Ana Sayfa Blog Sayfa 4111

Ekolojik Adalet 1: Ekolojik Yurttaşlık

Çevresel felaketler gün be gün artarken, bu felaketlerin sadece doğa üzerindeki etkilerini tartışmak, basit bir çevre koruma olgusuna indirgeyerek ele almak yerine daha kapsamlı düşünmek gerekiyor. İklim değişikliği, enerji tartışmaları, biyolojik çeşitliliği gibi konuları konuşurken, bu konuları toplumsal güç ilişkilerinin bağlamından kopararak tartışmak bir yandan konuyu “önemsizleştiriyor”. Kentlere, beton binalara sıkışmış bireyler giderek kendilerini doğadan bağımsız düşünürken, doğa ile kurduğumuz hegamonik ilişkinin biçimini sorgulamadan yaşamaya devam ediyoruz.

Toplumdaki eşitsizlikler, hiyerarşik ilişkiler ve bu ilişkilerin köküne dair tartışma yürütmediğimiz zaman basit bir çevrecilik tartışmasının ortasında kalıyoruz. Bütünü görmeden sorunun kökeni ile ilişkilenemiyor, kendimiz ve doğa arasındaki bağlantıyı görmezden gelebiliyoruz.

Örnek vermek gerekirse, Sinop’ta yapılması planlanan nükleer santrali sadece Sinopluların sorunu olarak görebiliyoruz. Bize etki etmeyeceğini düşünebiliyoruz.

Kendi kendimize ürettiğimiz sınırlarda kalıyoruz.  Yapay sınırlar içinde düşünmeye devam ediyoruz. ABD’nin yaptığı CO2 salımı ile kendimizi ya da Afrika’daki kuraklığı ilişkilendiremiyor düşünce sistemimiz.

Zeminsiz tartışıyoruz konuları. Sosyal pratiklerimiz, yaşam biçimimiz ile ilişkilendiremiyoruz. Bu ilişkilendirmeyide yapmayınca, doğa ile kurduğumuz ilişkinin ne kadar yapay ve ne kadar sürdürülemez olduğunu göremiyoruz.

Bu yüzden, moda olduğu için belki de, hepimiz çevreci oluyoruz. Hepimiz çevreyi koruyoruz tabiki. Dilimizde kurduğumuz üstten bakışı bile göremiyoruz.

O yüzden, aslında gözümüzün önünde olan ama zeminsizliğimiz ve at gözlüğümüz nedeni ile bağlantıları görmekte zorlanıyoruz.

Bu yüzden, ekolojiyi konuşurken adaleti de konuşmak gerekiyor, yurttaşlık tanımını da yeniden ele almak gerekiyor. Algılarımızı, bakış açılarımızı değiştirmemiz gerekiyor. Halen mesela, insan hakları deyince aklımıza işkence geliyor, ifade özgürlüğü geliyor (ki gelmeli de) ama temiz çevrede yaşama hakkı gelmiyor. Kafamızda yapıyoruz önceliklendirmeyi, her ne kadar yapmıyoruz desek de, yapıyoruz bu önceliklendirmeleri.

Ekoloji, adalet, güç ilişkileri, insan hakları gibi tanımları yanyana koyduğumuzda gelen anlamalara bakmak, derinleşmek gerekiyor.

Ortada çift taraflı bir ilişki var, bir yandan toplumda adaletsizlik temeli ile inşa edilmiş olan güç ilişkileri ekolojik krizin derinleşmesine sebep olurken, diğer yandan ise derinleşen çevre sorunları bu çarpık güç ilişkilerini besliyor.

“Bu yüzden herşeyi bir kenara bırakıp toplumdaki bu güç ilişkilerini çözmeye çalışalım” gibi devrimci bir söylem peşinde değilim. Bu ilişkiler, bu bağlantılar bence öyle bir yün yumağı ki; tüm enerjimizi bu yumağı ortadan kaldırmaya çalışırken yumak giderek daha da köklenecektir. Ancak, yaptığımız işleri bu yumağın varlığını görerek yapalım, yumaktan ilmik çalalım diyorum.

tam da bu nedenlerle ekolojik adalet tartışmasını parçalı parçalı yapmanın zamanı geldi diye düşünüyorum.

