Ana Sayfa Blog Sayfa 4064

Gölgelerin gücü adına, hologram RTE’de artık!

Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP İzmir adaylarının açıklandığı toplantıya hologram görüntüsü ile iştirak etmesinin yankıları hem yurtiçinde hem de yurtdışında devam ediyor.

Tepkilerin geneli bu trajikomik duruma espri ile yaklaşan yazı ve haberler. Sosyal medya da bu furyada geride kalacak değildi elbette. Youtube’a yüklenen pek çok hologramlı RTE videolarından bir tanesini biz çok beğendik ve sizlerle paylaşmak istedik.

RTE, Yoda ve Obi Wan Kenobi
RTE, Yoda ve Obi Wan Kenobi

Haluk Tarcan tarafından 28 Ocak Salı günü paylaşılan videoda Erdoğan beyazperdenin hafızalara kazınan yapımlarında hologramlı hali ile arz-ı endam ediyor.

1939 yapımı unutulmaz “Oz Büyücüsü”nde (The Wizard of Oz), Dorothy, Ürkek Aslan, Korkuluk ve Teneke Adam’ın karşısına çıkıp “hanfendiler beyefendiler” diyerek onları korkudan tir tir titretirken birden Uzay Yolu’nda (Star Trek) ışınlanma kabininde görünüyor.

23 rte

Hemen ardına Matrix (Matrix Reloaded)’de Ajan Smith olmuş tır  şoförünün bedenine girmiş şekilde buluyoruz Erdoğan’ı,  tırın üzerindeki “Suriye’ye gider” ibaresi de yolda polis filan çevirmesin diye önlem olarak unutulmamış.

22 rte...

“Değerli kardeşim” nidası ile Binali Yıldırım’a kendisine bu imkanı verdiği için teşekkür ederken nerede görsek beğenirsiniz Erdoğan’ı, Game of Thrones‘un yedi hanedanının üzerine oturmak için ölümüne mücadele ettiği King’s Landing’de tahta kurulmuş İzmirlilere sesleniyor.

21 rte...

Ve hologram görüntüsü haberleri ajanslara düşer düşmez akıllara ilk gelen Yıldız Savaşları (Star Wars) sahnesi de unutulmamış. Luke Skywalker, Yoda ve Obi Wan Kenobi ile sohbet ederken aralarına RTE’nin de hologramlı hali ile katılmaması elbette düşünülemezdi.

Her hologramlı varlığın bir hayalet avcısı da olacak. İzmirlilere Holywood’un efsane yapımları kanalı ile seslendikten sonra kader tecelli ediyor ve RTE, Hayalet Avcıları’nın (Ghostbusters) hayalet kapanında buluyor kendini en nihayet.

19 rte

Şimdi korkulan şu, ya RTE, Hayalet Avcıları’nın hayalet kapanını da tanımaz ve bunu da paralel güçlerin bir oyunu ilan edip Pensilvanya’ya tehditler yağdırmaya devam ederse ne olacak?

(Yeşil Gazete)

 

“Bir hayalet mi?: Hayır yaşıyor, aslında, O Türkiye’nin başbakanı”

0

Başbakan Erdoğan’ın geçen Pazar İzmir’deki aday tanıtım toplantısına üç boyutlu hologram görüntüsü ile katılması, The Guardian’ın  ‘Passnotes’ bölümüne konu oldu.

hologram erdoğan

Günlük olayları soru-cevap şeklinde ele alan ‘Passnotes’ bölümünde 16 soruyla Erdoğan’ın hologram fenomeni esprili bir şekilde açıklanıyor.

Radikal’in çevirisini aktarıyoruz:

İsim: Recep Tayyip Erdoğan

Yaş: 59

Görünüm: Kısa süreli, gelip geçici

Bir hayalet mi?: Hayır yaşıyor. Aslında, o Türkiye’nin başbakanı.

Öyleyse neden saklanıyor?: Hayır, sadece meşgul. Erdoğan geçen Pazar iktidardaki AKP ’nin toplantısına katılamayınca alternatif bir düzenleme yaptı.

Güvenilir bir temsilci mi yolladı?: Hayır kendisinin dev bir hologramını yolladı.

Uyduruyorsun: Hiç de değil. Erdoğan’ın yansıtılmış avatarı tezahürat yapan destekçilerine, “hain şebekelerin hazırladığı saldırıların gölgesinde bir seçime gidiyoruz” diye sesleniyordu.

Komik, bu tam bir hayaletin söylemesini bekleyebileceğin şifreli ve kafaya takılacak bir şey: Erdoğan’ın hükümeti şu anda hasar verici bir yolsuzluk skandalına saplanmış durumda. Üç bakanı istifa etti. Fakat Erdoğan bir devlet bankasının dahil olduğu suçların soruşturulması konusunda “dış ve iç karanlık grupları” ve devletin içindeki “paralel yapılanmayı” suçluyor.

Ne demek bu?: Basitçe kendisinin iktidar içindeki karanlık güçlerin kurbanı olduğunu söylüyor.

Dev bir hologram için bu biraz fazla. Tarihte bu tuhaf şeyi yapan ilk kişi o mu?: Politikacı olarak bile ilk değil. Gujarat başbakanı Narendra Modi, 2012’deki seçim kampanyasında kendisinin nutuk çeken avatarını 53 farklı noktaya aynı anda ışınlamıştı. Bununla kendisini Guinness Rekorlar Kitabı’na kaydettirdi.

Kazandı mı?: Evet. Ve aynı yıl holografi bir kez daha kullanıldı. Merhum rapçi Tupac’ın görüntüsü, birlikte performans sergiledikleri Snoop Dogg’un yanına, sahneye yansıtıldı. Prens Charles bile bir keresinde Dünya Gelecek Enerji Zirvesi’nde sanal olarak görünmek için hologram kullandı.

Bu teknolojinin ürpertici olmayan bir uygulaması var mı?: Hayır, şimdiye kadar yok.

Nasıl çalışıyor?: Gayet basit: Üç boyutlu bir görüntü iki boyutlu olarak özel bir şeffaf folyoya yansıtılıyor. Sonuç gerçek bir hologram değil ama uzayda bir şekil yanılsaması oluşturuyor.

Anlayamadım?: Ben de. Başkasına sorabilir misin?

