Ana Sayfa Blog Sayfa 3857

Ebola Avrupa’ya gelmek üzere

Son olarak ABD’ye de sıçrayan Ebola virüsüyle ilgili yapılan bir analize göre, virüsün yakında Avrupa’da görülmesi çok büyük bir olasılık.

ebola-ay-sonunda-avrupada-32984-669x321

Virüsün yayılma şekli ve hava yolu trafiği verilerinin analizine göre, hastalık yüzde 75 ihtimalle 24 Ekim’e kadar Fransa’ya ulaşmış olacak. Bu olasılık Britanya için de yüzde 50. Üçüncü sırada da yüzde 40’la Belçika geliyor. Virüsün görüldüğü yerler daha çok Fransızca konuşulan yerler olduğu için Fransa’nın büyük risk altında olduğunu söyleyen bilim insanlarına göre AB ülkeleri arasındaki serbest dolaşım hakkı da virüsün hızla yayılmasına yol açabilir. Öte yandan hastalığı ABD’ye taşıyan Thomas Eric Duncan’ın durumu kritikleşti. Hastanın Liberya’dan evlenmek için geldiği Louise Troh ise semptomun her an kendisinde de görülebileceğinden dolayı yaşadığı korkuyu anlattı. Duncan’la temas kuran 50 kişi gözetim altında tutulurken hastalığı kapmış olabilecek evsiz bir adam kayıplara karıştı. Kontrol ve Önleme Merkezi’nden Tom Frieden, Ebola belirtisi görüldüğüne dair her gün 800 telefon aldıklarını söylerken virüsün salgına dönüşebileceği söylentilerini kesin bir dille yalanladı.

(Independent)

Bergama – Yerlitahtacı köylüleri altıncılara karşı

yerli tahtacıBergama Yerlitahtacı köylüleri Koza  Madencilik şirketinin köylerinde açmayı planladığı altın madenine karşı ayaktaydı.

Altın madeni Bergama’ya birkaç km uzaklıkta olup Bergama’ya su sağlayan havzanın ortasında açılmak isteniyor. Bölgede aynı zamanda gerek Helenistik dönemden, gerek yakın dönemlerden bir çok kültürel varlığın da yok olmasına neden olacak.

Eylül ayında usulsüz olarak yapılmak istenen ÇED toplantısı Yerlitahtacı köylülerinin protestoları nedeniyle yapılamamıştı. Köylülerin madencilere karşı hukuk mücadelesi sürüyor.

Alevi inancına sahip Tahtacı Türkmenlerin kutsal saydığı Bazayıt Dede’nin türbesinin de bulunduğu alanda yapılan buluşmaya Ege’nin değişik yörelerinden çok sayıda yaşam savunucusu katıldı.

Yerlitahtacı köy muhtarının ve Bergama Çevre Platformunun öncülüğünde gerçekleşen  buluşmada uzman bilim insanları madenin doğaya ve insanlara vereceği zararı anlatan konuşmalar yaptılar.

yerlitahtacı2Konuşmacılar aynı anda Fatsa’da altın madenciliğine karşı direnen yaşam savunucularına da dayanışma mesajları gönderdiler.

Konuşmalardan sonra verilen lokma ve sunulan yemekle buluşma son bulurken Yerli Tahtacı köylüleri topraklarına, sularına dokundurtmamakta kararlı olduklarını hep bir ağızdan haykırıyorlardı.

 

Yeşil Gazete

Kendi topraklarında mülteci…- Eren Keskin

Êzidî halkı, Kürdistan coğrafyasının en kadim halklarındandır.

Êzidîlik inancının önderi Şeyh Adi bin Musafir… Asıl olarak Hakkarilidir.

Êzidîler, kendi coğrafyalarında defalarca katliama maruz kalmışlardır.

Müslüman olmayışları nedeniyle maruz kaldıkları insanlık dışı koşullardan dolayı, Kuzey Kürdistan topraklarını, arkalarında mezarlarını, anılarını, özlemlerini bırakarak terk etmişlerdir.

Bugün Kürdistan’da Êzidîlere ait birçok toprağa el konulmuştur.

