Ana Sayfa Blog Sayfa 3880

Barışa kim daha yakın? – Prof.Dr.Betül Tanbay

Eylülün ilk haftası dünyanın gözü Galler’deki NATO zirvesindeydi. Kuzey Amerika ve Avrupa ’nın devlet “büyük”leri, NATO ülkelerini birleştiren “ ortak güvenlik , refah ve değerler” ışığında Ukrayna’dan Kırım’a, Kuzey Afrika’dan Ortadoğu ’ya uzanan toplumsal düğümleri çözmek için toplanmışlardı. Kamuoyu açıklamalarında, “Özgürlük”, “İnsan hakları”, “Demokrasi”, “Barış” ağızlardan düşmeyecekti , toplantı masalarında ise, kolların altında şişik şantaj dosyaları, kim kimin bileğini nasıl bükecek ince ince hesaplanırken, fotoğraflarda el ele sıkışıp, gülücükler saçılacak, sırtlar sıvazlanacaktı. Ve tabii aynı saatlerde stratejik bombardıman uçakları uçmaya, silahlar üretilmeye ve satılmaya, bebekten yaşlıya masumlar ölmeye devam edecekti.

4 Betül Tanbay yazıAynı günlerde, dünyanın gözü Tiflis’teki Birinci Kafkas Matematik Konferansı (CMC)’nda değildi elbet. Kafkasya’nın matematikçileri, bölge ülkelerini birleştiren “ortak çalışmalar, bilim ve değerler” ışığında Rusya’dan Gürcistan’a, Ermenistan’dan Azerbaycan’a uzanan matematiksel soruları çözmek için toplanmışlardı. Evet, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, İran, Rusya ve Türkiye matematik dernekleri olmak üzere altı dernek biraraya gelerek bölgedeki matematikçilerin birbirlerini tanıması, çalışmalarını paylaşması, birlikte yeni araştırmalar yapabilmesi amacıyla CMC projesini geliştirmişlerdi.

Avrupa Matematik Derneği (EMS) , Avrupa Birliği (AB) projesinin matematiğe izdüşümü olarak kurulmuştu. AB projesi her şeyden evvel bir barış projesi olması gerekirken, aşması gereken sınırları aşamamış, “öteki” ile buluşmayı bir türlü becerememişti ama, CMC fikri EMS başkanlığına Türk Matematik Derneği (TMD) tarafından sunulur sunulmaz, projenin anlamı görülmüş, ve EMS, Kafkas konferansını himayesine almıştı. Bu himaye, altı ülke derneğinin buluşmasını kolaylaştırdı, önceliğin nitelikli matematik olmasını sağladı. Bu ülkelerden, çalışmaları ile uluslararası camiada başarı kazanmış en parlak matematikçiler “davetli konuşmacı” olarak çağrıldı: Cambridge Moleküler Biyoloji Laboratuvarından Garip Murshudov, Stony Brook Üniversitesinden Leon Takhtanjan, Trinity Kolejden Samson Shatashvili, Ferdowsi Üniversitesinden Mohammad Sal Moslehian, Moskova Steklov Enstitüsünden Dmitri Orlov, Boğaziçi Üniversitesinden Cem Yalçın Yıldırım ve  Paris-Dauphine Üniversitesi’nden Maria Esteban. Bu listeye her ülkeden iki genç parlak araştırmacı da eklendi ve sonunda toplam başvuru sayısı 200’ü geçti.

Matematikçilerin konuştukları, kamuoyu açısından bir miktar anlaşılmaz. Ama birlikte çalışabilmeleri, siyaseten en gergin ülkelerin insanları olarak sınırları aşabilmeleri, önceliğin insanlık ve bilim olduğu bir ortamın pozitif enerjisi “iyi örnek” olarak hafızalarda bir yer hak ediyor. Konferans yemeğinde, Azeri, Ermeni ve Türk matematikçilerinin meşhur Kafkas danslarına katılmaları ise birlikte yaşamın aslında pek de zor olmadığının bir örneği.

Konferans Tiflis’in en önemli caddelerinden Rustaveli caddesindeki Gürcü Bilimler Akademisinin görkemli binasındaydı. Tiflis’in tüm cadde ve sokakları gibi yemyeşil, geniş bakımlı kaldırımdan akademiye yürürken açılış konuşmamı düşünüyordum. Tanıdığım pek çok matematikçi hem çok yürür, hem de yürürken bol bol düşünür. Açılışa gelecek siyasetçilere, temel bilimlerin önemini hatırlatan bir mesaj vermek iyi olacaktı. Karşıdan karşıya geçmem gerektiğinde, geniş caddede gidiş geliş altı hatta seyreden arabaların neden frenleri patlamış gibi gittiklerini anladım. Yayalar için sadece alt geçitler vardı. Daracık, karanlık, basık ve pek de temiz olmayan altgeçitler. Matematikçiler Bilim ve Teknoloji dünyasının yayaları idiler… ve teknoloji de bu dünyanın arabaları! Yeterli yaya geçidi konmazsa, teknoloji insani boyutunu kaybediyor, freni patlamış gibi kontrolsüz ve hayırsız bir şekilde alıp başını gidiyordu. Matematik, teknolojinin hem temeliydi, hem de insani fren ayarı! Bizlere başarılı konferanslar, Rustaveli caddesine de birkaç yaya geçidi dilediğimde, Eğitim Bakanı bile hoşlandı benzetmeden!

“Sınır” kavramı matematiğin her dalının temel konularından biri. Siyasette de “sınır” son derece temel bir sorun ama matematiğin dalga uzunluğu ile siyasetinki çok farklı. Konferansın sonunda gelecek toplantının 2015 yılında Türkiye’de yapılması kararlaştırıldı. Sizce kapalı sınırları matematikçiler açtırabilir mi?