Bunu söyle: “Sizi burada görmek çok iyi başbakanım”

Ama bunu söyleme: “Elinizi sıkabilir miyim?”

Hologram şovu, dış basına konu olmuş, The Verge, The Atlantic, Huffington Post ve MSN‘in haber siteleri haberi, “ Recep Tayyip Erdoğan : Orada olmayan başbakan”, “Türkiye başbakanı 3 metrelik hologram ile konuşma yaptı” ve “Türk başbakanı büyük etki yaratmayı biliyor” manşetleri ile vermişlerdi.

 (Guardian, Radikal)

Erdoğan: Özel yetkili mahkemeler kalkacak

Başbakan Erdoğan, İran’a uçmadan önce yaptığı açıklamada, Özel yetkili mahkemelerin kaldırılacağını, dosyalar ağır ceza mahkemelerine devredileceğini söyledi. Yeniden yargılama talepleriyle ilgili düzenleme henüz belli değil.

TMK, TCK’ya aktarılacak

Başbakan Erdoğan sözlerine şöyle devam etti:

“Özel Yetkili Mahkemeler, bunu kaldırmayı kesinlikle hedefledik. TMK’yı (Terörle Mücadele Kanunu) da aynı şekilde kaldırmayı, ama buradaki TCK’ya (Türk Ceza Kanunu) aktarılması gereken maddeleri aktarma gibi bir hedefimiz var. Ve Özel Yetkili Mahkemeleri kaldırarak, buradaki dosyaları tamamiyle Ağır Ceza Mahkemelerine devretmek suretiyle artık bu süreci kapatmış olacağız. Böylece sadece 133 ağır ceza mahkemesi var, yanılmıyorsam 8 tane de özel yetkili mahkeme var. Bundan sonra 133 ağır ceza mahkemesiyle artık bu süreci sürdüreceğiz.”

Bozdağ: “Yerel seçimler öncesinde değişecek”

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da, ilgili yasal düzenlemenin Meclis tatile girmeden once, yani 30 Mart’taki yerel seçimler öncesinde yapılacağını söyledi.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ve bakanlık bürokratları Pazar günü Başbakan Erdoğan’a yeniden yargılama konusunun da yer aldığı tasarı taslağı ile ilgili bilgi verdi. Bu bilgilendirmenin ardından, taslakta yer almamasına rağmen TMK’nın tamamen kaldırılması gündeme geldi. Bu kanundaki bazı düzenlemelerin TCK’ya aktarılması halinde terörle mücadelede zafiyet yaşanmayacağı konusunda görüş birliğine varılınca taslağa TMK’nın kaldırılmasına ilişkin düzenlemenin eklenmesine karar verildi. Erdoğan, taslakta netleşmeyen bazı konuların perşembe gününe (yarın) kadar tamamlanması talimatını verdi. Başbakan  İran’dan döndükten sonra bakanlık bürokratları ile bir araya geleceği ve taslağa son şeklinin verileceği öğrenildi.

mahkeme-2Yeniden yargılama formülü belli beğil

Taslakta netleşmeyen konular arasında yeniden yargılama talepleri ile ilgili düzenleme de var. Adalet Bakanlığı’nın yeniden yargılama başvurularıyla ilgili Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda kıdemli üyelerden oluşan bir kurulun karar vermesi ile özel yetkili mahkemeler kaldırılınca dosyaların devredileceği ağır ceza mahkemelerinin yetkili olması formülünün üzerinde çalıştığı öğrenildi.

Hangi davalar etkilenir?

Ağır ceza mahkemelerine gönderilecek davalar arasında Poyrazköy, Kafes, 28 Şubat, 12 Eylül, KCK davaları, askeri casusluk da var. Ergenekon davasında kararını açıklayan özel yetkili mahkeme gerekçesini tamamladıktan sonra dosya Yargıtay’a gidecek. Yargıtay’ın olası bir bozma kararı vermesi halinde bu dava da normal ağır ceza mahkemelerinde devam edecek.

(Vatan, Yeşil Gazete)

 

29 Ocak 2014

Merkez Bankası gece yarısı toplantısında faizleri arttırdı

T.C. Merkez Bankası Para Piyasası Kurulu dün gece yarısı yaptığı olağanüstü toplantı sonunda faizleri 4-5.5 puan arttırdı. Gecelik borç verme faizi yüzde 7,75’ten yüzde 12’ye, borç alma faizi yüzde 3,5’ten yüzde 8’e, bankalara repo işlemleri yoluyla tanınan borçlanma faiz oranı da yüzde 6,75’ten yüzde 11,5’e, bir hafta vadeli repo ihale faizi ise yüzde 4,5’ten yüzde 10’a yükseltildi.

Türkiye’de iş arayan her 5 gençten biri işsiz

Dünya Gazetesi’nin haberine göre umudunu yitirdiği için iş aramayı bırakanlar hariç olmak üzere ülkedeki 2.7 milyon işsizin 874 binini 15-24 yaş grubundaki gençler oluşturuyor. Bu grupta işsizlik yüzde 19.3’e ulaşıyor. Buna göre ülkede aktif olarak iş arayan her 5 gençten biri işsiz.

Erdoğan’a düzeltme: Cameron gazete kapatmadı, İngiltere’de gazete kapatıldı

Erdoğan’ın AKP grup toplantısında “İngiltere’de de benzer şeyleri yaptılar, Cameron gazeteleri kapattı” sözü tepki uyandırdı. İngiltere Büyükelçiliği Cameron’un gazete kapatmadığını açıklarken Başbakanlık da Erdoğan’ın konuşmasını “Cameron’un ülkesinde onlar hemen gazetelerini kapattı” diyerek düzeltti.

Bahsi geçen kapatılma News of the World gazetesi yönetici ve muhabirlerinin yasadışı telefon dinlemeleri üzerine gazete sahibi Murdoch’un aldığı kararla gazetenin kapatılması idi.

Kızının bulunmasını isteyen aile Meclis önünde kendilerini yakmaya çalıştı

Ankara’da 36 ay önce evinden çıktıktan sonra bir daha sonra kendisinden haber alınamayan 14 yaşındaki kızları M.T.’nin bulunması için anne, baba ve ağabeyi, TBMM giriş kapısı önünde üzerlerine benzin döküp kendilerini yakmak istedi. Meclis polisi, çakmağı ateşlemeden hemen baba Mahmut T.’ye müdahale etti. Anne Fatma K.’nın ise yaka paça gözaltına alınması tepkilere neden oldu.