Uzun bir süredir, bazı Êzidî ailelerin avukatlıklarını yaptığımdan, yaşadıkları acıyı yakından gözlemliyor ve duyumsuyorum.

Örneğin; Nusaybin’de Bakacık Köyü’nde, bir köyün sahibi olan Êzidî ailenin topraklarına geri dönmek için verdikleri mücadelenin yakın şahidiyim.

Kendilerine uygulanan, “ekonomik soykırım” nedeniyle, topraklarına devlet desteğiyle bir Arap aile el koymuş durumda.

Yıllarca, kendilerinden alınan köylerine savaş koşulları nedeniyle gelememişler. Ancak, büyük paralar ödeyerek tüm ölülerini köydeki mezarlığa göndermişler.

Geçtiğimiz yıllarda birlikte köye gittiğimizde, evleri, okulları ve kendilerine ait benzeri binaların kalıntıları önünde nasıl ağladıklarına, gözlerimle şahit oldum.

Türkiye Cumhuriyeti, kendi hukukunu, işlediği tüm suçların aleti olarak kullanmakta ustalaşmış bir devlet!

Öyle ki, Êzidî ailelerin mirasçılık haklarını dahi gasp etmiş durumda.

Aile büyüklerinin kayıtları, ‘atık kayıt’ olarak gösterilmiş; yani, kayıtlardan dahi silinmişler.

Bugün başbakan, Êzidîlere yani Êzidî Kürtlere ve Suriyeli Kürtlere, ‘kapılarımızı açtık’ diye böbürlenirken, ‘kapıları açtık’ diye övündüğü toprakların, aslında bu halkların kendi toprakları olduğunu unutuyor.

Êzidî Kürtler, ne yazık ki sömürgeciler arasında paylaştırılmış topraklarında, ‘mülteci’ konumuna düşürülüyorlar.

Kürdistan başka bir coğrafyadır; oraya gitmeden, orada yaşamadan gerçeği anlayamazsınız.

Bir insan hakları savunucusu ve silahsız çözümden yana bir kişi olarak, özellikle 90’lı yıllarda Kürdistan’a her gittiğimde, ‘silahtan yana çözüm yok’ düşüncesine kapıldım.

Eminim bu duyguyu, devletin vahşi uygulamalarına tanık olan herkes hissetmiştir.

Bugün de Kürdistan’da aynı durum geçerli. İnsanlık düşmanı IŞİD belasına karşı, adeta tek başlarına savaşan Kürtler, TC’nin de şiddetine maruz kalıyorlar.

Zaten açmak zorunda oldukları kapıları açmakla övünürken, bir yandan da o acılı halka karşı gaz sıkan devlet güçlerine karşı, Aysel Tuğluk’un attığı taşı ancak böyle anlayabilirsiniz.

Kürdistan’da, ‘şiddetle aramızdaki çizgi’ çok incedir.

Aslında, başbakan Davutoğlu bu gerçeği iyi bilir, ancak söylemez.

O da kendinden öncekiler gibi, sadece ‘kaçak dövüşür!

Eren Keskin – Özgür Gündem

Kobane düştü düşecek, aceleniz ne? – Oya Baydar

Yazı günüm değil ama yarın her şey için çok geç olacak; bu yazı için bile. Çeşitli haber kaynakları IŞİD bayrağının Kobane’nin doğusuna dikildiğini bildiriyor. Ve iktidarın bütün yetkilileri, sorumluları, sözcüleri, kalemşörleri; cumhurbaşkanından başbakanına, bakanından milletvekiline, IŞİD çetelerinin saldırısı altındaki Kobane’ye her türlü yardımın yapılacağını tekrarlayıp duruyorlar. Pinokyo gibi yalan söyledikçe burunları uzayacak diye bekliyorum; ama hayır, masallar bile masumiyetini yitirdi artık.

