Ana Sayfa Blog Sayfa 4003

Vandana Shiva: “Küçük, Yeni Büyüktür”

Vandana Shiva gıda üretimimize yeniden bakmaya çağırıyor “Küçük, dünyayı besler. Büyük, zehir saçar ve daha fazla açlık getirir.”

Vandana Shiva’nın Resurgence & Ecologist‘in Mart/Nisan sayısının kapağında yer bulan son yazısını Bora Kabatepe‘nin çevirisiyle sunuyoruz.

Vandana Shiva
Vandana Shiva

Büyüklüğe kafayı takmış bir çağda, “büyük büyüktür” yanılgısı içinde yaşıyoruz: büyük daha çok üretir, büyük daha güçlüdür. Gıda ve su ihtiyacımızı karşılamak için büyük çiftliklere, büyük barajlara, büyük firmalara ihtiyacımız olduğunu düşünüyoruz. Dev şirketler daha da büyüdüler; sonuçta “tohum arzını, gıda arzını ve su arzını kontrol altında tutan beş firma var.

Gerçekte ise “küçük büyüktür”; ekolojik, ekonomik ve politik olarak.

Ekolojik açıdan biliyoruz ki en büyük ağaçlar küçük tohumların içinde yatar. Bir tohumda binlerce, milyonlarca tohum verme potansiyeli vardır. Bu tohumların her bininde yeni binler ve milyonlar vardır. İşte bu bolluktur. Bu nedenle, Hindistan’da ekim yaparken şöyle dua ederiz: “Bu tohum bitip tükenmez olsun”

Bereketin tohumları toprakla buluşurken, dünyanın her köşesinde benzer dualarla uğurlanıyor: "Kurda, kuşa, aşa" / Fotoğraf: Operation Blessing'in sayfasından alınmıştır.
Bereketin tohumları toprakla buluşurken, dünyanın her köşesinde benzer dualarla uğurlanıyor: “Kurda, kuşa, aşa” / Fotoğraf: Operation Blessing’in sayfasından alınmıştır.

Ancak tohum, patenti alındığında ya da biyolojik olarak kısırlaştırıldığında çoğalamaz ve çoğaltılamaz. Bu sefer dua şuna döner: “Bu tohum tükensin ki kârlarımız bitip tükenmez olsun”

Tohumlar gıdamıza dönüşür ve gıda ekonomisinde küçük büyüktür. Navdanya çiftliklerimizde gördüğümüz gibi küçük, biyoçeşitliliğe sahip çiftlikler büyük çiftliklerden daha fazla gıda üretirler.

Tohumları saklayarak ve biyoçeşitliliği yoğunlaştırarak çıktıları ve geliri iki katına çıkarabiliriz. Tarımda küçüğün büyük olduğunu çok uzun zamandır bilmemize rağmen, büyüğe, gıda güvenliğimizce iltimas gösterilmiştir.

Kendisi de bir tarım ekonomisti olan, Hindistan’ın eski başbakanı Charan Singh küçük çiftliklerin büyüklerden daha üretken olduğunu söylemişti: “Tarım bir yaşam sürecidir. Mevcut şartlar altındaki uygulamalarda dönüm başına alınan rekolte çiftliğin boyutu büyüdükçe düşmektedir. Bir diğer deyişle ise dönüm başı işçilik ve bakım azaldıkça… Bu sonuçlar hemen hemen evrensel olarak geçerlidir diyebiliriz. Hektara yapılan yatırım başına çıktı küçük çiftliklerde daha yüksektir. Dolayısıyla, eğer Hindistan gibi kalabalık ve kaynakları kısıtlı bir ülkenin 100 dönümlük bir çiftlik veya 2,5 dönümlük 40 çiftlik arasında seçim yapması gerekirse ihtiyaç duyulan sermaye küçük çiftliklerin tercih edilmesi halinde daha düşük olacaktır.”

Hindistan’da ve dünyanın diğer ülkelerinde gıda güvenliğinin yolu küçük çiftçilerin korunup desteklenmesinden geçmektedir.

Hindistan'da bir çiftçi tarlasını geleneksel yöntemlerle sürüyor. / Fotoğraf: Food Tank
Hindistan’da bir çiftçi tarlasını geleneksel yöntemlerle sürüyor. / Fotoğraf: Food Tank

Küçük çiftlikler büyük endüstriyel çiftliklere göre daha fazla gıda üretmektedir, çünkü küçük çiftçiler toprağa, hayvanlara ve bitkilere daha fazla özen göstererek biyoçeşitliliği yoğunlaştırmaktadır, kimyasal girdileri değil. Çiftlikler büyüdükçe emeğin yerini makinaları besleyen fosil yakıtlar, çiftçilerin ilgi ve bakımının yerini ise zehirli kimyasallar aldı. Dönüm başına gıda üretimi azalmaktadır ancak çiftliklerin üretkenliğini yüksek göstermek için iki yanıltıcı yönlendirmeye başvurulmaktadır.

Bunlardan ilki dikkate alınan tek girdinin işçilik olmasıdır. Böylelikle küçük çiftlikler ve aile çiftlikleri yerlerini makinalara ve kimyasallara bırakırken yanlış hesaplar bize üretkenliğin arttığını söylemektedir. Toplumsal bir trajedi “daha çok” söylencesine dönüşmektedir. Ve bu söylence açlığın çözümü olarak dünyaya sunulmaktadır.