Başbakan Erdoğan’ın sıfatında güncelleme

Bugüne kadar “ dünya lideri” olarak takdim edilen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ’ın bu sıfatı da 17 Aralık’ın da etkisiyle dönüşüme uğradı. Seçim kampanyası boyunca Erdoğan, “Yeni Türkiye’nin İstiklal Mücadelesi Lideri” olarak anılacak.

Konfor bağımlılığımız – George Monbiot

20 Ocak 2014

Soru Rousseau’nun zamanından bu yana azıcık değişmiş, ama muamma aynı kalmıştır (1). Neden, şu anda çoğumuz, daha önceki nesillerin neredeyse tümünden daha fazla özgürlüğe – zulümden kurtulma, kölelikten kurtulma, açlıktan kurtulma özgürlüklerine – sahip olmamıza rağmen, bu özgürlüklere sahip değilmişiz gibi davranıyoruz ki?

Son dönemlerde herhangi bir hükümetin önermiş olduğu en bağnaz, en baskıcı kanun tasarısının –kamuya zarar verici ve kamuyu rahatsız edici fiilleri önlemeye yönelik önleyici mahkeme kararlarıni içeren Anti Sosyal Davranışlar Kanunu’na İşçi Partisi’nin eleştiri ve saldırılarının kanunun acımasızlığına karşı değil, aksine kanunun yeterince sert olmamasına karşı olduğunu keşfettiğimde hemen aklıma gelen soru buydu işte (2,3). Geçen hafta bu kanun teklifi Lordlar Kamarasında kesin çoğunluk tarafından reddedildi (4). Ama eğer hükümet bu korkunç öneriyi Avam Kamarası’nda yeniden oylamaya sunmayı denerse, muhtemelen İşçi Partisi bir tek, kanunun fazla yumuşak olmasına itiraz edecektir.

Bize fiilî bir seçme şansı tanımayan bir politikaya neden tolerans gösteriyoruz ki? Büyük ölçüde Dolar ya da Sterlin milyoneri fon sahiplerinin, şirket muktedirlerinin ve zorba medyanın buyrukları altında çalışan bir politikaya? İnsanların artık iktidar sahiplerini eleştirdikleri için işkence görmediği, idam edilmediği bir çağda neden geçerli alternatifler yaratmayı başaramıyoruz ki?

ABD Kongresi’nde tarihte ilk kez bu yıl milletvekili ve senatörlerin çoğunluğu dolar milyonerlerinden oluşuyor(5). Temsilciler zenginleştikçe, geçirdikleri kanunların dişi, zenginlere daha az, yoksullara da daha çok geçiyor. Ne var ki,  Duyarlı Politika Merkezi’nin (Center for Responsive Politics) işaret ettiği gibi “talep ve kaygılarımızı Washington’da temsil etmek üzere varlıklı politikacıları seçme konusundaki iştihamızda hiç azalma görülmüyor.”(6)

Siyasal hayat plütokratlar tarafından gasp edilir, canlıküre (biyosfer) ayaklar altında çiğnenir, kamu hizmetleri berhava edilir ya da şirketlere peşkeş çekilirken, çalışanlar neredeyse angarya şartları içeren sözleşmelerle çalışmaya zorlanırken, biz yan gelip yatma ve ağzı açık ayran budalası gibi bakıp durma konusunda neredeyse sınırsız bir yeteneğe sahipmişiz gibi görünüyoruz. Birkaç tane harikulade istisnası olmakla birlikte, genel olarak protesto hareketlerinin sesleri boğazlarına tıkılmış, alternatifler de sorgusuz sualsiz geçiştirilmiş oluyor artık. Nasıl oldu da bu insanüstü hımbıllığı edinmeyi başardık acaba?

Mesele sadece politika ile sınırlı değil. Şimdilerde bizim, yeryüzünün hemen her yerinde vekaleten bir hayat, bir karşı hayat yaşamaktan, temsilî ve aldatıcı ilişkiler, elden düşme zevkler sürdürmekten ve bireyselleşme olmadan atomlaşmış bir yaşama sahip olmaktan pek memnunmuşuz gibi bir halimiz var. Aramızda harcanabilir bir gelire sahip olanlar, büyük dedelerimiz ve büyük nenelerimizle krarşılaştırıldığında, olağanüstü bir özgürlüğe sahipler. Oysa, hepimiz ev hapsine konmuş gibi yaşama eğilimindeyiz. Çoğumuz ev eğlencelerine harcadığı paralarla muhtemelen bir at satın alabilir, her hafta sonunu da buzkaşi oynayarkak geçirebilirdi. Ama yok, aydınlatılmış bir kutuya aval aval bakmayı ve bağıra çağıra ortalıkta hoplayıp zıplayan başka insanları seyretmeyi yeğliyoruz. Kendimize getirdiğimiz politik kısıtlamalar, daha geniş bir yasak rejiminin ve özgür olma konusunda daha kapsamlı bir başarısızlık tablosunun sadece bir yönünden ibaret.

Burada düşünce kuruluşlarının ya da beyin takımlarının özgürlüğünden bahsediyor değilim – sterlin milyarderlerinin vergilerini ödememe özgürlüğünden, şirketlerin atmosferi kirletme ya da çocukları sigaraya alıştırma, evsahiplerinin de kiracılarını istismar etme özgürlüğünden söz etmiyorum. Başkalarına borçlu olduğumuz yasaklayıcı namus ve edep kurallarına saygı duymalıyız. Bununla birlikte, başkalarının özgürlüğünü kısıtlamadan kullanabileceğimiz o kadar çok özgürlük var ki. 