Betül Tanbay

 

Prof. Dr. Betül Tanbay-Türk Matematik Derneği Başkanı

[email protected]

Filipinler Luis tayfununa teslim

Filipinler, bu yıl ülkede etkili olan en güçlü tayfunlardan ‘Luis’ ile mücadele ediyor.

3 filipinler tayfunSaatteki hızı 160 kilometreye ulaşan tayfun, Cagayan ve Isabela adalarını vurdu. Tayfun sebebiyle binlerce insan evlerini terk etmek zorunda kaldı. 7 binin üzerinde insan, yoğun yağmur ve fırtınanın getirdiği seller sebebiyle evsiz kaldı. İki adaya tahliye merkezleri kuruldu ve evsiz kalan insanlara bu bölgelere geçmeleri talimatı verildi. Tayfunun vurduğu bölgelerde devlet daireleri ve okullar tatil edildi.

Geçtiğimiz yıl ülkeyi vuran süper tayfun ‘Haiyan’ sebebiyle 10 bin kişi hayatını kaybetmişti.

Zorlu Enerji, Harşit Vadisi’nden çekildi

Giresun’un Tirebolu ilçesinde Harşit Çayı üzerinde Zorlu Enerji Grubu tarafından yapılması planlanan Tirebolu HES projesinden vazgeçildi.

Harşit Vadisi

Zorlu Grubu’ndan yapılan açıklamada, 29, 34 MW kurulu güce sahip projeden çekilmeyle ilgili EPDK’ya gerekli başvurunun yapıldığı belirtilirken, yöre halkının tünel tipi yerine göletli HES’te ısrar etmesinin ilgili şirketin projeden çekilmesinde önemli etken olduğu iddia ediliyor.

Bölge halkı, bu yılki kuraklık nedeniyle susuzluk katmerlendiği için, santral yapılacak olsa bile tünel tipi değil göletli HES yapılmasını talep ediyordu.

(Yeşil Gazete)

Kentsel dönüşümün yeni hedefi meralar

Torba yasayla artık meralar da kentsel dönüşüm projeleri kapsamında kullanılabilecek. Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) İstanbul Şube Başkanı Atalık, “Zaten meralarda sınırdayız. Bunları da kaybedersek, et fiyatları daha da artar” dedi.

2 anadolu meraları...

Cumhurbaşkanı’nın dün onayladığı torba yasada Mera Kanunu’na eklenen bir madde ile artık meralar da kentsel dönüşüm projeleri kapsamında kullanılabilecek. Torba yasada 4342 sayılı Mera Kanunu’nun 14. maddesinin birinci fıkrasına şu bentin eklenmesine karar verildi.

“(ı) İlgili belediye sınırları içerisinde alternatif alan bulunmaması şartıyla Bakanlar Kurulunca kentsel dönüşüm ve gelişim projesi alanı olarak ilan edilen”

Gerekçe olarak ise mevzuata uyum sağlamak gösterildi.

Bianet’den Nilay Vardar’ın haberine göre ZMO İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık, zaten 14,6 milyon hektar mera kaldığını belirterek Türkiye’nin hayvancılığı geliştirmeye çalışırken meraları daraltmasının zaten oldukça yüksek olan kırmızı et fiyatlarını daha da yükselteceğini belirtti.

Şu anda Türkiye’deki meralar sınırlarının sonuna dayandığını vurgulayan Atalık, “Eldeki mevcutl mera alanlarını korumamız gerekiyor. Çünkü nüfus artmaya devam ediyor. Başka mera ve tarım arazisi yok artık. Her yere konut yaparak ekonomiyi inşaat sektörüne dayandırırsanız doğal varlıklar kalmaz. Bu da yaşam alanlarımızın tükenmesi anlamına geliyor” şeklinde konuştu.

(Bianet)

[Altın Koza Film Festivali] Sinema şenliğinin ilk gününde izlenecek tüm filmler

21.Altın Koza Film Festivali başladı. Festival kitapçığı ve film gösterim programı henüz çizelge olarak sinemaseverlerin eline ulaşmadığından bizlerde Altın Koza’da 1.Gün adı altında ilk gün gösterilecek filmleri Sinema salonlarına göre kısaca tanıtmayı uygun gördük.

Bugün başlayan ve 21 Eylül Pazar günü sona erecek Altın Koza Film Festivali’nin ilk gününde Nostaljik ödüllü Türk filmleri, belgeseller, Ödüllü filmler ve Dünya sinemasından siyah beyaz filmler gösterilecek.

1 altın-koza...
Real Cinemaximum’da Nostalji Filmleri Gösterilecek

Cinemaximum Salon 1

12:00 Gurbeş Kuşları : (Film)
Senaryosunu Orhan Kemal ve Halit Refiğ’in yazdığı 1964 yapımı filmdir. Orhan Kemal’in 1962 yılında yayımlanan Gurbet Kuşları adlı romanından uyarlanmıştır. 1. Antalya Film Şenliği’nde “En İyi Yönetmen” ve “En İyi Film” ödüllerine layık görülmüştür.
Film, Kahramanmaraş’tan İstanbul’a daha iyi bir yaşam sürebilmek için gelen bir ailenin verdiği yaşam mücadelesini anlatır. Yeşilçamın ünlü jönü Cüneyt Arkın’ın yıldızı bu filmle parlamıştır. Toplumsal bozulmayı anlatmıştır.

Not: Eski Filmleri seven sinemaseverlerin izlenmesi gereken bir film.

14:45  Murtaza (Film)
Balkan savaşının kahramanlarından Kolağası Hasan Bey’in torunu olan Murtaza, yaşamını bir fabrikada bekçilik yaparak kazanır. İşine bağlıdır. Ancak despotça ve acımasız bir baskı biçimiyle fabrika işçilerini yıldırmaktadır. Herkesin alay konusu olduğu bu ‘vazife tutkusu’ Bekçi Murtaza’yı giderek hasta ve çekilmez bir hale getirirken çevresinden koparacaktır

Not: Eski Filmleri seven sinemaseverlerin izlenmesi gereken bir film.

