Ana Sayfa Blog Sayfa 4228

[Son Dakika] Gezi Parkı’na girişe izin yok!

Akşam GeziParkı’na düğün ve forum için çağrı yapılmıştı. Saat 17.15’ten itibaren Çevik kuvvet polisleri TaksimGezi Parkı girişine izin vermiyor.

Antalya’dan Gezi Parkı’na ‘Adalet Yürüyüşü’

Antalya’dan 4 kişi, Gezi Parkı olaylarına ilişkin yaklaşık bin kilometrelik ‘Adalet Yürüyüşü’ başlattı. Antalya Cumhuriyet Meydanı’ndan başlayıp İstanbul Gezi Parkı’na kadar sürmesi planlanan yürüyüşte protestocular, Burdur’un Çeltikçi İlçesi’ne ulaştı.
Kadir Cenbek, Batuhan Yücel, Ulaş Çakar ve Canberk Apiş isimli biri üniversite öğrencisi 4 kişi, Gezi Parkı olaylarında hayatını kaybeden, yaralanan ve şiddete maruz kalanlar için, 30 gün sürmesi planlanan ‘Adalet Yürüyüşü’ başlattı. 18 Temmuz Perşembe akşamı, 24.00’te Antalya Cumhuriyet Meydanı’ndan yola çıkan 4 kişi Burdur, Isparta, Afyonkarahisar, Eskişehir, Ankara, Bolu, Sakarya, Kocaeli ve İstanbul olarak belirledikleri güzergahta yürüyorlar. Dha’nın haberine göre, dün Burdur’un Bucak, bugün de Çeltikçi İlçesi’ne varan protestocular, şu ana kadar bir sorunla karşılaşmadıklarını söyledi.

Hava sıcaklığı nedeniyle gündüzleri dinlenip uyuyan, geceleri yürüyen 4 genç, yürüyüşün istedikleri mesafede herkese açık olduğunu belirtti.

Yürüyüşçülerden Kadir Canbek, “Yürüyüş katılıma açık, ancak tek şartımız, bu yürüyüşü hiçbir siyasi partinin çatısı altına sokmamak” dedi.

Canbek, yürüyüşün amacıyla ilgili olarak da şunları kaydetti:

Gezi olaylarında hayatını kaybeden ve onların yargılanmadığı, sadece yasal haklarını kullanan insanların gözlerini yitirdiği, şiddete maruz kaldığı ve bunu yapanların yargılanmadığı bir adalet düzenine tepki için Gezi Parkı’na kadar yürüyüşümüz sürecek.”

Sınırdan gelen kurşunlar 5 askeri yaraladı

Suriye sınırında 19 Temmuz akşam ve geceyarısı devriye görevi yapan askerlere ateş açıldı. Açılan ateş sonucunda beş asker yaralandı. Askerlerin hayati tehlikesinin bulunmadığı bildirildi. Suriye tarafında ise ölü ve yaralılar bulunuyor.

Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre Türkiye-Suriye Hududunda, 2’nci Hudut Alay Komutanlığı Kıyıgören Hudut Karakolu sorumluluk bölgesinde 19 Temmuz Cuma günü saat 17.30’da Asi Nehri kenarı boyunca iki Taktik Tekerlekli Zırhlı Araç (TTZA) devriye görevine çıktı. Siyasi sınıra 10 metre uzaklıkta Asi Nehri’nin Türkiye tarafında içinde mazot olduğu değerlendirilen bidonlar tespit edildi.

Bir zırhlı aracın himayesinde, diğer bir zırhlı araçtan indirilmiş personel tarafından mazot dolu bidonlar nehirden çıkarılmaya çalışılırken, Suriye tarafından sık ağaçlıklı bir bölgeden ateş açıldı.

Açılan ilk ateşte bir uzman çavuş ve bir er hafif şekilde yaralandı. Bunun üzerine ateşin geldiği Suriye tarafındaki bölgeye piyade tüfeği ve makineli tüfekle karşı ateş açıldı, bölgeye takviye olarak bir Zırhlı Muharebe Aracı (ZMA) daha sevk edildi.

Yeşiller/Sol Bursa: Saç saça kavga etseler mutlu mu olacaktınız?