Dinî ve kültürel yasakların çoğunun gücünü yitirdiği yaygın bir refah çağında neler olmasını beklersiniz diye atalarımıza sorsalardı, bugün en gözde faaliyetlerimizin ateşli siyasi toplantılar, maskeli orjiler, felsefi tartışmalar, yaban domuzu avlama ya da devasa dalgalar üzerinde sörf değil, sadece alışveriş yapmaktan ve bir de, eğleniyormuş gibi yapan başka insanlarıın seyrine bakmaktan ibaret olduğunu atalarımızın kaçta kaçı tahmin ederdi acaba? Ülke ve hatta dünya çapındaki muhabbetin – hem kamusal alanda, hem de aile, eş dost, ahbap arasında – sadece şu 3 ‘y’ yani yenilemeler, yemekler ve yazlıklar üzerine döneceğini kaçta kaçı öngörebilirdi? Atalarımızdan kaçta kaçı, akıl hafsala almayacak kadar zenginliğe, boş vakte ve serbestliğe sahip olan insanların, zamanlarını soğan doğrarken gözleri yakmamak için üretilmiş özel soğan gözlükleri ve buğday çimi sıkma aletleri satın almak için harcayacaklarını tahmin edebilirdi? İnsanoğlu hür doğdu, ama şimdi her yerde kendini magaza zincirlerine vurdu.

Bundan birkaç yıl önce bir arkadaşım, internette flört sitelerinde kendine uyarıcı bir kız arkadaş bulmak için uğraşırken nasıl bunalıma girdiğini anlatmıştı bana. Karşısına çıkan yığınla kadın, kelimesi kelimesine aynı cümleyi yazıyordu ona: “Benim için, şöyle divanın üstüne yayılıp elimde bir kadeh kırmızı şarap, güzel bir DVD izlemekten daha güzeli yok.” Arkadaşımın içine düştüğü dehşet, kadınların bu tercihinden çok, asıl bu tekrar olayından doğuyordu: “Benliklerin farklılaşmasından doğabilecek imkân ve ihtimalleri kavramaktan öyle âcizdiler ki.”

Geçen hafta ona yazıp durumda bir değişiklik olup olmadığını sordum. Olmuştu evet. Şimdi de onu yeise sürükleyen bir girdabın içine düşmüştü. 2013 yılında 18 kadınla çıkmıştı; bir bütün olarak ele alındığında girişilen deneyin kıymet-i harbiyesi olmasa dahi, insanı tekrar tekrar geri dönmeye sevkeden o kısa keskin darbeyi arıyorum” diyordu. “Hayatım … arzunun ânında ve sığ şekilde doyuma ulaştırıldığı o İnternet ritmine uygun adımlarla dansetmeye başladı artık.” Hazzın koşu bandına hapsolmamış birini ararken, kendisi hazzın koyu bandına hapsolmuş durumdaydı.

Acaba bizi daha geniş kapsamlı hürriyetlerden yoksun bırakan şey, bu olabilir mi acaba? Yani, arzunun ânında köreltilmesi, ya da rahat ve konforu hazırlop bulmamız? Aşırı rahatlık ve konfor, özgür olma iradesini köreltebilir mi?

Eğer öyleyse, bu, erkenden ve zor yoldan öğrenilmiş bir alışkanlık olmalı. Çocukları evin içine hapsettiğimizde onlardan, açık havaya çıkmakla sımsıkı bağlantılı olan özgürlük içgüdüsünü geliştirmelerini bekleyemeyiz.(7) Korku, üşüme, açlık ve bitkinlik gibi şeyleri denememişlerse, beyni zorlayan başka özgürlüklerin peşinde koşmalarını bekleyemeyiz onlardan. Belki de, muhtaç ve yoksul olmama özgürlüğü, çelişkili bir biçimde, bizi diğer özgürlüklerden yoksun bırakmış durumda. Pek çok yeni hazzı emre amade kılan özgürlük, o zevklerden keyif alma arzusunu köreltiyor olabilir.

Tocqueville, demokrasi konusunda da benzeri bir noktaya işaret etmişti: Demokrasinin, her birimizi “tümüyle kendi yüreğinin yalnızlığına hapsetmesi tehlikesi var.” (8) Demokrasinin bahşettiği özgürlükler, bir araya gelme ve örgütlenme arzusunu öldürüyor. Sürdürülebilir ve sağlam alternatifler yaratma konusundaki isteksizliğimize bakılacak olursa, ne bir yere ait olmak istiyoruz biz, ne de yoldan çıkmak.

Seçimler konusundaki iktidarsızlığımızın bizi çok geçmeden nasıl zorbalığın tahakkümüne götüreceğini görmek hiç de zor değil. Muhalefet partilerini sterlin milyonerlerinin ve şirket lobicilerinin pençelerine düşmekten kurtarmak için şart olan tutarlı halk hareketlerinin yokluğunda, her hükümet adı demokrasi olan bir polis devleti tezgâhlamanın cezbesine kapılacaktır. Özgürlüğün her çeşidi, ya kullanacağımız, ya da kaybedeceğimiz birşeydir. Ama özgürlüğün ne demek olduğunu hepten unutmuş gibi bir halimiz var bizim.

1.  Rousseau’nun cevapsız kalan sorusu, Toplum Sözleşmesi kitaebının başında yer alır ve bu soru, esarete boyun eğişimizin gizemine ilişkindir.

2. http://www.labour.org.uk/asb-the-government-is-proposing-to-weaken-powers

3. Yvette Cooper, Column 176.www.publications.parliament.uk/pa/cm201314/cmhansrd/cm130509/debtext/130509-0002.htm

4. http://www.theguardian.com/politics/2014/jan/09/lords-reject-antisocial-asbo-ipna-bill

5. http://www.opensecrets.org/news/2014/01/millionaires-club-for-first-time-most-lawmakers-are-worth-1-million-plus.html

6. http://www.opensecrets.org/news/2014/01/millionaires-club-for-first-time-most-lawmakers-are-worth-1-million-plus.html

7. http://www.theguardian.com/commentisfree/2013/oct/07/education-children-not-feral-enough

8. Alexander de Tocqueville, 1835. De la Démocratie en Amérique

Bu yazının Türkçesi ilk olarak acikradyo.com.tr/ de yayınlanmıştır

Türkçe’ye çeviren: Ömer Madra

16 George Monbiot

 

George Monbiot

Gelinliğinizi de alın gidin! – Simin Ya

Hava günlük güneşlik. Hafif aralık pencereden baharı hatırlatan kokular süzülüyor. Annem odasından duvara tutunarak çıkarken hazırladığım kahvaltı sofrasına bakıp mutlu oluyor. Kahvaltıdan sonra camları da sileceğim, evi süpürür bahçeye geçerim deyince gözleri doluyor. Aslında bunlar küçük işler ama annem son bir yıldır küçük veya çok küçük hiç bir işi yapamaz halde. Annem yürüyemiyor. Ameliyat olmazsa bir yıla kalmaz tekerlekli sandalyeye mahkum olacak. Alabilirsek. Annem henüz 58 yaşında. Yaşıtları tatillerde, gezmelerde, sabah program seyirciliğinde hatta izdivaç programlarında fink atıp bir evi ve emekli maaşı olan eşler ararken o bir odadan öteki odaya zor geçiyor. Bunun sebebi ne? Annem neden altmışına gelmeden ihtiyar bir neneye dönüştü?