Bu yüzden adım adım gitmeye çalışacağım. Öncelikle ekolojik adaleti tanımlamadan önce toplumsal akdimizi yeniden gözden geçirmek ve bu akde doğanın parçası olma halimizi de dahil etmek gerekiyor.

Öncelikle ekolojik yurttaşlı tanımlamak gerekiyor:

Devlet ile bireyler (yurttaşlar) arasında çok boyutlu ilişkisel bir bağ olarak tanımlanabilen yurttaşlık kavramına doğa ile ilişkilerimizi de dahil etmemiz gerekiyor.

Haklar ve sorumluluklar çerçevesinde devlet ile ilişkilerimizi ifade eden yurttaşlığa, sadece sosyal, ekonomik ve politik hak ve sorumluluklarımızı değil ekoloji üzerinden de ortaya çıkan hakları ve sorumlulukları dahil etmemiz ve hatta yurttaşlık tanımının merkezine yerleştirmemiz gerekiyor.

Bu bağlamda, yurttaşlığı sadece devlet ile olan yasal bir akit olarak değil, diğer canlılar ile ilişkilerimizi de göz önünde bulunduran bir forma dönüştürmemiz gerekiyor.  Yurttaşı tanımlarken, adalet nosyonunu düşünürken doğa ile olan ilişkimizdeki adalete de bakmamız gerekiyor.

Bu durum, herkesin dilinde olan ama zemin kaymasına uğrayan dünya yurttaşlığına da zemin kazandıracaktır.

Ekolojik yurttaşlık: doğa ve toplum ile bireyler (yurttaşlar) arasında çok boyutlu ilişkisel bir bağ olarak ele alınmalı ve bu bağ aynı zamanda ekolojik ayak izimizden (doğal yaşam üzerinde yarattığımız etki ve doğa ile ilişkilenme şeklimiz) ortaya çıkan sorumluluklarımızı ortaya koymalıdır.

Bugünlük bu noktada bırakacağım. Çok teorik bir zeminde ilerliyor olduğunun farkındayım. Ancak, gelecek yazıda ekolojik adalet tartışmasına biraz daha girerek bu yurttaşlık tanımı üzerinden ekolojik adaleti tanımlamaya çalışacağım.

Son olarak ise, bu tartışmaların pratikte ne anlama geldiğine göz atacağım.

Bir dahaki yazıya kadar kafa karışıklığı iyidir diyor bitiriyorum.

 

Devin Bahçeci

twitter.com/yesildevo

ABD’de fast food grevi

ABD’de binlerce kişi dün greve başladı. Ağırlıklı olarak fast food işletmelerinde ve perakende sektöründe çalışan binlerce kişi 24 saat sürecek grev için işi bıraktı. Grevlerin 100’den fazla şehirde etkili olduğu bildiriliyor.

Fast food ve perakende sektöründe çalışanlar saat başı ücretlerinin minimum 15 dolara çıkmasını talep ediyorlar. Şu anda yüz binlerce insanın çalıştığı bu alanlarda ortalama saat başı brüt ücret 7.25 dolar.

Grevin ABD çapında önümüzdeki günlerde daha da yaygınlaşması bekleniyor. Başkan Obama asgari ücretin artması için Senato’ya gönderilen karar tasarısına destek olduğunu açıklarken Cumhuriyetçiler asgari ücret atışına itiraz ediyorlar. Obama, Şubat ayında yeni dönem başkanlığı için yaptığı konuşmada bu yönde çalışacağına dair söz vermişti.

(Yeşil Gazete)

Yüksekova’da gerginlik:iki ölü

Hakkari-Yüksekova’da bugün düzenlenen yürüyüşün ardından şehir merkezinde çıkan olaylarda silahla vurulun iki kişinin yaşamını yitirdiği öğrenildi.