BDP Milletvekili Sebahat Tuncel ile Bursa’da el ele katıldığı barış yürüyüşü nedeniyle bazı CHP’lilerin sert tepkisine hedef olan CHP Bursa Milletvekili Sena Kaleli’ye Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşiller/Sol) destek verdi.
Yeşiller/Sol açıklamasında, “Kaleli ve Tuncel el ele tutuşmak değil de, ‘saç saça’ kavga etselerdi Sena Kaleli’yi alkışlayacak mıydınız?” denildi.
Yeşiller/Sol Bursa İl Örgütü Eş Sözcüleri Mediha Özdemir ve Yüksel Akgün yaptıkları açıklamada, “Kaleli’nin BDP milletvekili ile el ele poz vermesi kabul edilemez” diyenlerin bu tutumun kabul edilemez olduğunu ifade ederek, barış için çaba gösteren, katkıda bulunan herkesi sevgiyle kucakladıklarını bildirdiler.

Geçtiğimiz cumartesi günü Bursa’da “Barış İçin Bursa Kadın Girişimi” tarafından “Eşitlik, Özgürlük, Barış İstiyoruz” sloganı ile yürüyüş yapıldığını belirten Özdemir ve Akgün, inisiyatifin siyaset üstü, ama farklı görüş ve siyasetlerden kadınların katılımı ile oluştuğunu hatırlattılar.

Grupta CHP’li, BDP’li, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nden kadınlar olduğu gibi demokrat, sosyalist ve muhafazakar/dindar kadınların da yeraldığına dikkat çekilen açıklamada, CHP Bursa Milletvekili Sena Kaleli ile BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in de birer konuşma yaptıkları ifade edildi.

Bu durumun barıştan yana olan tüm kesimlerde barış umudunun artmasına neden olan ve sevinçle karşılandığının altı çizilen açıklamada, “Ne yazık ki bu durum bazılarını çok rahatsız etmiş. Sosyal medyada ve yazılı basında,Sena Kaleli adeta ‘linç edilmek’ isteniyor. ‘Kaleli’den büyük risk’, ‘Kaleli’nin BDP milletvekili ile el ele poz vermesi kabul edilemez’ gibi sözlerle Kaleli’ye yönelik ağır eleştiriler yapılıyor” denildi.

Sena Kaleli’ye yönelik ‘siyasi linç’ girişiminin karşısında olunduğu ifade edilen YSGP Bursa İl Örgütü açıklamasında daha sonra şöyle denildi:

‘SAÇ SAÇA KAVGA ETSELER MUTLU MU OLACAKTINIZ?’

“Sena Kaleli’nin barış istediği için, barış talep edilen bir yürüyüşe katıldığı için siyasi lince tabi tutulmasının karşısındayız. Soruyoruz, barış istemek ne zamandan beri suç oldu? Kaleli eleştirilirken, BDP milletvekili ile aynı platforma yer alması ve el ele fotoğraf vermesi dile getiriliyor. BDP bu ülkenin yasal bir siyasi partisi değil mi? Yasal bir parti milletvekilini ‘yan yana gelinemeyecek’ kişi diye nitelemek nasıl bir anlayışın ürünüdür? El ele tutuşmak değil de, ‘saç saça’ kavga etselerdi Sena Kaleli’yi alkışlayacak mıydınız?

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak 30 yıldır bu ülkede 40 binden fazla insanımızın ölümüne neden olan Kürt sorununun barışçı biçimde, müzakere yoluyla acilen çözülmesini ve bu konuda başlatılan barış sürecinin hızla geliştirilmesini savunuyoruz. Barış, bir yandan ölümleri durdururken, diğer yandan ülkeye eşitlik, özgürlük ve demokrasi getirecektir.

Sena Kaleli’ye yöneltilen eleştirilerdeki nefret dilini ve ayrımcı anlayışı kınıyor, barış için çaba gösteren, katkıda bulunan herkesi sevgiyle kucaklıyoruz.”

(Bursaport)

Ali İsmail Korkmaz davasında son gelişme!

Eskişehir’de, Gezi Parkı odaklı protestolar sırasına öldürülen üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz’ın ölümüyle ilgili gözaltına alınıp serbest bırakıldıktan sonra yeniden yakalanan ve adliyeye sevk edilen S.K, tutuklandı.
Alınan bilgiye göre, Korkmaz’ı darbettiği iddiasıyla 15 Temmuz’da gözaltına alınan ve mahkeme tarafından serbest bırakılan S.K. ile ilgili soruşturmayı yürüten savcının itirazı üzerine şüpheli hakkında yakalama kararı çıkarıldı.