15 siminya...

    Annem,  35 yaşında at arabası altında ezilerek ölmüş anneannemi, evin bahçe kapısında dedemin kucağında kanlar içinde gördüğünde 12 yaşındaymış. Simsiyah upuzun saçları yerleri süpürüyordu diye anlatır. Çektiği acıyı anlamamız için kendi saçımın beliklerinden birini kopardım diye tarif eder. Geride en büyüğü annem olmak üzere, biri erkek 10 çocuk bırakır anneannem. Cenazeden, baş sağolsunlar ve vah vahlar bitip ortalık ıssızlaştıktan epey sonra çocukların hepsi evin bir köşesinde ağlar durur.  Beşi anne özleminden ise beşi açlıktan. Beşi açlıktan ise beşi altını ıslatmaktan. Annem evin en büyüğü olmanın sorumluluğuyla, kalkar gözüne ilişen ilk çuvaldaki undan bir hamur yapar, sacın üstünde pişirir, kardeşlerini doyurur. Hayvan yemi olduğunu sonra anladık ama tadı güzeldi der. Dedem, kadının toprağı kurumadan evlenmek lazım düsturu gereği apar topar, üç çocuğum var yalanıyla bir kadınla evlenir. Kadın eve geldiğinde her biri bir yanda, boklar, çişler ve kusmuklar içinde çocukları görünce çıldırır. Üç küçük bebek dışında kalanları kovar. Büyük çocuklar köylülerin evine sığınır. Bir süreliğine.

Çok geçmemiş.  Annem kavak ağaçlarının altında yemlik otu topladığı bir gün, evinde kaldığı yaşlı kadın el etmiş. Koşa koşa gitmiş çocuk annem “Bıyıklı, neredeyse babam yaşında bir adam elimden tuttu, beni bir arabaya bindirdi. Çocuğum ya, gezmeye gidiyorum diye sevindim. Keşke kardeşlerim de gelseydi diye düşündüm” diye anlatırken öyle ağlar ki, tarifine imkan olamaz. Köyden çıkış o çıkıştır. Bir daha asla köyüne getirmez, kardeşlerini görmesine izin vermezler. Kardeşleri de bir bir kocalara verildiği için izlerini bulmak kolay değildir keza. Çok çook uzaklarda, adetleri, havası, suyu bambaşka bir köye getirirler annemi. Getiren bıyıklı adam benim babam. Annemden 18 yaş büyük babam. İlk karısının çocuğu olmadığı için ikinciyle evlenmesi lazım gelen adam. Çünkü hakkı. Çünkü tohumlarını, soyunu ve soyadını yaymak en asli görevi. Çünkü öyle işte.

Annem henüz 12 yaşında. Regl bile olmamış. Gezmeye gittiğini sandığı köye kuma gittiğini anlaması bile aylar sürmüş. Koca koca adamlardan oluşan akrabalar, onların eşleri, çocukları, tepeden tırnağa süzen yüzlerce göz. Öyle korktum ki aklımı oynatacaktım diye anlatır. Sanki dünya ters dönmüştü. Sanki bir karabasan görüyordum da uyanmayı bekliyordum. Her şeyin adı başkaydı, kokusu başkaydı, göğün rengi bile başka gelmişti. Benim köyümde adı tencere olan kap bu köyde guşeneydi. Kevgire ilistir diyorlardı, halaya bibi, domatese kırmızı. Bir gün süt sağan kadınlardan biri annemden sitili getirmesini istemiş. Gösterdikleri yere girdim ve sitilin ne olduğunu düşündüm, sitil sitil sitil… Acaba bıçak mı? Yoksa süpürgeye mi deniyor sitil diye? Şansa kepçeyi aldım götürdüm. Ben sana çömçe mi dedim sitil dedim diye kafasında kırmış kepçeyi. Böylece kafasında kırılan şeyin adının çömçe olduğunu öğrenmiş annem. Bütün isimleri döverek öğretmişler ona. Bacaklarına, kafasına vura vura. Bir kaç kez kaçmayı denemiş. Köy yollarında yakalayıp sürükleyerek getirmiş, daha fazla dövmüşler. Hemen hepsi sırayla.

Biri yazmış oraya “çocuk evliliklerinin hepsi kötü sonuçlanmıyor ki etrafımızda mutlu çiftler de var” diye. Mutlu çiftler… Nereden biliyorsun? “Kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyeceksin” diye yetiştirilmiş kadınlar elalem ne der endişesiyle anlatmadığı için ve zaten kimse de sormadığı için öyle biliyor olmayasın? Gelinlikle girilen yerden kefenle çıkmakla tehdit edilen, boşanmak isteyince de yol ortasında öldürülen kadınların korkusunu mutluluktan mı sayıyorsun? Değişik bir mutluluk anlayışın var. Kocasıyla yatmadığı gece sabaha kadar meleklerin lanet edeceği söylenerek tecavüze katlanmak zorunda bırakılan kadına gidip bizzat sordun mu mutlu olup olmadığını? Hiç konuştun mu bak samimiyetle soruyorum? Deyzeee eppek mi bişiriyon gıızz tadında değil. Dertleşmek, deşmek, eşelemek için oturdun mu dizinin dibine? Neye dayanıyor o mutluluk çıkarımın? Sizin bu “onca yıllık mutlu evlilik” yalanınız da, küçük kız çocuklarının rahminin üstüne kurulmuş “türk aile yapısı” yalanınızın bir parçası. Öyle sikik, öyle dandik ki rahmimizi sallasak gürül gürül yıkılacak.  Ondan değil mi eğitim sistemini kurcalayıp durmanız. Hangi tarafını yırtsak da kız çocuklarının kendini okumaya verip doğurmayı unutmasının önüne geçsek. O derme çatma düzeninizin tuz buz olma korkusundan değil mi lisede ve üniversitede evliliği cazip hale getirecek kampanyalar yapmanız? Elinizden kaçmasınlar aman diyim, daha çok kampanya daha çok. Sonuçta okullar evlilikle çok alakalı yerler.