Öğlen saatlerinde PKK’lilerin mezarlarının tahrip edilmesini protesto eden kitleyle polisler arasında çıkan gerginlikte silahla vurulan Veysel (32) ve Reşit İşbilir (34) isimli yurttaşlar kaldırıldıkları Yüksekova Devlet Hastanesi’nde yaşamlarını yitirdi.

Edinilen bilgilere göre gerginlik sırasında kısa süreli bir çatışma yaşandı. Silahla vurulan Veysel ve Reşat İşbilir isimli kişiler Yüksekova Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Burada yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayan maktullerin yakınları hastaneye akın etti.

Yaşamlarını yitiren Veysel İşbilir ile Reşit İşbilir’in amca yeğen oldukları öğrenildi.

Yakınlarının ölüm haberini alıp hastaneye akın eden İşbilir ailesi ve yakınları ile polisler arasında yaşanan gerginlik polislerin hastane binasından çıkarılması ile son buldu. Yüksekova Belediye Başkanı Ercan Bora ve BDP Yüksekova İlçe Başkanı Nail Durmaz ile Hakkari Barosu avukatlarının da müdahale ettiği gerginlik sırasında camlar kırıldı.

POLİS ACİLİN KAPISINA GAZ BOMBASI ATTI

Yüksekova Devlet Hastanesi’nde sessiz bekleyiş devam ederken, polisle yaşamını yitirenlerin aileleri arasında yine gerginlik yaşandı. Acil polikliniğinin önünde yaşanan gerginlikte polis içerde hastalar olmasına rağmen gaz bombası kullanmaktan çekinmedi.

Olayın yaşanmasının ardından ilk resmi açıklamasını yapan Hakkari Valiliği ‘olayların başlamasından bir saat sonra eylemcilerin ‘8-9 uzun namlulu silahla değişik mevkilerden TOMA araçlarına ateş etmeye başladıklarını’ iddia ederek, zırhlı araçlarda zarar oluşunca polis özel hareket timlerinin devreye sokulduğunu açıkladı.

Hakkari Valiliği açıklamasında polisle çatışmaya girdiğini iddia ettiği Veysel İşbilir (34) ve Mehmet Reşit İşbilir’in (32) hayatlarını kaybettiğini söylerken ‘kamu kuruluşlarınca düzenleme yapılan veya tahrip edilen herhangi bir mezarlık bulunmamaktadır’ açıklamasında bulundu.

 

Açıklamada olayla ilgili soruşturma başlatıldığı da açıklandı.

 

Yüksekova Haber

Drogba ve Eboue’den Mandela’ya selam

Süper Lig 15. haftada oynanan Galatasaray – Sanica Boru Elazığspor maçından  Güney Afrikalı efsanevi lider Nelson Mandela’ya selam çıktı. Galatasaray’ın 2 – 0 kazandığı maçın en akılda kalan enstantanesi  Galatasaray’ın Fildişi Sahilli iki futbolcusu Didier Drogba ve Emmanuel Eboue’nin formalarının altından Afrika’nın babasına gönderdikleri mesajlar oldu.

Galatasaray’ın Fildişi Sahilli futbolcusu Didier Drogba, oyundan çıkarken dün yaşamını yitiren Güney Afrika’nın eski lideri Nelson Mandela’yı andı. Formasını çıkartan Drogba, “Thank you Madiba” (Teşekkürler Madiba) yazılı tişörtüyle tribünleri selamladı. Drogba’nın hem Galatasaray’dan hem de Fildişi Sahilleri’nden takım arkadaşı Eboue ise Mandela’yı “Rest in Peace Nelson Mandela” yazılı tişörtü ile andı.

http://www.youtube.com/watch?v=e7lk7ujXeE0

Sarı Kırmızılı takımın iki Afrikalı futbolcusunun bu anlamlı jestine karşılık Galatasaray’ın resmi sitesi www.galatasaray.org’da Sanica Boru Elazığspor maçı ile ilgili haberde ve paylaşılan fotoğraflarda Drogba ve Eboue’nin bu jestine ilişkin herhangi bir bilgi ya da görüntüye yer verilmemesi dikkat çekti.

