Ana Sayfa Blog Sayfa 4105

Bir Dakikada Türkiye – 17 Aralık 2013

Hakan Şükür AKP’den istifa etti, artık bağımsız milletvekili

Hakan Şükür yaptığı yazılı açıklamada: “Dersaneleri kapatılan, mensupları devlet dairelerinden tasfiye edilen, parti yöneticilerimiz tarafından ahlaksızlık olarak nitelenen fişlemelere ve baskılara maruz kalanlar bu milletin evlatlarıdır. Buna rağmen bu insanların sanki karanlık işler içinde olduklarını ima eden yayınlar, bu yönde atılan iftiralar, ithamlar maalesef bir aymazlık örneği olarak tarihe geçecektir. Hele yeni yeni tedavüle sokulmaya çalışılan ‘örgüt’ kelimesinin bu gönüllüler hareketi için kullanılmaya çalışılması amacın sadece dersaneleri kapatmak olmadığı düşüncesini de akıllara getirmektedir.” dedi.

Gezi avukatlarından Bolaç: “Darbeye teşebbüs ile ilgili soruşturma var.”

Taraf Gazetesi’nden Hayko Bağdat’a konuşan Gezi davası avukatlarından Efkan Bolaç: “Aslında o darbeye teşebbüsle ilgili olarak başka bir soruşturma sürüyor. Soruşturmada gizlilik kararı var, o gizlilik kararının niye çıktığını bilmiyoruz. Gizlilik kararı olan bir soruşturma var. Bu soruşturmanın İstanbul’da 15-20 kişiyi kapsadığı söyleniyor. Ayrıca yine gizlilik kararı alınmış 73 avukatla ilgili soruşturma var. Muhtemelen darbeyle ilgili olarak yeni bir dava açılabilir. Ergenekonvari tarz bir davayla karşı karşıya kalma ihtimalimiz yüksek. Bir cadı avı bekliyorum. Bu cadı avını kimlere yöneltecekler onu bilmiyorum ama bir itibarsızlaştırma süreci olacağa benziyor.” dedi. Darbenin TDK’da tanımının da değiştiğini ekleyen Bolaç “(tanım) Hükümeti demokratik yollardan yıkmaya veya istifaya zorlama” diyor. Böyle bir şeyin darbe olarak anlatılması mümkün mü?” diye ekledi.

CHP: 22 Aralık’tan önce duyacaklarınız söylentiden ibaret

CHP’nin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak Mansur Yavaş’ı göstereceğine dair iddialara CHP’den yanıt geldi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Loğoğlu yaptığı açıklamada 22 Aralık’ta Parti Meclisi’nin toplanacağını ve bu toplantıda yerel seçim komisyonun konuşulacağını söyledi. Loğoğlu “22 Aralık PM toplantısı sonuçlanıncaya kadar duyacağınız her şey söylentiden ibaret” dedi.


Ali İsmail Korkmaz’ın annesi: Hakkımı helal etmiyorum

Ali İsmail Korkmaz’ın annesi Emel Korkmaz’ın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’e yazdığı mektubu meclis kürsüsüne CHP milletvekili Candan Yüceer taşıdı. Yüceer’in okuduğu anne Korkmaz mektubunda: “Neden benim yavrumu öldürdüler? Yavrumun acımasızca öldüresiye dövüldüğünü, nasıl katledildiğini herkes izledi. Sayın Fatma Şahin izlerken hiç mi içi sızlamadı, hiç mi duygulanmadı ki bir kez olsun ‘Böyle olsun istemezdik’ demedi, bir başsağlığı dilemedi. Benim yavruma dünyanın her yerinden rahmet okundu. Yavrusu kucağından alınan bir anne olarak ben hakkımı Fatma Şahin’e helal etmiyorum. Allah hiçbir anneye bu acıyı yaşatmasın.” yazdı.

Muğla Yatağan’da işçiler 9 Aralık’tan beri açlık grevinde

Bianet’ten Deniz Barış Narlı’nın haberine göre Muğla’daki Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy Termi
k Santralleri ve kömür ocaklarının özelleştirilmek istenmesine karşı işçiler 16 Eylül’den beri direniyor, 9 Aralık’tan beri dönüşümlü açlık grevi yapıyor.

SİYAD’a ilk kadın başkan

Sinema Yazarları Derneği SİYAD’ın başkanlığına Alin Taşçıyan seçildi. Taşçıyan SİYAD’ın ilk kadın başkanı oldu.

Avrupa Komisyonu’nun tavrı net: Metsamor bir an önce kapatılmalı

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Ermenistan ziyareti sonrası tekrar gündeme gelen Metsamor Nükleer Santrali ile ilgili açıklama yapan Avrupa Komisyonu, Türkiye’ye 16 km. uzaklıkta bulunan ve 1976 yılından beri faaliyet gösteren santralin, güvenlik eksikliği nedeniyle bir anca önce kapatılması gerektiğini belirtti. Avrupa Birliği ise geçtiğimiz Mart ayında yayınladığı raporda Metsamor’un bölge için büyük bir tehdit oluşturduğunu belirterek, eski teknolojiye sahip santraller içinde en eski ve güvenilmez olarak tanımladığı santralin kapatılması gerektiğini belirtmişti.

Avrupa Komisyonu’nun konuyla ilgili tavrının net olduğunu belirten Enerji Politikaları Basın Sözcüsü Nicole Bockstaller, PEi isimli dergiye verdiği demeçte, birinci derece deprem hattı üzerinde bulunan nükleer santral için “Mevcut tanınmış uluslararası güvenlik standartlarına yükseltilemeyen Metsamor Nükleer Santrali en kısa sürede kapatılmalıdır” şeklinde konuştu.

Bockstaller, Avrupa Komisyonu ve uluslararası bağışçılar tarafından Ermenistan’a verilen desteğin, aktif haldeki santralin güvenliğinin arttırılması yönünde olduğunu hatırlatarak, yine de santralin en kısa sürede kapatılması gerektiğini vurguladı.

Avrupa Birliği : Santralin faaliyette olmasından rahatsısız

Avrupa Birliği, mart ayında yayınladığı “Avrupa Komşuluk Politikası” Ermenistan Raporu’nda santralin faaliyetini sürdürmesinden rahatsızlık duyduğunu belirtmişti. AB Ermenistan Delegasyonu Başkanı Traian Hristea, Metsamor santralinin, Ermenistan-AB ilişkilerinin gündemindeki en önemli konulardan biri olduğunu belirterek, ” Santralin faaliyetinin durdurulmasına yönelik kısa zamanda bir program hazırlanması için Ermenistan hükümetine başvuruda bulunduk.” demişti.

AB Ermenistan Temsilcisi Alexis Louber, 2011 yılında Metsamor’u “başımızın üstünde dönen nükleer bomba” diye tanımlamıştı.

Ermenistan, 2007’de ABD ve AB’nin baskısı nedeniyle santrali 2016’da kapatacağını taahhüt etmiş ama Metsamor’un kullanımını, geçen yıl 2020’ye kadar, Eylül ayında da 2026’ya kadar uzatacağını açıklamıştı. Uzmanlara göre, santralin kullanım ömrü 2016’da sonra erecek.

Metsamor Nükleer Santrali

Ermenistan’ın başkenti Erivan’a 32 km, Kars’a 100 km, Iğdır’a ise 30 km uzaklıkta bulununan santral, 1970’li yıllarda inşa edildi. Eski tip teknolojiye sahip santral, birinci derece deprem bölgesinde bulunduğu için, Gürcistan, Azerbaycan ve Türkiye için tehlike oluşturuyor. 1988’de bölgede yaşanan büyük deprem sonrasında “sismik zaafiyet” nedeniyle kapatılan santral, uluslararası toplumun itirazlarına rağmen 1995’te tekrar faaliyete sokulmuştu.