Bu karar doğrultusunda şüpheliyi evinde yeniden gözaltına alan polis ekipleri, S.K’yı sorgusunun ardından adliyeye sevk etti.

S.K, nöbetçi mahkeme tarafından tutuklandı.

“Gezi” sırasında çalışan fotoğrafçıya 7 yıl hapis istemi

Gezi Parkı olayları sırasında gözaltına alınıp bırakılan ve hakkında 7 yıla kadar hapis cezası istenen İtalyan fotoğrafçı Mattia Cacciatori “Şaka mı bu, ben sadece fotoğraf çekiyordum” dedi.

Gezi Parkı olayları sırasında Taksim’de gözaltına alındıktan sonra savcılıktan serbest bırakılan ve hakkında 7 yıla kadar hapis cezası istenen İtalyan fotoğrafçı Mattia Cacciatori, dava açılmasını hayretle karşılayarak, “Şaka mı bu? Ben orada sadece fotoğraf çekiyordum. Akıl dışı iddialar” diye tepki gösterdi.
İtalya’da çalıştığı özel bir fotoğraf ajansı için 22 Haziran’dan itibaren İstanbul’daki protestoları takip eden 24 yaşındaki Mattia Cacciatori, Taksim Dayanışması’nın çağrısıyla 6 Temmuz akşamı Gezi Parkı’na girmek isteyen gruplara polisin müdahalesi sırasında 59 kişiyle birlikte gözaltına alındı. Daha sonra savcılığa çıkartılan Cacciatori, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. İstanbul Cumhuriyet Savcılığı, aralarında Cacciatori’nin de bulunduğu 20 şüpheli hakkında hazırladığı iddianameyi tamamladı.
Hakkında, ‘Toplantı ve gösteri kanununa muhalefet’ ve ‘Görev yaptırmamak için direnme’ suçlarından 1 yıl 2 aydan, 7 yıla kadar hapis cezası istendiğini Doğan Haber Ajansı muhabirinden öğrenen Mattia Cacciatori, hayretler içerisinde kaldığını ve şok geçirdiğini söyledi. Serbest kaldıktan sonra İtalya’ya döndüğünü belirten Cacciatori, “Şaka mı yapıyorsunuz? Yoksa beni özel bir helikopterle almaya mı gelecekler?” diye gülerek, “Akıl dışı iddialar bunlar” dedi.
Herhangi bir suçlama olmadan savcılıktan serbest bırakıldığını savunan Cacciatori, “Eğer bu suçlamalar doğru ise sadece gülerim. Çünkü ben ne bir aktivistim ne de polise falan direndim. Beni kolumdan çekiştirerek otobüse götürdüler ve ben de sakin bir şekilde onlarla birlikte yürüdüm” diye sözlerini sürdürdü.
Şu an Milano’da olduğunu söyleyen Cacciatori, “Ben sadece orada işimi yapıyor ve fotoğraf çekiyordum. Savcı da bana, ‘Sana karşı bir suçlama olacağını zannetmiyorum’ demişti. Bu yüzden bu iddiaları duyunca çok şaşırdım” dedi.
Özellikle savaş bölgelerinde çalıştığını ifade eden Cacciatori, “Bana henüz resmi bir bilgi ulaşmadı. Ulaşırsa da burada, İtalya’dayım ve kaçmıyorum” diye konuştu.

Avustralya sığınmacı kampında ayaklanma

Büyük Okyanus’taki Nauru adasında, Avustralya’ya ait bir sığınmacı gözetim kampında çıkan ayaklanma bastırıldı.

Kamptaki bazı binaların ateşe verildiği ve revirin büyük zarar gördüğü belirtiliyor.

Avustralyalı yetkililer, 150 kadar sığınmacının ayaklandığını söylüyor.

Kamptaki olaylar, Avustralya Başbakanı Kevin Rudd’ın ülkeye teknelerle gelen sığınmacılara yönelik sert önlemler açıklamasından hemen sonra başladı.

Görgü tanıklarına göre ellerinde pala ve çelik borular bulunan birçok Naurulu, çoğu İranlı olduğu belirtilen sığınmacıların kaçmasını önlemeye çalışan polise yardıma geldi.

Avustralya ABC televizyonuna göre mahkumlar mutfaktan aldıkları bıçaklarla ayaklandı. Olaylar sırasında en az dört sığınmacının ve bazı güvenlik görevlilerinin yaralandığı haber veriliyor.

Yetkililer, dört saat süren ayaklanmadan sırasında kaçan bazı sığınmacıların yakalandığını söyledi.