Irkçı Apartheid rejimi 1994 yılında yıkıldıktan sonra ülkenin başına geçen Nelson Mandela’nın lakabı olarak kullanılan Madiba, “Ulusun babası(kurucusu)” anlamına geliyor.

(Yeşil Gazete)

Yeşiller/Sol’dan Mandela için: İnsanlığın başı sağolsun

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi bri açıklama ile dün hayatını kaybeden Nelson Mandela için başsağlığı diledi. Yeşil/Sol eşsözcüleri Sevil Turan ve Naci Sönmez imzasıyla yayınlanan baş sağlığı mesajı şöyle :

İnsanlığın başı sağolsun!

Özgürlük savaşçısı Mandela yaşamını yitirdi. Yaşamını Apartheid (ırkçı ayrımcılığa) karşı mücadeleye adayan Güney Afrika’nın efsanevi lideri Nelson Mandela 95 yaşında yaşamını kaybetti. Yüreği özgürlükten yana atan bütün insanlığın başı sağolsun.

Ülkesi Güney Afrika’daki ırkçı Apartheid rejimine karşı verdiği özgürlük mücadelesi nedeniyle yaşamının yirmi yedi yılı hapiste geçen Mandela; “Hiç kimse ten renginden, geçmişinden ya da dinsel inancından dolayı bir diğerinden nefret ederek dünyaya gelmez! İnsanlar nefret etmeyi öğrenirler, eğer nefret etmeyi öğrenebiliyorlarsa, onlara sevmeyi de öğretebiliriz” diyerek bütün ötekilerin sesi ve vicdanı olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin darbeci Kenan Evren’e bile verdiği “Atatürk Barış Ödülü”nü Kürtlere yapılan ayrımcılık ve insan hakları ihlalleri gerekçesiyle geri çevirerek, mücadelesinin sadece siyahların özgürlüğü için olmadığını da kanıtlamıştır.

“Ben beyazların tahakkümüne karşı savaştım, siyahların tahakkümüne karşı savaştım, demokratik ve özgür toplum fikrini öğütledim, bunun için ve bunu başarmak için yaşadım, bunun için ölmeye de hazırım” dedi, öyle de yaşadı.

Nelson Mandela, mücadeleye adanan bir ömürdür.

Dünya halkları onu hiç unutmayacak.

Sevil Turan – Naci Sönmez

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri

İklim Değişikliği kadına yönelik şiddeti arttırıyor

Envirocivil.com‘da Tahir Hasnain imzası ile 4 Aralık 2013’te yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete ekibinden Zeliha Yıldırım‘ın çevirisi ile paylaşıyoruz.

* * *

Kadınlar hayatları boyunca fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kalıyor ve şiddet ve istismara bağlı olarak ciddi fiziksel ve duygusal acı çekiyorlar. Toplumun kadınları güçlendirmek ve onların güvenliğini sağlamak için daha fazla çaba harcaması gerekmektedir.

Dünya bugünlerde “Cinsiyet Temelli Şiddete Karşı 16 Gün Aktivizm” kampanyasını yürütüyor ve daha fazla cinsiyet eşitliği için çağrıda bulunuyor. “16 Gün Aktivizm”  25 Kasım, Uluslararası Kadına Yönelik Şiddetin Ortadan Kaldırılması Günü’nde başlayan ve 10 Aralık’ta yani İnsan Hakları Günü’nde sona eren uluslararası bir kampanyadır. Eylemler;  insan hakları sorunu olarak ele alınan cinsiyet temelli şiddet konusunda yerel, ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde farkındalığı arttırmak için dünya çapında sivil toplum tarafından yürütülür.

Pakistan’ da yaygın bir olgu olan kadına yönelik şiddet, her gün her türlü geçmişe sahip kadını etkilemektedir. Pakistan İnsan Hakları Komisyonu’ nun 2012 raporuna göre, kadınların %90’ ı aile içi şiddete maruz kalan Pakistan, dünyanın kadınlar için en tehlikeli üçüncü ülkesidir. Birçok kadın her gün şiddete maruz kalıyor bu durum içler acısı koşulları yansıtıyor.

