Konya Merkez Karatay ilçesi Ortakonak Mahallesi yakınlarında askeri uçak düştü, 2 pilot hayatını kaybetti.
Genelkurmay Başkanlığından yapılan yazılı açıklamada olay şu şekilde belirtildi:
“1’inci Ana Jet Üs Komutanlığı / Eskişehir’den, 05 Mart 2015 günü saat 08.58’de, planlı eğitim uçuşu için kalkış yapan 112’nci Filoya ait bir adet F-4E 2020 uçağı saat 09.50’de Konya Atış Sahasında henüz bilinmeyen bir nedenle kaza kırıma uğramıştır.”
Ölen iki pilottan birinin paraşütle atladığı ancak kurturulamadığı belirtildi.
Askeri yetkililer olay yerinde incelemede bulunuyor. 112 Acil Servis ambulansları ve AFAD ekipleri ise kazaya müdahale için bekletiliyor.
25 Şubat 2015’te de Malatya’nın Akçadağ ilçesi yakınlarında RF-4E tipi iki askeri uçak düşmüş, dört pilot hayatını kaybetmişti.
CHP İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın “Kabataş saldırısı” iddiasıyla ilgili olarak ‘iftira ve suç uydurma’ gerekçesiyle hakkında suç duyurusu yaptığı Yeni Şafak Gazetesi Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi, gazetesinde yer verdiği köşe yazısında “Tacize maruz kalmış bir anneyi savunduğumuz için hakkımızda suç duyurusunda bulunmak ise sizin için utanç vesilesi olacaktır. Sadece bir MOBESE görüntüsü üzerinden bir tacizi, bir annenin bebeğiyle birlikte yaşadığı travmayı yok sayamazsınız. Bir görüntü üzerinden bir olayı çürütemezsiniz” dedi.
Selvi’nin yazısında değindiği mobese görüntülerinde iddia edildiği gibi Gezi Parkı Nöbeti sırasında Kabataş’da başörtülü bir kadının yanında bebeği ile kamçılı erkekler tarafından sözlü ve fiziksel tacize uğradığı beyanının asılsız olduğu ortaya çıkmıştı. Görüntülerde iddia sahibi geç kadın kırmızı ışıkta herkesle birlikte yayalara geçiş hakkı için yeşil ışık yanmasını bekliyor sonrasında da yoluna devam ediyordu.
Selvi, “Diliniz KABA Yüreğiniz TAŞ” başlıklı yazısında ayrıca “TCK’da ya CMK’nın hangi maddesinde suçun oluşması için MOBESE görüntüleri ispat etmeniz gerekiyor diye bir hüküm mü var. Yasada olmayan bir hükmü siz mi icat ettiniz?” diye bir soru yöneltmeyi de ihmal etmedi.
Yazabilirsiniz bir kenara.
Türkiye 7 Haziran genel seçimlerine giderken Saray’daki Sultan’ın korkulu rüyası HDP’dir.
Ya HDP barajı geçerse?..
Ya HDP yüzde 10’un üzerinde seyrederse?..
Ya HDP yüzde 14-15’i yakalarsa?..
Bu sorular çoktandır Tayyip Erdoğan’ın kâbusu haline gelmiş durumda.
Çünkü, 7 Haziran’da böyle bir sonucun kendisi için sonun başlangıcı olacağını gayet iyi biliyor.
Bu nedenle korkuyor.
400 milletvekili hayalinin uçup gitmesiyle onun için çöküşbaşlayacak.
Bir yandan anayasayı tek başına değiştiremeyecek, yani başkan babalık, tek adamlık hayalleri uçup gidecek.
Öte yandan, AKP 7 Haziran’da hükümeti tek başına kuracak çoğunluğu da elde edemeyebilir.
Bu ihtimaller ciddi.
Daha düne kadar HDP’ye, Kürtlere mesafeli çevrelerde de yaşanmakta olan ilginç değişimler de bu ihtimalleri güçlendiriyor.
Siyasal gündemin ilk sıralarına oturan bu ihtimallerin gerçekleşmesi, AKP içindeki çatlakların derinleşmesi ya daErdoğan’ın 1150 odalı Saray’ında fena halde yalnızlaşması veetkisizleşmesi anlamını taşıyor.
Erdoğan ve tetikçilerinin hedefi HDP
Bunun içindir ki, Erdoğan’la tetikçileri bir süredir HDP’yi en büyük hedef tahtası haline getirdiler.
Bu nedenledir ki, HDP’nin Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı var güçleriyle şeytanlaştırmaya çalışıyorlar.
Tayyip Erdoğan, Dolmabahçe açıklamalarının hemen ertesinde bastı düğmeye.
Önce kendisi, sonra Davutoğlu, arkasından Arınç ve eş zamanlı olarak yandaş medya tetikçileri hep bir ağızdan veryansın etmeye başladılar Demirtaş’a.