Kobane düştü düşecek, IŞİD Türkiye sınırına dayandı dayanacak. Top gülleleri, mermiler, adını bilmediğim ne kadar ölüm araç gereci varsa Suruç’a, Türkiye topraklarına düşüyor. “Süleyman Şah Türbesi vatan toprağımızdır” hamasetiyle gürleyenlere sormak istiyorum: O türbe vatan toprağı da Suruç, Urfa, Mardin, Nusaybin, baştan başa sınır boylarımız ne toprağınız sizin? Orada: güney sınırlarımızda yaşayanlar, köyleri boşaltılan, çoluk çocuk hayatları tarumar olan o insanlar hangi ülkenin vatandaşları?

Yardım için Kobane’nin düşmesini mi bekliyorsunuz?
Sizler; kökten takiyyeci siyasi kadrolar, sizler; iktidarın yularını ellerinde tutanlar, âlemi kör, hepimizi sersem mi sanıyorsunuz?

IŞİD’e karşı Kobane’ye yardım edilecek diye yemin billah ederken, üç haftadır IŞİD çetelerinin kuşatması ve saldırısı altındaki Kobane için gün bile değil saat sayıldığını; orada topraklarını savunmak için kadın erkek, çoluk çocuk savaşan PYD güçlerinin yardıma, özellikle de silaha ihtiyaçları olduğunu sizler hepimizden iyi biliyorsunuz. Beklediğiniz: Kobane’nin düşmesi, Rojava Kürtlerinin yenilmesi, demokratik özerklik ve kanton yapısının çökmesi; şu korkunç bölgede küçücük bir umut ışığı, savaşa ve kana karşı bir seçenek olabilecek bir gelişmenin filiz halindeyken ezilmesi. Sırtlanlar gibi beklediğiniz bu işte! Üç yıldır El Nusra’dan IŞİD’e El Kaide türevi her türlü cihatçı, kökten dinci, terörist örgüte silah dahil her türlü yardımı, kolaylığı sağlamış olanların Kobane’ye yardım götüremeyeceklerini (hem de uluslararası hukuka, bölge koşullarına falan dayanmaya çalışarak) söylemelerine kim inanır? Silah yüklü TIR’ların durdurulmasıyla ortaya çıkan foyanızı, olayı ortaya çıkaranların üstüne nasıl gittiğinizi henüz kimse unutmadı. Suriye’de Esad rejimine karşı savaşıyorlar gerekçesiyle bir sürü terörist yapıyı önce açık açık, sonra göz yumarak nasıl beslediğinizi dünya âlem biliyor. Biden özür dilemişmiş. O özür, ellerindeki belgelere bilgilere dayanan gerçekleri dobra dobra söylediği, diplomatik yalancılık yapmadığı içindir, yalan yanlış konuştuğu için değil. Bunun da bütün dünya farkında.

Kobane haftalardır, günlerdir feryad ediyor. Türk ordusu gelip burada çarpışsın falan da demiyor. IŞİD’in elindeki ağır silahlara karşı tüfekle savaşıyoruz, sadece ağır silah istiyoruz, diyor. Siz bekliyorsunuz: Salih Müslim’le kendi toprakları, kendi halkı, kendi kaderini tayin hakkı üzerinden pazarlık yaparak ayak sürürken IŞİD’in Kobane’yi düşürmesini bekliyorsunuz.

Artık silah yardımı için bile çok geç. Kobane IŞİD’in eline geçince yaparsınız o yardımları. Böylece IŞİD biraz daha güçlenir ve sınır komşumuz olur. Bundan bile korkmuyorsunuz, çünkü sizin için PKK neyse IŞİD de odur. Bunu başta Cumhurbaşkanı Erdoğan, onun ardından tin tin giden Başbakan Davutoğlu, sonra sırasıyla diğerleri, defalarca, apaçık, vurguyla dile getirdiler, getiriyorlar.

Arınç’ın sözleri bir zihniyetin aynasıdır
Kimilerinin ağır Abi saydığı, ahlak anlayışı TV sunucularının göğüs çatallarında, dekoltelerinde yoğunlaşan, ikide birde vicdandan söz edip gözleri yaşaran, “şeyinin şeyini şey ettiğimin” sözleriyle bilinçaltını eleveren Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, iki gün önce, tam da PYD Eşbaşkanı Salih Müslim, son imdat çığlığını atarak silah ve yardım konularını görüşmek için Ankara’dayken konuştu: İnsanlık, vicdan ve siyaset adına utanç vericiydi söyledikleri. Ve hükümetin olaya bakışını bütün açıklığıyla yansıtıyordu.