Ne yazık ki, iklim değişikliği (değişen hava koşulları) aynı zamanda kadına yönelik şiddeti arttırıyor. İklim değişikliği; toplulukları yükselen yaz sıcaklıkları, öngörülemeyen ve görülmemiş yağışlar, fırtınalar gibi aşırı hava olaylarına maruz bırakıyor. Kırsal alanlardaki topluluklar gösteriyor ki iklim değişikliği erkeklerden ziyade kadınlar üzerinde daha fazla baskı yaratıyor. Dolayısıyla, kadınlara yönelik şiddeti sona erdirme çabalarında kritik hedefe ulaşmak için iklim değişikliği ele alınması gereken önemli bir nokta haline geliyor.

Kadınlar, iklim krizi cephesindeki ilk kurbanlardır. Pakistan’ın kırsalındaki kadınlar zamanlarının çoğunu tarımsal faaliyetlerde ve aileleri için su ve yakıt temin etmek için harcıyorlar. Değişen hava yapıları sürekli olarak tarımı ve orman, su dahil olmak üzere doğal kaynakları etkiliyor. Bu değişikliklerin bir sonucu olarak, kadınların iş yükü ve yaşadıkları zorluklar artıyor. Kadınlar artık daha uzaklara gitmek durumunda kalıyor ve daha fazla saldırı riski ile karşı karşıya kalıyor.

Kadınlar, artan çalışma saatleri ve ekonomik baskılar nedeni ile çok az sosyalleşebiliyor. Ayrıca stres, kaygı ve hayal kırıklığı boyutlarının artması kadın olmanın duygusal manasından da götürüyor. Aile içi kavgalar artıyor ve kadın her zaman erkekle para nedeni ile tartışmak durumunda kalıyor ve sonuç olarak öfkelerini şiddet ile gösterme eğiliminde olan erkekler kadınlara şiddet uyguluyor. Bu anlaşmazlıklar aynı zamanda boşanmalarda ve davalarda artışa neden oluyor.

Gerginliğin yükselmesi, sıcaklıkların yükselmesi ile ilintilidir. Artan sıcaklıklar ve ekonomik baskılar erkeklerin kadınlar üzerindeki tahakkümünü arttırıyor ve bir yandan da kadınlara yönelik şiddet olaylarında (fiziksel saldırı) ve aşırı sosyal kısıtlamalarda artış görülüyor.

İklim değişikliğinin kadınlar üzerindeki etkileri

İklim değişikliği, tarım ve balıkçılığı olumsuz etkiliyor. Ekonomik baskıların ve artan yoksulluğun yanı sıra, kadınlar evlilik baskısı ile de karşı karşıya. Yoksul kırsal topluluklarda evliliklerin çoğu zorla yapılıyor. Gelin ve gelinin ailesinin seçme şansı yoktur. Kabul etmek ve tamamen uzlaşmak zorundadırlar. Erken yaş evliliklerin artmasının yoksullukla derin bağlantısı vardır.

Pakistan’da yıllardan beri deprem, sel, fırtına, kuraklık gibi iklim kaynaklı doğal afetler yaşanıyor. Son zamanlarda, sel felaketi daha fazla yaşanıyor toplulukları iç göçe zorluyor. Sonuç olarak kadınlar diğer aile üyelerinden uzak olmalarına bağlı olarak daha fazla problem yaşıyorlar. Bu felaketler kadınları şiddete karşı savunmasız bırakıyor. 2005 yılındaki deprem ve 2010 yılındaki sel felaketi sırasında bir dizi cinsel şiddet ve kaçırma rapor edilmiştir. BM Çevre Programı’nın yayınladığı rapora göre, tecavüz ve insan ticaretinde kadın ve çocuk mağdurların sayısı sel, fırtına ve siklon gibi afetler sırasında tırmanışa geçiyor.