Gayet iyi farkındalar.
Demirtaş gün geçtikçe daha çok ilgi çekiyor.
Popülaritesi artıyor.
Selahattin Demirtaş’a dönük itibarsızlaştırma kampanyasıyla HDP oylarını aşağı çekebileceklerini sanıyorlar.
Oysa, Demirtaş’ı barış düşmanı ilan etmenin ciddiye alınacak herhangi bir yanı yok. Barış ve demokrasi açısından Demirtaş’ın tertemiz bir sicili var.
Bu sicil büyük fedakârlık ve acılarla yazılmış bir sicil…
Selahattin Demirtaş, Kürt sorunu ile silah ve şiddetin bağını koparmanın, Türkiye’de gerçek barışa varmanın tek yolunundemokrasi olduğunu görüyor.
Demokrasi ve hukuk deyince de ‘Tayyip Erdoğaniktidarı’na haklı olarak inanmıyor.
Bu yüzden barış düşmanı ilan ediliyor. Kandil’le birlikte İmralı’nın karşısına oturtulmak isteniyor.
Daha gözü kara oyunlar da tezgâhlanabilir
Erdoğan ve tetikçilerinin bu seçim oyunu fazlasıyla sıradan.
HDP oylarını bu ucuz oyunlarla aşağı çekebileceklerini sanıyorlarsa, fena halde yanılıyorlar.
Bu arada dikkatli olmakta yarar var.
7 Haziran yaklaştıkça, Demirtaş ve HDP’ye dönük bu sıradan ucuz oyunun tutmadığını gördüklerinde, daha gözü karaoyunlar da tezgâhlanabilir. Tuzaklar kurulabilir.
‘Provokasyon’lar tezgâhlanabilir.
HDP’nin bunlara düşmekten özenle sakınması gerekir.
Saray’daki Sultan’ın kâbusu
Tekrar ediyorum. (1) HDP, Saray’daki Sultan’ın 7 Haziran kâbusu! (2) Yüzde 10 barajının üzerinde seyredecek bir HDP ile kendi çöküş sürecinin tetiklenebileceğini görüyor çünkü…
Seçime üç ay kaldı.
Sözü uzatmak istemiyorum.
Bu topraklarda barış ve demokrasi adına, değişim adına oyumu 7 Haziran’da HDP’ye vereceğim.
Kabataş saldırısı, iddiaların savunucularından gazeteci Elif Çakır’ın avukatı Fidel Okan’ın “Kabataş saldırısı kurgu ve düzmeceydi” sözleriyle yeniden gündeme gelirken, hükümete yakınlığıyla bilinen Star, Yeni Şafak, Sabah, Yeni Akit ve Türkiye gazetesinden 12 köşe yazarı bugünkü (5 Mart 2015) yazısında “Diliniz KABA, vicdanınız TAŞ” başlığını kullandı. Yeni Şafak Gazetesi Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi ise bu “kulaktan kulağa” oyununda yukarıdan! gelen emriri yanlış anladığından olacak “Diliniz KABA, yüreğiniz TAŞ” başlığını kullandı.
Gazeteci Elif Çakır’ın avukatı Fidel Okan’ın Kabataş saldırısını yeniden gündeme getiren açıklamalarının ardından Elif Çakır sessizliğini korurken, hükümete yakınlığıyla bilinen gazetedeki yazarlardan bazıları “Diliniz KABA, vicdanınız TAŞ” başlığıyla yayımlanan yazılarında saldırıya uğradığını öne süren Zehra Develioğlu ve Elif Çakır’ı savundu.
Star gazetesinden Ahmet Kekeç, Ardan Zentürk, Halime Kökçe,Murat Çiçek ve Saadet Oruç, Yeni Akit gazetesinden Ersoy Dedeve Kenan Alpay, Türkiye gazetesinden Fuat Uğur, Sabah gazetesinden Mahmut Övür, Yeni Şafak gazetesinden Kemal Öztürk, Merve Şebnem Oruç ve Yasin Aktay yazılarında “Diliniz KABA vicdanınız TAŞ” başlığını kullandı. Abdülkadir Selvi ise tek kelimelik değişiklik yaparak, “Diliniz KABA, yüreğiniz TAŞ” başlığını kullandı
Sinop’un Gerze ilçesinin Yaykıl köyünde altı yıl önce Anadolu Grubu’nun kurmak istediği termik santrale karşı başlayan direniş, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ÇED sürecinin durdurulduğuna dair yaptığı açıklama ile resmen sona erdi.