17:30 Dağın Yankısı /Echo Of Mountain (Belgesel) 90 Dakika

Santos’u yeni bir duvar resmi yapabilmek için tanrılardan izin almak üzere Wirikuta’ya yaptığı hac yolculuğunda izleriz. Bu, 385 millik UNESCO koruması altına alınmadığı takdirde yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Peyote Yolu’nda yapılan bir yolculuktur. Film aynı zamanda Santos’un Huidol halkının tarihini, mitolojik ve dini pratiklerini resmettiği yaratıcı sürecin bir aktarımıdır.

20:15  İnadına Film Çekmek / Film Aganist All Odds (Film) 90 Dakika

1984 yılı Amerikan yapımı İnadına Film çekmek usta kadrosuyla dikkat çeken, 80 yıllar sinemasından beğeni kazanmış bir yapım. Film müziklerinin çok beğenildiği başta altın Küre olmak üzere birçok festivalde En İyi Film müziği ödülüne layık görüldüğünü belirtmek gerekir. Filmin oyuncu kadrosunda Rachel Ward, Jeff Bridges, James Woods yer alıyor.

————————————————————————————————————————–

Ariplex Salonlarında Ödüllü Filmler (Salon 1)
12:15 Ne Gelen Var Ne Giden : (Film)

Psikolojik gerilim tarzında yerli bir yapım olan Ne Gelen Var Ne Giden konusu ile dikkat çelen bir film. Konusu,Eski bir dostun ya da yıllardır evli olduğunuz eşin, bir an da senin, sen olmadığınızı düşünmeye başlarsa ne olur?
Ya aslında sen de o an, sen olmaktan çıkmışsan?
Ya da tüm bunlar yaşanırken sen olamayan senle karşılaşırsan ne yaparsın?
Kişinin kendi gerçekliğiyle ilgili bazı soruları bir an olsun zihinlerde yaratıp, izleyiciye farklı bir deneyim sunmaya çalışan, söz, metin, duygu, algı ve olgu düzeylerinde yeni bir şeyler denemenin peşinde koşan, özgün bir psikolojik gerilim filmidir “Ne Gelen Var Ne Giden…”

15:00  Hamlet: (Film)

William Shakespeare’ın Hamlet eserinin sinemaya uyarlamaları içerisinde en başarılısı olarak gösterilen Laurence Olivier yönetmenliğinde 1948 yılında çekilen Hamlet 4 oscar ödülü kazanarak başarısını ispatlayan bir yapım.

17:45 İnce Buz Kara Kömür / Black Coal Thin İce ( Film) 106 Dakika

64.Berlin Film Festivalinde Altın Ayı ödülüne layık görülen Uzak Doğu yapımı film Çin sinemasının gerilim anlayışını anlatan başarılı bir yapım. Konusu 1999 yılında, bir dizi parçalanmış cesedin bulunmasıyla başlayan bu polisiye, beş yıl sonrasına geçiş yapıyor. Söz konusu davayı çözüme ulaştıramayan iki polis, benzer cinayetlerin tekrar başlamasıyla dikkat kesiliyor. Deliller ise aynı genç kadına işaret ediyor. Parodi ile ciddiyet arasında, ilginç bir dengede seyreden İnce Buz, Kara Kömür, iyi bir kara filmin sahip olması gereken tüm bileşenlere sahip: yönlendirilmeye açık bir erkek karakter, bir vamp kadın, cinayet, entrika ve karanlık bir şehir.

Not: Altın Ayı Ödülü kazanmış Uzak doğu sinemasını merak eden, gerilim tarzından hoşlanan sinemaseverler kesin izlemeli.

20:30 İki Gün Bir Gece / Two Days One Night ( Film) 95 Dakika

Deux Jours, Une Nuit / Two Days, One Night, sosyal gerçekçiliğin en iyi temsilcilerinden Jean-Pierre ve Luc Dardenne’in son filmi. İşini kaybetmemesi için çalışma arkadaşlarını alacakları primden vazgeçirmeye çalışan fabrika işçisi Sandra’yı izleyen film, Sydney Film Festivali’nin Büyük ödülü’ne layık görüldü. Filmin başrolündeki Sandra’yı canlandıran Oscar ödüllü Marion Cotillard’ın performansı büyük övgü alırken, film Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarıştı.

Not:Dardenne Kardeşlerin her filmi izlenmeli..

————————————————————————————————————————-

Metropol Sinema Salonu (2)

12:00 Tepecik Hayal Okulu (Belgesel) 55 Dakika
Ahmet Uluçay yaşadığı Tepecik köyünde ilk uzun metrajlı filmi olan Karpuz Kapuğundan Gemiler Yapmak ile birçok ödül kazanmıştı. Beynindeki tümörün izin verdiği kadarıyla sinemadan kopmuyordu. 2. uzun metraj filmi olan ‘Bozkırda Deniz Kabuğu” çekimleri sırasında hayatını kaybeden Ahmet Uluçay anısına çekilen Tepecik Hayal Okulu Altın Koza Festivali Belgesel bölümünden izleyici ile buluşacak.