Uzmanlar, yaşanabilecek büyük bir deprem sonrası, Japonya’da yaşanan hadisenin bir benzerinin yaşanabileceğini dikkat çekmiş, nükleer yakıtın havayla karışması, olası bir patlama ya da tanklardan sızacak yakıt nedeniyle, yeni bir Çernobil faciası olabileceğini ifade etmişlerdi.

Metsamor kapatılmalı

2012 yılında gazetecilerin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan zamanın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, 40 yaşını doldurmuş Metsamor Nükleer Santrali’nin tereddütsüz kapatılması gerektiğini belirterek, “Orada herhangi bir sıkıntı temenni etmiyorum ama görünen köy de kılavuz istemiyor” ifadesini kullanmış, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu nezdinde girişimlerde bulunduklarını ifade etmişti.Açıklamasında Fukuşimaya da vurgu yapan Yıldız, “Nükleer santrallerin dünyada bir bütünlük oluşturduğu, bırakın 30 kilometre yanı başımızdakini (Metsamor) 8 bin kilometre ileride dahi olsa hepimizi ilgilendirdiğini gördük” demişti. bu ifadeler çevreciler tarafından tepki çekmiş ve Bakan’a Mersin Akkuyu’da kurulmak istenen nükleer santral hatırlatılmıştı.

2011 yılında mecliste konuyla ilgili konuşan MHP Iğdır Milletvekili Sinan Oğan da, Iğdır’da kanser vakalarının arttığını söyleyerek, halkın isyanına kimsenin aldırış etmediğini belirterek, “Bölge büyük bir felakete doğru gitmektedir. Bu felakete bir “dur” deyin” çağrısında bulunmuştu.

Okan Bayülgen de “Metsamor’a Hayır” demişti

2007 yılında Greenpeace’in Ağrı Dağı’nda yaptığı Nuh’un Gemisi maketinin açılışında, Ermenistan’daki Metsamor Nükleer Santrali protesto edilmişti. Okan Bayülgen, Iğdır’da faaliyet gösteren 28 sivil toplum kuruluşunun yaptığı basın açıklamasına “Metsamor’a Hayır” tişörtü giyerek destek vermişti.

Basın açıklamasında şu ifadelere yer verilmişti : “Çernobil’de yaşananlar, eski teknoloji ürünü santrallerinin nelere yol açabileceğini acı bir şekilde göstermiştir. Bu durumda, insan ve çevre sağlığına duyarlılık gösteren ve kendini sorumlu hisseden herkesi bölgemiz adına ciddi bir tehdit teşkil eden ve Çernobil Nükleer Santrali’nden bile daha riskli görülen Metsamor Nükleer Santrali’nin kapatılmasını sağlamak adına gerçekleştirilen girişimde rol almaya davet ediyoruz. Metsamor, Türkiye ve Ermenistan dahil Nahçıvan, İran ve Azerbaycan’daki insanları ve doğal hayatı tehdit etmektedir.”

Haber: Berkhan Karaduman – Yeşil Gazete

Avrupa Komisyonu’nun tavrı net : Metsamor bir an önce kapatılmalı


Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Ermenistan ziyareti sonrası tekrar gündeme gelen Metsamor Nükleer Santrali ile ilgili açıklama yapan Avrupa Komisyonu, Türkiye’ye 16 km. uzaklıkta bulunan ve 1976 yılından beri faaliyet gösteren santralin, güvenlik eksikliği nedeniyle bir anca önce kapatılması gerektiğini belirtti. Avrupa Birliği ise geçtiğimiz Mart ayında yayınladığı raporda Metsamor’un bölge için büyük bir tehdit oluşturduğunu belirterek, eski teknolojiye sahip santraller içinde en eski ve güvenilmez olarak tanımladığı santralin kapatılması gerektiğini belirtmişti.

Avrupa Komisyonu’nun konuyla ilgili tavrının net olduğunu belirten Enerji Politikaları Basın Sözcüsü Nicole Bockstaller, PEi isimli  dergiye verdiği demeçte, birinci derece deprem hattı üzerinde bulunan nükleer santral için “Mevcut tanınmış uluslararası güvenlik standartlarına yükseltilemeyen Metsamor Nükleer Santrali en kısa sürede kapatılmalıdır” şeklinde konuştu.

Bockstaller, Avrupa Komisyonu ve uluslararası bağışçılar tarafından Ermenistan’a verilen desteğin, aktif haldeki santralin güvenliğinin arttırılması yönünde olduğunu hatırlatarak, yine de santralin en kısa sürede kapatılması gerektiğini vurguladı.

Avrupa Birliği : Santral Faaliyetinden Rahatsısız

Avrupa Birliği, mart ayında yayınladığı “Avrupa Komşuluk Politikası” Ermenistan Raporu’nda santralin faaliyetini sürdürmesinden rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.  AB Ermenistan Delegasyonu Başkanı Traian Hristea, Metsamor santralinin, Ermenistan-AB ilişkilerinin gündemindeki en önemli konulardan biri olduğunu belirterek, ” Santralin faaliyetinin durdurulmasına yönelik kısa zamanda bir program hazırlanması için Ermenistan hükümetine başvuruda bulunduk.” demişti.

AB Ermenistan Temsilcisi Alexis Louber, 2011 yılında Metsamor’u  “başımızın üstünde dönen nükleer bomba” diye tanımlamıştı.

Ermenistan, 2007’de ABD ve AB’nin baskısı nedeniyle santrali 2016’da kapatacağını taahhüt etmiş ama Metsamor’un kullanımını, geçen yıl 2020’ye kadar, Eylül ayında da 2026’ya kadar uzatacağını açıklamıştı. Uzmanlara göre, santralin kullanım ömrü 2016’da sonra erecek.

Metsamor Nükleer Santrali

Ermenistan’ın başkenti Erivan’a 32 km, Kars’a 100 km, Iğdır’a ise 30 km uzaklıkta bulununan santral, 1970’li yıllarda inşa edildi. Eski tip teknolojiye sahip santral, birinci derece deprem bölgesinde bulunduğu için, Gürcistan, Azerbaycan ve Türkiye’ye için tehlike oluşturuyor. 1988’de bölgede yaşanan büyük deprem sonrasında “sismik zaafiyet” nedeniyle kapatılan santral, uluslararası toplumun itirazlarına rağmen 1995’te tekrar faaliyete sokulmuştu.

Uzmanlar, yaşanabilecek büyük bir deprem sonrası, Japonya’da yaşanan hadisenin bir benzerinin yaşanabileceğini dikkat çekmiş, nükleer yakıtın havayla karışması, olası bir patlama ya da tanklardan sızacak yakıt nedeniyle, yeni bir Çernobil faciası olabileceğini ifade etmişlerdi. Enerji Bakanı Yıldız : Metsamor Kapatılmalı (2012)

2012 yılında gazetecilerin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, 40 yaşını doldurmuş Metsamor Nükleer Santrali’nin tereddütsüz kapatılması gerektiğini belirterek, “Orada herhangi bir sıkıntı temenni etmiyorum ama görünen köy de kılavuz istemiyor” ifadesini kullanmış, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu nezdinde girişimlerde bulunduklarını ifade etmişti.