Emek yoğun küçük
Emek yoğun küçük çiftlikler tüm dünyada özellikle kadınların istihdam oranlarını arttırmaktadır. / Fotoğraf: FAO

İkinci “üçkağıt” ise çiftliğin toplam çıktısı yerine yalnızca monokültür olarak üretilen emtianın rekoltesinin hesaba katılmasıdır. Monokültür zihniler biyoçeşitliliğin bahşettiklerini görmemekte ve düşük gıda çıktısını üretim artışı olarak sunmaktadır.

Navdanya’nın ölçütü, dönüm başına sağlık, göstermektedir ki daha fazla biyoçeşitlilik dönüm başına daha çok besin demektir ve bu biyoçeşitliliği ancak küçük çiftlikler sağlayabilir.

Konu gıda olunca küçük büyüktür. Büyük çiftliklere giden tüm maddi desteklere, endüstriyel tarımın gelişmesi için izlenen tüm politikalara rağmen küçük çiftlikler BM Gıda ve Tarım Örgütü verilerine göre bugün dünya nüfusunun %72’sini beslemektedir. Bu oranın üzerine mutfaklarda ve kent bahçelerinde yetiştirilenleri de eklediğimizde gıdanın büyük çoğunluğunun hala küçük ölçekte üretildiğini görürüz.
Büyük çiftliklerde üretilenler gıda değil, emtia. Dünya üzerinde üretilen mısır ve soyanın yalnızca %10’u doğrudan yeniyor. Gerisi biyoyakıt olarak arabalara yakıt oluyor ya da fabrika çiftliklerinde hayvanlara işkence niyetine yem olarak yediriliyor. Küçük, dünyayı besler. Büyük, zehir saçar ve daha fazla açlık getirir.

Küçük, yalnızca çiftlikleri kapsamıyor. Kent bahçeleri ve bostanlar da küçüğün çok güzel örnekleri.
Küçük, yalnızca çiftlikleri kapsamıyor. Kent bahçeleri ve bostanlar da küçüğün çok güzel örnekleri. Yedikule bostanları bunlardan biri(ydi?)/ Fotoğraf: Bianet

Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nınÇok geç olmadan uyan: Değişen iklim koşullarında gıda güvenliği için tarımı gerçekten sürdürülebilir yap” isimli 2013 Ticaret ve Çevre Değerlendirmesi raporu, monokültür ekimin ve endüstriyel tarım  ihtiyaç duyulan yerlerde gıda sağlayamadığını ve çevreye giderek artan şekilde, sürdürülmezce zarar verdiğini ortaya koyuyor.
Rapor, zengin fakir fark etmez, tüm ülkelerin monokültür tarımdan daha fazla ekin çeşidi içeren, daha az kimyasal gübre ve girdi kullanılan, küçük çiftçilerin daha fazla desteklendiği, yerel üretim-tüketim döngülerine dayanan bir tarıma geçmeleri gerektiğini ortaya koyuyor.

Uluslararası Çalışma Örgütü‘nün 2012 tarihli “Sürdürülebilir Kalkınma İçin Çalışmak: Yeşil Ekonomide Sosyal İçerme ve Makul İşler İçin Fırsatlar” raporu küçük ölçekli çiftliklerin ekoloji krizine, gıda krizine ve istihdam krizine çözüm olduğunu söylemektedir. Afrika’daki küçük çiftliklerin, ekolojik tarım yoluyla gıda üretimini arttırdığı örneklere atıflarda bulunmaktadır. Kenya’nın Güney Nyanza bölgesinde her biri ortalama iki hektar işleyen 1000 çiftçiyi kapsayan bir projede hasat, organik tarıma geçildiğinden beri hektarda 2-4 ton arasında artış göstermiştir. Kenya’nın Thika bölgesinden gelen bir diğer örnekte ise organik tarıma geçişin üzerinden üç yıl geçmişken 30.000 küçük çiftçinin geliri %50 yükselmiştir.

2014 Birleşmiş Milletler tarafından Aile Çiftçiliği Yılı ilan edilmişti / Fotoğraf: FAO
2014 Birleşmiş Milletler tarafından Aile Çiftçiliği Yılı ilan edilmişti / Fotoğraf: FAO

Kalkınma için Tarımsal Bilgi, Bilim ve Teknoloji Uluslararası Değerlendirme de küçük ekolojik çiftliklerin dünyanın açlık sorununa Yeşil Devrim’den ya da genetik mühendisliğinden daha etkili bir çözüm sunduğunu kabul ediyor.

Küçük, gıda ağının ve su döngüsünün doğasıdır. Hem su hem gıda için küçük, insana daha cömert davranırken doğayı ve diğer türleri korur. Ekolojik yıkımının gölgesinde, büyük artık eski büyüktür. Gıda ve su sağlamaya geldiğinde küçük ise yeni büyük.

Vandana Shiva

Vandana Shiva: Hint çevre aktivisti, biliminsanı Shiva, ülkemizde Sinek Sekiz Yayınevi ve BGST Yayınları tarafından yayınlanan birçok kitaba sahip. 1993 yılında “Alternatif Nobel” olarak da bilinen Right Livelihood ödülüne sahip olmuştu. Tohum özgürlüğü ve gıda egemenliği konusunda dünyanın öncü kuruluşlarından Navdanya’nın kurucularındandır.

Mersin Kadın Emeği Kollektifi ile hem Filmmor hem de Kollektif üzerine

Bu sene sloganı “Her kadının kendine ait bir cüzdanı olmasını düşleyen festvival” olarak belirlenen 12. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nin uğrak yerlerinden biri de Mersin. Mersin’de 5 ve 6 Nisan tarihlerinde Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı’nda ücretsiz olarak kadın filmlerinin izlenebileceği Filmmor’u, festivali Mersin’e getiren Mersin Kadın Emeği Kollektifi ile konuştuk.