Annemin 12 yaşındayken, 30 yaşındaki bir adamın ikinci “eşi” olması, seks, iş ve çocuk için suistimal edilmesi, köleleştirilmesi ne kadar da bildik, klişe bir hikaye değil mi? Şu eski kadınların çileli yaşam öyküleri işte. O zamanlar hepsi öyleymiş.  Öyleyse o zamanlar yaşanmış ve muhataplarının canını yakmış bir köhne kültürü sanki çok matahmış gibi neden hala getirip getirip önümüze koyuyorsun? Kendi çocuklarının medeni durumunda nostalji yaşatmak istiyorsan buyur nikah dairesi orada.  Bir çocuğun, tecavüz şöleninizin süslü kostümü “gelinlik” giyme mutluluğundan daha çok büyümeye ihtiyacı olduğunu önce bir öğren sonra bakan ol, yazar ol, ne bok oluyorsan ol götü rahattam. Lafta değil harbi harbi ebesinin nikahına, ruhunun seceresine kadar bilmediğin, dizinin dibine oturup çözmediğin, çözsen bile kulağını şişirecek kadar sıklıkla duyduğun için savsakladığın o hayatlar hakkında empati yapmadan fazla ötme sevgili metropol sümsüğüm.  O senin uydurma bir masal dinler gibi dinleyip,  komik tortularına gevrek gevrek güldüğün yaşamların hepsi gerçekten yaşandı.  Sahibinin etinden löp löp parçalar kopararak, bacaklarına, sırtına,  rahmine, vajinasına  kanata kanata, yırta yırta izler bırakarak yaşandı ama bitmedi. Bitmez.  Her şeyden evvel mutluluk tanımını yeniden bir kolaçan et. Mutluluk tespitinin görüntüden yapılamayacağını, iyi giyimin, gülen yüzlerin hatta kibar sözlerin o kapalı kapılar ardındaki, kanlı, şiddetli,  görev icabı evliliklerin dışarı çıkmadan takılmış maskeleri ve çalışılmış rolleri de olabileceğini öğrenmelisin. İnsanların dışarıyı içerden daha fazla değer verdiğini, elalemin ağzına laf vermemeyi hayatlarındaki her şeyden daha çok önemsediklerini bu ülkede yaşayıp da hala bilmemene şaşarım sayın kutsal aile şakşakçım.

Annem yürüyemiyor. Bacaklarında, sırtında, karnında 12 yaşından beri biriken, silkeleyip atamadığı ağırlıklar  var. Günden güne her aklına geldikçe uç uca eklenip ayaklarına pranga olan yaşadıkları. Öyle ağırlaştılar ki yürütmüyorlar. Ve annem, dışarıya, adam gibi adamın sessiz ve namuslu karısı görünmek için son çırpınışlarını verirken, bir yerlerde bazı adamlar ve kadınlar, annemin kaderinin benzerini yeniden ve yeniden küçük kızlara yaşatmak için yazılar yazıyor, yasalar çıkarıyor, övgüler diziyor.

Bu yazı ilk olarak siminya.blogspot.com.tr/de yayınlanmıştır

 

Simin Ya

Tunus’da iklim değişikliği ile mücadele kanunu

Arap Baharının başladığı ülke olan Tunus;  Ekvador ve Dominik Cumhuriyeti’nden sonra iklim değişikliği ile mücadele maddesini anayasasına koyan üçüncü ülke oldu.

tunisian parliamentBaskıcı rejimi deviren ve Orta Doğu’da bir protesto dalgasına yol açan devrimden üç yıl sonra 26 Ocak 2014 tarihinde yeni anayasa Ulusal Kurucu Meclis’ te kabul edildi. Vicdan özgürlüğü ve cinsiyet eşitliğinin yanı sıra yeni anayasadaki 44. madde devlete; sağlıklı bir iklim ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını güvence altına alma, gelecek nesiller adına iklimin korunmasına katkı sağlama ve çevresel kirliliği ortadan kaldırmak için gerekli araçları sağlama gibi yükümlülükler getiriyor.

Yenilenebilir enerji yasaları geliştirilmesi için Birleşmiş Milletler ile birlikte çalışan İklim Parlamentosu’nun üyesi ve kanun maddesini teklif eden parlamento üyesi Dr Dhamir Mannai;

Anayasanın kabul edilmesi bir çok nedenden ötürü kutlanmalı. Otokratik rejim ile mücadeledeki başarı ile birlikte Tunus şimdi başka bir mücadele ile yüzleşmeye hazır: iklim değişikliği. 44. Madde, iklim tehtidine karşı yüreklilikle mücadele edileceğinin garantisidir.

şeklinde açıklama yaparken kanun maddesinin gelişimine katkıda bulunan milletvekili Hasna Marsit maddenin kabulünden sonra şu açıklamayı yaptı;

Yeni anayasa Tunus’un iklim değişikliğinin etkilerine karşı özellikle savunmasız olduğunu onaylıyor. 21. yüzyılda Sahra çölünün kuzeye doğru genişleme olasılığı, çoğunluğu çölün kuzeyindeki verimli arazide yaşayan Tunus halkı için varoluşsal  tehdit oluşturuyor.

Anayasa değişikliğinin ülkenin yeni açığa çıkan yenilenebilir enerji sektörünü oluşturma çabaları için önemli bir destek vermesi bekleniyor. Tunus, Sahra çölünde yakalanan güneş gücünü kullanarak, Avrupa’ya yenilenebilir elektrik ihraç eden önemli bir ihracatçı ülke olmayı umuyor.