Açıklamasında Fukuşimaya da vurgu yapan  Yıldız, “Nükleer santrallerin dünyada bir bütünlük oluşturduğu, bırakın 30 kilometre yanı başımızdakini (Metsamor) 8 bin kilometre ileride dahi olsa hepimizi ilgilendirdiğini gördük” demişti. bu ifadeler çevreciler tarafından tepki çekmiş ve Bakan’a Mersin Akkuyu’da kurulmak istenen nükleer santral hatırlatılmıştı.

 

 


Milletvekili Oğan : Bölge büyük bir felakete doğru gitmektedir (2011)

2011 yılında mecliste konuyla ilgili konuşan Iğdır Milletvekili Oğan, Iğdır’da kanser vakalarının arttığını söyleyerek, halkın isyanına kimsenin aldırış etmediğini belirterek, “Bölge büyük bir felakete doğru gitmektedir. Bu felakete bir “dur” deyin” çağrısında bulunmuştu.

Oğan konuşmasında Metsamor’la ilgili şu bilgileri vermişti :

“Van depremiyle insanlarımızı kaybettik …Ama emin olun ki aynı deprem Iğdır şehrinde olsa, Kars vilayetimizde olsa, Ardahan vilayetimizde olsa veya sınırımızın hemen öte tarafında olsa bölgede bir tek kişinin kurtulma ihtimalî yoktur. Metsamor Nükleer Santrali 40 bin kişinin ölümüne sebep olan Çernobil’den bile daha eski bir teknolojiye sahiptir. Daha yeni, bir İngiliz gazetesi bir rapor yayınladı ve bu rapora göre dünyadaki 442 santral içerisinde bir deprem sonrasında zarar görecek, sızıntı yapacak santraller içerisinde ilk 10’u tespit etti ve Metsamor Nükleer Santrali ilk 10 içerisindedir.

Burada, tabii, Türkiye’de nükleer santralleri tartışırken -yeni nesil nükleer santralleri- elbette çevrecilerimiz Greenpeace olsun, diğerleri olsun buna karşı çıkıyor ama her ne hikmetse başta Hükûmet olmak üzere, çevreciler olmak üzere, Çevre Bakanlığımız olmak üzere, Enerji Bakanlığımız, Atom Enerjisi Kurumumuz hiçbirisi ve hiçbirisi bu tehlikenin geldiğini görmüyor, görmek istemiyor. Binlerce imza kampanyası yapıldı, imza toplandı ama o vatandaşların, Iğdır halkının imzası kale alınmadı.

Avrupa Birliğinin bu konudaki görüşlerini de kısaca okumak istiyorum. Avrupa Birliğinin dönemin Ermenistan Temsilcisi, İngiltere’nin Erivan Büyükelçisi Timothy Marschall Jones’un yaptığı açıklamada şunları görmekteyiz: “Olası büyük bir depremde Metsamor Nükleer Santrali paramparça olacak ve meydana gelecek nükleer kıyamette tüm canlılar yok olacak. Ermenistan verdiği sözleri tutmalı ve santrali kapatmalıdır.”

Yine Ermenistan’da görev yapan İtalyan Büyükelçisinin aynı çerçevede bir açıklaması var, olası bir depremde bölgeden kimsenin kurtulamayacağını ifade ediyor. Bu santrali bugün Ruslar işletiyor. Rusların Greenpeace Başkanı İvan Blokov da Metsamor Nükleer Santralinde küçük kazaların sayısında ciddi artışların yaşanmaya başlandığını ve bunun da santralin güvenli olmadığının göstergesi olduğunu ifade ediyor.

Değerli milletvekilleri, santralde bugüne kadar 150 kaza yaşandı. Bunların 5 tanesi büyük kazadır, geri kalanı küçük ve orta ölçekli kazadır. Bu santral dünyanın en tehlikeli santralidir.

Biz bugün depremin acılarını konuşuyoruz, yarın büyük bir felaketi konuşmamak için bir an önce bu konuda tedbir almak durumundayız.” 2007’de Okan Bayülken de “Metsamor’a Hayır” Demişti

2007 yılında Greenpeace’in Ağrı Dağı’nda yaptığı Nuh’un Gemisi maketinin açılışında, Ermenistan’daki Metsamor Nükleer Santrali protesto edilmişti.Okan Bayülken, Iğdır’da faaliyet gösteren 28 sivil toplum kuruluşunun yaptığı basın açıklamasına “Metsamor’a Hayır” tşörtü giyerek destek vermişti.

Basın açıklamasında şu ifadelere yer verilmişti : “Çernobil’de yaşananlar, eski teknoloji ürünü santrallerinin nelere yol açabileceğini acı bir şekilde göstermiştir. Bu durumda, insan ve çevre sağlığına duyarlılık gösteren ve kendini sorumlu hisseden herkesi bölgemiz adına ciddi bir tehdit teşkil eden ve Çernobil Nükleer Santrali’nden bile daha riskli görülen Metsamor Nükleer Santrali’nin kapatılmasını sağlamak adına gerçekleştirilen girişimde rol almaya davet ediyoruz. Metsamor, Türkiye ve Ermenistan dahil Nahçıvan, İran ve Azerbaycan’daki insanları ve doğal hayatı tehdit etmektedir.”Avrupa Komisyonu’nun tavrı net : Metsamor bir an önce kapatılmalı

 

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun Ermenistan ziyareti sonrası tekrar gündeme gelen Metsamor Nükleer Santrali ile ilgili açıklama yapan Avrupa Komisyonu, Türkiye’ye 16 km. uzaklıkta bulunan ve 1976 yılından beri faaliyet gösteren santralin, güvenlik eksikliği nedeniyle bir anca önce kapatılması gerektiğini belirtti. Avrupa Birliği ise geçtiğimiz Mart ayında yayınladığı raporda Metsamor’un bölge için büyük bir tehdit oluşturduğunu belirterek, eski teknolojiye sahip santraller içinde en eski ve güvenilmez olarak tanımladığı santralin kapatılması gerektiğini belirtmişti.

 

Avrupa Komisyonu’nun konuyla ilgili tavrının net olduğunu belirten Enerji Politikaları Basın Sözcüsü Nicole Bockstaller, PEi isimli dergiye verdiği demeçte, birinci derece deprem hattı üzerinde bulunan nükleer santral için “Mevcut tanınmış uluslararası güvenlik standartlarına yükseltilemeyen Metsamor Nükleer Santrali en kısa sürede kapatılmalıdır” şeklinde konuştu.

 

Bockstaller, Avrupa Komisyonu ve uluslararası bağışçılar tarafından Ermenistan’a verilen desteğin, aktif haldeki santralin güvenliğinin arttırılması yönünde olduğunu hatırlatarak, yine de santralin en kısa sürede kapatılması gerektiğini vurguladı.

 

Avrupa Birliği : Santral Faaliyetinden Rahatsısız

 

Avrupa Birliği, mart ayında yayınladığı “Avrupa Komşuluk Politikası” Ermenistan Raporu’nda santralin faaliyetini sürdürmesinden rahatsızlık duyduğunu belirtmişti. AB Ermenistan Delegasyonu Başkanı Traian Hristea, Metsamor santralinin, Ermenistan-AB ilişkilerinin gündemindeki en önemli konulardan biri olduğunu belirterek, ” Santralin faaliyetinin durdurulmasına yönelik kısa zamanda bir program hazırlanması için Ermenistan hükümetine başvuruda bulunduk.” demişti.

 

AB Ermenistan Temsilcisi Alexis Louber, 2011 yılında Metsamor’u “başımızın üstünde dönen nükleer bomba” diye tanımlamıştı.