14:45  72.koğuş (Film) 98 Dakika

Orhan Kemal’in başyapıtı ’72. Koğuş’ insan haysiyetinin düşebileceği en dipsiz kuyunun hikayesidir… 1940’lı yıllar, II. Dünya Savaşı’nın etkisindeki Türkiye’nin kıtlık yılları. Cezaevinin 72 nolu koğuşunda çeşitli suçlardan yatan Adembabalar… İnsan insanın kurdudur dercesine, acıları, insanlığa özlemi, hayata dair düşleri, onuru, aşkları ve kavgaları içerisinde dipsiz bir çukurun içini görüyoruz
17:30 Yıldız Haritası / Maps to the Stars ( Film) 111 Dakika

David Cronenberg Farklı türlerde başarısını sürdüren kült yönetmen David Cronenberg’in, dünya prömiyerini Cannes Film Festivali’nde yapan son filmi Maps to the Stars, Altın Koza Film Festivali ile Türkiye’de Galası yapılacak. Bir Hollywood taşlaması olan Maps to the Stars’ın oyuncu kadrosunda Mia Wasikowska(Tracks/Çöldeki İzler), John Cusack, Robert Pattinson, Olivia Williams gibi yıldızlar yer alırken film, başrolündeki Julianne Moore’a Cannes’da En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü de kazandırdı.

Not: Kesin İzlenmeli…

20:15 Bereketli Topraklar Üzerinde 115 (Dakika)

Bereketli Topraklar Üzerinde, Erden Kıral tarafından yönetilen 1979 yapımı drama filmidir. Orhan Kemal’in aynı adlı romanından uyarlanan filmin senaryosunu en başta Mahmut Tali Öngören yazmış, ancak Erden Kıral senaryoyu beğenmemesi üzerine oyuncu Tuncel Kurtiz senaryoyu yeniden kaleme almıştır.[1] Hikayede Çukurova’ya gelip ağır şartlar altında çalışan Köse Hasan, Pehlivan Ali ve Yusuf adlı üç arkadaşın başından geçenler konu edilmektedir.

———————————————————————————————

Optimum Avşar Sinema Salon (3)

12:15 Ters Köşe (Film) 79 Dakika

Ters köşe”, talihsiz, sakar ve “bu kadar da olur mu” diyeceğimiz birçok şeyin başına geldiği Hakan Murat Kahraman’ın dönüşümünün hikâyesi. Eskişehir’de yaşayan bir üniversite öğrencisi olan Hakan Murat Kahraman eniştesinin yardımıyla bir kargo şirketinde işe başlar. Ve ilk kurye teslimatında yine başına gelmeyen kalmaz. İçinde ne olduğunu bilmediği bir çanta hayatını tümden değiştirecektir.

15:00 Aşk Irmağı/ Stream of Love ( Belgesel)  / 70 Dakika

Romanya’nın Transilvanya bölgesinin Macarca konuşulan bir köyünde yaşayanlar ileri yaşlarına rağmen aşk ve arzuyla doludur. Burada zaman durmuş gibidir, köy sakinleri yaşlarına rağmen gönülleri genç kişilerdir.

Örneğin, Feri iflah olmaz bir romantiktir. 80’ini geçmiş olmasına rağmen köyün 25 duluna kur yapmayı ihmal etmez. Üstelik ona göre, bunlardan sadece birkaç tanesi kur yapmaya değerdir. Kadınlar en mahrem düşünce ve hayallerini kameraya çekinmeden anlatırlar. Komik, sürprizli ve sıcak bir film olan Aşk Irmağı’nda bu trajikomik öyküler en eski oyun olan aşk oyununun, geçmiş günlerin haresindeki bu ıssız köyde nasıl oynandığını aktarıyor.

17:45 Othello / 90 Dakika

Ünlü oyun yazarı William Shakespeare’ın Othello oyunun 1952 yılında usta yazar Orsen Welles tarafından beyazperdeye aktarmış olduğu film, güzel bir uyarlama olarak karşımıza çıkıyor.

20:30 Büyük Diktatör/ Great Dictator (Film) / 125 Dakika

Büyük Diktatör, Charlie Chaplin’in yönettiği ve başrolü Paulette Goddard ile paylaştığı, 1940, ABD yapımı politik komedi filmidir. Aynı zamanda Chaplin’in ilk sesli filmidir.Filmde Nazizm ve Chaplin tarafından canlandırılan Adolf Hitler oldukça sert bir şekilde eleştirilmektedir. Film siyah beyaz çekilmiştir.

 

(Yeşil Gazete, Altın Koza2014, Wikipedia, Altın Koza Resmi Sitesi )

Bir günde 5 işçi daha hayatını kaybetti

Türkiye, İstanbul Mecidiyeköy’deki Torun Center rezidansında asansör faciasında 10 işçinin hayatını kaybetmesini konuşurken bugün Kartal, Esenyurt, Kırşehir, Zonguldak ve Konya‘da 5 inşaat işçisi hayatını kaybetti.

Anarşi-Haber-İŞçi-ölümü-560x311

8. kattan kamyona düştü

DHA’da yer alan habere göre, Kartal Cevizli Mahallesi Onat Sokak’taki olay öğle saatlerinde meydana geldi. 8 katlı inşaatın en üst katından vinç yardımıyla aşağıdaki kamyona kalas indiren 49 yaşındaki Ahmet Çakmak, dengesini kaybederek aşağıda kalasların yüklendiği kamyonun içine düştü. Olay yerine hemen sağlık ekipleri çağrıldı. Yapılan kontrollerde Ahmet Çakmak’ın hayatını kaybettiği tespit edildi. Polis ekipleri olay yerinde inceleme yaparken, vatandaşlar gerekli önlemlerin alınmadığını ileri sürerek olaya tepki gösterdi. Bir mahalle sakini, “Vinçle kalasları indirirken dengesini kaybettiği aşağı düştü. Binada hiç bir önlem yok, emniyet kemeri olacak, baret olacak” dedi. Yapılan incelemelerin ardından hayatını kaybeden Ahmet Çakmak’ın cenazesi hastane morguna kaldırılırken, polis olayla ilgili soruşturma başlattı. Söz konusu inşaatın hemen girişinde, üzerinde iş güvenliğiyle ilgili uyarı levhasının yer aldığı ifade edildi.