İklim Parlamentosu Başkanı Graham Watson ise

Tunus’un özgürlük ve adalet için verdiği mücadele Orta Doğu’da milyonlarca insan için ilham verici bir örnek oldu. Yeni anayasanın kabulü ile şimdi de hayati önem taşıyan iklim değişikliği konusu ile Arap dünyasının öncüsü oluyor.  İklim değişikliğinin olası tehditlerine yönelik gösterilen taahhüt ve vizyon diğer hükümetler ve yasama organları için cesaret verici bir örnek olacaktır.

şeklinde açıklama yaptı.

Su kıtlığı ve sıcaklıkların yükselmesi özellikle Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde kuraklık riskini arttırıyor. IPCC‘nin iklim modellerine göre 80 milyon ile 100 milyon arasında insan 2025 yılında susuzluktan mağdur olacak. En kötü senaryolara göre yüzyıl ortasında sıcaklık artışı 4°C’ye ve 2100 yılında ise 6-8°C’ye yükselecek.

Yüksek güneş enerjisi potansiyeline sahip olan Tunus yenilenebilir enerji payını 2014’ te %5 oranında artırmayı planlarken 2030 yılında bu payı %25’e çıkarma hedefindedir.

(Yeşil Gazete)

Mısır’da insan hakları ne yana düşer?

“Mısır Devrimi”nin üçüncü yılında ülkenin sivil haklar tablosu hiç de parlak görünmüyor. Darbe mareşali Sisi’nin cumhurbaşkanlığı adaylığı ve Mursi’nin davası konuşulurken, haftasonu gerçekleşen devrim anmalarında 49 kişi yaşamını yitirdi, 247 kişi yaralandı.

mısır-3

Hüsnü Mübarek rejiminin devrilmesinden üç yıl sonra, Mursi’yi deviren ordunun Genelkurmay Başkanı Abdülfettah El Sisi’nin cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olacağı açıklandı. Sisi’ye bir süre önce de mareşal ünvanı verilmiş, uzmanlar bu ödülü “cumhurbaşkanlığı adaylığı” kapısının aralanması olarak değerlendirmişti. Üç ay sonra gerçekleşecek cumhurbaşkanlığı seçimlerini Sisi’nin kazanmasına kesin gözüyle bakılıyor

2012 Haziran’ında ordu tarafından görevden alınan ülkenin ilk seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi hakkındaki ikinci dava ise görüşülmeye başlandı. 2011 yılının başında Hüsnü Mübarek rejimine karşı başlattıkları isyandan dolayı yargılanacak Mursi ve beraberindeki 130 kişi, ölüm cezasına çarptırılma tehlikesi ile karşı karşıya.

mısır-4

Cuma patlayan bombalar, Cumartesi asker müdahalesi

İktidar mücadelesi ve darbeyle geçen üç yılın sonunda Mısır’da şiddet ve sivil ölümleri kontrol edilemez bir şekilde artıyor. Cuma günü Kahire’de patlayan toplam 14 kişinin öldüğü bombalı saldırıların ardından, “devrim yıldönümü” olan 25 Ocak’taki gösterilerde de, Sağlık Bakanlı’nın açıklamasına göre 49 kişi öldü, 247 kişi yaralandı. Sisi destekçileri Tahrir Meydanı’ndan bir araya gelirken, seküler ya da müslüman darbe karşıtları ülkenin çeşitli yerlerinde protesto gösterileri yaptı, günvelik güçleri bu eylemlere sert müdahale etti. Öte yandan darbe karşıtları ile askeri yönetimi destekleyenler arasında da çatışmalar yaşandı.

“siyaset suları daha da kararacak”

‘Nytimes’a Cuma günkü bombalı saldırıyı değerlendiren Kahire Amerikan Üniversitesi’nden siyaset bilimci Moataz Abdel-Fattah, “bombaların zamanlamasının devrim yıldönümüne denk gelmesinin bir mesaj olduğu, yıldönümü bir kutlama değil kanla renklenmesini istediklerini” söylemişti. “ve bu siyaset sularını daha da karartacak, Müslüman kardeşlere ve onların destekçilerine daha sert karşı duruş için bir çağrı olacak” Saldırıları El Kaide çizgisindeki Ensar Beyt-i Makdis’in üstlenmesine rağmen, ilk bombalamaların ardından devlet televizyonu sorumluları Müslüman Kardeşler olarak açıklamıştı.

mısır-2

Uluslararası Af Örgütü: onur ve insan hakkı talepleri her zamankinden uzak

Geçici darbe hükümetinin kamusal toplanmalar ve gösterilere kısıtlamalar getiren yeni yasayı kabul etmesiyle çıkmaza giren Mısır toplumsal hareketiyle ilgili Uluslarası Af Örgütü 23 Ocak’ta bir rapor yayınlamıştı. Raporda, Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin devrildiği Temmuz 2013’ten bugüne,  Mısır yetkililerinin, muhalifleri bastırmak ve insan haklarını ayaklar altına  almak için ellerindeki tüm kaynakları kullanıldığından bahsediliyor.

Uluslararası Af Örgütü Orta Doğu ve Kuzey Afrika Direktör Yardımcısı Hassiba Hadj Sahraoui, “Aradan üç yıl geçmişken ‘25 Ocak Devrimi’nin onur ve insan hakları konusundaki talepleri her zamankinden daha da  uzak gözüküyor. “ diyor.

mısır-1Yeni toplanma yasasıyla güvenlik güçlerine tam yetki

Sahraoui, yeni toplanma yasasının “güvenlik güçlerine, hak ihlalleri için sorumlu tutulma ihtimalleri olmadan hukukun üstünde davranabilmeleri için tam yetki verdiğini” söyleyerek “Eğer yetkililer insan hakları ve hukukun üstünlüğüne saygı göstermek için somut adımlar atmazsa ve bunu yapmaya düşünce mahkûmlarını derhal ve koşulsuz bir şekilde serbest bırakmakla başlamazsa, Mısır cezaevleri yasa dışı bir şekilde tutuklanmış mahkûmlarla, morg ve hastaneleri de keyfi ve hak ihlaline yol açan polis şiddeti mağdurlarıyla dolacak” dedi.