Bakanlığa bağlı ÇED İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü, ormanlık alan üzerine kurulması planlandığı gerekçesiyle reddedilen ve iki defa iade edilen projenin ÇED sürecini 23 Şubat tarihinde sonlandırdı ve karar Gerze Belediyesine de tebliğ edildi. Termik santral karşıtı mücadelenin resmen kazanıldığı ilanı Gerze ve Yaykıl’da belediyenin hoparlörlerinden halk ile de paylaşıldı.
Yeşil Gerze Çevre Platformu (YEGEP), yaptığı yazılı açıklamada Gerze ve Yaykıl mücadelesine destek verenlere teşekkür etti.
“Teşekkürler! Gerze halkını ve Yaykıl köylüsünü yalnız bırakmayanlara!
Termik santrale karşı başlattığımız mücadelemiz de baş ilkelerimizden birisi yerelden-yerinde-doğrudan-demokratik
ve hukuki mücadele idi.
Hepimizin emeğine, yüreğine sağlık” ifadeleri ile başlayan yazılı açıklamada bu altı yıllık mücadele süreci aktarılırken emek veren, destek olan herkese de teşekkür ediliyor.
YEGEP’in basın açıklamasının mücadelenin ülke ve dünya genelinde yılmaksızın devam ettiği “YEGEP’liler olarak Gerze ilçesinin Yaykıl köylüsünün mücadelesinin ülke genelinde duyulmasında, yayılmasında, bilinmesinde ilkeli bir şekilde ön ayak olduk. Bugünden sonra da bu mücadelenin tarihsel süreç içerisinde yerini aldığını bilmenin gururu ve mutluluğunu tüm mücadele edenlerle paylaşmaya hazırız.
Termik santrale hayır diyen binlerce kararlı, onurlu, yaşam mücadelesi için birleşen çok ses, tek yürek olmuş Yaykıl köylüsünün, Gerze halkının isyanı ve direnişi tüm dünyaya örnek olsun!” sözleri ile de vurgulanıyor.
Ulusal Bilimler Akademisi Tutanakları(Proceedings of the National Academy of Sciences) dergisinde hafta başında yayınlanan araştırma, Suriye’de yaşanan iç savaşın iklim değişikliği ile ilişkisini ilk kez bilimsel olarak ortaya koyuyor.
Araştırma, Suriye’deki ayaklanma ile Bereketli Hilal bölgesinde insan kaynaklı küresel ısınma nedenli yaşanan kuraklık arasında bağlantı olduğunu ayrıca sürdürülebilir olmayan tarım ve çevre politikalarının da kuraklığı şiddetlendirdiğini gösteriyor.
Bereketli Hilal’de 2006-2010 yılları arasında yaşanan kuraklık (kahverengi alan) Fotoğraf: NASAKuraklığın sebebi insan kaynaklı iklim değişikliği
Kaliforniya Üniversitesi’nden Colin P. Kelley ve Kolombiya Üniversitesi’nden Richard Seager’ın yürütücüleri arasında bulunduğu araştırmada bölgenin 100 yıllık yağış, sıcaklık, deniz seviyesi, hava basıncı verileri incelenerek ulaşılan sonuca göre bölgede 2007-2010 yıllarında rekor seviyelere ulaşan kuraklığın insan kaynaklı küresel ısınmadan olma ihtimali doğal sebeplerden olma ihtimalinden 2-3 kat daha yüksek.
İç savaşın tetikleyicisi kuraklık
Araştırmacılar, yaşanan kuraklık sonucu yaklaşık 1.5 milyon insanın kırsal bölgelerden şehirlere göç etmesi ile ayaklanmanın başladığı Humus, Hama gibi şehirlerin nüfusunun % 50 oranında arttığını belirtirken aynı zamanda gıda fiyatlarının yükselmesi, işsizlik, tarım politikaları ve Irak savaşından kaçan Iraklıların da bölgeye göçmesi ile demografik yapının bozulması gibi faktörlerin ayaklanma ortamına zemin oluşturduğunu belirtiyor.
Suriye’de yaşanan ve hala devam eden çatışmalarda 200 bin insan hayatını kaybetti, milyonlarca insan evlerini terketmek zorunda kaldı.
Son yıllarda yapılan araştırmalar sıcaklık yükselişlerinin ve kuraklığın çatışma riskini arttırdığı yönünde sonuçları ortaya koyarken hükümetlerin, iklim değişikliği ile mücadelede krizin bu boyutunu da dikkate alarak iklim adaptasyon politalarını geliştirmeleri gittikçe daha elzem hale gelmekte.
Slovenya Parlamentosu, dün yaptığı oylamayla evlilik eşitliğini ve eşcinsel çiftlerin evlat edinme hakkını kabul etti.
Slovenya Parlamentosu, dün akşam gerçekleşen oylamada 28’e 51 oyla eşcinsel çiftlerin evlenme ve evlat edinme haklarını tanıdı. Yasa, son olarak Cumhurbaşkanı Borut Pahor’un onayını bekliyor.
