Ana Sayfa Blog Sayfa 4317

5. TRT Belgesel Günleri başladı

Kirli Savaşlar filmiyle açılışı dün yapılan Trt Belgesel[1] Ödülleri kapsamında, finale kalan filmlerin halka açık ve ücretsiz gösterimleri[2], 9-12 Mayıs 2013 tarihleri arasında İstanbul’da,  “5.TRT Belgesel Günleri[3]” çerçevesinde, yönetmenlerinin de katılımıyla gerçekleştirilecek.

 

Belgesel gösterimleri açılışında Richard Rowley'in "Kirli Savaşları" izlendi

Finalist filmler,İstanbul’da, Harbiye’deki TRT İstanbul Radyosu ve Notre Dame De Sion Fransız Lisesi salonlarında gösterilecek, farklı salonlarda da gösterim yapılacak.

http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=N2D82_l9EYo

Amatör ve profesyonel belgesel filmcileri desteklemek, belgesel türünün gelişmesi ve yaygınlaşmasına katkıda bulunmak, çeşitli ülkelerden farklı ve yüksek nitelikli belgesel filmlerin seyirciyle buluşmasını sağlamak amacıyla bu yıl 5.’si düzenlenen “TRT Belgesel Ödülleri”nebugüne kadar 432 belgesel film başvurusu yapıldı. Uluslararası Kategori’ye bu yıl 54 ülkeden 285 film başvurdu.

Yarışma,uluslararası ve ulusal olmak üzere iki ana kategoride; Ulusal Yarışma ise Amatör ve Profesyonel olarak iki alt kategoride düzenleniyor.Yarışmaya bu yıl, 285’i 53 farklı ülkeden olmak üzere, 432 belgesel film için başvuru yapıldı. Seçici kurullar, Ulusal Amatör Kategori’de 108 eser arasından 14, Ulusal Profesyonel Kategori’de 38 eser arasından 9, Uluslararası Kategori’de ise 285 eser arasından 17 eseri finale kaldı.

Etkinlikler, 13 Mayıs 2013 tarihinde yapılacak ve canlı yayınlanacak Ödül Töreni/Gala Gecesi ile son bulacak.

Belgesel günlerinin internet adresi trtbelgesel.com/tr/ 

Haber: Büşra Akman

(Yeşil Gazete)

Türkiye’nin sera gazı emisyonları artmaya devam ediyor

Türkiye, her yıl olduğu gibi, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sekreteryası’na ulusal emisyon envanter raporunu sundu.

Bu raporlar, her sene iki yıl öncesinin datasını içeriyor. Yani 2013 yılında sunulan rapor bize 2011 yılındaki emisyonumuz hakkında bilgi veriyor. (Küresel düzeyde de böyle sunuluyor raporlar)

Raporda iki tür emisyon datası var: LULUCF’li veriler ve LULUCF’siz veriler.

LULUCF (land use, land use change forestry); arazi kullanımı, arazi kullanımı ve orman alanlarındaki değişiklik demek.

Yani, verilerden biri ülkenin emisyonunu gösterirken diğeri, ülkedeki ormanlık alanlardaki karbon yutaklarının ne kadar karbon yuttuğunu ve net emisyonun ne olduğunu gösteriyor.

Verilerden özet aşağıda:

2011 yılı LULUCFsiz emisyonumuz: 422.415,82 Gigagram (1000 ton = 1 Gg)[1]

  • Bu veriye göre; 2010 yılı ile karşılaştırdığımızda verimizi yüzde 5.3 oranında emisyon arttırmışız.
  • Sözleşmenin aldığı temel yıl olan 1990 yılı ile karşılaştırdığımızda ise; emisyonumuz  1990 yılı seviyesinin yüzde 124.1 yükseltmişiz.
  • Yine 2011 yılı; 1990lardan beri en yüksek emisyon değerimize denk geliyor. Zaten biri hariç her ulusal bildirimde; ülke olarak yeni rekorlar kırmışız. (Sadece 2008 yılında bir azalma var, dikkat ederseniz o da küresel kriz yılı). Gurur duymak mı lazım; ağlamak mı size bırakıyorum.
  • 2010 yılı nüfusumuz; 73 milyon 722 bin 988[2]; eğer kişi başı emisyonu hesaplarsak, yıllık kişi başı 5,45 ton; 2011 nüfusumuz ise 74 milyon 724 bin 269[3], eğer kişi başı emisyonu hesaplarsak yıllık kişi başı emisyonumuz ise 5,65 ton. Yani kişi başı emisyonumuz yüzde 3.6 arttırmışız. Yıllık emisyon artışımızı sadece nüfusa bağlayamayız; kişi başı karbon emisyonumuz da artmış.