6 ayda 1400 kişi öldü

Uluslararası Af Örgütü’nün raporuna göre, 3 Temmuz 2013’ten bu yana, 1.400 kişi, çoğu güvenlik güçlerinin kullandığı aşırı güç sebebiyle, siyasi şiddet olaylarında öldürüldü.Ağustos 2013’te Mursi yanlılarının Rabia’tül Adeviye’deki oturma eylemini dağıtmak için aşırı güç kullanıldığında ölen 500’den fazla Mursi yanlısının ölümü ile ilgili düzgün bir soruşturma yürütülmedi.

(Euronews, NYTimes, BBC, Yeşil Gazete)

Arhavi’de binlerce kişi HES’lere hayır dedi

arhaviAnkara ve İstanbul’da yaşayan Artavi ve Artvinlilerin kurmuş oldukları dernek ve vakıfların çağrısıyla bir araya gelen binlerce kişi Arhavi’de yapılmak istenilen HES ‘leri protesto etti.

Arhavi Lipton Çay Fabrikası önünde yaplan basın açıklamasına Derelerin Kardeşliği Platformu,Hopa ve Kemalpaşa Halkçı Demokratik Meclisi üyeleri, Çarşı Gurubu, Sinema ve Televizyon Emekçileri Sendikası,Benim İçin Üzülme Dizisi oyuncuları, Artvin ve Arhavi dernekleri ve vakıfları,STK ve Demokratik Kitle Örgütleri destek verdiler.

Lipton Çay fabrikası önünde toplanan kalabalık zamanın ilerlemesiyle ilçe halkının da katılımıyla binlere ulaştı.

Bilirkişi heyetninin çalışmaları devam ederken protestıyu düzenleyen komite tarafından hazırlanan basın açıklaması okundu.Yapılan basın açıklamasında Arhavi’de kurulacak HES’le ilgili bilgi verildikten sonra Arhavi Halkının buna kesinlikle izin vermeyeceğini ve sonuna kadar direneceği açıklandı…

Basın Açıklamasının ardından İstanbul Arhavililer Dernek Başkanı konuşma yaptı..

Arhavi’de Taksim Gezi sloganları

Bilirkişi heyetinin yaklaştığı haberleri üzerine binlerce kişilik kalabalık “Her yer Taksim,her yer direniş” “Sık bakalım sık bakalım biber gazı sık bakalım” “Dereler Özgürdür Özgür Akacak” ,”Diren Arhavi kardeşlerin seninle” sloganlarıyla yürüyüşe geçti.

Bilirkişi heyetinin uzaklaşması üzerine kalabalık heyeti takip etmeye başladı.İncelemenin yapılacağı yerin yakınındaki geniş alana gelen kalabalık avukatın gelip açıklama yapacağı bilgisi üzerine beklemeye başladı..

 Yakup Okumuşoğlu: Davanın sonucundan umutluyum

Davanın avukatı Yakup Okumuşoğlu kitlenin bulunduğu yere gelerek “Bilirkişi heyetinin çalışmalarını bitirdiğini, dava ile ilgili olan sonucun 1- 1,5 ay içerisinde alınacağını” söylerek “bu tür davalarda halkın sahıip çıkmasnın davanın sonucuna çok önemli katkıda bulunduğunu. bu nedenle burada bulunan bu büyük kalabalığın davanın sonucuna olumlu katkıda bulunacağını söylerek katılan herkese teşekkür ” etti.

Arhavi meydanında tulum ve horon eşliğinde HES’lere hayır sloganları

Basın açıklamasının ardından geri dönen halk Arhavi meydanında tulum eşliğinde horon oynayarak Arhavi’de HES’ler istemiyoruz diye slogan attılar..

(toplumgazetesi.com)

Yeşiller / Sol: Seçim Sürecinin Güvenliğini Sağlamak Hükümetin Görevidir!

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi tarafından yapılan bir açıklama 30 Mart yerel seçimlerinin yaklaştığı günlerde tırmanan siyasi gerilime karşı Hükümeti görevi çağırdı. YSGP eşsözcüleri Sevil Turan ve naci sönmez imzasıyla yayınlanan açıklamada “Seçim sürecinin her aşamasında siyasi partiler ve vatandaşlar için şiddetten arındırılmış demokratik ve güvenlikli ortamı sağlamak Hükümetin sorumluluğudur” deniliyor.

yeşiller ve sol gelecek logo

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi açıklaması şöyle:

Seçim Sürecinin Güvenliğini Sağlamak Hükümetin Görevidir!

MHP Esenyurt Seçim Bürosu’na yapılan ve basın danışmanının ölümüne yol açan saldırı, Şişli Belediye Binası’na gece uzun menzilli silahlarla ateş edilmesi dikkatleri seçim sürecinin güvenliği konusuna çevirdi.

Sansasyonel açıklamaları ve davranışlarıyla ün yapan Melih Gökçek bu defa “seçimlere yaklaşırken suikastlar olabilir” diyerek ortaya çıktı.

Siyasal atmosferin uygun olduğunu düşünen bazı çevrelerin BDP ve HDP’yi hedef göstermeye başladıkları dikkat çekmektedir.

Türkiye bir süreden beri, özellikle iktidarın ve geleneksel muhalefetin izlediği siyaset anlayışı nedeniyle ciddi bir kutuplaşma sürecine girmiştir.

Hükümetin Gezi Olayları ve 17 Aralık’ta ortaya çıkan Yolsuzluk ve Rüşvet Skandalı’na karşı tavrıyla bu ortam daha da gerilmiştir.

Odağını Başbakan’ın oluşturduğu ötekileştirici dilin önüne geleni suçlaması siyasal ortamı zehirlemekte ve önümüzdeki günler için ciddi endişelere de yol açmaktadır.

Seçim sürecinin her aşamasında siyasi partiler ve vatandaşlar için şiddetten arındırılmış demokratik ve güvenlikli ortamı sağlamak Hükümetin sorumluluğudur.

MHP bürosuna yapılan saldırıyı kınıyor, olayın bütün cepheleriyle aydınlatılmasını bekliyor, ölenin yakınlarına baş sağlığı diliyor, Şişli Belediyesine ateş edenlerin hemen bulunmasını istiyoruz.

Seçim sürecinin güvenliği ve selameti bakımından, özellikle Başbakan’a kullandığı gerilimi tırmandıran dili terk etmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatmaya ihtiyaç duyuyoruz.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri

Sevil Turan – Naci Sönmez

( Yeşil Gazete )