Mersin Kadın Emeği Kollektifi

Cuma akşamı İspanyol yönetmen Lorena Lluch’un 2012 yapımı filmi”İlk Yalan”ın gösteriminden önce Mersin Üniversitesi Çiftlikköy Kampüsü’nde buluştuk kollektiften Özge Göncü, Eytiş Karabulut ve Bediz Yılmaz ile.

Filmmor ve Mersin Kadın Emeği Kollektifi'ni Eytiş Karabulut, Özge Göncü ve Bediz Yılmaz ile konuştuk
Filmmor ve Mersin Kadın Emeği Kollektifi’ni Eytiş Karabulut, Özge Göncü ve Bediz Yılmaz ile konuştuk

Filmmor’u Mersin’e getirmek için üç yıldır görüşmeler yaptıklarını ve bu sene bunda başarılı olduklarını belirten Özge Göncü, Mersin’de 2007 yılında hayata geçen Kadın Emeği Kollektifinin başta İstanbul, Hatay, Adana, Denizli ve Kocaeli olmak üzere 12 ilde çalışmalarını sürdürdüğünü kaydetti.

13 kadın emeğiMersin’de dördü kadın derneği olmak üzere 20 sivil toplum kuruluşunu da bünyesinde barındıran Mersin Kadın Platformu‘nun da yürütücüsü olan Kadın Emeği Kollektifi hiyerarşi barındırmayan bir yapı içinde öğrenci, ev emekçisi ve çalışan kadınlar ile ilgili faaliyetler yürütüyor.

Kadın kadına söyleşiler, deneyim paylaşımı ve film gösterimlerinin gerçekleştiği Kollektif 2 yılı aşkın bir süredir periyodu 2 ya da 3 aylık dönemlere tekabül eden “Kadın Emeği” dergisini de çıkarıyor. Üniversiteli kadınlar ise ilk nüshası Filmmor vesilesi ile görücüye çıkan “Mor Kampüs” bülteni ile kadınların mücadelesini aktarıyorlar.

Fimmor Mersin’de

12 yıldır kimliğinden taviz vermeden bağımsız bir şekilde faaliyetini devam ettiren Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali Mersin’e Kadın Emeği Kollektifi’nin yanısıra Mersin Üniversitesi Kadın Araştırmaları Merkezi (Merkam) , Mersin Büyükşehir Belediyesi ve Mersin Akdeniz Belediyesi işbirliği ile geldi.

Festival broşürleri üniversite içinde kurulan standda dağıtıldı
Festival broşürleri üniversite içinde kurulan standda dağıtıldı

2 günde tamamı kadın yönetmenler tarafından çekilen kısa ve uzun metrajlı 19 filmi Mersin’li sinemaseverler ile buluşturmayı hedefleyen festivalde Kadınların Sineması (Women’s Cinema), Bedenimiz Bizimdir (Our Body is Ours!), Kendine Ait Bir Cüzdan (A Purse of Her Own)  ve Cins-iyet-ler (Sex-ual-ity) bölümleri bulunuyor.

Filmmor açılışında, Feride ve Bahar için “Kadınlar artık susmayacaklar, susmayacaklar” sloganı

Festivalin açılışı için Yeşil Gazete olarak biz de Mersin Üniversitesi Çiftlikköy Kampüsü Prof. Dr. Uğur Oral Kültür Merkezi’ne gittik.

Festival açılışı sonrası Mersin kadın Emeği Kollektifi toplu halde
Festival açılışı sonrası Mersin kadın Emeği Kollektifi toplu halde

Saat 19:00’da başlayan açılış töreninde sırası ile Mersin Kadın Emeği Kollektifi’nden Tülin Şahin Okay, Filmmor ekibinden Melek Özman ve Mersin Üniversitesi Kadın Araştırmaları Merkezi (Merkam)müdürü Prof. Dr. Bahar Temel konuştu. Konuşmaların başlamasından önce Mersin Üniversitesi’nin ihmali sonucu hayatlarını trafik kazasında kaybeden Feride ve Bahar özelinde erkek egemen şiddete tüm kadınlar için bir dakika süren sessiz bir anma yapıldı. Sessiz anmanın bitimi ile birlikte, “Kadınlar artık susmayacaklar, susmayacaklar” ve “Feride ve Bahar’ı unutma unutturma” sloganları atıldı.

Konuşmaların ardından 2012 İspanya yapımı 24 dakikalık “İlk Yalan” (La primera golondrina) filminin gösterimine geçildi. Film gösteriminin ardından ise Prof. Dr. Uğur Oral Kültür Merkezi’nin fuayesinde Nevit Kodalı Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi öğrencilerinden yan flüt ve keman dinletisine geçildi.

Filmmor web sitesi: filmmor.org/

Filmmor Mersin gösterimleri facebook etkinlik sayfası

Mersin Kadın Emeği Kollektifi facebook sayfası

 

Haber: Alper Tolga Akkuş

 

(Yeşil Gazete)
 

Çağdaş Küçükbattal artık özgür

Gezi eylemleri nedeniyle hakkında açılan soruşturma kapsamında ayağına elektronik kelepçe takılan ve 5 aydır evden çıkamayan Çağdaş Küçükbattal’ın ev hapsi kaldırıldı.

1542592

Avukatların yaptığı itiraz üzerine 4. Sulh Ceza Mahkemesi, Küçükbattal’a verilen ev hapsini kaldırdı. Karar, UYAP üzerinden Denetimli Serbestlik Müdürlüğü’ne iletilecek. Kararın, iletilmesinin ardından Küçükbattal, evden dışarı çıkabilecek.

Ancak Küçükbattal, denetimli serbestlik kapsamında her hafta karakola giderek imza verecek.