 

Ermenistan, 2007’de ABD ve AB’nin baskısı nedeniyle santrali 2016’da kapatacağını taahhüt etmiş ama Metsamor’un kullanımını, geçen yıl 2020’ye kadar, Eylül ayında da 2026’ya kadar uzatacağını açıklamıştı. Uzmanlara göre, santralin kullanım ömrü 2016’da sonra erecek.

 

Metsamor Nükleer Santrali

 

Ermenistan’ın başkenti Erivan’a 32 km, Kars’a 100 km, Iğdır’a ise 30 km uzaklıkta bulununan santral, 1970’li yıllarda inşa edildi. Eski tip teknolojiye sahip santral, birinci derece deprem bölgesinde bulunduğu için, Gürcistan, Azerbaycan ve Türkiye’ye için tehlike oluşturuyor. 1988’de bölgede yaşanan büyük deprem sonrasında “sismik zaafiyet” nedeniyle kapatılan santral, uluslararası toplumun itirazlarına rağmen 1995’te tekrar faaliyete sokulmuştu.

 

Uzmanlar, yaşanabilecek büyük bir deprem sonrası, Japonya’da yaşanan hadisenin bir benzerinin yaşanabileceğini dikkat çekmiş, nükleer yakıtın havayla karışması, olası bir patlama ya da tanklardan sızacak yakıt nedeniyle, yeni bir Çernobil faciası olabileceğini ifade etmişlerdi.

 

Enerji Bakanı Yıldız : Metsamor Kapatılmalı (2012)

 

2012 yılında gazetecilerin konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, 40 yaşını doldurmuş Metsamor Nükleer Santrali’nin tereddütsüz kapatılması gerektiğini belirterek, “Orada herhangi bir sıkıntı temenni etmiyorum ama görünen köy de kılavuz istemiyor” ifadesini kullanmış, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu nezdinde girişimlerde bulunduklarını ifade etmişti.

 

Açıklamasında Fukuşimaya da vurgu yapan Yıldız, “Nükleer santrallerin dünyada bir bütünlük oluşturduğu, bırakın 30 kilometre yanı başımızdakini (Metsamor) 8 bin kilometre ileride dahi olsa hepimizi ilgilendirdiğini gördük” demişti. bu ifadeler çevreciler tarafından tepki çekmiş ve Bakan’a Mersin Akkuyu’da kurulmak istenen nükleer santral hatırlatılmıştı.

 

Milletvekili Oğan : Bölge büyük bir felakete doğru gitmektedir (2011)

 

2011 yılında mecliste konuyla ilgili konuşan Iğdır Milletvekili Oğan, Iğdır’da kanser vakalarının arttığını söyleyerek, halkın isyanına kimsenin aldırış etmediğini belirterek, “Bölge büyük bir felakete doğru gitmektedir. Bu felakete bir “dur” deyin” çağrısında bulunmuştu.

 

Oğan konuşmasında Metsamor’la ilgili şu bilgileri vermişti :

 

“Van depremiyle insanlarımızı kaybettik …Ama emin olun ki aynı deprem Iğdır şehrinde olsa, Kars vilayetimizde olsa, Ardahan vilayetimizde olsa veya sınırımızın hemen öte tarafında olsa bölgede bir tek kişinin kurtulma ihtimalî yoktur. Metsamor Nükleer Santrali 40 bin kişinin ölümüne sebep olan Çernobil’den bile daha eski bir teknolojiye sahiptir. Daha yeni, bir İngiliz gazetesi bir rapor yayınladı ve bu rapora göre dünyadaki 442 santral içerisinde bir deprem sonrasında zarar görecek, sızıntı yapacak santraller içerisinde ilk 10’u tespit etti ve Metsamor Nükleer Santrali ilk 10 içerisindedir.

 

Burada, tabii, Türkiye’de nükleer santralleri tartışırken -yeni nesil nükleer santralleri- elbette çevrecilerimiz Greenpeace olsun, diğerleri olsun buna karşı çıkıyor ama her ne hikmetse başta Hükûmet olmak üzere, çevreciler olmak üzere, Çevre Bakanlığımız olmak üzere, Enerji Bakanlığımız, Atom Enerjisi Kurumumuz hiçbirisi ve hiçbirisi bu tehlikenin geldiğini görmüyor, görmek istemiyor. Binlerce imza kampanyası yapıldı, imza toplandı ama o vatandaşların, Iğdır halkının imzası kale alınmadı.

 

Avrupa Birliğinin bu konudaki görüşlerini de kısaca okumak istiyorum. Avrupa Birliğinin dönemin Ermenistan Temsilcisi, İngiltere’nin Erivan Büyükelçisi Timothy Marschall Jones’un yaptığı açıklamada şunları görmekteyiz: “Olası büyük bir depremde Metsamor Nükleer Santrali paramparça olacak ve meydana gelecek nükleer kıyamette tüm canlılar yok olacak. Ermenistan verdiği sözleri tutmalı ve santrali kapatmalıdır.”

 

Yine Ermenistan’da görev yapan İtalyan Büyükelçisinin aynı çerçevede bir açıklaması var, olası bir depremde bölgeden kimsenin kurtulamayacağını ifade ediyor. Bu santrali bugün Ruslar işletiyor. Rusların Greenpeace Başkanı İvan Blokov da Metsamor Nükleer Santralinde küçük kazaların sayısında ciddi artışların yaşanmaya başlandığını ve bunun da santralin güvenli olmadığının göstergesi olduğunu ifade ediyor.

 

Değerli milletvekilleri, santralde bugüne kadar 150 kaza yaşandı. Bunların 5 tanesi büyük kazadır, geri kalanı küçük ve orta ölçekli kazadır. Bu santral dünyanın en tehlikeli santralidir.

 

Biz bugün depremin acılarını konuşuyoruz, yarın büyük bir felaketi konuşmamak için bir an önce bu konuda tedbir almak durumundayız.”

 

2007’de Okan Bayülken de “Metsamor’a Hayır” Demişti

 

 

 

2007 yılında Greenpeace’in Ağrı Dağı’nda yaptığı Nuh’un Gemisi maketinin açılışında, Ermenistan’daki Metsamor Nükleer Santrali protesto edilmişti.Okan Bayülken, Iğdır’da faaliyet gösteren 28 sivil toplum kuruluşunun yaptığı basın açıklamasına “Metsamor’a Hayır” tşörtü giyerek destek vermişti.

 

Basın açıklamasında şu ifadelere yer verilmişti : “Çernobil’de yaşananlar, eski teknoloji ürünü santrallerinin nelere yol açabileceğini acı bir şekilde göstermiştir. Bu durumda, insan ve çevre sağlığına duyarlılık gösteren ve kendini sorumlu hisseden herkesi bölgemiz adına ciddi bir tehdit teşkil eden ve Çernobil Nükleer Santrali’nden bile daha riskli görülen Metsamor Nükleer Santrali’nin kapatılmasını sağlamak adına gerçekleştirilen girişimde rol almaya davet ediyoruz. Metsamor, Türkiye ve Ermenistan dahil Nahçıvan, İran ve Azerbaycan’daki insanları ve doğal hayatı tehdit etmektedir.”

 

 

 

[Seçim 2014] Mansur Yavaş: CHP’den aday olacağım

Mansur Yavaş yerel seçimlerde CHP’den Ankara Büyükşehir Belediyesi için aday olacağını açıkladı.

Bir dönem MHP ‘den Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı olan Mansur Yavaş, yerel seçimlerde CHP ‘den aday olacağını açıkladı.
FOX ekranlarında canlı yayınlanan Çalar Saat’te İsmail Küçükkaya‘ya çarpıcı açıklamalar yapan Mansur Yavaş, “Kararımı verdim, CHP’den aday olmak istiyorum” dedi.