Teknelerle gelenler Papua Yeni Gine’ye gönderilecek

Başbakan Rudd, teknelerle Avustralya’ya gelenlerin Papua Yeni Gine’ye gönderileceğini açıkladı.

Başbakan’a göre sığınma başvurularının kabul edilmesi durumunda bile bu kişilerin Avustralya’ya değil Papua Yeni Gine’ye yerleşecek.

Rudd, amaçlarının ölümü göze alarak teknelerle zor koşullarda Avustralya’ya gelmeye çalışanları caydırmak olduğunu söyledi.

Son aylarda Avustralya’ya teknelerle gelen sığınmacıların sayısında önemli bir artış gözleniyor.

 

 

Cassini bugün Dünya’yı fotoğraflayacak

Amerikan Uzay ve Havacılık Dairesi NASA’ya ait Cassini uzay aracını yöneten bilim adamları, bu gece herkesin Satürn gezegeni yönüne bakarak el sallayıp gülümsemesini istiyor.

Satürn’ün yörüngesindeki Cassini uzay aracı, 15 dakika süreyle Dünya’nın fotoğrafını çekecek.

Satürn’ün Dünya’dan çok uzak olması nedeniyle herkesin evinin fotoğrafta sadece küçük bir piksel olarak yer alacağını belirten Cassini projesinden Carolyn Porco, yine de bu olayın ‘Dünya’daki yaşamı kutlamak için’ iyi bir fırsat olduğunu söyledi.

Cassini uzay aracının kameraları TSİ 00.27 ile 00.42 saatleri arasında 15 dakika boyunca fotoğraflar çekecek.

Dr. Carolyn Porco ve ekibi, çekilecek fotoğraflarla Satürn’ün ve gezegeni çevreleyen halkaların bir mozaik görüntüsünü oluşturacak. Sonuçta ortaya çıkacak fotoğrafın sağ alt köşesinde ise küçük bir nokta olarak Dünya görünecek.

Ortaya çıkacak fotoğrafın işlenmesi ve hazırlanmasının bir kaç gün süreceği belirtiliyor.

Cassini uzay aracı, benzer bir çalışmayı 2006 yılında da yapmış, o fotoğrafta Dünya sol üst köşede resmedilmişti.

Dr. Carolyn Porco, altı yıl önce yapılan çalışmada kullanılan sistemin ideal olmadığını belirtiyor. Bu gece yapılacak çekimde ise uzay aracının en yüksek çözünürlüğe sahip cihazları ve Dünya’yı doğal rengiyle fotoğraflayabilmek için en uygun filtreler kullanılacak.

Bunun yanısıra, Dünya’daki herkesin bu özel ‘fotoğraf çekiminden’ haberdar olacağını belirten Dr. Carolyn Porco, böylece herkesin bu önemli çalışmaya katkıda bulunabileceğini söyledi.

Cassini uzay aracının projesinden etkilenen ve Merkür’ü inceleyen bilim adamları da benzer bir çalışma yapacak.

Merkür’ü inceleyen Messenger uzay aracı da Cuma ve Cumartesi günleri Dünya’nın fotoğrafını çekecek.

Messenger her iki gün, TSİ 14.49, 15.38 ve 16.41’de Dünya’yı fotoğraflayacak.

Cassini’nin çekeceği görüntülerde, Avrupa, Orta Doğu ve Orta Asya karanlıkta kalacak. Ancak Messenger’ın çekeceği fotoğraflarda bu bölgeler de görülebilecek.

(BBC)

 

 

Economist’den Anti-Kapitalist Müslümanlar yorumu

Economist dergisi haberlerle ilgili kısa makalelerin toplandığı ‘Charlemange’ bölümünde bu hafta, Anti-Kapitalist Müslümanlar’ın ve grubun öncülerinden İhsan Eliaçık’ın Türkiye’de ‘Gezi protestolarında’ oynadıkları rolü konu alıyor.

Dergi, İhsan Eliaçık’ın “kirli sakalı, bol pantolonu, plastik terlikleri ve tespihiyle tipik bir muhafazakâr Müslüman olarak görülebileceğini” ama aslında “kesinlikle tersinin söz konusu olduğunu” söylüyor.

Economist’in makalesi şöyle devam ediyor:

İhsan Eliaçık, İstanbul’un laik Beşiktaş semtinde öğrenciler, hippiler ve eşcinsellerle beraber iftarda orucunu açtıktan sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı protesto ettiğinde alkışlanmıştı.