Emniyet kemeri olmadığı için öldü

Esenyurt’ta yapımı devam eden bir inşaatta kalıp ustası olarak çalışan 23 yaşındaki Metin Boğmalık, 15 kattaki vince inşaat malzemelerini yüklemek isterken dengesini kaybederek düştü. Metin Boğmalık’ın en pahalısı 250 TL olan emniyet kemeri olsaydı, dengesini kaybetse bile inşaatın üst katından düşmeyeceği ifade edildi.

Fırat Alkaç’ın Hürriyet’te yer alan haberine göre, Metin Boğmalık ağabeyi Veysel Boğmalık’la birlikte Konak İnşaat’ın sahibi olduğu şantiyede çalışıyordu. İki kardeş dün saat 12.00 sıralarında inşaatın üst katlarına demir taşımaya başladı. Metin Boğmalık 15. kattaki demirleri vince yüklüyor, ağabeyi de üst kattan demirleri vinçle çekiyordu. Metin Boğmalık saat tam 12.15’te vince yüklediği demirleri düzeltmeye çalışırken dengesini kaybederek aşağı düştü. Metin Boğmalık sağlık ekipleri geldiğinde hayatını kaybetmişti. Ambulanstaki doktor baygınlık geçiren ağabey Veysel Boğmalık’a müdahale etti. Metin Boğmalık’ın cenazesi 3 saat süren olay yeri inceleme çalışmasının ardından Adli Tıp Kurumu’na kaldırıldı.

Ölümle burun buruna çalışıyoruz

Kazanın ardından genç işçinin ailesi şantiye alanına geldi. İnşaata çalışan diğer işçiler ise yaklaşık 3 saat yerde kalan Metin Boğmalık’ın cenazesini izledi. Hayatını kaybeden genç işçinin akrabası Eyüp Karaman “Metin ağabeyi ile aynı inşaatta çalışıyordu. Ağabeyi yukarıdan vince talimat veriyor. Bu sırada kardeşi de aşağıda demirleri vince bağlıyor. Bu sırada Metin dengesini kaybederek yere düşmüş” dedi. İnşaatta çalışan diğer işçiler ise “Metin’in koruma kemeri olsaydı aşağıya düşmezdi. Biz de aynı şartlarda çalışıyoruz. Her an ölümle burun burunayız” dedi.

Metin Boğmalık’ın bir süre önce Ordu’dan ağabeyi Veysel Boğmalık ile birlikte İstanbul’a çalışmaya geldiği ve bekar olduğu öğrenildi.

Yük asansöründe elektrik akımına kapıldı

Kırşehir’de ise, çalıştığı inşaatta elektrik akımına kapılan ve ağır yaralanan 19 yaşındaki Serkan Aydın, tedavi gördüğü Kayseri’deki hastanede yaşamını yitirdi.

Bağbaşı Mahallesi’nde yapımı devam eden TOKİ inşaatında mermer işçisi olarak çalışan Serkan Aydın, kaçak bulunan yük asansöründe akıma kapıldı. Ağır yaralanan genç, çağrılan ambulansla Ahi Evran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki ilk tedavisinin ardından yoğun bakıma alındı. Duran kalbi doktorların müdahalesiyle yeniden çalıştırılan Serkan Aydın, daha sonra Sağlık Bakanlığına ait ambulans helikopterle Kayseri’ye getirildi. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde bulunan piste inen helikopterden alınan yaralı genç, Erciyes Üniversitesi Acil Tıp Kliniği’ndeki müdahalenin ardından özel bir hastanenin yoğun bakım ünitesine gönderildi. Serkan Aydın, gece yarısı yaşamını yitirdi.

Aydın’ın cenazesi, yapılan otopsinin ardından yakınlarına teslim edilerek, memleketi Diyarbakır’a götürüldü.

Zonguldak’ta 3 çocuk babası inşaattan düştü

Zonguldak’ta, 3 katlı bina inşaatının 2’nci katında çalışırken dengesini kaybederek düşen 3 çocuk babası 45 yaşındaki Mehmet Albayrak, ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.

Olay, dün saat 13.00 sıralarında Bahçelievler Mahallesi Işık Yönder Caddesi’ndeki apartman inşaatında meydana geldi. Kaba inşaatı devam eden binanın 2’nci katında betonun üzerindeki kalıbı sökerken dengesini kaybeden Mehmet Albayrak, yandaki istinat duvarına çarparak yere düştü. Ağır yaralanan Albayrak, ihbar üzerine gelen 112 Acil Servis ekibinin ilk müdahalesinden sonra ambulansla Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Durumunun ağır olması üzerine Bülent Ecevit Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Sağlık Merkezi’ne sevk edilen Albayrak, burada yapılan tüm müdahaleye rağmen bu sabaha karşı yaşamını yitirdi.Konya’da, çalıştığı inşaatın üçüncü katından düşen işçi hayatını kaybetti. Ölen işçinin olay yerine gelen yakınları, geç geldiği iddia ettikleri savcıya tepki gösterdi.

Konya’da inşaattan düştü

Konya’nın merkez Karatay ilçesi Akabe Mahallesi Serkan Sokak’ta çalışan Kıyas Kahraman (47) akşam mesai bitiminde çalıştığı 5 katlı inşaatın 3. katından dengesini kaybederek aşağı düştü. İş çıkışı olduğu için diğer işçiler birlikte gitmek için bekledikleri Kıyas Kahraman’ın aralarında olmadığını fark etti. Bunun üzerine Kıyas Kahraman’ın en son çalıştığı yere bakmak için inşaatın önüne geldiklerinde arkadaşlarını yerde yatarken buldu. 112 Acil sağlık ekipleri ve polise haber verilmesinin ardından olay yerine gelen sağlık görevlilerinin yaptığı kontrolde Kıyas Kahraman’ın hayatını kaybettiği belirlendi.