“Askerlerimiz çocukları kucaklarında taşıyorlar, yaşlılara yardım ediyor, insanlara su veriyorlar, mama veriyoruz, barındırıyoruz. Bir Allah razı olsun, demez mi be adam!”, “Neden PKK yardımınıza gelmedi, neden öteki kantonlara geçmediniz? Yaa, işte sizi ancak Türkiye korur. Allah bin kere razı olsun diyeceğine, taş atıyor. Hayatı taş atmakla geçmiş bunların, eşkiyalıkla geçmiş.” Sonra alaycı bir gülücükle: “Finlandiya’dan geldi, şimdi Ankara’da (Destek için dört bir yanda dolaşan Salih Müslim’le alay ediyor aklı sıra)……Bunlar kantonlar kurmuşlar. Aman Allahım! Nerede kantonlar, nerede silahlı güçler şimdi!” Sonra baklayı ağzından çıkarıyor: “Niye devlet olma iddiasıyla Esed’in yanında saf tuttunuz?”

(Arınç, Rojava Kürtlerinin Esad’ın yanında saf tutmadıklarını, topraklarını ve kimliklerini koruyabilmek için bu kirli iç savaşta taraf olmadıklarını ama Özgür Suriye Ordusu icindeki asıl unsurlar olan İslamî cihatçılarla birlikte olmaya da hayır dediklerini ya bilmiyor, ya da bilmezlikten geliyor.

Ardından da, “Tabii ki, oh olsun demeyeceğiz, oradaki Müslüman Kürt kardeşlerimize yardım götüreceğiz…” (Müslüman olmayanların boğazları kesilerek öldürülmesi caizdir, değil mi? Velev ki dil sürçmesi olsun, dil sürçmeleri de bilinçaltını yansıtır.)

Bu sözler hükümetin sadece Kobane’ye değil Kürt sorununa nasıl baktığının tevil götürmez açık ifadesidir. “Bizim için PKK ile IŞİD birdir” dediğiniz andan itibaren, doğrudan IŞİD’in yanında yer almışsınız demektir. Hükümetin IŞİD’le PKK arasında ayrım yapmayan bakışı, İmralı’nın bütün barışçı tavizlerine, Kürt siyasal hareketinin sabırlı yapıcı yaklaşımına rağmen çözüm sürecinin neden savsaklandığını, neden iki adım ileri, iki adım geri temposunda saydığını da pek güzel açıklıyor.

Bizim için IŞİD ile PKK ve onun uzantısı saydığınız PYD (terör örgütü olarak) aynı şeydir derken şunun bile farkında değil misiniz? PYD kendi yurdunu, kendi toprağını, kendi halkını barbar istilacı çetele karşı savunuyor. Bir halkın kendi toprakları üzerinde varoluş savaşı, egemenlik savaşı bu. IŞİD ise saldırgan bir istilacı/cihatçı terörist yapı. Konuyu derinleştirmeden burada noktalasak bile, biat etmemiş Kürt düşmanlığı ile  Kürt sorununda gerçek ve nihaî çözümün mümkün olamayacağı hemen anlaşılır.

AKP ve onun elebaşlarının bakış açısı böyle de muhalefetinki nasıl? Muhalefet iktidardan daha geri, daha da Kürt düşmanı, daha Türk milliyetçisi olursa, benim gibilere “ört ki ölem” deyip kahrolmaktan başka bir olanak kalmıyor. Bu başka bir yazı konusu ama Kobane gözlerimizin önünde düşerken ve IŞİD sınırımıza yerleşirken söylenecek bir söz daha var: Bu gelişmeler AKP iktidarını da götürür, doğacak kaostan da kimse kurtulamaz ve kimse siyasî rant elde edemez .Uçurumdan önceki son çıkışa girmeye saatler kala, hepimiz düşünelim.