Eliaçık’ın öncülerinden olduğu Anti-Kapitalist Müslümanlar, Erdoğan ve AKP iktidarında zenginleştiğini söyledikleri yeni İslami burjuvanın rüşvet, kibir ve gereksiz gösterişi olarak gördükleri duruma öfkeliler.

Eliaçık, ‘İslam, sosyal hukuktan ibarettir; günde beş vakit namaz kılmak veya kadınların başlarını örtmesi gibi adetlerden değil. Kuralları basit: başkalarının canını yakma, çalma, yalan söyleme, yanlışın karşısında sessiz kalma ve doğaya saygılı ol.’ diyor.

Eliaçık: Kilisede haç çıkarmaya hazırım

 

Anti-Kapitalist Müslümanlar, Erdoğan’ın protestoları darbelere bağımlı, ahlaksız, laik ‘Beyaz Türklerle’ ezilmiş dindar ‘Siyah Türkler’ arasında süregelen savaşın bir parçası olarak gösterme çabalarına darbe vurdu.

Erdoğan ayrıca protestocuların Osmanlı döneminden kalma bir camide içki içip seviştiğini de söylüyordu. Ama protestocular Gezi Parkı’ndan polis tarafından zorla çıkarılmadan iki hafta önce, Anti-Kapitalist Müslüman arkadaşları namaz kıldıklarında etraflarında etten duvar ördüler.

Eliaçık ‘Bu deneyimden sonra kilisede haç çıkarmaya veya sinagogda menora (Yedi Kollu Şamdan) yakmaya hazırım.’ diyor. Gerçi Eliaçık, Twitter’da ‘diktatör’ ve ‘et kafa’ olarak hitap ettiği Erdoğan tarafından mahkemeye verildi.”

Dergi, ‘Erdoğan’ın imajının sarsılmış olmasına rağmen, kendi tabanında popülerliğini koruduğunu’ yazıyor ve makaleyi şöyle sonlandırıyor:

“ (…) Camilerde ibadet etmeyen veya oruç tutmayan ve uzun zamandır eziyet gömüş Alevilerle ortak yapılan bir iftar yemeğinde başka bir sınır aşıldı. Eliaçık o günü şöyle hatırlıyor: ‘Onların dans edişini izleyip onlarla daha sonra dua ettim. Bu çok kutsal bir andı.'”

 

3. Köprü, hukuksuzluk ve birkaç ağaç meselesi…- Sibel Yerdeniz

 

Ben küçükken annem, balkonumuzun önündeki iki ağacı ‘manzarayı’ görmesine engel olduğu gerekçesiyle mütemadiyen budardı -neredeyse köküne kadar- ve o zavallı ağaçlar  hiç bir zaman dallanıp, budaklanamazlardı.

Oysa sahip olduğumuz tek manzara o ağaçlardı.

Ağaçlardan daha iyi niyetli canlılar biliyor musunuz?

Şimdi yaşadığım yerin çok yakınında bir bölgede günde 8-10 bin tane ağaç kesiliyor. Hızla ve hiç ara verilmeden. Her gün!

Bütün bir orman, ağaçlar, ekosistem budanacak, on binlerce canlı yok edilecek ve birileri yerine ‘şahane’ bir manzara koyacak.

Yollar, köprüler, binalar, insanlar, insanlar ve insanlar… Hayal edin!

Kuzey ormanlarının en az üçte biri yok olacak, içme suyu havzalarımız daha da  kirlenecek, oksijenimiz giderek azalacak,  kentimizin su sorunu ağırlaşacak…

Ama ne gam? Durmak yok, yola devam…

29 Mayıs 2013 sabahı, hiç bir üst ölçekli plan kararına uygun olmayan; İstanbulluların yaşamsal gereksinimleri ile uzaktan yakından ilgisi bulunmayan; gelecekte temiz havaya suya ve toprağa erişmemizi imkânsız kılacak 3. Köprü projesinin temeli, Başbakan tarafından bir fetih havasında atıldı.

Böylece bir dünya, doğa ve kültür mirası olarak ilan ve tescil edilmesi gereken; 1. dereceden doğal sit alanı olan Boğaziçi hızla, büyük bir imar kirliliği ve rant sömürüsünün tehdidi altına girdi.