2011 yılı LULUCFli emisyonumuz: 378.775,57 Gigagram (1000 ton = 1 Gg)[4]

  • Bu veriyi; bir yukarıdaki veriden çıkardığımızda ülkemizdeki karbon yutağı miktarını buluyoruz:  43.640,26 Gglık karbonu ormanlık alanlarımız yutmuş.
  • 2010 yılı karşılaştırdığımıza; yüzde 4.7 lik artış görüyoruz.
  • Temel yıl olan 1990 ile karşılaştırma ise; yüzde 118,9 artış gözümüze çarpıyor.
  • Bu veriler; Türkiye’nin yutak alanını arttırdığını söylüyor bize. Tabi ki, ormanlaşma durumumuzun arttığı bilgisine ne kadar güvenebilirsek.

Yani; o kadar senaryoya, her türlü tartışmaya rağmen, artan kuraklıklara, sellere rağmen, bir yandan giderek düzensizleşen günlük sıcaklıklara rağmen, halen emisyomuzu arttırmaya devam ediyoruz.

Yapımı devam eden, planlanan termik santralleri de gözümüzün önüne getirdiğimizde, Türkiye’nin daha uzun yıllar boyunca, emisyon rekoru kırmaya devam edeceğini  varsayabiliriz.

Yıllık kişi başı emisyon artışını ile üç çoçuk politikalarını da hatırlayınca, kesin bu alanda “kalkınmaya” devam edeceğiz.

Vay halimize;

 

Direniş ve mekan – Metin Yeğin

Castels; meydanlar, anıtlar ve anıtsal yapıları, ideolojik yapının taşıyıcılığını yapıyor diye tanımlarken, aksine bir meydanın, yılda bir kere de olsa ele geçiriliyor olmasının, o ideolojiyi kırmak olduğunu da söylemek istiyordu mutlaka. Çok şükür ki 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı Taksim Meydanı’nda kutlanmasını engellemek isteyerek, her geçen gün manasızlaştırılmış sokaklarımıza yine direniş ruhu katan hükümet oldu. Ortasındaki koca bir çukurla, karnı deşilerek yok edilmek istenen Taksim Meydanı, yine bir arzu nesnesi olarak, direnişin merkezi halini alıyor.

Lefebvre ise 1968 eylemlerindeki barikatları, okul işgallerini mekansallığa işaret eden bir şey olarak tanımlarken, tam anlamıyla 1 Mayıs meydanı olarak Taksim’i anlatıyordu. Barikatlar ve direniş, kendine mekan yarattığında siz artık mekanın ele geçirilmesinden mutlak olarak etkilenirsiniz. Uzun süre iktidar olmanın sersemleştirdiği, her hangi bir hükümetin kavrayamadığı tam olarak budur. Sizi oradan alaşağı edebilmek için mutlak olarak meclis binalarının, resmi konutlarınızın, ordularınızın sevk ve idare merkezlerinin, radyo ve televizyon istasyonlarının ele geçirilmesine gerek yoktur. Direnişin yarattığı mekan üzerine yürüyen mücadele, her şeyi belirler. Bir bakmışsınız kendinizi her şeye muktedir hissettiğiniz mekanınız, parlamento ya da başkanlık, başbakanlık binanız, dışarıdan kapısı kilitlendiğinde hapsedildiğiniz kafese döner. Nasıl ki Mısır’da Tahrir Meydanı yıktıysa kokuşmuş Mübarek rejimini, ya da Yunanistan’da Albaylar cuntasını Politeknik Üniversitesi işgali kovduysa, Taksim Meydanı da direniş mekanı olarak, simgesel bir  iktidarkovar halini almıştır artık.