Ne olmuştu?

Çağdaş Küçükbattal, Gezi direnişi sırasında polisin attığı gaz bombasının gözüne isabet etmesi sonucu görme yetisini kaybetmişti. Haftalarca hastanede yatan ve 3 kez ameliyat olan Küçükbattal, tedavisi sürdüğü sırada gözaltına alınmıştı. Ayağına elektronik kelepçe takılarak ev hapsi verilen Küçükbattal, 7 Kasım‘dan beri evinden çıkamıyordu.

Küçükbattal’la aynı soruşturmadan tutuklanan 34 kişi iddianame hazırlanamadığı için serbest kalmışken kendisinin ev cezası kaldırılmamış; mahkeme, ev hapsinin kaldırılması için başvuran Küçükbattal’ın talebini “adli kontrol tedbirinin hastaneye gitmesine engel olmadığı” gerekçesiyle kabul etmemişti.

Hürriyet’ten Fırat Alkaç‘a konuşan Küçükbattal, “Arkadaşlarım da beni yalnız bırakmıyor, sürekli ziyaretime geliyorlar. Ben Gezi olaylarına katıldığım için evden dışarı çıkamıyorum. Gözümü kaybettim, bu yaşadıklarım adil değil. Benim de bulunduğum soruşturmadaki bütün şüpheliler serbest bırakılmış. Cezaevinde olsaydım serbest kalmıştım. Ev hapsi olduğu için mahkeme tahliyemi kabul etmemiş. Dışarı çıkmak istiyorum.” demişti.

(ETHA/Yeşil Gazete)

Exxon’dan malumun ilanı: Küresel iklim değişikliği var ve biz gezegeni kaynatmaya devam edeceğiz

Dünya’nın önde gelen bilim insanları tarafından hazırlanan ve bu haftanın başında yayınlanan BM iklim değişikliği raporuyla aynı gün, dünyanın en büyük petrol şirketlerinden Exxon Mobile da fosil yakıt tüketimini aklamaya yönelik bir rapor yayınladı. Exxon, ‘iklim değişikliği politikalarının kendisi gibi petrol şirketlerinin  kazançları ve değerlerini tehlikeye attığını’ söylüyor.

3f041c77-dfd0-4643-b02e-3f7dac4bcfde-460x276

BM‘nin iklim değişikliğinin insan yaşamını krize sokacak etkilerini açıklayan raporu gibi, Exxon da yayınladığı raporda Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) verilerini kullandı.

‘İklim değişikliği var, ama..’

Bir petrol şirketi tarafından iklim değişikliği konusundaki endişelere ilk defa detaylı bir yanıt niteliği taşıyan  raporda, Exxon Mobile iklim değişikliğini önlemek için belirli politikalar üretmek gerektiğini kabulleniyor, fakat sonuçta yine ekonomik büyüme ve küresele gelişme söylemini sunarak, ‘petrol şirketlerinin ekonomik büyüme konusundaki kritik rolünü göz önüne alarak hükümetlerin karbon salınımını azaltan politikaları benimsemesi ve uygulamasının epey zor olduğunu’ savundu.

Exxon, raporda ‘eğer toplum iklim değişikliğine karşı petrol tüketimine sınır getirirse, bunun kendisi gibi petrol şirkerlerinin değerini askıya alma anlamına geleceğini’ açıkladı.

‘Petrol olmazsa toplumsal kargaşa çıkar’

Exxon’un hükümet ilişkilerinden sorumlu müdürü Ken Cohen, ‘iklim değişikliğinin riskiyle ilgili bilimsel araştırmaların gerçek olduğunu ve uygun adımların atılması gerektiğini biliyoruz’ dedi ve ekledi: ‘fakat enerjinin insan hayatında temel bir rol oynadığını göz önünde bulundursak, bu gerçeklerle yüzleşerek önlem alınması gerekiyor’

Exxon, yenilenebilir enerjinin, dünyadaki enerji talebini karşılayacak kadar ucuz ya da gelişmiş olmadığını savunuyor. Petrol şirketine göre, hükümetlerin fosil yakıt fiyatlarını arttırması ‘alternatif enerji kaynaklarının’ kullanımını teşvil edebilir, fakat fosil yakıtın tüketimine sınır getirme toplum tarafından dirençle karşılanır ve toplumsal kargaşa çıkar.

‘Harekete geçmemenin maliyeti her şeyden büyük’

Arjuna Capital‘ isimli sivil toplum kuruluşunun eşitlik araştırmaları başkanı Natasha Lamb ise tam tersi görüşte: ‘küresel iklim değişikliği kendi başına çok daha büyük bir toplumsal kargaşa nedeni. Exxon’un raporu harekete geçmemenin hayatımıza getireceği maliyeti göz ardı ediyor.’

indir (27)

Bill McKibben: Exxon gezegeni kaynatmaya devam edeceğini söyleyip bize meydan okuyor

Raporla ilgili bir eleştiri de, dünyanın önde gelen iklim değişikliği aktivistlerinden, 350.org kampanyasının kurucusu Bill McKibben’dan geldi. Dün Guardian’da yayınlanan ‘Exxon Mobil’in iklim değişikliğine cevabı dört dörtlük  kibir’ başlıklı yazısında ‘Rapordan anlaşıldığı üzere, Exxon sadece tüm kaynakları çıkarıp yakmaya devam etmeyecek, aynı zamanda yeni doğal gaz ve petrol aramasına da devam edecek ve bu faaliyet her gün yatırımcıların 100 milyon dolarını götürüyor’ diyor.