Hakkında açılmış onlarca itiraz ve yürütmeyi durdurma davası varken ihalesi yapılan ve temeli atılan 3. Köprü projesi, hukuk dışı biçimde yürütülmekte, tüm İstanbul’un yaşam kaynaklarından biri olan kuzey ormanlarına ve su havzalarına yönelik bir katliam gerçekleştirilmekte.

Köprü ayaklarında ve güzergâhında daha şimdiden yüzbinlerce ağaç kesildi ve kesilmeye devam ediyor.

1 Haziran’dan bu yana Belgrad Ormanı’nda en iyimser tahminle her gün en az 8-10 bin ağaç kesiliyor… İki yüz ayrı bölgede ağaç kesimi yapıldığını söylüyor konunun takipçisi STK’lar. “Bu işin yüklenicisi olan taşeron firma ya da firmalar  üçer dörder kişilik gruplarla iki yüz ayrı noktada ağaç kesiyorlar. Bunlar ağacı kesiyorlar, buduyor ve kamyonlarla taşıyarak istif bölgesine götürüyorlar… Bir ekibin her gün ortalama 50 ağaç kestiğini hesap edin…” diyorlar.

Bütün bunlar olurken, muhalefet partileri ve projeye şerh koyanlar köprünün adının ne olacağına kafa yoruyor!

Yine bütün bunlar olurken, bir kaç gün önce köprünün ‘yanlış güzergâhta seyrettiği’ haberlerini alıyoruz.

Ardından, Ulaştırma Bakanı “Sonradan fark edilen göç yolları ve su havzaları gibi ufak tefek problemlerden dolayı projede ‘hafif’ sapmaların olduğunu ve bunların ‘projeye işlenmesi’ gerektiğini, bütün sorunun da bundan ibaret olduğunu belirterek yüreğimize su serpiyor.

Yaklaşık iki buçuk milyon ağacın kesilmesinin planlandığını biliyorduk. Bakanın sözünü ettiği ‘hafif’ sapmaları da hesaplarsak eğer 3. Köprü yapılırsa nasıl bir doğa katliamına vesile olacağını siz hesaplayın.

Ama elbette sorun ‘bir kaç ağaç’ meselesi değil.

Sorun ‘bir kaç milyon ağaç’ meselesi de değil. “İki milyon ağaç kesilebilir ama biz onun beş katını dikeriz,” diyen Sayın Bakan; bir ağaç asla ve yalnızca bir ağaç değildir… Bir orman da yalnızca ağaçlardan ibaret değildir.

Ağacı kesiyorsunuz ama ağacın dışında orada yaşayan on binlerce canlı türü var. Bilim insanları diyor ki; bir tane kuru ağacın gövdesinde on bine yakın gözle göremediğimiz canlı türü yaşıyor.

Bunların her biri, diğerine ‘ortak yaşam’ bağlarıyla bağlı; doğru konfigürasyonda bir araya gelmezlerse hayatta kalamaz ve üreyemezler. Bütün bunları tahrip ettiğinizde yeniden oluşmaları yüzlerce yıl alacak.

Ormanda yaşayan karacalar, tavşanlar, kanatlılar, mantarlar, binlerce farklı bitki, hepsi, her şey… Dünyayı döndüren küçük şeyler…

“Orman eviniz gibidir, ona evinize baktığınız gibi bakmanız gerekir,” diyen Sayın Vali (Mutlu)  orman sizin ‘eviniz’ değildir!

Evinize girer gibi ormana giremezsin. Girerseniz bozarsınız, bütün bir ekosisteme zarar verirsiniz. Geleceğimize zarar verirsiniz.

Sayın iktidar sahipleri, yetkililer, kanun yapanlar ve uygulayanlar, her konunun uzmanları, en bilenler;  bütün bunları kavramaktan ‘acizseniz’ en azından bu trajedinin farkında olan sıradan insanlara bir kulak verin?

Bunu sadece bir iktidar sorunu, bir rant paylaşma, bir yangından mal kaçırma, bir ‘ben yaptım oldu!’ sorunu olarak görmeyin?

Bu kadar büyük projede güzergâh değişikliği yapım sırasında ortaya çıkar mı?

Bütün bunları böyle fütursuzca eyleme yetkisini size kim veriyor? Bu yetkiyi veren kanun nerede yazılı? Bu ‘hukusuzluk destanı’nı kim yazmış?

3. Köprü Projesi -diğer her şeyin yanında- neden bir ‘hukuksuzluk destanı’dır hatırlayalım…

Çünkü:

ÇED raporu (Çevre Değerlendirme Raporu) yok!