Oya Baydar – t24.com.tr

Çarşı’dan Kobani’ye destek

çarşı - savaşa karşıBeşiktaş ’ın muhalif taraftar grubu Çarşı, son günlerde Türkiye ’nin olduğu kadar dünya gündemini de meşgul eden Kobani’deki IŞİD saldırılarına karşı resmi Twitter hesabından açıklamalarda bulundu. ’Sessizlik saf tutmaktır, bizim safımız insanlıktır’ mesajının paylaşıldığı tweet’lerde bölgede devam eden IŞİD vahşetine sessiz kalanlara göndermelerde bulundu.

 

Çarşı’nın resmi Twitter hesabından bu mesaj paylaşıldı:

“Adaletsizliği önleyecek gücümüz olmayabilir, ama adaletsizliğe itiraz etmeyi beceremeyeceğimiz bir zaman asla olmamalıdır,

“bir savaşta sadece insanlar ölmez, insanlık da ölür”

“sessizlik saf tutmaktır; bizim safımız insanlıktır”

Basnews.com

Kobani yönetimi: “IŞİD Kobani’nin dışında”

Kobani’de IŞİD’in ilerleyişi sürerken gece saatlerinde ABD ve koalisyona bağlı savaş uçakları hava operasyonu yaptı. Uçaklar, IŞİD’in Mıştenur tepesindeki mevzilerini vurdu.

kobani2 (1)

Al Jazeera’ya konuşan Kobani Dış İlişkiler Sorumlusu İdris Nehsan, koalisyonun hava operasyonunu doğrulayarak şunları söyledi:

“Uçaklar IŞİD’in Mıştenur tepesindeki mevzilerini  vurdu. Çok sayıda kayıpları var. Kentte şu anda bizim savunmamız devam ediyor. Bir ara IŞİD şehrin girişine kadar geldi. Ama gerek bizim savunmamız gerek de uçak bombardımanları geri püskürttü. An itibariyle IŞİD Kobani’nin dışındadır. Kesinlikle Kobani içine girdiği doğru değildir. Biz savunmamızı yapmaya devam edeceğiz.”

Türkiye’ye de çağrı yapan Nehsan, “IŞİD, Sadece kobani ve Kürtler için değil, Türkler için de büyük bir tehlike arz etmektedir. Bu tehlikeyi bertaraf etmek için Türkiye’nin de Kobani’ye ve Kürtlere destek vermesi geriyor” dedi.

‘Katliam korkusu var’

Sterk TV’ye konuşan PYD Eş Başkanı Asya Abdullah, sivil bölgelerin IŞİD denetimine girdiğini, bölgede hâlâ binlerce sivilin olduğunu söylemişti.

IŞİD’in intihar saldırıları düzenlediğini de belirten Abdullah, “Katliam korkusu var. Dünya kamuoyu uyandırılmalı, büyük eylemler yapılmalı.” demişti.

“Koalisyondan istediğimiz şey aldıkları karara sahip çıkmaları” diyen Asya Abdullah, “Şimdiye kadar tavırları oldu ama çok sınırlı müdahale oldu. çok dar kapsamda kaldı. 20 gündür bu kantonda savaş var, onlara yardım geliyor her tarafları açık. Şimdiye kadar koalisyon kararını yerine getirmedi. Bu saldırıları durdurmadı.” ifadelerini kullanmıştı.

(Al JAzeera Türk)

 

Türkiye Kobani için ayakta

Üç haftadır IŞİD kuşatması altındaki Türkiye’nin Suriye sınırındaki Kobani’de sokak çatışmalarının başlaması üzerine direnişe destek vermek ve IŞİD’i protesto etmek için binlerce insan sokağa çıktı.

taksim.jpg-@ajansamed

Kobani’deki kritik durum üzerine Hakların Demokratik Partisi (HDP) Merkez Yürütme Kurulu’ndan ‘acil çağrı‘ notuyla paylaşılan mesajda “Kobane’de durum son derece kritiktir. IŞİD saldırılarını ve AKP iktidarının Kobane’ye ambargo tutumunu protesto etmek üzere halklarımızı sokağa çıkmaya ve sokağa çıkmış olanlara destek vermeye çağırıyoruz” denildi.