‘Hiç bir zaman (petrol şirketlerinin) iş planlarının müzakereyle değiştirilebileceğini düşünmedik; her zaman onların iş planlarının atmosfere karbon salmak olduğunu düşündük. Ve Exxon’un açıklamalarını bu açıdan tercüme etmek çok kolay: “Gezegeni kaynatmayı planlıyoruz, bunu yapabilecek politik gücümüz olduğuna inanıyoruz ve size bunu durdurmanız için meydan okuyoruz.” Ve haklılar da – eğer büyük ve güçlü bir hareket oluşturamazsak bizim siyasi hayatımızı domine etmeye devam edecekler.’

(Guardian/Yeşil Gazete)

 

 

Twitter’dan sonra Youtube yasağı da kalktı

Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla twitter 13 günlük engellemenin ardından açıldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘karara saygı duymuyorum’ diye yorumladığı twitter yasağının kaldırılmasının ardından bugün de Youtube hakkında bir mahkeme kararı çıktı. Gölbaşı Sulh Ceza Mahkemesi YouTube yasağının kaldırılması kararını verdi.

images (17)

Sosyal paylaşım sitesi twitter‘a erişim, açılan sahte hesaplarla bazı vatandaşların kişilik haklarının ihlal edildiği gerekçesiyle verilen mahkeme kararları doğrultusunda 20 Mart gecesi TİB tarafından tedbir amaçlı engellenmişti. Twitter’la ilgili hem İdare Mahkemesi’nde dava açılmış, hem de Anayasa Mahkemesi’ne iki ayrı başvuruda bulunulmuştu.

‘Twitter kararı ifade özgürlüğüne engel’

İstanbul Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaman Akdeniz ve Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak’ın 24 Mart, CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’nun ise 25 Mart’ta yaptığı başvuruları birleştiren  Yüksek Mahkeme, “Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine” karar verdi. Anayasa Mahkemesi, kararın “ihlalin ortadan kaldırılması” için Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı, TİB ve BTK’ya gönderilmesini kararlaştırmıştı. Karar Resmi Gazete’de yayınlanınca  Twitter’a erişim engeli son buldu.

Erdoğan’a göre ‘karar hukuki değil’

Kararın ardından soruları yanıtlayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan karara farklı yorumlar getirdi. Gül, Yüksek Mahkeme’de oybirliğiyle yasağı kaldıran twitter kararı için ‘Bazı önemli kararların oybirliği ile çıkıyor olması üyelerin evrensel hukuku esas alarak karar verdiğini gösterir ve güveni arttırır. Benim çok gurur duyduğum olaydır” derken Erdoğan kararın hukuki olmadığını iddia etti: “Biz bu karara uyarız olay bu. Ama saygı duymuyorum. Bu sadece bir yasaya uymaktır. Bu hukuk değildir onu söyleyeyim. Hukuk başka bir şey” dedi.

Youtube yasağı da iptal edildi 

Twitter’a artık DNS ayarlarıyla oynamadan girmek mümkün, fakat Youtube yasağı, karar mahkemede iptal edilmesine rağmen fiilen devam ediyor.

Suriye sınırına müdahaleyle ilgili Dış İşleri Bakanlığı’nda yapılan gizli bir toplantının kayıtlarının yayınlandığı gün TİB tarafından kapatılan Youtube’un kapatılam gerekçesi sonradan bu kayıtlara olarak gösterilmemiş ; engellemenin Atatürk aleyhine işlenen suçlar kapsamına sokulmuş olduğu ortaya çıkmıştı. Barolar Birliği‘nin başvurusu üzerine yasağı değerlendiren Ankara Gölbaşı Sulh Ceza Mahkemesi, Youtube yasağını kaldırdı. Şimdi gözler kararın tebliğ edilmesinden sonra siteyi açması gereken TİB’de.

(T24/Milliyet/Yeşil Gazete)

 

‘Arada’ olanların hikayesi Sahne Cihangir’de

Avusturya’dan İstanbul’a konuk olan ‘Cocon’ tiyatro topluluğunun oyunu ‘InBetween/Arada’ bu akşam ve yarın akşam Sahne Cihangir’de sahnelenecek. Ekipte Esmeray da var.

20140403_174658

Sahnede üç yabancı: Esmeray, Zeynep ve Nick. Avusturya’da turneye çıkmışken bir yönetmenin peşinden turneyi yarıda kesip tiyatro ekibine katılan Esmeray, histerik kahkaların arasına gerçekleri sıkıştıran Zeynep, İngiltere’den gelen ve kimsenin hakkında pek birşey bilmediği Nick.. Üçünün rollerine hazırlanmasıyla başlayıp iki kadın ve bir erkek, bir kadın ve bir trans, bir erkek ve bir trans, bir ‘medeni’ ve bir göçmen ya da bir insan ve ‘kendisi’ arasındaki ilişkiye uzanan; önyargıları masaya yatıran, hem toplumun hem de insanın içini dışına çıkaran bir oyun ‘InBetween/Arada’.

Avusturya’dan gelen Cocon topluluğunun Türkiye’de sahnelediği oyunun üçüncü durağı İstanbul oldu. Daha önce Ankara’da ‘Ethos Uluslararası Tiyatro Festivali’ne uğramış, sonra Diyarbakır Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenmiş olan ‘Arada’, Cuma gününe kadar İstanbul’un bağımsız tiyatro sahneleri arasında müstesna bir yere sahip olan ‘Cihangir Sahne’yi mesken edinecek.