Kıyas Kahraman’ın cesedinin yanı başına oturan arkadaşları gözyaşlarına hakim olamadı. Olay yerinde bulunan polis ekipleri, savcıya ve işçinin yakınlarına haber verdi. İnşaat alanına gelen işçinin yakınları Kıyas Kahraman’ın cansız bedeniyle karşılaşınca sinir krizi geçirdi. Fenalaşan bazı kişilere inşaat alanında bekleyen sağlık görevlileri müdahale etti. Alanda toplanan kalabalık izdihama neden olurken ölen işçinin yakınları olay yerine gelen savcıya geç geldiği iddiasıyla tepki gösterdi. Cesedin başında toplanan işçinin akrabalarını sakinleştirmekte zorlanan polis takviye ekip çağırdı. Kalabalığın tepkisi artmaya devam edince polis, çareyi dışarıda bekleyen ambulansı inşaat alanına çağırmakta buldu.

Kavga eden işçiler güçlükle sakinleştirildi

Ambulans cenazenin bulunduğu yere kadar girmesinin ardından ölen işçinin yakınlarının tepkisi arttı. Yaşanan arbedenin ardından kalabalıkta bulunan işçiler arasında da kavga çıktı. Tarafların ambulanstan uzaklaştırılmasının ardından Kıyas Kahraman’ın cansız bedeni ambulansla otopsi için Dr. Faruk Sükan Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi morguna kaldırıldı. Cenazenin götürülmesinin ardından da tarafların tartışması bitmedi. İşçiler arasında bulunan iki tarafın sözlü tartışması yine kavgaya dönüştü. Yumrukların konuştuğu kavgayı ayırmakta polis güçlük çekince diğer işçiler de araya girerek müdahale etti. Güçlükle ayrılan işçiler, daha sonra cenazenin götürüldüğü hastaneye gitti. Olayla ilgili başlatılan soruşturmanın sürdüğü bildirildi.

(T24)

8 Eylül – 14 Eylül 2014

“Affedersiniz Ermeni” RTÜK yayın ilkelerini ihlal etmiyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde katıldığı bir televizyon programında “(Benim için) affedersin çok daha çirkin şeylerle Ermeni diyen oldu” sözleri RTÜK’ün yayın ilkelerine aykırı bulunmadı. RTÜK kararında “Yayında Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan’ın ayrımcılık yaptığı yönündeki eleştirilere cevaben, kendisine daha önce yöneltilmiş olan yakışık almayan ithamları hatırlattığı, şikâyete konu olan sözleri ayrımcılık yapmak ve Ermenileri aşağılamak amacıyla değil, mezhep siyaseti yapmadığını vurgulamak amacıyla kullandığı düşünülmektedir” dedi.

Çarşı liderlerine darbe davası

Beşiktaş’ın taraftar grubu Çarşı’nın tribün liderlerinin de aralarında bulunduğu 35 kişi Gezi eylemlerinde ‘hükümeti yıkmaya teşebbüs’ ile suçlandı. Terör savcısının hazırladığı iddianamede şüpheliler hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis isteniyor.

Asansör 1 Eylül’den sonra çalıştırılmamalıydı

İstanbul Mecidiyeköy’de inşaatı devam eden Torun Center’da işçileri taşıyan asansörde 10 işçinin yaşamını yitirmesi asansör denetimini gündeme getirdi. Torunlar, basın açıklamasında denetimini TMOOB’a bağlı Makine Mühendisleri Odası’nın yaptığını belirtmişti. Makine Mühendisleri Odası da en son denetimin 30 Mayıs’ta yapıldığını ve 30 Ağustos’a kadar geçerli olduğunu belirtmişti.

Lice’de Kürtçe eğitim okulunda zırhlı araçlı askerler

Diyarbakır’ın Lice ilçesinde Kürtçe eğitim verilmesi için yapılan okula askerlerin zırhlı araçlarla gelmesi üzerine köylüler tepki göstererek köyün girişini tuttu, askerler köye giden yolları kapattı.

Torba yasayla internet kontrolü TİB’de

“Torba Kanun Tasarısı”nda son dakikada yapılan değişikliğe göre kişilerin hangi adreslere girdiği ve ne kadar kaldığına dair bilgiler artık Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’nda (TİB) saklanacak. TİB Başkanı “ulusal güvenlik, kamu düzeninin korunması ve suç işlenmesini önlenmesi” için 4 saat içinde internet sitelerine erişimi engelleme yetkisi verildi. Bu durumda engelleme kararı 24 saat içinde mahkemeye sunulacak ve hâkim 48 saat içinde kararını açıklayacak.

Erdoğan’dan Cumhurbaşkanı sıfatıyla da gazetecilere dava açtı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Başbakanlık döneminde olduğu gibi mağdur olarak dava açmaya devam ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatları gazeteci Mustafa Sönmez ve Can Dündar hakkında suç duyurusunda bulundu.

Halkalı’da direnen işçiler taleplerini elde ettiler

Halkalı Temapark Mesa Blokları şantiyesinde çalışan işçilerin çalışma koşullarının düzeltilmesi, yemeklerin düzeltilmesi ve maaşların düzenli yatırılması gibi taleplerle dün gerçekleştirdikleri eylem başarıya ulaştı. (ÖK)

Su savaşlarının eşiğinde

Gelecekteki olası su savaşlarının ilk olarak Ortadoğu’da baş göstereceği tahmin ediliyor

sudanese_refugees_final

CNN Türk’ten Sercan Tezcanoğlu’nun derlediği habere göre, dünya nüfusunun %60′ından fazlasına sahip Asya kıtası, kullanılabilir suyun %36′lık bir kısmına sahip. Öte yandan dünya nüfusunun %6′sına karşılık gelen Güney Amerika kıtasında kullanılabilir suyun %26′sı bulunuyor.

