişi Polonya’dan Almanya’ya göç etti.
Almanya’ya gelen göçmenlerin yaklaşık yüzde 75’i güney ve batıdaki beş eyalette, Baden-Württemberg, Bavyera, Hesse, Aşağı Saksonya ve Kuzey Ren Vestfalya’da yerleşti.
‘Sosyal hizmet yardımı süresi uzatılmalı’
Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan tasarıya göre, üye ülkelerin, bir başka Avrupa Birliği ülkesinde çalışmak isteyen vatandaşlarına verdiği sosyal destek süresinin uzatılması öngörülüyor.
Tasarının onaylanması durumunda, halen üç ay olan sosyal hizmet yardımı süresinin altı aya çıkarılması planlanıyor.
Üç aylık sürenin, bir başka ülkede iş bulmak için yeterli olmadığını belirten Avrupa Komisyonu’nun tahminlerine göre, yeni bir ülkede iş bulma süresi ortalama olarak 16 ayı buluyor.
Halen uygulanan sisteme göre, üç aylık ilk sürenin dolmasının ardından hâlâ iş bulamamış olan göçmenlerin kendi ülkelerine dönerek sosyal hizmet yardımı için yeniden başvuruda bulunmaları gerekiyor.
Avrupa Komisyonu, bu uygulamanın, göçmenlerin iş arama sürecini sekteye uğrattığını ve uzatılması gerektiğini düşünüyor.
Sincan 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nde bulunan kanser hastası İrfan Eskibağ, hayatını kaybetti. Beklenen Adli Tıp raporunun bir türlü tamamlanmaması üzerine Eskibağ, son nefesini ailesinin yanında veremedi.
3. Yargı Paketi’yle, ‘ağır bir hastalık veya sakatlık nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen ve toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen mahkûmun cezasının ertelenmesi’ öngörüldü. Ancak bu düzenlemeye rağmen, ağır hastaların tahliye talepleri ‘Adli Tıp Kurumu’ndan rapor şartı’ nedeniyle reddediliyor.
Bu uygulamanın son kurbanı ise Sincan 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nden pankreas kanseri hastası İrfan Eskibağ oldu. 10 yıldır cezaevinde kalan ve 2011 yılında kansere yakalanan Eskibağ, önceki gece öldü. Eskibağ’ın cezaevi koşullarında tedavisinin sürmeyeceği yönünde hastane raporları cezaevi idaresi ve infaz savcılığı için yeterli bulunmadı. Savcılık, Adli Tıp Kurumu’ndan rapor beklenilmesini şart koştu. Ancak beklenen rapor bir türlü gelmeyince, Eskibağ, son günlerini ailesinin yanında değil cezaevinde geçirmek zorunda kaldı. İrfan Eskibağ’ın cenazesi, Keçiören’deki Adli Tıp Kurumu’nda yapılan otopsinin ardından ailesine teslim edildi. İHD verilerine göre hapishanelerde 121’i ağırlaşmış, 108’i acil tedaviye ihtiyaç duyan 411 hasta var. Benzer bir durum da Kandıra Cezaevi’nde yaşanıyor. Testis kanserine yakalanan Mete Diş isimli tutuklu için mahkemenin istediği Adli Tıp raporu 1.5 aydır gelmedi.