Hırvat oyun yazarı Barbara Markovic’in metni, Emel Heinreich rejisiyle sahneye taşınıyor. Oyunda kendi ismiyle yer alan karakterlerden biri olan Esmeray’a yabancı değiliz; yıllardır devam eden ‘Cadının Bohçası’ performansında kendi hayat hikayesini anlatıp kah kahkaha attıran kah gözleri yaşartan Esmeray, toplumsal cinsiyetini ve toplumun bu yönelime çarpık bakışını ustaca ortaya seriyordu ya, benzer bir derdi olan oyunda onu izlemek epey ilginç.

Uzun yıllardır Avusturya’da yaşayan ve 2007 yılında Avusturya’da ‘halkın en beğendiği kadın oyuncu’ ödülünü kazanan Zeynep Buyraç ise sahneye öylesine hakim ve o kadar vurucu bir oyunculuğu var ki kendisini izlemek bile başlı başına bir deneyim. Oyunun dans ayağını oluşturan Nick Mortimore’un performansı da ayrıca kayda değer.

20140403_174745
Esmeray Özadikti, Emel Heinreich,Nick Mortimore ve Zeynep Buyraç

‘Arada’nın başında bağlantı kuramadığınız metin ve reji, ilerleyen dakikalarda kat kat açılırken kendinizi hikayenin içinde buluyorsunuz.
Cocon ekibi ‘Arada’ oyununun ‘kültürel ve politik cinsiyet dayatmaları arasında sıkışmış, kendi bedeninde hapis, arada kalmış hayatları sahneye taşıdığını’ söylüyor.

‘En kötüsünü’ bulanların ve ondan kurtulanların hikayesini anlatan oyunun dünyayla ilgili söyledikleri iddialı gibi gelse de herkesin hayatına dokunuyor : ‘Dünya adaletsiz ve sürprizlerle doludur, dünya adaletsiz ama sürprizlerle doludur’.

‘InBetween/Arada’, 3 Nisan Perşembe ve 4 Nisan Cuma Saat 20.30’da Cihangir Sahne’de.
Cihangir Sahne: Ağa Hamam Caddesi, Taktaki Yokuşu 2B Cihangir/İstanbul(Firüzağa Camii ve kahvesi arkası, Ağa Bilardo yanı)

Künye: 
Oyuncular: Zeynep Buyraç, Nick Mortimore ve Esmeray Özadikti
Reji: Emel Heinreich
Oyun yazarı: Barbara Marković
Dramaturji: Reinhard Eisendle ve Emel Heinreich

(Gözde Kazaz / Yeşil Gazete)

Televizyonlara engelliler için altyazı zorunluluğu geldi

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) yönetmeliğinde yaptığı değişiklikle, televizyon kanallarında film, dizi ve haber programlarında işitme engelliler için kademeli olarak altyazı seçeneği koyma zorunluluğu geldi.

tvdekupe097d3c83

Engelliler, kararı olumlu ancak sesli betimleme ve işaret dili olmadığı için eksik buldu.

Beş yıl içinde yüzde 40 altyazı zorunluluğu

Bianet’ten Nilay Vardar‘ın haberine göre,  bugün resmi gazetede yayımlanan ‘RTÜK Yayın Hizmeti Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik’teki değişikliğiyle TRT kanalları ve Ulusal karasal yayın lisansına sahip özel medya hizmet sağlayıcı kuruluşlar sinema ve televizyon için yapılmış filmler, diziler ile haber programlarında engellilere yönelik alt yazı hizmeti seçeneğine geçmek zorunda.

Yayın hizmetlerine diğer bireylerle eşit koşullarda erişimi sağlamak amacıyla yapılan bu düzenlemeye geçiş için kanallara belli süreler tanındı.

TRT, bunu üç yıl içinde yüzde otuza, beş yıl içinde yüzde elliye ulaşılacak şekilde yapmak zorunda. Ulusal karasal yayınlar ise üç yıl içinde yüzde yirmiye, beş yıl içinde yüzde kırka ulaşılacak şekilde yapmalı.

Kanallar hizmeti vermeye başlayınca, kumandadan altyazı seçeneği tuşuna basılarak yayınlar altyazılı izlenebilecek.

İşitme Engelliler ve Aileleri Derneği Gençlik Komisyonu Başkanı Onur Cantimur, kararın işitme engelliler için sevindirici ancak işaret dili tercümanı zorunluluğu olmadığı için eksik olduğunu söyledi.

“Biz bu talebimizi birçok kez resmi kurumlara da iletmiştik. Kültür ve Turizm Bakanlığı Türkçe altyazıyı ‘tavsiye’ ediyor ancak ‘zorunlu’ tutmuyordu. Dolayısıyla bu karar sevindirici. Ancak kelime dağarcığı az olan ve sadece işaret dilinden anlayan işitme engelli izleyiciler için bazı talk show programlarında olduğu sağ alt köşede işaret dili tercümanınını zorunlu kılınmaması çok önemli ve unutulmuş bir eksiklik. Bunun da en kısa zamanda yönetmeliğe eklenmesini istiyoruz. Umuyoruz ki bu zorunluluk sinemalara da getirilir. Ve işitme engelliler de sinemaya eşi, dostuyla gidebilir.”

“Görme engelliler unutulmuş”

Diziler için sesli betimleme ve işaret dili tercümanlığı hizmeti veren Sesli Betimleme Derneği Başkan Yardımcısı Engin Yılmaz, da kararın olumlu ancak görme engelliler için sesli betimleme zorunluluğu olmadığı için eksik bulduğunu belirtti.

(Bianet)

Vicdani ret için özgürce dans et

Bu cumartesi saat 14.00’te İstinye Park’ta ‘Çirozname’ şarkısı eşliğinde istedikleri gibi dans eden insanlar görecekseniz, bilin ki onlar vicdani ret hakkı için orada olacak. Söylemeye gerek varsa eğer; herkesin katılımını bekliyorlar.