Bu nedenle Taksim’e çıkmayı ideolojik olarak nitelendirenler tabii ki çok haklıdırlar. Mekan ideolojinin elle tutulur halidir ve belki de onu metafizik halinden tek kalıcı gerçeğe dönüştürebilen durumundadır. İronik bir benzetme olsun diye tanımlarsam “katı olan her şeyin buharlaştığı” dünyada, buharlaşmış ideolojinin katılaşmış halidir mekan. Bu yüzden kentin ana artellerinde yer alan finans kuleleri tam anlamıyla neo-liberalizmin simgesel yapılarıdır. Ortaçağ’ın etrafı hendeklerle çevrili kale surları yerine, kamera hendekleriyle korunan camdan penisleri andıran kuleler, neoliberalizmin ana taşıyıcısı, finans kapitalin görkemli merkezleridir. Bütün feodal şatolar gibi duvarların yüksekliği, asıl olarak dışarıdan gelen düşmanlara değil kendi halkına karşı inşa edilmiş olmasıdır. Finans kulelerin yüksekliği de iktidarlarına ulaşamayacağımız duygusu yaratmasıdır.

Genellikle, en azından gazete de yapmadığım, bir konuyu kavramsal olarak anlatmaya çalışmamın nedeni ise yine gerillanın barışına ilişkin aslında. Guatemala’da ülkenin yüzde 40’ını elinde bulunduran gerillanın barış anlaşmasından hemen sonraki seçimde sadece 4.2 oranında oy alabilmesi, 4 yıl sonra sadece 3.7 oy alabilmesinin nedenini gerilla komutanlarına sorduğumda, “Bu futbol oynarken, birden basketbol oynamaya başlamanıza benziyor. Yani daha önce çok iyi gol atabilirsin ama şimdi basketbol oynuyorsun” diye tanımlıyorlardı. Bu gerilla etkinken, her türlü baskıya rağmen, katılınmış seçimlerdeki duruma da benzemez. Çünkü artık “basketbol” oynanmaya başlamıştır. Bu yüzden yeni dönem için tercih edilen sol-işçi çizgisi, her türlü çabaya karşı Diyarbakır’daki 1 Mayıs’a katılımında kendisini göstermiştir. Kolaycı bir açıklama yaparsak, Diyarbakır’da kaç işçi! vardır ki 1 Mayıs’a katılsın. İşte tam bu nedenle, yeni bir direniş mekanı olarak kent toprakları doğrudan, hızla kadınlara dağıtılması gereklidir. Bu cinsiyet özgürlükçü paradigmanın, kendi mekanını yaratması, yeni bir direniş-mekan odağı inşa etmesidir.

Yeniden ve yeniden; kent toprakları kadınlara…

 Metin Yeğin – Özgür Gündem

Mars’a yolculuk için 80 bin başvuru

Mars’a insan göndermeyi amaçlayan projeler arttıkça, Kızıl Gezegen’de yaşamayı hayal edenlerin sayısı da artıyor. Bu hayali kovalayan projeler arasında yer alan ve Mars macerasını televizyon programına dönüştürmeyi amaçlayan Mars One, birkaç ay içinde 80 bin başvuru aldı.

Hollanda merkezli Mars One şirketi, yaklaşık bir yıl önce Mars’ta koloni kurmayı ve bu macerayı bir televizyon şovuna çevirmeyi amaçlayan projesini duyurdu. Şirket, 2023’te gerçekleştirilecek geri dönüşü olmayan yolculuk için dört erkek ve dört kadının seçileceğini duyurdu.
Guardian’ın haberine göre, şirketin hiç de kolay olmayan projesi için sadece iki hafta içinde 80 bin kişi başvuru yaptı. Başvuruların, 120 ülkeden geldiği belirtildi.
Mars One, gönüllülerin ne roket biliminde ne de astronomide uzman olması gerektiğini belirtiyor. Gönüllülerde aranan iki özellik, en az 18 yaşında olmaları ve çelik gibi sinirlere sahip olmaları.
Şirket, Mars’a yapılacak yolculuk için ana eğitim ve uzay aracı inşasının 2016-2022 arasında gerçekleşeceğini açıklamış, baş edilmesi gereken en büyük sorunun ise yolculukta maruz kalınacak radyasyon olduğunu belirtmişti.
Ancak yolculuğun başarılı olması halinde on binlerce insan arasından seçilecek gönüllülerin karşılacağı çok sayıda başka sorun da var: Mars’ta temiz su yok, hava solunamıyor, gezegen radyasyon fırtınaları altında kurumuş durumda ve yüzey sıcaklığı pişmeniz için ideal.