Bunun üzerine İstanbul’dan Şanlıurfa’ya, Van’dan Diyarbakır’a Türkiye’nin birçok yerinde düzenlenen eylemlere polis saldırısı düzenlendi. Kadıköy’de eylem yapan gruba polis TOMA’nın tazyikli suyuyla saldırırken, emniyet güçleri Diyarbakır’da ise biber gazı kullandı. Antalya’dan Taksim’e birçok yerde de Kobani için oturma eylemleri yapılıyor.

Taksim’de Galatasaray Lisesi önünde oturma eylemi başladı. Kadıköy’de ise Altıyol’da toplanmaya başlandı. Beşiktaş’ta toplananlar sloganlarla yürüyüş yaptı.

HDP Sultangazi İlçe Örgütü üyeleri, IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırılarını, Karayolları Mahallesi’nden TEM otoyoluna yaptıkları yürüyüşle protesto etti.

HDP Kartal İlçe Örgütü ile HDK Kartal Meclisleri, Kobani’ye yönelik saldırılarını Kartal Ahmet Şimşek Koleji önünden Kartal AK Parti İlçe binası önüne yaptıkları yürüyüşle protesto etti.

Sarıgazi’de sokağa çıkan halka, polis saldırdı. Vatan İlköğretim Okulu’nun önünde bir araya gelen halk, sloganlarla yürüyüşe geçti. Halk, kaymakamlık binasının önüne geldiğinde polis, gaz bombaları ile saldırdı.

Öte yandan İMC’nin geçtiği bilgiye göre Almanya’da Stutgart, Nürnberg, Essen, Frankfurt, Manhheim, Hagen; İsviçre’de Bern; Fransa’da Paris ve Strasbourg, Avusturya’da Viyana kentlerinde eylemler yapılıyor.

(İMC Tv, Diken)

Mevsim anormallliklerinin sonucu: Ekim’de erik ağaçları çiçeklendi

Küresel iklim değişikliği meyve ağaçlarının dengesini bozmaya devam ediyor. Mersin’in Mut ilçesinde bazı erik ağaçlarının çiçek açıp meyve verdiği görüldü.

Erik ağacı

Meyve üreticisi Durmuş Ali Çungur, bahçesini gezdiği sırada bazı erik ağaçlarının çiçek açtığını ve meyve verdiğini görünce çok şaşırdığını söyledi. Erik ağaçlarının bu zamanda tekrar çiçek açmasının normal olmadığını ifade eden Çungur, “25 yıldır çiftçiyim böyle bir durumla ilk defa karşılaştım. Normalde mart ayında çiçek açan erikler, bazen erken uyanıp şubatta çiçek açıyordu. Ekim ayında çiçek açtığı ve meyve verdiğini hiç görmedim” dedi.

Mut Ziraat Odası Başkanı Ali Çelik ise ilçede şubat ayında yaşanan don olayından dolayı bazı ağaçların ilkbaharda uyanamadığını söyledi. Çelik, “İlkbaharda uyanamayan ağaç, sonbaharda havaların iyi gitmesiyle mevsimi ilkbahar sanabilir. Baharları şaşıran ağaç sonbaharda iken ilkbahardaymış gibi uyanıp çiçek açıp meyve vermiştir. Ağaç, baharları şaşırmıştır” dedi.

(AA/ Yeşil Gazete)

Brezilya seçimleri ikinci tura kaldı

Brezilya’da Devlet Başkanlığı seçimlerinin ilk turundan galip bir isim çıkmadı. Şu anki Devlet Başkanı Dilma Rousseff resmi olmayan ilk sonuçlara göre oyların yüzde 41’ini alarak en çok oy toplayan aday olsa da, yüzde 50’ye ulaşamadığı için seçimin galibi ikinci turda belli olacak.

A man kneels down in a voting booth as he casts his vote during Brazil's general elections at a polling station in Sao Bernardo do Campo, near Sao Paulo

İlk tur seçiminde ikinci sırada ise oyların yüzde 35’ini alan sosyal demokrat aday Aecio Neves yer aldı.