Sadece Amazon nehri ise tüm dünya üzerindeki kullanılabilir suyun %15′ini oluşturuyor. Dünya Meteoroloji Örgütü’nün tahminlerine göre 2025 yılında dünya nüfusunun yüzde 66′sı su sıkıntısı çekecek.

Randhir’e göre tarihsel olarak bakıldığında Ortadoğu’da ve Amerika’nın bazı bölgelerinde böyle uyuşmazlıklar bekleniyor. Su kaynaklarının farklı ülkeler tarafından paylaşıldığı bölgelerde de su sorunları bekleniyor. Randhir bunlara Nil Nehri ve Amerika ile Kanada arasındaki bölgeyi örnek veriyor.

Çözümü ise havza yönetimine önem verilmesi ve sudaki kirlenmenin önüne geçilmesi. Olası su savaşlarının taraflarıyla ilgili çok sayıda öngörü bulunuyor. Bunlardan en dikkat çekicisi dünya nüfusunun yüzde 5’ini barındırmasına rağmen dünya su kaynaklarının sadece yüzde 1’ine sahip olan Ortadoğu.

Yakın dönemde ve günümüzde petrol gibi enerji kaynakları ekseninde çatışmaların yaşandığı Ortadoğu böyle giderse bir de su için savaşacak. UNESCO’ya göre Ortadoğu’da su kaynakları için çıkabilecek olası çatışmalar şöyle:

Fırat ve Dicle için Türkiye, Suriye ve Irak arasında çatışma olasılığı görülüyor.

Şeria Nehri için ise Ürdün, İsrail, Lübnan ve Filistin arasında anlaşmazlıklar var ve çatışma olasılığı bulunuyor. Afrika’da ise Nil Nehri’nin Mısır, Etiyopya ve Sudan arasındaki bir su savaşına neden olması hiç de uzak bir ihtimal değil.

Orta Asya’da ise Aral gölü etrafında Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Tacikistan ve Kırgızistan arasında bir hesaplaşma olasılığı var. Güney Asya’da Wular Barajı ile ilgili Hindistan-Pakistan gerilimi var. Farraka barajı için Hindistan ile Bangladeş geriliyor.

Mahakali Irmağı ise Nepal ile Hindistan’ın arasında el bombası gibi duruyor. Güneydoğu Asya’da Mekong Irmağı’nı denetleyecek barajlar yapmaya kalkışan Kamboçya, Çin, Laos, Myanmar, Tayland ve Vietnam’ın karşı karşıya gelme olasılığı var.

Güney Afrika’da Bostwana ve Namibya birçok kez su için çatışmanın eşiğine geldi.

Libya’nın tükettiği fosil sular ise Cezayir’i geriyor. ABD ile Meksika arasındaki Kolorado Irmağı suyunun paylaşımı sorunu da bir dinamit gibi ortada duruyor.

Uruguay, Arjantin, Brezilya ve Paraguay’ı kapsayan La Plata da Güney Amerika’nın da çatışma olasılıkları içinde yer alabileceğini gösteriyor. Tarih boyunca su ile ilgili sebeplerden yaşanmış kimi anlaşmazlıklar, çatışmalar ve bölgesel ayaklanmalar da oldu.

(CNN Turk)

Kendimizden esirgediğimiz

Endüstriyel yaşamın en büyük başarısı, kanaatimce, bizi kendimize yabancı, kendimizi sevmez, hâlimizi beğenmez duruma düşürebilmişliği!

Dünyanın her köşesinde benzerini bulabileceğimiz, en ufak bir kişisellik içermeyen tişörtler, elektronik aletler, aç, ye, at ürünler bu kadar tutunabilir miydi yoksa?

Onu yediğinde daha sağlıklı, bunu giydiğinde daha güzel, şu telefonla da mutluluğunu fotoğraflayıp yaymaya daha hızlı ulaşacak olmanın nasıl olup da böylesine muazzam bir ekonomi yarattığına ve bu ekonominin nasıl olup da dünyayı yok etme bahasına büyütülebildiğine bakınca… ardında işe koşulan müthiş bir travma görmüyor musunuz: özgüvenini yitirmiş, kendinizi beğenilesi, sevilesi kılmaya çalışan muazzam bir kalabalığız!

Yoksa neden cep telefonunu yenilemek için gıdamızdan feragat edelim?

Yoksa neden denizin talanına, kilosu iki liradan hamsi olunca önümüze konulan, göz yumalım ve artırdığımızla televizyonu yenileriz diye hayal kuralım?

Yoksa neden kendimizi parçalarcasına çalışalım ve gene de bir döşeğimiz eksik olsun çat kapı gelen misafire ve neden banka hesaplarımız bir ay geriden gelen borcun yükü altında bizi plastik kartlara bağımlı bıraksın?

Yoksa neden bizi daha güzel göstereceği imasına onlarca savaşa, acıya bedel petrol türevi kozmetikleri sekiz eşit taksite bölelim o plastikler aracılığıyla?

Yoksa neden zaten tarhanamızı, atalık tohumlarımızı, ekşi maya ekmeklerimizi baştacı etmek isterken gidip üreticisi ezilen, pamuğu kimbilir hangi şirkete ait bir tişörtün peşinden koşalım, değil mi? Üstelik evde, dolapta benzeri onlarcası varken?