ÇED raporu söz konusu olduğunda proje alanının florası, faunası, jeolijisi, iklimi, merkezi, çevresi, yapılması düşünülen projenin tüm bunlara olası olumsuz etkileri hepsi değerlendirilmek zorunda.

Eğer olsaydı şimdi Ulaştırma Bakanı çıkıp “göç yollarına denk geliyordu, su havzaları güzergâhında olduğunu fark ettik, o yüzden değişiklik yapılacak v.s.” diyemeyecekti Çünkü zaten ÇED raporunu içinde bunlar yer alacaktı ve o zaman da yapılma izni zaten çıkmayacaktı.

Eğer olsaydı misal biz “İstanbul, Avrupa’nın üçüncü en önemli kuş göç yollarına ev sahipliği yapıyor. Süzülen kuş türü sayısı 30’un üzerinde ve leylekler hariç bunların tamamı yırtıcı kuş türleri… Her yıl yüzbinlerce kuş bu alandan süzülerek göç ediyor…” bilgisine sahip olacaktık.

Nazım Planı yok!

Bir şehrin nazım planı en az 5-6 yılda hazırlanıyor ve pek çok uzman kurum ve kişinin bir arada çalışmasını gerektiriyor. İstanbul’un elbette AKP tarafından da hazırlanmış bir  ‘Nazım Planı’ var ancak bunun içerisinde son bir kaç yıl içinde hızlıca piyasaya sürülen, 3. Köprü projesi yok, 3. Hava Alanı projesi yok. Kanal İstanbul yok…

Aksini iddia eden varsa çıkartsınlar ‘nazım planı’nı ortaya hep birlikte görelim?

Bu proje ile ilgili ‘Devlet Planlama Teşkilatı Raporu’ yok!

Orman Bakanlığı’ndan herhangi bir izin yok! Hukuki prosedürler -teminat yatırmak gibi- yerine getirilmemiş.

Bütün bunlar yok ise elimizde ne var?

Tüm bunların -eğer bir yerlerde varsa- hukuki dayanağı ne?  Ulaştırma Bakanı’nın son açıklamasından ne anlamamız gerekiyor? Nedir bu söz konusu 1/5000 ve 1/1000’lik planlar? derseniz onu da avukat arkadaşım Göksun Gökçe yanıtladı:

“Herhangi bir projede iki tür plan var:

Beşbinlik plan, ‘Nazım imar planı’ dediğimiz şey. Bu plan detaylı değil, ‘anahat planı’ olarak düşünülebilir. Daha yukarıdan bakar, nerenin yeşil alan nerenin yapılaşma alanı olduğunu filan belirler. Nokta atışı yapmaz.

Nazım İmar Planı her zaman ‘uygulama imar planı’ ile birlikte gelir ki bu da ‘binlik plan’ dediğimiz şey. Detayları ve neyin nasıl konumlanacağını bu plan belirler.

Binlik plan, doğrudan o projenin somutlaştığı plandır. Eğer binlik plan yapıyorsanız, zaten göç yollarını ve su havzalarını bilerek konuşuyorsunuz demektir  Zaten olması gereken ve sizden beklenen budur.

Madem İstanbul Boğazı’ndan bahsediyoruz, o zaman açıp bakmamız gereken başka kanunlar da var. Örneğin, sadece İstanbul Boğazı’na özel bir kanun var.

2960 sayılı ‘Boğaziçi Kanunu’ aslında 1983’ten beri hayatımızda.

Kanunun amacı, ilk maddede aynen şöyle açıklanıyor:

“Bu kanunun amacı; İstanbul Boğaziçi alanının kültürel ve tarihi değerlerini ve doğal güzelliklerini kamu yararı gözetilerek korumak ve geliştirmek ve bu alandaki nüfus yoğunluğunu artıracak yapılanmayı sınırlamak için uygulanacak imar mevzuatını belirlemek ve düzenlemektir.”

Üçüncü maddede de bu alandaki planların genel esaslarına değinilmiş, sadece şu kısmı bile yeterli:

“e) Boğaziçi Alanındaki yapılar bu kanun hükümlerine ve imar planları esaslarına göre yapılır, aykırı olanlar derhal yıkılır veya yıktırılır.”