Bu nedenle iklim değişikliğinin kadınlara karşı ciddi bir tehdit oluşturduğu göz önüne alınıp iklim değişikliği ve afet risk yönetimi politikalarının kapsamı kadınların sorunlarını içerecek şekilde genişletilmelidir. Şimdi iklim sorununun büyük ve çok boyutlu bir meydan okuma olduğunu ve başa çıkmak için birlik, kolektif eylem ve dayanışma gerektirdiğini kabul etme vakti.

Bu bilgiler ve kadınların deneyimleri, iklim değişikliği ile başa çıkmak ve uyum stratejileri geliştirmek için kullanılmalıdır. İklim değişikliği ve kadınlar üzerindeki etkileri ele alınırken kapasite geliştirme ve kadınların güçlendirilmesi anahtar alanlardır.

Yazının özgün hali

Yazı: Tahir Hasnain

Çeviren: Zeliha Yıldırım

(envirocivil, Yeşil Gazete)

 

Buyrun, Nelson Mandela’yı siyasallaştırın

0

Mandela beyazlar için teröristti

Tüm büyük haberler, ne kadar üzücü veya ne kadar çığır açıcı olursa olsun sosyal medyanın gücüyle politika hakkında dırdır etmek için araç olarak kullanılıyor. Nelson Mandela’nın ölümüyle önümüzdeki günlerde kendisi hakkında sosyal medyada pek çok farklı görüşte yazı ve siyasi yorum paylaşılacağı kesin. İyi niyetli yorumlar da yapılacak olsa Mandela bir beyaz romantizmi çerçevesinde hatırlanacak, oysa bir dönem Mandela beyazlar için teröristti.

III. Alternatif Medya Şenliği: Başka bir medya hiç olmadığı kadar mümkün!

İlki 2011 yılında düzenlenen, herkesin kendi rengini ve sesini paylaşabileceği katılımcı bir ortam yaratmak, ayrımcı ve nefret söyleminden arınmış bir habercilik yapmak ve temelde daha güzel, daha adil, daha eşitlikçi olmak parolası ile yola çıkan Alternatif Medya Şenliği’nin üçüncüsü 14 Aralık günü Kadıköy Yel Değirmeni Don Kişot Sosyal Merkezi’nde gerçekleşiyor.

Nelson Mandela hayata veda etti

Irkçı Güney Afrika rejimini, Apartheid’ı yıkan mücadelenin efsanevi lideri ve  yeni Güney Afrika’nın seçimle başa gelen ilk siyah devlet başkanı Nelson Mandela hayatını kaybetti.

Hayatının 27 yılını hapiste geçiren ve 1990’da serbest kaldıktan ve Apartheid rejiminin yıkılmasından sonra 1993’te Nobel Barış Ödülü’nü alan Mandela 95 yaşındaydı.

Mandela’nın ölüm haberi bugün akşam saatlerinde Güney Afrika Cumhurbaşkanı Jacob Zuma tarafından açıklandı.

Mandela’nın hayatı

BBC’nin haberine göre Mandela’nın mücadelelerle dolu hayatından satır başları şöyle:

1918 – Güney Afrika’nın Doğu Cape eyaletinde doğdu

1956 – Vatan hainliğiyle suçlandı ancak daha sonra suçlamalar düşürüldü

1962 – Tutuklandı, beş yıl hapse mahkum edildi

1964 – Bir kez daha suçlandı bu kez ömür boyu hapis cezası aldı

1990 – Hapisten serbest bırakıldı

1993 – Nobel Barış Ödülü’nü kazandı

1994 – Seçimi kazanarak ilk siyah cumhurbaşkanı oldu

1999 – Liderlikten çekildiğini açıkladı

2001 – Prostat kanseri teşhisi konuldu

2004 – Faal kamu hayatından çekildi

2005 – Oğlunun HIV/AIDS’e bağlı nedenlerle öldüğünü açıkladı

2007 – Akil Adamlar grubunu oluşturdu

2010 – Dünya Kupası’nın kapanış töreninde yer aldı

Nelson Mandela’nın doğum günü olan 18 Temmuz günü Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Mandela Günü ilan edilmişti.