Gökçek’e meydan okudu: Kazanırım

‘Endişeniz var mı’ sorusuna ise Mansur Yavaş, “Hayır yok, ben kazanırım. Gökçek’le didişmeden, sadece projelerimi konuşacağım” diye cevap verdi.

CHP’de Mansur Yavaş çatlağı

CHP’nin parti dışından bir ismi aday göstermesi, eleştirilere neden oldu. Murahhem İnce, “Adaylık önemli değil, partimi düşürdükleri duruma üzülüyorum. Böyle iş olmaz” derken Sabahat Akkiraz, “CHP’de şoklara hazır olunmalı” açıklamasını yaptı.

Yavaş’ın CHP’nin adayı olacağı bilgisi ilk kez Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanı Şükrü Karaca’nın Twitter hesabından “Mansur Yavaş Ankara’ya hayırlı olsun” mesajıyla duyuruldu.

 

Taksim yasağı AİHM’ye aykırı

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Taksim’i 1 Mayıs’ta yasaklamanın AİHM kararlarına aykırı olduğunu belirtti.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, olaylı 1 Mayıs kutlamaları ile ilgili 33 kişi hakkında hazırladığı iddianamede, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’nın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM içtihatlarına aykırı yönlerinin olduğunu belirtildi.

Vatan’dan Kemal Göktaş’ın haberine göre, Savcı Hüseyin Aslan tarafından hazırlanan iddianamede, 1 Mayıs olayları ile ilgili olarak İl Emniyet Müdürlüğü tarafından gönderilen evrak üzerine soruşturma yürütüldüğü belirtildi.

İstanbul Valiliğince alınan karar gereği 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlamalarının Taksim Meydanı’nda kutlanmasının yasaklandığı hatırlatılan iddianamede, “Bu kararın Taksim meydanında kutlama yapmak isteyen ilgili kurum ve kuruluşlara bildirildiği gibi kitle iletişim araçlarıyla kamuoyuna da duyurulduğuna” dikkat çekildi. Yasak kararına rağmen şüphelilerin Taksim meydanında izinsiz toplantı ve gösteri yapmak amacıyla çeşitli bölgelerde toplandıkları ve meydana gelmek üzere harekete geçtikleri ifade edildi. İddianamede, polis tarafından yapılan müdahale sonucu 33 şüphelinin Taksim meydanı civarında “flama, bandaj, bilye, çeşitli renk ve ebatta bezlerle” yakalandıkları anlatıldı.

YASAYA GÖRE SUÇ AMA…

Şüphelilerin Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalefet ettikleri belirtilen iddianamede, buna karşın yasanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve AİHM içtihatlarına aykırı olduğu, İstanbul Valiliği’nin yasaklama kararının da “hakkın özüne aykırı” bir müdahale olduğu görüşleri dile getirildi.

AİHM KARARLARI VE ANAYASA 90

İddianamede Yasa ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) örgütlenme özgürlüğünün düzenlendiği 11. maddesi arasında kimi zaman paralellik arzeden düzenlemeler içeriyor olsa da yasanın sözleşmenin 11. maddesinde yazılı hakkın kullanılmasına ilişkin genişletici yorum ve içtihatlara birebir uymadığı belirtildi. “Yasanın bu halinin AİHS düzenlemesi ve içtihatlara aykırı olduğu” kaydedilen iddianamede, “Mevcut olayda AİHS’in 11. maddesindeki düzenleme ve buna ilişkin AİHM’in 17 Mayıs 2011 tarihli Akgöl ve Göl- Türkiye ve diğer benzer kararlarında belirtilen şekilde, hakkın kullanılmasına ilişkin içtihatlar da gözönünde bulundurulması” istendi. İstanbul Valiliği tarafından alınan yasaklama kararının, toplantı ve gösteri hakkının kullanılması açısından “hakkın özüne aykırı şekilde yasaklama kararı olup olmadığının” mahkemece takdir edilmesi gerektiği ifade edilen kararda bunun için Anayasa’nın 90/son maddesinin de dikkate alınması istendi. Savcının dikkate alınmasını istediği Anayasa’nın 90/son maddesi, insan haklarına ilişkinu uluslararası sözleşmelerle yasaların çelişmesi durumunda uluslarası sözleşmelerin uygulanması gerektiğini düzenliyor.

TAKSİM’İ YASAKLAMA TARTIŞMALI OLACAK

İddianame İstanbul 20. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Davanın görülmesine önümüzdeki günlerde başlanacak. Mahkeme, savcı Aslan’ın yaptığı değerlendirmelere katılırsa, 1 Mayıs şüphelilerine AİHM kararlarını gerekçe göstererek ceza vermeyecek. Bu durumda İstanbul Valiliği’nin Taksim’i gösterilere yasaklama kararları da tartışmalı hale gelecek. Dava, savcının görüşü doğrultusunda neticelenirse Gezi eylemlerine ilişkin davalar açısından da emsal olacak.

Hakan Şükür AKP’den istifa etti

AKP İstanbul Milletvekili Hakan Şükür, partisinden istifa etti. Şükür, “Dershanelerin KCK yapılanmasına benzetilmesi vicdanımı yaraladı” dedi.

AKP, dershaneler tartışmasında ikinci fireyi de verdi. İdris Bal’ın ardından Hakan Şükür’de partiden ayrıldı.

Öğle saatlerinde TBMM Sporda Doping Sorununu Araştırma Komisyonu’nun çalışmalarına katılan İstanbul Milletvekili Hakan Şükür, akşam saatlerinde yaptığı yazılı açıklamayla partisinden istifa ettiğini açıkladı.

“Dershanelerle ilgili takınılan anlamsız tavırların vicdanları rencide ettiğini” ifade eden Şükür, “Dershanelerin KCK yapılanmasına benzetilmesi ve özür dilenmek bir yana bu açıklamalara Sayın Başbakan ve parti yönetimi tarafından bir tepki verilmemesi vicdanımı derinden yaralamıştır” dedi.

Çin: Sincan’daki çatışmalarda 16 kişi öldü

0

Çin’in batısındaki Sincan bölgesinde çıkan şiddet olaylarında 16 kişinin öldüğü bildirildi.

Devlete ait bir bölgesel haber sitesinde yer alana habere göre, olay dün gece geç saatlerde Kaşgar yakınlarındaki bir köyde meydana geldi.

Haberde, tutuklama yapmaya girişen polislere patlayıcı cihazlar ve bıçak taşıyan kişilerin saldırıya geçtiği; polisin 14 kişiyi vurarak öldürdüğü, olayda iki polisin de hayatını kaybettiği belirtildi.

Zaman zaman çatışmalara sahne olan, Uygurların yaşadığı Sincan bölgesinde, hükümet şiddet olaylarından genel olarak aşırı güçleri sorumlu tutarken, muhalif Uygurlar etnik gerilimlerin ve Çin’in sıkı kontrolünün şiddete yol açtığını savunuyor.

Sincan’dan dış dünyaya bilgi aktarılması çok sıkı denetim altında tutulduğundan bölgeden alınan haberleri doğrulamak çok güç.

Resmi Tianşan haber sitesinde, olaylar sırasında iki kişinin de gözaltına alındığı kaydedildi.

Geçen ay, devlete ait basın yayın organları, Kaşgar yakınlarındaki bir polis karakoluna düzenlenen saldırıda 9 siville 2 polisin öldürüldüğünü bildirmişti.