Neden gitmek istiyorsunuz ?
Mars One, bir hayal olmadığını açıkça ortaya koydukları projelerinde yer alacak gönüllülerin, verecekleri karardan emin olmalarını istiyor.
Amerika’da 38 dolar olan başvuru bedeliyle yolculuk için aday olabilirsiniz. Başvurunun ardından, ‘Neden Mars’a gitmek istediğiniz  ve ‘Dünya’ya dönmeyecek olmanın nasıl bir his oluşturduğu’ gibi soruları cevaplıyorsunuz. Dahası, espri anlayışınızın nasıl olduğu da merak ediliyor.
Mars One’ın sağlık yetkilisi Norbert Kraft, “Seçeceğimiz insanlar belli bir özgemişe sahip olan insanlar olmayacak… Görevine en bağlı, en yaratıcı, dirençli ve motivasyonu yüksek insanları seçeceğiz” dedi.
7 yıllık eğitim yetmeycek
Mars One, 2015 itibarıyla 28-40 gönüllü belirleyecek. Gönüllüler, farklı gruplar halinde 7 yıl süren bir eğitimden geçecekler. Ancak bu Mars’a gitmeleri için yeterli olmayacak.
Yıllar süren eğitim sonrasında, kimin Mars’a gideceği, Mars One şovunun izleyicileri arasında yapılacak oylamayla belirlenecek.
Ancak bu noktaya gelinebilmesi için, Mars One’ın yıllar sürecek bir bağış kampanyası ve Ar-Ge çalışması yapması gerekiyor. Şirketin kurucularından Bas Landsorp, Los Angeles Times’a yaptığı açıklamada, ‘Mars’a insan göndermek ve orayı yaşanabilir kılmak için 6 milyar dolara ihtiyaçları olduğunu, televizyon şovuyla bu parayı toplayabileceklerini’ söyledi.

Meksika’da Popocatepetl Yanardağı, faaliyete geçti

0
Meksika’nın başkenti Meksiko’nun doğusundaki Popocatepetl Yanardağı’nın faaliyete geçtiği ve kül püskürttüğü bildirildi.

Ulusal Afet Önleme Merkezi, 5 bin 450 metre yüksekliğindeki volkanda 8 saatlik aralarla patlamalar meydana geldiğini açıkladı.

Yanardağın püskürttüğü küllerin, bölgede etkili olan şiddetli rüzgar nedeniyle kuzeydoğudaki Puebla kentine doğru savrulduğu belirtildi.

Sık sık kül ve kor haline gelmiş kaya parçaları püskürten Popocatepetl Yanardağı’nda son yüzyılın en şiddetli patlaması, 18 Aralık 2000’de meydana gelmiş ve dağın eteklerinde yaşayan binlerce kişi bölgeyi terk etmek zorunda kalmıştı.

 

Başbakanlık: Başbakanımız Suriye’ye asker göndermekten bahsetmedi!

Başbakanlık, Başbakan Erdoğan’ın, ABD askerlerinin Suriye’ye gönderilmesini destekleyip desteklemeyecekleri yönündeki soruya verdiği “En başından beri… Biz ‘evet’ derdik” cevabını düzeltti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “ABD, Suriye’ye karadan girerse destekleriz” sözlerine Başbakanlık’tan yalanlama geldi. Başbakanlık’tan yapılan açıklamada, “Sayın Başbakanımız, Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgeye asker gönderme ihtimalinden ya da buna destekten asla söz etmediği gibi, bu hususlarda herhangi bir değerlendirme de yapmamıştır” denildi.

Başbakan Erdoğan’ın Amerika’nın NBC televizyonuna verdiği özel röportajdaki bazı sözlerine Başbakanlık tarafından açıklık getirildi.

Başbakanlık’tan yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

“Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’da 09 Mayıs 2013 tarihinde NBC televizyonuna verdiği özel demeçten hareketle yapılan bazı haberlerin gerçeği yansıtmadığı gözlenmektedir.