Dance-against-police-abuse

Bu haftasonu vicdani ret hakkı ve savaş karşıtı mücadele külliyatına farklı bir eylem/etkinlik katılacak. İstinye Park’ta gerçekleşecek etkinlikle, Charles Cross’un yazdığı, Orhan Veli’nin çevirdiği ve Şerif Yüzbaşıoğlu’nun bestelediği ‘Çirozname’ şarkısı eşliğinde bir araya gelen insanlar istedikleri gibi dans edecekler.

AVM’yi politikleştirmek

Mekan seçiminin nedenini, etkinliği düzenleyen ekipten V. Metin Bayrak şöyle anlatıyor: ‘böyle politik eylemler genelde Galatasaray’da, İstiklal Caddesi’nde yapılır. Hem AVM’yi politikleştirmek, hem de soylulaştırılmış ve steril hale gelmiş bir alanda sesimizi duyurmak için İstinye Park’ı seçtik. Mekanı ve eylem biçimini değiştirmek için hareket ettik.’

Bu üç dakikalık eylemde, Orhan Veli’nin çevirisiyle Şerif Yüzbaşıoğlu’nun bestelediği, 1980 yılında Şenay’ın seslendirdiği ‘Çirozname’ parçası çalınacak. Nedenini, fikri ortaya atan sanatçı ve hak savunucusu Mehmet Atak anlatıyor:

indir (26)

“Çiroznameyi ben teklif etmiştim, arkadaşlar da benimsedi. Bir kaç nedeni vardı; bir sözleri, “Ben bu hikâyeyi düzdüm – basit mi basit / Kudursun bazı adamlar – ciddi mi ciddi/Ve gülsün diye çocuklar – küçük mü küçük”. Ayrıca Şerif Yüzbaşıoğlunun hem basit hem sağlam bestesi insanlara serbest salınım imkanı tanıyor. Şenay Yüzbaşıoğlu ise zannederim TC popüler müzik tarihinin en iyi vokallerinden biri.”

Şiddetsiz ve yaratıcı bir ‘öfkelenin’ çağrısı

Atak, bu eylem biçimini basitliği nedeniyle ve dikeyliği olmayan yeni örgütlenmelere örnek teşkil etmesi açısından seçtiklerini belirtiyor:“Aslında üzerimizdeki tek tipleştirici, tahakküm edici mekanizmalar ve onların militarist yöntemleriyle mücadelede, 80’lerde çoktan bitmiş olan “ideoloji”nin çapaklarıyla modernist sarmallar kurmak yerine çok daha basit, düz olgusal yöntemler daha doğru geliyor. İşin olgu bölümünü sınırladığınızda da o etkinlik/eylem için bir araya gelmiş insanların siyasi, iktisadi, dini, cinsel vb farklarının önemi kalmıyor. Yani cidden artık eskinin militarist örgütlenme ve eylem biçimleri yerine post-modernizmin de aşıldığı post-modern ertesi dönemde, Stephen Hessel’ın 15 sayfalık “Indignez-vous!”* kitapçığında teklif ettiği gibi sabitliği ve dikeyliği olmayan olgusal örgütlenmelerle (statükolaşamayacak) şiddetsiz, yaratıcı / sanatsal anti-militarist eylemlerle sistemin insan aleyhine yerlerini tek tek işlevsizleştirerek dönüştürmek herhalde elimizde olan.

“Dans en eski iletişim formu”

“Dans alt-vahşet çağından beri, daha üst-barbar çağ sonunda bulunan fonetik alfabeden çok önce insanlar arasında iletişimi ve insanların akıl erdiremedikleriyle kurmaya çalıştıklarına dair en eski iletişim formu. Burada dans derken bir koreografi değil her bireyin kendilerine ait hareket salınımları mevzubahis olan. “

Herhangi bir sloganın olmayacağı, herkesin özgürce hareket edeceği ‘Vicdani Ret için Dans et’ öncesinde, giydikleri tişörtle mesajını vermek isteyenler için bir masa açıldı. 4 Nisan’a (yarın) kadar Mis Sokak 17/A’da bulunan Şuur 6 isimli mekanda bulunan tişört ve boyalarla kendi sözlerini ve desenini aktarabilir. Fakat etkinlikle herhangi bir tişört giyme mecburiyeti bulunmuyor. Etkinl 5 Nisan cumartesi saat 14.00’te İstinye park’ta.

Çirozname’yi buradan dinleyebilirsiniz:

* Stephane Hessel, ‘Öfkelenin!’, Cumhuriyet Kitapları

 (Gözde Kazaz / Yeşil Gazete)

Cihan Harbi, yüzüncü yılında İstanbul’da tartışılacak

1. Dünya Savaşı’nın yüzüncü yıldönümü nedeniyle İstanbul’da uluslararası katılımlı bir konferans düzenleniyor. Tarih Vakfı ve Orient-Institut İstanbul tarafından düzenlenen ‘Osmanlı Cephesinde Yeni Bir Şey Var: Cihan Harbi’ne Yeniden Bakmak’ başlıklı konferans
8 – 12 Nisan 2014 tarihleri arasında Bilgi Üniversitesi’nde gerçekleşecek.

indir (24)

20 oturum, 70 katılımcı 

Cihan Harbi’ne dair temel bilgileri gözden geçirmeyi ve son 30 yılda gelişen yeni askeri tarih anlayışı temelinde Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Dünya Savaşı tecrübesine dair yeni araştırmaları bir araya getirmeyi amaçlayan konferansta, 20 oturumda 70‘i aşkın bildiri sunulacak.