Boğaz, kendisine has bir kanunla korunduğu gibi Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanunu ile de koruma altında. Bu kanunun üçüncü maddesine 2011 yılında yeni bir bent eklendi ve ‘doğal sit’ kavramı tanımlandı. O da şu:

“‘Doğal (tabii) sit’; jeolojik devirlere ait olup, ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yer altında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır.”

Köprüye ‘kurban edilmesi’ planlanan alanın ise 1995 yılından beri ‘doğal sit’ niteliğinde   olduğunu biliyoruz, zira Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nun buna ilişkin kararı var.

Bir yerin kültür ve tabiat varlığı -yani sit alanı- olması demek, orada ‘her istediğinizi yapamazsınız’ demek. Ama sadece o kadar da değil:

‘Doğal sit’in tanımını neden 2011’de yapılmış?  Çünü aynı tarihte, bu tanımı getirirken, kanuna bir madde eklemiş ve şöyle denmiş:

“Taşınır tabiat varlıkları hariç tabiat varlıkları, doğal sit alanları ve bunlara ilişkin koruma alanları ile ilgili olarak bu Kanunda öngörülen iş, işlem ve kararlar bakımından görevli ve yetkili bakanlık, Çevre ve Şehircilik Bakanlığıdır.”

Kısacası, “Tabiatı senden öğrenecek değiliz!” diyorlar. Koruma kurulu filan hikâye, Bakanlık ne derse o olur…

Ama yine de, elimizin altında -neyse ki-  hâlâ altıncı madde var. Korunacaklar arasında şu da sayılmış:

Korunması gerekli tabiat varlıkları ile 19. yüzyıl sonuna kadar yapılmış taşınmazlar.”

Kafamızın karışmaması için özetle;

Köprü güzergâhı doğal sit alanıdır. O yüzden özellikle korunması gerekir.

Fakat AKP hükümeti 2011 yılında bir değişiklik yaparak bu alanlardaki inisiyatifi tekeline almıştır.

Bu son derece tehlikeli ve rahatsız edici bir durum olmakla birlikte, köprü güzergâhı halen ‘korunacak yerler’ arasında sayıldığı için her şey bitmiş değildir!..

Bakan “Köprü güzergahında bazı mecburi sapmalar oldu,” demiş. İnşaat, gerekli değişikliklerin plana işlenmesi için durdurulmuş. Yani önce inşaatı başlattılar şimdi de planı ona uyduracaklar.

Çünkü, 2 Mayıs 2013 itibariyle “Tabiat Varlıkları ve Doğal Sit Alanları ile Özel Çevre Koruma Bölgelerinde Bulunan Devletin Hüküm ve Tasarrufu Altındaki Yerlerin İdaresi Hakkında Yönetmelik” diye bir yönetmeliğimiz de var.

Ne olduğu birinci maddede açıkça yazıyor. Şuradan bakabilirsiniz: http://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2013/05/20130502-13.htm

O da özetle; “Devletin, elindeki tabiat alanlarından para kazanma yönetmeliği!”

Kiraya verme, işletme, tahsis filan. Zaten artık koruma kurulu filan da yok buralar için, en başında da belirttiğim gibi 2011’de doğrudan bakanlığa geçmiş karar yetkisi…”

Bu arada ‘çevresel ve hukuki değerlendirme’yi  TMMOB İstanbul vaktiyle  yayımlamış, buyrun 2010 tarihli ‘3. Köprü Değerlendirme Raporu’ da elinizin altında bulunsun:

http://www.spoist.org/dokuman/Raporlarimiz/spoist_3.koprurapor.pdf

“…”

‘Kuzey  Ormanları Savunması’ Platformu, ‘3. Köprü’ adı altında yapılan bu rant projesine, tüm bu katliama, hukuksuzluğa, usulsüzlüğe -iptal sürecinde durdurulması gereken bir inşaat projesinin hâlâ devam ediyor olmasına- ağaç katliamına karşı dün suç duyurusunda bulundu.

Ondan önceki gün, Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi suç duyurusunda bulunmuştu.

Dün Başbakan Kastamonu’da halka seslenmiş: “Tencere tavacıları yargıya siz taşıyacaksınız,” buyurmuş.

Ben de halk olmanın dayanılmaz hafifliği ile yanıt vereyim:

Önce çocuklarımızı öldürenleri, geleceğimizi karartanları, ağaçlarımızı kesenleri, yaşam alanlarımızı ve haklarımızı yağmalayanları yargıya taşıyacağız Sayın Başbakan.

Öncelik onların. İzninizle…

Sibel Yerdeniz – www.t24.com.tr