Sayın Başbakanımız, söz konusu mülakatta, Suriye’de uçuşa yasak bölge oluşturulmasıyla ilgili bir soruyu harfiyen şu şekilde cevaplamıştır:

Biz tabii başından itibaren bu işe olumlu bakıyoruz: Şu anda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (bunu) masaya yatırır(sa); böyle bir kararı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi alacak olursa biz buna olumlu bakarız. Ve üzerimize düşeni de yaparız. Burada Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin üzerinde çok önemli bir görev var. Özellikle de Rusya ve Çin’.

Mülakatın Türkçe deşifresinden aynen aktarılan bu bölümden de açıkça anlaşılabileceği üzere, -bazı basın yayın organlarındaki haberlerin tam tersine- Sayın Başbakanımız, Amerika Birleşik Devletleri’nin bölgeye asker gönderme ihtimalinden ya da buna destekten asla söz etmediği gibi, bu hususlarda herhangi bir değerlendirme de yapmamıştır.

Erdoğan’ın ne dediği iddia edilmişti?

Başbakan  Erdoğan, “ABD Suriye’ye karadan girerse destekleriz” dediği iddia edilmişti.

Erdoğan, ABD’de yayın yapan NBC News televizyonuna verdiği özel röportajda Suriye hükümetini kendi halkına karşı kimyasal silah kullanmakla suçlarken, ABD’den de daha sert bir tavır sergilemesini istemişti.

Erdoğan ABD askerlerinin Suriye’ye gönderilmesini destekleyip desteklemeyecekleri yönündeki soruya da “En başından beri… Biz ‘evet’ derdik” yanıtını vermişti.

 

DTÖ’nün yeni direktörü Brezilyalı Azevedo oldu

Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) direktörlüğüne, Brezilyalı Roberto Azevedo seçildi.

DTÖ Direktörü Fransız Pascal Lamy’nin ardından görev yapacak direktörün seçimi için 1 Mayıs’ta başlayan üçüncü etap görüşmeler sonuçlandı.

Lamy ve seçici kurul, 159 üye ülkenin delegasyonları ile son tura kalan Brezilyalı Roberto Azevedo ve Meksikalı Herminio Blanco üzerinde görüşmelerini tamamladı.

Görüşmeler sonucunda Azevedo, DTÖ direktörlüğüne seçildi. Direktör Lamy’nin, bugün Genel Konsey’e üzerinde uzlaşılan Azevedo’nun ismini bildirmesi bekleniyor.

Lamy, 2005 yılından beri iki dönemdir DTÖ’nün direktörlüğünü yapıyor. Azevedo, 1 Eylül 2013 itibarıyla göreve gelecek ve dört yıllığına seçilmiş olacak.

Gelecek hafta yapılacak Genel Konsey oturumunda Azevedo’nun direktörlüğünün resmen onaylanması bekleniyor.

55 yaşındaki Azevedo, 2008 yılından bu yana Brezilya’nın DTÖ nezdindeki büyükelçiliğini yapıyordu. Azevedo, daha önce de önemli ticari davaların çözümlerinde avukat olarak görev üstlenmişti.

Çok taraflı ticaret sisteminin yasal ve kurumsal organı olarak 1995’te kurulan DTÖ, toplu görüşmeler ve müzakereler yoluyla ülkeler arasında ticari ilişkilerin geliştirildiği bir platform olma özelliğini taşıyor.

(DW)

Mark Cavendish’ten ikileme

0

İtalya Bisiklet Turu’nun altıncı etabını Omega Pharma-Quick Step’in Britanyalı sprinteri Mark Cavendish kazandı.

İki yıl önce bugün İtalya Bisiklet Turu’nun üçüncü etabı koşulurken yaşamını yitiren Wouter Weylandt’ı anma gününde Mark Cavendish zafere ulaşan oldu.

Mola di Bari ile Margherita di Saviola arasında koşulan 169 kilometrelik etabı sprint finişiyle kazanan Omega Pharma – Quick Step’in Britanyalı bisikletçisiMark Cavendish, 2013 İtalya Bisiklet Turu’ndaki ikinci etap galibiyetini elde etti.