Kaç yaşında, kim olursak olalım, dünyanın neresinde yaşıyorsak yaşayalım, hepimiz, her birimiz endüstriyel hayatın sembollerini döşemek için hayatımıza ölüyoruz. Ölüyoruz ve mecazen değil sadece zira sevilmek, beğenilmek istiyoruz. Var olan hâlimiz bir utanç her nedense…

Atalık tohumlara, geleneksel tarhanaya, ekşi maya ekmeğe hasretimizi ilan ettiğimiz bir zamanda neden atadan kalma kıyafetlerimize, tamir etme becerimize, dikme, örme, üretme geleneğimize benzer bir muhabbet sergileyemiyor ve gidiyor yine ve gene tanesi dört simide bedel endüstriyel tavuğu, artığı dünyayı zehirleyecek onlarca elektroniği alabiliyor; bu düşkünlüğümüzün arkası üzerine düşünmüyoruz diyorum bu hafta, zira bir sonra buluştuğumuza haşhaşından, zeytinine, kanolasına hikâyelerle bezeli yokoluşumuza bizim nasıl seyirci olduğumuzu anlatarak devam edeceğim. İçinden çıktığımız kültüre nasıl yabancıladık, neyi beğenmez olduk ki kaybettik tohumlarımızı onu hatırlatmayı deneyeceğim.

Muhabbetle.

Defne Koryürek – Taraf

12 Eylül’le hesabımız yeni başlıyor – Sennur Baybuğa

03/01/2012 tarih 2012/2 esas sayılı iddianame ile A. Tahsin Şahinkaya ve A. Kenan Evren hakkında suç tarihleri olan 02/01/1980 tarihi, 12/09/1980-06/12/1983 tarihleri arasında ‘’Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın Tamamını veya Bir Kısmını Değiştirmeye veya Ortadan Kaldırmaya ve Anayasa İle Teşekkül Etmiş Olan Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasına Engel Olmaya Cebren Teşebbüs Etmek’’ suçlarından dolayı açılan ve hepimizce 12 Eylül Davası olarak bilinen dava; Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 18 Haziran 2014 tarihinde karara çıktı. Sağ kalan iki darbeci paşaya müebbet hapis cezası verildi.

351 sayfalık gerekçeli karar önümde, birkaç gündür arada bakıp duruyorum. Mesleğimin ilk yıllarında örgüt davalarında, yargılanan örgütle ilgili ilk bilgileri emniyet fezlekelerinden öğrenirdim, gerekçeli kararı okurken, yıllardır bildiğimi sandığım, bölük pörçük, dönem dönem okuduğum olayları tekrar okudum ve yargının gözüyle bu olayları nasıl değerlendirdiğini belki de ilk kez gördüm. Yani 12 Eylül öncesine döndüm (!)

12 Eylül darbesinin yasal zeminini hazırlayan süreç, 1960 yılı darbesinden başlayarak bu ülkede yaşanan olayların özeti geçilerek anlatılmaya çalışılmış ve sonrasında da 1980 darbesini hızlandıran ya da darbecilerin yasal gerekçe olarak bize yutturmaya çalıştıkları olayların manaları üzerine mahkeme kafa yormuş, ya da zaten bizce bilinen bir sürü hakikati peş peşe sıralamış.

1979 yılında Kenan Evren’in komutanları ile birlikte kurduğu çalışma grubunun ülkede devam eden iç karışıkları bahane ederek darbe yapmaya karar verdikleri ve bunun için Türk silahlı kuvvetleri iç hizmet kanunu 35.maddeyi gerekçe olarak gösterdikleri kararda ifade edilmiş.

Detaylarını bu köşede belki daha sonra bildirmek üzere; özetle Kenan Paşa liderliğindeki cuntacılardan sağ kalan iki kişiye müebbet hapis cezası verildi. Bu paşaların memlekette darbe koşullarını hazırlayan bahanelerinin, tertibinde nasıl ustaca işler kotardıkları çoğumuzca bilinen olaylar, tertipçileri ve gelişimleri ile açıkça yazılmış.

Kararla iki paşaya mahkumiyet hükmü vermenin yanı sıra başka şeyler de belgeye kavuştu, devletin yargının resmi belgesine hem de. Cunta, cuntayı hazırlayan koşullar ve cuntanın yarattığı ilerisi ya da bugün, kurumları tümü ile gayrimeşru ilan edildi bir anlamda.

Belki darbeci paşaların yargılanması ve darbe eyleminin cezalandırılması bir kısmımızın kısmen de olsa yüreğini soğuttu; Ama kararda da çekinilmeden ifade edildiği gibi, yarattığı hukuk, paşalarca anayasanın ilgası ile ortaya çıkan yeni anayasa ve rejim tüm kurumları ile alt yasaları ile bu ülkede 30 yıldır uygulanmakta. Antidemokratik bir biçimde kapatılan sendikalar, el konulan mallar, üniversiteden atılanlar, öğrenciliklerini kaybedenler, meslekten atılan memurlar, işkencede sakatlanan, yitirilen insanlar ve bunların yakınları, anasız babasız ismini bile gizleyerek büyütülmüş çocuklar, yıllarca içerde yatmış ve beraat etmiş ya da gayrimeşru ilan edilen hukukça mahkum olmuş insanlar ve hala ortalıkta cezasını çekmeden hesabını ödemeden dolaşan işkenceciler, yöneticiler.

Bundan sonra ne yapacağız; cuntanın yarattığı tüm kurumlarla, yasalarla, işkencecilerle ve onların destekçisi yardakçılarıyla, YÖK yasası ile en başta anayasa ile ve anayasadan cesaret alarak oluşturulan tüm kurumlarla teker teker sabırla ilmik örer gibi mücadele etmeyecek miyiz. Üşenip kenara mı çekileceğiz, herkesin dudak bükerek baktığı bir davayı iki yıl Ankara’da takip eden bir avuç mağdur ve yakını mıdır bu memlekette sadece cuntanın hayatını kararttığı. Maksimalist siyaseti bir kenara bırakıp artık tek tek o kanserli ve bizi öldüren vücudun tümü ile savaşmayacak mıyız.

Hadi devam edelim, bir şeyler yapalım, işimiz daha yeni başlıyor.

(BasHaber Gazetesi)