Yaklaşık 142 milyon kişinin oy kullandığı ve katılım oranının yüzde 80’e çıktığı seçimde yeşillerin adayı Marina Silva’nın oyları yüzde 22’de kaldı.

Brezilya’nın demokrasi tarihinde gördüğü en çekişmeli seçimlerden birisinde yarış sosyalist parti lideri Eduardo Campos’un bir uçak kazasında ölmesiyle tüm seçim kampanyalarının seyri değişmişti.

Kaza öncesinde seçimi ilk turda kazanacağı tahmin edilen Rousseff’in anketlerde oy kaybettiği görülmüştü.

Yine de yapılan yorumlar ilk tur seçim sonuçlarının tüm eleştirilere karşın Rousseff’e olan desteğin sürdüğü yönündeydi.

Özellikle Brezilya 2014 Dünya Kupası nedeniyle sokak protestolarıyla karşı karşıya kalan Rousseff, ülkesinin uluslararası otoritelerce ‘başarılı’ bir Dünya Kupası organizasyonu gerçekleştirmesini sağladı.
Seçime giderken en önemli kozu ekonomi olan Rousseff’in başkanlık döneminde Brezilya’da işsizlik yüzde 5’in altına inmiş, asgari ücret artırılmış ve açlık sınırındaki Brezilyalıların sayısı azaltılmıştı.

Seçimlerin ilk turunun ardından yavaşlayan ekonomik büyümeye tekrar ivme kazandırmayı vaad eden Dilma Rousseff ve Aecio Neves çok farklı ekonomi politikalarıyla halkın karşısına çıkıyor.
Neves, iş ve yatırım dünyası dosu bir ekonomi planından bahsederken Rousseff, gerektiği zaman devlet müdahalesini savunuyor.
Rio de Janerio’da bulunan BBC muhabiri Wyre Davies, ikinci turda adayların bibirlerinekarşı söylemlerini daha da sert hale getirebileceğini ifade ediyor.
İlk turda da Rousseff Neves’i ‘özelleştirme yanlısı bir kapitalist’ olarak nitelereken, Neves de rakibi için ‘kamu harcamalarını sürekli artıran idealist bir sosyalist’ olmakla eleştiriyordu.

(BBC Türkçe)

Sayıştay’a yansıyan rant

Sayıştay’ın 2013 yılını kapsayan Maliye Bakanlığı denetim raporu, kıyı ve sahillerdeki tabii güzelliklerin nasıl talan edildiğini ortaya çıkardı. Kocaeli, Antalya ve Mersin gibi illerde belediyelerin kiraladığı Hazine arazileri üzerinde inceleme yapan Sayıştay denetçileri, usulsüz uygulamalarla karşılaştı. Yönetmeliğe göre, 6 metrekareyi geçmemesi gereken büfelerin bazı yerlerde 307 metrekareye kadar büyütüldüğü, çevrelerine eklenen platformlar ile kafe, bar ve restorana dönüştürüldüğü belirlendi.

Rapora göre, İzmit Sahil Marina bölgesinde; 8 balık lokantası ile toplam büyüklüğü 3 bin 185 metrekare olan 4 kafe/restoran ve bin 976 metrekare büyüklüğünde 2 spor tesisi, geçerli bir sözleşmeye dayanmaksızın 2006’dan beri faaliyet gösteriyor. Zaman’dan İsa Sezen’in haberine göre, bu lokantaların işletmecileriyle söz konusu alan üzerinde hukukî hiçbir yetkisi bulunmayan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi arasında da kira sözleşmeleri bulunuyor.

sayistay

Belediyelerin özel şahıslara kiraladığı devlet arazilerinin bu kişiler tarafından üçüncü kişilere kiraya verildiği, bu sayede arazinin asıl sahibi olan Maliye’ye ödenen kira bedelinin 27 kat fazlası gelir elde edildiği tespit edildi. Belediyelerin, düşük bedelle kendi şirketlerine kiraladığı azileri doğrudan kamunun özel şahsa kiraya vermesi halinde devletin 50 kat fazla kira bedeli alabileceğine dikkat çekildi.