Mark Cavendish, İtalya Bisiklet Turu’nun açılış etabında da zafere ulaşmıştı.

Cannondale’den Elia Viviani ikinci sırayı alırken Matthew Goss da podyumu tamamladı.

Katusha’nın İtalyan bisikletçisi Luca Paolini, genel klasmandaki liderliğini korudu.

İtalya Bisiklet Turu’nun yedinci etabı yarın Sal Salvo – Pescara arasında koşulacak.

Kardemir’de grev kararı alındı

Karabük Demir Çelik Fabrikaları (Kardemir) ile yetkili sendika arasında Ocak ayında başlayan toplu iş görüşmelerinde anlaşma sağlanamayınca grev kararı alındı. Çelik-İş Sendikası Genel Başkan Cengiz Gül tek isteklerinin işçilerin emeğinin karşılığını alması olduğunu söyledi.

Kardemir ile Çelik-İş Sendikası arasında Ocak ayında başlayan toplu iş sözleşmesi görüşmeleri uzlaşma sağlanamadı. Bunun üzerine grev kararı alan sendika yöneticileri bugün, işçilerle fabrikada bir araya gelerek gelişmeler hakkında bilgi verdi. Görüşmeye yaklaşık 3 bin işçi ellerinde “Zafer birlik ve beraberlikle gelecek”, “Kavgamız emek ve ekmek kavgası”, “İşçiyiz, haklıyız, kazanacağız”, “Üretiyoruz, istiyoruz alacağız”, “Aç kalsakta beraberiz”, “Potalarda eriyen biziz, siz çelik sanırsınız”, “Ne azını, ne fazlasını alın terimizi istiyoruz” yazılı dövizlerle katıldı.

Çelik-İş Sendikası Genel Başkanı Cengiz Gül grev kararı almak zorunda bırakıldıklarını belirterek, “Bu süreçte çok kararlıyız. 10 yıl Kardemir bacası dedik ve 10 yıl bu işçi verdi. İlk defa 10 yıl sonra işçi ‘benim ailemin de bir bacası var’ diyor. ‘Kardemir’in de, benim de bacam tütsün’ diyor. Bu çok masum, çok arzulu bir taleptir. Kardemir’in yakıtı biziz. Biz yanarız ama kül olmayız, bunu herkes böyle olsun. Grev kararı alamaz diye kaygıları olanlara grev kararını alarak geldim” dedi.

Grev kararı aldıkları için mutlu ve sevinçli olmadıklarını söyleyen Gül, “Grev kararını davullarla, zurnalarla almadık. Biz Karabük’ün bacalarının yarın tütmemesine sevinçle bakmayacağız. Ama bilinsin ki toplu sözleşme imzalanmazsa 7 günlük bir yasal süre sonrasında hiç merak etmeyin uygulama tarihini alarak huzurunuza geleceğiz. Tek isteğimiz işçilerin emeğinin karşılığını aldığı bir sözleşme yapmak” diye konuştu.

Cengiz Gül konuşmasının sonunda işçilerle birlikte fabrika çıkışına kadar yürüdü.

Bangladeş’te ölü sayısı 1000’i aştı

0

Bangladeş’in başkenti Dakka’da 2 hafta önce çöken iş merkezinde hayatını kaybedenlerin sayısı 1021’e ulaştı.

Bangladeş polisi, 24 Nisan’da çöken 8 katlı Rana Plaza’nın enkazında arama çalışmalarının sürdüğünü, yeni çıkarılan cesetlerle ölü sayısının 1021’e ulaştığını açıkladı. Çöken iş merkezinde işçiler çok düşük ücret karşılığında dünyaca ünlü Mango, Benetton, Zara gibi markaları üretiyordu.

Deforme olan cesetlerin kime ait olduğunun tespiti amacıyla DNA testi yapılacağı bildirildi. İş merkezindeki 5 konfeksiyon atölyesinde 3 binden fazla işçi çalışıyordu.

Ülkede şimdiye kadar yaşanan en büyük toplu iş cinayeti olarak gösterilen olay, Bangladeş’teki 20 milyon dolarlık konfeksiyon sektöründeki fabrikalarında kötü çalışma koşullarını yeniden gündeme getirdi.

(sol)