(Yeşil Gazete)

Yeşiller/Sol: Kanal İstanbul Cinayetini Durdurun!

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi bugün bir açıklama göndererek AKP hükümeti tarafından çılgın proje olarak sunulan Kanal İstanbul ile ilgili kamulaştırılmaların başlamasını protesto etti. Kanal İstanbul’un lüzumsuz bir proje olduğu vurgulanan açıklamada projenin İstanbul’un hiç bir derdine çare olamaycağı hatırlatıldı. Yeşiller ve Sol Gelecek partsinin basın açıklaması şöyle:

 

Kanal İstanbul Cinayetini Durdurun!

Hükümetin ranta dayalı projeleri dur durak bilmiyor. Kanal İstanbul proje güzergahında kamulaştırmaya dönük tebligatların başladığını üzülerek görüyoruz. Bu tür “gereksiz” projeler kısıtlı kamu kaynaklarının, sınırlı bir grup kişi için istismar edilmesi dışında hiç bir amacı ve yararı olmayan çalışmalardır. Bilimsel olarak çevresel riskleri değerlendirilmemiş ve şeffaflıktan uzak yürütülen tüm hazırlık çalışmalarına itiraz ediyoruz.

Kanal İstanbul son derece gereksiz bir proje olmasının yanı sıra vereceği ekolojik tahribat açısından da değerlendirilmelidir. Yapıldığı söylenen ÇED’ de 2 büyük deniz ve bir boğaz ekosistemini nasıl değiştireceği, geri dönülmez ne tür tahribatlar vereceği hususlarının yetkin bir şekilde ele alınmadığı gün gibi ortadadır.

Türkiye’nin yeni bir boğaza değil, insan sağlığına, tüm canlılara, ekosisteme ve ekolojiye duyarlı üretim modellerini benimseyen istihdam dostu projelere ihtiyacı vardır.

Türkiye’nin en saygın denizbilimcilerinden Prof. Dr. Cemal Saydam’ın uyarılarını tekrar hatırlatmak istiyoruz:

“İkinci bir boğaz Marmara’nın oksijen bakımından zayıf olan durumunu geri dönülmez biçimde olumsuz etkileyecek, bir kere oksijen tükendiğinde ne yapılırsa yapılsın Marmara’daki canlı yaşam sona erecek, İstanbul çürük yumurta kokusu içinde kalacaktır.

İkinci bir boğaz sonucunda Karadeniz’in suyu hızla boşalacak, alt akıntı ile Akdeniz’in tuzlu suyu besin bakımından zengin Karadeniz’deki canlı yaşamı olumsuz etkileyecektir. Besin bolluğundan yapılabilen ticari balıkçılık sona erecek, birçok balık türü yok olmaya yüz tutacaktır.”

Görüldüğü gibi bu sadece Türkiye’nin sorunu değil, Karadeniz’e komşu tüm ülkeleri de yakından ilgilendirmektedir. Hükümeti uyarıyoruz. Projenin uluslararası boyutu nedeniyle Türkiye’yi çevre tazminatları ve yaptırımları ile karşı karşıya bırakmaya kimsenin hakkı yoktur.

Hükümet “firavunluğu” bırakmalıdır. Kanal İstanbul’la beraber 3. Köprü ve 3. Havalimanı projeleri derhal durdurulmalıdır. Türkiye’nin bu “gereksiz” israf projelerine ihtiyacı yoktur. İnşaat firmalarının taleplerini yakından takip eden hükümet halkın “gerçek” ve acil ihtiyaçlarına kulağını tıkamaktadır.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak bu tür “gereksiz” projelere sonuna kadar karşı çıkacağız. Hükümeti uyarıyoruz. Doğanın da hakları vardır. Ve parti olarak bu hakları sonuna kadar savunmaya devam edeceğiz.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri

Sevil Turan- Naci Sönmez