Oylama sırasında Parlamento önünde küçük bir protesto gerçekleşese de geçtiğimiz ay yapılan anketlere göre ülkenin yaklaşık yüzde 60’ı evlilik eşitliğini destekliyor.
Slovenya yasayla birlikte evliliğin yalnızca kadın ile erkek arasında tanımlamaya son vererek evlilik eşitliğini kabul eden 21. ülke oldu.
Şimdiye kadar Arjantin, Belçika, Birleşik Krallık’ta Galler, İngiltere ve İskoçya, Brezilya, Danimarka, Finlandiya, Fransa, Güney Afrika, Hollanda, İspanya, İsveç, İzlanda, Kanada, Lüksemburg, Norveç, Portekiz, Uruguay ve Yeni Zelanda’da eşcinsel çiftler evlilik hakkı açısından heteroseksüel çiftlerle eşitlik kazandı.
Almanya’da toplu iş görüşmelerinden sonuç alamayan kamu personeli iş bırakma eylemleri düzenliyor.
Bilim Eğitim Sendikası’ndan (GEW) yapılan açıklamada, iş bırakma eylemlerinin Berlin, Kuzey Ren-Vestfalya, Saksonya, Saksonya-Anhalt ve Thüringen’de yoğunlaşacağı duyuruldu.
Sendikalar yüzde 5,5 ücret artışı ve bir defaya mahsus 175 Euro ödeme talep ediyor. İş sözleşmelerinin sürelerinin sınırlandırılmasına son verilmesi ve stajyerlere işyeri güvencesi diğer talepler arasında sıralanıyor.
İşverenin yüksek maliyetler gerekçe göstererek emeklilik haklarını yeniden düzenleme girişimi ve maaşların tarife kapsamında belirli gruplara göre yapılandırılması anlaşmazlık konularının başında geliyor.
Kamu iş yerlerindeki eylemler dün başladı. Essen Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yaklaşık 300 personel iş bıraktı.
Memurlar Sendikası Başkanı Willi Russ, iş bırakma eylemlerinin toplu sözleşme görüşmelerinin bir sonraki turu olan 16 ve 17 Mart tarihlerine kadar devam edeceğini söyledi.
Ukrayna’nın doğusunda halen savaş durumunda olan Donetsk’de bir madende sabah saatlerinde patlama meydana geldi. İlk belirlemelere göre patlama sonucu 30’dan fazla madenci hayatını kaybederken, onlarcası ise halen göçük altında.
Reuters’in geçtiği habere göre, yerel yetkililerden madende bulunan işçi sayısına ilişkin çelişkili açıklamalar geliyor. Açıklamalara göre, göçük altında kalan işçi sayısının 70’den fazla olma ihtimali üzerinde duruluyor. Öte yandan Zasyadko kömür madeninde meydana gelen patlamanın nedeni ise halen netleşmedi. Kazaya ilişkin açıklama yapan Maden Güvenliği Hizmeti Yerel yöneticisi Vladimir Tsymbalenko, patlamanın ardından ilk olarak açığa çıkan zehirli gazların temizlenerek, kurtarma çalışmalarının güvenli bir ortamda yapılmasına çalışıldığını bu nedenle henüz patlamanın olduğu merkeze ulaşılamadığını söyledi.
Zasyadko Maden Ocağı’nda 2007 yılında da bir patlama meydana gelmiş ve olayda 106 çalışan hayatını kaybetmişti.
Boston Maratonu saldırısının faili Cevher Çarnayev’in idam cezası istemiyle yargılandığı davada savcının bugün esasa ilişkin mütalaasını açıklaması, Çarnayev’in de son savunmasını yapması bekleniyor.
Davanın görüleceği Massachusetts federal mahkemesinde görev yapacak jüri üyelerinin seçimi iki ayda tamamlandı. Kötü hava koşulları mahkemenin çalışmalarını aksattı.
15 Nisan 2013 tarihinde düzenlenen saldırıda 3 kişi can vermiş, 260’tan fazla kişi de yaralanmıştı. Bombaları olay yerine yerleştirenlerin Çeçen kardeşler Cevher ve Tamerlan Çarnayev olduğu tespit edilmişti. Çarnayev kardeşlerin yakalanması için düzenlenen operasyonlarda bir polis hayatını kaybetmişti.
Tamerlan Çarnayev polisten kaçarken vurularak öldürülmüş, Cevher Çarnayev ise kısa bir süre sonra yaralı olarak ele geçirilmişti.
İddianamede, 21 yaşındaki Cevher Çarnayev’in dört kişinin ölümünden sorumlu olduğu belirtiliyor. Sanığın ev yapımı iki bombayı Boston Maratonu’nun finiş çizgisine yerleştirdiği kaydediliyor.