Konferansta bildiri sunacak akademikler arasında Benjamin Fortna,Hamit Bozarslan, Christina Koulouri, Elisabeth Thompson, Engin Akarlı, Hans-Lukas, Mete Tunçay, Taner Akçam, Wolfgang Gust gibi alanlarının önde gelen isimleri bulunuyor.

Konferans kapsamında Almanya Başkonsolosluğu, konferans katılımcıları için 8 Nisan akşamı önemli tarihçi Eric-Jan Zürcher‘in konuşma yapacağı bir kapalı resepsiyon düzenleyecek.

Tiyatrodan sergiye yan etkinlikler 

Boğaziçi Üniversitesi, Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü (IFEA), İstanbul Bilgi Üniversitesi, Sabancı Üniversitesi ve İstanbul Şehir Üniversitesi tarafından da desteklenen kapsamlı konferansın farklı disiplinlere ait yan etkinlikleri de bulunuyor.  “Lise’de I.Dünya Savaşı’nı Öğretmek: Fransa ve Türkiye Örnekleri” atölyesi; 9 Nisan akşamı Tütün Deposu‘nda “Açık Alanlar: I. Dünya Savaşı” sergisi açılışı; 10 Nisan Perşembe saat 19:30’da Boğaziçi Üniversitesi Albert Long Hall’de “Tarih ve Kurgu” başlıklı sinema-tarih söyleşisi; 12 Nisan Cumartesi günü öğleden sonra Tarabya Askeri Mezarlık’ta Goethe Enstitüsü tarafından düzenlenen “Bastırılmış ve Unutulmuş” adlı belgesel tiyatro ve 13 Nisan Pazar günü Saint Pulcherie Lisesi’nde Tarih Vakfı ile farklı liselerin işbirliğiyle düzenlenen “Gençler I. Dünya Savaşı’nı Tartışıyor: Farklı Ülkelerin Ders Kitaplarında Cihan Harbi” etkinlikleri gerçekleşecek.

‘Osmanlı Cephesinde Yeni Bir Şey Var: Cihan Harbi’ne Yeniden Bakmak’ başlıklı konferans, Bilgi Üniversitesi’nde 8 Nisan Çarşamba günü saat 9:30’da açılış konuşmalarıyla başlayacak ve 12 Nisan Cumartesi günü 11:00-12:30 arasında gerçekleşecek kapanış paneliyle sona erecek.

(Yeşil Gazete)

Artık Mersin’de Hrant Dink Parkı var

Mersin’in merkez ilçe Akdeniz Belediyesi tarafından inşa edilen Hrant Dink Parkı açıldı.

Hrant-Dink-park

Açılışa Hrant Dink’in eşi Rakel Dink ve kızı Delal Dink‘in yanı sıra Mersin bağımsız milletvekili adayı Ertuğrul Kürkçü, BDP İl Başkanı Cihan Yılmaz, Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Rober Koptaş, yazar Vartak Estukyan, Mersin’deki Katolik ve Ortodoks kilisesinin temsilcileri, sanatçı Mustafa Alabora, Karin Karakaş, Şaban İba, İbrahim Kalyoncu, Yavuz Önen, şair Sezai Sarıoğlu ve yetkililer katıldı.

 

“Burada onun ismini gören herkesin ayrımcılık cinayetini hatırlayıp düşünmesini istiyorum”

Açılış töreninde konuşan Rakel Dink “Bu fikir, geçmişle yüzleşmenin sadece bir noktasıdır. Geçmişimiz çok büyük acılarla dolu. Eşim, bütün yaşamı boyunca doğruluk ve adalet uğruna mücadele etti. Onun öldürülmesi, sadece ve sadece vatandaşların hakları için, uğradıkları haksızlıkları dile getirmek için yaptıklarının karşılığı oldu. Ama şimdi yeşeren kardeşlik tohumlarını görünce teselli oluyor, buğday tanesinin toprağa düşüp ölmesi gibi sizlerde bu resmi görüyorum. Burada onun ismini gören her vatandaşın ayrımcılığın, ırkçılığın, faşizmin cinayetini hatırlayıp geri dönüp düşünmesini istiyorum” dedi.

“Barış güvercini kardeşimizin anısı önünde eğiliyoruz”

Akdeniz Belediye Başkanı Fazıl Türk ise, “Hiçbir vicdanın kabul etmediği hain bir saldırıda katledilen Hrant’ın sonsuza dek unutulmayacak olan adını parkımıza veriyoruz. Uğruna öldüğü barış, demokrasi ve eşitlik gibi değerler için mücadele edeceğiz. Kendimizden farklı olandan korkmayacağız, farklılıkları zenginliğimiz olarak kabul etmeye devam edeceğiz. Ermenisi, Türkü, Kürdü, inananı, inanmayanı ile herkes bu ülkede eşittir ve eşit muamele görmeyi hak eder. Bu kardeşliği gölgeleyen karanlık elleri bir kez daha kınıyorum. Karanlık odaklar, ülkemizde barış ve özgürlük tohumlarının yeşermesine, devasa çınarlar haline gelmesine engel olamayacaklardır. Hrant Dink gibi isimler de bu yolda birer mihenk taşıdır. Barış güvercini kardeşimizin anısı önünde saygıyla eğiliyoruz” dedi.

Konuşmaların ardından Başkan Türk, Rakel Dink’e bir teşekkür plaketi sundu. Plaket sunumunun ardından parkın açılışı Hrant’ın eşi Rakel ve kızı Delal tarafından gerçekleştirildi. Daha sonra ise park içerisine yapılan Hrant Dink Anıtı’na çelenk ve çiçekler konuldu.

(http://sonses.tv / Yeşil Gazete)