Rapora göre sahillerdeki birçok yerde devlet arazileri hiçbir bedel ödenmeden işgal edildi. Başkalarına kiraya verildi. İzinsiz yapılaşma gerçekleşti. Bu yerlerin boşaltılması için gereken işlemleri kanunun açıkça emretmesine rağmen gerek belediyeler gerekse Maliye Bakanlığı bu icraatı yerine getirmedi.

Sayıştay Başkanlığı’nın yeni açıkladığı Maliye Bakanlığı 2013 denetim raporunda özellikle Mersin, Antalya ve Kocaeli gibi illerde kıyı kesimlerindeki Hazine arazilerinin usulsüz kullanımına yönelik önemli tespitlere yer verildi. Raporda protokollerle belediyelerin kullanımına bırakılan kıyı niteliğindeki araziler üzerinde, mevzuata aykırı yapıların inşa edilerek ticarî amaçlı işletildiği belirtildi. Raporda somut örneklere de yer verildi.

Sayıştay denetçileri, Maliye Bakanlığı’nın sorumluluğunda olan devlete ait kıyıların, bazı kişilerce işgal edildiği, bu alanların tahliye edilmediği tespitini de yaptı. Kocaeli’nin İzmit ilçesinde Sahil Marina bölgesinde; 8 balık lokantası ile toplam büyüklüğü 3 bin 185 metrekare olan 4 cafe/restoran ve 1.976 metrekare büyüklüğünde 2 spor tesisinin geçerli bir sözleşmeye dayanmaksızın 2006’dan bu yana faaliyet gösterdiği belirtildi. Ayrıca bu lokantaların işletmecileriyle söz konusu alan üzerinde hukukî herhangi bir yetkisi bulunmayan Kocaeli Büyükşehir Belediyesi arasında kira sözleşmelerinin bulunduğu belirtildi.

Antalya Alanya’da 99 bin 270 metrekarelik alanın şezlong, şemsiye, gölgelik, voleybol sahası, iskele ve yeşil alan olarak işgal edildiği; tahliye edilmeden sadece ecrimisil (haksız işgal tazminatı) uygulanarak işgallere süreklilik kazandığı görüldüğüne dikkat çekildi. Rapora göre Antalya merkezde kiralama yetkisinin protokolle mahallî idarelere devredilen kısımları hariç olmak üzere 438 dönümlük devlet arazi işgal altında. İşgal konularına göre dağıtıldığında bu rakamın 125 dönümünde restoran, havuz, bar, aquapark, spor alanı gibi sabit yapılar kurulmuş. 261 dönümü şezlong, şemsiye ve gölgelik olarak, 30 bin 510 metrekarelik alan iskeli, 22 dönüm alan ise deniz yüzeyinin tasarruf altına alınması suretiyle işgal edilmiş durumda. Mevzuata göre araziler üzerindeki işgalcilerin derhal tahliye edilmesi gerekirken, ecrimisil uygulamasıyla işgallerin süreklilik kazandığı tespiti yapıldı.

Mersin Adnan Menderes Bulvarı imar planında 48 metrekare olarak belirlenen 14 kafeterya ve çay bahçesinden bazılarının 1.800 metrekare büyüklüğe ulaştığı ifade edildi. Aynı bölgede toplamda 7 bin metrekarelik protokol dışı kullanım olduğu tespit edildi. Belediyenin yine kendi bünyesindeki şirkete kiraladığı 14 kafeteryanın 6’sının mevzuata aykırı olarak alt kiracılara kiralandığı buna rağmen cezai yaptırım ve sözleşmenin feshi yoluna gidilmediği görüldü. Raporda, “Kira sözleşmelerinin incelenmesi sonucunda; büfe alanının, belediye tarafından tüçüncü kişilere kiraya verilmesi halinde elde edilen kira bedeli ile benzer yerlerin belediye şirketine kiraya verilmesi halinde elde edilen kira bedeli arasında yaklaşık elli katlık bir fark olduğu anlaşılmıştır.” denildi.

(Zaman)