Ekim sonlarında da başkent Pekin’deki Tiananmen Meydanı’nda bir otomobil kalabalığa dalmış ve yanmaya başlamış, olayda 5 kişi can vermişti. Çin yönetimi söz konusu olayı Sincanlı aşırı görüşlülerin düzenlediği bir terör eylemi olarak nitelemişti. Polis, saldırının düzenlendiği otomobilde ölen 3 kişinin, Sincanlı Uygurlar olduğunu bildirmişti.

(BBC)

Vizeye karşı mülteciler

Türkiye ve Avrupa Birliği, Avrupa’ya seyahat etmek isteyen  T.C. yurttaşlarının “kâbusu” haline gelen vize zorunluluğunu ortadan kaldıracak ve vizesiz seyahatin önünü açacak mutabakat protokolünü bugün imzaladılar.

Karşılığında Türkiye de, Avrupa ülkelerinin “kâbusu” olan yasadışı göçmenler konusunda bir adım atacak ve kendi toprakları üzerinden yasa dışı yollarla AB’ye giren göçmenleri geri kabul edecek.

Anlaşmalar, başkentin tarihi Ankara Palas binasında kalabalık ve üst düzey bir katılımla imzalandı. Erdoğan’ın toplantıya katılıp konuşma yapması, sürece verdiği kişisel önemi gösterirken; kabinedeki hemen her bakanın da salonda olması hükümetin AB üyelik sürecine bağlılığını belirten sembolik bir gelişmeydi.

Ancak aynı yoğun ve yüksek katılımın AB tarafından gösterilmemesi dikkat çekti. Brüksel’i sadece Avrupa Komisyonu’nun İçişlerinden Sorumlu Yetkilisi Cecilia Malström’ün temsil etmesi; kendisine genişlemeden sorumlu üye Stefan Füle’nin bile eşlik etmemesi farklı değerlendirmelere neden oldu.

Ankara’daki yabancı diplomatik kaynaklar, bu hassasiyetin temelinde, TC hükümetinin son üç senedir tartışılan bu anlaşmaları seçim süreci öncesinde imzalamayı kabul etmiş olmasının yattığını ve AB’nin bu süreci teknik bir boyutta tutmak istemiş olabileceğini belirtiyor.

“Bugün 16 Aralık 2013; Türkiye ile AB ilişkilerinde gerçek anlamda bir milat oluşturuyor” diye konuşan Başbakan Erdoğan, “Bugün attığımız karşılıklı imzalarla, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarımıza vizesiz seyahat başlıyor. Bir yol haritası üzerinde mutabık kalındı. Türkiye Geri Kabul Anlaşmasını imzaladı. Üç, üç buçuk yıl gibi bir sürede vizesiz Avrupa seyahati başlamış olacak” dedi.

Vizeler kalktığında Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının Avrupa’ya akın edeceğine ilişkin kaygılara da değinen Başbakan, “AB ile vizeler kalktığında da hiç kimsenin endişesi olmasın, ne Türkiye ne de AB üyesi ülkeler bundan en küçük sorun yaşamayacaklardır. Tam tersine vizeler kalktığında iş adamlarımız, sanatçılarımız, sporcularımız, sivil toplum örgütü mensuplarımız daha rahat seyahat edecek ve bu da AB’ye çok önemli katkılar sağlayacaktır. Benim her zaman bir ifadem var, yük olmaya değil, yük almaya geliyoruz” diye konuştu.

Malström de, bu anlaşmalarla iki tarafın halklarını birleştirdiklerini belirtirken, hem TC hem de AB yurttaşlarının bunun olumlu etkilerini göreceklerini kaydetti.

Başbakan’ın sözünü ettiği yol haritası, vize serbestisi diyaloğunu başlatan mutabakat belgesinin bir parçasını oluşturuyor ve yerine getirilmesi zorlu taahhütleri de içeriyor.

Hükümet yol haritasının 3 ya da 3,5 sene gibi bir sürede yerine getirilebileceğini kaydederken, Cecilia Malström’ün konuşmasında herhangi bir tarihten bahsetmiyor olması dikkat çekti.

Başbakan Erdoğan, tarafların süratli çalışması durumunda bu sürenin daha da kısalabileceği temennisini de dile getirdi.

Yol haritasında; pasaportların AB standartlarına uygun olarak hazırlanması (biyometrik pasaport), diğer kimlik kartlarının güvenliğinin sağlanması, sınırlarda yeterli kontrol ve gözetimin sağlanması, uluslararası koruma ve yabancılarla ilgili işlemlerde AB müktesebatına uyum ve etkili uygulamanın gerçekleştirilmesi, örgütlü ve siber suçlarla mücadele edilmesi ve AB ile yakın işbirliği yapılması, yurttaşlar arasında ayrım yapılmaması ve herkesin serbest seyahat hakkından yararlanması gibi önemli unsurlar bulunuyor.

Hükümet kaynaklarına göre, bu unsurların büyük bölümünün zaten karşılanmış ve sınır güvenliği bakımından da hükümetin atmayı planladığı adımlarla örtüşüyor olması yol haritasının sanılandan daha önce tamamlanabileceğini gösteriyor.

Bu kapsamda, hükümetin atacağı en önemli adımlardan biri AB’nin kurmuş olduğu Frontex’e benzer sivil bir sınır güvenliği teşkilatını bu süre içerisinde oluşturmak olacak.

Yol haritasının tam ve eksiksiz karşılanması durumunda, AB Konseyi’nin oy çokluğu ilkesi uyarınca konuyu oylayacağı, dolayısıyla da bazı kesimlerin ifade ettiği gibi, herhangi bir ülkenin tek başına süreci veto etmesinin mümkün olmadığı kaydediliyor.

Türkiye, barınma merkezleri kuracak

Geri Kabul Anlaşması ise, yasa dışı yollarla AB ülkelerine giden veya bu ülkelerde bulundukları sırada vize süresini geçirip kaçak duruma düşen TC yurttaşlarının ve Türkiye üzerinden Avrupa ülkelerine geçiş yapmış insanların Türkiye tarafından kabul edilmesini içeriyor.

Ancak bu anlaşma, 3 yıllık bir geçiş sürecinin sonunda uygulamaya konacak.

Bu sürede Türkiye, geri kabul edeceği kaçak göçmenler için barınma merkezleri kuracak ve gerekli altyapıyı oluşturacak. Bunun maliyeti ise AB’nin katılım öncesi yardım fonlarından karşılanacak.

Taraflar arasında yapılan yoğun müzakereler sonunda Türkiye, AB’nin hemen yapılmasını istediği bazı işlemleri bir süreliğine erteleme güvencesini aldı.

Bunlardan en önemlileri, 1951 tarihli Mülteci Sözleşmesi’ne koyduğu, doğu sınırlarından gelen göçmenlere mülteci statüsü vermemeyi içeren coğrafi sınırlama.

Türkiye, bu sınırlamayı ancak tam üyelik sürecinde değerlendireceğini kayda geçirdi. Benzer şekilde, AB’nin vize rejimine tam uyum da Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına vizesiz seyahatin başlaması durumunda gerçekleştirilecek. Dolayısıyla Türkiye, şimdi vize kapsamını almadığı birçok Orta Doğu, Asya ve Afrika ülkesine vize uygulamayı da o tarihte başlatacak.

BBC Türkçe

Mahalleliden nükleer atığa siyah çelenk

Yıllardır nükleer bulaşıklı atıkla yaşamaya mahkûm edilen Gaziemirliler içinde bulundukları tehlikeye dikkat çekmek ve tepkilerini dile geçirmek için bir protesto gösterisi düzenlediler. Protesto gösterisi nükleer bulaşıklı atıkların gömülü olduğu Aslan Avcı Döküm Sanayii’nin kapısına siyah çelenk bırakılması ve basın açıklaması ile son buldu.

Öğle saatlerinde Gaziemir Aydınlar Mahallesi’nde toplanan 150’ye yakın mahalleli “Nükleer çöplük istemiyoruz”, “Sağlıklı yaşam hakkımız”, Nükleer çöplük temizlensin” sloganları atarak yürüyüş başlattı ve nükleer bulaşıklı atıkların gömülü olduğu kurşun fabrikası önüne geldiler ve protestolarını fabrikanın önüne siyah çelenk bırakarak dile getirdiler. Kadınların ve çocukların yoğun olarak katıldığı protesto gösterisinde,  katılımcıların yüzlerini maske ile kapadıkları gözlendi. Fabrika önünde mahalle sakinleri adına Ali İhsan Ödemiş basın açıklamasını okurken,  mahallelinin protesto gösterisine destek veren Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nden Av. Arif Ali Cangı ile İHD Başkanı Av. Adnan Kaya da birer konuşma yaparak, nükleer bulaşıklı atıkların zaman geçirilmeden temizlenmesine dikkat çektiler.

Kurşun üreten fabrikanın yaklaşık 40 senedir yöreyi zehirledikten sonra başka bir yere taşındığını ancak nükleer bulaşıklı atıklarını fabrika bahçesinde bıraktığını söyleyen mahalle sakini Ali İhsan Ödemiş basın açıklamasında içinde bulundukları durumu dile getirdi ve isteklerini şöyle sıraladı: “Yaşama alanlarımız atık çöplüğü değildir. Fabrika arazisindeki nükleer bulaşıklı atıkların bir an önce temizlenmesini, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın “Gerekirse araziye el koyar biz temizleriz” sözünü tutmasını istiyoruz. Her gün, özellikle yağmur yağdığında ortaya çıkan dumandan, genzi yakan kokulardan ve sağlığımızdan endişeliyiz. Çünkü insan ve çevre sağlığı açısından büyük tehlike oluşturan önünde durduğumuz bu fabrikanın çevresinde insanlar yaşıyor, bitişiğinde bir ilköğretim okulu var. Uzun yıllardır fabrika arazisinin etrafı açık bulunduğundan çocuklar bu arazide oynuyor, çevre sakinleri araziyi geçiş yolu olarak kullanıyor. Uzmanların belirttiğine göre bölgede ölçülen radyoaktivite insan sağlığı için çok tehlikeli düzeyde. Bölgemizde yaşayan insanlarda kanser vakalarında artış, gebe kadınlarda düşük gözleniyor ve erken doğumlar gerçekleşiyor. Burada yaşayan yurttaşlar olarak ciddi sağlık taramalarından geçirilmeyi talep ediyoruz. Burada yaşayan birçok insanın sağlık güvencesi yok. Nükleer bulaşıklı atık ve ağır metal zehirlenmesi nedeniyle bugün ve gelecekte ortaya çıkabilecek bütün hastalıkların belirlenmesini istiyor ve gerekli masrafların bu hadisenin varlığına yıllarca göz yuman devlet tarafından karşılanmasının garanti altına alınmasını talep ediyoruz. Çocuklar ve gelecek nesiller için bölgedeki bütün atıkların söz verildiği gibi süratle temizlenmesini istiyoruz. Bütün bu yıllar boyunca fabrikayı denetlemeyen, fabrikanın çalışması için gerekli izinleri veren, bu atıkların temizlenmesi için gerekli işlemleri yapmayan devlet kurumlarının, sorumluluklarını yerine getirmeyen çalışanlarının yargılanmasını talep ediyoruz. Devletimiz, vatandaşlarının hakkını koruduğunu göstermeli ve sorumluların görevlerine sahip çıkmaları için hukuki olanakları karşılamalıdır.”

Kurşun üreten fabrika sahipleri hakkında açılan davaya Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi adına müdahillik isteğiyle başvuran Av. Arif Ali Cangı ise, fabrika arazisine gömülen nükleer bulaşıklı atıklar için önlem olarak sadece üzerlerine toprak dökülüp, radyasyon ölçen bir cihaz takıldığına dikkat çekti ve “Zehiri toprakla kapamak mümkün değil, toprak yine zehir kusuyor ve radyasyonu ölçen cihazın verileri kamuoyuna açıklanmıyor. Göstermelik olarak da olsa mahalle sakinlerinden alınan kanların sonuçları gizleniyor” dedi. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin duyulduğu günden buyana olayın takipçisi olduğuna da vurgu yapan Cangı: “Firma yetkilileri ve görevini yapmayan kamu görevlileri hakkında soruşturma açılmasını istedik, kamu görevlilerinin soruşturulmasının engellenmesi kararını Danıştay’dan bozdurduk, sonuna kadar takipçi olacağız. Fabrika çevresinde yaşayanlar  olaya sahip çıktığı sürece bu atıkları mutlaka buradan göndereceğiz” şeklinde konuştu.

Gaziemir’de nükleer bulaşıklı atıktan etkilenen mahalle sakinleri 20 Aralık Cuma günü İzmir Adliyesi’ne gelerek suç duyurusunda bulunacaklar.

Danıştay GDO’larda yolun sonunu gösterdi

Genetiği değiştirilmiş 2 mısır türünün yem amaçlı ithalatı ve piyasaya sürülmesinin Danıştay tarafından durdurulması üzerine Greenpeace, Biyogüvenlik Kurulu’nu Türkiye’ye giren tüm GDO’ların izinlerini iptal etmeye çağırdı.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu 13 Aralık 2013 günü kamuoyuna duyurulduğu üzere yem amaçlı iki genetiği değiştirilmiş (GD) mısırın ithalatı ve piyasaya sürülmesinin yürütmesini durdurdu. Danıştay’ın bu kararı ithalat izni verilen tüm GDO’ların yeniden değerlendirilerek izinlerinin iptal edilmesini zorunlu kıldı. Biyogüvenlik Kurulu, halkın yoğun itirazına ve bildirilen binlerce olumsuz görüşe rağmen bugüne kadar yem amaçlı 16 GD mısır ile 3 GD soya türünün ithalatına izin vermişti.

Şu anki durumda, diğer GDO’lara izin veriliyor olması, Biyogüvenlik Kurulu’nun (BGK) kararlarının, Biyogüvenlik Kanunu’nun emrettiği “İhtiyatlılık İlkesi”ne uymadığını gösteriyor. BGK’nın GDO çeşitlerinin güvenilir olduğunu söylemesi de hukuka aykırı bir durum teşkil ediyor.

Biyogüvenlik Kurulu Kanunu’na muhalefet etmemeli
Danıştay kararı, BGK’nın geçmişte verdiği tüm GDO izinlerinin Biyogüvenlik Kanunu’na aykırı olduğunu gösteriyor. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Greenpeace Akdeniz Bölgesel Tarım ve Gıda Kampanyası Yöneticisi Tarık Nejat Dinç, “Danıştay’ın bu kararı ışığında, bugüne dek izin verilen GDO türlerinin güvenilir olduğunu söylemenin imkansız olduğu bir kez daha ortaya çıktı. Bu nedenle Biyogüvenlik Kurulu’nun acilen toplanarak geçmişte verdiği tüm olumlu görüşleri geri çekmesini talep ediyoruz. Bu, Biyogüvenlik Kanunu’nun kendi emrettiği bir zorunluluk. Bu yönde bir adım atılmadan geçen her gün, kanuna muhalefet edildiği ve hukuka aykırı davranıldığı anlamına geliyor.”

Raporlar dikkate alınmadı
Danıştay’ın iki GD mısır türü (Monsanto şirketine ait MON810 ve MON810x88017) için verdiği yürütmeyi durdurma kararının gerekçelerinden biri, Biyogüvenlik Kurulu’nun GD yemlere izin verirken “İhtiyatlılık İlkesi”ni uygulamaması, yani bilimsel belirsizliklere rağmen ithalata izin vermiş olması.  BGK’nın, çevreye olası gen kaçışları risklerinden bahsedildiği Risk Değerlendirme Komitesi ve Sosyo Ekonomik Değerlendirme Komitesi raporlarının içeriğini tam olarak dikkate almadığı bu kararla ortaya çıktı.

Danıştay bu kararı, GDO’ya Hayır Platformu’nun bileşenlerinden Greenpeace, Ekoloji Kolektifi Derneği, Ziraat Mühendisleri Odası, Çevre Mühendisleri Odası ve Tüketici Hakları Derneği tarafından açılan dava sonucunda verdi.

Bakanlık, ithalatı durdurmalı
Greenpeace’ten Dinç sözlerine söyle devam etti: “Danıştay’ın bu kararı GDO konusunda artık yolun sonuna gelindiğini ve Türkiye’nin GDO’larla 15 yıldır sürdürdüğü tehlikeli deneye artık bir son verilerek Türkiye’nin kapılarını GDO’lara ilelebet kapatması gerektiğini göstermiştir. Bu durumda, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na düşen Biyogüvenlik Kurulu’nu acilen toplantıya çağırarak tüm GDO izinlerini Danıstay kararı ışığında yeniden değerlendirip iptal etmek, bugünden itibaren tüm GDO ithalatını durdurmak ve %100 GDO’suz güvenli bir Türkiye yaratmak adına gerekli adımları ivedilikle atmak. Yaptığımız araştırma, Türkiye’nin %82’sinin GDO’lardan endişe duyduğunu gösteriyor. Geçtiğimiz yıl olduğu gibi bu yıl da konunun takipçisi olacağız.”

Yeşil Gazete

Don Kişot Kültür Merkezi’nde Alternatif Medya Şenliği – Füsun Özbilgen

Duatepe Sokağı’nda epeyce arandıktan sonra bir köşede karşımıza çıkıverdi, üst katları tuğla, camsız çerçevesiz, alt katı yeşile boyanmış inşaat halinde yarım kalmış “occupied” kültür markezi. Sokakta dolanıp ararken evlerden birinden çıkan beyaz başörtülü bir kadına sormuştuk:

“Don Kişot kültür merkezi bu sokaktaymış. Nerede biliyor musunuz?”

Kadıncağız önce pek utandı, sonra güldü ne diyeceğini şaşırdı. Biz de onun tepkisine bir anlam veremedik.  Sonra jeton düştü, Don Kişot adını daha önce hiç duymadığı için don sözüne bir anlam veremeyip Kişot’u (kuşak filan zannetti zaar) Don – kuşak nasıl bir yer aradığımıza gülüyordu. Bize kolaylıklar dilerken hala gülüyordu.

Yel değirmeni Kadıköy’ün halen fazla bozulmamış semtlerinden birisi. Natulius’un yakınlarında Ayrılık Çeşmesi’nin hemen arkasında. Bu isimlerin anlamı var. Eskiden Hacca giden kervanlar buradan yola çıkarmış. Bugünkü Bağdat Caddesi üzerinden Bağdat yoluna koyulurlarmış. Tabii o zaman toprak bir yol olsa gerek. AVM’ler ve lüks butikler cafeler de yok!

Yola çıkanlarla kalanlar arasındaki ayrılık çeşme başında gerçekleştiği için burası Ayrılık Çeşmesi. Arkasındaki Duatepe de herhalde giden kervanların ardından dua edenlerden almıştır adını.

Duatepe sokağın bir ucu Kadıköy’e kadar iniyor. Karakolhane sokaktan aşağı sapınca ilk köşede Yeldeğirmeni Dayanışma’nın Don Kişot Kültür Merkezi karşımıza çıkıyor. Öyle lüks bir salon filan düşünmeyin elbette. Yarım kalmış inşaatın demirleri ve tuğlalarından dolanıp, çimento torbalarının arasından, yüksek demir bir eşiği tuzak gibi takılmadan atlayıp geçeceğiniz bir harabe salon. İçinde ışık yok, fenerler yakılmış. Bir kenarda soba yanıyor ama kapı pencere hak kuran kafesi gibi olduğu için içersi buz gibi. Don Kişot adının kadının güldüğü gibi don değil ama donmak anlamına geldiğini bir süre oturunca idrak ediyoruz.

Bu chappuling ortam içinde pırıl pırıl aydınlık gençler toplanmış. Keyifle ve hararetle tartışıyorlar. Neyi? Alternatif medya olarak nasıl bir platform veya ortak ağ kurup haberlerini bilgilerini paylaşabilirler, ortak çalışmalar yapabilirler? Ana akım medya yerine kendileri ana akım medya haline nasıl gelebilirler. Bazı gençler buna karşı çıkıyor. Kurumsallaşmanın büyüme ve hantallaşma getireceğini biliyorlar.  Ancak bir ağ oluşturma fikri çoğunluğun ortak amacı.

Yurttaş gazeteciliği

Yeni iletişim teknolojileri klasik gazeteciliği değiştirdi. Kitle iletişiminde yepyeni bir döneme giriliyor.  İnternet üzerinde yayın yapan siteler, bloglar, facebook, twitter gibi sosyal medyalarda akıllı cep telefonları ve tabletlerden yolladıkları görselleri, videoları ve haberleri paylaşan yeni gazetecilere “yurttaş gazeteci” deniyor. Bu insanlar aslında klasik anlamda gazeteci değiller ama yeni teknolojilerle herkes her an habercilik yapabiliyor. Tabii klasik medyanın habercileri şimdilik bu “yurttaş gazetecileri”ni gazeteci saymıyor ama onların haberlerinden görsellerinden yararlanıp hatta yürütüp haber yapmayı da ihmal etmiyorlar.

Yeni ve alternatif medyalarda, klasik medyanın alışkanlıkları yerine yeni teknolojiler ve yeni habercilik anlayışları gelişiyor. Biz de işte tam bu yeni ortamlar ve alternatif medyalar neler yapıyor bunları izlemeye gittik. Çok da verimli tartışmalar, bilgilendirmeler ve bilgi alışverişleri ile karşılaştık. Yeni bir dil, yeni ağlar oluşturmak, yeni bir anlayış… Klasik medyanın bugün içine düştüğü patron eğilimli iktidar korkulu haber blokajları ve haber dezenformasyonlarından uzak, olayları olduğu gibi yansıtacak habercilik nasıl yapılabilir tartışmalarını izledik. Yeni medyalarda yer alan haberciler, yurttaş gazeteciliği yapıp kendi haberlerini ve içinde bulundukları eylemleri medyalara ulaştıran aktivistler, işsiz gazeteciler sorunlarını, konularını tartışıyorlardı. Atölye çalışmaları yapılıyordu. Sonra sıra müziğe geldi. Gitar, saksafon ve caz. Soba başında titreşerek sanatın keyfine varıldı.

Yıkılmakta olan medya yerine yeniden kurulan alternatif medya ile birlikte soğuk ama sıcak bir cumartesi, Yeldeğirmeni Dayanışması’nın konuğu olduk, Don Kişot Kültür Merkezi’ni keşfettik. Gençlerle birlikte olmak,  ölmekte olan eski ilişki kalıpları yerine yeni ağların doğumlarına tanıklık etmenin heyecanı, soğuk bir binada insanın içini ısıtıyordu.

Füsun Özbilgen – Bianet.org